Ankara’dan hareket ettiğinizde, yaklaşık 90 dakika bile olmadan, Polatlı ilçesine varılıyor ve bu şirin-büyük ilçemizin hemen merkezinde: çok uzaklardan bile görülebilen, Sakarya Şehitler Anıtı bulunuyor. Binlerce yıl önce: Anadolu’nun tam merkezinde; Frigyalılar tarafından kurulan başkent Gordion; günümüzde, Polatlı’nın ilçe sınırları dahilinde kalıyor. Ama: çok eski tarihlerde yaşanan bu büyük uygarlık yanında, bu topraklar: yakın geçmişte, bugün büyük bir onur ve gururla sahiplendiğimiz ve yaşadığımız: Türkiye Cumhuriyeti ülkemizin de, düşman işgalinden kurtarılmasında dönüm noktası olmuş bir yer.
Evet: Kurtuluş Savaşımızın, en büyük mücadelelerinden olan: Sakarya Savaşı, bu topraklar üzerinde yaşanmış. Binlerce şehit kanı ile ıslanmış ve büyük mücadeleler sonucu düşmana önce dur denilmiş ve daha sonra ise, yapılan saldırılar ile, kaçmasına neden olunmuş topraklar.
Tüm bunların anısını yaşatmak ve gelecek nesillere, bunları hatırlatmak için; Polatlı’da: görülmesi gereken: 3 yer var. Bunlar: Alagöz Karargah Müzesi, Malıköy Demiryolu İstasyonu ve Sakarya Şehitleri Anıtı.
MALIKÖY DEMİRYOLU İSTASYONU:
Demiryolu istasyonu: Mustafa Kemal’in karargah olarak kullandığı: Alagöz’e 10 km. uzaklıktadır. Sakarya Savaşlarında: ordumuzun: iaşesiz ve cephanesiz kalmaması için: savaşın yapıldığı bu bölgelerin çok uzaklarından, geri bölgelerden: buralara gerek yiyecek ve gerekse cephane ikmali yapılması gerekiyordu. Bu ikmalin en önemli noktası olarak ise: Malıköy Demiryolu istasyonu kullanılmıştır.
Yani: burası: Sakarya çatışmalarında: mühimmat deposu, lojiktik ikmal sağlayan indirme ve bindirme istasyonu, hayvan reviri ve istasyon yakınlarındaki alan ise: hava üssü olarak kullanılmıştır. Ordunun ihtiyacı olan her şey: Ankara’dan Malıköy Demiryolu istasyonuna gönderiliyordu. Demiryolu olmasaydı: her gün, yüzlerce ton yem, yiyecek ve cephanenin: Ankara’dan, 90 km. uzaktaki cephaneliğe taşınması için, çok daha büyük imkanlar ve emekler gerekecekti. Bu nedenle: buranın önemi büyüktür.
Polatlı istasyonu: düşmanın top ateşi altında bulunduğu için; savaş bölgesine malzeme getiren trenler; bayağı geride durmak zorunda kalıyorlardı. Trenler, burada yüklerini boşaltıyorlar ve son çatışmalarda sayıları çok artan yaralı askerlerimizi, Ankara’ya geri götürmek için bekliyordu. Evet, burada, bir nokta komutanlığı tesis edilmiş ve yaralı-hasta askerlerimiz, buradan büyük şehirlerdeki hastanelere trenle sevk ediliyordu. Ayrıca: hasta ve yaralıların yararlanması için, burada bir çay evi kurulmuştu. Daha doğrusu: Kızılay tarafından, yaralı ve hasta askerler için Eskişehirde açılan çay evi, Sakarya Savaşında, buraya taşınmıştır.
Ancak: çatışmaların sürdürüldüğü, güney kanattan: Malıköy tren istasyonuna ulaşmak için, yaklaşık 50 km. yürümek gerekiyordu. Yaralı bir askerin, bu mesafeyi alması, muhtemelen 3-4 gün alıyordu. Yaralı askerlerimizin, bu yürüyüşü, görenlerin yüreğini parçalıyordu. Ama: Malıköy demiryolu istasyonuna ulaşmak: hayatta kalmanın başlıca unsurdu. Burada bulunduğunuzda: savaş sırasında, Ağustos ayı sıcaklarında, burada, yüzlerce-binlerce yaralı ve hasta askeri, kan-ter kokusunu, bunlara hizmet vermek üzere koşuşturan doktor-hemşire gibi sağlık personelinin çabalarını düşünmelisiniz. Gerçekten: Malıköy tren istasyonu: Sakarya çatışmalarında; son savunma hattımızın hemen gerisinde, tüm gücün kullanıldığı bir destek noktası olarak öne çıkmış ve kurtuluş mücadelesinde büyük öneme sahip bir yerdir.
Bunların dışında: Malıköy’ün diğer bir özelliği de öne çıkıyor. Malıköy: konumu nedeniyle, cephe gerisinde bulunduğundan: cephedeki birliklerin ihtiyacı olan yiyecek ve mühimmat da: burada depolanıyordu. Ayrıca: Sakarya Savaşlarında, Türk ordusu tarafından, 2 keşif uçağı ile oluşturulan, hava gücü de, burada konumlanmıştı. Burada görevli bir gurup havacı, yaptıkları keşif uçuşları ile topladıkları bilgileri: Alagöz’deki cephe komutanlığı karargahına ulaştırıyorlardı.
1 Haziran 2008 tarihinde, burada bir müze açıldı. Bahçesinde: savaş döneminden kalan tarihi trenler ve uçaklar sergileniyor. Güzel bir müze, ziyaret ederken, duygulu anlar yaşayacaksınız.
ALAGÖZ KARARGAH MÜZESİ:
Kurtuluş savaşında, Türk ordusu,Sakarya hattına çekilirken, Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk: karargahı ile birlikte, 1921 yılında, buradaki, bu çiftlik evine yerleşmiştir. Çiftlik evi: köy halkından, Türkoğlu Ali Ağa’ya aitti.
Sakarya savaşının bitiminde: bina, sahipleri olan Ali Türkoğlu ve oğulları tarafından, 1965 yılına kadar kullanılmıştır.
1965 yılında: varisleri tarafından, Milli Eğitim Bakanlığına devredilmiştir. 1967 yılında: Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğüne bağlı olan Anıtkabir Müze Müdürlüğüne devredilmiş ve restorasyonu yapılarak, müze haline getirilmiştir. 10 Kasım 1968 tarihinde, zamanın Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay tarafından; sadece, üst katı tanzim edilerek ziyarete açılmış, alt kat odaları ise, 1983 yılında yapılan yeni bir düzenleme ile ziyaretçilerin hizmetine açılmıştır. Üst kattaki sofa ve bazı odaların tavanlarında: ahşap oyma bezemeler var. Yapının giriş cephesindeki dikmeler üzerindeki üç alınlıkta, ahşaptan kanatlarını açmış tavus kuşu betimlemesi bulunuyor. Yapının alt ve üst kat planı kare biçimindedir.
Evet, Büyük önder Atatürk: bu 2 katlı çiftlik evinden savaşı yönetmiş ve 23 Ağustos tarihinden 9 Eylül 1921 tarihine kadar, burada yaşamıştır. Bütün planlar burada hazırlanmış, tarihi kararlar burada verilmiş.
Bugün 45 hane ve 290 nüfusu bulunan köy, o zamanlar, yanlızca birkaç binadan ibaret, küçük bir çiftlik imiş.
Bugün, 2 katlı binada, gezilebilecek bölümler şöyledir: Giysi odası, Kitaplık odası, Hatıra Eşya odası, Zabitan yemek odası, Mutfak, Muhabere odası, Başkumandanlık odası, Kurmay Heyeti odası, Dinlenme odası, Yaverler odası, Atatürk’ün yatak odası, Atatürk’ün yemek odası ve Hizmet eri odası. Yani: toplamda, 12 oda bulunuyor.
Alt katta: giysi odası olarak tanzim edilen birinci odada: Kurtuluş savaşında giyilen üniformalar sergileniyor. Sağdan ikinci oda: kitaplık ve hatıra eşya odası. Burada: Atatürk’ün, Gençliğe Hitabı ile, Atatürk hakkında yazılmış kitaplar bulunuyor. Giriş kapısının karşısına gelen “Silah Vitrini”nde, İstanbul Askeri Müze ile Polatlı Topçu Okulundan temin edilen: tabanca, tüfek, kasatura, kılıç ve el bombaları sergileniyor. Steyr ve Spanday marka, 2 makineli tüfek de vitrinin iki yanında bulunuyor. Solda, dipteki oda “Zabitan Yemek Odası” olarak hazırlanmış.
Zamanında, mutfak olarak kullanılan solda, ortadaki oda, yine “Mutfak” olarak düzenlenmiştir. Girişin solundaki oda: “Muhabere odası”. Bu odada: çeşitli haberleşme araçları var.
Alt katta: hol duvarlarında, Sakarya Savaşını gösteren fotoğraflar sergileniyor.
Üst katta: sağdan ilk oda “Başkomutanlık Odası”. Atatürk’ün şapkalı bir gaz lambası ışığı altında; 22 gün 22 gece, savaş planlarını, arkadaşlarıyla birlikte hazırladığı bu oda: onun aziz hatırasını canlandıracak şekilde düzenlenmiştir. Sağdan ikinci oda: “Kurmay Heyeti Odası” olarak tanzim edilmiştir. Bu odanın hemen yanında “Dinlenme Odası” bulunuyor. Atatürk’ün, çalışmalardan yorulduğunda, dinlenmek için kullandığı bir yer. Sol dipteki oda: “Yaverler Odası” olarak düzenlenmiştir. Sol ortadaki oda “Atatürk’ün Yatak odası”dır. Bu odada: Atatürk’ün kullanmış olduğu eşyalardan bazıları bulunuyor. Karyola örtüsü, yastıklar, pijama, tabanda serili olan seccade ile halı: Atatürk’ün eşyaları arasındadır. Bu odanın yanında: “Atatürk’ün Yemek Odası” var. Sundurmanın üzerindeki, küçük mekan ise; Atatürk’ün hizmet erine tahsis edilmişti. Üst kattaki hol duvarlarında: Sakarya Savaşını gösteren, krokiler bulunuyor.
SAKARYA ŞEHİTLERİ ANITI:
Evet, anıt hakkında gördüklerimi yazmadan önce, girişte belirtmek istediğim bir husus var. Anıtın kapısında, demir parmaklıklı bir kapı bulunuyor. Herhangi bir etkin koruma önlemi yok. Temizlik deseniz, o da ayrı bir sıkıntı. Lütfen, bu satırları okuyan yetkililer, gerek buranın temizliğinin sağlanmasında ve gerekse bu bölgede; ayyaş-sarhoş ve bu tür düşünceler için bulunanların barındırılmaması için gerekli önlemleri alırlar. Bu önlemleri: Belediye ve diğer yetkililer alamıyorsa, lütfen askeri yetkililer alsın.
Aksi halde: kesinlikle, şehitlerimizin ruhuna ve akıttıkları kana yakışmayan; görüntüleri, ben ve sanırım burayı gören her ziyaretçi: asla görmeyi istemiyor.
Evet: anıt, Şehitler Kaşı Tepede bulunuyor. Heykeltıraş Haluk Tezonar tarafından yapılmış. Anıt gövdesi: 915 rakımdan başlıyor ve 970 rakıma kadar yükseliyor. Yani: merdivenler ile, yaklaşık 55 metre bir yüksekliğe tırmanmak gerekiyor. Sıcak yaz günlerinde, dinlenerek çıkılması gerekiyor, biraz dik. Başlangıçta, merdivenler oldukça dik, sütunlar küçük ve aralıkları geniş. Özellikle: çıkışa ilk başladığınızda, merdivenler çok dik, ilerledikçe merdivenler rahatlıyor. Yani: savaşın ilk günlerindeki güçlükler, merdivenlerin başında yaratılan dik ve yüksekliklerle ifade edilmiş, merdivenler çıkıldıkça rahatlıyor ve genişliyor, bu durum da, savaşın gidişatında, kazanılan başarıları ifade ediyor.
Yapının bu şekli ile ifade edilmek istenen şu: Osmanlı İmparatorluğu, I.Dünya savaşından yenilerek çıkar. Yani: gerek silahlı güçlerin ve gerekse milletin hali: sonu ne olacağı belli olmayan bir süreçtedir. Merdivenlerden yukarı çıkıldıkça: merdivenlerin meyili azalır ve kenardaki sütunlar büyür, araları daralır. Bu durum: bizlere, Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün; Anadolu’da yarattığı yeni kuvveti ve bu kuvvetin sonucunda karanlık ufkun aydınlanmaya başladığını ifade ediyor.
Evet, anıtta: merdiven basamaklarının toplamı, 420. Bu basamaklar: yükseldikçe, daralıyor. Yani: günler geçtikçe, sonuca, zafere ulaşılıyor.
Sütunlara gelince: anıtta, her iki yanda: 21’şer adet sütun bulunuyor. Bu sayının anlamı: Sakarya Meydan Savaşının, geceli-gündüzlü 21 gün sürmüş olması. Sütunlar: aşağıdan, yukarıya doğru, merdivenlerin her iki yanında sıralanıyor. Alt bölümlerde: sütunların araları geniş, yukarıya çıktıkça, sütunların araları daralıyor. Aynı zamanda: yukarıya çıktıkça, sütunların boyları da uzuyor. Yani: yukarıya çıkıldıkça; nihai zafere ulaşıldığının ifadesi olarak, sütunların boyları yüksek tutulmuş. Yani: en üstteki sütunun uzunluğu; en aşağıdaki sütunun uzunluğunun on katı. Bunun nedeni: yani, sütunların boylarının aşağıya inildikçe kısalmasının nedeni: günler geçtikçe, zafere yaklaşılmış olması. Müze: en uzun sütunların altında bulunuyor. Buna göre: 1’nci sütün en uzun, 21’ncü sütun ise en kısa olanıdır. 21’ncü sütundan, 1’nci sütuna doğru gidildikçe, zafere ramak kaldığı anlamı, anıta katılmak istenmiş.
MÜZE:
Anıtın bulunduğu alanda, bir de müze var. Müze 2 kısımdan oluşuyor. 1971 yılında yapılmıştır.
Orta Kısım: Ulu önder Atatürk, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak ve Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü’nün büstleri ve Sakarya Meydan Savaşına imzasını atan: Alay’dan, Kolordu’ya kadar olan birliklere komuta etmiş komutanların isimlerinin yazılı bulunduğu bir sütun var.
İkinci Kısım: Türk milletinin, kesin zaferiyle sonuçlanan İstiklal Savaşının her safhasını, ayrı ayrı yansıtan, 12 rölyef (kabartma resim) var.
1.Rölyef: I.Dünya Savaşı sonunda, çeşitli cephelerde, birçok evladını kaybetmiş, ordusu silahtan tecrit edilmiş, her bakımdan yalnız bırakılmış bir milletin: ızdırap ve hüzün dolu yaşantısını ve bir mucizeyi bekleyişi ifade ediliyor.
2-3.Rölyef: Sevr Antlaşmasına dayanarak, Anadolu’nun çeşitli bölgelerini işgal eden düşmanın, savunmasız kişilere karşı yaptıkları, işkence ve insanlık dışı davranışlar ifade ediliyor.
4.Rölyef: Anadolu’da: Ulu önder Atatürk’ün başlattığı mücadeyeli ve mücadele edecek milletin, milli davaya inanışını ifade ediyor.
5.Rölyef: Nizami kuvvetler teşkil edilene kadar Anadolu’nun her karış toprağını kanla sulayarak savunun ve işgal kuvvetlerine beklemediği bir dersi veren milli güçlerin mücadelesi ifade ediliyor.
6.Rölyef: “Ya İstiklal Ya Ölüm” parolası ile bilinçlendirilmiş ve davaya inanmış bir milletin, her şeyi ile, milli mücadeleye katılışı ifade ediliyor.
7.Rölyef: Başkomutan Atatürk’ün, sevk ve idaresinde, birlik ve beraberliğin kurulması ve komuta heyetinin teşkil edilmesi ifade ediliyor.
8,9 ve 10 Rölyef: Yokluklara ve bütün olumsuzluklara rağmen, yeniden teşkil edilen Türk ordusunun, Yunan ordusu ile yaptığı mücadeleyi ve yapılan çatışmaların sonucunda, Türk tarihine hediye edilen “Sakarya Destanı” ifade ediliyor.
11.Rölyef: Hayal peşinde koşan bir ordu için, yanlızca ızdırap getiren bir mücadele sonunda, düşman esir ve yaralıların tahliyesi ifade ediliyor.
12.Rölyef: Savaşın bitişi ve Anadoluda düşman temizlendikten sonra: bu zafere ismini yazan kahraman gazilerimiz, sevdiklerine kavuşurlar. İşte, bu rölyef: o heyecanlı günleri yansıtıyor.
ANIT:
Anıtta: üçlü bir kompozisyon var. Bu kompozisyonda: kadın, asker ve genç erkek var. Bunun anlamı: zamanla olgunlaşan milli şuurun ve gittikçe yükselen milli gücü simgeliyor.
Asker ayni Mehmetçik: milletin vatan ve özgürlük aşkını, silahlı gücün temel direği olduğunu simgeliyor. Tüfeğinin dipçiği: düşmana öldürücü darbenin vurulduğu ve milletin bağımsızlığına, özgürlüğüne ve topraklarına göz koyanlara karşı hıncını temsil ediyor.
Mermi taşıyan kadın: Kurtuluş Savaşında, Mehmetçik’in yanında bulunan, asil ve vefalı Türk kadınını temsil ediyor.
Bomba atan genç erkek çocuk: Sakarya’da, bütün milletin seferber ve ordusuna yardımcı olduğunun ifadesidir.




















