Adıyaman Tut

Adıyaman Tut

Bulunduğu karayolu üzerinde, son ulaşım noktasıdır. Bu yüzden, herhangi bir yere gelip-giderken uğrayıp görebileceğiniz bir yer değil. Özellikle, ana yoldan sapıldıktan sonraki 14 km. lik bölüm oldukça virajlı ve zor bir yoldur.

Adıyaman Tut

ULAŞIM

Tut, bağlı bulunduğu Adıyaman il merkezine 47 km. uzaklıktadır. İlçe: Adıyaman-Malatya kara yoluna 14 km. lik bir ara yol ile bağlanmaktadır. Söz konusu yolun en büyük özelliği ise, çok virajlı olmasıdır. Bu yol üzerinden Adıyaman iline varılır. İlçe Adıyaman hava alanına 60 km uzaklıktadır.

TARİH

Tut ve çevresi tarihi çok eskilere gitmektedir. Kaşlıca ve Sürmene yöresinde tarihi eserler bulunur. Kurulan deresi yanında Ermişdere adında bir kale bucağın batısındaki Sürmen denen yerde ise ev kalıntıları, yatak yerleri ve mezarlar vardır.

1560 yılına ait Kanuni Sultan Süleyman dönemi tahrir defterindeki kayıtlara göre, ilçe o dönemde önemli bir yerleşim yeridir. Yerleşim biriminin Şeyh Abdurrahman Erzincani vakfı olduğu belirtiliyor.

Yöredeki yerleşim: Oğuz boyları ile Türkmen ve Yörük izleri taşır.

Tut, Kaşlıca köyünün yerinde kurulmuş ve burada Türkler ve Rumlar birlikte yaşamışlardır. Ancak, Türkler çıkan bir anlaşmazlık sonucu köyden ayrılırlar ve şimdiki yere taşınırlar.

Adıyaman Tut

GENEL

Bölge: Güneydoğu Toros dağlarının eteklerinde kurulmuştur. Güney ve batı bölümler, Göksu ırmağı ile çevrilmiştir. Arazi genellikle dağlık ve engebelidir.

Denizden yükseklik, 1050 metredir. Bunun sonucu olarak, ilçe merkezi bir yayla konumundadır.

Fırat nehrinin bir kolu olan Göksu ırmağı, ilçenin güneyinden geçer. Göksu ırmağı nedeniyle, yörede her türlü meyve ve sebze yetiştirilmektedir.

İlçe halkının büyük kısmı ise, yurt dışına işçi olarak çalışmaya gitmiştir. Çünkü: tarım alanları kısıtlıdır ve sanayi kuruluşu bulunmamaktadır.

Bu yüzden, yörede oturan gençlerin büyük çoğunluğu: yaz döneminde Adana ve Mersin yörelerine mevsimlik işçi olarak çalışmaya gitmektedirler.

Bunun dışında, yörede, 1950’li yıllara kadar “Tut bezi” olarak önem kazanan bir dokuma türü, ekonominin başlıca etkinliği olmuştur.

Ancak makineli üretim yüzünden, günümüzde, bu el sanatı yok olmuştur. Bugün ilçede tamamen doğal yollarla yapılan halıcılık önem kazanmaktadır.

Yörede: kalitesi ve güzelliğiyle göze çarpan “Azeri” halıları dokunmakta ve çoğu yurt dışına ihraç edilmektedir. Halılar, özellikle, Amerikalılar tarafından tercih edilir.

Yörenin iklimine gelince: burada yayla iklimi görülür. Güney kısımlarda ise, sahil iklimi egemendir. Buna bağlı olarak, yazları kurak ve sıcak, kışları ise yükselti nedeniyle soğuk ve kar yağışlıdır.

İlçenin her yeri dut ağacı ile doludur. Ayrıca ceviz, badem ve öteki meyve ağaçları da boldur. Yüzyıllardır sağlık iksiri dut, bu topraklarda yetiştirilir.

Hatta “Tut” ilçesinin ismi “Dut” tan geliyormuş. Çünkü bu ilçede duta, tut deniliyor. Evet burada önce dut geliyor.

Yörede bu meyveden çok şifalı olduğu bilinen dut pekmezi yapılıyor.

Ayrıca kurutularak pestil yapılıyor ya da kurut dut olarak çerez şeklinde oldukça fazla tüketiliyor. İlçede, duttan sonra ise incir gelir. Hem tazesi, hem kurusu, sonra yaş ve kuru üzüm. Hem karası hem kırmızısından.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Tut yöresine yolunuz düşer ve yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz önereceklerim: Maş Aşı yani Muaşer Cıvığı olabilir.

Nohut ve bulgur ile yapılan bu yemek, yöresel özellikler taşımaktadır. Bir diğer önereceğim yemek ise, Kara Şoğra’dır. Mercimek, döğme ve nohut ile yapılır.

 

Abdurrahman Erzincani

Tut yöresinde, Osmanlı-Türk yerleşiminin öncüsü, Şeyh Abdurrahman Erzincani’nin oğlu Mehmet Erzincani’dir.

Kendisi, söylentilere göre: Erzincan’dan Adıyaman’ın merkez Zey köyüne gelerek yerleşmiştir.

Oğlu Mehmet Erzincani ise, Zey yönünden Tut’a gelmiş ve buradaki Türk İslam hareketine öncülük etmiştir.

Mehmet Erzincani, burada ilk olarak Ulu Cami’yi yaptırmış, ayrıca Göksu çayı üzerindeki Vijne köprüsü, Şepker çayı üzerindeki Şepker köprüsü, Ayniye mahallesi ve Fethiye arasındaki Dışpınar çeşmesini yaptırmıştır.

Adıyaman Tut Abdurrahman Erzincani Türbesi

Abdurrahman Erzincani Türbesi

Türbe şehir merkezine 8 km uzaklıktaki İndere (Zey) köyündedir.

Kendisi Adıyaman’a geldiğinde bu köyde yaşamıştır.

Doğum tarihi net olarak bilinmez. Ancak söylentilere göre, Sultan IV. Murat döneminde yaşamıştır.

Türbesi, köye hakim bir tepe üzerindedir.

Günümüzde bir ziyaret yeri olarak kullanılmaktadır.

Halk arasındaki inanışlara göre, türbeyi ziyaret edenlerin akıl ve sinir hastalığından şifa bulacağına inanılır.

Hatta, yine burada misafirler için 100 adet yatak temin edilmiştir.

Ancak sadece hastalar değil, dilek dilemek ve adak adamak isteyenler de burayı ziyaret ederler.

Türbenin çevresinde çeşitli ilaveler yapılmış, türbe yeşil renge boyanarak tarihi dokusu kaybolmuştur.

Türbenin içinde, kendisi ve ailesinin sandukaları vardır.

 

Adıyaman Tut Yamaç Paraşütü ve Hava Sporları Festivali

YAMAÇ PARAŞÜTÜ VE HAVA SPORLARI FESTİVALİ

Yamaç paraşütü şenliği, her yıl Haziran ayında Tut ilçesinde yapılmaktadır.

Festival, Tut Kaymakamlığı ve Tut Belediye Başkanlığı tarafından düzenlenir. Uçuşlar Ali Dağı mesire alanında, Atatürk Barajına doğru yapılıyor.

 

 

Adıyaman Tut

GEZİLECEK YERLER

Adıyaman Tut Ulu cami
Adıyaman Tut Ulu cami

ULU CAMİ

İlçe merkezindedir.

Minaresinin kaidesi üzerindeki yapım kitabesine göre 1736 yıllarında Hacı Hasan tarafından yaptırıldığı bilinmektedir.

Selçuklu ve Osmanlı mimarisini barındırmaktadır.

Düzgün kesme taştan yapılmış minareye sahip caminin doğu ve güney cephe beden duvarları da kesme taştan yapılmıştır.

Caminin iç kısmı, 12 sütun üzerine kurulmuş olup, taş sütunlar Osmanlı motifleri ve desenlerle simetrik süslenmiştir.

Son cemaat yeri iki kemerlidir.

Caminin üzeri düz dam olup saç ile örtülüdür.

Caminin içinde dörtgen ayaklara ve sütunlara oturan üç sıra kemerli yapı ve üzeri tavan ahşap kaplamadır.

Minaresi tek şerefeli ve taştan yapılmıştır. Caminin son onarımı, 1953 yılında yapılmıştır.

6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli büyük depremde Ulucami, yıkılmış minaresiyle hakikaten terk edilmiş durumdadır. Ancak camide ne kadar hasar olduğu ve depremden sonra herhangi bir restorasyon yapılıp yapılmadığı hakkında, bilgi bulamadım.

Tut Anıt Çınar Ağacı

Anıt Çınar Ağacı

Ulu caminin yakınındadır.

Doğal su kaynağı başında bulunan ve yaklaşık 600 yıllık olduğu tahmin edilen çınar ağacı, doğal sit alanı olarak tescillenmiştir.

Gövdesi 5.40 metre olan çınar ağacının uzunluğu 45 metredir. Yaşı, tepe çapı, gövde çapı, boy uzunluğu gibi kriterlerle, kendi türünün standartlarının çok üzerinde olan ağaç, önemli tabiat varlıkları arasında yer almaktadır.

Tut ilçesine ziyarete gelenler mutlaka çınar ağacını da görmektedirler.

Tut Anıt Çınar Ağacı

Evet son bir not, ilçe merkezinde anıt çınar ağacının dibinde yapılan izinsiz doğal gaz kazı çalışmasında, iş makinası ağacın köklerini parçalamıştır. Olayın sorumluları hakkında suç duyurusunda bulunulmuştur, sonuç mu ne? Bilmiyorum, bilen varsa yazarsa biz de öğreniriz.

 

ŞEBKER KÖPRÜSÜ

İlçe merkezine bağlı Tepecik köyü ile Adıyaman’ın merkeze bağlı Şerefli köyünü birbirine bağlar.

Tut ilçesinin sınırlarını çizen Şebker çayının dar ve kayalık bir kısmına oturtulmuştur. Şebker çayı, Mestikeoğlu, Köseli ve Muş (Pınarbaşı) yerleşim birimlerinin arazilerini sulayarak Göksu’ya ulaşmaktadır.

Köprü oldukça eski bir yapıdır ve doğal formundan dolayı (dar kayalık kısımda olması) nedeniyle bu güne kadar ayakta kalmayı başarmıştır.

 

Tut Kaşlıca kalesi Mihri Babil Kalesi

KAŞLICA KALESİ/MİHRİBABİL KALESİ

Kaşlıca köyünün doğusunda, Aşağı evler denilen mevkidedir.

Köy ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

Kale, Aşağı evler mezrasının yanında, derenin içinde inşa edilmiştir.

Babil krallığı zamanında yapıldığı düşünülmektedir.

Bu yüzden, halk arasında Mihri Babil kalesi olarak da bilinir.

Kaleler genel olarak yüksek yerlere yapılmasına rağmen, Kaşlıca kalesi, Kaşlıca-Aşağı evlerin bulunduğu vadi içine yapılmıştır.

Düz ve uzun bir vadi üzerinde yaklaşık 50 metre yükseklikte bir kayalığın üzerinde yer alır.

Genel olarak kaleler yüksek yerlerde kurulmasına karşın, bu kale vadi içinde yapılmıştır. Kale duvarları moloz taş örgü ile yapılmıştır.

Kalenin girişinin sağında ise sarnıç bulunmaktadır.

Kalenin içinde yüksek noktalarda halkın karakol ya da gözetleme yeri dediği yerler vardır.

Battal Gazi’nin Malatya’dan gelerek bu kaleyi fethettiği rivayet ediliyor.

Günümüzde kalenin içinde: duvar kalıntıları, ok mahmuzları ve kenar kısımlarında su kanalları kalıntıları bulunur.

 

MALKAYISI

Meryemuşağı köyü yakınlarındadır.

Köy ilçe merkezine 9 ve il merkezine 62 km uzaklıktadır.

Osmanlı döneminde, Trabzon’dan gelip Halep’e giden kervan yolu buradan geçerdi.

Burası Osmanlı döneminde, eşkıyaların yol kestiği ve kayaları oyarak yol açtıkları bir yerdir. Bu yolun belli kısımları hala görülebilmektedir.

Tut Şeyh Ali Baba Türbesi

ŞEYH ALİ BABA TÜRBESİ

İlçe merkezinde, Fatih Mahallesi Tepebağ denilen mevkidedir.

Halk arasında: Şeyh Ala Baba olarak bilinen şahsa aittir. Kendisi, Şeyh Abdurrahman Erzincani’nin oğludur. Buraya yerleşmiş, evlenmiş ve burada şehit olmuştur. Kanuni dönemi tahrir defterlerinde Tut ilçesinde Şeyh Abdurrahman Erzincani’nin oğlu olarak Mehmed-i Erzincani görünmektedir. Muhtemelen zaman içinde Mehmed-i Erzincani Şeyh Ali Baba olarak anılmıştır.

Menkıbelere göre, babasının yaptırdığı caminin mihrabının Kıble’ye bakmadığını söyleyip durmuştur. Babası daha fazla dayanamamış ve onu elinden tuttuğu gibi mihraba götürmüştür. Şeyh Ali Baba baktığında caminin mihrabının Kıble’ye doğru olduğunu görmüştür. Bunun üzerine utancından bir daha babasının yüzüne bakamamış ve Tut’a gelip yerleşmiştir.

Burayı ziyarete giden felçli ve akıl sağlığı bozuk olan hastalar: gelenekler gereği: bir gece burada yatarlar, pilav pişirirler ve çevredeki evlere dağıtırlar. Böylece: hastalıklarına şifa umarlar.

 

EVRENTEPE TÜRBESİ

Burası da ilçe merkezine bağlı Akçatepe köyündedir.

Türbe yakınında bulunan mezar taşının ilginç bir hikayesi var ve bu hikaye Adıyaman merkez ve ilçeleriyle köylerde anlatılmaya devam ediliyor.

“Bir zamanlar, zamanın kralının güzel bir kızı varmış. Bu kızı gören Hüseyin Gazi, amcasının oğluna kızın güzelliğini anlatır. Ancak: yine aynı dönemde Hüseyin Gazi: kralın adamları tarafından öldürülür.

Bunun üzerine, Hüseyin Gazi’nin sülalesi, intikam almak için kralın kızını kaçırmayı planlarlar ve bunun için, yakışıklı bir genç olan “Güzel Oğlan” görevlendirilir.

Güzel oğlan, kaleye gelir, kralın kızını kaçırır, ancak kalenin 3 km. kuzeyinde, günümüzdeki türbenin 500 metre doğusunda kralın adamları tarafından yakalanırlar ve her ikisi de öldürülür.

Öldürüldükleri yerde, ufak bir taş, mezar taşı olarak kullanılır.

 

PINARBAŞI MESİRE ALANI

İlçe merkezine çok yakındır.

Doğal kaynak suları, ağaçlık alanları ve piknik yerleriyle özellikle yaz aylarında yöre halkının sıkça gittiği bir mesire yeridir. Modern kamelya ve yeşil alanları bulunmaktadır.

Pınarbaşı mesire alanında kapalı alan yapımı da tamamlanmıştır ve böylece mesire alanı 4 mevsim hizmete girmiştir.

 

 

Samsun Kavak

Samsun Kavak

Kavak, Samsun il merkezine 50 km uzaklıktadır. İlçe: Karadeniz’i İç Anadolu’ya, güney ve batı Anadolu’ya bağlayan önemli bir yol kavşağındadır.  

Kavak, Havza arası uzaklık: 35 km. Kavak, Merzifon arası uzaklık: 60 km. Kavak, Amasya arası uzaklık: 79 km.

TARİHİ

Bölgedeki ilk yerleşim ilçenin kuzeydoğusundaki “Kaledoruğu” höyüğünde olmuştur. Daha sonra kıyı bölgesindeki bu alandaki yerleşim, iç kesimlere doğru ilerlemiştir. Höyükte Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait kültür kalıntıları vardır.

En alt katmanda ise Hitit kalıntıları bulunmuştur. Ancak Hitit döneminde burada bir yerleşimden öte, sadece bir Garnizon bulunduğu değerlendirilir.

Samsun Kavak

İlçenin isminin kökeni

15 ve 16’ncı yüzyıl tahrir defterlerinde ilçe “Nefs-i Kavak” olarak tanımlanır. Kavak: Türk destanları içinde mübarek ve kutlu bir ağaç olarak görülür. Aynı zamanda: aşiret, oymak ve cemaat isimlerine yansır.

Kavak ismi, buraya yerleşen Kavaklı yörükan Türkmen soyundan gelmiş olabilir. Bu cemaat Türkiye’de birçok bölgeye yerleşmiştir. Zaten “Kavak” ismine Türkiye’de birçok bölgede rastlanmaktadır.

Samsun Kavak

GENEL

İlçenin denizden yüksekliği 600 metredir. İlçe merkezi ve çevresi oldukça dalgalı bir arazi yapısına sahiptir. Kuzey kesimler daha eğimli olup, Samsun-Ankara karayoluna doğru eğim azalır. Arazi kuzey-güney ve doğu-batı yönlerinde dere yatakları ile parçalanır.

En yüksek dağ Hacılar dağıdır. En önemli akarsu ise Mert ırmağıdır. İklim olarak deniz ikliminden kara iklimine geçiş şeklindedir. Ancak karasal iklim hakimdir. Yazlar ılık ve kışlar soğuk geçer.

Halkın başlıca geçim kaynakları: tarım ve hayvancılıktır. Evet, ilçeye ait son bir not: Kavaklılar birbirlerine bağlılıkları ve örgütlü yaşamlarıyla tanınırlar, hemen hemen her köyde bir dernek bulunur.

NE YENİR

Samsun Kavak Kaz Tirit Yemeği

Kavak Kaz Tirit Yemeği

Tirit kazı, özellikle Kasım-Aralık-Ocak ve Şubat aylarında besiye alınır. Besiye alınan kaza, besi için özel bölüm yapılır. Bu bölümde kaz hareketsiz kalması için çevrilir ve 3-4 hafta beslenir ve vücuttaki toksin maddelerin vücuttan atılması sağlanır. Böylece kaz tirit yemeği için sağlıklı besi haline gelir. Oldukça lezzetlidir, mutlaka denemenizi öneririm.

Samsun Kavak Çakallı Menemen

Çakallı menemeni

Samsun-Ankara karayolunun 30’ncu kilometresinde bulunan Çakallı köyünde, yol kenarı tesislerde yapılan Çakallı Menemenini muhteşem bir lezzettir.

Samsun Kavak Yaşar Doğu

YAŞAR DOĞU

1913 yılında Kavak ilçesine bağlı Karlı köyünde dünyaya gelen Yaşar Doğu, Ata sporumuz olan güreşte, Türkiye’yi birçok uluslararası yarışmada başarıyla temsil etti. Balkan ve Avrupa Şampiyonalarında sayısız birincilikler kazandı.

1948 yılı Londra Olimpiyatlarında Serbest stilde 73 kilo da birincilik kazandı. Üzerinden yarım yüzyıl geçmesine rağmen hala “Sembol Sporcu” olarak anılıyor.

Ben de bir zamanlar, bu ünlü güreşçimizin oğlu Gazanfer Doğu ile tanışma şansına sahip olmuştum.

Samsun Kavak Yaşar Doğu Şenlikleri ve Kutlamaları

YAŞAR DOĞU ŞENLİKLERİ VE KUTLAMALARI

Her yıl Ağustos ayı içinde düzenlenir. Dünya ve Olimpiyat Şampiyonu Yaşar Doğu, 1913 yılında Kavak ilçesinde doğmuştur. İlçede Yaşar Doğu’ya olan büyük sevgi nedeniyle, güreşe de büyük ilgi vardır.

Samsun Kavak

GEZİLECEK YERLER

Samsun Kavak Yaşar Doğu Müzesi

YAŞAR DOĞU MÜZESİ

İlçe merkezinde Emirli mahallesindedir.

Samsun Kavak Yaşar Doğu Müzesi

Milli güreşçimiz Yaşar Doğu’nun yaşamış olduğu evde restorasyon çalışmaları yapılmış ve müze olarak 2017 yılında ziyarete açılmıştır. Evde, Yaşar Doğu’ya ait kişisel eşyalar sergileniyor. Finlandiya’da 1951’de katıldığı ve şampiyon olduğu Dünya Şampiyonasında giydiği güreş mayosu da sergilenenler arasındadır. 

Ayrıca, yine Yaşar Doğu anısına, her yıl Emirli mahallesinde evinin yanındaki açık güreş alanında, geleneksel güreş turnuvaları yapılmaktadır.

Samsun Kavak Yörgüç Paşa Camisi

YÖRGÜÇ PAŞA CAMİSİ

İlçe merkezinde Soğuksu Mahallesindedir. 

Cami, Osmanlı döneminde Sultan II Murad’ın vezirlerinden Atabey Abdullah oğlu Yörgüç Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Yörgüç Paşa: 1414 yılında Amasya’ya gönderilen Şehzade Murad’ın Lalası olarak görevlidir ve o dönemde Amasya çevresinin idare altına alınmasında önemli rol oynamıştır. Bu bölgedeki görevi sırasında, Amasya ve çevre kazalarda birçok eser inşa ettirmiştir.

Çarşı camisi olarak da bilinir. İlk yapılan cami ahşaptır.  

 

Samsun Kavak Yörgüç Paşa Camii
 

Ancak daha sonra yıkılmış ve yerine halkın yardımlarıyla şehrin ileri gelenlerinden Hacı Yusuf tarafından 1911 yılında kesme taştan cami yapılmıştır. Caminin minaresi, 1920 yılında bir Rum usta tarafından yapılmıştır. Ancak bir rivayete göre, minarenin şerefe kısmını, kilise mimarisine benzettiği için, Rum ustanın bir köylü tarafından öldürüldüğü söylenir. Rivayete göre, caminin eskiden kilise olduğu, minaresinin ise kilise kulesi olduğu yönündedir.  

Samsun Kavak Bekdemir Köyü Camisi

BEKDEMİR KÖYÜ CAMİSİ

Bekdemir köyü, ilçe merkezine 15 km uzaklıktadır.

Ladikli Hacı Abdullah tarafından 1596 yılında yaptırılmıştır.  Daha önce Ladik yolunda olan ve çevre halkının Cuma namazı kılmak için kullandığı caminin, yaklaşık 300 yıl önce buraya köye taşınmış, iç süslemeleri, bitki ve çiçek motifleriyle geometrik desenler taşındıktan sonra yapılmıştır.

Samsun Kavak Bekdemir Köyü Camisi

Bu camiyi, bölgedeki diğer camilerden ayıran özelliği: mihrabın üstünde bal peteklerinin olmasıdır. Caminin mihrabında zamanında arılar bal yapmış ve bu ballar satılarak camiye halı ve gaz lambası alınmış, cami görevlisinin maaşları bal satışından elde edilen paralardan karşılanıyormuş. Arılar caminin dış bölümünden içeri girerek bal yapıyorlar, içerideki kapak açılarak petekler alınıyormuş. Bu peteklerden, yılda 150 kilo bal alınabiliyormuş.

Samsun Kavak Bekdemir Köyü Camisi

Meşe ağacından, balta ile yontularak yapılan cami, çivi kullanılmamış ve giydirme yöntemiyle inşa edilmiştir. Çatısı dört kırma olup, pencereleri giydirmeli ve çivisiz olarak yapılmıştır. Yerden yaklaşık 1 metre yükseklikte, dört taşın üzerinde bulunan caminin çevresi zarar görmesin diye kapatılmıştır.

Samsun Kavak Bekdemir Köyü Camisi

Cami 2013 yılında restore edilmiş, ancak rüzgardan yıkılan minaresi yenilenmemiştir. Caminin çevresinde eskiden bir medrese bulunduğu söylenir. Ancak bu medrese günümüze ulaşmamıştır. Cami, orijinalliğini tamamen koruyarak günümüze ulaşmıştır. Yanına yeni bir cami yapılan Bekdemir Camisi, içinin serin olmasından dolayı sıcak havalarda kurslar için kullanılıyor.

Samsun Kavak Çakallı Taşhan

ÇAKALLI HAN-TAŞHAN-MİNOZ HANI

Eski Ankara-Samsun yolu üzerinde Çakallı mevkiindedir.

Han 13’ncü yüzyılda inşa edilmiştir. Selçuklu Kervansaraylarının bölgedeki tek örneğidir. Selçuklu Sultanı II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde İpek yolu üzerinde yaptırılmıştır. Giriş, yüksek bir kapıdan sağlanır.

Cephe düzgün kesme taşlardan harçsız olarak yapılmıştır. Mimari plan olarak karma tip hanlar gurubuna girer. Avlusu yarı kapalıdır. 1650 yılında onarım geçirmiş ve Osmanlı dönemini yansıtan eklemeler yapılmıştır. Giriş portali yanındaki yarım yıldız süslemeler bu dönemi yansıtır.

Samsun Kavak Çakallı Taşhan
 

Büyük kemer tahminen 10-12 metre yükseklikte, yanlardaki kemerler ise 4.5 metre yüksekliktedir. Üst taraftan yağmur suları akmaya başladığından taşlarda siyahlaşma olmuştur. Yanlarda 12 adet sağda ve 12 adet solda olmak üzere 24 adet küçük bölge vardır.

Hanın, ayakta kalarak günümüze ulaşmış kapalı bölümünün önünde, günümüze ulaşmadan yıkılmış bir avlu daha bulunduğu tahmin edilmektedir. Bir rivayete göre hanın giriş kapısı üzerinde şöyle yazmaktadır “Yedi sefer yıkılsam yapılacak gümüm karşımın karşısında saklı”.

Tarihi süreç içinde handa çok sayıda kaçak kazı yapılmıştır. Yine bir rivayete göre, bir zamanlar İngilizlerin buraya geldiği ve kapının üzerinde ve yazının altında saklı olan altınları alıp götürdükleri söylenir.

Samsun Kavak Çakallı Taşhan

2012 yılında yapı restore edilmiştir. Günümüzde Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından işletilen bir restoran bulunmakta olup menemen, kaz tiridi ve gözleme servis edilmektedir.

Han: Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk 25 Mayıs 1919 günü Samsun’dan Havza’ya giderken izlediği “Atayolu” üzerinde bulunur.

Samsun Kavak Çakallı Yivsiz Camii

ÇAKALLI YİVSİZ CAMİİ:

Taşhan’ın giriş kapısının karşısında bulunuyor ve Taş Köprü’den ulaşılıyor. 

Caminin harime açılan kapısının üstünde, Osmanlıca ve Arapça yazılmış olan kitabede 1879 ve vakfiyesinde ise 1882 tarihleri bulunmaktadır. Yani caminin yenilenmesinden 3 yıl sonra vakfiyesinin hazırlandığı düşünülüyor. Vakıflar Genel Müdürlüğünün arşivinde 1882 tarihli vakfiyesindeki ifadeler caminin Kasımzade Ahmedi Sufi Efendi tarafından yenilendiğine işaret ediliyor. 

Tümüyle ahşaptan yığma tekniğiyle inşa edilen cami tek kattan oluşuyor. Son cemaat yeri revakı da dahil olmak üzere içten düz tavanla örtülen cami, dıştan kırma çatı ile kaplanmıştır. Ahşap basamaklarla çıkılan bir sundurmadan sonra camiye giriliyor. Sundurmanın iki tarafı kapı seviyesinden yüksek tutulmuştur. 

Etrafı çizgisel süslemeli pervazlarla çevrili olan giriş kapısının üstünde sarı boyalı ve kenarları bordürlü bir levha içerisinde Arapça yazılmış bir kitabe bulunuyor. 

 

 

Samsun Kavak Çakallı Köprüsü

ÇAKALLI KÖPRÜSÜ:

İlçe merkezine bağlı Çakallı köyündedir. Çakallı Han ile karşılıklı konumdadır. 

Çakallı Mahallesi ile Çalbaşı Mahallelerini birbirine bağlar. 

Eski Ankara yolu üzerinde Tersakan çayı üzerinde kurulmuştur. Çift gözlü bir kemer köprüdür. Kitabesinde 1882 yılında  yapıldığı yazmaktadır. Köprü halen araç trafiğine açık ve sağlam durumdadır. Düzgün kesme taştan, yığma olarak yapılmıştır. Yüksekliği yaklaşık 6-7 metre, kemer açıklıkları ise 3 metre civarındadır. Ortada kemerleri taşıyan ayak dere yatağına kenarlardaki taşıyıcılar ise toprak zemine oturtulmuştur. 

Köprünün uzunluğu 27 metre, genişliği 6 metredir. Restore edilen köprü, korkulukları kesme taş ile yenilenmiştir. 

 

Samsun Kavak Kaledoruğu Höyüğü

KALEDORUĞU HÖYÜĞÜ

İlçeye bağlı Yenicami mahallesindedir.

Höyük yaklaşık 25 metre yüksekliktedir. Oval biçimli dik yamaçlı bir tepedir. Güney ve doğu tarafında yüzeye çıkan kayalık bir kütlenin üzerine kurulmuştur. Güneyinde Kavak ovasına hakim durumdadır.

Üzerinde kale kalıntıları görülmektedir. Bölgedeki ilk resmi araştırmalar, 1942 yılında yapılmış ve bölge Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Bu araştırma sonuçlarına göre: burası Bakır Çağında önemli bir yerleşim yeridir.

Hitit döneminde ise stratejik konumu nedeniyle Amasya-Samsun karayolunu denetlemek için bir Garnizon olarak kullanılmıştır. Gömütte ölülerin düzeltilmiş toprak üstüne cenin pozisyonunda yatırıldıkları dikkat çeker.

Ölü armağanları arasında el yapımı siyah, kırmızı, kahverengi, yivli (kazıma çizgili) kaplar, yassa balta, hançer, kemik biz ve ağırşaklar bulunmuştur.

Samsun Ladik

Çanakkale Biga Parion antik kenti

 

Parion

Çanakkale Biga ilçesi Kemer Köyü sınırları içindedir.

Biga-Lapseki karayolunun 15’nci kilometresinden kuzeye ayrılan 14 km lik bir yolla ulaşılır.

Çanakkale il merkezine 90 km ve Biga merkeze ise 30 km uzaklıktadır.

Parion’da MÖ 5’nci yüzyıldan MS 3’ncü yüzyıl sonlarına kadar tarihlenen gümüş, bronz ve bakır sikkeler bulunmuştur.

Genelde üzerlerinde bir gorgo başı tasviri ile Parion anlamına gelen “ARI” yazısı yer almaktadır. Sikkeler üzerindeki bu yazıdan dolayı burasının Parion olduğu anlaşılmıştır.

Parion

Evet: antik Parion, batısında Lampsakos, doğusunda Priapos ve güneyinde Skepsis gibi önemli kentlerle çevrilmiştir.

Konumu: denize dil şeklinde uzanan Bodrum/Tersane Burnu ve hemen gerisinde fazla yükseltili olmayan bir arazide, günümüzde aktif olmayan bir akarsu havzasının iki yanında konumlanmış, gemiler için oldukça korunaklı koya sahip önemli bir liman kentidir.

Parion antik kenti limanlar

Parion’un iki limana sahip antik bir şehir olduğu biliniyor.

Kent bu elverişli konumu ile kurulduğu andan yıkıldığı ana kadar bölgeye hakim olmak isteyen tüm egemen güçlerin önem verdiği bir kent olmuştur.

Farklı bilimsel görüşler olmasına rağmen, şehrin MÖ 709 yılında kurulduğu düşünülüyor. Ancak antik kentteki arkeolojik kazılarda çıkan veriler, kent imar tarihinin MÖ 625-620 arasındaki döneme tarihlendiği görülmektedir.

Parion antik kentinde bulunan sikkeler

Parion sözcüğünün anlamı hakkında ise net kayıtlar yok. Söylentilere göre, Truva dönemindeki “Paris” bir zamanlar burada yaşamış ve buna istinaden şehre “Paris’in yeri” anlamına gelen “Parion” ismi verilmiştir.

Parion şehrinin ismi, tarih sürecinde, ilk kez “Heredot” tarafından gündeme getirilir. Pers kralı Dareis, MÖ 513-512 yıllarında, İskit seferine çıktığında, Parionlular onun yanında sefere katılırlar.

Antik kentin: MÖ 431-404 yılları arasında Atinalılar ile Spartalıların arasındaki Peloponnesos savaşlarında Atinalıların tarafında yer almıştır.

Parion

Sokrates’in öğrencisi olan Alkibiades: MÖ 410 yılında 86 kadırgalık donanması Parion’da toplandığını belirtir ve Parion limanının büyüklüğünü ve konumunu göstermesi açısından bu bilgi önem taşımaktadır.

Günümüzdeki kazı çalışmalarında: kuzey limanı ve güney limanı olarak iki liman bulunduğu anlaşılmıştır. Kuzey limanı, güney limanına göre yani ticaret limanına göre biraz daha küçük boyutlu ve iç kısmı, kentin içinden geçen çayır biriktirdiği alüvyonlar ile dolmuş durumdadır. Bu da limanın biraz daha küçük boyutlu ve belki bir askeri liman olabileceğini gösteriyor. Çünkü Parion bir lejyon kolonisi, bu yüzden buranın bir askeri liman olma ihtimali yüksektir.

Parion

Evet tarihi geçmişe devam edelim.

MÖ 5’nci yüzyıl sonları ve MÖ 4’ncü yüzyıl başlarında, Trakya’nın iç kesimleri ile sıkı bir ticari ilişki içerisindedir.

Büyük İskender, Pers zaferinden sonra burayı kendisine bağlar.

Daha sonra şehirde Trakya kralı Lysimachos’un egemenliği görülür.

MÖ 241 yılında ise, Bergama Krallığı, şehri hakimiyeti altına alır.

Daha sonraki dönemde, Romalılar şehri ele geçirir.

Ünlü coğrafyacı Strabon: şehir hakkındaki yazılarında, buranın zengin toprakları ve bağları bulunduğunu yazar. Ayrıca: bu bölgede yakınlarda bulunan bir “Nemesis” mabedinden söz eder. Bu mabet yıkılınca bütün hazinesi ve hatta taşları bile yerinden sökülerek, Parion şehrine taşınmış ve şehirdeki mabette, görkemli bir sunak inşa edilmiştir.

Bizans döneminin son yıllarında Parion, önemli bir piskoposluk merkezi olur.

Sonuç olarak şehrin önemini şöyle anlamak mümkündür: Parion koloni olmayı iki kez (Hadrian ve Augustus dönemlerinde) elde etmiş bir kent olarak önem kazanıyor. Anadolu’da iki kez elde etmiş kent sayısı yok denecek kadar azdır. Odeon 1200 kişilik bir alan. Böyle bir büyüklük Anadolu’da yoktur. Tiyatronun sahne binasına bakıldığında da belki üç katlı bir cephe karşımıza çıkıyor. Yani 5-6 bin kişilik bir tiyatrodan söz ediyoruz.

Evet son olarak, oldukça büyük bir hayalden söz etmeden olmaz. Söylenenlere göre, Hun İmparatoru Atilla’nın burada öldüğü ve binlerce kilo ağırlığındaki altın, gümüş ve bronzdan yapılmış lahdinin burada gömülü olduğu sanılmaktadır.

Yine bir efsane: Burada Ophiogenlerin (Yılan yaratılışlı) yılan kabilesine mensup oldukları anlatılır. Ophiogen erkeklerinin, yılan tarafından ısırılan kişilerin yaralarını devamlı okşayarak zehri kendi vücutlarına aktarıp ateşi, acıyı dindirerek tedavi ettikleri söylenir. Efsaneye göre kabilenin gerçek kurucusu, yılandan insana dönüşen bir kahramandır. Bunun kabilesinde bir süre nüfusu devam etmiş Libyalı Psyllerden olması muhtemeldir.

 

Parion antik kentinde Tiyatrodan çıkan bir lahit

GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR

Kemer köyünde bir ilkokul inşaatı ile Parion şehri uykusundan uyanmaya başlamıştır. 2008 yılında İÇDAŞ A.Ş. Parion kazılarına sponsor olmuştur. Aslında öncesinde, Parion antik kentinin 1 km güneyinde İçdaş şirketi tarafından bir termik santral kurulması istenmiş, ancak sivil toplum örgütleri ayağa kalkmıştır.

 

BAKIRTEPE TÜMÜLÜSÜ

Çevrede çok sayıda tümülüs vardır. Bu tümülüslerden biri yani Bakırtepe tümülüsü, 1970 yılında Çanakkale Müzesi yetkilileri tarafından kazılmış ve içinden bir kadına ve bir erkeğe ait iki lahit bulunmuştur. Çevredeki diğer tümülüsler ise, köylüler ve define avcıları tarafından tahrip edilmiştir.

 

GÜNEY-TAVŞANDERE NEKROPOL ALANI

Güney/Tavşandere Nekropolisi, antik kentin güneyinde, güney kapısı ve güneydoğusundaki tepeler arasında kalan küçük bir vadi içerisinde yer almaktadır.

Nekropolis’in kuzey hattını oluşturan ana kaya yamaç sınırının batı yönde belirlenmesi ve açığa çıkarılan oygu mezarların kuzeybatı yönde devamını görebilmek için çalışmalar bu yöne kaydırılmıştır.

Açmanın kuzey ve doğusunda dağılmış kiremit mezarlara ait olduğu düşünülen kiremit parçaları, birkaç parça iskelet parçası ve muhtemelen yamaçtan akarak gelen olasılıkla Helenistik döneme ait sağlam bir pişmiş toprak alabastron ele geçmiştir.

Kiremidin arada boşluk olmadan doğrudan iskeletin üzerine kapatılması, iskelete ait kemiklerin kiremit ve anakaya arasında sıkışarak oldukça tahrip olmasına sebep olmuştur.

Parion antik kentinde bulunan Savaşçı Lahdi

Savaşçı Lahdi

2010 yılı kazılarında nekropol bölgesinde bulunan savaşçı lahdi büyük ilgi çekiyor. Kum taşından yontulmuş lahitte, koku kabı, ter temizleme aleti ve bronz bir iğne bulunmuştur. Ter temizleme aletinin, sporcular tarafından kullanıldığı biliniyor.

İskeletin başının sağına bırakılmış koku kabı üzerinde ise, savaşa gitmek üzere, siyah figür kullanılarak yapılmış, ailesine veda eden bir savaşçı resmi vardır.

Kabın, MÖ 6’ncı yüzyıla ait olduğu sanılıyor. Bu figürün, kazı ekibi tarafından yapılan yorumu şudur: İki yanında bulunan annesi Hakabe ve karısı Helena ile kız kardeşlerine veda eden Paris, daha sonra Truva savaşlarına katılıyor. Figürler, Parion şehrinin kuruluş tarihi ve mitolojisi hakkında fikir vermesi açısından ilginç bulunmuştur.

Parion antik şehri Mezar taşı

Mezar taşı

Güney Nekropolünde yapılan çalışmalarda, son derece önemli bir mezar ile karşılaşılmıştır. Burada 2004 yılında Kemer köyü ilkokulu yapımı sırasında bazı bölgeler kepçeyle kazılmıştır. Tahrip edilen alanlar vardı. Ancak o bölgeyi düzeltirken bir mezar odasına rastlanmıştır. 1 metreye 1 metre boyutlarında, kenarları yivli sütunlu bir mezar steli bulunmuştur. Bu stel, bölgede ele geçirilen en iyi mezar steli olması açısından önemlidir.

Stel üzerinde iki ana figür vardır. Sol tarafında oturur vaziyette kadın, hemen onun arkasında ise stelin orta bölümünde uzanmış bir erkek figürü yer almaktadır.

Stelin sağ tarafında, mezar sahibi erkeğin hizmetçileri ve atına yer verilmiştir. Stelin sol tarafında, mezar sahibesi kadın ve ona özgü eşyalar ile hizmetçisi görülür. Mezar stelinin alt bölümünde Latince bir yazı bulunmaktadır. Bu yazıtta “Lucius’un azat ettiği Lucius Furnius Lesbonax, bu mezar stelini kendisi ve karısı Furnia Sympnerusa için yaptırdı” yazmaktadır.

Burada önemli olan şudur: Lesbonax ismi bir latin ismi değildir. Karısının ismi de Latin ismi değildir. Bunlar Grek isimleridir. Hatta Lesbonax isminin, Lesbos adasından yani şimdiki Midilli adasında yaşayan biri olduğu söylenebilir. Bunlar köleymiş ve sonrasında Roma vatandaşlığı verildiği düşünülüyor. Romalıların bu kente geldiği zaman burada bulunanları köleleştirdiği, daha sonra da bu kişilere vatandaşlık verdiği tahmin edilmektedir.

Sonuç olarak mezar stelinin, 1900 yıllık olduğu düşünülüyor.

Mezarın üstü beş taşla kapatılmıştır. Burada dört gömü evresinin bulunduğu tespit edilmiştir. Bu evrelerde toplam on bireyin gömüldüğü belirlenmiştir. Bunlardan birinin çocuk, diğer dokuz tanesinin ise yetişkin olduğu anlaşılmıştır. Mezarın içinde de her birey için ayrı ayrı ölü hediyeleri bulunur.

 

Çocuk Lahdi:

Nekropol alanında yapılan çalışmalarda mezarlığın orta kesiminde arkaik döneme tarihlenen bir kireçtaşı omurgalı çocuk lahdi bulunmuştur. Lahit 135 cm boyunda ve 56 cm enindedir. Lahdin açılması sonrasında, verilere göre yaşı yaklaşık 10-12 olan kız çocuğuna ait iskelet ortaya çıkarılmıştır. Doğu-batı yönünde düzenlenmiş lahdin içerisinde sırt üstü yatırılmış, bronz kolye taşı ve parmağında bakır yüzüğü, sağ tarafında bir mermer koku kabı yer alan, kemikleri erimiş bir iskeletle karşılaşılmıştır. MÖ 6’ncı yüzyıla ait çocuk lahdi ilgi çekmiştir.

Parion antik şehri su kemerleri

SU KEMERİ:

İmparator Hadrianus dönemindeki imar projesinin bir parçası olarak, MS 2’nci yüzyılda yapılmıştır. Söz konusu su sistemi, kentin 12 km güneyindeki Kolonai (Çataltepe) bölgesinden su getirmek için inşa edilmiştir.

Parion antik şehri Roma hamamı

ROMA HAMAMI:

Kentte büyük bir Roma hamamı, yamaç hamamı olarak adlandırılmış ayrıca başka bir hamam bulunmuştur.

Burada Roma hamamından söz etmek istiyorum.

Üstü günümüzde bir gölgelikle örtülmüş olan Roma Hamamının, ilk olarak MS 2’nci yüzyılın ilk çeyreğinde yapıldığı tahmin ediliyor.

Yapı 200 yılı aşkın bir süre kullanıldıktan sonra, MS 4’ncü yüzyılın ikinci yarısında Got istilasında büyük bir tahribata uğramış, sonraları tekrar onarım görerek varlığını 5’nci yüzyıla kadar sürdürmüştür.

MS 5’nci yüzyıl başından itibaren kısmen çöplük olarak kullanılmaya başlandıktan sonra, aynı yüzyılın ikinci yarısında tamamen bir çöplüğe dönüştürülmüştür. Bu durum MS 7’nci yüzyıla kadar devam etmiştir.

Parion antik şehri Roma hamamı

Bir hamamda bulunması gereken tüm parçalar, bu binada görülebilmektedir.

Günümüze kadar iki ılıklık bölümü ve bir soğuk su havuzu toprak altından çıkarılmıştır. Ilıklık bölümlerinin bir zamanlar tabandan ve duvarların içinden ısıtıldığı anlaşılmıştır.

Antik çağda hamamlar bir şehrin en önemli yapılarıdır. Özellikle deniz kenarında bulunan bu tarz kentlerde hastalıkların şehre girmesini engellemek amacıyla, birden fazla hamam bulunurdu.

Parion şehrindeki kazı çalışmaları sırasında şu ana kadar üç farklı hamam yapısı bulunmuştur.

Parion antik şehri Roma hamamı

Bu durum kentte: temizliğe verilen önemini yansıtmaktadır.

Bu hamamlardan birinin sadece Romalı askerler tarafından kullanılıyor olması ve yapılışı sırasında Anadolu’da rastlanmayan bir teknikle yapılmış olması, buranın Anadolu dışından etkilendiğini gösterir.

Parion antik şehri Yamaç hamamı

YAMAÇ HAMAMI:

Bir yamaçta yer alması nedeniyle bu isim verilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda bir Roma dönemi hamamı olduğu saptanan yapının başlıca üç evre geçirmiş olduğu anlaşılmıştır. İlk olarak MS 1’nci yüzyıla tarihlenir.

Çalışmalarda, yapıda su havuzları, su deposu, su boruları ve temiz su hattının parçası olan künkler bulunmuştur.

Parion antik şehri Agora ve dükkanlar

AGORA:

Antik kentin merkezi olduğu belirtilen ve tiyatro, hamam ve odeonun bulunduğu bölgede, agora ve dükkanlar da yer alıyor. Ancak, buranın yapımından sonra büyük ölçüde tahrip edildiği ve değişikliğe uğradığı anlaşılmıştır. Buluntulardan edilen sonucu göre, buranın MS 2’nci yüzyıl sonu ile MS 4’ncü yüzyıl başlarında arasında bir dönemde yapıldığıdır. Sonradan MS 5 ile 7’nci yüzyıllar arasında eklemeler yapılmıştır. Bölgede bulunan sikkelerden agora ve dükkanların MS 11-12’nci yüzyıllara kadar kullanıldığını kanıtlıyor.

Parion antik şehri tiyatro

TİYATRO:

MS 2’nci yüzyılın ikinci yarısına tarihlenir.

Mimari bezemeleri ve kabartmaları göze çarpar.

Tiyatroda ilk çalışmalar: orkestrada bir bölümü kaldırılan geç dönem duvarlarının oturduğu tabakada yapılmıştır.

Bu bölümde yürütülen çalışmalarda bulunan Bizans seramikleri, geç dönem duvarının Bizans dönemine ait olduğunu kanıtlamıştır.

Bu duvar altındaki çalışmalarda, 2 tane bronz torzo, bir kırık Hermes başı ve kabartma parçası bulunmuştur.

Parion antik şehri tiyatro sahne bölümü

Orkestra da yaklaşık 7 x 15 metre boyutlarında bir alan kazılmış ve orkestra zemininin tamamen tahrip edildiği görülmüştür.

2014 kazı çalışmalarında, üst bölümü açığa çıkarılan cavea cephe duvarının tamamı, zemin seviyesine kadar kazılmıştır.

Uzmanlar, oturma kısmının doğuya ve denize bakıyor olmasından dolayı, Parion tiyatrosunun bu özelliği nedeniyle Afrodisias tiyatrosuna benzediğini söylüyorlar.

Parion antik kenti tiyatro

Bu cephe duvarının önemli bir özelliği, iyi işçilikli duvarların üzerindeki gladyatör grafitilerinin işlenmesidir.

Evet tiyatro yaklaşık 5 bin seyirci kapasitelidir.

İmparator Hadrian’ın ziyareti sonrasında yapılan eklemelerde binalar daha da ihtişamlı hale getirilmiştir.

 

Gladyatör dövüşleri:

Kazılarda ortaya çıkarılan bazı yazıtlarda, Parion antik kentinde her 5 yılda bir gladyatör oyunlarının yapıldığı anlaşılmıştır.

Gladyatör dövüşlerinin bir kentte sürekli olması maliyeti düşünüldüğünde pek mümkün değildir. Bu nedenle belirli aralıklarla yapılmaktadır. Tiyatroda gladyatör dövüşlerinin yapıldığı yazıtlarda var ama bize en önemli görsel kanıtı sunan ise tiyatronun belirli yerlerine kazınmış gladyatör grafitileridir.

Sonuç olarak: tiyatronun en büyük talihsizliği, geç dönemde eklenen bir sur duvarının tiyatronun sahne binasından geçmesi ve sur duvarının inşasında ise kullanılan malzemelerin oturma sıralarındaki taşlar olmasıdır. Bu yüzden oturma sıralarının büyük bölümü eksiktir.

Parion tiyatrodan çıkan alınlık

Tiyatrodan çıkarılanlar:

Tiyatrodan çıkarılanların bulunduğu açık alanda inanılmaz güzellikte kabartmalar bulunmaktadır. Tiyatrodan çıkan alınlıkta resmedilmiş olan Demeter, kızı Perseppone ve Hades ile ilgili kabartma özellikle ilgi çeker.

Parion şehri Titiron heykeli

PARİON KENTAUROS-TRİTON:

Tiyatroda Kentauros-Triton heykeli bulunmuştur.

Tiyatro sahne binası içinde aktör odaları denilebilecek bölüme diğer bloklarla birlikte taşınmıştır.

1.30 metre yüksekliğindeki heykelin baş kısmı kırık olarak ele geçmiş ve onarılmıştır.

Kolları kırık olan heykelin alt bölümü de kayıptır.

Benzeri görülmeyen bu heykelin, yapının alınlık bölümünde köşelere yerleştirildiği düşünülmektedir.

Heykel MS 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir.

 

ROMA VİLLASI:

Hemen antik tiyatronun karşısında inşa edilen villa, önemli bir kişinin ikamet ettiğinin göstergesidir.

Kalorifer sistemi, 2000 yıl önce de kullanılıyormuş. Roma dönemine ait 2 bin yıllık geçmişe sahip villanın, kalorifere benzeyen bir sistemle ısıtıldığı ortaya çıkmıştır. Isıtma sisteminde ateşin yandığı bir merkez var. Burada ısıtılan su ya da ortaya çıkan buhar, duvar ve zemine yerleştirilen kanallar yardımıyla binanın içinde sürekli devirdaim yaparak, sıcaklığın belirli bir oranda tutulmasını sağlıyor.

Villanın Roma döneminin gösterişli hayatını yansıtan bir mimari yapıya sahip olduğu anlaşılmıştır.

Villanın avlusunun sütunlarla çevrili olduğu görülüyor. Villanın yapımında kullanılan malzemelerin hepsi birinci sınıf, kaliteli mermer ve taşlardan yapılmıştır. Yapının merkezinde bir havuz, havuzun çevresinde sutünlar bulunuyor.

 

Parion antik şehri Odeon

ODEİON

Başlangıçta buranın bir stadyum olabileceği düşünülmüştür. Ancak ortaya çıkan cavea bölümünün kavisi sonucunda Odeon olduğu anlaşılmıştır.

Kentin en çok göze çarpan yapılarından olan odeon, belki de Troas bölgesinin en sağlam odeon yapılarından biridir. Zemini mermer kaplı bu yapı, yaklaşık 950-1050 kişilik olup meclis toplantılarının yapıldığı, zaman zaman da küçük temsillerin yapıldığı bir yapıdır.

Parion antik kenti Odeon sahne zemini

Genel anlamda, Grek kültüründe görülen merdivenlerin altında yer alan aslan ayağı şeklinde süslemeler burada da görülmektedir. Bu aslan ayağı şeklindeki süslemeler oturma yerlerini bölgen merdivenlerin altında rahatlıkla görülebilmektedir.

Sahne binasının tahrip olmasına rağmen kazılar sırasında çıkan parçalarının bir kısmıyla sahne binasının yıkılan bölümlerinin ayağa kaldırılması çalışmaları devam etmektedir.

Bir yangın geçirdiği anlaşılan sahne kısmında bir Artemis ya da Roma mitolojisindeki adıyla Diana heykeli parçalarına ve başka heykel parçalarına rastlanmıştır.

 

Odeon Definesi:

2010 yılı kazı çalışmaları sırasında, Odeion’ra 249 adet Geç Roma dönemi sikkesinden oluşan bir define bulunmuştur. Odeon definesi sikkelerinin imparatorlara göre dağılımına bakıldığında göze çarpan konu, sikkelerin Theodosius Hanedanlığı döneminde MS 375-450 yoğunlaşmasıdır. Arcadius, Honorius ve II Theodosius dönemlerine ait çok sayıda örneğin bulunduğu define sikkeleri, MS 3’ncü yüzyılın ikinci yarısından MS 5’nci yüzyılın ilk yarısına kadar uzanmaktadır. En erken MS 5’nci yüzyılın ilk yarısında kaybedildiği düşünülen Odeon definesinin, yapının ilk kullanımının son evresini temsil ettiği sikkeler olduğu söylenebilir.

 

LAHİTLER

Biga’nın Kemer köyü yakınlarında patlayan su borularının onarılması için yapılan kazıda, MÖ 4’ncü yüzyıla ait olduğu sanılan üç lahit bulunmuştur. Lahitlerden ikisinde değerli eşyaya rastlanmaz, bir lahitte ise bir avuç altın boncuk, yüzük, üç tane mermi çekirdeği büyüklüğünde altın, iki adet broş, bir altın alınlık ve sapsız bir ayna çıkmıştır.

 

PARİON LAHDİ:

Helenistik çağ girlandlı lahitlerin erken örneklerinden biri, yine Parion yakınındaki Bekirli Köy’de bulunmuştur.

 

PARİON ARTEMİSİ:

Odeion harabesi içinde bulunan MS 2’nci yüzyıla tarihlenen 1.70 metre boyundaki heykelin, parçalar halinde, tanrıça Artemis’e ait olduğu düşünülmektedir.

Bazı parçaları kayıp, giysili kadın heykelinin, sol elinde tuttuğu yay ve sol el orta parmağı altında sıkıştırılmış ok ile sol yanında duran kütüğün üzerine yerleştirilmiş, sıçrar durumdaki köpek-tazı ve önündeki geyik-ceylan başı ve muhtemelen sırtındaki sadak dolayısıyla Tanrıça Artemis’e ait olabileceği tahmin edilmektedir.

Heykel yüksek kaliteli mermerden yapılmıştır. Muhtemelen yangında yok olmuş, üst gövde parçaları da dikkate alındığında, bugüne kadar ele geçen Tanrıça Artemis heykelleri arasında çok yakın bir benzeri bulunmayan, özgün bir kopya olduğu düşünülmektedir.

Heykelin başka parçalarının da bulunmasıyla, restorasyon sonucunda sergileneceği belirtilmiştir.

Parion antik kentinde bulunan Bronz Amfora (Truva Müzesinde sergilenmektedir)

PARİON BRONZ AMFORASI:

Güney Nekropolünde bir taş mezarda bulunan iskeletin dizleri hizasında, bir yanı üzerine yatmış durumda bulunmuştur. Mezar armağanı olarak konulduğu düşünülüyor.

MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenmektedir.

Kaide, gövde, kapak, aplikler, kulplar olarak 7 parçanın birleştirilmesiyle oluşturulmuş metal kap, 34 cm yüksekliğindedir.

Gövdesindeki ana sahnede: tanrı Dionysos’la ilgili bir törende, kendinden geçerek parmak uçlarında dans eden üç Satir ve üç meneaddan oluşan, yüksek kabartma tekniğinde 6 figür görülmektedir. Figürlerin ellerinde Thyrsos ve meşaleler, sırtlarında arkaya doğru savrulmuş panter postu vardır.

Kulplarda Eros figürleri bulunur. Eros figürlerinin yaptığı Eros heykelleriyle antik çağda ünlü olan heykeltıraş Praxiteles’in orijinal eserlerinin bir kopya versiyonu olduğu düşünülüyor.

Amforanın mezar tabanına gelen yan yüzü çürümüş, kulpları ile kulpun hemen altına denk gelen Eros kabartmaları ve kaidesi kopmuştur. Amforanın döküm tekniğiyle yapılmış, halka zincir tutamaklı bombeli dış kapağı ve içinde bir başka kapak daha vardır.

Evet amforanın kaidesi İonik Kyma ile süslenmiş ve üçgen ayrıntılar içinde gümüş kullanılmıştır.

Eser günümüzde Truva müzesinde sergileniyor.

Parion antik kenti Aşıklar Şapeli

HAÇ PLANLI KİLİSE-SEVGİLİLER ŞAPELİ:

Parion antik kentinin en önemli ziyaret yelerinden birisi de halk arasında Aşıklar Tepesi olarak adlandırılan ve İçdaş fabrikasının sınırları içinde kalan bir tepe üzerinde yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılan haç planlı bir kilisedir.

Parion antik kenti Aşıklar Lahdi

Aşıklar Lahdi:

Haç planlı kiliselere her yerde rastlanabilir. Ama buradaki yapıyı eşsiz kılan, kazılar sırasında ortaya çıkan iki farklı mezardaki üç bedendir.

Biri tek olarak gömülmüşken (tam göğüs hizasında bir haç bulunmaktadır), iki beden tek mezarda yan yana ve birbirine sarılmış durumdadır.

İşte burayı eşsiz kılan da budur.

Dünyada üç tane örneği bulunan sevgililer mezarı İtalya ve Ukrayna’dan sonra Parion antik kentinde ortaya çıkmıştır.

Bu yüzden mezar oldukça değerlidir.

Evet şimdi gelelim bu mezarın hikayesine:

Apollonius’a aşık olan Maria ve Maria’yı gücünü kullanarak elde etmek isteyen Roma valisinin hikayesidir.

Roma valisine direnen iki genç ve bu iki gence yardım eden bir rahip.

Ne olursa olsun ayrılmak istemeyen genç çift bir rahipten yardım ister.

Bu haç planlı kilise, gizlice evlenen gençlerden ve rahipten intikamını almaya karar veren valinin onları öldürmesi sonrası gömdükleri yerdir.