Düzce Yığılca

Düzce Yığılca

Düzce il merkezine 38 km. Adapazarı’na 100 km. Ankara’ya 276 km ve İstanbul’a 234 km uzaklıktadır.

Yığılca, Düzce ilinin doğusunda, Kızıltepe’nin güneybatı eteklerinde, Melen nehri kıyısında kurulmuştur.

İlçe toprakları genel olarak dağlıktır. Deniz seviyesinden yüksekliği: 350 metredir.

Düzce Yığılca

En önemli akarsu: Melen ırmağıdır. Irmak Yığılca ilçesi içinden geçer ve Hasanlar Barajına dökülür.

Dağlar sık ormanlarla kaplıdır. Karadeniz iklimine uygun olarak sık ve yeşil orman türleri hakimdir.

Yedigöller Milli Parkı, ilçe merkezine 38 km uzaklıktadır, ancak bu yol stabilizedir ve çok bozuktur.

Düzce Yığılca

TARİHÇE

Bölge 1321-1323 yılları arasında Osmanlı hakimiyetine girmiştir. Orhan Gazi’nin komutanlarından biri, bölgede yığınak yapmış ve İlçenin ismi buradan gelmektedir.

Yörede: Orhan ismini taşıyan bir dağ, bir cami ve ayrıca Redifler isimli bir köyün varlığı, bu tahmini doğrulamaktadır.

Çünkü, Orhan Gazi’nin küçük ordu kuvvetlerine “Redif” ismi verilirdi.

Yığılca 1904 yılında bucak olarak Düzce’ye bağlanır. 1954 yılında ise müstakil ilçe olur. 1999 yılında Düzce ilinin ilçesi olur.

Düzce Yığılca

YIĞILCA ARISI VE BALI

Ülkemizde 56 farklı lokasyondan örnek alınarak yapılan araştırmada: Yığılca arası: vücut iriliği ve organlarının uzunluğu bakımından, diğer illerin arı popülasyonundan farklı bulunmuştur.

Daha sonra sürdürülen araştırma sonuçlarına göre, Yığılca arı ekotipinin genetik ve morfolojik bakımdan farklılığı ortaya koyulmuştur.

Literatüre giren Yığılca ekotipi yüksek bal verimi, çalışkan, kışa dayanıklı ve bölgesine iyi adapte olmuştur.

Yapılan araştırmalara göre: Yığılca’da aracılar dışarıdan ana arı satın almamışlar, 20-30 yıllık bir zaman diliminde atadan, dededen kalma kolonilerin devamlılığı sağlanmıştır.

Yani dışarıdan göç alınmamıştır ve Yığılca’da coğrafi izolasyona bağlı olarak arılar bulunduğu çevreye ve floraya adapte olmuştur.

Yığılca Arıcılık Meslek Yüksek Okulu

YIĞILCA ARICILIK MESLEK YÜKSEK OKULU

Yığılca Tıraşlar Merkez Mahallesindedir.

Düzce Üniversitesi bünyesindedir. Arıcılık alanında eğitim ve araştırma faaliyetleri yürütmektedir. Okul, arıcılık sektörünün gelişimine katkı sağlamayı hedeflemektedir ve bu alanda nitelikli eleman yetiştirmektedir. 

 

GEZİLECEK YERLER

Yığılca Orhangazi Cuma Camii

 

Yığılca Orhangazi Cuma Camii

ORHANGAZİ CUMA CAMİİ

İlçe merkezine bağlı Gaziler Köyü mezarlığı yakınındadır. 

300 yıllık olduğu tahmin edilen cami, ahşap kütüklerin birbirine kertilmesiyle, iki katlı olarak yapılmıştır. 

Temeli yatay ahşap kütükler üzerine oturtulmuştur. 

Kare planlı yapı, tek bir ibadet mahallinden oluşmaktadır. 

Caminin son cemaat mahallindeki kapı yüzeyinde, kök boyadan yapılmış kiremit renginde çiçek ve çarkıfelek betimlemeleri bulunur. 

Çarkıfelek arasında oyma tekniğiyle simetrik ay şeklinde süsleme vardır. 

İbadet mahallinde bulunan ve ikinci katı taşıyan, 8 ahşap direk, minber, yer döşemeleri ve pencere söveleri özgündür.

Minaresi bulunmayan caminin geometrik şekilde biçimlendirilmiş ahşap tavan göbeği bulunmaktadır. 

Kırma çatılıdır. Cami bahçesinde “Şıh İsmail Türbesi” olarak bilinen türbe bulunmaktadır. Bu kişinin caminin buraya yapılmasına vesile olduğu düşünülür.

Ayrıca bölgede isim yapmış kişiler ve mollaların mezarları da vardır.

Eski adı Şıhlar şimdiki adı Aydınyayla Köyünde yaşayıp burada türbesi bulunan Köse İsmail’in Osmanlının kurtuluş yıllarından sora Bekirler Köyündeki Bekir Dede, Aksaklar köyündeki Aksak Dede ile birlikte ilçeye gelen öncü Anadolu erenleri olduğu düşünülmektedir.

Onun için Gaziler köyünün eski adı Şıhlar’a bağlı Köseler Mahallesidir.

1991 yılında Gaziler köyü olup Aydınyayla’dan ayrılmıştır.

Köy muhtarları ve köylüler, Köse İsmail Türbesine sahip çıkıp yeniden yaptırmışlardır. 

Caminin restorasyonu, Vakıflar Genel Müdürlüğünce yapılmıştır. 

 

 

Yığılca Paşabükü Dişbudak Ağacı Tabiat Anıtı

PAŞABÜKÜ DİŞBUDAK AĞACI TABİAT ANITI

Kırık köyü, Paşabükü mevkiinde ormanlık alandadır.

Dışbudak ağacı, 110 yaşındadır.

Boyu 46 metre, çapı 1 metre ve çevre genişliği 3 metredir.

Dışbudak ağacı, bulunduğu bölgede bir ekosistem merkezi gibi işliyor. Derin kökleriyle toprağı besliyor, gövdesiyle barınak sağlıyor ve  dallarıyla gölge sunuyor. Onu diğer ağaçlardan ayıran en büyük özelliği ise, doğayla kurduğu uyumlu ilişki. Her bir yaprağında, geçen on yılların izlerini, mevsimlerin döngüsünü ve insan eliyle şekillenen çevresel etkileri görmek mümkündür. 

1000 metre karelik alan Tabiat Anıtı olarak 6 Eylül 2002 tarihinde tescil edilmiştir.

Yığılca Kayadibi Porsuk Ağacı Tabiat Anıtı

KAYADİBİ PORSUK AĞACI TABİAT ANITI

Gökçeağaç köyü, Kayadibi mevkiinde ormanlık alanda yer almaktadır.

Porsuk ağacı: 800 yaşındadır. Boyu 27.5 metre, çapı 1.90 metre, çevre genişliği 4.80 metredir.

1000 metre karelik alan, 2002 yılında Tabiat Anıtı olarak tescil edilmiştir.

Yığılca Sırık yayla göknarı Tabiat Anıtı

SIRIKYAYLA GÖKNARI TABİAT ANITI

Merkez ile Çınardüzü Köyü Odayeri bölgesi Sırıkyayla Mevkiinde ormanlık alanda yer almaktadır. 

Göknar ağacı türü 300 yaşlarında, 70 metre boy, 1.36 metre çap ve 6 metre çevre genişliğine sahiptir. 

1000 metre karelik alan, Tabiat Anıtı olarak 2002 yılında tescil edilmiştir. 

 

 

Yığılca Samandere Şelalesi

SAMANDERE ŞELALESİ

Bulunduğu köye adını veren şelale, tabiat olaylarının meydana getirdiği özellikleri sebebiyle “Tabiat Anıtı” olarak tescil edilmiştir. 

Samandere şelalesinin de bulunduğu 500 m dere boyunca, anıt ağaçlar, üç adet şelale ve bir de cadı kazanı adı verilen derin bölümde tescillidir ve oldukça ilginçtir.

Şelalenin kaynak değeri oluşturmasının yanı sıra oldukça dik kayalık alana sahip alanda karayemiş, şimşir, ıhlamur, adi gürgen, çınar yapraklı akçaağaç, doğu kayını üvez, dağ karaağacı, mor çiçekli orman gülü, ateş dikeni gibi ağaç ve çalı formundaki türlerimizi bakir bir şekilde görmek mümkündür.

Özellikle sonbahar mevsiminde yeşil tonlarıyla şelalenin buluşması, fotoğrafçılar için muhteşem bir manzara sunar. 

Tabiat Anıtı girişinde, giriş kontrol noktası, büfe, manzara seyir noktaları, şelale yürüyüş yolu yer almaktadır. Tabiat anıtı dışında kalan bölümde otopark, çocuk oyun alanı, kır lokantası, tuvalet bulunmaktadır. Alan günübirlik ziyaret edilebilir. 

 

 

Yığılca Saklıkent Şelalesi

SAKLIKENT ŞELALESİ:

İlçe merkezine bağlı Melen Kıyısı Yağcılar Mahallesindedir. Yedigöller yolu güzergahında, Düzce il merkezine 40 km ve Yığılca ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

Yeni keşfedilen doğa güzelliklerinden olan Saklıkent şelalesi, trekking ve foto-safari yapmak isteyenler için oldukça uygundur.

Şelale 100 metre yükseklikten dökülür. Çevresi kayın, meşe ve fındık ağaçlarıyla kaplıdır. Böylece doğanın her tonunu görebilirsiniz. Yazın bile suyu soğuk olur. 

Yığılca Saklıkent Şelalesi

Yığılca-Hebeler-Yağcılar-Saklıkent Şelalesi arasında 7 km yürüyüş parkuru vardır.

Orta zorlukta bir parkur olup, dört mevsim yürünebilir.

İyi kondisyona sahip, uzun yürüyüş tecrübesi ve yol bulma yeteneği olanlar için uygundur.

Yığılca-Yedigöller yolu üzerinde Hebeler köyü sapağından yürüyüşe geçilir. Yer yer çam ve kayın ağaçları ve bağ bahçe arasında geçen bir parkurdur.

Yığılca Saklıkent Şelalesi Peyzaj Projesiyle, gerekli düzenlemeler yapılarak bölgenin piknik ve mesire alanı olarak hareketlenmesi sağlanmıştır. Bölgede bir de alabalık tesisi var. 

 

Yığılca Yoğunpelit Şelalesi

YOĞUNPELİT ŞELALESİ

Yoğunpelit köyündedir. İlçe merkezine 20 km uzaklıktadır. Yoğunpelit köyü yolu, şelaleye ulaşacak kadar stabilize edilmiştir. 

Şelale: Düzce il merkezine 56 km ve Yığılca ilçe merkezine 20 km uzaklıktadır. Bulunduğu konum, Yığılca’nın genel doğa turizmi güzergahındaki diğer öğelerle (Saklıkent, Hasanlar Baraj gölü, Sarıkaya Mağarası) sinerjik bir ağ oluşturur. 

Fiziki konumu açısından dağ içi şelale tipiyle tanımlanabilecek bir jeomorfolojik özelliğe sahiptir. Şelale, yüksek eğimli ormanlık bir vadinin iç kısmında, doğal kayalıkların arasından dökülen bir su akışı şeklinde oluşmuştur. Her ne kadar şelalenin düşüş yüksekliği resmi kaynaklarda kesin olarak belirtilmemiş olsa da görsel verilere göre yaklaşık 8-12 metre arasında bir kot farkı bulunmaktadır. 

Şelalenin su akışı, yıl boyunca değişiklik göstermekte olup özellikle ilkbahar ve sonbahar dönemlerinde maksimum debisine ulaşmaktadır. Karasal ve nemli iklim geçişinin etkili olduğu bölgede, şelalenin beslenme kaynağı dağ içi yeraltı sızıntıları, mevsimlik dereler ve kar erimesiyle artan yüzey akışlarıdır. Bu kaynaklar sayesinde şelale, yılın büyük bir bölümünde aktif akış gösterir ve kurak yaz aylarında dahi tamamen kurumaz.

Doğal taş basamaklar, çevredeki sık orman dokusunun açtığı aralıklarla birlikte şelaleye ulaşımı adeta bir keşif yürüyüşüne dönüştürmektedir. Bu da mekanın sadece bir rekreasyon alanı değil aynı zamanda doğa ile bütünleşmiş bir gözlem alanı olarak kullanılmasını mümkün kılmaktadır. 

 

Bölge doğal güzellikleri açısından zengin bir yapıya sahip olup, trekking, foto-safari, piknik gibi aktiviteler için oldukça uygundur.

Ayrıca: bölge doğal güzellikleri yanında eko-köy potansiyeline sahiptir.

Yığılca Ağlayan Şelale

YILANÇATI KANYONU TABİAT PARKI-GEYİKBELİ KANYONU 

Yığılca ilçesinin Karakaş ve Hoca köyü sınırında, Düzce il merkezine 55 km uzaklıktadır. İlçe merkezine ise 14 km uzaklıktadır. 

Kanyonun olduğu bölge, Yedigöller Milli Parkı ulaşım yolu güzergahında olup, bu güzergahı kullanan ziyaretçilerin kolaylıkla ulaşabileceği ve tercih edeceği bir konumdadır.

Yığılca Yılançatı Kanyonu Tabiat Parkı

2666 dekar büyüklüğündeki kanyon boyunca: ormanlık alan, göknar, kayın, karaçam ve meşe ağaçları, irili ufaklı bir çok gölcük ve şelale ile süslenmiş, seyir noktaları, dinlenme alanlarıyla doğal bitki örtüsü ve berrak akan suları oldukça dikkat çekicidir.

Sahada doğa yürüyüşü, foto safari, günübirlik piknik, olta balıkçılığı, kanyon tırmanışı ve bisiklet gezisi yapmak mümkündür. Keşfedilen 10 adet ağlayan şelale ziyaretçileri bekliyor.

Yığılca Ağlayan Şelale

Ağlayan Şelale:

Yılançatı kanyonunda 7 km uzunluğundaki arazi üzerinde, en yükseği 10 metreden dökülen 10 ayrı ağlayan şelale vardır. 

En büyük şelale, 10 metreden aşağıya süzülüp göz damlası şeklinde akar ve görenleri hayrete düşürür. 

7 km uzunluğundaki arazinin içinde bulunan yirmiye yakın doğal göletler de şelalelere ayrı bir güzellik katıyor. 

Özellikle sonbahar aylarında gezilmeye değer bir cennet niteliği taşımaktadır. 

 

Yığılca Hasanlar Baraj Gölü

HASANLAR BARAJ GÖLÜ

Küçük Melen Çayı üzerinde, 425 Hektar alana kurulmuş olan baraj gölü, Düzce il merkezine 20 km ve Yığılca ilçe merkezine 16 km uzaklıktadır.

Sulama ve taşkın kontrolü amacıyla 1965-1972 yılları arasında kurulmuştur. 

İlçe merkezine girmeden hayranlık uyandıran güzellikteki Hasanlar Barajı, göze sığmayan büyüklükte ve güzellikteki her kıvrımından ve her yüksekliğinden tüm coşku ve güzelliğiyle insanı cezp ediyor.

Alternatif su sporlarının yanı sıra, her yıl geleneksel olarak düzenlenen yelken yarışları, zengin balık kaynakları ile sportif amaçlı olta balıkçılığına müsait kıyıları ile dikkat çekiyor. Kano, yelken, kürek sporları, su bisikleti ve olta balıkçılığı yapılabilir. 

Hasanlar Baraj gölü su sporları festivali:

Her yıl Haziran ayının ikinci haftası düzenlenir. Gerçekleşen aktiviteler şunlardır: Su sporları etkinlikleri, yöresel halk oyunları ve yöresel yemek ikramı.

 

Yığılca Hasanlar Baraj Gölü

Hasanlar köyü-Hasanlar Barajı arasındaki yürüyüş yolu 4 km dir.

Orta zorlukta olup, su içinden geçmek gerekebilir.

Boğazlı yürüyüş ayakkabısı ile dört mevsim yürünebilir.

Sağlıklı her insanın yürüyebileceği bir parkurdur, Düzce-Yığılca yolu üzerinde Hasanlar köyü Orhangazi camisi önünden yürüyüşe başlanır.

Kayın ağaçları arasında yürürken Hasanlar Baraj Gölü’nün muhteşem manzarasını izleyebilir, parkur boyunca karşılaşılan vadi ve kayalıklarda kaya tırmanışı yapabilirsiniz.

Yığılca Sarıkaya Mağarası

SARIKAYA MAĞARASI

Yığılca ilçe merkezine 5 km uzaklıktadır. Sarıkaya köyünün 1.5 km kuzeydoğusundadır.

İçeriye indiğinizde uzun bir merdiven ile tüm mağarası gezebilirsiniz.

Mağara, Batı Karadeniz Bölgesinin en büyük mağarasıdır. İçinde şelaleler ve göletler vardır.

Toplam uzunluğu 717 metredir. Ana galeri uzunluğu 510 metre, genişliği 80 metre, boyu 75 metre, tavan yüksekliği 15-40 metre arasındadır.

Salonda: iki gelişim dönemine ait fosil ve genç damlataş şekilleri bulunmaktadır.

Salonun ortasında, Aksu çayından gelen derenin oluşturduğu küçük bir şelale ve ikinci evreye ait bir kanyon-vadi bulunmaktadır ve ilk oluştuğu bölümden 17 metre ve gittikçe artan bir derinliktedir.

Mağara, yakın çevresinin yüzey sularını toplayarak Aksu Mağarası ile Melen Çayı’na boşaltır.

Yığılca Sarıkaya Mağarası

Birinci derece doğal sit alanıdır. 2021 yılında tescil edilmiştir. 

Kireçtaşından ve kumtaşlarından derine doğru kazılma ile oluşan Sarıkaya mağarası aynı zamanda bir su geçiş yoludur.

Sarkıt, dikit ve odaları bulunan mağaranın girişi sarmaşıklarla kaplıdır. Kaya tırmanışı, çadır kampı için uygundur.

Yığılca Sarıkaya Mağarası

Yığılca-Sarıkaya mağarası arasındaki yürüyüş yolu 12 km dir. Yığılca’nın Gökçeağaç köyünden yürüyüşe geçilir. Yer yer çam ağaçları ve bağ bahçe arasında geçen bir parkurdur.

Kolay bir parkur olup iyi kondisyona sahip, uzun yürüyüş tecrübesi ve yol bulma yeteneği olanlar yürümelidir.

Parkur üzerinde mutlaka görülmesi gereken Sarıkaya Mağarası vardır.

Yığılca Bacaklı Yaylası Gümele Porsuk Ağacı

BACAKLI YAYLASI;

Yığılca ve Alaplı ilçeleri sınırında olan ve ortak kullanılan Bacaklı Yaylası, 4115 yaşında olan Türkiye’nin en yaşlı ağacı Gümele Porsuğuna ev sahipliği yapıyor. Yaylada rakım 1680 metredir. 

 

 

 

Düzce Akçakoca hakkındaki gezi yazım için Akçakoca

Düzce Gümüşova

 

Düzce Gümüşova

D-100 karayolu üzerinde bulunmaktadır.

Düzce il merkezinin güneybatısında bulunan ilçe, batıda Sakarya, güneybatıda Bolu, güneyde Gölyaka, doğuda Çilimli ve kuzeyde Cumayeri ilçeleriyle komşudur.

İlçenin büyük bölümü ormanlık alandır. Düzce il merkezine 20 km mesafededir.

En önemli turizm potansiyeli Çaybükü köyünde bulunan Dedekoru piknik ve mesire alanıdır.

Düzce Gümüşova

Tarihi

Gümüşova ilçesi, 1321 tarihinde Osman Bey’in silah arkadaşı Konuralp Gazi tarafından, Düzce ve Üskübü ile birlikte fethedilmiştir.

Bu bölge yerleşim yeri olarak Fatih Sultan Mehmet döneminden itibaren kullanılmaya başlanır.

Daha sonra, bölge, büyük askeri yararlılıklar gösteren Davut Paşa’ya tımar olarak verilir.

Osmanlı ordusunda bulunan hayvanların kışlaklayacağı ahırların Gümüşova’da yapılması sebebiyle bölge “Kışla” adını alır.

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Kışla işgale uğrar. Milli Mücadele döneminde cereyan eden Düzce isyanları, yoğunlukla bu bölgede etkisini gösterir.

Daha sonra bu isyanlar: Ali Fuat Cebesoy ile Meraşal Fevzi Çakmak tarafından önlenmiştir.

Kışla 1927 yılında nahiye olur. 1963 yılında Belediye teşkilatı kurulur.

1987 yılında Cumayeri ile birleşerek Cumaova isimin alır.

1993 yılında Cumayeri’nden ayrılarak Gümüşova adı altında yeni ve müstakil bir ilçe olur.

Gümüşova, Aralık 1999 tarihinde Düzce’nin il olmasıyla Düzce’ye bağlanır.

Gümüşovalılar genellikle tarımla uğraşıyorlar ve halk geçimini fındıktan sağlıyor.

Bu yüzden, çevre fındık bahçeleriyle doludur, buradan fındık satın almanızı öneririm.

 

GEZİLECEK YERLER;

 

Düzce Gümüşova

Saat Kulesi

Gümüşova Belediyesi tarafından, Kültür Mahallesi, Cumhuriyet Caddesinde, Halk tarafından Beşyol Ağzı diye tabir edilen yere saat kuleli havuz yaptırılmıştır.

Saat kulesinin yüksekliği 8.5 metredir. Havuz gece aydınlatılarak daha güzel bir görüntü sağlamaktadır. Saat kulesi ay-yıldız temalıdır.

2021 yılında restorasyon yapılmıştır. 

Gümüşova Dedekoru Mesire Alanı

DEDEKORU MESİRE ALANI (ÇAYBÜKÜ KÖYÜ)

İlçenin en önemli turizm potansiyeline sahip alanlarından biridir. 

Çaybükü köyü sınırları içinde yer alan piknik/mesire için doğal ortamdır. Doğa içinde vakit geçirmek isteyenler için uygun bir tercihtir. 

Gümüşova Koru dede türbesi

Piknik ve mesire alanı içerisinde Çaybükü camii arkasında Dede Koru Türbesi bulunmaktadır. Türbenin çevresine bırakılan bez parçaları, adak mumları ve dualar, halkın maneviyatla iç içe yaşadığının göstergesidir. Dede Koru, sadece bir ibadet yeri değil, aynı zamanda sosyal bir buluşma noktasıdır. Bayram sabahları, piknikler ve köy etkinlikleri bu türbenin etrafında şekilleniyor. 

 

Gümüşova Dereköy Mesire Alanı ve Doğa Yürüyüş Rotaları

DEREKÖY PİKNİK VE MESİRE ALANI VE YÜRÜYÜŞ ROTALARI

İlçede doğa yürüyüşü etkinlikleri düzenlenmektedir. 

Örneğin: Dereköy ve Yeşilyayla köyleri arasında doğa yürüyüşü yapılmaktadır. Bu tarz etkinlikler doğa severler için ilçe çerçevesinde bir alternatif oluşturmaktadır. 

 

Gümüşova Selamlar köyü
 

Selamlar Köyü

Selamlar köyü, Gümüşova ilçe merkezine 1 km uzaklıktadır. Selamlar köyü, Gümüşova’nın en büyük köyüdür. Köy Balkan göçmenlerinden oluşmaktadır. 93 Harbinden sonra buraya göç etmişlerdir. 

18 Temmuz 1934 tarihinde, Mustafa Kemal Atatürk: Ankara’dan yola çıkıp İstanbul’a 2 araçla giderken: Gümüova ilçesindeki Selamlar Köyü (eski adı İbrahimağa köyü) den geçecekti.

Güzergahta bulunan bütün il, ilçe ve köy halkı, heyecanla Atatürk’ü misafir etmek istiyordu.

Cumhuriyet döneminin ilk öğretmenlerinden Çorlulu Hafız Dayı olarak bilinen Ahmet Altan’ın girişimleriyle, Atatürk o dönem 90 kişinin yaşadığı Selamlar köyüne gelmeye karar verdi.

Atatürk köye geldiğinde onu karşılayan Hafız Dayı, köylü kadın ve erkekler ile çocukların gözlerinden sevinç gözyaşları akıyordu.

Osmanlı döneminden kalan köyün 200 yıllık çeşmesinin önünde oturan Atatürk, önce dertleri ve sorunları dinledi, sonra Hafız Dayı’ya “Bu köyün ismi bundan sonra Selamlar olsun” dedi.

Ardından kendi gibi mavi gözlü olan 13 yaşındaki Fatma ile konuşmaya başladı.

Elinde tepsi, yayıktan yapılan soğuk köpüklü ayranlarla Atatürk’ün karşısına gelen Fatma, ayranları ikram etti,

Atatürk ayranı içti ve köylüyle sohbet ettikten sonra, yola devam ettiler.

Gümüşova Selamlar Köyü Çeşmesi

Selamlar köyü sakinleri: Osmanlı döneminde yapılan ve Anıtlar Kurulu tarafından koruma altına alınan tarihi çeşmeden, Atatürk’ün ziyaret ettiği 18 Temmuz 1934 tarihinden bu yana, her yıl bir günlüğüne ayran akıtıyor.

18 Temmuz’u bir festival havasında kutlayan Selamlar Köyünde, o gün yer yerinden oynuyor.

Köylü kadınları yemek pişiriyor, yürüyüş kortejleri, protokol konuşmaları ve festival düzenleniyor.

 

Atatürk Müzesi

Tarihi çeşmenin hemen yanında, bir de “Atatürk Müzesi” bulunuyor.

Müzenin içinde, Atatürk’e ayran yapılan ahşaptan yayık sergileniyor. Ayrıca Atatürk’ün eşyaları ve fotoğrafları sergileniyor. Dönemin Başbakanı Turgut Özal da köyü ziyaret etmiştir.

 

 

 Düzce Akçakoca hakkındaki gezi yazım için  Akçakoca

 

Isparta Şarkikaraağaç

Isparta Şarkikaraağaç
 

Isparta Şarkikaraağaç: İl merkezine 118 km uzaklıktadır. Konya iline ise 145 km uzaklıktadır.

Verimli bir ova üzerine kurulmuştur. Deniz seviyesinden yükseklik 1180 metredir.

Beyşehir gölünün bir kısmı, ilçe sınırları içindedir.

 

TARİH

Bölge MÖ 188-133 yılları arasında Bergama krallığı hakimiyeti altındadır. MÖ 130 yılında ise Romalılar bölgeye egemen olurlar. Antik dönemde bölgenin ismi “Pitaşşa” dır. Roma döneminde, Karalis (Beyşehir) gölünün kuzeyinde Salur köyü yakınında “Anaboura” antik kenti kurulur.

Bu dönemde Beyşehir gölünün ( o dönemdeki ismi Karalis gölü) kuzeyinde, Salur köyü yakınlarında Anaboura antik kenti kurulur. Günümüzde kentin bulunduğu yerde herhangi bir kalıntı yoktur.

Roma döneminde, Beyşehir gölü kuzeyinde, Antiokheia’dan Likaonya ve Pamphilya’ya giden Roma yolu üzerinde, günümüzdeki Şarkikaraağaç ilçesinin civarında, Neapolis (günümüzdeki Şarkikaraağaç) kentinin bulunduğu bilinmektedir.

1182 yılında bölge Selçuklu egemenliğine girer. Daha sonra Hamitoğulları Beyliği hakimiyeti görülür. 1380 yılında, bölgede egemen olan Karamanoğulları Beyi, Hüseyin Bey, Osmanlı Padişahı I. Murat ile yaptığı anlaşma sonucu 80 bin altın karşılığında, bölgeyi Osmanlı egemenliğine bırakır.

Selçuklu Sultan III. Kılıçarslan döneminde, 1203 yılında Türk yurdu haline getirilen ilçenin o dönemdeki ismi “Karaağaç” tır. Aynı dönemde Denizli yöresindeki Acıpayam ilçesinin ismi “Garbikarağaç” olarak anıldığı için, buranın ismi Hamitoğulları tarafından “Şarkikarağaç” olarak değiştirilmiştir. 1864 yılında ilçe müstakil kaza olur.

Şarkikaraağaç Köpük Helvası

NE YENİR

Tahin helvası, köpük helvası ve susamlı helva, Şarkikaraağaçlı ustalar tarafından özenle yapılır. İçinde: şeker, çöven, limon suyu bulunur. Kış helvası olarak da bilinir. Soğuk havalarda tüketimi artar. Çünkü içerdiği şeker nedeniyle, vücuda enerji verir ve aynı zamanda oldukça hafif bir gıda olmasıdır. Köpük helvasının ana maddelerinden olan çöven, mide dostu olarak bilinmektedir. 

Şarkikaraağaç Kızıldağ Helva Bayamı

KIZILDAĞ HELVA BAYRAMI VE KÜLTÜR SANAT FESTİVALİ VE SÜNNET ŞÖLENİ

1967 yılından beri her yıl Temmuz ayının 2’nci Pazar günü, Milli Park alanında “Helva Bayramı” Şenlikleri düzenleniyor. Festivalde: uluslararası ve ulusal halk dansları ekipleri, renkli kültürel ve sanatsal etkinlikler, geleneksel helva ikramı, coşku dolu sünnet töreni, unutulmaz konserler bulunmaktadır. 

Şarkikaraağaç Turizm Meslek Yüksek Okulu

ŞARKİKARAAĞAÇ TURİZM MESLEK YÜKSEK OKULU

Asil Kale Mahallesi Konya Caddesindedir. 

Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi bünyesindeki okul 2013 tarihinde kurulmuştur.  

2018 yılında ise, Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi bünyesine dahil edilmiştir. Halen otel, lokanta ve ikram hizmetleri bölümü, aşçılık programı olarak faaliyetini sürdürmektedir.

Şarkikaraağaç Meslek Yüksek Okulu

ŞARKİKARAAĞAÇ MESLEK YÜKSEK OKULU

Zübeyde Hanım Mahallesi Mevlana Bulvarı üzerinde bulunan okul, Çıraklık Meslek Okuludur. 

 

Şarkikaraağaç Sindel Yaylası şenlikleri

SİNDEL YAYLASI YÖRÜK ŞÖLENİ 

Honamlı Yörükleri tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen Sindel Yaylasının kutlama etkinlikleri her yıl Mayıs ayında, Gedikli Köyü Sindel Yaylasında kutlanmaktadır. Şenliklerde, çeşitli eğlence ve etkinlikler organize edilmekte, yöresel oyun gösterileri ve yerel sanatçıların konserleri düzenlenmektedir. 

Şenliklerin amacı: Yörük ve yayla kültürünün yaşatılması, bu kültürün genç nesillere aktarılması, Yörük obaları arasında kaynaşma sağlanması, çevre bilinci ile yöresel bilinirliğin oluşturulması ve tanıtılmasıdır. 

 

Şarkikaraağaç

GEZİLECEK YERLER

Şarkikaraağaç Beyşehir Gölü
 

 

BEYŞEHİR GÖLÜ

Beyşehir gölü, tektonik kökenli bir çukurluğun su ile dolması sonucu oluşmuştur.

Türkiye’nin 3’ncü büyük gölüdür.

Türkiye’nin en büyük içme suyu rezervuar alanı ve en büyük tatlı su kaynağıdır.

1986 yılında yapılan bir analize göre, gölün suyu hem sulamada kullanılabilir, hem de içilebilir nitelikte bulunmuştur.

Tuzluluk oranı sıfırdır. Anyon ve katyon değerleri ise sınır değerlerin altındadır.

Uzunluğu 45 km, genişliği 13-25 km arasında değişir. Ortalama derinliği 7 metre olan gölün en derin yeri 9 metredir. Gölün denizden yüksekliği 1126 metredir.

Beyşehir gölü çevresinde: kuş gözlemciliği yapılabilir.

Kızıldağ Milli parkında ise doğa yürüyüşü, kamp ve foto safarisi düzenleniyor.

Göl kıyısındaki 7 köyde bulunan kayıtlı 112 balıkçı teknesiyle balık avcılığı yapılmaktadır.

Gölde ekonomik olarak avlanabilen balık türleri pullu sazan balığı ve sudak balığıdır.

Son bir not: 2021 tarihinde Beyşehir gölü, Doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. 

Şarkikaraağaç Mada Adası

Mada adası;

Ada ile kara arasında yaklaşık 800 metrelik bir yolculuk ile ulaşılabilen Mada Adası, 8220 hektarlık alanıyla Beyşehir gölündeki irili ufaklı 32 adanın en büyüğüdür. Taşıma işlemi basit sandallarla yapılıyor. 

Şarkikaraağaç Mada adası

Türkiye’de yerleşim yeri bulunan tek göl adasıdır. Adada Kumluca Mahallesinde 30 hanede 120 kişi yaşamını sürdürüyor. Şarkikaraağaç ilçesinin Gedikli köyüne bağlıdır. 

Ada üzerinde yerleşim olduğuna dair ilk kayıtlar, 1507 yılına dayanmaktadır. Bu tarihten sonraki en büyük göç harekete, 1866 yılında, 30-40 hanelik bir Kazak gurubunun yerleştirilmesiyle oluşmuş ve sonralarında kullanılacak bir diğer isim olarak Kazak Adası kavramına temel olmuştur. Rus Kazakları, adanın yakınındaki kaçak adaya kendi kiliselerini inşa etmişler ve inançlarını rahatça yaşamışlardır. 

1940 yılına kadar adada yaşayan don kazakları, bu tarihte Akşehir tarafına göç ederek adayı terk etmişlerdir. Günümüzde adada Yörükler yaşamaktadırlar. 

Ada 1993 yılında Kızıldağ Milli Parkı kurulduğunda bütünüyle parkın içinde kalmıştır. 2018 yılında ise Kumluca Mahallesi, park alanı sınırları dışına alınmıştır. 

Adada yaşayan Yörükler, tarım, hayvancılık ve balıkçılıkla geçimlerini sağlıyorlar. Yaklaşık 200 yıldır adada yaşamını sürdüren konargöçer Yörükler, son yıllarda Beyşehir Gölünün suyunun çekilmesi ve göldeki kirlilikten olumsuz etkilenmişlerdir. 

Son bir not: göl hakkında bir efsane var. Rivayete göre, Alaaddin Keykubat’ın oğlu, Beyşehir gölüne düşmüş ve bir daha bulunamamış. Bunun üzerine hünkar bu gölde artık kimsenin ölmemesi için halktan yapağı ve bir miktar kül istemiştir. Getirilen malzemelerle gölü Akdeniz’e bağlayan yer altı suyunun yolu kapatılmış, gölün seviyesi yükselip, bir tepe olan Mada adasının çevresini sarmıştır. Böylece Mada bir ada olarak ortaya çıkmıştır. 

Son bir not daha: Mada adasıyla ilgili hazırlanan Mada adlı belgesel, 5’nci Uluslararası Kısa Film Festivalinde birinci olmayı başarmıştır. 

 

 

Şarkikaraağaç İnönü İlköğretim Okulu
 

İNÖNÜ İLKÖĞRETİM OKULU

İlçe merkezinde, Aşağıkale Mahallesi İlkokul Sokaktadır. Okul ilçe merkezinde olmasından dolayı ulaşımı kolaydır. 

1929 yılında Erken Cumhuriyet döneminde yapılmıştır.

Okulun planı dönemin Milletvekili Kazım Aydar tarafından çizilmiş ve 25 Eylül 1926 tarihinde temeli atılmıştır. Arsası eski mezarlıktır. 

1930 yılında, Okulda eğitim başlamıştır.

Okulun adı, İnönü zaferine atfen “İnönü İlkokulu” konmuştur.

1960yılında güney batı ucuna, tek katlı bina eklenmiştir. Bu ekleme, binanın görüntüsünü bozmuştur. Bu bina, ortaokul olarak kullanılmıştır.

Bina, dikdörtgen planlı ve bodrum ile beraber 2 katlıdır.

Zemin kat pencereleri basık, üst kat pencereleri ise basık sivri kemerlidir.

Tavan, taban, merdivenler ve kapı-pencere doğramaları ahşaptır.

Kuzeybatı taraftaki giriş kapısı, yöreye has sarı renkli taştan silmeli biçimde yapılarak anıtsal bir şekil kazandırılmıştır.

Okul binası 2001 yılında tescil edilen Hükümet Konağı ile çağdaş olup, plan ve yapı tekniği ile birbirine benzerler.

Halen okul olarak kullanılmaya devam edilmektedir.

Şarkikaraağaç Hükümet Konağı
 

 

HÜKÜMET KONAĞI

İlçe merkezinde Kocaköy Orta Mahallededir.

1929 yılında Neo-klasik üslupla yapılan bina, 2 katlıdır.

Duvar kalınlığı 90 cm ulaşan binanın zemin ve tavanları betondur.

Zemin seviyesinden biraz yüksekte, bodrum katı vardır.

Doğu-batı yönünde enlemesine olan binanın, doğu, batı ve güney cepheleri sade tutulmuş, esas girişin bulunduğu kuzey cephede ise; bina köşeleri ve giriş ana duvardan taşkın yapılarak, üçlü bir düzenlemeye gidilmiştir.

Bina köşelerinde ve taşkın bırakılan giriş köşelerinde, taş işçiliği görülmeye değerdir.

Bütün cephelerde, birinci ve ikinci at pencereleri bulunur.

Alt kat pencereleri basık kemerli, üst kat pencereleri ise düz dikdörtgendir.

Giriş basığa yakın yuvarlak kemerlidir.

Kemer alınlığında “Şarkikaraağaç Hükümet Konağı 1929” ibaresi yazılıdır.

Evet, eski Hükümet Konağı, en son olarak Belediyeye tahsis edilmiştir.

Yapıda, 2020 yılında özgün dokusu korunarak restorasyon çalışmaları yapılmıştır. 

Şarkikaraağaç Çınar Ağacı
 

 

ÇINAR AĞACI-YUKARI ÇINAR

İlçe merkezinde Cumhuriyet Meydanında Atatürk heykelinin arkasında, Eski Hükümet Konağının önünde bulunur.

Ağaç, Belediyenin yaptığı çevre düzenleme çalışmaları sırasında, meydanın tam ortasında bir refüj alanı içinde bırakılmış ve böylece rüfüjün iki tarafından geçen ana caddeden kurtarılarak koruma altına alınmıştır.

Ancak yine Belediye tarafından, ağacın gövdesi üzerine betondan bir hat üzerinde bir şelale oluşturulmuştur.

Pompa yardımıyla yükselen basınçlı su, ağacın batı batı yüzeyinden yine betondan yapılan su havuzuna akmaktadır ve su devir daim ederek işlemin sürmesi sağlanmıştır.

Ayrıca ağacın 2 metre doğusunda inşa edilen çeşme yapısı, halka hizmet vermektedir. 

Tabii bunlar görüntü olarak güzel, öte yandan, bu şelale ve havuz bir süre sonra ağacın çürümesine sebep olacaktır.

Çınar ağacının yüksekliği 13-15 metre ve dalların genişliği ise 15 metredir.

Kurtuluş savaşında cezalandırılanların bu çınar ağacında idam edildiği anlatılıyor.

Son bir not: 27 Ağustos 2025 tarihinde asırlık çınar ağacının dalı koparak seyir halindeki bir otomobilin üzerine düşmüştür. 

Şarkikaraağaç Ağalar Mezarlığı
 

 

AĞALAR MEZARLIĞI

İlçe merkezinde, Cumhuriyet Meydanındadır.

Mezarlık alanı içerisinde, geçmişten günümüze çeşitli dönemlere ait pek çok mezarın yer aldığı, özellikle basit yerel ve büyük boyutta kayrak taşı kullanılarak mezarların oluşturulduğu görülmektedir.

Çok az sayıda da olsa, bazı mezarların üst tarafı sarıklı ve aynasında eski harflerin bulunduğu düzgün kesme taşların uzun dikdörtgen dolu, bazıları ise sivri kemerlidir.

Mezarlık alanı oldukça bakımsızdır.

Şarkikaraağaç Alaca Mescit
 

ALACA MESCİT  

Buraya halk arasında Kürt camisi de deniliyor.

Bu cami, 1876 yılında yapılmıştır.

Cami, dönemin mimari anlayışını yansıtan güzel bir örnektir. 

Dış duvarları taş ve harçla özenle derz edilmiş, bu da yapının sağlamlığını yüzyıllardır korumasını sağlamıştır. 

Dikdörtgen planlıdır. Alt katı dükkandır.

Batı ve doğu cephesinde altta beş büyük, üstte ise beş küçük dikdörtgen pencere bulunur.

Şarkikaraağaç Alaca Mescit
 

Kuzeyde, camekanla kapatılmış son cemaat yerinin tavanında, kırmızıya boyanmış bir tavan göbeği ilgi çeker.

Tavan süslemeleri ahşap çıtalarla yapılmıştır.

Caminin içi ahşap sütunlu ve üç bölümlüdür.

Arka tarafta ahşap ikinci kat vardır.

Caminin kuzeydoğu köşesinde bulunan minare tuğla örgülü olup kaide devşirme taş malzemeden yapılmıştır. 

Cami, 1982 yılında tescillenerek koruma altına alınmış ve Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan restorasyon çalışması, 1985 yılında bitirilmiş ve cami özgün güzelliğini korumuştur. 

Şarkikaraağaç Sultan Fatih Camii
 

 

SULTAN FATİH CAMİSİ (CAMİ-İ KEBİR)-ULU CAMİ

İlçe merkezinde Cumhuriyet meydanındadır.

1282 yılında, Selçuklu sultanlarından Alaaddin Keykubat döneminde, Ömer bin Ali tarafından yaptırılmıştır.

1455 yılında Fatih Sultan Mehmet döneminde tamir ettirilmiş olup bu ismi almıştır.

Şarkikaraağaç Sultan Fatih Camii
 

Cami, kare planlı, bağdadi kubbeli, kırma çatılı, çatısı çinko kaplı tek minareli bir camidir.

Mihrap ahşaptır. Mihrap nişini saran bordürlerde, bitkisel ve kıvrık dal motifleri ile spiral bezemeler görülür. Yağlı boya ile boyanmıştır.

Minber ahşaptan yapılmış olup iki yanda kafes bordürü olan korkuluklar vardır.

Vaaz kürsüsü doğu cephede bir konsol üzerinde bulunuyor.

Kapı ahşap yuvarlak kemerli ve iki kanatlıdır.

Minaresi kuzeybatı köşede tek şerefelidir. Çinko külah ile örtülüdür. Bu köşede mermer bir şadırvan vardır.

Şarkikaraağaç Kireli Han

KİRELİ HAN

Şarkikaraağaç-Beyşehir yolunun 12’nci km. de Yassıbel köyünde Fele Pınarı başındadır.

Selçuklu dönemine aittir. Civarda yaşayanlar bu yapıdan “Han” diye söz ederler.

Hanın kuzey doğu kısmının temelleri, 1 metre boyunda ve 20-30 cm eninde, ardıç ağacından yapılan kazıklar üstüne oturtulmuştur.

Binanın diğer kısımlarının bu şekilde olup olmadığı bilinmemektedir.

Binanın duvarlarının dış yüzeyi, büyük blok taşlardan iç kısımları ise daha küçük moloz taşlardan yapılmıştır.

Burada 15 yıl önce çıkartılan bir su havuzu (yalak), bu hanın açık avlulu bir kervansaray olduğunu gösterir.

Hanın taşları sökülerek civardaki yerleşim yerlerinde kullanılmıştır.

Büyük bir tahribat söz konusudur.

Bu yüzden, daha önce temel seviyesine kadar olan duvarları, toprak seviyesinde görülmekte ise de günümüzde herhangi bir kalıntı görülmemektedir.  

Şarkikaraağaç Aslan Doğmuş Hamam ve Biyolojik Havuz
 

 

ASLANDOĞMUŞ HAMAM VE BİYOLOJİK HAVUZ

Aslandoğmuş köyünün güneyindedir.

Roma dönemine ait devşirme malzeme kullanılarak Osmanlı döneminde yapılmıştır.

Yuvarlak kemerli tek bir girişi vardır.

Kubik görünümlü hamam yapısının genişliği 3.95 metre, eni 3.45 metre ve yüksekliği 1.95 metredir.

Üstü sonradan betonarme modern sıvayla sıvanmış yarım küre şeklinde bir kubbesi vardır.

Kubbenin tam ortasında, merkezde havalandırma deliği bulunur.

Hamamın iç kısmında, rozetler halinde duvar bezemeleri görülür.

Hamamın kuzey tarafında, betondan yapılmış sıcak kaynak suyu geliş ve gidiş olukları bulunur.

Bu su oluklarının kenarı ve çevresi, seramik kaplıdır.

Bu termal su oluklarında, küçük boylu balıklar bulunur.

Yöre halkı tarafından bu balıkların şifalı olduğu söyleniyor.

Bu yüzden, hamam, çeşitli hastalıklarına şifa arayanlar tarafından yoğun ziyaret edilir. Özellikle cilt hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. 

 

Şarkikaraağaç Aslandoğmuş Hamamı ve Biyolojik Havuz
 

Balıklar:

Doktor balıklar olarak nitelendirilen bu balıklardan biraz daha söz etmekte yarar var.

Evet, bu balıklar termal su alanlarından gelen ve sıcaklığı 22-23 derece civarında olan sularda yaşıyorlar.

Tabii suyun Ph değeri (7,06) de önemli.

Su kaynağından çıktıktan sonra tarihi hamamda biriken sular, daha sonra köyün altındaki dereye dökülmektedir.

Şarkikaraağaç Aslandoğmuş hamamı biyilojik havuzu

Şifalı balıklar için yapılan tesis: tam bu noktada yapılmıştır.

Tesiste balıkların yaşadığı havuzlar, biyolojik bir gölet gibi tasarlanmıştır.

Havuzlarda temizlik ve bakteri oluşumu, doğal yöntemler kullanılarak sağlanır.

Bu nedenle, biyolojik yaşam korunmaktadır.

Havuzlarda suyun içine dikilen özel su bitkileri suya oksijen verirler ve bu şekilde suyun okside edilerek dezenfekte edilmesi sağlanır.

Evet, balıklar sazangillerden çok yayıngillere benziyor.

Çöpçü balığına benzer özellikler taşıyorlar.

Koyu sarımtırak kurşuni renkteki doku üzerine, sırt bölgelerinde siyaha kaçan koyu kahverengi benekler var.

Alt tarafı, baştan kuyruğa kadar kurşuni renktedir.

Büyüklükleri 3-5 cm dir. Ağız bölgelerinde 4 bıyık görülür.

Şarkikaraağaç Kızıldağ Milli Parkı
 

 

KIZILDAĞ MİLLİ PARKI

İlçe merkezinin 5 km güneyindedir.

Büyük Sivri tepesinin eteklerinde, deniz seviyesinden 1840 metre yükseklikte, saf mavi sedir ormanlarından oluşan bir milli park alanıdır.

Park alanındaki yükseklik 1840 metre rakımdan başlar ve 1180 metre rakıma kadar iner.

Şarkikaraağaç Kızıldağ Milli Parkı
 

1969 yılında Milli Park olarak ilan edilmiştir.

Parkın güneyinde Beyşehir gölü vardır.

Gölden esen güney rüzgarları, Bebik vadisi ve Yertutan mevkiinden geçerek milli parka ulaşır.

Şarkikaraağaç Kızıldağ Milli Parkı

Bu yüzden, parkın bol oksijenli ve temiz havası caziptir.

Astım ve solunum yolu hastalıkları için şifa kaynağıdır.

1986 yılında burada 100 yataklı göğüs hastalıkları hastanesi temeli atılmış ve maalesef aradan geçen 33 yıla rağmen inşaatı hala devam etmekteymiş.

Şarkikaraağaç Kızıldağ Milli Parkı
 

Milli Park alanı içinde, 201 adet endemik bitki türüne rastlanmıştır.

Sedir ağaçları ile tanınan park alanı içinde, karaçam, ardıç, meşe toplulukları ile bozuk makilik alanlar bulunur.

Park alanında: kurt, tilki, yaban domuzu, sansar, tavşan gibi memeliler de görülebilir.

Park alanında dağ evleri ve kamp sahası bulunur.

Büyük Sivri tepesine tırmanarak dağ yürüyüşü yapılabilir.

3, 6 ve 9 kilometrelik yürüyüş yolları vardır.

Şarkikaraağaç Kızıldağ Milli Parkı
 

Ayrıca piknik alanları da bulunur.

Bungalov tipi evler, çadır kurma yerleri, günübirlik mesire yerleriyle dinlenme ve piknik imkanı sunar.

Bungalov tipi evlerde konaklamak isterseniz, Kızıldağ Milli Park Müdürlüğünü arayıp rezervasyon yaptırabilirsiniz. (Tel: 05443162211)

 

Pınargözü Mağarası

İlçe merkezine 8 km uzaklıktadır.

Çaydere ormanlarının içindedir. Kızıldağ Milli Parkının en önemli kaynak değerlerinden birisidir.

Dedegöl dağı eteklerinde 1600 metre rakımdadır.

Uzunluk itibarıyla Türkiye’nin en uzun mağarasıdır, mağaranın uzunluğu 15 km dir. Avrupa’nın en uzun mağarası olarak kabul edilmektedir.

Mağaranın içinden çok güçlü su akar.

Ayrıca: mağara içinde birçok sifon ve büyük çağlayan bulunur.

Bu mağaranın 1995 yılında yapılan uzun süreli araştırmalar sonucunda 16 kilometrelik bölümü ölçülmüş, ancak henüz sonuna ulaşılamamıştır.

Belirlenebilen son nokta, ana girişten 660 metre daha yüksektedir.

Mağaranın içinde, değişik büyüklükte gölcükler, şelaleler, damlataş havuzları ve her türden damlataş birikimleri bulunur.

Mağara çevresinde ise, 213 çeşit bitki topluluğu tespit edilmiştir.

Mağaranın içinde saatteki hızı 50-150 km arasında değişen güçlü bir rüzgar eser.

Mağaradan çıkan suyun sıcaklığı ise, oldukça düşüktür, yaz kış 4-5 derece civarındadır.

Şarkikaraağaç Zengibar Kalesi
 

 

ZENGİBAR KALESİ

Kale, Muratbağı köyü sınırları içindedir.

Bu köyün eski ismi “Zengiler” ya da “Zengibar” olarak bilinir.

Kale Tepe’nin adı da köyün eski adıyla “Zengibar Kalesi” olarak söylenir.

Yani köy adını buradan almıştır.

Köy ilçe merkezinin 7 km kuzeyinde, kale ve ören yeri ise, köyün 1.5 km kuzeydoğusundadır.

Şarkikaraağaç Zengibar Kalesi

Erken dönem kalesi dağın zirvesindeyken, Hellenistik ve Erken Roma İmparatorluk dönemlerinde yerleşim dağın batı yamacına inmiştir. Bu dönemde Akropolün yaklaşık 600 m altında dağın doğusunu ve güneyini çevreleyen düz bir teras oluşturmuştur. 

Teras iri bloklarla örülmüş bir surla kuşatılmıştır. 

Terasın içerisinde yerleşim güneybatıda görülürken, doğuda görülmez. Burası Nekropol Alanı olarak kullanılmış olmalıdır. 

Akropoldeki kale, MS 6’ncı yüzyıl ve sonrasında yeniden yerleşim görmüş erken dönem suru moloz taşlarla onarılmıştır. 

Surun içerisinde birbirine bitişik çok sayıda konut yine moloz taşlarla inşa edilmiştir. 

Yerleşimin tam orta noktasında kayaya oyulmuş büyük bir sarnıç vardır. 

Batı yamaçta bulunan Helenistik ve Roma İmparatorluk Dönemi yerleşimindeki yapılarda yerel taştan düzgün tıraşlanmış iri bloklar kullanılmıştır. 

Teraslandırılarak yapılan yerleşimin en üst terasında tapınak görülmektedir. 

Tapınağın doğu tarafı, yaklaşık 10 metre yüksekliğinde ve 20 metre uzunluğunda düzgün tıraşlanmış bir kaya ile çevrilidir. 

Kayanın üzerinde düzenli açılmış hatıl yuvaları, tapınağın çevresinin bir stoa ile çevrelenmiş olduğunu düşündürür. 

Kayadan oyulmuş bir stoa ile çevrili tapınak, bu yapısıyla Psidia Antiokheia Antik kentinde  bulunan Augustus Tapınağına çok benzemektedir. 

Temel düzeye kadar tahrip edilmiş tapınağın planı çok anlaşılamaz.

Tapınağın hemen alt terasında, etrafı stoa ile çevrili bir meydan, kuzey güney uzantılı yapılmıştır. 

Tapınağa geçişi sağlayan Propylon (Anıtsal Kapı) forumun güney doğu köşesindedir. 

Forumun kuzeydoğu köşesinden itibaren ormanın ağaçlandırma bahanesiyle yaptığı çalışmada bütün yapılar temelinden sökülmüş, kentin büyük bir bölümü tamamen tahrip edilmiştir. 

Tapınaktan dağın batısında akan dereye kadar eğimli giden alanın tamamında teraslar üzerindeki yerleşim kalıntıları izlenebilmektedir. 

Forumdan bir alt terasta, yüzeyi düzleştirilerek hatıl yuvaları açılmış kaya kütlesinin önü, defineciler tarafından 4 metre derinliğinde açılan kaçak kazı çukurundan dolayı, buradaki yapının işlevinin ne olduğu tam olarak belirlenememiştir. 

İşlik olma ihtimali yüksektir. 

Vadi içerisinde harç kullanılmadan düzgün bloklarla yapılmış çok sayıda yapı vardır. 

Tam orta terasta bulunan tholos yapı, kentin tapınaktan sonra en özenli işçiliğe sahip yapılarından biridir. 

Yapıyı diğerlerinden ayıran en önemli özelliği, bezemeli mermer blokların kullanılmış olmasıdır. 

Kentteki diğer yapılarda mermer görülmez.

Tholos bir tapınak olma ihtimalinin yanı sıra konumundan dolayı Macellum olma ihtimali de güçlüdür. 

Akropoldeki yapılar arasında Doğu Roma İmparatorluğunun geç dönemlerine ait seramikler görülürken, aşağı kentte Geç Helenistik ve Roma İmparatorluk dönemine ait seramikler oldukça yoğundur. 

Ormanın tahrip ettiği bölümde yoksa, kentin geri kalanında Hıristiyanlığa ait kilise ya da farklı dinsel yapı yoktur. 

Kentte herhangi bir yazıta da rastlanmamıştır. 

Kentin bulunduğu dağın güney eteklerindeki kayalıklarda çok sayıda üzüm presleme işlikleri görülmektedir. 

Günümüzde üzüm bağları azalmış olmasına karşın yamaçlarda eski bağlara ait asma kütükleri zamana direnmektedir. 

Kentin antik ismi bilinmez.

Roma İmparatorluk döneminde, MS 3’ncü yüzyıla ait bir kitabeden bölgede bir Tetrapolis’in olduğu yazmaktadır. 

Tetrapolis’in üyelerinden Altada, Anabura, Neapolis’in isimleri bilinirken, dördüncü şehrin ismi okunmaz.

İsmi bilinen üç kentten, sadece Anabura’nın yer itam olarak tespit edilmiştir, diğer kentlerin henüz lokalizasyonunu bilinmemektedir. 

Zengibar’daki Helenistik Roma İmparatorluk dönemlerine ait kalıntılar burasının Tetrapolis’in üyelerinden olan büyük bir kentin yerleşimi olduğunu belgelemektedir. Ancak hangi kent olduğunu söylemek için arkeolojik araştırmaların ilerlemesinin beklenmesi gerekir. 

 

 

 

BÜYÜKEKİZ TEPESİ MAĞARASI

Çarıksaraylar Kasabasında Büyükekiz Tepesi üzerindedir.

Mağara/sığınak: tepenin güney yamacında, ana kayaya oyulmuş bir merdiven ve ana kayanın uygun boşlukları arasındaki açıklıkların hafifçe düzeltilmesiyle oluşturulmuştur.

Yüzeyde bol miktarda çatı tuğlası ve mahya parçaları bulunmakta olup, az miktarda Geç Roma dönemi mutfak eşyalarına ait seramik parçaları bulunmuştur.

 

ÖRDEKÇİ HÖYÜK VE KALE

Ördekçi köyü, Sivri Dağ üzerindeki yayladadır.

İlçe merkezine 11 km uzaklıktadır.

Ördekçi köyünün 1.1 km kuzeydoğusunda, Anaboura antik kentinin hemen kuzeyindedir.

2001 yılında İstanbul Üniversitesi adına M. Özsait tarafından yapılan yüzey araştırmalarında, MÖ 2 bin, bin ve Roma dönemi çanak çömlek buluntularına rastlanılmıştır.

Köy içinde bir eksedranın merkez kısmına ait yazıtlı blok dışında sunak, mezar anıtına ait parça ve steller ile mimari elemanlar bulunmuştur.

Ebatları 500 x 500 metre olan höyüğün yüksekliği 10-12 metredir.

Yörenin en büyük höyüğü olan bu yükselti üzerinde Tunç devrinden Roma dönemine kadar seramik örnekleri bulunur.

Kırmızı boya astarlı seramiklerle, içi küçük tanecikli gri hamurlu seramikler, bol olarak bulunmaktadır.

Yüzeyde Roma dönemi çanak-çömlek parçalarının bulunması, buranın Roma döneminde iskan edildiğini gösterir.

Kale tahrip olmuştur, sadece kalıntıları görülebilir. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanmış tescilli arkeolojik sit alanları listesinde yer almaktadır.

Şarkikaraağaç Anaboura

ANABOURA  

Yeri:

Salur köyü güneyinde, Belciğiz köyünün batısındadır. İlçe merkezine 12 km uzaklıktadır. Şehir kuzeye açılan bir yamaç üzerindedir.

Diğer bilinen adı “Enevre” dir.

Önemi

MÖ 1’nci yüzyılın ilk çeyreğinde, ünlü coğrafyacı Sinoplu Strabon: Geographika isimli eserinde kent halkından “Anabouralılar” diye söz eder.

MS 75 yılları civarında, yine tarihçi yazar Plinius, Naturalis Historia (Doğa Tarihi) isimli eserinde, yöreyi anlatırken sadece Neapolis (Şarkikaraağaç) kentinden söz eder.

Yani: MS 1’nci yüzyılda yeni kurulan Neapolis, bölgedeki Anaboura’nın adının sönükleşmesine, önemsiz bir kent durumuna düşmesine sebep olmuştur.

J. R. Sterrett isimli araştırmacı, Beyşehir Gölünün kuzeybatısında, Enevre denen yerde ortaya çıkan yazıtlarda “Anaboura” ismini bularak kentin yerini kesinleştirmiştir.

Şehir kuzeye alçalan bir yamaç üzerinde kurulmuştur.

Kent üzerinde pek fazla kalıntı yoktur.

Tiyatro ve tapınak kalıntısı ile konut temellerinin izleri görülebilir. 

Antik kent, İstanbul Üniversitesi adına M. Özsait başkanlığındaki ekip tarafından 2001 yılında ve Th.Drew Bear tarafından 2002 yılında araştırılmıştır.

 

Şarkikaraağaç Anaboura

Araştırma Sonuçları:

Bu araştırmalarda ören yerinde, savaşçı kabartmalı, yazıtlı bir zafer anıtı parçası ve alınlıklı bir mezar anıtına ait olabilecek MS 2’nci yüzyıla ait kalıntılar bulunmuştur.

Aynı mezar anıtına ait olabilecek bir parça ise Ördekçi’de kaydedilmiştir.

Köy yakınlarındaki bir tepe üzerinde, kentin odeionuna ait kalıntılar görülmekte ve yakınında da bir kutsal alanın bulunduğu tahmin edilmektedir.

Şarkikaraağaç Anaborua

Günümüz-Kalıntılar:

Gelelim günümüze: Salur köyünün güneybatısında, Kızıltepe üzerindeki Anaboura antik kenti, tepenin zirvesinde, bir vadi içindedir.

Kentin çevresi, bir surla çevrili olup, kale duvarlarının moloz yıkıntıları ve güneydeki kale duvarlarının temelleri kalmıştır.

Yerleşim yeri içinde, vadinin aşağısında bir sırtta tapınak temel kalıntıları vardır.

Ayrıca: bir tiyatro olarak adlandırılan ancak tiyatrodan çok toplantı alanı olabilecek, oturma basamağı sıraları bulunan bir kalıntı görülür.

Vadinin yamaçlarında, çok miktarda temel düzeyde kalıntı bulunur.

Evlerde genellikle lacivert renkli, yerel taş, tapınak ve toplantı alanı olabilecek yapıda ise beyaz kireç taşı kullanılmıştır.

Tapınak, küçük bir tapınak türüdür.

İşçilik taşra işçiliği olup, Roma dönemi özellikleri gösterir.

Çevrede yapılan araştırmada herhangi bir yazıta rastlanmamıştır.

Günümüzde kent üzerinde pek fazla kalıntı yoktur, tiyatro ve tapınak kalıntısı ile konut temellerinin izleri görülebilir.

Şarkikaraağaç Araklı Höyük

ARAKLI HÖYÜK

Araklı köyünün güneyindedir.

Isparta-Konya karayolunun ortasından geçmektedir.

 

Höyükteki rezalet

Evet, yanlış okumadınız, Şarkikaraağaç-Beyşehir karayolu üzerinde yürütülen yol genişletme çalışmaları sırasında 7 bin yıllık tarih yok edildi.

Karayolları Müdürlüğü yol genişletme çalışmalarını, müze müdürlüğünden izin almadan ihale yapıyor, ihaleyi alan firma, nasıl olsa izin alınmıştır diye düşünerek, iş makinalarıyla dalıyor höyüğe, höyüğün içinde ve çevresinde dozerlerle 3-4 metrelik çukurlar açılıyor, höyükten çıkan topraklar kamyonlara yüklenip çevredeki boş arazilere atılıyor.

Ancak bir bakıyorlar bu topraklar içinde insan kemikleri, mezarlar, yazılı taşlar ve seramikler görülüyor, bunun üzerine Isparta Yalvaç Müze müdürü bölgeye çağırılıyor, müze müdürü çalışmaların hemen durdurulmasını ister, ancak incelemelerde toprak altından çıkan bütün eserlerin parçalandığı tespit edilmiş ve içinde kamu görevlilerinin de bulunduğu 19 kişi hakkında, Savcılığa suç duyurusunda bulunulmuştur.

Bu arada, yapılan incelemelerde bölgenin 1’nci derece arkeolojik Sat alanı olduğuna dair herhangi bir resmi kayıt bulunamamıştır. 

Evet, 24.10.2017 tarihinde konu yargıya intikal ettirilmiş, sonuç, ben bilmiyorum, bilen varsa, buraya yazsın, hep birlikte öğrenelim.

Evet, höyük hakkında yine de biraz bilgi vermek istiyorum.

Höyük hakkında bilgi:

İlçe merkezine 5 km uzaklıktadır.

Araklı yerleşimi, Tunç çağında Şarkikarağaç ovasının en büyük kenti idi. Ticaret yolunun tam üzerinde bulunan kent, büyük bir ihtimalle Neolitik dönemden itibaren yerleşim görmüş olmalıdır. Bu yerleşimin görevini üstlenmiş olan Şarkikaraağaç, ilginç bir kent planına sahiptir.

Evet çok geniş bir alanı kaplayan höyük, 110 x 300 metre boyutlarında, 5-6 metre yüksekliktedir.

Üzerinde tarım yapılması ve ortasından karayolu geçmesi nedeniyle, tahribat çoktur.

İlk Tunç çağı ve kalkolitik çağ seramikleri örnekleri bulunmuştur.

Kırmızı boya astarlı seramiklerin, hamurları taşçıklıdır.

Ayrıca höyük üzerinde geç devir seramik örnekleri de vardır.

Duyduğuma göre: İsparta Yalvaç Müze Müdürlüğü, bu kıyımı önlemeye çalışmış ama önleyememiş, artık kimin suçu, kimin günahı, 7 bin yıllık bir tarihi yok etmek, takdir sizin.

 

ARAK MAĞARASI

İlçe ile Fele pınarı arasında, ilçe merkezine 4.5 km uzaklıktadır.

Konya kara yoluna ise 2.6 km uzaklıkta olup, Kara Tepenin eteklerindedir.

Giriş kapısı oldukça dardır. Mağaraya girildikten sonra, 11 metre kadar dar bir yol devam eder, daha sonra genişleme başlar ve yüzyıllardır oluşan sarkıt ve dikitler göre çarpar.

Mağaranın temiz havası özellikle ziyaretçileri etkiler.

Ancak mağarada çok sayıda yarasa vardır, buna göre içeriye girmenizi öneririm, korkabilirsiniz.

Mağara önü, ilçenin güzel bir piknik alanıdır.

Söğüt ağaçları ve bol sulu bir pınar bulunur.

 

NEAPOLİS  

Yeri:

Beyşehir gölünün kuzeyinde Antiokheia’dan (Yalvaç) Likaonya ve Pamphilya’ya giden Roma yolu üzerindedir.

İlçe merkezinin yaklaşık 12 km güneybatısında Enevre köyü altındadır.

Antik dönem yazarlarının kent hakkındaki yazıları:

Roma İmparatorluk döneminde, Beyşehir Gölü’nün kuzeyinden Antiokheia’dan (Yalvaç) Likaonya ve Pamphilya’ya giden Roma yolu üzerindeki bugünkü Şarkikaraağaç ilçesi civarında kurulduğu bilinen Neopolis kenti hakkında fazla bilgi yoktur. 

Strabon’un saydığı: 13 Psidia kenti arasında yer almaktadır. 

Romalı gezgin Plinius: Kentten ilk olarak “Naturalis Historia” adlı yapıtında bahseder. Plinius antik kentin Galatia’da olduğundan söz eder. 

Ptolomaios: Kenti, Psidia’nın Galatia’ya yakın kısmında gösterir. 

Hierokles ise, Psidia’da olduğunu bildirir. 

Neapolis’in Trakyalı kolonistler tarafından kolonize edildiği anlaşılmaktadır. 

 

Genel hususlar:

Konumu itibarıyla önemli bir noktada yer almakta ve Karalis Gölünden (Beyşehir) güneye açılan yolların güvenliğini sağlamaktadır. 

MS 3’ncü yüzyıla ait bir yazıttan: bölgede bir Tetrapolis (4 kent tarafından kurulan bir birliktir) olduğu bilinmektedir.

Tetrapolis üyelerinden: Altada (yeri bilinmiyor), Anaboura (Enevre) ve Neapolis (Şarkikaraağaç) bilinmekte, ancak dördüncü kentin adı bilinmemektedir. Söz konusu dördüncü kentten, yakın çevrede bir kalıntı görülmez.

Neapolis kenti, Killanian Tetrapolisi kentleri arasında Anabura ve Altada’dan sonra gelmektedir. 

Kentte ayakta duran geç dönem yapıları dışında erken tarihli arkeolojik veriler maalesef araştırmaların eksikliği nedeniyle bilinmemektedir. 

Pisidia Bölgesi sınırları içinde yer alan Neapolis, Şarkikaraağaç’da tespit edilen bir yazıttan hareketle Sleukos kolonisi olarak anılmaktadır. 

Bu yazıttan yola çıkılarak, Apollonia ile aynı tarihlerde, Trakyalı kolonistler tarafından kolonize edilmiş olmalıdır. 

 

Diğer Hususlar:

 

Ancak İlçe Halk Kütüphanesi’nin bahçesinde arşitrav blokları, sütunlar ve mezar stelleri bulunmuş olup bunlar Isparta Müzesine götürülmüştür.

 

 

Isparta tanıtımı.

Konya tanıtımı.