Iğdır

Iğdır

Iğdır ovası, Akdeniz bölgesindeki tarımın yapılabildiği toprak yapısı ve iklim şartlarına sahip olmasıyla önem kazanıyor. Bir de: ülkemizde, üç ülkeye sınır komşusu (İran-Nahcivan Özerk Cumhuriyeti-Ermenistan) olan tek il, öte yandan, bu ilde çok sayıda otel var ki, tüm Iğdır nüfusunu bu otellere yerleştirseniz, işte o kadar yatak olduğu kesin.

Iğdır

ULAŞIM

İran üzerinden ülkemize giren ve Doğubayazıt-Kars-Erzurum-Erzincan üzerinden ilerleyen tarihi İpek Yolu buradan geçiyor.

Iğdır-Nahcivan arasındaki uzaklık; 20 km. Iğdır-Ermenistan sınırı arasındaki uzaklık; 90 km. Iğdır-İran sınırı arasındaki uzaklık: 75 km. Iğdır-Kars arasındaki uzaklık: 130 km. Iğdır-Erzurum arasındaki uzaklık: 280 km. Iğdır-Ağrı arasındaki uzaklık: 150 km. Iğdır-Doğubayazıt arasındaki uzaklık; 45 km.

TARİH

Bölgede, tarihi süreç içinde: MÖ.1’nci yüzyıldan itibaren, egemenlik kuran uluslar, sırasıyla; Persler, Makedonlar, Seleukoslar, Roma, Asur, Kimmet ve İskitler. MS.7’nci yüzyılda ise, bu kez, bölgede “Araplar” görülür. 1064 yılına gelindiğinde ise, bu kez, Selçuklular var. 1514 yılında Osmanlılar bölgeyi ele geçirirler.

1737-1746 ve 1878-1918 yılları arasında, Rus işgali ve vahşet yılları var. 14 Kasım 1920 tarihine gelindiğinde ise, Kazım Karabekir komutasındaki Türk Ordusu, Iğdır ve yöresini, gerek Rus ve gerekse Ermenilerin elinden kurtarmıştır.

Iğdır isminin kaynağı: Oğuz Han’ın, altı oğlundan biri olan, Cengiz Alp’in, en büyük oğlu olan Iğdır Beğ’den gelmektedir. Kelime anlamı ise: “iyi, büyük, ünlü, sahip, yiğit başkan”  demektir.

Şehir, 27 Mayıs 1992 tarihinde, Kars ilinden ayrılarak Türkiye’nin 76’ncı ili olmuştur. Merkez ilçe yanında, 3 tane daha ilçesi vardır.

Iğdır
Iğdır

  

GENEL

Şehir, ülkemizin doğu sınırına yakın bir konumda, dağ sıralarının ve yüksek platoların arasındaki bir bölgededir. Bu ara bölgede kalması nedeniyle: özellikle iklim daha yumuşak ve toprağın da uygun olması nedeniyle: çevre yörelerde üretilemeyen birçok sebze-meyve burada üretiliyor. Çünkü: ova, alçak ve ılık. Bu nedenle: burada, Akdeniz iklimi tarımı yapılabiliyor. Yani: pamuk, kayısı ve mandalina gibi ürünler yetiştirmek mümkün.

Dağlık bir bölge demiştim ya, Ağrı dağının büyük bir bölümü de, Iğdır il sınırları içinde kalıyor.

Yukarıda sözünü ettiğim gibi, Iğdır, üç ülke ile sınır komşusu bir il. Bu ülkelerle olan sınır kapılarımız ise: Alican (kapalı) Ermenistan ile, Boralan (kapalı) İran ile ve Dilucu (açık) Azerbaycan ile olan sınır kapılarıdır.

NE YENİR

Yöreye yolunuz düşerse: özellikle “Taş Köfte” yemenizi öneririm. Birkaç yerel lezzet  daha var. Bunlar da; Ekşili, Cızdık, Paça, Tavuk Şorva olabilir. Ama, özellikle “Bozbaş” isimli yemeği yemeden, sakın buradan ayrılmayın. Ama, çok yağlıdır, aman buna dikkat.

NE SATIN ALINIR

Yörede, kadınlar tarafından yapılan, yün ve pamuktan üretilmiş “çoraplar” büyük ilgi görüyor. Sizler de, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, bu örgü çoraplardan satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

LEYLEK HEYKELİ

Iğdır il merkezi girişinde, gayet büyük iki leylek heykeli var. Bunlar yani leylekler, Iğdır ilinin sembolüdür ve bu heykeller o nedenle yaptırılarak buraya konulmuştur. Buraya bir taraftan da “Leylek Şehri” denmektedir. Çünkü, leylekler iklim nedeniyle yaz-kış burayı terk etmezler. Leylekler kış mevsiminde dahi burada kalabilmektedir.

YER ALTI ÇARŞISI

Şehir merkezinde tam ortadadır ve bu yüzden şehrin en kalabalık ve yoğun yeridir. Burada birçok dükkan ve mağaza bulunmaktadır.

Iğdır Ermeni Evi Taş Bina

ERMENİ EVİ TAŞ BİNA

Söğütlü mahallesinde bulunan bu bina, 19’ncu yüzyıl Baltık mimarisi tarzında yapılmıştır. Yapının yola bakan kısmı, süsleme bakımından zengindir. Düzgün kesme taş kullanılmış olup, pencere açıklıkları basit kemerli, pencere üstlerindeki taş çıkıntılar ve korniş altı testere biçimli taş çıkıntılar, cepheye güzel bir görüntü vermiştir. Pencerelerin birinin üst tarafında 1908 tarihli bir kitabe görülür. Yapının iç kısmında inceleme yapılamamıştır, çünkü yapı halen konut olarak kullanılmaktadır.

Iğdır Soykırım Anıtı ve Müzesi

SOYKIRIM ANITI VE MÜZESİ 

İl merkezinde, Bahar mahallesindedir. Burada: Iğdır ve çevresinde: 1915-1920 yılları arasında, Ermeni katliamlarında katledilen ( yöre halkının, o günkü mevcudunun % 80’i katledilmiştir) insanlarımız anısına yapılmış bir anıt var. Anıtın öne çıkan özelliği: ülkemizin en yüksek anıtı olmasıdır. Yüksekliği: 43.50 metredir.

Anıt: 1997-1999 tarihleri arasında yapılmıştır. Alt kısmında: 350 metre karelik alanda, bir müze var. Üst kısım ise: 5 kılıçtan oluşan bir anıt görüntüsü veriyor. Kılıçların granitleri: Çin’den getirtilmiştir. Kılıçların kabzalarında tunç dökümlerdeki rölyeflerde: eski Türk devletlerinden, günümüzdeki Türkiye Cumhuriyetine kadar uzanan dönemler anlatılıyor.

Alttaki müze bölümünde: 1915-1918 yılları arasında, Ermeniler tarafından, buradaki vatandaşlarımıza yönelik yapılan katliamlar sonucu toplu mezarlardan çıkarılan belgeler, fotoğraflar ve diğer malzemeler sergileniyor. Müze, her yıl, yaklaşık 4000 civarında kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Müzede: 575 kitap ve 256 adet resim bulunmaktadır.

Iğdır Harmandöven Kervarsarayı

HARMANDÖVEN KERVANSARAYI

İpek yolu üzerindedir. İl merkezine, 31 km. uzaklıkta, Kervansaray köyünün batısındadır.

Yapı: 12’nci yüzyılda, Sürmari Emiri Şerafettin Ejder tarafından yaptırılmıştır. Avlusuzdur ve taç kapısı: cephede bir çıkıntı oluşturmamaktadır. Bu özellikler değerlendirildiğinde, yapının geç dönemlerde yapıldığı düşünülmektedir.

Yapı, Selçuklular döneminde Anadolu’da çokça yaptırılan açık avlulu ve kapalı hol sistemi planlı, çevresinde kale görünümündeki büyük kolsal yapılar, özellikle sultan ve vezirlerin talimatları ile önemli yol güzergahlı üzerine inşa edilmişlerdir. Iğdır Kervansarayı ise, tali bir yol üzerine inşa edilmiştir ve plan olarak avlusunun olmaması nedeniyle diğerlerinden ayrılmıştır. 13’ncü yüzyıl sonunda, Elazığ Çemişgezek yakınlarında yapılan İbrahim Şah hanı planlarına benzemektedir.

Iğdır Kalesi-Korhan Kalesi

IĞDIR KALESİ (KORHAN KALESİ)

İl merkezine 36 km. uzaklıkta, Ağrı dağının kuzey yamacında, 2120 metre rakımlı bir tepe üzerindedir.

Kalenin yapılış tarihi ve yaptıran bilinmiyor. Ancak, 1064 yılında, kalenin Selçuklular tarafından ele geçirildiği kesin. Yani, 1064 yılında, bu yapı varmış. Kale yapısı: 2 bölümden oluşuyor. Surların temel kalıntılarında: Urartu sistemini andıran, büyük blok taşlar kullanılmıştır. 1664 yılına gelindiğinde, bölgede büyük bir deprem olduğu ve kalenin de bu deprem ile yıkıldığı anlaşılıyor.

Hatta, 7 gün sürdüğü bildirilen bu deprem sonucu, yakın çevre dahil, bölgede 50 bin civarında insan öldüğü tahmin edilmektedir. Bu depremde sağ kalanlar, kaleyi terk ederler ve günümüzdeki Iğdır ovasına gelerek, şehrin ilk yerleşimcileri olurlar.

Günümüzde: yapı çok harap durumda görülüyor. Sadece, çok az sur kalıntısı görmek mümkündür. Daha doğrusu, düzgün kesme taşlardan yapılmış, yuvarlak formlu bir kule görülüyor. Ayrıca, yine yıkık ama bir fikir verebilecek durumda görülen erzak deposu bölümü var. Düzgün kesme taştan örülmüş ve üç bölümlü, erzak deposunda, kalede kalanların su ve yiyecek ihtiyaçları karşılanmıştır. Bu erzak deposunun hemen yanında, düzgün siyah taşlarla yapılmış ve içi horasan harcıyla sıvanmış bir su kuyusu var.

Iğdır Karakale-Sürmeli Kalesi

KARAKALE (SÜRMELİ KALESİ)

İl merkezine 26 km. uzaklıkta, Tuzluca-Iğdır arasında, ovaya hakim bir tepe üzerindedir. Aras nehrinin Türkiye-Ermenistan sınırını çizdiği noktada, iki vadi arasında sarp kayalıklar üzerindedir.

Kalenin yapılış tarihi ve yaptıran bilinmemektedir. 1047-1064 yılları arasında Bizanslıların bölgede egemenlikleri görülür. 1064 yılından sonra, kale, Selçuklular tarafından ele geçirilir. 1386 yılına gelindiğinde, Timur tarafından kalenin kuşatıldığı ve ele geçirildiği biliniyor. Bu kale de: 1664 ve 1840 yıllarındaki depremler sonucu büyük ölçüde tahrip olur ve insanlar tarafından terkedilir.

Günümüzde burada görülebilenler: kalenin batı yönünde, temel seviyesinde, 2 metre kalınlığa ulaşan sur duvarları görülüyor. Bu birinci duvarın, yaklaşık 50 metre doğusunda, aynı kalınlıkta ikinci bir sur duvarı kalıntısı var. Bu sur duvarından, 30 metre sonra ise, günümüzde kısmen ayakta olan, iç kale görülüyor.

İç kalede günümüze ulaşanlar ise: Aras nehrine bakan yerdeki; doğal kayalar üzerine yapılmış ikiz gözetleme kulesidir. Kulenin yüksekliği 7 metredir. Bu kulenin hemen doğusunda, dairevi planlı dış cephesi tüf taşından yapılmış bir kule daha vardır. Kale surları ve kuleler arasında kalan büyük bir alanda, büyük bir yerleşim yeri kalıntısı bulunur. Özellikle Selçuklu, Urartu ve eski Tunç Çağına ait bol miktarda seramiğin görüldüğü bu alanda, ayakta kalıp günümüze ulaşan yapı yoktur.

Iğdır Meteor-Göktaşı Çukuru

METEOR-GÖKTAŞI ÇUKURU

İl merkezine 42 km. uzaklıkta, Karakoyunlu’ya bağlı, Korhan yaylasındadır.

Buraya: 1892 yılında büyük bir göktaşının düştüğü ve çukurun bu nedenle oluştuğu söyleniyor. Hatta, bu büyüklük, dünya üzerinde ikinci sırada geliyormuş. (Dünyanın en büyük göktaşı çukuru: Amerika-Arizona-Barringer krateri) Çukurun genişliği: 35 metre, derinlik ise, yaklaşık 60 metredir.

Düz bir arazide, aracınızda inip, bir süre yürümeniz gerekiyor. Çukurun çevresi: tel örgülerle çevrilmiştir. Burada en çok dikkatimi çeken: çukurun kenarlarının sanki jiletle kesilmiş gibi olması, dibinde ise, toprak yığını var.

Yani, göktaşını göremiyorsunuz. Bu arada, bu göktaşının bulunduğu yer, askeri güvenlik bölgesi ve fazla oyalanırsanız, büyük ihtimalle, birkaç nöbetçi asker gelip, sizinle burada ne yaptığınızı konuşabilirler. Ama, göktaşını gezmeye gelmenize ses çıkaran yok.

Iğdır Ağrı dağı
Iğdır Ağrı dağı
Iğdır Ağrı dağı

AĞRI DAĞI VE TIRMANIŞ

Ağrı dağı: ülkemizin en yüksek rakımlı dağıdır. Zirve yüksekliği: 5137 metredir. Sönmüş bir volkandır. Türk-İran-Ermenistan sınırında bulunmaktadır. Hemen güneydoğusunda, yine sönmüş bir volkan olan, Küçük Ağrı Dağı bulunmaktadır ki, bunun da zirve  yüksekliği: 3896 metredir.

Ağrı dağı: güzel bir görüntü verir. Tepesindeki 400 metrelik bölüm, sürekli buzlarla kaplıdır ve bu yüzden, uzaktan bakıldığında bir şapka görüntüsü verir. Hatta, çoğu kez, dağın bu zirvesinin üzerinde bir bulut tabakası görmekte mümkündür.

Ağrı dağı, dağcılık sporu ile uğraşanların aradıkları tüm özellikleri taşımaktadır. Bu özelliklerin başında ise: tırmanışın başladığı yere araç ile gidilebilmesi ve tırmanış mesafesinin yüksek olmasıdır. Anadolu ve Avrupa’nın en yüksek doruğudur.

Aynı zamanda: Nuh’un gemisi ve Tufan efsaneleri, buraya mistik bir özellik vermektedir. Dağa tırmanmak için en uygun zaman; Temmuz-Ağustos-Eylül aylarıdır. Güneyden tırmanış: Doğubayazıt’ın Çatan köyünden  başlar. Doğudan tırmanış: Serdarbulak yaylasından başlar. Batıdan tırmanış: örtülü köyü ve küp gölünden başlar.

Dağa ilk kez: 1829 yılında, Alman Prof. J.Von Parrot çıkmıştır. Türklerin ilk kez tırmanışı ise: 1970 yılında, Dr. Bozkurt Ergör tarafından sağlanmıştır. 1973 yılında, Cevdet Sunay isimli bir subay tarafından, Ağrı dağına tırmanılmış ve zirveye, Atatürk Büstü konulmuştur.

Iğdır Tuzluca Tuz Mağaraları
Iğdır Tuzluca Tuz Mağaraları
Iğdır Tuzluca Tuz Mağaraları

     

TUZLUCA TUZ MAĞARALARI

Iğdır iline bağlı Tuzluca ilçesindedir.

Tuz mağaraları: ülkemizin 100 yıllık tuz ihtiyacını karşılayabilecek rezervlere sahiptir. 55 dönümlük tuzla kaplı bu arazideki mağaralarda bulunan tünellerdeki hava: bir çok solunun yolu hastalığına iyi geliyormuş. Burada, halen tuz üretimi, sürdürülmektedir, günlük 60 ton tuz üretiliyor.

Iğdır Karaçomak Köyü kilisesi

KARAÇOMAK KÖYÜ KİLİSESİ

İl merkezine bağlı Karaçomak köyü yakınlarındadır. Köye ulaşan yolun bitimindeki düzlükte sağ yanda kilise kalıntısı görülür. Yapının üst örtüsü tamamen yıkılmıştır. Beden duvarları ayaktadır ve sarımsı kesme taş kaplamadır.

Iğdır Osmanlı Kışlası

OSMANLI KIŞLASI

Tuzluca ilçesi, Üçkaya köyünün güneydoğusundadır. Köye hakim konumdaki yapı, moloz taşların üstü yontulmak suretiyle yapılmıştır. Yamaç kısmını tahkim etmek için, alt tarafa istinat duvarı örülmüştür. Batı bölümünden Eğritaş deresi geçer. Kapı ve pencereleri daha önce söküldüğünden, günümüzde yoktur.

Iğdır Gökkuşağı Tepeleri
Iğdır Gökkuşağı Tepeleri

GÖKKUŞAĞI TEPELERİ

Tuzluca ilçesinin batısındaki tepelerdeki renk cümbüşü görenleri hayrete düşürüyor. Çünkü bu tepeler: kahverengi, boz, kırmızı ve sarı tonlarındadır.

Türkiye-Ermenistan-İran ve Nahcivan sınırında bulunan bu doğa harikası tepeler yani gökkuşağı tepeleri: Iğdır-Kars karayolunun 50’nci kilometresinde başlıyor ve yaklaşık 20 kilometre kadar devam ediyor.

Bu tepeler, özellikle sonbaharda apayrı bir güzelliğe bürünüyor ve yörenin turizm potansiyelini olumlu etkiliyor, siz de buralara yolunuz düşerse, mutlaka bu renkli tepeleri görün. Özellikle güneşin tam tepede olduğu saatlerde, renk cümbüşü ortaya çıkıyor. İlk bakıldığında tepeler çölü andırıyor. Çünkü bu tepeler üzerinde herhangi bir bitki yetişmiyor, çünkü bu tepelerin toprakları yıkanan topraklardır ve bu yüzden bitki tutması zordur. Sadece bazı yaban hayvanlarının görüldüğü söyleniyor.

Yapılan araştırmalara göre, bu tepelerin böyle renkli olmasının sebebi: tepelerin üstünde bulunan toprak tabakasındaki kalsiyum, magnezyum gibi madensel hammaddelerdir ve özellikle kırmızı rengi veren demir oksittir.

Farklı renklerin oluşmasının sebebi ise, yine demir çeşitliğinden kaynaklanmaktadır. Bazı yerlerde ise, bu renkliliği tuz sağlamaktadır. Çünkü yöre aynı zamanda tuz maden yataklarının bulunduğu bir yer olarak biliniyor. Hatta bu yörede tuz madenleri o kadar çok yoğun ki, ülkemizin 200 yıllık tuz ihtiyacını karşılama kapasitesinde olduğu söyleniyor.

Tekirdağ Saray

Tekirdağ Saray

İlçenin en büyük özelliği: eski Edirne-İstanbul karayolu üzerinde bulunmasıdır. Bu konumu nedeniyle, tarihi süreç içinde, uzun süre önemini korumuş ve buna bağlı olarak gelişmiştir.

Tekirdağ Saray

ULAŞIM

Saray-Tekirdağ arasındaki uzaklık: 78 km. Saray-İstanbul arasındaki uzaklık: 120 km. Saray-Çerkezköy arasındaki uzaklık: 19 km. Saray-Çatalca arasındaki uzaklık: 75 km. Saray-Vize arasındaki uzaklık: 18 km.

TARİHİ

Tarih boyunca, Tekirdağ yöresinde hakim olan uluslar, Saray bölgesinde de egemen olmuşlardır. İlk yerleşikler ise, Traklar’dır. MÖ.4000-2000 yılları arasında, Anadolu’dan gelerek, Trakya bölgesine yerleşmişlerdir. Tarihi sürecin devamında, Pers kralı Keykavus, MÖ.525 yılında, birliklerini, komutanı Bakak Soyhan komutasında bölgeye gönderir.

Bakak Soyhan, ordusu ile birlikte, Saray yöresinde, Bahçeköy civarına yerleşir. Yerleştikleri köy yakınlarında, Sunolar isimli bir kasaba inşa ettirir. Ayrıca: oğlu Mirza Demirhan için, Istranca dağlarının eteklerinde, bir saray yaptırır. İlçenin adının, bu Saray’dan geldiği düşünülmektedir.

Evet, takip eden tarihi süreçte: MÖ.514-513 yıllarında ise, Pers kralı Dareus, Tuna nehrinin kuzeyine kadar ilerler.

MÖ.168 yılında, Romalılar bölgeyi işgal ederler ve böylece, bölgedeki Trak egemenliği sona erer. Traklar, yaşanan göçler sonucu asimile olarak, tarih sahnesinden çekilirler.

Bölgede bulunan “Büyük Yoncalı” tümülüsü, Traklar zamanından günümüze gelmiştir. Tümülüs: ölülerin gömüldüğü bir anıt mezardır.

1357 yılında, Süleyman Paşa komutasındaki Türk güçleri, Trakya bölgesinin büyük bölümünü ele geçirirler. Ancak, bölgenin tümünün fethi, 1365-1368 yılları arasında, Rumeli Beylerbeyi Lala Şahin Paşa zamanında tamamlanır.

Fatih Sultan Mehmet döneminde ise, Saray, Edirne-İstanbul arasındaki yolda bulunması nedeniyle önem kazanır. Yerleşim alanı: 1527 yılında, Ayaz Mehmet Paşa tarafından, bugünkü yerine taşınır ve Kanuni Sultan Süleyman’ın veziri olan bu şahıs: kendisine vakıf olarak bağlanan ilçe topraklarında: cami, medrese, külliye ve hamam yaptırır.

Yörenin tarihi geçmişindeki en önemli özelliklerinden biri de: Kırım Hanlarının, ikinci yurtlarının olmasıdır. Kırım Hanlığından çeşitli nedenlerle uzaklaştırılan yani sürgün edilenler: Saray ve çevresindeki köy ve çiftliklere yerleştirilmişlerdir. Bunlardan, burada ölenler ise: Ayas Paşa Camisi avlusuna gömülmüşlerdir.

Evet, Yunan işgali, Saray’da, toplam 2 yıl 3 ay sürer. Yunanlılar, yerli halka büyük vahşet uygulamış ve birçok insanı öldürmüşler, birçoğunu ise sürgüne göndermişlerdir. 1922 yılında, bölgedeki Yunan işgali sona erdirilir.

Tekirdağ Saray

GENEL

Saray, Tekirdağ’ın Karadeniz kıyısındaki tek ilçesidir. İlçe merkezinin güney ve batı bölümleri, düz, Karadeniz’e doğru uzanan bölümleri ise, dağlık ve ormanlıktır. Bu ormanlarda: meşe, gürgen ve karaçam hakimdir. Özellikle: karaçam, sadece burada görülmektedir.

Trakya’nın en büyük nehri olan “Ergene” Saray’dan doğmaktadır. İlçe merkezinin deniz seviyesinden yüksekliği: 140 metredir.

Bölgedeki hakim iklim şartları: karasal iklim özellikleri görülür. Kışlar, genellikle soğuk ve yağışlı, yaz ayları ise sıcak ve kuraktır.

Ekonomik etkinlikler değerlendirildiğinde: Saray ilçesinin, Çorlu ve Çerkezköy gibi, yoğun endüstrileşmiş bölgelere komşu olması, endüstrinin burada gelişmesini engellemiştir.

NE SATIN ALINIR

Saray yöresinden: Trakya’nın çeşitli yerlerinden ve Bulgaristan’dan getirilen: çeşitli mallar ve özellikle şarap bulup satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Tekirdağ Saray Ayaz Paşa Camii

AYAZ PAŞA CAMİ

İlçe merkezindedir. 1539 yılında, Sadrazam Ayaz Paşa tarafından yaptırılmıştır. Küçük bir yapıdır. Ana mekan, kubbeyle örtülüdür. Minare tek şerefelidir.

Caminin avlusunda: Kırım Hanlarının mezarları var.

GÜNEŞLİ/GÜNEŞKAYA 

İlçe merkezinin 2 km. batısındadır. Eski bir yerleşim yeridir. Burada, çok sayıda tarihi eser bulunmuştur. Bu buluntuların: MÖ.5000-3000 yıllarına kadar uzandığı anlaşılmıştır.

Tekirdağ Saray Laladere Mesire Yeri

LALADERE MESİRE YERİ

İlçe merkezine bağlı, Güngörmez köyünde, Saray-Kıyıköy karayolu üzerindedir. İlçe merkezine, 13 km. uzaklıktadır. Ormanlık bölge, özellikle yaz aylarında ilgi çekmektedir.

Burada: çocuk parkı, spor alanı, restoran ve büfe bulunmaktadır. Piknik yapmak için çok güzel bir yer. Ağaç masa ve sandalyeler, oturma yerleri de bulunuyor.

Tekirdağ Saray Çamlıköy-Kastro Ormaniçi Dinlenme Tesisleri

ÇAMLIKÖY (KASTRO) ORMANİÇİ DİNLENME TESİSLERİ

Karadeniz kıyısındadır. Kıyıköy istikametinde gidilirken, bir süre sonra, yoldan sapılır ve 8 km. lik toprak bir yolla ulaşılır. İlçe merkezine, toplamda: 32 km. uzaklıktadır. 1988 yılında, Milli Park bölgesi olarak ilan edilmiştir.

Burada: Karadeniz kıyısında, doğal bir plaj bulunmaktadır. Bahçeköy deresi, buradaki koydan, Karadeniz’e  dökülüyor. Kumsal uzunluğu: 2.5 km. dir.

Burası: Trakya bölgesinin, karaçam ormanlarıyla kaplı tek yöresidir. Yani: mavi ve yeşil, burada birleşiyor.

Ayrıca, nesli tükenmekte olan Akdeniz Foku, buralarda yaşamaktadır ki, bu durum, buraların temizliğinin en büyük göstergesidir.

Tekirdağ Saray Bahçeköy-Kayınlı dere-Sultansuyu Balaban Alabalık Çiftliği

BAHÇEKÖY-KAYINLI DERE-SULTANSUYU BALABAN ALABALIK ÇİFTLİĞİ

İlçe merkezine 14 km. uzaklıktadır. Laladere piknik alanına ise, 3 km. uzaklıktadır. Burası: tamamen ormanlık bir alandır. Bu ormanlık alanda, alabalıkların yetiştirildiği havuzlar var. Ayrıca, bir de restoran bulunuyor. Ayrıca, açık alanda, piknik masaları ve sandalyeler bulunuyor.

Tekirdağ Çorlu

Tekirdağ Çorlu

Çorlu, çok eski dönemlerde gittim. Burada, çok sayıda askeri birlik ve askeri şahıs var. Kısa bir süre kaldım ve ayrıldım. Konum olarak çok merkezi bir yerde. Tekirdağ il merkezine bağlı olmasına rağmen, nüfusu, Tekirdağ’dan daha fazladır. Çorlu’nun en büyük özelliği, Trakya bölgesindeki tek hava alanının burada bulunmasıdır.

ULAŞIM

Çorlu uluslar arası hava alanı: İlçe merkezine 15 km. uzaklıktadır. Hava alanında, 11 uçak park sahası, 2 adet 3 km. uzunluğunda pist mevcuttur. Kara yolu olarak değerlendirildiğinde ise, İlçe merkezinin D-100 kara yolu üzerinde bulunduğu görülür. Ayrıca, demir yolu ulaşımı da vardır. Çorlu-Tekirdağ arasındaki uzaklık: 36 km. Çorlu-Edirne arasındaki uzaklık: 120 km. Çorlu-İstanbul arasındaki uzaklık; 100 km.

TARİHİ

Çorlu’nun kuruluş tarihi hakkında, kesin bilgiler bulunmamaktadır. Yörenin isminin, eski dönemlerde: Tzarylus, Tzurulum, Tzurulus, Tzurule, Tschurla, Tziraltum şeklinde geçtiği görülür. Bizans döneminde ise, yörenin peyniri meşhur olduğundan, buraya “Peynir Kasabası” anlamına gelen “Tribiton” isminin verildiği görülür.

Günümüzde ise, halk arasında, Çorlu isminin anlamının: “çorak, işe yaramaz” ve “çor” ve “çur” kelimelerinden türediği ve bölgenin, Türkler tarafından ele geçirilmesinin zorluğuna atfen, “zor” kelimesinden türetilerek “çor”dan geldiği söylenmektedir.

Osmanlı tarihi incelendiğinde ise, Çorlu ismine: ilk kez, İmparatorluk döneminde, II. Beyazıd ve oğlu şehzade Selim (Yavuz) arasında meydana gelen baba-oğul savaşında rastlanır. Şehzade Selim ile babası II. Beyazıd: Çorlu yakınlarındaki “Uğraşdere” bölgesinde karşılaşırlar ve bu çatışmada, Şehzade Selim kuvvetleri yenilir. 1512 yılında, tahtını oğluna bırakan, II. Beyazıd: Dimetoka Sarayına giderken, Çorlu bölgesindeki bir konakta, ölür. Sonraki dönemlerde, Yavuz Sultan Selim de, İstanbul’dan Edirne’ye giderken, 1520 yılında, yine bu topraklarda ölür.

1876 yılında, Ruslar, bölgeyi işgal ederler. 1912-1913 Balkan Savaşlarında ise, bölge Bulgarlar tarafından ele geçirilir. 1913 yılında kurtarılır. Kurtuluş Savaşında, 1920 yılında, Yunanlılar, burayı işgal ederler. 1922 yılında ise, işgalden kurtarılır. Yazının giriş bölümünde de söz ettiğim gibi: Çorlu, II. Dünya Savaşından bu yana, savunma bakımından, büyük askeri birliklerin konuşlandırıldığı bir yer olarak öne çıkmaktadır.

Tekirdağ Çorlu

GENEL

Çorlu: doğal yapısı, ulaşım bağlantıları ve stratejik konumu nedeniyle, Tekirdağ ilinin en önemli ilçelerinden biridir.

Denizden yükseklik: 183 metredir. Arazisinin büyük bölümü, Ergene havzası içinde bulunmaktadır. Ancak, arazi, genellikle düzlüktür. Toprakları ise verimlidir. Tarım ürünleri olarak: buğday, ayçiçeği, arpa ve karpuz öne çıkmaktadır.

Bölgede: karasal iklim egemendir. Yazları kurak ve sıcak, kışları ise yağışlı ve soğuk geçer.

İlçede: Tekirdağ il merkezinde rektörlüğü bulunan Namık Kemal Üniversitesine bağlı Mühendislik Fakültesi (İnşaat, Çevre, Makine, Bilgisayar ve Tekstil bölümleri) bulunmaktadır.

Ekonomi: sanayi ve hayvancılığa dayanmaktadır. Bununla birlikte: ülkemiz ayçiçeği yağı üretiminin % 13, margarin yağı üretiminin % 42, ambalaj kağıdı üretiminin % 40 ve işlenmiş deri üretiminin % 26 ve tekstil üretiminin % 10’luk bölümleri, bölgeden sağlanmaktadır.

ÇORLU ASKERİ BİRLİKLERİ

Çorlu’nun en büyük özelliği: burada uzun yıllardır konuşlu bulunan, çok miktarda askeri birlik bulunması. Bunun sonucunda: özellikle tatil günlerinde, ilçenin cadde ve sokakları, izinli asker şahıslarla yoğunlaşıyor.

Ayrıca: rütbeli askeri şahısların bulunması, yörenin ekonomik ve kültürel faaliyetlerinde, etkin oluyor. Buralarda askerlik yapanlar için, elbette, yöre, askerlik anıları ile birlikte, belleklere yerleşiyor. Asker ziyaretine gelen aileler de, yörenin hareketlenmesini sağlıyor.

GEZİLECEK YERLER

Tekirdağ Çorlu Süleymaniye Camii

SÜLEYMANİYE CAMİ

İlçe merkezindedir. Kanuni Sultan Süleyman tarafından, 1521 yılında yaptırılmıştır. Caminin mimarı: Acem İsa. Külliye olarak yaptırılan cami ile birlikte, imarethane, medrese ve hamam bulunmakta ise de, günümüze sadece cami sağlam olarak gelebilmiştir. Ana mekan: tek kubbelidir. İlk yapıldığında 22 odalı medresesi bulunan cami, Cami-i Kebir adıyla da anılmaktadır. Cami son olarak, 1949 yılında, dış cemaat yeri ve kubbelerin kurşunları yenilerek onarılmıştır.

ATATÜRK ORMAN KORUSU

İstanbul-Edirne kara yolu üzerindedir. İlçe merkezine, 8 km. uzaklıktadır.

ÇORLU BELEDİYE PLAJI

Tekirdağ-İstanbul kara yolu üzerindedir. İlçe merkezine uzaklık: 20 km. dir.

Tekirdağ Çorlu Thzolus antik kenti

THZOLUS ANTİK KENTİ

MÖ.1000 yıllarında, Frigler tarafından kurulan koloni kentlerinden biridir. Ancak, yapılan araştırmalarda, yörenin tarihinin, daha eskilere: MÖ.3500-3000 yıllarına kadar gittiği tespit edilmiştir. Kent, kuruluşundan sonra, Perslerin egemenliğine girer. MÖ.4.yüzyıl başlarında, yöreyi ele geçiren İskender, Pers egemenliğini bitirir. MÖ.168 yılında ise, bölge, Romalıların hakimiyetine girer.

Bizans  döneminde ise, Bizanslılar, Konstantinopolis (İstanbul) şehrini, saldırılardan korumak için: burada, bu kaleyi yaparlar ve böylece Çorlu, stratejik önem kazanır. Bu arada ilginç bir not: Bizans döneminde, bu yöre, peynir ile ünlenmiştir ve bu yüzden, yörenin ismi “Tribiton” olarak da anılmaktadır. Yani: Peynir kasabası. Evet, şehir, çeşitli uygarlıkların etkisinde kaldıktan sonra, 1361 yılında Osmanlılar tarafından ele geçirilir.