Kastamonu İnebolu

Kastamonu İnebolu; Kastamonu ilinin en büyük ilçelerindendir. Temmuz 2018 tarihinde İnebolu’yu ziyaret ettim ve gezi anılarım, notlarım aşağıdadır. Küçük ve sakin bir yer, ama İnebolu insanının Kurtuluş Savaşında yaptıklarını okuyup öğrenince, bu yöreyi gidip gezmek, görmek şarttır.

ULAŞIM

İnebolu: İstanbul arası uzaklık: 600 km. İnebolu-Ankara arasındaki uzaklık ise: 415 km. TEM Otobanında, Gerede’den ayrılarak, Karabük, Safranbolu, Araç, Kastamonu istikametinden ilerlediğinizde, buraya ulaşmanız mümkün. Ankara-İnebolu arası, yaklaşık 5 saatlik bir yolculuk gerekiyor. 

Yol üstünde, Kastamonu’dan sonra, özellikle Küre dağlarını geçerken manzaraya doyamayacaksınız. 1210 metrede Oyrak geçidi, ardından 1170 metrede Ecevit geçidi ve son olarak 954 metrede Çuhadaroğlu geçididir. Ben: Cide üzerinden buraya geldim, ancak yollar pek keyifli değil, zaman zaman dar ve virajlı yollar, sürücüyü oldukça yoruyor.

inebolu.genel.2
Kastamonu İnebolu

TARİHİ

İnebolu’nun tarihi denince, bence çok eskilere gitmeye gerek yoktur. İnebolu: Kurtuluş Mücadelemizde çok büyük yararlılıklar göstermiş bir yerdir. Şöyle ki: Kurtuluş savaşında kullanılan cephane, Anadolu’ya İnebolu üzerinden gönderilmiş. Gemilerle; İnebolu açıklarına gelen silah, cephane ve mühimmat, kayıklarla taşınarak kıyıya boşaltılmış, elden ele, gıcırdayan kağnılarla, İnebolu, Küre, Seydiler, Kastamonu yolu ile, Ankara’ya ulaştırılmıştır.

Ama elbette: kar-kış demeden, yorgunluk düşünmeden yapılan büyük fedakarlıklarla. Bir yandan da: düşmanın takibi ve bombaları ve ölüm vardı.

Bence: İnebolu’nun en şanlı tarihi, işte bunlardır.

inebolu.boyranaltı plajı.1
Kastamonu İnebolu
Kastamonu İnebolu
Kastamonu İnebolu

 

GENEL

İnebolu; ilginç bir yerdir.

Özellikle: güneş yönünden. Çünkü: burada, güneş  denizden doğuyor ve yine denizde batıyor. Yaz aylarında, bu duruma tanık olabilirsiniz. Güzel bir günün ardından, güneşin denize batışını ve bu sırada deniz üzerinde oluşan yakamozları seyredebilirsiniz.

Akşam olduğunda ise: pek etkinlik yok, yani zaman geçirmek mümkün olmuyor. Sahil boyunda uzunca bir yürüyüş yolu var, ama bu yol ile deniz arasında kayalıklar ve sanırım dalgalar için biraz yüksekçe duvar yapılmış, yani, sahil boyunda gezerken denizi olduğu görmek pek mümkün olmuyor, kumsal da yok, büyük kaya bloklarıyla deniz doldurulmuş, dediğim gibi, sanırım kışın deniz oldukça büyük dalgalarla kıyıyı hırpalıyor.

İlçenin tam ortasında, bir dere geçiyor ve ilçeyi ortadan ikiye bölüyor.

Çarşı kısmında,  daracık sokaklarda: dükkanlar, tarihi binalar, camiler, güzel bir armoni içinde sıralanmışlardır.

Ulaşım bölümünde yazdığım gibi, İnebolu’ya gelirken göreceğiniz Küre dağları: WWF (Dünya Doğayı Koruma Vakfı)  tarafından, Avrupa’nın öncelikli olarak korunması gereken orman alanlarından biri olarak kabul edilmiş. Burada bulunan milli parkta: 637 çeşit bitki bulunuyor. 454 kuş türü yaşıyor. Bölgede: çok sayıda: kanyon, mağara ve şelale mevcuttur. Bunlardan: Valla kanyonu, 12 km. uzunluğu ve 1200 metreyi aşan yüksekliği ile, dünyanın dördüncü büyük kanyonu olma özelliğine sahip.

9 HAZİRAN İNEBOLU ŞEREF VE KAHRAMANLIK GÜNÜ

Kurtuluş savaşı sırasında, işgal ordularının el koyduğu Osmanlı silah ve cephanesi İstanbul’dan bin bir güçlükle tekne ve takalarla İnebolu’ya getirilmiş, mühimmatlar buradan yaşlı-genç, çocuk-kadın demeden, 3 yıl boyunca kağnılarla İnebolu-Küre-Seydiler, Kastamonu güzergahında, tarihi “İstiklal Yolu” ile cepheye ulaştırılmıştır.

9 Haziran 1921 tarihinde ilçedeki cephaneleri ve subayları teslim almak için gelen Yunan savaş gemileri halkın direnişi ve top atışı ile püskürtülmüştür. Atatürk’ün “Gözüm Sakarya’da, Dumlupınar’da; kulağım İnebolu’da” sözleriyle tarihe geçen İnebolu’ya, 11 Şubat 1924 tarihinde TBMM kararıyla İstiklal Madalyası verilmiştir.

Kastamonu İnebolu İstiklal Madalyası

İSTİKLAL MADALYASI

İstiklal Savaşında, büyük bir gayret ve özveriyle çabalayan ve binlerce ton silah, cephane ve askeri malzemeyi: kıyıya tam olarak yanaşamayan büyük gemilerden, bin bir fedakarlıkla karaya çıkaran İnebolulu kayıkçıların bu kahramanlıkları, TBMM tarafından, 11 Şubat 1924 tarihinde çıkarılan kanunla “Beyaz Şeritli İstiklal Madalyası” ile taltif edilmiştir. Madalya: 16 Mayıs 1924 tarihinde tertiplenen büyük bir törenle, İnebolu Mavnacılar Loncası namına, temsilen Kahya Soğangözoğlu’na verilmiştir.

Kastamonu İnebolu İstiklal Yolu

İSTİKLAL YOLU

Anadolu’da işgale uğramamış tek bölge Karadeniz, Anadolu’nun dışarı açılabileceği tek güvenli yer ise Kastamonu İnebolu Limanıydı. İnebolu’nun büyük gemileri barındıracak bir limanı olmadığından, açıkta bekleyen gemilerden tüm silah ve cephaneyi İnebolu kıyılarına çıkarmak, kahraman denk kayıkçılarının ustalığına kalıyordu. Karaya ulaşan mühimmat ise, İnebolu ve Kastamonu’nun kahraman kadınları, yaşlıları ve çocukları tarafından çok zor şartlarda Ankara’ya taşınıyordu. İşte İnebolu’dan Ankara’ya uzanan bu zorlu yola “İSTİKLAL YOLU” denilmektedir.

İstiklal Yolu: İnebolu sahilinden başlayıp, Kastamonu ve Çankırı üzerinden Ankara’ya uzanan, cephanenin cepheye ulaştırılmasında kullanılmış olan 340 km lik yoldur. O dönemde, güvenliği açısından tercih edilen bu yol aslında, yağışlı havalarda çamurla kaplanan eski bir kervan yolu idi.

İstiklal Yolunun 95 km lik İnebolu-Kastamonu bölümü, Kastamonu Valiliği tarafından işaretlenerek yürüyüş yolu olarak düzenlenmiştir. 2012 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından tescil edilen yol, Türkiye’nin tek sit yoludur. 2008 yılından itibaren Kastamonu Valiliği tarafından 9 Haziran kutlamaları kapsamında başlatılan organizasyon ile, her yıl İnebolu-Kastamonu arasında “Atatürk ve İstiklal Yolu Yürüyüşü” düzenlenmektedir.

İNEBOLU LİMANI

Evet, tam bir yılan hikayesi. İnebolu Limanının temelinin atılmasının üstünden, tan 124 yıl geçmiştir. Bugüne kadar: 3 Osmanlı Padişahı ve sayısız Cumhuriyet Hükümeti eskitmiştir. Ancak: inşaatı hala sürüyormuş. Yapımına: 1882 yılında başlanan limanın mimarı: dönemin Kastamonu valisi Sırrı Paşadır. 1882 yılında, zamanın Padişahı 2.Abdülhamit ikna edilerek, 10 bin lira ödenekle inşaata başlanmıştır. Gerekli malzemelerin tümü: İstanbul’dan gönderilmiş. Ancak: Limanın inşaat faaliyetlerini canla başla yürüten valinin kısa süre sonra tayini çıkmış. Sırrı Paşa, görevden ayrılırken, yerine gelen Abdurrahman Paşa’dan, inşaatın tamamlanmasını istemiştir.

Abdurrahman Paşa’da, tüm çabalarına rağmen, gönderilen malzemenin yetersiz ve adi olması nedeniyle, inşaatı tamamlattıramamış. 7 yıllık süreçte, limanın,  sadece 133 metrelik kısmı tamamlanmış. Abdurrahman Paşa, görevden ayrılınca, inşaat yeniden durmuştur. Aradan uzun uzun yıllar geçmiş. 2004 yılında, dönemin Ulaştırma Bakanı, limanın tamamlanacağı konusunda, 2005 yılını hedef göstermesine rağmen, liman inşaatı hala devam ediyormuş.

Tüm faaliyetler 2008 yılında tamamlanmış ve liman hizmete açılmıştır. Yıllık 720 gemi kapasitesine sahiptir. Günümüzde modern tesislere kavuşan liman, Samsun’dan İstanbul’a, bulunduğu konum itibarıyla etkin kullanılabilme kapasitesine sahip bir limandır. Buradan, başta Küre maden sahasından çıkarılan pirit madeni ve bakır cevheri, kömür gibi madenler gemilere yüklenerek başka limanlara götürülmektedir.

 

NE SATIN ALINIR

İnebolu denilince, akla gelen hediyelik eşyalar: İnebolu ev maketi, kayık maketi ve el yapımı bıçaklardır. Bu bıçakların özellikle kını çok orjinaldir. Öyle ki: bu kın: kiraz ağacından yapılıyor, bıçağın sapı ise boynuz kaplıdır.

NE YENİR

İnebolu’da: İnebolu çöreği, çekme ve tahin helvası ve birçok çeşidi bulunan reçellerden tadabilirsiniz. Bunların dışında: güveç, etli ekmek, kuyu kebabı, haluşka, su böreği, ev baklavası ve mevsimine göre taze balık bulabilirsiniz. Ayrıca: balı, kestanesi, fındığı, böğürtleni ve çeşitli deniz ürünleri meşhurdur.

Tüm bunları yazdım, ancak Temmuz 2018 tarihinde burada bulunduğum sürede, balık av yasağı olduğu için balık yemek mümkün olmadı, ama eğer olur da İnebolu’ya yolunuz düşerse, çarşı içinde, dar sokaklarda bulunan restoranlarda mutlaka ama mutlaka buraya has pide yemelisiniz. Hatta: masanıza bir açık bir de kapalı pide siparişi verin ve her ikisini de deneyin.

GEZİLECEK YERLER

Kastamonu İnebolu Kent Müzesi
Kastamonu İnebolu Kent Müzesi
Kastamonu İnebolu Kent Müzesi

 

Kastamonu İnebolu Kent Müzesi

         

İNEBOLU KENT MÜZESİ

Müzenin tam ismi “İnebolu Belediyesi Kurtuluşa giden yolda, İnebolu Kent Müzesi” d ir. Giriş ücreti 2 TL. dir. Bence, mutlaka zaman ayırın ve giden, güzel bir müze, güzel düzenlenmiş, personel ilgili, merkeze yakın bir müzedir. Müzede gayet güzel tabelalar var, yani objeler gerek görsel ve gerekse yazılı metinlerle açıklanmıştır. Müzenin birinci katını gezin, sonra arkaya dolanın ve buradaki objeleri görün. Özellikle, arka bölümdeki top ilginçtir.

Bu top, İnebolu’nun yunan gemilerine karşı korunmasında fiilen kullanılmıştır. Günümüze kadar sağlam kalarak gelebilmiş tek toptur. Üst katta ise “Mustafa Kemal Atatürk” ün, bal mumu bir heykelini göreceksiniz, onunla fotoğraf çektirmek muhteşem güzelliktir. Bir de müzede karanlık oda var, orada film gösterisi düzenleniyor, mutlaka izleyin, güzel bir film hazırlanmıştır. Birinci katta ayrıca amforalar var, yani nispeten antik çağa da gidilmiş, ilginç bir müzedir.

Kastamonu İnebolu Şerife Bacı Anıtı

ŞERİFE BACI ANITI

İlçe meydanında gelenleri karşılıyor ve tarih dersi veriyor. 1921 yılının ilk aylarında, Şerife Bacı: İnebolu’dan aldığı cephanelerle: Kastamonu’ya doğru yola çıkar. Ancak; çetin kış şartları ve bastıran tipi nedeniyle, bağlı bulunduğu kağnı konvoyundan ayrı düşer. Ancak: yine de, o zor şartlarda, Kastamonu kışlası yakınlarına kadar gelir ve burada donarak ölür.

Fırtına ve tipinin sabahında, bir bebek ağlama sesini takip eden devriye ekipleri: bir kağnı arabası ile karşılaşırlar. Sahibi Şerife Bacı donmuştur. Ancak: kağnı arabasında, kardan etkilenmemesi için battaniyeye sarılmış cephane ve cephanenin arasında, kuru otlara yatırılmış bir bebek bulurlar.

Şerife Bacı, o soğuk ve tipide, mevcut battaniyesini, cephanenin sarılmasında kullanmış ve kendi ölümünü engelleyememiş. İşte, ülkemiz, bu fedakar insanların canı ile kurtuldu.

Bu arada: sanırım sizde merak ettiğiniz. Şerife Bacının kağnının arkasında bulunan çocuğu ne oldu? Evet: Şerife Bacı ve kağnı bulunduğunda, çocuk (kız) kışlaya yakın bir eve gönderilmiş. Daha sonraki süreçte; 1970’li yıllarda, yapılan bir araştırma sonucunda, kızın Eskişehir’de ikamet ettiği ile ilgili bilgiler elde edilmesine rağmen kendisine ulaşılamamış. Şerife Bacının mezarı ise: Seydiler köyüne gönderilmiş ve burada toprağa verilmiş, ama net olarak bilinmiyor.

Ancak: elbette ki, bu ve benzeri tüm kahramanlarımız, Türk halkı olarak, gönüllerimizde yatıyorlar. 1984 yılında, Şerife Bacı, ülkemizde yılın annesi seçildi. Ankaralılar veya Ankara’yı gezenler, Ulus semtinin hemen merkezindeki Atatürk Anıtının, hemen sağ arkasında, omzunda top mermisi taşıyan kadın figürü: Şerife Bacı.

Kastamonu İnebolu Hamamcı Kadı Salih Anıtı

HAMAMCI KADI SALİH ANITI

Anıt, ilçe girişinde, Belediye binasının hemen yanındadır. Ancak hemen yazımın başında belirtmek isterim ki, bu anıtın çevresi bir otopark olarak kullanılıyor, Umarım bu satırları bir yetkili ve ilgili kişi okur da, anıtın çevresinin otopark olarak kullanılmasını önler.

Salih Reis: Düz tarladaki hamamı işleten ve aynı zamanda denizci, İnebolu kayıkçılar loncası üyesi, 70 yaşında birisidir. Hamamcı lakabıyla anılır. 13 Haziran 1921 günü, Yarbaşı merdivenlerinden, bir elinde bastonu, omuzunda mermisi ile zorlanarak çıkarken, merdivenlerin üst kısmında maiyetiyle birlikte olayı seyreden Kastamonu Valisi Muhittin Paşa’nın dikkatini çeker.

Salih reisin yanına gider ve şöyle der “Dede, ver de ben taşıyayım” Sırtındaki mermiyi zorla taşıyan Salih reis, başını bile kaldırmadan “Kör müsün, benimkini isteyeceğine git sende kayıktan bir tane alsana” der. Muhittin Paşa: “Bu vatan bölünmez, bu millet ölmez” diye söylenir. Hamamcı Salih Reis, fedakarlıkları ve kahramanlıklarıyla, Kurtuluş Savaşının kazanılmasına katkıda bulunan İnebolu denizcilerini temsil eder.

Kastamonu İnebolu Türk Ocağı
Kastamonu İnebolu Türk Ocağı

         

Kastamonu İnebolu Türk Ocağı
Kastamonu İnebolu Türk Ocağı

   

İNEBOLU TÜRK OCAĞI

İnebolu merkezinde, camii kebir mahallesinde bulunmaktadır. Denizden yaklaşık 4.5 metre yükseklikte olup, alt kottan taş bir merdivenle ulaşılmaktadır. Hükümet konağı, binanın yakınında, güneydoğusunda bulunuyor. Bina hakkında bilgi vermeden önce: söylemek istediklerim var.

Burayı ziyaret etmek için Temmuz 2018 tarihinde gittiğimizde, öğle arası (12.00-13.00) bitmesine rağmen, açılmadı, kapıda, bir süre beklemek zorunda kaldık. (Bu yüzden kapalı bir kapı resmi koydum.) Ardından, açıldığında, bir hanımefendi, buranın sorumlusu olduğunu söyledi, binayı tanıtmadan önceki ilk söyleşimiz: “Bir çocuk okuttuğunu, ona yardım için yaka rozeti sattığını söyledi ve rozetin fiyatının 10 TL olduğunu söyledi, aldık, çocuk okutmak kutsal bir görev katkım olduysa ne mutlu bana”

Binanın aşağısında, merdivenlerin başladığı yerde büyük bir Atatürk anıtı var. Resmi törenler burada yapılıyormuş. Anıtta: Atatürk elinde şapkasıyla halkı selamlarken betimlenmiş, malum Büyük Önder, Şapka devrimini burada başlattı.

Evet, binanın yapılışı: 1893 yılıdır. Binayı yaptıranlar ise: Karagüllezade Mehmet Yazıcı ve Karamanyan Hacı Ohanüs Ağadır. Binanın mülkiyeti, 2’nci Balkan Harbi sırasında, yani 1913 yılında, hazine tarafından Rum aileden alınmış, kısa süre sonra da, Rum aileye tekrar geri verilmiştir. Ancak, muhtemelen 1923 yılındaki Rum göçü ile bina boşaltılmış ve Türk ocağı olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Nitekim, Mustafa Kemal Atatürk, İnebolu ziyareti sırasında, 27 Ağustos 1925 tarihinde, Şapka Nutkunu, o tarihte, Türk Ocağı olarak kullanılan bu binada vermiştir. Birinci katın planı: güney-kuzey doğrultusunda uzanan, ince uzun bir sofa ve iki yanında bulunan mekanlardan oluşuyor. Çift kollu, ahşap merdiven; sofanın güney ucundadır.

Planın batı kanadını, ara bölme duvarlarının kaldırılmasıyla, sahne ve seyir bölümlerinden oluşan, tek bölüme dönüştürülmüştür. Kuzey cephede, denize bakan mekan da üç odanın birleştirilmesiyle oluşturulmuştur. İkinci katın merkezinde, dikdörtgen planlı büyük bir sofa vardır. Çevresinde ise çeşitli mekanlar bulunuyor. Özgün durumda olan sofa, birinci kat planını tekrarlamıştır. Bilinmeyen bir tarihte, yan mekanların kapatılmasıyla sofa büyütülmüştür.

Kastamonu İnebolu Aşı Boyalı İnebolu Evleri
Kastamonu İnebolu Aşı Boyalı İnebolu Evleri

 

AŞI BOYALI İNEBOLU EVLERİ

İnebolu’da: 350 aşı boyalı ev varmış. Bunlar, halen restore ediliyormuş. Evleri görünce hayran olacaksınız. Burada turizm açısından çok malzeme var, tarihi doku, pırıl pırıl tertemiz bir deniz, görkemli tepeler, vadiler, yamaçlar ve ilçenin ortasından akıp giden bir çay.

Ancak: tüm bu güzellikler, ilgi ile daha  da güzel hale gelebilir. Özellikle: ilçenin ortasından akıp giden çayın içinin temizlenmesi ve çevresinde, çevre düzenlemesi yapılmasının gerekliliğini düşünmemek elde değildir.

İlçe merkezinde, 1885 yılındaki yangından sonra, ızgara planlı çarşı ve bunun hemen çevresinde başlayıp biçimlenen eski yapılar var. Bu yapılar arasında: İnebolu evlerinin, kendine özgü bir mimari tarzı bulunuyor. Üst katlar ahşap malzeme ile yapılmış. Zemin katları ve yapı temeli taştan yapılmış. Bu rutubeti önleme amacı güdüyor. Üst katlar ise, ahşap çatı arası kerpiç veya tuğla dolgu, bazen ahşap dolgudur.

Evlerin cepheleri yatayına kaplamalı, çoğu zaman aşı boyalı ve ahşap kaplamalı ve bazen de bağdadi sıvalıdır. Üst katlarda: yüzeyler profil konsollarla desteklenen cumbalar, çıkmalarla hareketlendirilmiştir. Bu çıkma veya cumbalar ise, çatıda genellikle üçgen alınlıkla son bulurlar.

inebolu.pembe köşk.1
Kastamonu İnebolu Pembe Köşk

PEMBE KÖŞK

İnebolu’ya yolunuz  düşerse, sakın burayı görmeden ayrılmayın. Pembe rengin hakim olduğu bir yer. Pembe köşk: İnebolu’da, Tan ailesi tarafından: 1983 yılında satın alınmış. Önceleri harap vaziyette olan bahçeyi: yavaş yavaş ve büyük emek sarf ederek güzelleştirip, bugünkü haline sokmuşlar. Yıkılmak üzere olan tarihi İnebolu evini onarıp, köşk haline getirmişler.

Bu davranışları nedeniyle: Belediye tarafından, “Örnek Vatandaş” ilan edilmişler. Evet, buradan İnebolu’nun manzarasının görünümü büyüleyici.  Her ne kadar mülk kendi özel mülkleri olsa  da; herkesin bahçeyi gezmesine imkan tanımak için kapıları açık bırakıyorlar. Yine de, siz İnebolu’da zaman bulup ta, bu güzel mekana çıktığınızda, buranın sahibi olan Tan ailesini gördüğünüzde, gezmek için, lütfen küçük bir ricada bulunmayı lütfen ihmal etmeyin.

İNEBOLU BELEDİYE BİNASI

Burası: eski Osmanlı Bankası binasıdır. Belediye Başkanı Tevfik Bey’in talimatlarıyla 1907 yılında yapılmaya başlanmıştır. 1910 yılında inşaatı tamamlanıp Osmanlı Bankasının şubelerinden biri olarak hizmete açılmıştır.

Bina, 1980’li yıllarda Endüstri Meslek Lisesi olarak kullanılmıştır. 2005 yılında mülkiyeti belediyeye devredilmiştir. 2006 yılında restorasyonu tamamlanmıştır. Bina, o günden itibaren Belediye Başkanlığı Hizmet Binası olarak kullanılmaktadır.

UN FABRİKASI

1923 yılı öncesinde bir gayrimüslim tarafından işletilen Un Fabrikası (Un değirmeni) 2015 yılında restore edilmiştir. Bir yerine iki öğütücü taşı olan bu değirmene, daha çok iş yaptığı için Un Fabrikası adını vermişlerdir.

ESKİ ASKERLİK DAİRESİ

1891 yılında inşa edilen yapının, Kurtuluş Savaşı sırasında Askerlik Dairesi olarak kullanıldığı bilinmektedir. 1974-1991 yılları arasında hapishane olarak kullanılmıştır.

KARADENİZ OKULU-TAŞ MEKTEP

1887 yılında Mektep-i Numune olarak inşa edilen okul, 1902-1912 yıllarında Fransızca eğitim veren örnek bir ilkokul olmuştur. 1912 yılında bir kat ilave edilen ve 1914-1918 yılları arasında Hastane ve Devlet Daireleri ek binası olarak hizmet görmüş bu okul, 1918 yılı sonunda Fransızca eğitim terk edilerek Mektep-i İptidai adı altında hizmete açılmıştır. Halk arasında bir ismi Taş Mektep dir. 1923 yılında ise Karadeniz İlkokulu olarak faaliyete geçmiştir.

İNEBOLU HALK PAZARI

Yöresel organik ürünler bulabilirsiniz. Salı ve cumartesi günleri kuruluyor. Çevre ilçelerden bile, bu pazara gelenler var. İlçe pazarının olduğu günler, oldukça hareketli. Kadın pazarı denilen bir yer var. Kadınlar, orada, kendi bahçelerinde yetiştirdikleri ürünleri satıyorlar. Tamamen doğal, günümüz moda deyimiyle organik.

İNEBOLU TARİHİ ÇARŞISI

1885 yangınının hemen ardından, İnebolu’ya gelen Vali Abdurrahman Nurettin Paşa, yanında getirdiği Vilayet Başmühendisi İtalyan mimar Baronoveski’ye yeni bir çarşı planı çizdirir. 1885 yılında gerçekleştirilen ve İnebolu’nun ilk imar planı sayılan bu planla: İnebolu çarşısının ahşap yerine kagirden yapılması, tamamı denize bakan caddelerinin 6 metre ile 75 metre genişliğinde olması planlanmıştır.

Planın hayata geçmesiyle çarşının en ufak kıvılcımda kül olan ahşap binaları ve yüklü bir arabanın zor geçtiği eski çarşı caddeleri yerine daha sağlam, yaşanabilir, modern bir kent dokusu oluşmuştur. Çarşı esnafı, başta bu plana kagir malzemenin keresteden daha pahalı olması nedeniyle karşı çıksa da, Abdurrahman Paşa’nın çabalarıyla kagir malzeme kullanılmıştır.

Kastamonu şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Kastamonu Cide

cide.genel.4
Kastamonu Cide

Kastamonu ilinin, Karadeniz kıyısındaki doğal güzellikleriyle ünlü bir ilçesidir. Kafa dinlemek için ideal bir yerdir. Sadece “Gideros koyunu” görmek için bile buralara gidilebilir. Ancak, ben Temmuz 2018 tarihinde buraya gittiğimde, Cide merkezinin de gayet güzel olduğunu gördüm, özellikle sahil bandındaki yürüyüş yolunda yürüyün, akşam sahil kesiminde kurulan tezgahları gezin, alışveriş yapın, ama özellikle ve mutlaka Tuğ Tepesine çıkın, tüm çevrenin muhteşem manzarası izleyin.

Kastamonu Cide
Kastamonu Cide

 

ULAŞIM

Cide-İstanbul arası uzaklık: 513 km. Cide-Kastamonu arası uzaklık: Şenpazar üzerinden: 131 km. Doğanyurt-İnebolu üzerinden ise: 180 km.

Cide-Ankara arası uzaklık: 320 km. dir. Cide-İzmir arası uzaklık: 900 km. Cide-Bartın arası uzaklık: 90 km. Cide-İnebolu arası uzaklık: 100 km. Ben Cide’ye Amasra üzerinden gittim. İlçe merkezinde uzun bir sahil şeridi vardır. Merkeze ulaşıncaya kadar uzun süre, sahilden gidiliyor, bakımlı ve güzel yürüyüş yolları, piknik alanları, halkın oturması için sahilde güzel oturma yerleri yapılmıştır.

Bartın-Cide kara yolu ve Cide-Sinop kara yolu: maalesef berbat. Belki de, Cide’nin doğal güzelliklerinin korunmasının en büyük nedeni: bu yollarının kötü olması ve buraya insanların akın etmemiş olması.

cide.milli park.1
Kastamonu Cide

Amasra’ya kadar giderseniz, mutlaka buraya da uğrayın. Amasra-Cide arası uzaklık: 74  km. dir. Ama önce: sizin için iki durak önerebilirim. İlk durak: 14 km. de: Çakraz. Buranın büyük bir kumsalı var. Daha sonra ise: Akkonak ve Göçkün denilen yerleri geçeceksiniz. Ancak: bu yola aman dikkat, çünkü muhteşem virajlar var. İkinci durak olarak: yolun 34. km. de bulunan bir yer var. Burası: Akdeniz, Ege ve Karadeniz’de gezinen çoğu teknelerin yapıldığı yerdir. Zaten buraya yaklaştığınızda: ahşap kokusunu hissedeceksiniz.

cide.genel.2
Kastamonu Cide

TARİHÇE

Tarihi kaynaklar, yörede: MÖ. 1100-700 yılları arasında, Paflagonialıların egemenlik kurduklarını belirtiyor. Takip eden tarihi süreçte: yörede, Bizanslılar ve  daha sonra Danışmendler, Çobanlar ve Candaroğulları egemen olurlar. 1392 yılında, yöre, Osmanlıların egemenliğine girer. 1402 Ankara savaşından sonra, Sinop’ta yaşayan İsfendiyar Bey, yöreye hakim olur. 1461 yılında: Fatih Sultan Mehmet zamanında, yöre, kesin olarak Osmanlı toprakları içine alınır. Bu dönemde: eski bir iskele olan Cide’de: bir tersane de kurulur. Karağaç isimli, bu iskele: İpek Yolu üzerinde olup, önemini tarih boyunca sürdürür. Özellikle; Rusya ile Anadolu arasındaki ticaret bağlantısı, bu iskeleden sağlanır.

Kastamonu Cide

CİDE İSMİ

Büyük İskender’den sonraki dönemlerde, Roma devrinde, bir komutan adı olan “Cella de Cide” adından gelmektedir. Cide’de: “Cella de Cide” adına kesilen paralar bulunmuştur.

Kastamonu Cide

GENEL

İlçenin plajlarının uzunluğu 13 km. civarında olup, denize girmeye elverişlidir. Karadeniz’in en uzun plajlarından biridir. Ancak: deniz genel olarak dalgalıdır. Ancak: berraktır ve yüzmek için derinliği ve temizliği idealdir. Yukarıda da sözünü ettiğim gibi, sahil şeridi gerçekten çok uzun, kumsal var, bu uzun sahil şeridinde bir yerde çadırlar kurulmuş, bir yerde karavanlar yerleşmiştir. İlçe merkezine yaklaştıkça, nispeten daha düzenli evler görülüyor, restoranlar, balık restoranları vardır.

cide.uğurlu yalısı.1
Kastamonu Cide

Deniz kıyısında, çok büyük bir otel hemen dikkatinizi çekecektir. Turistik tesisler: kasaba mahallesinde, limana yakın alanda bulunur. Toplam yatak kapasitesi: 640 civarındadır. Ancak, burada en çok ilgimi çeken “Kastamonu Üniversitesi Misafirhanesi Oteli” oldu. Pırıl pırıl bir tesis, personel mükemmel, özellikle yemekler harika, buraya yolunuz düşerse, mutlaka bu tesise uğrayın ve özellikle “mantı” yiyin. İnanın bahçede sunulan servis muhteşem, söylediğim gibi, tesisin yönetimini kutlamak gerek. Sakin bir yerdir. Çok hareketli değildir. Son bir not: Cide ilçesinde, sahil yolu ile merkez arasında, yol kenarında, 3-4 yerde mezarlık gördüm. Deniz kıyısında mezarlıklar, ilginçti.

cide.genel.3
Kastamonu Cide

İKLİM

Cide’ye gidilmesi gereken en uygun iklim: Temmuz’dur. Özellikle: yağmurlu mevsimde gitmemelisiniz. Çünkü: yağmur yağdığında,  dağlardan gelen çamurlu sular, denize akıyor ve deniz 3-4 gün boyunca, çamurla kaplanıyor. Temmuz 2018 tarihinde burada bulunduğu 2 günlük sürede, çok kuvvetli bir rüzgar vardı, hatta fırtına benzeri denebilir, biz dışarıdan gelen birisi olarak çok olumsuz etkilendik, ama Cideliler sanki bu duruma alışkın gibi olumsuz tepki vermeyip hayatlarını sürdürüyorlardı.

cide.genel.6
Kastamonu Cide

SULTAN KAYIKLARI

Osmanlı imparatorluğu döneminde, padişahları taşıyan Sultan Kayıkları, Cide de halen yapılıyor. 30 metre uzunluğunda, 2.5 metre genişliğinde ve tamamen aslına uygun yapılan sultan kayıklarında, en ince ayrıntılar bile dikkate alınıyor. Tamamı ahşap ve ağırlıklı olarak: meşe, çam ve kestane kullanılıyor.

rıfat ılgaz

RIFAT ILGAZ

Cide ilçesinde, 1911 yılında doğan Rıfat Ilgaz, 1993 yılında İstanbul’da vefat etti. Türk edebiyatının ünlü ismi: “Hababam Sınıfı” romanıyla tanınıyor. Şair, romancı ve öykü yazarı. İstanbul’da bulunan mezarının, Cide de yapılacak bir anıt mezara nakli için çalışmalar sürdürülüyormuş. Her yıl, Temmuz ayında “Rıfat Ilgaz Sarı Yazma Kültür ve Sanat Festivali” düzenleniyor.

cide.kuyu kebabı.1

NE YENİR

En başta: Kuyu kebabıdır. Ancak, ben bunu duyunca “kuyu kebabı” yemek istedim, hayır, ilçe merkezinde kuyu kebabı yok, yol üzerinde bazı tesislerde olduğu söylendi, yani ben tadına bakmadım. Bunun dışında: karma, köy böreği, armut tatlısı, ceviz helvası (cidella) , kuyruklu dolma, kestane hoşafı geliyor. Tüm bunları tatma imkanım olmadı ama özellikle ceviz helvası satın aldım, gerçekten güzel bir lezzettir. Ceviz helvası, özellikle evde yapılan yani özel imalat olanı tercih edin. Bunun bir ilginç yanı var, çok lezzetli olmasına rağmen çok sert, yani ne kesiliyor, ne kırılıyor, ne ısırılıyor, püf noktası: sert bıçak, önce suyla ıslatın ve o an ceviz helvasını kesmeye çalışın, biraz zor oluyor ama inanın lezzeti muhteşemdir. Bir de bu yöreye has “kestane balı” var. Süzme kestane balı kilosu 120 TL civarındadır, umarım orijinalini bulup satın alabilirsiniz, fazla tüketmeyin, günde sadece 1 kaşık. Tabii burası deniz kıyısı, balık yok mu diyenler olacaktır. Malum, benim bulunduğum sezon, balık sezonu değildi, bu yüzden bilmiyorum ama sonuçta liman bölgesinde özellikle bir tekne de balık restoranı işleten karı-koca işletmecileri çok övdüler, gidemedim ama sanırım balık düşünenler liman da ki balık restoranlarını değerlendirirler.

cide.sarı yazma.1

NE SATIN ALINIR

Sarı yazma, kestane balı, ceviz helvası (500 gr kutular, 25 TL.), sarımsak, içinde hiç şeker olmayan elma pekmezi (kendileri için yapıyorlar, pek satan olmuyor, ben tadına baktım, gerçekten lezzetli, içine hiç şeker katılmaması da ilginç) satın alabilirsiniz.

Sarı yazma

Cide’de “sarı yazma” çok meşhurdur. Cideli kadınların kıyafetinde en belirgin nokta: sarı yazmadır. Kadınların; baş örtüsü olarak kullandıkları sarı renkli bu yazma sembol haline gelmiştir. Fabrikasyon üretim dışında: Başköy isimli köyde, doğal ahşap baskı kalıplar ile, hala sarı yazma üretilmektedir. Öte yandan: hani yazma tamam da, sarı yoğunlukta değil, birçok renk var. Siz de: akşam saatlerinde sahilde kurulan tezgahlardan sarı yazma veya sarı bulamazsanız, renkli buraya has yazmalardan kendiniz ve yakınlarınız için hediyelik satın alabilirsiniz. Bu arada: Cide’de yılın belli zamanlarında “Sarı yazma festivali” yapılıyor.

cide.genel.en başa.1
Kastamonu Cide

GEZİLECEK YERLER

RIFAT ILGAZ EVİ

Bu ev: Rıfat Ilgaz’ın babasının doğup büyüdüğü ve kendisinin çocukluğunun geçtiği bir yer. Cide Belediyesi tarafından restore edilerek ziyarete açılmış. Evde: İstanbul’dan getirilen: çalışmam masası, kalemler, yatak, radyo, gözlük, takım elbise ve kitap gibi kişisel eşyalar sergileniyor.

Kastamonu Cide Tuğ Tepesi
Kastamonu Cide Tuğ Tepesi

 

TUĞ TEPESİ

Cide-İnebolu yolu üzerindedir. Burada Cide Belediyesi tarafından yaptırılmış muhteşem güzel bir sosyal tesis var, herkese açıktır, bence Cide ziyaretçileri mutlaka zaman ayırın ve buraya gidin. İlçe merkezine 5-10 dakika uzaklıktadır. Buraya gittiğinizde, uygun bir otopark var, aracınızı bırakın ve tesise girin, muhteşem panoramik 360 derece çevreyi görebileceğiniz bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Yaz döneminde camları da açıyorlar, manzara ile iç içe oluyorsunuz. Bu panoramik manzara eşliğinde, buraya özgü, özellikle önereceğim (ancak ustası her gün saat: 18.00’de fırını kapatıp ayrılıyor) kaşarlı ve kuşbaşılı pide yemenizdir. Hatta, eğer varsa yemekten sonra “ıslak kek” isteyin, o da çok güzel bir lezzettir. Ancak, bir sıkıntıdan söz etmeden geçmek istemiyorum, tesis güzel, yemekler güzel ancak servis biraz sıkıntılıydı. Tesisin müdürü bir bayan, kendisi dahil koşuşturan gelen kalabalıklara hizmet etmeye çalışan 2 garson daha var, yani bu güzellikler, servisin yavaş olması nedeniyle biraz sıkıntı yaratıyor, umarım bu da en kısa zamanda çözülür, çünkü bu garsonların gün boyu, bütün gün gelen yoğun kalabalıklara hizmet ettikleri ve aşırı yorulduklarını öğrendim.

CİDE BELEDİYESİ IRMAK İÇİ DİNLENME TESİSİ

Burası da: Cide-Amasra kara yolu üzerinde, ilçe merkezine 7-8 km uzaklıkta, soldadır. Ana yoldan kısa süre ayrılıp, buraya ulaşıyorsunuz. Yine, burada da Belediyenin yaptığı bir sosyal tesis var. Bina, boş kullanılmıyor ama binanın önünde, derenin kıyısında, ağaçların altında piknik masaları yerleştirilmiş. Sıcak yaz gününde Cideliler burada piknik yapıyorlar, hazır mangallar var, yanınıza yiyeceklerinizi alın ve bence, buraya da bir süre uğrayın, güzelliği tadınız. Ancak tesis var, hani çay içeriz demeyin, çünkü çay yok, çayı kendiniz yapmanız gerekiyor. (Burada cep telefonu çekmiyor.)

cide.gideros koyu.3
Kastamonu Cide Gideros Koyu

GİDEROS KOYU

Amasra istikametinden Cide’ye gelirken, Cide’ye 11 km. kala, ana yoldan sola aşağıya doğru sapmak gerekiyor. Burada yol güzel, merak etmeyin ve sapın, çünkü aşağıda güzel bir manzara sizi bekliyor. Kestane, meşe, kayın, şimşir ve çam ağaçlarından oluşan, yemyeşil bir örtü ile çevrilmiş bir alandır. Cide ile Kurucaşile burunları arasında, burnun arkasına saklanmış bir güzelliktir. Ana yoldan sapıp aşağıya indiğinizde, araç park yeri vardır. Buraya arabanızı rahatlıkla park edin ve yolun sonundaki restorana gidin.

Restoran dedim de öyle çok lüks bir yer aramayın, tahta masa ve tahta sandalyeler ama manzara muhteşemdir. Restorandan başka zaten alternatif yok, yol restoranda bitiyor. Burada bir şeyler içip manzaranın güzelliğini tadınız. (1 maden suyu 2 TL.) Muhteşem deniz kokusu ve incir kokusunu hissedin, restoran denizle birleşik, aşağıya denizin kıyısına inebilirsiniz, ancak burada kayaların üzeri yosunlu, yani kayalara basıp gezmeyi düşünmeyin, ben Temmuz 2018 ayında burayı ziyaret ettiğimde, kısa süre önce, bir turist, kayalarda gezinirken ayağı kaymış, düşüp kolunu kırmıştır.

Evet, şimdi Gideros koyu ile ilgili ayrıntılı bilgi: Burası Türkiye’nin en güzel koylarından birisidir. Cide ilçe merkezine 11 km uzaklıktadır. Koyun denize açılan ağzı 130 metre, koyun çapı ise 514 metredir. Koyun adı bir Ceneviz sözcüğü olan “Kytoros” dan gelir. İsmi Cenevizlilerden gelen Gideros koyunun çevresi: şimşir, kestane, kayın, meşe ve çam ağaçlarıyla örtülüdür.

Yansıması halinde, bu ağaçların renkleri koyu kaplayan suyun üzerinde izlenir. Homeros yorumcularından Eustathius: Gideros’la ilgili bir deyişten söz eder. “Carry bozwood to Gideros” (Tereciye tere satmak). Bu deyişin benzeri, İngiltere’de “Carry coals to Newcastle” olarak kullanılmaktadır. Bu deyiş, aynı zamanda Gideros’daki şimşir ağaçlarının bolluğunu ifade eder.

Gideros’a Homeros’un metinlerinde de rastlanılır. Homeros, İlyada adlı eserinde, MÖ 12’nci yüzyılda geçen Troya savaşını anlatırken, Batı Karadeniz sahil şeridinde kurulan Paflogonya’dan bahseder ve bu krallığın, Bartın, Amasra, Kurucaşile, Gideros ve Cide’yi içene aldığını belirtir.

Evet, Gideros koyu, eskiden korsanların saklanma yeriymiş. Tarihin ilk coğrafyacısı Strabon: koya ilk yerleşenlerin Amazonlar olduğunu söyler. Rıfat Ilgaz’ın eserlerinde bahsettiği Cenevizlilerden kalma toplar, hala kayaların üzerinde durmaktadır.

cide.gideros koyu.1
Kastamonu Cide Gideros Koyu
Kastamonu Cide Gideros Koyu
Kastamonu Cide Gideros Koyu

      

Burada: iki balıkçı lokantası ve sadece birkaç ev vardır. Bu balıkçı lokantalarının müdavimleri: salata ve balık yiyebilmek için, Ankara-İstanbul gibi yerlerden geliyorlar. Ancak, bu balıkçı lokantaları, sanırım Cide’ye yakın bölümde, ben bunları görmedim.

Son bir not: Gideros koyunda, küçük motorlu sandallarla geziler düzenleniyor, siz de bir motorlu sandal kiralayarak koyda gezinti yapabilirsiniz.

ÇOBAN KALESİ

Güble ve Gilivri arasında bulunur. Denizden: 50-60 metre yükseklikte, tabii bir kayanın üzerinde yapılmıştır. Romalılar döneminde yapılmış ve Osmanlılar döneminde onarım görmüştür.

TİMLE KALESİ

Uğurlu (Timle) köyündedir. Deniz seviyesinden, 100 metre yükseklikte olan doğal bir tepe üzerine kurulmuştur. Kalenin yapılış amaçlarından birinin de: önündeki sahilinden, gemilerle karaya çıkabilme imkanının bulunmasının kontrolüdür.

Bizans dönemine aittir. Osmanlılar tarafından, bu kale, Osmanlı-Rus savaşında kullanılmıştır. Bu kale, şu anda tahrip olmuş ve kalıntıları, restore edilmeyi bekliyor.

GAZALLI KALESİ

Köseli köyünde, bir burun üzerine kurulmuştur. Bizans  dönemine aittir.

OKÇU KALESİ

Okçular köyünde bulunur. Batıdan doğuya doğru uzanan, doğal bir kayanın üzerine kurulmuştur. Kalenin tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmemektedir.

cide.genel.3
Kastamonu Cide Çayyaka Plajı

ÇAYYAKA PLAJI

Karadeniz kıyıları, koy bakımından Ege ve Akdeniz kadar zengin değil. Ama özellikle Cide kıyılarında, irili-ufaklı, birbirinden güzel ve denize girmeye elverişli, pek çok koy var. Ancak: bunların bir kısmına araba ile gitmek mümkün değil. Örneğin: Kazalı Altı Plajına; gitmek isterseniz, ancak patikadan yürüyerek inebilirsiniz. Veya tekneyle ulaşmak mümkün. Plaj zaten, bu yüzden pek bozulmamış.

cide.sahil.1
Kastamonu Cide Çayyaka Plajı

Bunun yanında: Karadeniz plajları, doğal güzelliklerinin yanı sıra, alışılmamış manzaralar ve kaya yapıları gösteriyor. Tıpkı, Cide’nin doğusundaki, Çayyaka Plajında olduğu gibi. Yeşil renklerin hakim olduğu kayalar, değişik bir görünüm sunuyor. Plajın hemen karşısında ise, büyük kayalıklar yükseliyor.

cide.çayyaka plajı.1
Kastamonu Cide Ilgarini Mağarası

ILGARİNİ MAĞARASI

Cide’ye 36 km. uzaklıkta, Sorkun yaylasındadır. Yaylaya kadar araçla gidip, daha sonra yaklaşık 2 saatlik bir yürüyüş ile bu mağaraya ulaşabilirsiniz. Yani; yolculuk bayağı zahmetli. Tercih sizin.

Mağaranın tabii kemerli girişi var. Sonra:  mağara içeride, iki kola ayrılıyor. Girişteki yıkıntıların, Bizans döneminden kalma, köy yıkıntıları olduğu sanılıyor. Sağ taraftaki düz yolda, bir su sarnıcı var. Zamanla tahribata uğramış odaların bulunduğu bu bölüme: avizeli salon deniyor.

Sol taraftaki bölüm ise: giriş seviyesine göre, 250 metre aşağıya inen bir yol takip ediyor. Bu haliyle, dünyanın, en derin 4. mağarası olduğu söyleniyor.

Virajlarla aşağıya inen yolun sonundaki  düzlükte: bir adet kilise ve 7 tane mezar kalıntısı var. Fakat bu kalıntılar, gerek zamanla ve gerekse define avcıları tarafından tahrip edilmiş. Bu seviyeden sonra, daha aşağılara inebilmek için, teknik malzemeler gerekiyor. Ulaşılabilen yere kadar mağaranın uzunluğu: 858 metre.

VALLA KANYONU

Cide-Pınarbaşı arasında, 12 km. boyunca uzanıyor. Yan duvarlarındaki sarp ve yüksek kayalar, yer yer: 800-1200 metreye kadar ulaşabiliyor. Bu kanyon: Küre dağları içindeki en büyük kanyon. Kanyonun teçhizatsız geçilmesi mümkün değil. Ancak: kanyonun yanına araçla ulaşabilir ve yukarıdan seyredebilirsiniz.

Şenpazar tanıtımı.

İnebolu tanıtımı.

Amasra tanıtımı.

Kastamonu tanıtımı.

 

Kırşehir

Kırşehir

Kırşehir denildiğinde, benim aklıma hemen “Neşet Ertaş” ve bu ünlü ozanın, güzel türküleri geliyor. Ama, tarih meraklıları da bilirler ki, Kırşehir merkezinde bulunan “Cacabey Camisi” tam Türkiye’nin ortasındadır.

Avrupa insanının, barındığı saraylarda dahi tuvalet bulunmaz iken, burada yaşayan insanlar, gökyüzünü, uzayı incelemişler, uzaya roket göndermeyi düşünmüşler ve bu  düşüncelerini taş duvarlara yansıtmışlar.

Kırşehir de, sizi tarihin ilk astronomi okulu, Cacabey camisi bekliyor.

Kırşehir

ULAŞIM

Kırşehir: öyle bir yerde ki, doğu-batı ve kuzey-güney yönünde giden bütün kara yollarının birçoğu buradan geçiyor. Bu yüzden, bu şehirde, ulaşım problemi yok.

Kırşehir-Kırıkkale arasındaki uzaklık: 113 km. Kırşehir-Nevşehir arasındaki uzaklık: 91 km. Kırşehir-Ankara arasındaki uzaklık: 186 km. Kırşehir-Adana arasındaki uzaklık: 375 km. Kırşehir-İstanbul arasındaki uzaklık: 639 km.

TARİH

Bu topraklarda ilk egemenlik kuranlar, Hititler. Daha sonra ise, Asurlular geliyor. MÖ.6’ncı yüzyılda ise, Persler. Takip eden dönemde, Persleri yenerek bölgeden uzaklaştıran, İskender.

Takip eden dönemde: Roma ve Bizans egemenlikleri.

1071 yılında ise, bu kez Türkler yörede görülmeye başlanır. Kutalmış Oğlu Süleyman Şah, bölgeyi Anadolu Selçuklularına bağlıyor. Yavuz Sultan Selim döneminde ise, Osmanlılar, yöredeki hakimiyeti ele geçiriyorlar.

14.yüzyılda: Anadolu’da yaygınlaşan “Tasavvufi Esnaf Teşkilatı”, Kırşehir yöresinde yayılmaya başlar ve burayı merkez edinir. Bunda en büyük etken ise, “Ahi Evran” ın, Kırşehir yöresine yerleşmesidir.

Ayrıca, büyük mutasarrıf ve Türk şairi Aşık Paşa’da, buraya yerleşir ve 14.yüzyılda, Kırşehir, kültür ve ilim merkezi haline gelir.

19’ncu yüzyılın ikinci yarısında, Kırşehir sancağı Ankara vilayetine bağlanır. Cumhuriyet devrinde ise, il merkezi olur.

Kırşehir ismi nereden gelmektedir? Türkler zamanında, bozkırın ortasında yükselen bu şehre: “Kır Şehri” adı verilmiştir. Yani, şehrin ismi: Türkçeden gelmektedir. Başka bir söylentiye göre, Timur, Anadolu’da iken, kendisine karşı koyan bu şehri kastederek “kırın bu şehri” demiş ve bu söylence daha sonra “Kırşehir” olarak şehrin ismi olmuştur.

Şehrin tarihi geçmişinde, bir de sanırım yeryüzünde eşi-benzeri olmayan bir olay yaşanmıştır. Ülkemizde bir partinin iktidar döneminde, o partiye oy vermedikleri için, şehir il statüsünden, ilçe statüsüne indirilmiştir. Olayı merak edenleriniz olabilir.

Ayrıntı şöyle: bir zamanlar Başbakan Adnan Menderes, şehre konuşmak üzere gelmeyi planlar ama aynı anda, muhalefet parti milletvekili, ancak yörede Anadolu Fırtınası olarak bilinen Osman Bölükbaşı, Kaman ilçesine konuşmaya gelir. Tabii, şehir halkı, Osman Bölükbaşı’nı dinlemek üzere, Kaman ilçesine gidince, şehir merkezinde kimse kalmaz ve Başbakan buna çok sinirlenir ve şehir, ilçe statüsüne indirilerek, milletvekili sayısı 5’ten sıfıra çekilir.

Kırşehir

GENEL

Coğrafi özellikleri değerlendirildiğinde, şehir Türkiye’nin coğrafi alan olarak en büyük 57. ilidir. Deniz yüzeyinden yüksekliği: 985 metredir.  İl topraklarının: yüzde 17 dağlar, yüzde 65 yaylalar ve yüzde 18 ovalardan oluşmaktadır. Bu yüzden, buraya bir anlamda “Yaylalar Şehri” de denilmektedir.

Şehrin ekonomik faaliyetlerinin temelinde: tarım var. Sanayi sektörü ise, pek öne çıkmamış. Bunun dışında: halı ve kilim dokumacılığı önem kazanmış. Bir zamanlar yoğun olarak yapılan “bakırcılık” ise, günümüzde pek kalmamış. Merakınız varsa, Uzunçarşı’da, bakırcıları ve bakır mamulleri görebilirsiniz.

Bölgede düzenlenen etkinlikler: Mayıs ayı içinde: Yunus Emre Anma Günleri ve Ağustos ayı içinde: Halk Ozanları Şöleni. Halk ozanları denilince, yazının başında belirttiğim gibi, Neşet Ertaş’tan söz etmemek olmaz. Neşet Ertaş: 1938 yılında, Kırşehir’de  dünyaya gelir. Babası Muharrem Ertaş’tan aldığı müzik eğitimiyle, kısa zamanda kendisini kanıtlar.

NE YENİR

Kırşehir yöresinde, keşkek yemelisiniz. Bir de, buranın pekmezi meşhur. Hatta, yerel lisanda, halk birbirine “pekmez akıllım” diye hitap eder. Tüm bunların yemek  değil diyorsanız: size önerim, “Tandırda çömlek” ve hatta “Çömlekte kuru fasulye” olabilir.

NE SATIN ALINIR

Kırşehir yöresinde, eskiden çok yaygın olmasına rağmen, günümüzde bu etkinliğini nispeten yitiren bir el sanatı var. Taş işlemeciliği.

Günümüzde, genellikle dış pazara yönelik olarak yapılan taş işlemeciliğine ait: süs eşyaları ve satranç takımları var. Bunların bir diğer adı da: Onxy.

GEZİLECEK YERLER

Kırşehir Müzesi

KIRŞEHİR MÜZESİ

Müze, 1996 yılında hizmete açılmıştır. Kültür Merkezinde bulunmaktadır.

Müzede: 3300 den fazla eser bulunmakta olup, bunların bir kısmı ziyaretçiler için sergilenmektedir. Daha önce, güzel sanatlar galerisi olarak kullanılan bölümün alt katı: arkeoloji ve üst katı ise, Etnografya müzesi olarak ziyaretçilere hizmet veriyor.

Arkeoloji Bölümü: Bu bölümde sergilenen eserlerin çoğunluğu: Kaman-Kale höyük ve Malkaya bölgelerinden getirilmiştir.

Bunun dışında: Asur Ticaret Kolonileri döneminden, Osmanlı dönemine kadar olan süreçte, bölgede egemenlik kuran uygarlıklara ait buluntular sergileniyor.

Etnografya Bölümü: bu bölümde, yörede etkin olarak yaşanan ve ilk kez ortaya çıkan Ahilik ve Ahi Evran kültürü tanıtılıyor. Sergilenen objeler arasında: Ahi Evran tarafından kullanıldığı söylenen başlık, ahilik sancağı ve ahilik ile ilgili diğer özel objeler bulunuyor.

Bu bölümde: Kırşehir halıcılığı için de yer ayrılmış ve bir halı dokuma tezgahı önünde, yerel giysiler içinde halı dokuyan bir kadın; manken ile canlandırılmaya çalışılmış.

Kırşehir Cacabey Camisi

CACABEY CAMİSİ

İl merkezindedir. Şehrin, en büyük tarihi camisidir. İlk yapıldığında, medrese olarak yapılmıştır.

1271-1272 yılları arasında, Selçuklular döneminde, Kırşehir Emiri Nurettin Cacabey tarafından yaptırılmıştır. Caca oğlu Nurettin Bey: Selçuklu Sultanı IV. Kılıçaslan döneminde yaşamış, şehirde, Cacabey Medresesi ve Külliyesini kurmuştur.

Nurettin Cacabey: 1272 yılında, Cacabey Medresesini kurmuştur. Ama, bu medrese aynı zamanda, bir “Rasathane” imiş. Günümüzde: cami olarak kullanılan bu medresenin: dış köşelerindeki sütunlar, uzay araçlarına benzemektedirler.

Hatta: bunlar, dikkatli bakıldığında, gökyüzüne bakan “ateşlenmiş roket figürleri” olarak da dikkati çekiyor. Cami içindeki sütunlar: gezegenlerin sayısını gösteriyor.

Kırşehir Cacabey Camisi

Caminin kubbesi: cam. Bu kubbeden görünen gökyüzü ve yıldızlar: hemen kubbenin altında, caminin içinde bulunan havuzun sularına yansıyor. Zaten, minare de, bir gözlem yeri olarak kullanılmış.

Kırşehir Cacabey Camisi

Evet, sonuçta, cami yani ilk yapıldığı anlamı ile medrese, döneminde tam bir “Astronomi Okulu” ve “Rasathane” olarak öne çıkmış. İtalya-Roma şehrinde, Panteon kilisesi vardı, bu kilisenin tepesinde, bir boşluk bulunuyordu. Bu boşluktan, ünlü astronomi bilgini Galile, gökyüzünü seyredermiş.

Bu yuvarlak boşluğa “Tanrının gözü” diyorlardı. Ama, tüm bunlar, Cacabey medresesindeki gelişmelerden yıllarca sonra gündeme geliyor. Bu arada: yine ülkemiz topraklarında, gökyüzünü gözlemleyen birkaç kişi daha vardı, bunların başında ise: İbrahim Hakkı ve yaşadıkları yer, Siirt-Aydınlar.

O yöre hakkındaki yazımı okuyanlar, İbrahim Hakkı’nın, ünlü eseri Marifetname’nin son sayfasında, dünya haritası bulunduğunu ve gayet muntazam olarak çizilen bu harita da, Amerika kıtasının da çizili olduğunu okumuşlar ve yöreye gidenler görmüşlerdir.

Bir zamanlar, Anadolu’da gerçekten uzaya muhteşem bir ilgi ve bunun sonunda birikmiş bir bilgi vardı, ama sanırım tüm bu birikim, somut bazı şeyler olarak ortaya dökülemedi.

Kırşehir Cacabey Camisi

Evet, biz yine cami yapısına  dönelim. Minaresindeki yeşil çiniler nedeniyle, halk arasında “Cıncıklı cami” olarak da bilinir. Mimari bir şahaser olan taç kapısın hemen yanında, Cacabey’in türbesi var.

Türbe, 1272 yılında, kesme taştan yapılmış. Kapısı lacivert üzerine beyaz çiniler ve yazılarla süslenmiş. Türbeye, cami içindeki bir salondan, merdivenle geçilerek giriliyor. Son olarak bu büyük şahıs hakkında bir şey daha söylemek istiyorum.

Gerek o dönemde büyük bir fakülte konumundaki medresesindeki konuşmalarında ve yazışmalarında sürekli olarak Türkçe dilini kullanmış ve böylece bu kurumda, Türk dil eğitiminin de verilmesini sağlamıştır. Bu özelliği ile de, ona ayrı bir yer vermek, kültürümüze katkıları dolayısıyla, unutmamak, unutturmamak gerek.

MELİK GAZİ TÜRBESİ

İl merkezindedir. Cacabey camisinin doğusunda, Lale camisinin arkasındadır.

1250 yılında, Melik Gazinin eşi, Muhterem Hatun tarafından yaptırılmıştır. Anadolu Selçuklularına ait, güzel bir kümbet olarak öne çıkıyor. Türbe yapısı, 2 katlıdır. Alt katta: mumyalık var.

Buraya, dışarıdan bir kapı ile giriliyor. Bu bölümün üzeri, tonozla örtülüdür. Yandaki bir pencere ile, türbenin içi aydınlatılıyor. Türbenin, yerden kubbeye kadar olan bölümünün yüksekliği: 5.90 metre ve mumyalıktan itibaren yüksekliği ise, 15 metredir.

Zeminde taş bir sanduka bulunmaktadır. Özellikle, mermer taç kapının süsleri görülmeye değer.

Kırşehir Lale Camisi

LALE CAMİSİ

14.yüzyılda, İlhanlılar döneminde yapılmıştır.

Melik Gazi kümbetinin hemen yanındadır. Yapının mimari durumu incelendiğinde, ilk yapıldığında, bir cami olarak değil de: bir kervansaray veya bir darphane olarak yapıldığı düşünülüyor.

Yapının üstü, 3 kubbe ile örtülmüş. Caminin çatı yapısı ilginç. Çünkü, çatı “kırlangıç kuyruğu” şeklinde yapılmış ve bu özelliği ile, ülkemizde tek. Yani, benzeri yok.

Ancak, restorasyon çalışmaları sırasında, 2008 yılında, drenaj yapım ve onarım çalışmaları sürdürülürken, drenaj yapımı sırasında, birkaç gün sürekli yağan yağmur, drenaj çukurlarını doldurur ve göçük meydana gelir.

Bu çökme nedeniyle, restorasyon çalışmaları durdurulur. Günümüzde, yapının yüzde 40’lık bölümü yıkık ve temel yok. Öylece kaderine bırakılmış, 800 yıllık bir tarih.

Kırşehir Ahi Evran Camisi

AHİ EVRAN CAMİSİ

İl merkezinde, Ahi Evran Mahallesindedir.

1482 yılında yaptırılmıştır. Bu bölümde, camiyle birlikte Ahi Evran’ın türbesi, zaviye ve tekke olarak kullanılan mekanlar var. Cami: kesme taştan yapılmıştır. Minare kaidesinin solunda: batı cephesindeki bir kapıdan, divanhaneye giriliyor.

1972 yılında, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından onarılarak, hizmete açılmıştır.

Ahi Evran’ın türbesine, cami içinden bir merdivenle çıkılıyor. Türbe yapısı: 3 kubbeli ve kesme taştan yapılmıştır. Burada, Ahi Evran’ın ahşap sandukası bulunuyor.

Kırşehir Kümbetaltı Yer altı Şehri

KÜMBETALTI YER ALTI ŞEHRİ

İl merkezi, Kümbetaltı mahallesindedir.

Bu yer altı şehrinin Kapadokya bölgesindeki en büyük yer altı şehri olduğu sanılıyor. Ancak, günümüzde, sadece giriş bölgesindeki birkaç oda görülüyor.

Sanırım ileride gerekli çalışmalar yapılır ve yer altı şehri tamamen ortaya çıkarılarak, turizme açılır.

Kırşehir Aşık Paşa Türbesi

AŞIK PAŞA TÜRBESİ

İl merkezi, Aşıkpaşa Mahallesinde, Ankara-Kayseri kara yolu üzerindeki bir tepededir.

Aşık Paşa: Türkçenin zenginliğini savunmuş ve eserlerini Türkçe olarak yazmış bir halk şairidir.

Türbe: 1333 yılında, Ali Şah Ruhi tarafından yaptırılmıştır. Yapı: beyaz mermerle işlenmiştir ve Eratna Beyliğinin mimari tarzını yansıtması açısından ilgi çekmektedir.

Taç kapısı üzerindeki mermer oymacılığı ilgi çekmektedir. Dış görüntüsü ile, türbe yapısı, Kırgız çadırlarını andırmaktadır. Bu görüntüsü  nedeniyle, Anadolu’daki diğer türbe yapılarından farklıdır.

Kırşehir Kalesi

KIRŞEHİR KALESİ

Burası, şehrin ortasında akan Kılıçözü ırmağının hemen yanındaki bir höyük yapısıdır. Yani: kale höyük olarak görülür. Höyüğün yüksekliği 25 metre olup, kapladığı alanın çapı: 300 metre kadardır. Toplamda, 10 dönümlük bir alanı kapsıyor.

Höyük bölgesinde yapılan arkeolojik araştırmalarda, burada uzun yıllar boyunca yerleşim bulunduğu ve hatta, MÖ. 3000-3500 yılları öncesine kadar yerleşimin uzandığı tespit edilmiştir. Bizans döneminde ise, buraya bir kale yapılmış ve MS. 4’ncü yüzyılda yapılan bu kale ile, yerleşimciler koruma altına alınmıştır. Yapılaşma, takip eden tarihi süreçte de sürer.

Selçuklu döneminde bir cami (Alaaddin Camisi) ve Cumhuriyet döneminde ise, diğer bir kısım sivil yapılaşma sürdürülmüştür. Yalnız, bugün höyük üzerinde kale yapısından günümüze kalan bir şey yok.

Sadece, cami ve bir okul var. Kaleye, iki merdiven ile çıkılıyor. Büyük merdiven 65 basamaklı ve diğer merdivenler 18 basamaklıdır.

Kale ile ilgili olarak anlatılan bir söylenti var. Bir zamanlar, yörede yaşayan bir beyin bir oğlu olur. Oğul, büyür, delikanlı çağına gelir, ancak bir gün, ava gittiğinde, atı büyük bir bataklığa saplanır ve oğul ölür.

Bunun üzerine, bölgenin Bey’i, bir emir yayınlar “ Tüm yöre insanlarının, her türlü araç ile, bu bataklığa kuru taş-toprak dökmelerini ve bataklığı en kısa zamanda kurutmalarını ve bataklık kuruyunca üzerine büyük bir kale yapılmasını” söyler. Bütün yöre halkı, emri yerine getirir, bataklık kurutulur ve üzerine bir kale yapılır.

Günümüzde, Kalehöyük denilen bu bölgede, arkeolojik araştırmalar “Japonlar”  tarafından sürdürülmektedir.

SULTAN ALAADDİN KEYKUBAT CAMİSİ

Kale içindedir. 1242 yılında: Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat zamanında yapılmış olup, bölgedeki Selçuklu eserlerinin en güzelidir. Yapı: 1893 yılında, Ahmet Arifi Bey tarafından onarılmıştır. Tek şerefeli minaresi olan yapı, günümüzde, burası: Kırşehir Müzesinin deposu olarak kullanılıyor.

TERME KAPLICASI

İl merkezine, yaklaşık 1 km. uzaklıkta, Kuşdili mahallesindedir.

Kaplıca bölgesinde, konaklama imkanları var. Özellikle: 4 yıldız konforlu bir otel, 132 odası ve diğer imkanları ile, gayet güzel. Suyunun çıkış sıcaklığı: 40 derecedir. Bu sular, banyo olarak kullanılırsa: romatizma, felç, cilt hastalıklarına iyi geliyormuş.

İçmece olarak kullanılırsa: böbrek, kalp, damar, yüksek tansiyon, mide ve kadın hastalıklarına iyi geldiği söyleniyor. İkisi birden uygulanırsa, çocuk felci, safra kesesi ve sinirsel hastalıklara iyi geldiği söylenmektedir.

YUNUS EMRE TÜRBESİ

İl merkezine bağlı, Ulupınar kasabasındadır. Burada, 13.yüzyılda yapılan türbe yıkılmış ve yerine, günümüzde görülen türbe yapısı yapılmıştır. Yani, yeni türbe yapısı, tarihi bir özellik taşımıyor.

Ama, Yunus Emre Milli Parkı içinde bulunan türbe: kayalar üzerindeki görüntüsüyle, anıtsal bir görünüm ortaya koyuyor. Kesme  taştan yapılan bir çeşmenin yanından, merdivenler ile türbenin bulunduğu yere çıkılıyor.

Kare kaide üzerinde, dört ayağın taşıdığı, konik bir taş külah ile örtülmüş. Türbenin hemen yanında, Yunus Emre tarafından kullanıldığı söylenen bir de Çilehane binası var.

Kırşehir Obruk Dağı Mağarası

OBRUK DAĞI MAĞARASI

Mağara: şehir merkezine, 10 km. uzaklıktadır. Karıncalı köyü yakınlarında bulunması nedeniyle, Karıncalı Mağara da denilmektedir. Mağaraya, Obruk’tan girilip, Karıncayı Say mevkiinden çıkılabilmektedir.

Mağara hakkında, ilginç bir söylenti duydum ve bunu paylaşmak istiyorum. Şöyle ki: mağara, aslında Obruk dağının kente bakan yüzünde bulunuyor. Bu özelliği nedeniyle: mağaranın söylencesi de etkilenmiş.

Mağaranın içinde, iki tane yol varmış ve bu yollardan birinde bir kadın, diğerinde ise bir erkek bulunuyormuş. Ama bu yollar sonu olmayan, sonuna varılamayan yollar olarak öne çıkıyormuş.

Ayrıca, mağara su ile doluymuş. Bir taş atılsa, bu sular taşar ve Kırşehir’i su basarmış. Bu mağaraya giren, ayrıca havasızlıktan ölürmüş ve bu yüzden, bu mağaraya ne kimse girer, ne de küçük bir taş dahi atmazmış”.

Yine, bu mağara hakkında söylenenlere göre: mağaranın demirden kapısının arkasında, sürekli birbirine sürterek, bilenen ve hep keskin kalan iki tane kılıç varmış. Bir gün, bir yiğit: bu kılıçlara yakalanmadan, mağaradan girecek ve  mağaranın bütün sırlarının sahibi olacakmış.

Son olarak benim ilgimi çeken bir söylenti: bir gün, bu mağaranın ağzına bir örümcek ağ yapar. Daha sonra bir kuş gelir ve bu örümcek ağına, yuva yapar, yumurtlar ve zamanla yavrular çıkar ve yavrular büyümeye başlar, ama örümcek bunlara asla dokunmazmış.

Derken, bir gün, bir yılan gelmiş, kuşun yavrularını yemek üzere iken, örümcek yılana saldırmış ve onu yok etmiş. Bu inanış yüzünden, Kırşehir yöresinde “örümcek” kutsal sayılır.

Son olarak, yine mağara ile ilgili bir söylenti şöyle: mağaranın ağzında, içine doğru “obruk” diye bağırıldığında, içeriden “obruk” diye karşılık gelirmiş, ama bu karşılık, inanışa göre “doğa üstü varlıklar” tarafından söylenirmiş.

Kırşehir Keçi Kalesi

KEÇİ KALESİ

İl merkezine bağlı, Kızılca köyü yakınlarındadır.

Kale yapısı, bölgedeki en büyük kalelerden olup, Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Yalnız, bu kale, yöredeki diğer kalelerden farklı. Bunun çevresinde, herhangi bir sivil yerleşim yok.

Yani, tamamen, yakınlarından geçen “Baharat yolunu” koruma altına almak için yapılmış, yani tamamen bir askeri nokta denebilir. Yani, büyük bir kale, büyük bir yerleşim değil. Zaten, kalenin surları  da, düzenli ve büyük kalelerde olduğu gibi, kesme taştan değil, yassı ve moloz taşlardan yapılmış.

Kalenin duvar kalıntıları, günümüzde 2-3 metre yüksekliktedir. Yapıldığı dönemde ise, 5 metre olduğu tahmin ediliyor. Hatta, 7 metreyi bulduğu bile söyleniyor.

Kalenin günümüzdeki görüntüsü ve hali kötü, yıkılma  tehlikesi var.

HİRFANLI BARAJ GÖLÜ

DAVULAĞIL TESİSLERİ

İl merkezine 25 km. uzaklıktadır. Sıdıklı Büyükoba köyündedir. Burada: göl kıyısında temiz su ve ince kum var. Çevrenin en güzel plajı, buradadır.

TOKLUMEN PLAJI

Burası, il merkezine 28 km. uzaklıkta, doğal bir plajdır. Yeşilli, Uzunali, Karaduraklı ve Büyükoba köylerinin baraj gölü kıyısındaki yerleri, doğal kumsal alanlardır.

Kırşehir Kesikköprü (Cacabey) Kervansarayı

KESİKKÖPRÜ (CACABEY) KERVANSARAYI

İl merkezinin 23 km. uzağında, Kesikköprü köyündedir.

Kervansaray, hemen Kızılırmak yakınında kurulmuştur.

Yapı: 1248 yılında, Anadolu Selçuklu Sultanı, II. Gıyaseddin Keyhüsrev döneminde, Kırşehir Emiri Cacabey tarafından yaptırılmıştır.

Yapı: 1989 yılında restore edilerek, günümüzdeki görünümünü kazanmıştır.

KESİKKÖPRÜ

Kesikköprü köyündedir. Kervansarayın hemen yanındadır.

1248 yılında, Cacabey tarafından, kervansaray ile birlikte yaptırılmıştır.

Köprü: Kırşehir-Konya arasındaki bağlantı olması nedeniyle önem taşımakta olup, mimari yönden de öne çıkmaktadır.

Köprünün uzunluğu 400 metre, genişliği 6 metredir. 13 gözlüdür. Gözler, sivri kemerlidir.

DULKADİROĞLU YER ALTI ŞEHRİ

İl merkezine 45 km. uzaklıkta, Dulkadirli İnli Murat köyündedir.

Bu yer altı şehri yapısı: bölgede yaşayan ağaların tapulu malı ve ağıl olarak kullanılıyor iken, 1998 yılında tarihi eser kapsamına alınarak, Sit alanı olarak ilan edilmiştir. Günümüzde, yer altı şehrinin bir kısmı ziyarete açık olup, Kapadokya’nın giriş noktasında bulunmaktadır.

Burası, her ne kadar yer altı şehri olarak anılsa da, tarihte “Hitit Hapishanesi” olarak bilinmektedir. Diğer bir ismi ise “Bezirhane”. Yer altı şehri: kaya zemine oyularak yapılmış, kare planlı bir avlu ve bu avluya açılan 10 odadan oluşmaktadır. Dışarıya açılan, 14 kapı var. Ancak, kapılar zamanla kapanmış, yapılan restorasyon çalışmaları sırasında, sadece 7 kapının temizliği yapılarak, açılması sağlanmıştır.

Evet, bu yer altı şehrinin tarihi süreç içinde kullanımına gelirsek: MS. 4.ve 5’nci yüzyıllar arasında, Hıristiyanlar tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Planı itibarıyla, bir manastır ya da konaklamaya uygun bir yer olduğu izlenimi vermektedir.

Biraz önce sözünü ettiğim gibi, yerel halk, buraya “Bezirhane” ismini vermiş. Çünkü: eski dönemde, zeyrek bitkisinden, burada Beziryağı imal ediliyormuş.

Bu yer altı şehrinden, yaklaşık 150 metre uzaklıkta, ikinci ve üçüncü yer altı şehirleri bulunuyor. 25-30 metre yüksekliğindeki kayalar içine oyulmuş bu yer altı şehrinin genişliği 12 metre ve uzunluğu 70 metredir.

İçinde ise, 4 salon ve 8 oda var. Özellikle, giriş bölümündeki; kral tahtına benzeyen, özel bölmeli odalar bulunmaktadır.