Diyarbakır Lice

Diyarbakır Lice


Diyarbakır-Silvan karayolu üzerinde, ana yoldan ayrılarak, yaklaşık 50 km. ilerleyince, Lice ilçesine varılıyor. Ulaşım pek de kolay değil. Çünkü, güvenlik önlemleri nedeniyle, kontrol noktaları var.

ULAŞIM

İlçenin Diyarbakır il merkezine uzaklığı: 84 km. dir. Lice-Bingöl arasındaki uzaklık: 63 km. Lice-Genç/Bingöl arasındaki uzaklık: 46 km.
Lice-Diyarbakır arasındaki yol, asfalt ve bakımlı olup, genellikle her mevsimde açık bulunmaktadır.

TARİHİ

Tarihi süreç içinde, yörede ilk yerleşimin: Asur ve Urartu kaynakların göre, Nirbi Prensliği tarafından gerçekleştirildiği görülmektedir. Ancak, genellikle, yörede Asur hükümranlığı görülür. Daha sonra ise, sırası ile, Med, Pers, Makedon ve Roma egemenlikleri görülür.

MS.622 yılına gelindiğinde ise, bu kez Bizanslılar, yörede görülürler. 1259-1302 yılları arasında, bölgede, Anadolu Selçukluları egemen olurlar. 1394 yılında, Timur işgali, 1401 yılında ise Karakoyunlular var. 1517 yılında ise, Osmanlılar bölgede hakimiyeti ele geçirirler.

Lice isminin ortaya çıkış söylentisi: “bir zamanlar, yörenin büyük aşiretlerinden biri olan “Zirki aşireti” kendi içinde sorunlar yaşar ve bu sorunlar sonucunda, 7 kardeşten biri, ailesini de yanına alarak, aşiretin bulunduğu yerden ayrılır ve günümüzdeki Lice yerleşim yerinin bulunduğu yere gelip yerleşirler.

Aradan aylar geçer ve diğer kardeşlerden biri, yanlarından ayrılan bu kardeşlerini merak eder ve oğlunu gönderip, onların durumuna bakmasını söyler.

Çocuk: gider ve amcası ve ailesinin bugünkü Lice bölgesinde yerleşmiş olduklarını görür.

Döndüğünde, babasına “yerlerindeler” anlamına gelen “evlicine” kelimesini kullanır ve bunun üzerine, amcanın yerleştiği günümüzdeki yere, Lice is mi verilir.

Tarihi süreç içinde, bu ilçemizin en büyük hatırası: Şeyh Sait isyanı sırasında, adı geçen kişinin, burada kalması ve isyanı buradan yönetmesidir.

Bu nedenle, yöre, isyanın bastırılması sırasında, en azla can kaybı olan yerlerin başında gelmektedir.

Lice tarihindeki diğer önemli bir olay ise: 6 Eylül 1975 tarihinde olan ve 2367 kişinin hayatını kaybettiği Lice depremidir.

Bu depremde, yörede bulunan 35 köyde büyük hasar meydana gelmiştir. Depremden sonra, ilçe merkezinin yeri değiştirilmiş ve yerleşim, Fis ovası doğusuna kaydırılmıştır.

 

GENEL

Diyarbakır il merkezinin, kuzeydoğu bölgesindedir.

İlçenin denizden yüksekliği, 1125 metredir. İlk olarak, Akdağ eteklerindeki Akı tepesinde kurulu bulunan ilçe merkezi, deprem sonrasında, aşağıda bulunan ova bölümüne yerleşmiştir.

Yörenin iklim özellikleri değerlendirildiğinde: kışların çok sert, soğuk ve yağışlı geçtiği görülür.

Bölgenin en yoğun kar yağışı, burada görülür. Yaz mevsiminde ise, özellikle, Temmuz ve Ağustos ayları sıcak ve kurak geçer.

Tüm bunların dışında, bölgenin en önemli coğrafi özelliği, ülkemizin en uzun ikinci nehri olan, Dicle nehrinin, önemli iki kaynağından birinin, burada, yani Bırkleyn mağaraları bölgesinde bulunmasıdır.

Bırkleyn suyu: Bırkleyn mağaraları bölgesinde doğar, bir süre güneybatı ve sonra batı yönünde akar ve çevredeki diğer dere sularını alarak güçlenir ve Gölcük civarında, nehrin diğer kolu ile birleşir.

Yöre halkı: genellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşmaktadırlar. İlçe merkezinde, son yıllarda açılan birkaç fabrika, yöre insanının işsizlik sorununa çözüm olmuştur.

Bunun dışında, tarım faaliyetlerinin başında: tütün, pamuk, buğday, arpa gibi hububat ekimi gelmektedir.

Bunun dışında, yörede bağcılık da önem kazanmaktadır.

Özellikle: Mart-Nisan ayları arasındaki dönemde bağların bakımı yapılır ve Ekim ayında ise bağ bozumu yapılarak ürün kaldırılır.

Üzüm: suyu elde edilerek, bu su ile yapılan: pestil, sucuk, beyaz sucuk ve kesme denilen ürünler şeklinde tüketime sunulur.

 

GEZİLECEK YERLER

Diyarbakır Lice Birkleyn Mağaraları

BİRKLEYN MAĞARALARI

Diyarbakır-Bingöl kara yolunun doğusundadır. İlçe merkezine bağlı Abalı köyü sınırları içindedir.

Birkleyn kelimesi “yükselme, kabarma” demektir. 

Dicle nehrinin, toprak üzerinden gelerek ilerleyen iki ana kaynağından bir tanesi, bu mağaranın bulunduğu yerde toprak altına iner ve mağaranın içinden geçerek, bir tünelden ilerlemeye devam eder ve bir süre sonra ise, tekrar toprak üstüne çıkar.

Bu nedenle, buradan çıkan suya “Birkleyn suyu” ismi verilir.

Halk arasında Bırkleyn olarak anılan bu mağaraların, Türkiye Mağaralar Envanterindeki ismi ise “İskender-i Birklin” dir. Söylentilere göre, Büyük İskender, Pers seferine giderken, 15 bin kişilik ordusuyla burada konaklamıştır. 

Bir başka efsaneye göre ise, İskender’i Zülkarneyn, bir sefere giderken, başının iki tarafında boynuz gibi iki ur çıkmış ve çok acı vermeye başlamış. İskender’e bir gün rüyasında Lice’de bulunan Bırkleyn mağaralarındaki suda yıkanırsa boynuzlarının kaybolacağı söylenmiş. İskender-i Zülkarneyn gelip Lice’yi fethetmiş. Bırkleyn mağaralarının suyunu içip başını da suda yıkayınca boynuzlarından biri hemen yok olmuştur.  

Lice Birkeyn Suyu

Birkleyn suyu:

Anadolu ve Kuzey Mezopotamya arasındaki antik bir yol üzerinde, Dicle nehrinin diğer kolu ile birleşene kadar, yer altında, doğal bir tünelden akarak gider.

Tünelden sonra ise, yeniden yukarı, yani toprak üstüne çıkar ve Dicle nehrinin diğer kolu ile birleşerek, büyük Dicle nehrini oluşturur.

Burada, Asurlulara ait bir kısım kalıntı bulunmuştur.

Hatta, antik dönemlerde, suyun yer üstünde kaybolup yer altına indiği bu yere “Dünyanın bittiği yer” ismi verilmiştir. Efsanelerde ve kutsal kitaplarda “ölümsüzlük suyunun aktığı yer” olarak da bilinir. 

Daha da ileri gidilerek “ölülerin yer altı dünyasına giriş yeri” olarak betimlenmiştir.

1899 yılında, burada yapılan arkeolojik araştırmalarda, biraz önce söylediğim gibi, Asurlulara ait çeşitli steller bulunmuştur.

Bunların en önemlileri: bölgedeki 3 mağara içinde, Birkley suyunun bulunduğu mağara içinde, Asur kralı Tiglatpileser tarafından hazırlanan “kabartma çivi yazılı tablet” ve yine Asur kralı Salmanassar tarafından hazırlanan, iki çivi yazılı tabletdir.

Her üç mağarada, Kuzey Mezopotamya kültürlerine özgü çeşitli seramik parçaları bulunmuştur.

Evet, bölgede 3 mağara olduğunu söylemiştim. Bunlardan bir tanesinden, Birkley suyu geçiyor.

Diğer ikinci mağara: birinci mağaranın devamı gibi uzanıyor ve 15 metre genişliğinde, 12 metre yüksekliğindedir.

Uzunluğu ise, birkaç kilometreyi bulmaktadır.

Lice Bırkleyn Kabartması

Bu mağaranın girişinde: antik döneme ait çeşitli yapı kalıntıları, Asur kralı III. Salmansar’a ait iki kabartma yazılı kitabe ve bir kabartma bulunmaktadır.

Kaya üstüne işlenen bu kabartmada: ismi geçen Asur kralı, uzun başlığı ve işlemeli giysisiyle dikkat çekiyor.

Figürlerin hepsi, doğuya bakıyorlar. Sağ ellerinde balta, sol ellerinde ise kılıç var.

Evet, üçüncü mağara: diğer iki mağaradan daha büyüktür.

Mağara içindeki sarkıt ve dikitler görülmekte olup, mağara içindeki havanın özellikle “astım” hastalığı için iyi geldiği söylenmektedir.

Lice Ashab-ı Kehf Mağarası

ASHAB-I KEHF-YEDİ UYURLAR MAĞARASI

İlçe merkezinin 15 km. uzağında, Duru köyü yakınlarındadır.

Mağara, 650 metre yükseklikte bir tepenin üzerindedir.

Burada bulunan iki mağaradan ikincisi, Ashab-ı Kehf olarak bilinen ve içinde “yedi uyurların bulunduğundan” söz edilen mağara olarak isimlendirilmektedir.

Mağaranın biraz aşağısında Ashab-ı Kehf adına yaptırılmış ve “Der-i Rakim” denilen bir de kilise kalıntısı bulunmaktadır. 

Mağara halkı anlamına gelen Ashab_ı Kehf denilen gençler, Efsüs şehrinde yaşıyorlardı. Efsus şehrinin yeri konusunda rivayetler vardır. 

 

 

DAKYANUS ANTİK KENTİ

İlçe merkezinin 18 km. batısında, Fis ovasında, 1110 metre rakımlı yüksek bir tepe üzerindedir.

Burada, Dakyanus isimli bir tiran idaresinde, bir yerleşim yeri olduğu tahmin edilmektedir.

Ancak, çevrede, resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmadığından, net bilgiler edinilmemiştir.

Ancak, günümüze ulaşan kalıntılar arasında: İskender sonrası Selevkoslar ve Roma dönemine ait olabileceği düşünülen sütunlar, çevre duvarları ve bir saraya ait olabileceği değerlendirilen duvarlar, kemerler görülmektedir.

Bu sütunlar arasında, özellikle 3-4 metre yükseklikte olan sütunlar ilgi çekmektedir.

Burası hakkında bilmenizi istediğim bir söylenti var:

“Zalim bir puta tapan hükümdar olan Dakyanus: tek bir tanrıya inandığını öğrendiği 6 gence, inançlarını terk etmelerini ve yeniden putlara tapınmalarını, yoksa onları öldürteceğini söyler.

Bunun üzerine, bunu kabul etmeyen gençler, saraydan kaçarak dağlara yönelirler ve yolda rastladıkları 1 çoban ve çobanın köpeği kıtmıri de yanlarına alarak, bir mağaraya sığınırlar.

Tek tanrıya inanan 7 genç ve köpek, bu mağarada, 300 yıl boyunca uyurlar.

Uyandıklarında, içlerinden yaşı en büyük olanı, yiyecek almak üzere, şehre gönderilir.

Dakyunus dönemi parasıyla yiyecek almak isteyen ihtiyar, tüccarların durumu bildirmesiyle kralın ve kahinin karşısına çıkarılır.

Olup biteni anlatan ihtiyar, kralın askerleri eşliğinde, mağaraya gider, tek başına mağaraya girer ve arkadaşlarına, 300 yıl süresince uyuduklarını söyler.

Daha sonra, mağaraya giren ihtiyarın dışarı çıkmaması üzerine, kralın askerleri mağaraya girerler, ancak içeride kimseyi göremezler. “

Evet, her yıl 28 Mayıs tarihinde, burada bir festival düzenlenir ve çevreden gelen ziyaretçiler, bu mağarayı ziyaret ederler.

 

 

Diyarbakır şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Gaziantep Araban

Gaziantep Araban


İlginç olan şu ki: Araban bir ilçemizin adı olduğu kadar, aynı zamanda, Türk Sanat Müziğinde bir makam olarak da biliniyor.

Yolları her ne kadar sıkıntılı olsa da, toprak zenginlerinin bol olduğu bu yöremizde, yoğun pamuk üretimi yapılmaktadır.

Zor bir ilçe, yerel imkanların pek yoğun olarak kullanılamadığı bir yer.

Ama, bir zamanlar, yani tarihi süreçte, üst düzeyde önem kazanan bir yer olduğunu unutmamak gerekir.

Gaziantep Araban

ULAŞIM

Araban: İç Anadolu bölgesine açılan yolların kavşağında olması nedeniyle önem kazanmaktadır.

Bunun sonucu olarak: Mezopotamya’dan gelen kervanlar tarafından yoğun olarak kullanılmıştır.

Evet, Araban ilçesi, bağlı bulunduğu Gaziantep iline, 67 km. uzaklıktadır.

Gaziantep Araban

TARİHİ

Yerleşim yerinin ortaçağ dönemindeki ismi “Raban” dır. O dönemde, burası, Urfa Bölgesi Haçlı Kontluğuna bağlı, önemli bir merkez konumundaydı.

Araban kalesi: Ermeniler ve Urfa Haçlı Kontluğu arasında sık sık el değiştirmiştir. 1112 yılından itibaren Haçlılar tarafından ele geçirilen kale; 1120 yılında, Antakya krallığı tarafından alınır.

Tüm bu ele geçirmelerde, kalenin kolay ele geçirilemediği belirtilmektedir.

1150 yılında, bu kez, Sultan Mesud Kılıç: Araban iç kalesini ele geçirerek, Türk topraklarına katar.

1517 yılında ise, bölge Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katılır.

Cumhuriyetin ilanını takiben ise, Araban, Altıntaş isimli bir kasaba iken, ismi değiştirilerek 1957 yılında ilçe haline getirilir.

 

GENEL

Bağlı bulunduğu Gaziantep ilinin kuzeydoğusundaki, Araban ovasında bulunmaktadır ve zaten, ismini, buradan almıştır.

Deniz seviyesinden yükseklik: 1000-1500 metre arasındadır.

Yerleşim yerinin denizden yüksekliği ise, 610 metredir.

Yüzölçümü: 535 km. karedir.

Yerleşim yeri: Fırat nehrinin batısında ve bu nehre dökülen Karasu ırmağının kıyısında kurulmuştur. Karasu, araban ovasının içinden geçerek Fırat nehrine dökülür.

İlçe topraklarının çevresi, dağlarla çevrilidir.

Yöre insanının başlıca geçim kaynağı: pamuk, buğday, arpa, mısır ve mercimek ağırlıklı tarımdır. Yani, sanayi ve turizm gelişmemiştir.

GEZİLECEK YERLER

Araban Kalesi

ARABAN KALESİ

İlçe merkezinde, 35 metre yükseklikte ve üzeri düz bir höyük üzerindedir. 950 m karelik bir alanı kaplar. 

Altıntaş kalesi ismi de verilmektedir.

Haçlı seferleri sırasında: kaynaklarda bu kaleden söz edilmiştir. 

Höyük boyutları: 85 x 95 metre boyutlarındadır.

Ortaçağ döneminde, Urfa Haçlı Kontluğuna bağlı önemli bir merkez olan ve Raban ismiyle anılan burada, yine o dönemden kalma bir kale kalıntısı bulunmaktadır.

Ancak, yapının detayları ve planı, kim ve hangi dönemde yaptırıldığı hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmamaktadır.

Günümüzde ise, bu kale yıkıntıları dışında, bu bölgede, yani tepe üzerinde, blok taşlarla inşa edilmiş ve cami olarak kullanılmış büyük bir yapı görülmektedir.

Araban Kalesi

Yani, burayı ziyaret ederseniz, günümüzde, cami ve medrese kalıntılarını görebilirsiniz.

Çünkü, 1940 yıllarına kadar sağlam olan kalenin sur taşları, halk tarafından, inşaatlarda kullanılmak üzere sökülerek ortadan kaldırılmıştır. 

 

İç kale camii:

Araban iç kale camiinin kitabesi ve vakfıyesi yoktur. Bu yüzden tarihlendirme konusunda kesin bir sonuca varmak mümkün olmaz.

Ancak, Memlükluların Birecik, Kahta, Ravenda, Rumkale, Gaziantep ve Araban kalelerini sınır bölgesi kabul ederek, sürekli ellerinde tutmaları, bu bölgelerde birçok yeni yapılar inşa etmeleri ve hakimiyetleri döneminde bu kaleleri tahkim etmeleri, caminin enine gelişen iki sahınlı bir plana sahip olması, savunma amacıyla yekpare taşlardan ve çok az sayıda pencerenin olması, mihrabın genel kurgusu gibi özelliklerden yola çıkılarak, ayrıca bölgeye hakim güçler göz önünde bulundurulduğu zaman, yapı 12-14’ncü yüzyıllara tarihlendirilir. 

1940’lı yıllarda kale talanı sırasında, caminin giriş kapısının büyük bölümü, toprak ve taş yığını içinde kalmıştır. 

Cami, dışta 13.20 x 18.50 m ölçülerinde, dikdörtgen planlı olup, enine gelişen iki sahından oluşan bir plana sahiptir. 20’nci yüzyılın başında cami kendi haline terk edilmiş, günümüzde güney ve doğu duvarlarının taş kaplamaları sökülmüştür. 

Kuzey cephesinin ortasında bulunan cümle kapısına, 5 basamaklı bir merdivenle inilir. 

Doğu cephenin güney tarafı 40 cm ölçülerinde dışa taşmaktadır. Bu taşmanın nedeni, iç mekanda 90 x 140 m ölçülerinde açılan nişden dolayı veya örtü sisteminin yükünü  taşıyan beden duvarlarının dayanıklılığını arttırmaktır. 

Yapının güney cephesi, kalenin surlarına bitişik inşa edilmiştir. Bu nedenle güneybatı köşede düzgün duvar örgüsü yoktur. Diğer kısımlar surlara bitişik olduğundan bu kısımlar da sökülmüştür. 

Batı cephesinin alt kısımları surların şekline uygun olarak yapılmıştır. Üst bölümleri ise düzgün kesme taştır. 

İç mekan, kalenin zemininin altında kalmaktadır. İç mekana girişi sağlayan cümle kapısı, içten dikdörtgen çerçeveli ve sivri kemer alınlıklıdır. 

İç mekanın zemin döşemesi, define avcıları tarafından kaldırılmıştır. İçteki malzemelerden zeminde sal taşları döşeli olduğu anlaşılır. 

Sonuç olarak, duvarların kalın olması ve fazla pencere bulunmaması, yapının savaş anında korunma mekanı olarak kullanıldığını gösterir. İç mekanın zeminin altında inşa edilmesi de bunu doğrulamaktadır. 

İbadet mekanının yarıdan fazlasının zemin altında inşa edilmesi şekline, bu cami dışında pek rastlanmamaktadır. 

Türk sanatı bakımından caminin önemi: ibadet mekanının zeminin altında yer alması, iç mekanın doğrudan savunma amacıyla kalın duvarlara sahip olması, kıble duvarındaki iki hücresi, mihrap kurgusu ve örtü sistemi gibi özelliklerinden dolayı, büyük bir öneme sahiptir. 

Son aldığım bilgiye göre, caminin restorasyonu tamamlanarak ibadete açılmıştır, ancak 2023 depreminde zarar görerek kullanılmaz duruma gelmiştir. 

 

Araban Anıt Mezarlar
Araban Anıt Mezarlar

 

ANIT MEZARLAR

İlçe merkezine bağlı, 3 köyde, Roma döneminden günümüze kalan anıt mezarlar görülebilmektedir.

Bu mezarların, Roma döneminde, bölgede yaşayan zengin, asil ve yönetici sınıfa ait Romalılar için yaptırıldığı düşünülmektedir.

Her 3 mezarında birbirine yakın olmasının anlamı ise: bölgeden geçen ve Fırat nehrine paralel olarak uzanan, çok önemli iki yolun (doğu-batı ve kuzey-güney) kavşağında bulunmasındandır.

Bu tür Roma mezar yapılarında, genellikle: altta bir mezar odası, üzerinde açık sütun-kemer veya payeli bir bölüm ve onun üzerinde, üçüncü bölüm olarak, piramidal bir çatı bulunmaktadır.

Araban Hisar Anıt Mezarı

Hisar Anıt Mezarı

İlçe merkezine bağlı, Hisar köyündedir.

Günümüze kadar sağlam olarak gelmesi büyük şanstır.

Mezar yapısı: kesme taştan, bir platform üzerine yapılmıştır.

Yüksek kare kaide üzerine oturan 4 x 4 metre ölçülerinde, dört köşeli, korint başlıklı paye sütunlardan meydana gelen gövde ve bunun üstündeki piramidal çatıdan oluşmaktadır. 

Bu piramidal çatının üzerinde ise, kare kesitli ve korint tipinde bir sütun başlığı bulunur. Ayrıca bu başlık üzerinde de günümüzde mevcut olmayan, bir heykelin bulunduğu düşünülür. 

Yapının yüksekliği: 10 metredir.

Süsleme açısından sadedir.

Kim için, ne zaman yaptırıldığı bilinmemektedir.

Ancak, muhtemelen MS. 2’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.

 

Araban Elif Anıt mezarı

Elif Anıt Mezarı

İlçe merkezine bağlı Elif köyündedir.

Elif köyü, antik Sugga kenti olup, Roma dönemi yol güzergahlarını gösteren antik haritadaki bilgilere göre, Dolikhe (Dülük)- Samasota (Samsat) ile Zeugma-Samasota yollarının kesişim noktası civarındadır. 

Elif Anıt Mezarı da tıpkı Hisar’daki gibi, kesme taştan inşa edilmiş olup, yüksek bir kaide üzerine oturan, gövde ve gövde üzerini örten tonozlu bir örtü sisteminden oluşmaktadır. 

Anıt mezarın doğu, batı ve güney cepheleri kemerli, kuzey cephesi ise duvar örülerek kapatılmış, alt orta kısmında ise dikdörtgen bir kapı açıklığı bırakılmıştır. 

Anıt Mezarın gövdesini oluşturan dört hantal paye sütun yerini burada korint başlıklı sütunların üzerine oturan kemerlere bırakmıştır. 

Böylece yapı estetik bir görünüm kazanmıştır. 

Elif Anıt Mezarının örtü sistemi hakkında kesin bir şey söylenemez, ancak kalıntılardan tonoz olduğu tahmin edilir. 

Yapılış tarihi ve yaptıran hakkında bilgi bulunmamakla beraber, muhtemelen MS.2’nci yüzyıl sonu ile 3’ncü yüzyıl başlarında yaptırıldığı düşünülmektedir.

Araban Hasanoğlan Anıt Mezarı

Hasanoğlu Anıt Mezarı

İlçe merkezine bağlı Hasanoğlu köyünde bulunmaktadır.

Kare planlı bir kaide üzerinde, kesme taştan yapılmıştır.

Diğerlerine nazaran daha itinalı ve estetik yapılmıştır.

Ancak, kuzey ve güney duvarlarının bütünü ve kaidenin ise, yarıya yakın bölümü yıkılarak günümüze ulaşmamıştır.

Yapılış tarihi hakkında, kesin bilgiler olmamakla birlikte, muhtemelen MS.2’nci yüzyıl sonu ile 3’ncü yüzyıl başında yapıldığı düşünülmektedir.

Araban Kırık Köprü-Septimus Severus Köprüsü

KIRIK KÖPRÜ-SEPTİMUS SEVERUS KÖPRÜSÜ

Gümüşpınar köyü sırtlarında, Karasu ırmağı üzerindedir.

Roma döneminden kaldığı düşünülmektedir.

Zeugma şehrinin kuzeyinde, Fırat yolunun üzerindeki Antik Roma yolunun bitiminde bulunan köprünün, büyük olasılıkla: Scythica Lejyonu tarafından inşa edildiği sanılıyor.

Adını ise, MS.192-211 yılları arasında yaşamış, Roma İmparatoru Septimus Severus’tan almaktadır.

Bölge halkı tarafından, Kırık köprü olarak bilinen köprünün, günümüze yalnızca 4 gözü yıkılmış ve 1 gözü gelmiştir.

Araban Kırık Köprü-Septimus Severus Köprüsü

Tek gözü sağlam olarak günümüze ulaşmış olsa da, büyük olasılıkla bir süre sonra, o göz de yıkılacaktır.

Evet, köprünün uzunluğu: 120 metre, yüksekliği 30 metre ve genişliği 7 metredir.

Köprü üzerinde: İmparator Septimus Severus, karısı J. Donma ve oğulları Caracalla ve Getta adına dikilmiş sütunlar bulunmaktadır.

Oğullardan Caracalla imparator olunca: kardeşi Gatta’yı öldürtür ve onun adına dikilen sütunu da ortadan kaldırtır.

 

Araban Mozaikli Bazilika

ARABAN MOZAİKLİ BAZİLİKA:

İlçe merkezine bağlı Elif Mahallesi yakınlarındaki Mozaikli Bazilika, erken Hıristiyanlık dönemine ait izler taşır. 

2014 yılında keşfedilen bazilikada, erken Hıristiyanlık dönemine ait ve mozaikleri oldukça iyi korunmuştur. 

Anadolu’daki renkli mozaikli bazilikalar arasında önemli bir konuma sahip, mozaikler geometrik desenler ve figürler barındırıyor. 

Üç katlı ve yaklaşık 8-10 metre yüksekliği sahip mozaikler, dönemin zenginliğini ve kültürel etkileşimini yansıtıyor.  

 

 

 

Gaziantep şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazıma ulaşmak için.

 

Karaman Sarıveliler

Karaman Sarıveliler

Sarıveliler, İl merkezi Karaman’a 176 km uzaklıktadır. Sarıveliler, Mut arası uzaklık 126 km.dir. Sarıveliler, Alanya arası: 92 km. Sarıveliler, Ermenek arası: 42 km.

TARİHİ

İlçenin ismi önceleri “Başdere” iken daha sonra “Sarıveliler” olarak değiştirilmiştir. Sarıveliler ismine ait ilk yazılı kayıtlar, 1840 yılına aittir.

Ancak bugün bile, Başdere adı, vadinin tamamına verilen bir isimdir. 1518 yılına ait tapu tahrir defterlerindeki isimler incelendiğinde: 14 tane veli isimli şahıs kaydedilmiş ve bu şahıslardan birinin adı Salih oğlu Sarıveli’dir.

İlçe Türkmen oymakları tarafından kurulmuştur. Sarıveli yerleşim alanı içinde, Bizans dönemine ait tepe yerleşim yeri vardır. Günümüze kadar Türk yerleşmesi öncesi yapıya rastlanmamıştır.

Bu durum, ilçenin Türkmen unsurlar tarafından kurulduğu bilgisini güçlendirir. Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubad’ın bölgeyi fethinden sonra Türkmenler tarafından Başdere adıyla iskan edilen ilçe, öncelikle Karamanoğulları yönetimi sonrasında ise, Osmanlı idaresine dahil olmuştur.

Bölgedeki tarihi kalıntılar, tarih öncesi dönemde Hititler ve sonrasında Romalıların bölgede yaşadığına dair önemli bulgular verir.

Osmanlı döneminde Ermenek’e ait bir yerleşim yeri olan ilçe, Cumhuriyetten sonra 1967 yılına kadar köy statüsünde kalır, 1967 yılında Turcalar ve Karapınar köyleri ile birleşerek kasaba statüsünü alır. 1990 tarihinde ilçe olur.

Karaman Sarıveliler

GENEL

İlçe Akdeniz bölgesinin kuzeyinde, Orta Torosların güney yamaçlarında, Göksu havzasını kapsayan alanda yer alır.

Taşeli platosunda yer alan ilçe, doğusunda Ermenek, kuzeydoğusunda Başyayla, kuzeyinde Taşkent, güneyinde Gazipaşa, güneybatısında Alanya ilçeleriyle çevrilidir.

İlçenin deniz seviyesinden yüksekliği 1650 metredir. Bu yükseklik yaylalarda 1850 metreye kadar çıkar. Tarım arazileri oldukça azdır. Yamaç arazilerde tarım yapılmaktadır.

İlçeden Göksu ırmağının kolları geçmektedir. Bu çaylar derin vadiler oluşturur. İlçenin tamamında yüzde 30 meyil bulunur. İlçede yaşayanlar arıcılıkla geçinirler, ilçede yıllık 236 ton bal üretilir.

Karaman Sarıveliler Kardelen Çiçeği

ÇİÇEK HASAT ETKİNLİKLERİ KARDELEN FESTİVALİ

Her yıl Haziran ayında, Kaymakamlık tarafından yapılır. Dumlugöze köyünde yetişen kardelen çiçeklerinin, 1996 yılından itibaren hasat edilerek ihraç edilmeye başlanmasıyla ilçede kardelen önemli bir ekonomik faaliyet haline gelmiştir.

1996 yılında Türkiye’de ilk “Kardelen Hasat Festivali” düzenlenmiştir.

Karaman Sarıveliler Karacaoğlan ve Yayla Şenlikleri

KARACAOĞLAN VE YAYLA ŞENLİKLERİ

Her yıl Haziran-Eylül ayları arasında yapılan şenlik, yayla kültürünün yaşatılarak ziyaretçilere anlatılması amacıyla yapılır.

Bununla birlikte özellikle Alanya, Mut gibi sahil beldelerinden gelerek 6-8 ay Taşeli Platosundaki yaylalarda yaşayan kişilerin yöreyi benimsemesi ve sahip çıkması, şenliğin bir diğer önemli amacıdır.

BÜĞÜLÜ BABA SULTAN KÜLTÜR SANAT VE CEVİZ ÜRÜNLERİ FESTİVALİ

İlçede elma ve kirazdan sonra en fazla üretimi yapılan ürün cevizdir. İklim ve toprak yapısı, ceviz üretimi için idealdir. Kaliteli ve verimli ceviz üretimi yapılır. Festival Büklü Baba Sultan Kültür Festivaliyle birleştirilmiştir.

Karaman Sarıveliler Şifalı Çamur

Şifalı çamur

Festivalde ziyaretçilere Büklü Babayı ziyaret etmesi, türbe yanında şifalı çamurdan yararlanması sağlanır. Cilt hastalıklarına şifa veren, pembe renge yakın hafif petrol tüten çamur ve yağlı çamur yerden çıkar.

Hatta söylenenlere göre, çamur, ziyaret eden kaç kişi olursa olsun onların ağırlığı kadar yerden kabarcıklar halinde çıkar.

Büklü veya Büğülü Baba ismi ile tanınan kişinin, zamanında İçel Mutasarrıfının yakalandığı ve ayak bölgesinde nükseden temreği rahatsızlığını, bu çamur ile tedavi etmesiyle gündeme gelmiştir. Günümüzde çamur şifalı olarak kabul edilmektedir.

Halk arasında: sedef hastalığı, Tuzlu balgam hastalığı, Egzama, Gül hastalığı, Temreği, Güneş yanığı, Kurt eşeni (kaşıntı), Mayasıl, Mantar, Kızıl ve Kızamık hastalıklarına iyi geldiğine inanılmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

Karaman Sarıveliler Hacı Salih Camii

HACI SALİH CAMİİ-TARİHİ TAŞ CAMİİ

İlçe merkezinde, Karapınar mahallesinde halen kullanılan mezarlık içerisinde, doğal bir teras üzerindedir.

1055 yılında yapılmıştır. Selçuklu mimarisinin nadir örneklerinden biri olarak kabul ediliyor. 

Dikdörtgen planlı olarak, düzensiz taşlardan, ahşap hatıl destekli olarak yapılmış taş duvar, kireç harcı ile yapılmıştır. Cami yapı olarak enine bir mekan anlayışı gösterir. İç mekan düzensiz yapılmış, büyüklü küçüklü pencerelerle aydınlatılmıştır.

Kitabesi bulunmayan cami: plan özellikleri bakımından 14’ncü yüzyılda Karamanoğulları Beyliği dönemine tarihlenir. Zaman içinde, mekan batı yönünde, aynı malzeme kullanılarak 2 metre genişletilmiştir.

Sarıveliler Hacı Salih Camii

Bu işlem sonucunda ise, batı giriş kapısı ve 2 mezar cami içinde kalmıştır. Doğu duvarı bitişiğinde depo ve abdest alma yeri olarak, yaklaşık 2 metre genişliğinde ilave yapılmıştır.

Sarıveliler Hacı Salih Camii mezar taşı

Konya Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından 2013 yılında tadilat yapılmıştır. Bu çalışmalarda, bahçe düzenlemesi sırasındaki kazı çalışmalarında bir mezar ve mezar taşı ortaya çıkarılmıştır. Mezar taşının üstünde: “Karacaoğlan’ın ruhuna Fatiha” yazdığı anlaşılmıştır. Taşın 1600’lü yıllara ait olabileceği değerlendirilmiş olup mezarın da Karacaoğlan’a ait olma ihtimali güçlenmiştir. 

Günümüzde ibadete açıktır. 

 

KARACAOĞLAN’IN MEZARI

17’nci yüzyıl halk şairi olan Karacaoğlan’ın yaşamı hakkında fazla bilgi yoktur.

Ancak 1606 yılında doğduğu ve 1679-1689 yılları arasında öldüğü sanılmaktadır. Akşehirli Hoca Efendi’ye göre: köyde yaşayan Osman Ağa adlı kişi Karacaoğlan’ı evlat edinir.

Karacaoğlan üvey babasının kendisini, köyde yaşayan sağır ve dilsiz bir kızla evlendirmek istemesi üzerine, kız kardeşlerini de alarak Bursa’ya göç eder. Bundan sonraki süreçte ölüm tarihi ve yeri bilinmez.

Ancak Mersin-Mut ilçesinde, Karacaoğlan’a ait bir anıt mezar bulunmakla birlikte, 2014 yılında Sarıveliler ilçesi Hacı Salih Camisinde yapılan restorasyon çalışmaları sırasında bir mezar taşı bulunur ve mezar taşına göre Karacaoğlan, Sarıveliler ilçesinde vefat etmiş ve mezarı buradadır. (Evet bu mezar taşı konusunu yukarıda belirtmiştim)

Mezar taşı, cami restorasyonu sırasında, iş makinaları tarafından bahçede bulunmuştur. Osmanlıca metin anlaşılmamış ve Konya Necmeddin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde okunmuş, mezar taşında “Karacaoğlan’ın ruhuna Fatiha” yazdığı belirlenmiştir.

Karacaoğlan’ın “Barçın Yaylasında üç güzel gördüm” adlı şiirinde adı geçen yaylanın Karaman’ın Sarıveliler ilçesi sınırlarında içinde bulunduğu dikkate değerdir. 

Son bir not: Bazı kaynaklara göre, Karacaoğlan’a ait olduğu iddia edilen bu mezar taşının, bölgede bulunan Osmanlı dönemine ait bir mezar taşı olduğu, fakat yakın bir tarihte üzerindeki yazılar kazınarak Karacaoğlan’ın mezar taşı gibi gösterilmek istendiği anlaşılmıştır iddiaları vardır. 

Karacaoğlan’ın şiirlerinde tespit edilen 158 yer ismi vardır. Bu yer isimlerinden: 68 tanesi Çukurova-Antep-Maraş üçgenindedir. Yer isimlerinden 56 tanesi, günümüzdeki Niğde, Kayseri, Sivas, Diyarbakır, Mardin, Urfa şehirlerindedir. 34 tane yer ismi, günümüzde Türkiye dışındaki yerlerdir. 

 

Sarıveliler Göktepe Yaylası

GÖKTEPE YAYLASI:

Göktepe Kasabası, Sarıveliler ilçesinin tek beldesi olup ilçe merkezine 8 km uzaklıktadır. 

Güney Torosların eteklerinde, Taşeli Platosunda kurulmuştur. 

Göktepe diğer adıyla Fariske olarak bilinir. 

Denizden yüksekliği 1600 metredir. Bu rakımda yetişen ladin ve sedir ormanları, beldeye ayrı bir güzellik katmaktadır. 

Evet, Göktepe Yaylası, ilçenin en bilinen yaylalarından birisidir. Serin havası, yeşil doğası ve yayla atmosferiyle doğaseverler için idealdir.

Kamp, piknik veya yürüyüş için çok uygun, şehir hayatından uzaklaşıp doğayla baş başa kalmak isteyenler tarafından tercih edilir. 

Sarıveliler Göktepe Göleti

GÖKTEPE GÖLETİ:

Göktepe Kasabası Çukurbağ mahallesinin yaklaşık 4.5 km kuzeybatısında, Gelenalan Deresi üzerinde yer alan göletle tarımsal araziler sulanmaktadır. Göletin önündeki settin temelden yüksekliği 28.5 metredir. 

 

 

KARAÇAYIR MEVKİİ

Karaçayır Mevkii, ilçe merkezinin batısında ve 7 km uzaklıktadır. 

Rakım aralığı yaklaşık 1750-2050 metre arasındadır. Bu yükseklik ve konum nedeniyle, kış aylarında yoğun kar yağışı alır. Bu yüzden kayak turizmine elvirişlidir. 

Bölgede yüzde 50 eğimli alanlar olmakla birlikte, arazinin eğitim genellikle yüzde 10 ile yüzde 30 arasında değişir. Ağırlıklı olarak ise yüzde 20’lerde seyreder. İklim ve yükseltiye bağlı olarak yoğun kar yağışına maruz kalan bölgede yağan kar yaz aylarına kadar araziyi kaplamaktadır.

Bölgeye yağan kar, yılın yaklaşık 5-6 aylık kısmında niteliğini bozmadan kalır. Tek seferde aralıksız olarak kayak yapılabilecek geniş yapısı ve ağaçsız dokusu, önemli bir kayak merkezi olabilecek potansiyel sunmaktadır.

Bölgede kayak yapabilecek hat uzunluğu, yer yer 1.5 kilometreyi bulur.

Ancak unutmamak gerekir ki, şu anda burada herhangi bir kayak tesisi bulunmuyor. Umarım ileride uygun kayak tesisleri açılır ve bölgenin turizm canlılığı artar.

 

GÜNEŞ SEYİR TEPESİ

Erenler (Erengirit) dağında, 2330 metre yükseklikteki ender noktalardan bir tanesi, gerek kayak merkezi oluşturmaya ve gerekse güneşin doğuşunu ve batışını izlemeye son derece uygundur.

Erenler dağının yüksekliği, yaklaşık olarak 2330 metredir. Dağın doğu ve batı olmak üzere, iki tane zirvesi bulunur. Doğudaki “Dua Tepe”, Batıdaki ise “Oklalık Tepe” dir.

Hasanşeyh, Yatağan, Sağlık ve Doğanbey’deki yöre halkının kutsal saydığı dağdaki kalıntıların antik değeri olduğu bilinmektedir. Çünkü dağın eteklerinde keramik parçaları bulunmaktadır.

Dağın zirvelerinde, Roma döneminden kalma kilise temelleriyle Orta Çağ’dan beri kullanılan İslami döneme ait mescitler ve namazgahlar vardır. Ancak Orta Asya’daki Oğuz Boylarını  andıran taş kulelerin varlığı burada Şamanizm  etkilerinin varlığını yansıtır.

Diğer taraftan Fasıllar ve Eflatunpınar’daki Hitit Dağ Tanrıları kültü de buradaki kültürlerle ilişkilidir.

Karaman Sarıveliler Barçın Yaylası

BARÇIN YAYLASI

Taşeli platosundadır. Toros dağları çevresinde orman içinde, temiz ve tatlı su kaynakları olan, zengin endemik bitki yapısına sahip, temiz havaya sahip doğal güzellikleriyle doğaseverlerin yoğun ilgisini çekmektedir.

Barcın adının, Türkistan’da Oğuz Türkleri arasında yaşamış “Barçın Hatun” adı ile ünlü bir hatundan geldiği düşünülmektedir. Uygur Türçesinde Barçın, aynı zamanda, bir kumaş türüdür ve kadifeye verilen isimdir.

Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lügatı Türk adlı eserinde, Barçın’ın “ipekli kumaş” anlamına geldiğini yazar.

Nisan ayından itibaren yaylaya gelmeye başlanır. Yayla, Temmuz ayında en yoğun günlerini yaşar, Eylül başından itibaren yoğunluk azalır. Yaylada yaşayanlar, ihtiyaçlarını Sarıveliler-Taşkent karayolu üzerinde kurulan Yörük Pazarından temin ederler.

 

 

SARIVELİLER ROMA KALESİ

Kale mevkiinde, çeşitli medeniyetlere ait izler bulunur. Bunlar; Göktepe köristanı, Uğurlu köristanı ve Çukurbağ kalesidir.

Sarıveliler kalesi, Turcalar mahallesi sınırları içindedir.

Yörede “Tepe” olarak adlandırılan bölge, ilk olarak 1960 yılı sonlarında yabancı araştırmacılar tarafından ziyaret edilmiştir.

1967 yılında iki İngiliz tarafından ziyaret edilen Tepe Mevkii, başlangıçta burasını “İsauria” bölgesi kentlerinden birisi olduğunu düşünmüşlerdir.

Ancak araziyi gezince, kalıntı sahasının “Sarıveliler kalesi” şeklinde tanımlayıp, arkeoloji literatürüne bu şekilde girmesini sağlamışlardır.

Sarıveliler kalesi temelinde: kayalık, sarnıç, oyunlu ve zirvesinde de erken Bizans izlerini taşıyan bir kilise kalıntıları vardır.

Güney ve batı yönünde, bir gemiye benzeyen uzantıya sahip olan kale bölgesinde bulunan kilise duvarları, içindeki renkler, çevresindeki yapılar yer yer durmaktadır. Kalenin doğu cephesinde ise, oyuntular mevcuttur.

Karaman Sarıveliler Göktepe

GÖKTEPE

İlçe merkezine bağlı bu kasaba, Güney Torosların eteklerindedir. Eski adı “Fariske” dir ve Roma dönemine ait mağara ve mezarlar bulunur. Burada aynı zamanda güneşin batışı izlenmektedir.

Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde: “Göktepe, Akdeniz’e inan en kısa yol alması sebebiyle sürekli yol güzergahı olmuş, Roma, Bizans, Karamanoğulları ve Osmanlı dönemlerinde de önemini sürekli korumuştur.

Karaman Sarıveliler Göktepe Köristan Bölgesi

Köristan bölgesi

Göktepe kasabasının 4 km güney batısında: Köristan denen yerde, Roma ve Bizans dönemlerine ait oyma kral mezarları bölgenin en önemli yeridir.

Yumuşak tüf kayaçların oyulması yöntemiyle inşa edilen kaya mezarlarının üst kısmında, taş sütun ve insan başına sarılmış, yılan resimleri görülmektedir. Bölgedeki bazı mezarlarda ise yukarıdan aşağıya sarkan çiçek motifleri ve Latince yazılmış yazılar bulunur.

Yine bu bölgede kapakları üzerinde kabaca kompoze edilmiş yatar vaziyette aslan kabartmaları, yüksek ve taş kemer üzerine dam örtülü, geçmiş döneme ait önemli ve tarihi değeri olan yapılan mevcuttur.

Karaman Sarıveliler Göktepe Uğurlu Köristan

Uğurlu Köristanı

Başdere havzası içinde, Uğurlu köyü yakınındadır. Bu bölgede bulunan Roma dönemi kaya mezarlarındaki resim ve motiflerin birçoğu zaman içerisinde doğal aşınma yolu ile veya yerel halk ya da definecilerin verdiği tahribat ile yok olmuştur.

Diğer yandan az sayıdaki kaya mezarının kümes ve benzeri amaçlı kullanıldığı saptanmıştır. Yaşanan olumsuzluklara rağmen Uğurlu Köristan’ında bölge için önemli bir turistik çekicilik alanını teşkil etmektedir.

Çukurbağ Yel Değirmeni Kalesi

Çukurbağ Köyünde yer almaktadır. Kalenin Demir çağından Roma döneminin sonuna kadar yerleşim gördüğü anlaşılmıştır. 

Kalede: bulunan Frig dönemine ait bir kap ilgi çeker. Kap, ağzı dışa uzantılı çömlektir. Ağızdan gövdeye hafif eğimli devam eden kabın gövde başlangıcında dışa doğru çıkıntı verilmiştir. 

Bu çömleğin benzeri Gordion, Alişar, Boğazköy ve Suluca Höyüklerinde Orta Demir çağı tabakalarında ele geçmiştir. Parçanın boyun kısmına bant çekilmiş, bandın altına konsantrik daire motifi yapılmıştır. İç içe üç konsantrik dairenin olduğu gözlenmektedir. 

Evet, bugün Roma dönemi kaya mezarlarına ev sahipliği yapan Çukurbağ’da aynı zamanda Şahinler Kalesi veya Çukurbağ Asar Kalesi olarak isimlendirilen antik bir kale bulunmaktadır.

Göktepe, Uğurlu ve Çukurbağ Köristanlarında bulunan kilise kalıntıları ve kaya mezarlarındaki ilk Hıristiyanlık sembolleri olan balık, asma, üzüm, güvercin kabartmalı yontu ve siteller yörenin önemini daha da arttırır.

 

EVLİYA AKSAKAL ÜMMİ SİNAN EVİ

Asıl ismi Yusuf olan Aksakal Ümmi Sinan Hazretlerinin doğum ve ölüm tarihleri bilinmemektedir.

Ancak tahminlere göre Ümmi Sinan 1560’lı yıllarda doğmuş ve 1657 yılında vefat etmiştir.

Ümmi Sinan, kendi yazdığı Kutbül-meani isimli eserinde, babasının isminin İbrahim olduğunu belirtir.

Yaşadığı dönemin önemli şahsiyetlerindendir. Elmalılı Yusuf Ümmi Sinan olarak tanınan Ümmi Sinan, yazmış olduğu şiirlerinde divan şairleri gibi, mahlas yani takma isim kullanmıştır.

Ancak Ümmi Sinan’ın mahlasını, hem Ümmi Sinan hem Sinan Ümmi olarak iki şekilde de kullanması, kaynaklarda farklı şekillerde yazılmasına ve anılmasına yol açmıştır.

Ümmi Sinan: ermiş bir kişidir.

Kendisi hakkındaki rivayetlere göre “doğar doğmaz beşiğin arkasına saklanmış ve Ana bana bir giyecek verir misin demiştir.

Annesi tarafından giysileri verilmiştir.

Gün geçtikçe Aksakal büyümüş, aksakallı olduğu için annesi evden dışarı bırakmamıştır.

Günlerden bir gün annesi hamur yoğurur.

Yufka ekmek yapmaya başlar.

Oğlu Aksakal da ocakta yufka ekmeği pişirirken annesine yardım eder.

Bir ara saçın üzerindeki yufka ekmek yanmaya başlar.

Çünkü Aksakal bir süre ekmeği çevirmemiştir.

Annesi Oğlum ekmeği neden yaktın diye elindeki oklavayı uyarı niteliğinde oğluna vurunca, oğlu Aksakal “Ana sırtında odun yüklü bir katır Çindiri Dağı’nın uçurumundan geçerken katırın bir ayağı çırptı.

Katır uçuruma nerede ise yuvarlanacaktı. Tam bu an katırın sahibi kimsesiz kadın “Yetiş Aksakal Efendim” dedi.

Ben de “katırın ayağının altına omzumu tuttum.

Katır düşmekten kurtuldu” der ve katırın çırpan ayağındaki nal çakılı çivilerinin yaraladığı izleri anasına gösterir.”

Aksakal’ın bu yaralı omzunu gören Anası, oğlunun ermiş bir kişi olduğunu anlar.

Günümüzde yöre halkı, Cuma günleri Ümmi Sinan Hazretlerinin evini ziyarete ederek “Yetiş Aksakal Efendi” diye dua ederler.

Peki ev nerededir? Evinin yeri bugünkü Kaymakam evinin 15 metre kuzeyindedir. Evinin kalıntısı, ören yeri Baş Mahallededir. Makamında bulunan, bulgur dövülen dibeği, tokmağı günümüze kadar gelmiştir. Evin duvar taşları halen durmaktadır. 

 

 

Karaman Sarıveliler Yeşildirek Mağarası

YEŞİLDİREK MAĞARASI

İlçe merkezine bağlı Dedekoyağı mevkiindedir.

Mağara kalkerli karstik arazi içindedir. Yaklaşık 750 metre uzunluğundadır.

Sarıveliler-Taşkent karayolunun 5’nci kilometresinde, yaylalar mevkiinden başlayan yaklaşık 3 kilometrelik patika yol ile ulaşılır.

Karaman Sarıveliler Yeşildirek Mağarası

Mağara içinde çok sayıda sarkıt ve dikit oluşumu vardır.

Mağaranın orta bölmesinde, doğal temiz kaynak suyu bulunur. Mağarada kireçtaşı oluştuğundan mağaranın rengi siyahtan yeşile dönmüştür.

Yeşildirek mağarası, Doğal Sit alanı olarak tescil edilerek koruma altına alınmıştır.

 

 

Karaman Başyayla