Ortaca’ya: İstanbul’dan 13, Ankara’dan 9, İzmir’den 4-5 saatte ulaşabilirsiniz. Ortaca’dan Dalyan’a ise, minibüs ve belediye otobüsleri ile, 15 dakikada ulaşmak mümkün.
Ortaca
GENEL:
İlçe Akdeniz ve Ege bölgesi sınırındadır. Fethiye ve Marmaris arasında, orta yerde oluşu nedeniyle ismi “Ortaca” olmuştur. Ortaca’nın en belirgin özelliği: yöredeki diğer turistik yerlere nazaran daha ucuz olmasıdır.
Özellikle Cuma günleri kurulan “Ortaca Pazarı” gerek yerli ve gerekse yabancı turistler tarafından yoğun ilgi görmektedir.
TARİHİ ÖZELLİKLERİ:
Ortaca, antik dönemde Karia sınırları içindedir. Bölgenin diğer kentleri gibi, burası da, MÖ 336-323 yılları arasında İskender tarafından ele geçirilir. MÖ 192 yılında, bölgede Roma hakimiyeti görülür. 1261-1451 yılları arasında Menteşeoğulları bölgenin hakimidir.
Fethiye ve Ula ilçesi arasındaki topraklar, Menteşoğlu Orhan Bey döneminde, Hasan Çavuş tarafından satın alır ve daha sonra bu toprakları çeşitli aşiretlere ve sülalelere satar. Göçebe olan Cinaliler Sülalesi: o yıllarda develerin, atların ve katırların heybelerini yapan ve çadırları diken kişinin ismi de “Ali” dir.
Cin Aliler olarak anılan bu sülaledeki Terzilik becerisi, diğer köylerde de tanınınca Ortaca beldesinin ismi “Terzi Aliler” olur. Beldede: 2 kahve, 2 değirmen, cami, karakol ve birkaç bakkal ile nalbant bulunur.
Belde büyüdükçe halkın isteği ile 1943 yılında Terzi Aliler ismi Ortaca olarak değiştirilir.
Ortaca ne yenir
NE YENİR-NE İÇİLİR-NE SATIN ALINIR:
Bölgede, bolca avlanan: kefal balığını mutlaka deneyin. Özellikle: ızgara ve buğulaması, harika yapılıyor. Ayrıca: buranın en büyük özelliği: tam bir “havyar” cenneti olması. Irmağın içinde, sağlı-sollu havyar merkezleri var.
Son olarak: bölgeye has: zeytinyağı, kekik suyu ve çam balı, satın alabileceğiniz ürünler arasında.
BÖLGENİN TURİZM ETKİNLİKLERİ:
Ortaca; turizm potansiyelinin yüksek olduğu bir konumdadır. Bölgede: Sarıgerme ve İztuzu plajları oldukça ünlüdür. (Bu plajlar hakkındaki ayrıntılı bilgiyi, yine bu sitede ayrı yazılarda bulabilirsiniz.)
Ortaca ilçesinde Dalyan yolu üzerindedir. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesine bağlıdır. 1994-1995 yılları arasında, Turizm ve Otelcilik programı ve Seracılık programları ile eğitime başlamıştır.
Yüksekokul bünyesinde, Kredi ve Yurtlar kurumuna ait kız ve erkek öğrenci yurtları bulunmaktadır. Ayrıca, özel yurtlar ve pansiyonlar da vardır.
GEZİLECEK YERLER:
Ortaca Atatürk Köprüsü
ATATÜRK KÖPRÜSÜ:
Dalaman çayı üzerindedir.
Köprü: Muğla-Antalya arasındaki karayolu ulaşımını sağlamaktadır.
Evet, köprünün ilginç bir öyküsü vardır. Bu öykü: “ o yıllarda adı Terzialililer olan Ortaca halkı ve çevredeki yurttaşlar; Atatürk’ü Ortaca’ya davet ederler.
Ayrıca: Ortaca’dan, Dalaman ve Fethiye’ye ulaşımda güçlük çektikleri için de, Dalaman çayı üzerine modern bir köprü yapılmasını isterler. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk, yöreye gelmeyi çok istediğini, Dalaman’daki Devlet Üretme Çiftliğini de görmek istediğini, köprünün yapılması için de talimat verdiğini, köprü bitince üzerinden geçmek üzere yöreye gelmek istediğini belirten bir mektup gönderir.”
1934 yılında yapımına başlanan köprü, Dalaman Üretme Çiftliği bünyesinde Tarım Açık Cezaevinde bulunan mahkumlardan oluşan 170 işçinin çalışmasıyla, bir yıl içinde, Fransa’dan getirilen bir proje ve Fransız mimarisine uygun olarak tamamlanır.
Ancak, Atatürk’ün rahatsızlanması ve tedavisinin sürmesi nedeniyle, köprüden geçmek Atatürk’e nasip olmaz. Köprü, Muğla-Dalaman karayolunun güzergahının değiştiği 1960’lı yıllara kadar kesintisiz hizmet vermiştir.
Köprünün genişliği 3.5 metre ve uzunluğu ise 85 metredir. Köprü yerden 14 metre yüksekliktedir. 3 ayak üzerine oturtulmuştur. Köprüde bulunan mermer levhada: köprünün 1934-1935 yılları arasında yapıldığı yazılıdır.
Ortaca Günlük-Sığla ormanları
GÜNLÜK-SIĞLA ORMANLARI:
Ortaca ve Dalaman ilçeleri arasında bulunan Sığla Ormanları, doğal Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Yılın 11 ayı yapraklarını dökmediği için canlı kalan Sığla ağacı ormanları, kültür turizmi açısından yaz aylarında yerli ve yabancı turistlerin hayranlıkla gezindiği destinasyonlar arasındadır.
Sığla ormanları: muhteşem manzarası, insana rahatlık hissi veren aromatik kokusu ile yürüyüş ve gezi yapmak isteyenlerin vazgeçilmez rotasıdır.
SULUNGUR GÖLÜ:
Yerel halk tarafından “Sülüklü Göl” olarak da isimlendirilir. Dalyan İz tuzu plajı yolu üzerindedir. Göl, yüzyıllar boyunca Dalyan nehrinin getirdiği alüvyonlar nedeniyle denizden bağlantısı kesilmiştir.
Gölün uzunluğu 2 km ve genişliği 1.5 km dir. Derinliği ise ortalama 10 metre civarındadır. Gölün çevresinde sazlıklar bulunur.
Görünüm olarak oldukça güzel bir göldür. Gölün çevresinde piknik masaları ve banklar bulunmaktadır. Göl çevresinde, inişi-çıkışı olmayan yürüyüş ve bisiklet yolu bulunuyor. Ayrıca: buraya yolunuz düşerse, mutlaka nar suyu içmenizi öneririm.
Ortaca Aşı koyu-Dişibilmez koyu
AŞI KOYU-DİŞİBİLMEZ KOYU:
Dalyan merkeze 20 km ve Sarıgerme plajına ise 14 km uzaklıktadır.
Yörede, el değmemiş koylardan biridir. Önünüz masmavi bir deniz, arkanız yemyeşil bir ormandır.
Ancak ulaşım zordur, yolların bir kısmı oldukça bozuk ve dardır, ama Kargıcak koyu yolu kadar da zor değildir.
Koyda çadır veya karavanla geceleme yapmaya izin verilmiyor. Sadece günübirlik kullanılan koy, saat 20.00’den sonra yasaklanıyor.
Ortaca Aşı koyu-Dişibilmez koyu
Aracınız ile buraya gidebilirsiniz, hemen girişte ücretli otopark vardır. Bu para ödendikten sonra: tuvalet ve duşlar ücretsiz kullanılabiliyor. Şezlong ve şemsiye isterseniz ilave ücret ödemek gerekiyor.
Koyda: plaj ve deniz oldukça güzeldir ama kalabalıktır. Sahil yani plaj küçük çakıllıdır. Deniz kıyıdan uzaklaşınca birden derinleşir ve deniz suyu oldukça soğuktur. Bu yüzden deniz ayakkabısı kullanmanız önerilir.
Koyda deniz 20 metre derinliğe kadar iner ve bu yüzden özellikle dalgıçlar tarafından dalış için tercih edilir.
Ortaca Aşı koyu-Dişibilmez koyu
Koyda: bir restoran, tuvalet, duş, soyunma kabinleri, piknik yerleri bulunmaktadır. İşletme özel bir şirkete verilmiştir.
Kafeyi yani restoranı kullanmak isteyenler, bölgede internet çekmediğini düşünerek yanlarında nakit para bulundurmaları gerekir. Giriş ücreti de peşin alınıyor.
Ortaca İnlice koyu
İNLİCE KOYU:
Dalaman merkeze 24 km uzaklıktadır. Yolu asfalttır.
Koy küçüktür. Girişte büyük bir otopark vardır.
Burası bir halk plajıdır ama hemen yan tarafında beach vardır. Şemsiye ve şezlong kiralanmaktadır.
Tesis:
Fethiye Belediyesi tarafından işletiliyor. Buradan yemek ihtiyaçlarınızı karşılayabilirsiniz. Gözleme ve sandviç benzeri yiyecekler bulabilirsiniz.
Ayrıca buraya has “narsuyu” nu mutlaka deneyin. Tesiste: ziyaretçiler için duşlar, soyunma kabinleri, mangal alanı, voleybol sahası ve çocuk oyun parkı bulunuyor.
Piknik yeri:
Sahilin hemen arkasında sahile 50 metre uzaklıkta, ağaçların altında birkaç tane ahşap piknik masaları var, burada mangal yakma imkanı bulunmaktadır. Plaj çakıllıdır.
Sahil-Plaj:
Denize girerken oldukça fazla taş var, bu yüzden deniz ayakkabısı giymek uygun olur.
Deniz:
Çok güzel ve temizdir. Denizde ısıran balıklar var, acı vermese de ürpermeye sebep oluyor, dikkatli olunuz.
Çaylı Kamping-Kamp alanı:
Sahilde çadır kurmak için bir bölüm ayrılmıştır. Burada çadır kurabilirsiniz, çadırınızdan plaja 20 adımda ulaşmak mümkündür. Burada karavan kampı da bulunmaktadır.
Ortaca Kargıcak koyu
KARGICAK KOYU:
İztuzu plajının doğusunda, üç tane sıralı koy bulunmaktadır. Bunlardan ilki: Kargıcak koyudur. Buranın karayolu bağlantısı ve tesisi vardır. Ortada Bacardi koyu ve daha sonra küçük ve isimsiz bir koy bulunmaktadır.
Kargıcak Koyu;
Gökbel köyü üzerinden ulaşılmaktadır. İztuzu plajına 7 km ve Dalyan merkeze 15 km uzaklıktadır.
Ancak yolu oldukça kötüdür, toprak yol ve yer yer çukurlar bulunan yolda ayrıca rampa ve bolca taş bulunur. Yolun bazı yerleri dardır ve iki araba yan yana geçemez.
Özellikle da yağışlı havalarda sakın bu yola girmeyi düşünmeyiniz. Yolun son 12 kilometrelik bölümünü, dozer açmış ve öylece bırakmıştır.
Büyük bir iskele vardır. İskeleden denize girmek, atlamak mümkündür. Buradan kano kiralayarak Bacardi ve en sondaki isimsiz koya gidebilirsiniz.
Tesis:
Koyda bulunan tesiste: restoran, organik çiftlik, deniz ve deniz sporları hizmeti veriliyor. Restoran mutfağında kullanılan malzemelerin birçoğu bahçeden toplanan organik meyve ve sebzelerdir.
Sahil:
Sahil oldukça güzel ama söylediğim gibi, yol o kadar kötü ki, yörede benzeri birçok sahil bulunduğu için, burayı tercih edip etmemek size kalmıştır. Plajın hemen arkasında: nar ve narenciye ağaçları, bağlar bulunuyor. Plaj yani sahilde ise, çakıla kaçan iri kumludur.
Deniz:
Deniz taşlı ve çok çabuk derinleşir. Özellikle: öğleden sonra: aşırı dalgalıdır, yani hırçındır. Bu yüzden şnolker kullanmak mümkün olmaz. Deniz dalgalı olunca kum kaldırır ve su bulanıklaşır.
Ortaca Bacardi koyu
Bacardi Koyu:
Bacardi koyu: yemyeşildir ve günübirlik teknelerle buraya ulaşılır. Dağlar, denize paralel uzandığından, koy, az rüzgar alır. Böylece deniz dalgasızdır yani oldukça sakindir. Ayrıca deniz sığdır. Koy: Caretta Caretta kaplumbağaları tarafından üreme alanı olarak kullanılmaktadır.
KALYNDA-ŞEREFLER/KOZPINAR:
Ortaca ilçesinin Şerefler köyündedir. Fethiye merkeze 28 km ve Dalaman’a 4 km uzaklıktadır. Patara Yol Anıtında, şehir, Telmessos ve Kaunos arasında verilmektedir. Telmessos’tan yaklaşık 34 km ve Kaunos’tan 19 km uzaklıktadır.
Kalynda kentinin ismi birkaç antik kaynakta görülür. Kentin Hititçe isminin Yalburt Yazıtında: “Kuwa-Kuwaluwan” olarak geçmektedir. Kentin ismine rastlanan ilk edebi kaynak ise, MÖ 5’nci yüzyılda yaşamış antik yazar Herodotos’un eseridir. Herodotos: Kaunosluların kendilerine yabancı olan tanrılara tapındıklarını, ancak daha sonra atadan kalma tanrılara tapmaya karar verince, yabancı tanrıları Klynda sınırına kadar kovaladıklarından söz eder.
Strabon’a göre: “Glaukos körfezinden sonra bir burunda bulunan Artemision’a daha sonra da Leton’un kutsal bölgesine gelinir. Bunun yukarısında da denizden 9.5 km içeride olan Kalynda denilen kent bulunur” diye tarif eder.
Heredot: “Kalynda kralı Damasithymos’un bir donanmasının olması ve Ptolemaios’un Kalynda’yı sahil kentleri arasında sayması, kentin bir limanı olduğunu ve deniz kenarında olması gerektiğini gösterir.
Klyndalılar, MÖ 480 yılında yapılan Salamis Deniz Savaşında, Kral Damasithymos komutasında bir gemi ile Perslerin yanında savaşa katılmışlardır. Atina Donanması Karia Kraliçesi Artemisia’nın peşine düşünce, Artemisia’ın gemisi müttefik kral Dmasithymos donanmasına çarpmış ve Kalyndalıların gemisi talihsizce batmıştır.
Kent, Attika-Delos birliğinin vergi listesindedir. MÖ 4’ncü yüzyıla kadar parlak bir dönem geçiren Kalynda’nın Attika-Delos birliğine yaptığı katkılar, Kaunos’un yaptığı katkıların iki misli tutarındaydı. Ancak daha sonraları ekonomik gücü azalmıştır. MÖ 309 yılında Anadolu’nun güneybatısı Ptolemaios egemenliği altındaydı. Kalynda kenti de diğer kentler gibi bu hakimiyete girmiştir.
Karialı Zenon’un arşivinde saklı yazışmaları içeren MÖ 247/6 yılına ait bir papirüs parçası; Kalynda ile vatandaşı olan Theopropos arasında geçen bir tartışmayı anlatır. Thoopropos; Dioiketes olan Appolonios’tan yardım ister. Nitekim: Theron adındaki bir çiftçi Kalynda yakınlarındaki Kypranda’da düzenlenen bir panayırın şarap tedarik finansmanını üstlenmiştir. tüm şarap tedariki için toplam 850 drakhme ödeme yapacaktır. Ancak Theoron tedarik karşılanmayınca Theopropos onun için 850 drakhme ödeme yapmıştır. Kalyndalı Mamiai Diophantos ve Akrision, Theopropos’a 600 drikhmesini geri ödemiş, ancak eksik olan 250 drakhmenin bir kararname çıkmadıkça tahsil edilemeyeceğini açıklamışlardır. Theopropos geri kalan miktarın ödenmesi için Apollonios’dan böyle bir yazışma aracılığıyla yardım talebinde bulunmuştur.
Kalynda, MÖ 188 yılında Apameia Barışıyla birlikte, Kaunos’un dahil olduğu pek çok Karia ve Lykia kenti gibi, Rhodos’un egemenliği altına girmiştir. MÖ 168/7 yıllarında Rhodos, 3’ncü Makedon savaşındaki tutumlarından dolayı, Fethiye körfezi çevresindeki Apameia Barışı ile elde ettiği tüm toprakları (Kaunos hariç) kaybetmiştir. Kalynda da kaybettiği topraklar arasındadır.
GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR:
Kozpınar ören alanı çok yüksek olmayan ve hafif eğime sahip yamacı ile bir tepe üzerindedir. Tepe üzerinde bulunan Akropolis’te pek çok yapı kalıntıları göze çarpar. Burada bulunan uzunca poligonal bir savunma duvarı, tepenin tahkim edildiğini gösterir. Helenistik döneme tarihlenen iyi korunmuş bu duvarlar, zaman içinde güçlendirilmiş ve Geç Helenistik, İmparatorluk ve Bizans dönemlerinde de muhtemelen onarım görmüştür.
Tepenin kuzeyinde iki odalı bir kule bulunur. Bu kule, küçük bir kapıya sahiptir ve yukarıda eğimli olarak kesilen taşlardan, buraya bir kilit sistemi oluşturulmuştur. Akropolis içlerinde ve tepenin yamaçlarında ev yapılarının temelleri görülür. Ayrıca Geç Roma İmparatorluk zamanında üç nefli olan, ancak Bizans döneminde tek odaya dönüştürülmüş bir kilise bulunmaktadır. Apsisi doğuya hizalanmış olan söz konusu kilise, muhtemelen eski bir tapınağın yerine inşa edilmiş olmalıdır.
Yerleşimin kuzeyinden geçen anayolun hemen üst kısmında, güvercin yuvası tarzı kaya mezarları bulunmaktadır. Ayrıca yerleşim alanının doğusunda da bu mezarlar mevcuttur.
Okul binasının 200 m yukarısındaki tepe üzerinde Helenistik savunma duvarları ve iki bölümlü kule vardır. Kalınlığı 3 m yi bulan duvarlar, kentteki en iyi korunmuş kalıntılardır. Sadece batıdan çıkılabilen tepedeki kale içerisinde ise, bazı yapıları ait kalıntılar bulunur.
Kalynda sikkelerinin arka yüzlerinde geyik betimlemeleri, dönemin doğal varlıkları konusunda dikkat çeker.
Fethiye Ören Yerleri: ilk tanıtacağım şehir “Telmessos” dur.
Fethiye Ören Yerleri Telmessos
TELMESSOS-TELEBEHİ-QUVALAPASA-MEĞRİ-FETHİYE
Fethiye Ören Yerleri, birinci durak: Telmessos antik kentinin, günümüzdeki Fethiye ilçe merkezi yakınlarındaki Belen’de; MÖ 3 binlerde kurulduğu tahmin edilmektedir.
Şehir antik Likya bölgesinin en batısında, Karia sınırında bulunuyordu.
Telmessos, Lykia bölgesinin bilinen en eski antik kentidir.
Günümüzdeki Fethiye körfezi, antik dönemde Telmessos körfezi olarak adlandırılmıştır.
“Livius” da, körfezin bir yanının Karia ve diğer yanının ise Lykia olduğu yazılıdır.
MÖ 5’nci yüzyıla ait sikkelerde ise, yörenin ismi “Telebehi” olarak geçer.
Ancak şehrin ilk kurucuları hakkında bilgi yoktur.
Telmessos İsmi
Bilinen en eski ismi “Quvalapasa” dır. Likçe ismi “Telebehi” dir. Eski Yunanca ismi “Telmessos” dur. MS 713 yılında II Anastasios tarafından kent kurulduğunda ismi “Nastasiopolis” dir. 1284 yılında “Meğri” (Makri) olarak değiştirilmiştir. Bu isim Makra adasından gelir. 1934 yılında ismi Fethiye olmuştur.
Telmessos isminin antik çağda Apollon’un oğlu olan Telmessos’dan geldiği tahmin edilir. Antik kentin, güneş tanrısı Apollon tarafından kurulduğuna ve şehre oğlunun ismini verdiğine inanılmaktadır. Bu isim “Işıklar Ülkesi” anlamına gelmektedir. Çünkü yörede güneşli gün sayısı, yılda 211 gündür.
Gelelim, Telmessos isminin efsanesine
Tanrı Apollon, Finike kralı Agenor’un kızlarından birine aşık olur ve aşık olduğu kişinin ölümlü olması nedeniyle, aşkını açıklamaktan çekinir.
Ancak, Apollon, kıza yakın olmak için, kıza bağlı bir köpek olmayı tercih eder.
Çok utangaç olan Kral Agenor’un kızına, küçük ve sevimli bir köpek olarak yaklaşır.
Kız, zamanla kendisine alışınca da, genç bir delikanlıya dönüşür, kızın sevgisini kazanır ve evlenirler.
Daha sonraki dönemlerde ise bir oğulları olur ve ismini Lykia dilinde “Aydınlık Ülke” anlamına gelen Telmessos koyarlar.
Apollon çocuğunu bu yeni kente kahin olarak tayin eder.
Şehrin tarihi gelişimi
Fethiye, Patara Yol Klavuz Anıtında en batı güzergahta bulunan en önemli menzildir. Karia ve Lykia arasında bir sanat-kültür ve ekonomi merkezidir.
Uzun süre Lykia’ya karşı bağımsızlığını korumuş olan şehir, MÖ 6’ncı yüzyıl ortalarında Pers hakimiyetine girer.
MÖ 5’nci yüzyılda “Delos Birliğine” girer, MÖ 362 yılında ise Perikle yönetimindeki Lykialılar Telmessos’a karşı savaşıp kenti Lykia topraklarına katarlar. Scylax isimli bir coğrafyacı: o dönemde kentten bir Lykia şehri olarak söz eder.
Ardından, Lykia topraklarını hakimiyeti altına alan Perslere geçer ve Karia Saprapı Mausolos tarafından yönetilmeye başlar.
MÖ 333 yılında, bölgede Büyük İskender hakimiyeti görülür. Söylenenlere göre, şehir, kendi isteğiyle Büyük İskender’e teslim olmuştur.
Bir başka söylentiye göre ise: Büyük İskender, donanması ile Telmessos kıyılarında geldiğinden, kumandanlarından Nearkos, o dönemin kent yöneticisi Antipatrides’ten yanlarındaki müzisyen ve esirlerin kente alınmasını ister.
Bu istek kabul edilir. Ancak müzisyen olarak kente girenler, müzik kutularının içlerine sakladıkları silahları çıkararak, gece, şölen esnasında akropolü ele geçirirler.
MÖ 188 yılında Bergama Krallığı bölgede egemen olur.
MS 8’nci yüzyılda şehrin ismi, Bizans İmparatoru II Anastasius onuruna “Anastasiupolis” olarak değiştirilir.
Sonraki 200 yıl boyunca, şehir bu isimle anılır.
MS 10’ncu yüzyıl başlarında ise, şehrin ismi Rumlar tarafından “Makri” olarak değiştirilir. Makri kelime anlamı “uzak şehir” demektir.
Şehrin bugünkü ismi ise, Osmanlı döneminin ilk pilotlarından olan Fethi Bey’in Kahire’ye giderken uçağının 1913 yılında buraya düşmesi nedeniyle 1934 yılında verilmiştir.
Kahinlik
Telmessos’da çok sayıda kahin bulunduğu kanıtları vardır. Bununla birlikte, Karya da aynı adla anılan ikinci bir kent daha vardır ki, burada gaipten haber veren ünlü bir papaz ailesi yaşamaktaydı. Anlatılanların çoğu, bu aile ile ilgili olsa gerek.
Öte yandan, şehrin antik dönemde bir kehanet merkezi olduğu ve kahinlik özelliğinin babadan oğula geçtiği de bilinmektedir. Kahinlerin kayaların üzerine çıkarak Akdeniz’in mavi sularına bakarak kehanetlerde bulundukları düşünülür.
Tarihçi Heredot’a göre: Telmessos şehri bir zamanlar bölgenin önemli bir kehanet merkeziymiş. Lidyalı kral Krezüs, Pers kralı Kyros’a karşı savaşa hazırlanırken: Sardes kentinin çevresini yılanlar sarmış, atlar ise otlamayı kesip yılanlara saldırıp yemeye başlamışlar.
Bunun üzerine, olay Telmessos Kahinlerine sorulmuş ve alınan cevap “Krezüs üzerine yabancı dil konuşan bir ulusun yürümesini beklesin, bunlar ülkeye yayılacaklar, boyunduruk altına alacaklar, yılan toprağın oğludur, at ise savaşçı ve göçebe hayvandır.”
Evet bu kehanet bir süre sonra gerçekleşmiştir. Krezüs, Perslerle yapılan savaşı kaybeder, ancak ölümden kurtulur ve esir alınır, Pers kralı Kyros, onu bir danışman gibi yanında gezdirir.
Bir diğer örnek: İskender, Telmessoslu kahin Aristados’un yorum yapmasını ister. Kahin, İskender’e en yakın dostlarından birinin kendisine ihanete yelteneceğini, fakat zarar vermeden yakalanacağını söyler. Kahine göre, serçe uysal ve insanlara dost bir kuştur. Ama çok gevezedir. Karya’daki Telmessos, Halikarnas’a 7 mil uzaklıkta bulunduğuna göre, Aristanros’un Fethiye’de değil, burada yaşaması daha kabul edilebilir bir olasılıktır.
Büyük Oyun:
MÖ 334-333 kışında, İskender bu yöreye gelince, Telmessoslularla barışçı bir anlaşma yaptı. Kent kendi isteğiyle İskender’e katıldı. Ardından. İskender güvendiği adamlardan biri olan Antipatrides’e kenti teslim eder. Bu sırada kentte Giritli Vali Nearchos vardır.
İskender’in kenti teslim ettiği Antipatrides, kendisini tek egemen sanmaya başladığında Vali Nearchos ile savaşır ve valiyi kentten dışarı atar. Vali Nearchos ve Antipatrides dost idiler. Nearchos, kentten çıkarken beraberinde esir kadın ve çocuk şarkıcıları da beraberinde götürmek için ister ister ve götürür. Daha sonra şehirdeki bir şenlik için bu müzisyenler geldiğinde, kadınlar müzik aletlerini çocukların ellerine verirler, fülut kutularının içinde ise hançerler gizlenmiştir. Topluluk kaleye girince, esir müzisyenler silahlarını çıkarır ve Akropolü ele geçirirler.
Burada başka bir husus daha var. İskender, Telmessoslu bir kahin olan Aristandros’tan gelecekte bir arkadaşının ihanet edeceğini öğrenmiştir ve bu kişi Antipatrides’dir.
Evet, İskender önlemini alır ve Telmessos şehri Antipatrides’ten geri alınır.
Söylenen o dur ki, şenlik anında ortaya çıkan müzisyen köleler, meğerse savaşçılardır ve ellerinde de müzik aletleri değil silahlar vardır. Antipatrides gafil avlanmıştır. Bu öykü, strateji örnekleyen bir anlatım olarak hala Fethiye tepelerinde yankılanır. Tarihçiler buna strateji diyorlar, başkaları ise üç kağıtçılık olarak tanımlıyor.
Magra Adası:
MÖ 1’nci yüzyıl kaynaklarında bu adanın Lykia’ya bağlı olduğu belirtilir. Fethiye teritoryumundaki topraklara “Başkaza” da denilmektedir. Çünkü Fethiye merkez kadısının işlere yetişememesi nedeniyle, atanan bucak kadılarının (Baş kadı) varlığıdır. Beşkadılık örgütü, hiçbir resmi kayda dayanmamakla birlikte, merkez kadısının kendi yetkisi ile oluşturulan bir yönetim gurubudur. Fethiye merkezi dışındaki beşkadılık örgütü, Üzümlü, Ören, Yaka, Döğer, Yakabağ, Eşen ve Kaya yörelerinde halka mutlak sözünü dinleten, vergileri zamanında toplayıp merkez kadısına teslim eden ve kendilerine de bu hizmetlerinden dolayı geniş yetki verilen kimseler vardı. Bunlar parasal yönden de tatmin ediliyordu.
Deprem:
1821 tarihinde ağır yıkıcı (8.2) deprem nedeniyle Meğri tüm eski erken kalıntıları, bugün liman alanı oluşturmak üzere denize dökülmüştür. 1957 yılındaki depremde yine büyük zarar görmüştür. Kaya yamaçlarına kurulu evler dışında, hemen her şey yıkılmış kentin kalıntıları toplanıp bugünkü, eskiden bataklık olan dolgu sahasına dökülerek bataklık kurutulmuştur. Tüm bu yıkılma sırasında tek ayakta kalan şimdiki Kız Meslek Lisesi ve Hükümet Konağı bahçesindeki ünlü Likya lahit mezarıdır. Onun da kapağı 2-3 cm kaykılmıştır. Depremde can kaybının olmaması, zamanın kaymakamının serinkanlılığı sayesindedir. İlk deprem hafif geçmiştir. Sonrakinin şiddetini sezen kaymakam, tellaklar ile halkı evlerini boşaltmaya çağırmıştır. Bu sayede depremden birkaç kişi hariç fazla can kaybı olmamıştır.
Fethiye Ören Yerleri Telmessos Anfi Tiyatro
GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR:
Kalıntılara bakıldığında Telmessos’un Helenistik dönemde Hıdırlık Tepesinden sahile indiği anlaşılmaktadır. Düze indikçe Helenistik ve Roma mezarları görülür.
Eski kentten mezarlar dışında hiçbir şey kalmamıştır. Mezarlar ise, dönemin en güzel örnekleridir. Başlıca mezarlar: doğuda, kentin hemen dışındaki tepelerin kuzey ve batı yüzlerine oyulmuştur.
Telmessos Amfi Tiyatro
1993 yılında yapılan resmi arkeolojik sondaj kazılarında, toprağın 3-4 metre altında, tiyatronun oturma sıralarını buldular. 1995 yılında ise, tiyatrodan kalabilen tüm kalıntılar gün ışığına çıkarılmıştır.
Türkiye’de denize en yakın ve en eski tiyatrodur. Hemen şehrin iskelesi yanındaydı. Tiyatro, erken Roma döneminde yapılmış ve MS 2’nci yüzyılda onarılmıştır. Telmessos tiyatrosu sadece 73 m çapında ve 27 sıralı, en çok 4000 seyirci kapasitelidir.
Oturma sıraları ve sahne binasından giden taşlar, 1953 yılında Fethiye Limanının inşasında kullanılmıştır. Toprak üstü kalıntıları, çoktan taşınmış olmakla birlikte, alttan sağlam kalmış basamaklar ve sahnenin temelleri gün ışığına çıkarılmıştır. Masklar hala taşlaşmış gözlerle ziyaretçilere bakar. Arka planda da bir zamanların Glaukos Körfezine sintine döken yeni zaman yelkenlileri görülür.
Günümüzde ise, tiyatroda 2000-2500 seyirci oturabilmektedir. İki oturma gurubu vardır. Üst oturma sıralarının tamamında dolgu malzemesi kullanılmıştır.
Tiyatronun 4 girişi bulunmaktadır, bunlardan sadece 3 tanesi sağlam olarak günümüze ulaşmıştır. Kalan bir tanesi bozulmuştur. Tiyatro, Bizans döneminde arena olarak kullanılmıştır.
Fethiye Ören Yerleri Telmessos Anfi Tiyatro
Fethiye Ören Yerleri nden Telmessos günümüzde “Kentsel Sit” alanı olarak ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Bugün Fethiye Limanına giderseniz, denizin içindeki büyük taş blokları görebilirsiniz.
Lahitler
Günümüzde Fethiye ilçe merkezinde Lykia tipi birçok lahit görülmektedir. Bunlardan bir tanesi Amintas Kaya mezarlarının altındaki sokakta ve bir tanesi de Hükümet Binası ile iskelenin yanındadır.
Fethiye Ören Yerleri Telmessos Lahitler
Hükümet Konağı Lahit Mezarı:
Lahit tipi olanlardan belki de en güzeli Lykia örneği Hükümet Konağı doğusundadır. Yüzyıl önce bu mezar denizin içindeydi. (Antik çağdan bu yana yükselen su seviyesi, yakın çağlarda yeniden alçalmış olsa gerek) Mezarın saygın bir görünümü vardır. İki katlı ön yüzünde, dörtgen, ahşap kirişleri andıran oymalar, Gotik stili kemerli bir kapağı vardır. Kapağın her iki yanı, sorgucu savaşları resmeden fresklerle bezenmiştir. Dörder savaşçı, ellerinde kalkanları olduğu halde savaşmakta, uzun giysili bir adam sağ tarafta koltukta oturmaktadır. Kapağın bitimleri, dörder kanat halindedir. Lahdin MÖ 340 yılına ait olduğu düşünülür.
Amistas Mezarı:
Tapınak mezar tipindedir. Bu tip mezarlar, Lykialılara özgü değildir, Caunos ve Anadolu’nun başka yörelerinde de bulunmuştur. Ön yüzleri tapınak biçiminde olup girişte İyon stili iki sütun, bir sütun başlığı ve bir alınlık vardır. Kapıda içerideki mezar odasına açılan bir sahanlık bulunur. Mezar odası, üzerine ölülerin yatırıldığı taş peykeler bulunan sade bir odadır. Bunun en güzel örneği Telmessos’da kayaya oyulmuş Amistas Mezarıdır.
Amistas mezarının bulunduğu yere Belediye tarafından yaptırılmış merdivenle çıkılır. Merdivenler Amistas mezarının önüne kadar çıkar. Bu mezar aşağıdan kolaylıklı görülür ve yaklaştıkça büyüklüğü karşısında duyulan hayret artar. İyonstilinde ve tapınak tipindedir. Önündeki iki yanı, bitişik sütunlu sahanlığa dört basamakla çıkılır. Soldaki sütunun orta kısmında MÖ 4’ncü yüzyıl alfabesi ile “Hermapias’ın oğlu Amistas” yazılıdır. Amistas destan çağında yaşamıştır. Yöneticilerin tanrı katına çıkma hakkını kendilerinde görmek istedikleri dönemin beyi olma ayrıcalığı yaşamıştır.
Bu kişinin kimliği bilinmez. Her sütunun tepesinde, süper fiyonktan oluşan bir sıra nakış vardır. Yukarıda biri kırık, üç aktoterli alınlık, aşağıda ise bir dentil fresk bulunur. Esas odaya giren kapının dört köşesinde, taştan oyulmuş demir çivileri andıran eklemler vardır. Eskiden kayan bir taşla açılıp kapanıyordu. Alt tarafındaki kanat, hırsızlar tarafından kırılıp açılmıştır. Odanın tavanı düz ve biraz kabaca oymalı olup, içeride üç duvar boyunca üç ayrı taş peyke vardır.
Yamacın solunda daha birçok mezar göze çarpar. Bunlardan ikisi Amistas’ın kine benzer tapınak mezarlar olup, daha küçüktür. Çevik bir kişi soldakine belki çıkabilir. Ama öbürüne erişmek mümkün değildir. Daha aşağıdakiler daha küçük 2-3 katlı ev tipi mezarlardır. Kalanlar ise kartal yuvası tipindedir.
Akropol Tepesi;
Telmessos Akropol Tepesi, kentin gerisinde yükselir. Burada Aziz John’un şövalyelerine ait olduğu sanılan bir Ortaçağ kalesi vardır. Duvarlara oyulmuş birkaç yazı ve tarihi belirsiz bir sarnıç dışında, kalenin içinde eski bir başka kalıntıya rastlanmaz. Tepenin en doğu yüzünde Amintas’ın kine benzeyen, fakat çok daha küçük basit bir çift kaya mezarı göze çarpar. Kuzeye bakan batı cephesinde ise, Telmessos’daki iki tiyatrodan birinin yeri olduğu sanılan bir çukur vardır. Fakat burası çok kazılmış olup, tiyatro ile ilgili hiçbir belirti bulunmamıştır. Çukurun tepesinde küçük ev tipi bir kaya mezarı görülür.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda
KADYANDA-CADİANDA-KADAWANTİ-ÜZÜMLÜ
Fethiye Ören Yerleri, ikinci durak Fethiye merkezine 25 km uzaklıktadır.
Üzümlü beldesinin güneydoğusunda, bir tepe üzerindedir.
Tepenin yüksekliği yani rakımı 915 metredir.
Yani Fethiye limanı bölgesine tepeden bakar, muhteşem bir manzara vardır.
Yolun büyük kısmı asfalt, kısa bir bölümü ise stabilizedir. Bu bölüm, çamların arasında bir dağ yoludur, bazı yerleri bozuktur. Burayı orman içinde bir Likya şehri olarak düşünün. Şehir, engebeli bir dağ yamacı boyunca, yarım daire şeklinde konumlanmıştır.
Tanıtıma başlamadan önce söylemek gerekir: buraya mutlaka spor ayakkabısı ile gidin, çünkü yerlerde çam yaprakları var ve oldukça kaygan, ayrıca yanınızda mutlaka su bulundurun.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda
Buraya ulaştığınızda, hemen ön tarafta otopark var, aracınızı buraya park edebilirsiniz. Giriş ücretli, müze kart geçiyor.
Şehrin kuruluş tarihinin, MÖ 3 binli yıllara indiği tahmin edilmektedir.
Şehir: Karia ve Likya bölgelerinin arasında kalmış ve her türlü özellikleri barındıran bir kent olarak öne çıkmaktadır.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda
Fethiye Ören Yerler inden Kadyanda, Likya dilinde “Kadawanti” olarak bilinir.
Pilinus ise şehrin ismini Lykia dilinde “Cadianda” olarak yazmıştır.
Günümüze ulaşan kalıntıların en eskisi: MÖ 5’nci yüzyıldan kalmadır. Ayrıca: Likya bölgesinin, Hekatomnosların kontrolünde olduğu döneme ait bir kitabede, Karya Satrabı Piksodoros’un yaptığı bir bağıştan söz edilmektedir. Bu satrap MÖ 340-334 yılları arasında satraplık yapmıştır. Bu bağış, büyük olasılıkla: Karya şehri olan Kaunos’a karşı girişilen bir harekatta, Kadyandalıların satraba yardım ettiğini ifade etmektedir.
MÖ 168 yıllarında şehrin kendi sikkesini bastırdığı anlaşılmaktadır.
Ancak kent, özellikle Roma döneminde önem kazanır.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda
Günümüzdeki kalıntılar
Kent, doğal nedenlerle oldukça fazla yıpranarak günümüze ulaşmıştır.
En eski tarihli olarak, günümüze, kenti saran çevre duvarlarının bir kısmı, kaya mezarları ve bazı kitabeler kalmıştır. Kaya mezarları, iri taşlardan oluşur.
Kentin bir tepe üzerinde iskan edilmiş Akropolisinde, ana cadde boyunca bir tapınak, hamam, agora, stadion, gymnasion, tiyatro ve kaya mezarları yer alır. Kentin kimliğini oluşturan tüm bu yapılar, onun antik dönemdeki yerleşimini ve canlılığına tam olarak gözler önüne serer.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Tiyatro
Tiyatro
Akropolün güney yamacındadır. Yapılan çalışmalar sonucunda, tiyatroda bir gezi yolu açılmıştır.
Tiyatro kentin güneydoğusundadır. Güneye bakar. 20 oturma sırası ile yaklaşık 2000 seyirci kapasitelidir. Yaklaşık 9 m çapındaki orkestrayı kuşatan at nalı kaveasıyla Helenistiktir. Lykia da çok az sayıda bilinen Helenistik proskene örneklerinden biri bu tiyatrodadır.
MÖ 2’nci yüzyıl sonu ile 1’nci yüzyıl başına tarihlenir. Koltuklardan bazılarında özel kişilere ayrıldığını gösteren işaretler bulunru. Prostenesinde sütunlar üzerinde, Dor plasterleri ve trigliph metoplarıyla süslenmiştir.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Tiyatro
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Tapınak
Tapınak
Akropol bölümünde 5 basamakla ulaşılan bir tapınak kalıntısı vardır. Dor düzenindedir. Kuzeybatısında stoa ve agora bulunur. Agoranın hemen kuzeyindeki stadium’un doğu ucunda Vespasianus dönemine ait hamam ve yukarısında bir tapınak vardır. Burası yapıların arasından geçen bir caddeyle biçimlenen yerleşim merkezidir.
Evet, tapınağın hangi tanrıya ait olduğu bilinmiyor. Tapınak kalıntısının duvar taşları çevreye yayılmış durumdadır.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Agora Ticaret Alanı
Agora-Ticaret Alanı-Çarşı
Kentin güney batısında, ot ve çalılıklar arasında yaklaşık 9 m uzunluğunda bir koridor yakıntısı vardır. Bunun kuzeyindeki boşluğun “Agora” olduğu varsayılmaktadır. Hemen Tapınak yanındadır.
Stadionun hemen yanında kalıntıları bulunan Agora da uzunca bir stoa bulunmaktadır. Burası revaklı çarşı dükkanlarıdır ve 82 m uzunluktadır. Muhtemelen deprem sonucu yıkılmış olmalıdır.
Stadionun basamaklarının arkasına yıkılmış bir tapınak yer alır. Bu tapınak bir Dor düzeninde olduğu tam kesin olmakla birlikte yıkılmış sütunlar içinde İon düzenine de rastlandığı görülür.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Hamam
Hamam
Stadion ve Agoranın güneyinde ana caddenin izlediği yol üzerinde konumlanmış olan Vespasianus döneminden kaldığı düşünülen, üç odalı ve pencereleri iyi korunmuş olan bir hamam vardır. Akropol’un kuzey çıkışında, tepeye doğru çıkarken tepenin kenarındadır.
Hamamın duvarında İmparator Vespasianus halamı kendi servetinden donattığını belirten bir yazıt bulunur. Roma taş işçiliği görülür. Yapının odalarından batı odası, Roma İmparator Vespasian (MS 9-79) banyosu olarak şehirden elde edilen para ile yapılmıştır. Koşulların ne olduğu bilinmez. Gene de İmparatorun en küçük bir kentin gereksinimleriyle nasıl ilgilendiğini kanıtlamaktadır. Evet günümüzde yapının üç bölümü de yakılmış ama bir köşesinin yanında, küçük bir yapı sağlam kalabilmiştir.
Gymnasium
Kentte kalıntılar bulunmamış olmakla birlikte, epigrafik metinler ile gymnasium yapısından bahsedilmektedir. Kentteki oyunların ve müsabakaların günümüze kalıntıları ulaşmayan bir gymnasium da düzenlenmiş olduğu düşünülmektedir.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Stadion
Stadion
Kentin iç kısımlarında uzun açık bir alanda bulunan Stadion, günümüze daha iyi korunmuş bir halde ulaşmıştır. Bu stadion kentte bulunduğu konum ve boyutları ile az rastlanır özellikler sergilemektedir.
Batıdan doğuya 9 m eninde ve 900 m kadar uzunluktadır. Ancak gerçek uzunluğu kestirilememektedir. Zira her iki ucu da yıkıktır. Gene de 188 m standart uzunluğa yakın olduğu tahmin edilir.
Burası Phaselis’deki ana caddeyi andırır. Bununlar birlikte, boyutları ve konumuna rağmen, burasının stadyum olduğu kuşkusuzdur. Zira yazıtlar, Cadianda da düzenlenen iki atletizm şenliğinden söz etmektedir. Bu kısımda başarılı atletlere ait heykel altlıkları bulunmuştur.
Evet, Stadium, Lykia bölgesinde yaygın olarak bulunan tek taraflı Stadium tiplerinden bir tanesidir. Stadion’un kuzey kısmında 6 oturma sırası korunmuş haldedir ve güney kısmında ise sıra halinde taş bloklar bulunur. Kntin yazıtlarından Kadyanda da Sarapis ve İsis onuruna düzenlenmiş olan iki ayrı agon olduğu anlaşılır. Bu yazıtlar agonların kazanan sporcu vatandaşların onur yazıtlarını içermektedir ve muhtemelen günümüze ulaşmamış heykelleri, bu yazıtların bulunduğu kaidelerin üzerinde yer almaktaydı.
Bu koşu pisti, her yıl Yeşil Üzümlü Köyünde geleneksel olarak Nisan ayında yapılan festivaldeki yarışlarda kullanılmaya devam edilmektedir.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Stadion
Mabet ve Mezar Odası
Stadion üzerinde, Dor stilinde bir mabet ve mezar odası görülür.
Burada 8 atlete ait bir heykel kaidesi bulunmuştur. Kaidelerden birisi üzerinde “Kadyanda” yazısı bulunmaktadır. Elbette sadece kaideler var, heykeller ortada yoktur, muhtemelen çalınmıştır.
Su kemerleri ve Sarnıçlar
Kent yüksek bir tepe üzerinde konumlandırılmasından dolayı, Roma tipi su kemerleri için çok yüksekte kalmaktadır ve herhangi bir su kaynağı bulunmamaktadır.
Bu nedenle kentin su ihtiyacı sarnıçlar sayesinde karşılanmıştır. Şehrin merkezinde ve çeşitli yerlerinde su sarnıçları bulunur. Stadion çevresinde 4 büyük sarnıç vardır. Tapınağın doğu kesiminde, geniş bir alanın altına inşa edilmiş, birbirine geçmeli 4 büyük sarnıç bulunmaktadır. Agora yakınlarında da bir sarnıç vardır.
Bu sarnıçlar günümüzde de hala görülebilir ve yaz aylarında buralar su içermektedir. Kentin herhangi bir su kaynağının bulunmamasının yanı sıra yukarıda sözünü ettiğim hamamın su ihtiyacı da muhtemelen kentin çeşitli yerlerinde bulunan sarnıçlar tarafından karşılanıyordu. Ancak, bu su sıkıntısı nedeniyle, sonraki süreçte kentin terk edildiği tahmin edilmektedir.
Mausoleum
Fethiye ovasına bakan yamaçtadır. Oldukça yüksek temeller üzerine oturtulmuştur. Silindirik çatılıdır.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda MezarlarKadyanda Mezarlar
Mezarlar
Şehrin kuzey bölümünde 4 tane Lykia dönemine ait mezarlar bulunmaktadır.
Mezarların MÖ 4’ncü yüzyıla ait olduğu tahmin edilmektedir.
Bunlardan üç tanesi, ev tipi mezardır. Ancak günümüze yıkık olarak ulaşmıştır.
4’ncü mezar ise: yekpare yani tek bir parça kayaya oyulmuştur. Buna “Atlı Mezar Anıtı” denir.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Atlı Mezar Anıtı
Atlı Mezar Anıtı
Kadyanda antik kentine giderken, orman yolunun yaklaşık 4’ncü km de ormanın içine doğru, kuzey yönde, Atlı Mezar anıtı vardır. MÖ 400 yılına tarihlenir.
Mezardaki yüksek işçilik görülmeye değerdir.
Kabartmalarında ise savaş sahneleri en önemli alanları kaplar.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Atlı Mezar Anıtı
Kuzey yüzündeki kabartmada ise, miğferli bir savaşçı; elinde mızrak ve kalkanla, yere dizleri üstüne çökmüş bir düşmanı yenmiş, diğerini de yenmek üzeredir. Bu sahnenin: Truva savaşındaki Achilleis tarafından öldürülen Truvalı kahraman Hektor’un kabartması olduğu düşünülür.
Uzebeimi Mezar Anıtı:
Yine erken dönem dynastik anıtları içinde yer alan önemli bir mezar anıtıdır. Günümüze oldukça iyi korunmuş bir şekilde ulaşan mezarın iki cephesinde de ince bir şekilde işlenmiş kabartmalar bulunur. Bu mezarın güney cephesinde, sedir üzerine uzanmış bir erkek figürü görülürken, kuzey cephesinde miğfer kuşanmış, at üzerinde mızrağı ile düşmanı yere sermiş, bir savaşçı figürü yer alır. Mezar Likçe yazıt taşımaktadır.
Salas Anıt Mezarı
Salas anıtı olarak isimlendirilen mezar, günümüze parçalar halinde ulaşmıştır. Bu anıt: 1840 yılında keşfedilmiştir.
Mezar, tek bir kayadan yontulmuşa benzer. Bu kabartmaların bulunduğu kısım mezarın kaide kısmıdır. Bu kısmın: ön yüzünde ve her iki yan yüzünde kabartmalar bulunur.
Güney yüzünde: divana uzanmış bir adam.
Kuzey yüzünde: yendiği düşmanın üzerinden aşmakta olan, elinde bir mızrakla bir kalkan taşıyan, bir başkasına saldırmaya hazırlanan bir atlı görülür.
Ön yüzünde: Oinokhoe taşıyan, sakallı bir erkek figürü bulunur ve figürün hemen solunda Salas yazıtı vardır.
Her iyi yan yüzünde: friz halinde ikişer tane kabartma görülür. Güney yöndeki yan yüzde: altta iki savaşçı düello yapmaktadır. Bunun üstünde birçok figürden oluşan kurban sahnesi görülür.
Kuzey yöndeki yan yüzde: iki kişi düello yapmaktadır. Üst kısımda ise diğer yüzdekinden farklı olarak ziyafet sahnesi görülür.
Evet, mezar bu alt yapıyla birlikte, tek bir kaya bloğa üç basamaklı bir temel olarak işlenmiştir. Ancak şu an kaidesinin üzerindeki kısımları yıkılmış ve yerlere saçılmış haldedir. Yerlere saçılmış parçalarda bulunan kabartmalarda, bir gurup insanın üzerlerinde isimleri yazılı şekildedir ve bu yazıtların bazıları Likçe, bazıları ise Yunanca olmak üzere çift diller yazılmıştır.
Araştırmacılara göre: bu mezar anıtının Karialı Hekatommos’un babası Salas’a olabileceği düşünülür. Ancak diğer bir kısım araştırmacı: bu mezar anıtı için Hekatomnoslar ailesiyle bağlantılı olan seçkin bir kadının mezar anıtı olduğunu ve mezarı eşi Salas’ın yaptırdığını ileri sürer.
Mezar MÖ 400 yıllarında yapıldığı düşünülür. Evet günümüzde Salas kaya mezarı, yer hareketleri nedeniyle içine yapıldığı ana kaya kütlesiyle birlikte yan yatmış durumdadır. Bu anıtın bazı parçaları, buradan çalınmış ve günümüzde Londra British Museum da sergilenmektedir.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Sur Duvarları
Sur duvarları
Kent, Helenistik döneme tarihlenen devasa sur duvarlarıyla çevrilidir. Poligonal taşlarla örülmüş bu surların kenarları kırık olmakla birlikte hala korunmuş halde kalan çeşitli kısımlar vardır.
Kentin dik yamaçları ve arazinin özelliklerine göre, sur duvarları birçok kez inşa edilmiştir. Bu duvarlardan, güneydekiler günümüze sağlam olarak ulaşmıştır. Tiyatro alanına, istinat oluşturan sur duvarı ise, Helenistik döneme aittir ve kaliteli bir işçilik görülür.
Fethiye Ören Yerleri Kadyanda Nekropol AlanıKadyanda Nekropol Alanı
Nekropol alanı
Kentin güney bölümünde, sur duvarlarının dışında kalmaktadır. Kemerli Roma dönemi mezarları her yere dağılmış ve yıkılmış durumdadır. Zaten günümüzde burada yoğun kaçak kazı çukurları bulunmaktadır.
Fethiye Ören Yerleri Gezi yolu
Gezi Yolu
Kent kalıntılarında, 1992 yılında resmi arkeolojik kazı çalışmaları yapılmıştır. Bu çalışmalar sırasında, kent kalıntıları yani ören yerinin rahatça gezilebilmesi için 2.5 km lik bir yürüyüş yolu düzenlenmiştir.
Fethiye Ören Yerleri Pinara
PINARA-PİNALE-MİNARE
Fethiye-Kaş karayolu üzerinde (40’nci kilometrede), Eşen yakınlarında Minare köyündedir. Yoldan 5 km içeriye girilmektedir.
Kemer ilçe merkezine 20 km uzaklıktadır. Akdağ eteklerindedir.
Giriş ücretsizdir.
Günümüzde harabeler: köyün gerisindedir. Buraya ulaşmak için Minare köyünün girişinden sonra, dik bir rampadan yukarı çıkılır. Bu yol yaklaşık 2 km dir ve stabilizedir.
Yani burayı ziyaret etmeyi düşünürseniz, yolun bu son bölümünün oldukça bozuk olduğunu aklınızda bulundurun. Peki bu yol niye bozuk derseniz, bunun cevabı olarak, bölgenin dağlık olduğu ve iş makinalarının buraya girmesinin mümkün olmadığı söyleniyor. Bu yüzden düzgün yol yapılmıyormuş.
Ayrıca yanınızda spor ayakkabısı olmalı, çevre çok ıssız olduğundan yanınızda su veya benzeri içecek ve yiyecekler bulunmalıdır. Son bir not: burayı gezmek için en az 3 saat ayırmalısınız ve çevrenin aşırı ıssız olmasını düşünerek, en geç saat 14.00 veya 15.00 gibi orada olmanız lazım, akşama kalmamak gerekir.
Minare Köyü:
Minare köyünün ismi, üzerinde kuş yuvasına benzeyen mezarların bulunduğu bir kayadan alır. Çünkü bu kaya, minare şeklindedir.
Bu kayanın yüzünde yüzlerce oda oyulmuştur. Apartman gibi yükselen bir kaya parçasının üzerine yüzlerce mezar oymuşlar.
Baş döndürücü yükseklikteki, yüksek duvar gibi dik sarp kayasının cephesine, iki bin yıl öncesinin imkanlarıyla, güvercin yuvaları gibi gömüt delikleri açan taş ustaları, günümüzde bile bize, nasıl da inanılmazı başardıklarının göstergesidir.
Sırf burada mı, şehrin birçok yerinde bu taş ustalarının ince işçilikleri görülmektedir.
Ancak bu odaların bulunduğu yere günümüzde ulaşmak mümkün değildir. Yani dimdik bir dağ gibi kaya parçasıdır.
Antik dönemde, Likya uygarlığının en büyük ve en öne çıkan şehirlerinden olan “Pınara” şehrinin isminin anlamı Lykia dilinde “Yuvarlak” demektir. Bu ismi, üstüne oturduğu yuvarlak kayadan alır.
Şehrin ilk kuruluşu hakkında, antik dönem yazarlarından Stephanus Byzantion: “Xantos şehrinin nüfusu çok fazla artınca yaşlılardan bir gurup Kragos Dağının yüksek olan tepesinde bir kent kurup, adını da yuvarlak manasına gelen Pınara ismini verdiler” diye yazmıştır.
Şehrin ilk kuruluşu hakkında yapılan araştırmalarda, ilk kuruluş dönemi “Troya” ya kadar gitmektedir. Çünkü Troya savaşında “Pınaralı Okçu Pandaros” dan söz edilir.
Pandaros, Troya’da Sarpedon’un yanında yiğitçe çarpışmıştır. Strabon, kent için “Pandaros’un kızı, yeşil ormanın bülbülü” demiştir. Strabon: kent için “Pandaros’un kızı, yeşil ormanın bülbülü” der.
4’ncü yüzyılda Ksanthos’ta yaşayan tarihçi Menekrates: nüfus artışı nedeniyle Ksanthos’a sığmayıp ayrılanların Pınara’ya yerleştiklerinin anlatır.
Antik dönem yazarlarından Strabon ve Stephanos Byzantions: Pınara şehrinin Lykia bölgesinin çok önemli bir kenti olduğunu belirtmiştir.
Kentin ismi Likçe kitabelerde “Pinale” olarak okunmaktadır.
Lykia birliği içinde, 3 oy hakkına sahip olan 6 şehirden birisidir.
Kentin tarihi süreci
Pınara: MÖ 333 yılında Büyük İskender’e kapılarını açarak teslim olur. İskender’in ölümünden sonra ise, şehir Bergama Krallığına bağlanır. Takip eden dönemde ise, Roma imparatorluğunun bir şehri olur. Roma döneminde, şehir imar edilmiş ve canlandırılmıştır.
Ancak MS 141 ve 241 tarihlerindeki depremlerde, şehir büyük zarar görür. Ardından, MS 8’ncu yüzyılda terk edilir. 1957 yılındaki depremde şehir yeniden zarar görür, tepelerdeki kayalar aşağıya kayarak kalıntıların arasına karışırlar.
Güzellik Yarışması
Yazılı kaynaklara göre, bölgedeki ilk güzellik yarışması bu şehirde yapılmıştır. Şehirde: Tanrıça Afrodit’e adanan, ilginç mimari özellikleri bulunan bir tapınak yapısı kalıntısı vardır.
KALINTILAR
Antik kaynaklarda en fazla sözü edilen kentlerdendir. Yaklaşık 450 m uzunluğunda ve 200 m genişliğinde, kuzeyden güneye yayılan yamaçta konumlandırılmıştır. Batısı boyunca sarp kayalıklar bulunur. Kuzey, doğu ve güneyde de kent ve kayalık sınırlarında, sur duvarları vardır.
Yerleşimin ortasında, kuzeydoğu doğrultusunda, ana cadde uzanır. Cadde pek çok yapı arasında ilerleyerek, kuzeyde Agora’ya ulaşır. Agora’nın batısı boyunca, bir stoa, doğu karşısında da meydana bakan odeon vardır. Odeon’un yaklaşık 100 m kuzeyinde, kayalıklar üzerinde, podyumlu bir Roma tapınağı bulunur.
Birbiriyle çelişkili yapılardan oluşan, bu ana merkezin oturduğu kayalıkların doğu altında hamam vardır. Üç dikdörtgen bölüm ve onlara servis veren yatay 4 bölümle, standart bir Lykia hamamıdır.
Kayalık yüzünü dolduran, güvercin yuvası biçimindeki kaya odacıkları, kentin erken mezarlığıdır. Yüzlerindeki kapak örgü dökülmüştür. Üstüne yerleşmiş erken Akropol de ise geriye, sadece sarnıçlar ve şehrin bey yerleşiminin kaya tabanları kalmıştır. Evlerin duvarlar ve üst yapıda nasıl olduğu, kaya tabanlarından anlamak mümkün olmaz. Ancak, vadideki sıra dışı bir kaya mezarının ön duvarına çizilmiş kent resmi, MÖ 4’ncü yüzyılın ilk yarısındaki Lykia evlerini, sokaklarını, kent dokusunu ayrıntılı olarak günümüze aktarır.
Lykia dönemi konut alanları, genellikle dağınık ve üst üste yığılmış gibidir. Dikdörtgen bir oda, önündeki terasa açılır, oradan da doğrudan küçük bir avluya çıkılır. Düzenli ve dışa kapalı avlulu evler, ancak Roma döneminde görülür. Dış cephede keskin ve net hatlara pek az örnekte rastlanır. Kabartmalardaki evler, gerçekten kaya mezarların yansımış konutları anlatır.
Mezarlar:
Vadideki mezarlar, diğerlerine göre daha görkemlidir. Bu kayalıklardaki mezarların ölçü ve nitelikleriyle Pınaralı zengin ve nüfuslu ailelerin burada gömülü olduklarını gösterir. Muhtemelen Aşağı Kale’de yaşayan hanedan üyeleri bu mezarlara gömülmüşlerdir. Güney Nekropoldeki mezarlar da anıtsallık açısından Dere Nekropolünden aşağı kalmazlar.
NEKROPOL:
Pınara’nın zengin nekropolü çeşitli Lykia mezar tipleriyle kaya mezarlarının da dikmelerinin de çok özel örneklerini barındırır. Dikmeler, erken Klasik tarihiyle kentin en erken anıtlarıdır. Vadiye dökülmüş anıtsal yekpare taş kuleler, Lykia’nın en özgün mezar türlerini örnekler. Aşağı Nekropoldeki bir kaya mezarının akroterinde bulunan öküz boynuzu, çok eski ve yaygın bir geleneksen kaynaklanır. Dar ve dolaşık kaya vadi içindeki bakışan mezarlar, ahşap taklidi kaya cepheleriyle diriler mahallesi içinden akan ölü evleri gibidir.
Uçan mezarlar-Bir Öykü
Likyalılar “Phoenix” isimli kuşun varlığına inanırlarmış. Likya inanışlarına göre: ölen insanın ruhu, başka bir canlıya, özellikle de kuşa dönüşür uçar gidermiş. Vücudu ise öylece kalırmış. Bu inanışı ölümsüzleştiren ise “Phoenix” isimli kuş imiş.
Bu ölümsüz kuşun: renkli tüyleri, altın gibi parlak kanatları, sevimli bakışı varmış. Hep güneşe doğru uçarmış, ancak güneşe yaklaşınca güneş ışınları ile yanar, külleri yere dökülürmüş. Dökülen küllerinden yeniden doğar ve güneşe doğru uçarmış.
Bu böylece: ölümsüzlüğe doğru, sonsuzluk içinde devam eder dururmuş. Phoenix kuşu, görünmezmiş, ancak ölenin ruhunun görünen, insana yakınlığı ile bilinen güvercin biçimine dönüştüğü düşünülürmüş.
Çeşit çeşit renkleri, adları ile her güvercin ölen bir insanın ruhuna bürünür, gelir anıt mezara konar, orada yaşarmış. Yaşadığı yer, ölmeden önce yaşadığı eve benzemeli, aynısı olmalıymış ki, zorluk çekmesin.
Bir kuş biçiminde: yaşamaya devam eden kral, kraliçe, soylu veya herhangi bir kentli, anıt mezarından tüm kentle birlikte, yaşamını devam ettirirmiş, aynı zamanda kentin denetleyicisi, gözcüsü durumundaymış.
Kentte yaşayanların iyi olmaları için yardımcı olur, tanrılara yakarışlarda bulunurmuş. İşte bu öyküyü dinledikten sonra, çevrenizdeki mezarları daha anlamlı görebilirsiniz.
Fethiye Ören Yerleri Pinara Yukarı Akropol
Yukarı Akropol
Şehrin Akropolu, yuvarlak bir kayadadır. Bu kayanın yuvarlak olması nedeniyle, şehre “Pınara” ismi verilmiştir. Pınara ören yerine yaklaştığınızda uzaktan, Yukarı Akropol’ün sarp olan doğu yamacında, kayaya oyulmuş yüzlerce kaya mezarı görülür. Bu ev tipi Lykia mezarlarının, şehre Xanthos şehrinden gelen kolonistler tarafından kullanıldığı söylenmektedir.
Akropole güney cepheden, kayaya oyulmuş bir merdivenle çıkılır.
Akropolün çevresi surlarla çevrilidir ve doğu kısmında Bizans dönemine ait yapı kalıntıları bulunmaktadır. Bu kalıntılar, bölgenin Bizans döneminde de kullanıldığını ifade etmektedir.
Yukarı Akropol yetersiz kalınca, ulaşımın daha kolay sağlandığı Aşağı Akropol devreye sokulmuştur.
Fethiye Ören Yerleri Pinara Prens Mezarı
Prens Mezarı
Dere kenarındaki kral mezarlarından bir tanesi oldukça önemlidir. Çünkü bu mezarın alınlığında ve duvarındaki kabartmalar ilgi çeker. Bu kabartmalarda: 4 önemli antik kentin gravürleri vardır. Bu kabartmalarda surlarla çevrili bir kent izlenir.
Bu nedenle, mezar kabartmasındaki kentin Pınara olduğu ve mezarın prense ait olduğu tahmin edilmektedir. Akropol kısmının doğusunda Bizans yapıları bulunmaktadır.
Bunlara bakarak bölgenin Bizans döneminde de kullanıldığını açıklamaktadır. Akropol’un doğusunda ise, Pınara Harabeleri bulunmaktadır. Harabelerde, zengin mimari kalıntılar görülüyor.
Fethiye Ören Yerleri Pinara Mezarlar
Aşağı Akropol
Burada: Odeon, agora, tapınak gibi yapılar ve çeşitli mezarlar bulunmaktadır.
Kaya mezarlarının büyük çoğunluğunun konut biçiminde olması, Lykia sivil mimarisine ışık tutmaktadır.
Aşağı Akropol’un dik yamaçlarına rağmen, gerek terasın oluşturulması ve gerekse tahkimat açısından sur duvarı ile desteklenmiştir.
Surun güneyindeki kapıdan geçilerek kenti dolaştığınızda, arkasını yamaca dayamış Odeon ve önündeki düz alanda kentin odağını oluşturan Agora görülür.
Aşağı Akropol’un, alt kesiminde Antik Çağda geçirdiği depremler ile büyük zarar gören pilyeli mezarlar ve kayalara oyulmuş pek çok mezar görülür.
Fethiye Ören Yerleri Pinara Mezarlar
Surun güneyindeki kapıdan geçerek kenti girilince, arkasını yamaca yaslamış Odeon ve önündeki düz alanda Agoranın, şehir merkezini oluşturduğu görülür. Aşağı Akropolün alt kısmındaki su kaynağı çevresinde, kentin Antik Çağda geçirdiği depremler sonucunda büyük oranda tahrip olmuş pilyeli mezarlar ve kayalara oyulmuş çok sayıda mezar dikkat çeker.
Afrodit Tapınağı
Burası Afrodit’e adanmış tapınak diye geçse de kalk şeklindeki kolonları ve önündeki “Phallus” simgesiyle büyük olasılıkla bir aşk evi olarak düşünülebilir. Tapınak kalp planlıdır. Bu tapınak yüzünden şehre “Güzellikler Merkezi” de denilir.
Fethiye Ören Yerleri Pinara Tiyatro
Tiyatro
Kaya gömütlerinin yanında, yaklaşık 2000 kişilik tiyatro bulunmaktadır.
Fethiye Ören Yerleri Leteon Şehir Girişi
LETOON
Fethiye Ören Yerleri, bir diğer antik şehir “Letoon” dur.
Arifler Mahallesi Fethiye-Kaş karayolu üzerinde 65’nci kilometrededir. Kalkan’a 19 km uzaklıktadır. Seralar arasında kalmıştır. Xanthos ve Patara kentleri arasında kalır. Kumluova mahallesi merkezine yaklaşık 400-500 metre mesafededir.
Giriş ücretlidir. Giriş ücreti 12 TL. dir. Oldukça güzel bir giriş yeri bulunmaktadır ve tuvalet buradadır.
Giriş yerinden sonra: antik kentin hikayesinin anlatıldığı bir sinevizyon gösterisi ve ardından gezi yolunu takip ederek ören yerini gezebilirsiniz. Ancak öğle saatlerinde gezecekseniz, yanınızda mutlaka şapka ve su bulundurmalısınız.
Şehrin kuruluş efsanesi
Bu hikaye, Şair Ovidius tarafından anlatılmıştır.
Tanrılar Tanrısı Zeus: Titanlardan Kios ve Phoibenin kızı Leto’ya aşık olur ve Leto’ya sahip olur. Leto hamile kalır.
Çapkın Zeus’un kıskanç karısı Tanrıça Hera: Leto’yu takip ettirir ve onun Zeus’tan olacak çocuğunu doğurmasına engel olmaya çalışır.
Sonuçta Leto, Anadolu’daki “Lykia” bölgesine kaçar ve Hera’dan kurtulur.
Leto. Delos adasında ikiz çocukları Artemis ve Apollon’u doğurur.
Daha sonra Ksanthos nehrinin denize ulaştığı yere gelip, nehir boyunca, Leto Tapınağının bugünkü bulunduğu yerdeki kaynağa gelinceye kadar yürür. Kaynakta çocuklarını yıkamak ister, ancak yerli halk tarafından engellenir. Bunun üzerine, Leto, yerli halkı “Kurbağa” ya çevirir.
Ancak başka bir söylentiye göre ise, Apollon, “Patara” da doğmuştur.
Evet, Leto adına kurulan “Letoon” antik kendi, Lykia bölgesinin kutsal merkezidir.
Şehrin Tarihi Süreci
Şehirdeki en eski yerleşim izleri, MÖ 7’nci yüzyıla kadar gitmektedir.
Kent, tanrıça Leto’yu onurlandırmak ve ona tapınak inşa etmek için kurulmuştur.
Yani: Likyalıların dinsel ve politik bir alandı, din merkezidir. Ören yerinde bulunan birçok yazıtın da gösterdiği gibi, federal kutsal alan, yönetici güçlerin tüm dini ve siyasi kararlarının halka açıklandığı yerdir.
Daha doğrusu Lykia birliğinin birleşik sunağı durumundadır.
Likya birliğine bağlı olan 23 kentten biridir. Likya birliği şehirlerinin yıllık toplantıları burada yapılırmış.
Dönemin başkenti Xanthos şehrine 21 km uzaklıktadır yani oldukça yakındır.
Roma döneminde İmparator Hadrianus döneminde kültür merkezi haline gelen şehir, MS 7’nci yüzyılda Arap saldırıları nedeniyle terk edilmiştir.
Arkeolojik Araştırmalar
Fethiye Ören Yerleri nden Letoon şehrinde ilk kazılar, 1962 yılında Prof. Metzger tarafında başlatılmış, Christian Roy tarafından sürdürülmüş ve şehir ortaya çıkarılmıştır.
Bu araştırmalar sonucunda, şehirdeki ilk yerleşimin MÖ 8’nci yüzyıla kadar indiği görülmüştür.
Fethiye Ören Yerleri Leteon KalıntılarKalıntılar
Fethiye Ören Yerleri nden Letoon şehrinde 3 tane tapınak vardır. Bu tapınak kalıntıları, 1988 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Tapınaklar
Fethiye Ören Yerleri Leteon
Nymphaeum
Tapınakların güneybatısında, bazıları Letonun intikamıyla dönüştürülen talihsiz çobanların olduğu su kaplumbağaları ve kurbağalarla dolu kutsal bir su kaynağına bağlı nymphaeum vardır.
Burası muhtemelen dini bir daldırma töreninde kullanılmış ve Helenistik dönemde yapılmış, Roma döneminde ise yarım daire şeklinde bir havuz eklenmiştir.
Her üç tapınak ta kutsal suya yönlendirilmiştir. Çünkü tapınaklar yapılmadan önce kentte “su” ve “kayalara” tapınılmıştır. Ören yerinin bir kısmı hala suyla kaplıdır. Yer altı suyu tablasının mevsimsel yükselmesi nedeniyle, Letoon kutsal alanındaki anıtlar ve arkeolojik kalıntılar tehdit altındadır. Ancak 2006 yılında su seviyesinin düşürülmesi için su kanalları yapılmıştır.
Özellikle su periler için çeşme inşa edilmiştir.
Çeşme: kutsal suyun bulunduğu alanda, yarım daire şeklindedir.
Klasik dönemde: Hıristiyanlığın kabulünün ardından, Artemis ve Apollon tapınakları sönmüş kireç haline getirilmiş, ancak Leto tapınağı ancak Antik çağ sonunda yıkılmış ve bu yüzden tapınak bloklarının büyük kısmı korunarak günümüze ulaşmıştır.
Hadrian Çeşmesi
Çeşme binası: Tapınağın güney batısında, Nymphe kültüne adanmıştır. Bu çeşmenin doğu kenarında erken Hıristiyanlık dönemi kilisesi bulunmaktadır. Çeşme Roma döneminde İmparator Hadrian onuruna yapılmıştır.
Bazilika-Kilise
Fethiye Ören Yerleri nden Letoon şehrinde, Bizans dönemi kilisesinin kalıntıları, kilisenin MS 6’ncı yüzyılda inşa edildiğini ve 7’nci yüzyıl ortalarında, muhtemelen Arap saldırılarıyla yıkıldığı tahmin edilmektedir.
Yapının nef ve koridorlarının zemini, geometrik desenler ve hayvan figürleriyle süslenmiştir. Ancak günümüzde bunlar görülmemektedir.
Kilisenin nefi, iki koridordan ve altı sütundan oluşan bir sıra ile ayrılmış, 7 bölümden ulaşmaktadır. Nef ve kanal arasındaki bölüm, içine kanal perdesi ve direklerinin yuvalanmış olacağı bir kaide ile açıkça işaretlenmiştir.
Kilisenin bir özelliği: batı ucunda narteks olmamasıdır. Bunun yerine, batıdaki nef ve koridora doğrudan bir atriumdan girilir.
Kazı sırasında çok sayıda içki kabı bulunmuştur. Buna göre, Arkeolog Martin Harrison: kilise üyelerine “Sarhoş Rahipler” ismi verilmiştir. Martin Harrison: Newcastle Tyne Üniversitesinde görevlidir ve buradaki kazıları bir süre yönetmiştir.
Fethiye Ören Yerleri Leteon Leto Tapınağı
Leto Tapınağı
En baştaki bu tapınak Artemis’in annesi “Leto” ya aittir. Diğerlerine nazaran en iyi korunmuş tapınaktır. Hatta: boyutları ve heykel süslemelerinin kalitesiyle, Türkiye’deki Yunan mimarisinin en istisnai örneklerinden ve dünyadaki en iyi korunmuş Yunan tapınaklarından birisidir.
Kral Arbinas tarafından MÖ 5-4’nci yüzyıllarda yapılmıştır. Tapınağın yapımında: berrak renkli, mermer yanılsaması yaratan çok ince kireç taşı kullanılmıştır. Zarif bir korint sütun dizisiyle süslenmiştir. Kült odasını iyonik bir revak çevreliyor.
Günümüzde yıkıntıları görülen tapınak ise, bu sözünü ettiğim tapınağın üzerine MÖ 150’li yıllarda yapılmış İon düzeninde bir tapınaktır.
Tapınağın boyutları 30,25 x 15,75 metredir. 6 tane, 11 metre yükseklikte sütun bulunur.
Tapınağın güney kısmında, MS 7’nci yüzyılda terk edilen bir bazilika ve manastır kalıntıları vardır.
2000-2007 yılları arasında Leto tapınağı orijinal ortamında yeniden inşa edilmiştir. 1950’lerden beri yapılan kazılarda bulunan Leto tapınağına ait mimari parçalar, bu projenin başarılı bir şekilde tamamlanmasını sağlamıştır.
Artemis Tapınağı
Ortada bulunmaktadır. Daha küçüktür ve çok da iyi korunmamıştır.
Bu tapınak “Artemis” e aittir ve MÖ 4’ncü yüzyılda yapılmıştır.
Fethiye Ören Yerleri Letoon Apollo Tapınağı
Apollon Tapınağı
Doğuda bulunan tapınak ise, Apollon’a aittir ve Dor düzeninde MÖ 4’ncü yüzyılda yapılmıştır.
Günümüzde oldukça harap durumdaki tapınak Helenistik dönemden kalmadır.
Tapınağın cellasında muhteşem bir mozaik bulunmaktadır.
Fethiye Ören Yerleri Letoon Apollo Tapınağı Zeminindeki mozaik
Mozaki: taban süslemesi olarak yapılmıştır.
Ortasındaki güneş motifi “Işık ülkesi Lykia” yı, sağdaki Lyra betimlemesi Tanrı Apollon’u ve soldaki ok sadağı ve yay ise Tanrıça Artemis’i sembolize etmesi açısından önemlidir.
Mozaik tapınağın inşa edildiği Helenistik döneme aittir.
Mozaik zemin hava şartlarından olumsuz etkilenmemesi için; bulunduğu Apollon Tapınağı cellasından kaldırılmış ve Fethiye Müzesinde halen sergilenmektedir. Tapınak cellasına ise, mozaik eserin bir kopyası yerleştirilmiştir.
Fethiye Ören Yerleri Letoon 3 dilli yazıt
Üç dilli Yazıt
Fethiye Ören Yerleri nden Letoon şehrinde; 1973 yılında Apollon Tapınağı ile doğuda insan eliyle taşlanmış ana kaya arasında, tören yolu güzergahında bulunan ve Fethiye Müzesinde sergilenmekte olan üç dilde yazılmıştır. Apollon Tapınağı yakınındaki Helenistik çöplük alanı içinde bulunmuştur.
Likya’da ele geçen stel: Likçe, Aramice ve Eski Grekçe olmak üzere 3 dille yazılmıştır.
Likya’da ele geçen stel içinde çok özel bir yere sahiptir.
Stelin kesin tarihi için MÖ 337 yılıdır.
Stelin ön yüzünde 41 satırlık Likçe, yan yüzünde 27 satırlık Aramice ve diğer yan yüzde de 35 satırlık eski Yunanca metin yer alır.
Yazıt hem Krya-Likya ilişkileri, hem Perslere karşı özgürlüğünü yitiren halklarla krallığın ilişkileri, hem de satraplarla Pers büyük kralının ilişkileri üzerine çeşitli ipuçları verir.
Aynı zamanda yazıtın Likya dilinin çözülmesine sağladığı büyük katkının yanı sıra, diğer bir büyük önemi de Likya bölgesinde “Polis” şehir devleti sisteminin varlığını kanıtlamasıdır.
Bu kararname Hekatomnid Sülalesinin, Maussolos’un kardeşi, Karya ve Likya bölgeleri satrapı olan Piksodaros tarafından, Pers Büyük Kralı III Artasarkes’in ilk hakimiyeti yılında MÖ 358 yılında Ksanthos’ta yayınlanmıştır. Bu yıllarda şehirde Pers hakimiyeti vardır.
Karya Tanrısı “Baseleus Kaunios” için bir kült oluşturulması öngörülmektedir.
Kutsal alanın mali ihtiyaçlarının karşılanması, rahiplik kurumu, kutsal alanda hizmet verecek olan diğer kült personeli, bayram günlerinin sayısı ve kurban hediyeleri konularında düzenlemeleri ve uyulması gereken kuralları içeren metin bu kurallara uymayanları tanrıların öfkesinin cezalandıracağı belirtilerek son bulmaktadır.
Bu metinde Piksadoros’un Likya’yı daha kuvvetli bir şekilde Karya’ya bağlama girişimi görülmektedir.
Basileus Kaunios kültü, Büyük İskender ve ardılları döneminde, artık Letoon’da görülmez. Onun yerine Likya’nın geleneksel tanrıları olan Leto, Artemis ve Apollon almışlardır.
Üç dilde stelde Likçe metinlerden de Likya’da şehir devletleri ile şehirler çevresinde yaşayanların ilişkileri hakkında ayrıntılı bilgiler verilmektir.
Arruntii Anıtı
Arruntil anıtı: Lykia’nın ilk senatörü olan Arruntius Claudianus Vespasianus tarafından yapılmıştır.
Ksantos şehrinin ünlü Arruntius ailesine mensup Arruntius: Atlı sınıfa katılmış ve 10 yıl kadar başarılı bir asker olarak hizmet etmiştir.
Fethiye Ören Yerleri Letoon Roma Tiyatrosu
Roma Tiyatrosu
Fethiye Ören Yerleri, Letoon Ören yerinin kuzeyinde Stoa ve arkasını kısmen doğal yamaca yaslamış tiyatro bulunmaktadır. İyi korunmuştur. Likya Tiyatroları içinde Caveası (seyircilerin oturduğu bölüm) çok iyi korunmuş olarak günümüze ulaşan örneklerden birisidir. Yapı Helenistik dönemde, yaklaşık MÖ 2’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Tiyatronun kapasitesi yaklaşık 7800 kişidir. Orkestrası (erken dönemde koronun şarkı söylediği yer) çapı 20 metredir.
Helenistik gelenekse inşa edilmiştir. Orta bölüm kayaya oyularak şekillendirilmiştir. Yan kanatlar ise bu işlem sırasında çıkan bloklar kurtarılarak inşa edilmiştir. At nalı formundaki Caveanın bir kısmı tepenin yamacına yaslanmıştır.
Evet, MÖ 2’nci yüzyılda inşa edilen Letoon tiyatrosu, Helenistik zamanların en güzel tiyatro yapılarından birisi olarak kabul edilmektedir. Her iki tarafta da girişlere açılan tonozlu geçitlere sahiptir.
Tiyatro kutsal törenler için inşa edilmiştir.
Tiyatro: bir Likya mezarlığından geçen Xanthos’tan gelen yolun sonunda bulunuyor. Güney tarafındaki giriş, 16 maskeden oluşan ilginç bir oymaya sahiptir. Antik dönemde ziyaretçilerin tiyatronun içinden geçmesi sağlanmıştır.
PYDNAİ-KÖTÜ BURUN:
Letoon’un 7 km batısındadır.
Denizin Xanthos’a doğru girinti yaptığı alanın kuzeyinde, akarsuyun kenarındaki tepe üzerinde, kulelerle berkitilmiş, uzunluğu yaklaşık 300 m gelen surlarla çevrili bir kaledir.
Xanthos’un deniz savunmasını üstlenen kalenin adı, yazıtlara göre “Pydnai” ya da “Kydnai” dir. Araştırmalara göre, MÖ 3’ncü yüzyılda Ptolemaioslar döneminde inşa edilmiştir. 2’nci evresi Bizans’tır. Oldukça iyi korunmuştur ve tüm yapısallığı rahatlıkla anlaşılmaktadır.
Kuzeybatıdan girilen kalenin surlarında seyirdim yolu ve dört yöne merdivenler izlenir. İçeride bir kilise kalıntısı dışında başka bir şey görülmez. Hem konumu ve korunaklı yapısı hem de tatlı su kaynağı nedeniyle, Ptolemaioslar’dan Bizans’a kadar korunaklı bir kale olarak kullanılmıştır.
SİDYMA-DODURGA-HİSAR MAHALLESİ
Fethiye Ören Yerleri, bir diğer antik döneme ait şehir “Sıdyma”. Arsada’dan sonra Xantos vadisinde en az gezilen ve görülen yerdir. Burasını da Arsada gibi vadinin iinde saymamak gerekir. Çünkü denizden 500 m yükseklikte, Cragus dağının yamaçlarında, motorlu kara taşıt aracı ile ulaşılması olanaksız bir yerdedir.
Evet, Fethiye-Kaş asfalt yolundan, Eşen’in 6 km güneyinden, sağa sapan bir yoldan, 6 km daha araç ile gidilir. Bundan sonra taşlık iyi durumdaki patikadan 150 m kadar yüksekliğe, yaklaşık 1 saatte tırmanmak mümkündür. Fethiye ilçe merkezine 55 km uzaklıktadır.
Söylencelere göre, şehir Kragos’un kızı Khelidn ile Tloos’un oğulları olan Sidymos tarafından kurulmuştur. İlk yerleşimin belki Demir çağına inmesi beklense de elde bunu kanıtlayacak belge yoktur. En erken veri, MÖ 425 yılında Attika-Delos deniz birliğine ödenecek vergi listesidir. Listede anılan Hiera kra; Pydnai ve Kalabatia arasında Sidyma teritoryumunda bulunan Bel’dir.
Adının Sidyma olması kentin çok eski bir tarihe sahip olduğunu kanıtlar.
Patara Yol Klavuz Anıtında adı anılır. Sidyma ve limanı Kalabatia arasındaki yol bağlantısının, bir kent ve limanı arasındaki bağlantı açısından özgün olduğu anlaşılır.
Kalıntıların çoğu ve tüm yazıtlar ise Roma İmparatorluk dönemine aittir. Bununla birlikte, bulunan ve Lykia Birliğindekilere benzeyen Sidyma ya ait bir gümüş sikkenin, MÖ 2’nci yüzyılda basıldığı düşünülür. Sikke basma hakkına sahip 18 kentten biridir.
MÖ 334 yılında batıdan Lykia’ya giren İskender’in Ksanthos bölgesini işgal edip ele geçirdiği 30 yerleşim içinde Sidyma’da olmalıdır. MÖ 168 yılında kurulan Lykia Birliğinin ilk 23 üye kenti arasında bulunması, Helenistik dönemde önemli olduğunu gösterir.
Kentin adı Bizans dönemine kadar coğrafya kayıtlarında geçer ama tarihte bir kez söz edilir.
İmparator Mercian (MS 450-455) Perslere karşı bir savaşta, sıradan bir er iken, Lykia’da hastalanır, Sidyma şehrinde kalır. Burada iki erkek kardeşle dostluk kurar ve kardeşler onu evlerine alıp bakarlar. İyileşince birlikte ava çıkarlar. Öğleyin yorulmuş ve terlemiş vaziyette yatıp uyurlar. Kardeşlerden ilk uyanan, Mercian’ın güneşte kaldığını ve kocaman bir kartalın kanatlarını gererek ona gölge yapmakta olduğunu hayretle görür. Hepsi kalkınca kardeşler Mercian’a “Bir gün İmparator olursam sizi kentinizin ulu kişileri yaparım” der.
II Theodosios’un ölümünden sonra tahta geçince, Mercian gerçekten sözünü tutar ve kardeşleri Lykia’nın en yüksek mevkilerine getirir.
Günümüze kalan Kalıntılar
Burayı gezerken yukarıda sözü edilen patikadan tırmanınca, eski kentin ilk belirtileri olan soldaki yarda, oyulmuş çok sayıda kartal yuvarı mezarlara rastlanır. Bunlar Pinara’dakini andırmakla birlikte, daha az sayıda ve daha basit görünümdedir. Ne kadar eski oldukları bilinmez.
Tepeye çıkınca Sidyma kalıntıları gözler önüne serilir. İnsan kendini iyi durumda, çeşitli biçimlerde mezarlar arasında bulur.
MEZARLAR
Günümüze sağlam ulaşan yapılar mezar yapılarıdır. Doğu girişi boyunca nekropol yoğunlaşmaktadır. Klasik dönemden Erken Bizans dönemine kadar geniş bir zaman diliminde yapılmış olan mezarlar, zengin bir tipolojik çeşitliliğe sahiptir. Yaklaşık 40 mezar sayılır. 60 civarında güvercin yuvarı biçiminde kaya cephesine oyulmuş mezarlar, 3 geleneksel kaya mezarı yanında, Roma döneminde kullanıldığı yazıtlarından anlaşılan iki kaya mezarı da bulunur.
Bunların en ilginci, patikanın hemen bitiminde, soldaki küçük sütun mezardır. Dikdörtgen bir kaide üzerine oturtulmuş uzun ve yekpare bir bloktan ibarettir. Tepedeki mezar odası görünürde yoktur.
Hemen yanında 7 mezar daha vardır. Bunların bazıları lahit mezardır ve özellikle Lykia dönemindeki Gotik biçim yerine üç köşeli kapakları göze çarpar. Diğerleri yapma mezar olup birisi iyi ve güzel durumdadır.
Asıl kent, 1 mil kadar kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda uzanan düzlükte kurulmuştur.
Dodurga köyünün Asar-Hisar mahallesi geçen yüzyıldan beri yer değiştirmemiştir. Mahalle şimdi kalıntıların tam ortasındadır. Bu yerleşim kentin yıkılmasına neden olmuştur. Daha önceleri tanımlanan yapıların tümünü görmek mümkün olmaz.
Flavia Nanne mezarı:
Anıt mezarlardan en ünlülerinden birisi İmparator kültü baş rahibesi Flavia Nanne’nin mezarıdır. Tapınak cepheli, Dor düzenindeki mezar, kent merkezinde yer alışı ile sahibinin özel ayrıcalığını gösterir. Nanne, MS 1’nci yüzyıl sonunda, en erken İmparator Kültü baş rahibelerinden biridir.
AKROPOL
İki bölümlü, Akropol Tepesi kuzeydedir.
850 rakımlı tepede kurulu Akropolün güneyinde 365 m uzunluğunda sur duvarı görülür. Duvarın yüksekliği yer yer 1 m ye ulaşır.
Taşlar düzgün kesilerek işlenmiştir ama doğu ucu polygonal biçimdedir. Bu noktada, ön avlusu ve yanında kulesi olan bir yapı vardır. Bu duvar burada daha önce Sidyma kentinin tepede kurulmuş olduğunun ikinci kesin kanıtıdır.
Her nedense tepedeki bu kentten günümüze hiçbir kalıntı kalmamıştır. Bulunan duvarların sarnıç ve çömleklerin tümü Bizans dönemine aittir.
Tiyatro:
Bununla birlikte duvarın biraz üstünde, çok yıkık durumda küçük bir tiyatro ya da benzeri bir yapı vardır. Başka ne kaldıysa dağdan zamanla inen taş ve toprakla örtülmüştür. Tiyatro da daha önce kurulmuş bir kentten kalmadır. Çok az bir kısmı görülebilir.
DİĞER KALINTILAR:
Mahalledeki son cami, son zamanlarda onarılmış ve bu iş için Sidyma kalıntılarından yararlanılmıştır. Caminin arka duvarında “Buradaki tüm tanrılar” başlığını taşıyan bir listede 13 kutsal varlığın adı sıralanır. Tümü: Zeus, Apollon, Artemis, Athena, Afrodit gibi isimlerdir. Gariptir ki, başka yazıtlarda her zaman sözü edilen Hecate ve Sarapis’in adı geçmez. Lykia’nın 12 tanrısı çok ünlüdür. Ama bunlar adsızdır. Acaba bu liste onların isimlerini belirtmek için mi düzenlenmiştir? Tüm bu tanrıların Sidyma da tapınakların olduğunu varsaymak hatalıdır. Aslında orada bulunan tek tapınağın İmparatora ait olduğu saptanmıştır.
Kent merkezindeki Agora; Cladius’un hekimi Epagathos ve oğlu Livius’un İmparatora adadığı Stoa, Quintus Veranus’un teşvikiyle, Sidyma’nın danışma ve halk meclislerinin İmparatora adadığı bir Sebasteion bulunmaktaydı. Sebasteionun doğusunda yazıtlarda anılan Balneion-Gymnasion’dan birkaç kemer ve duvarların bazı kısımları ayakta kalmıştır. Sebasteion dışında herhangi bir tapınak kalıntısı görülmez.
ARSADA-ARAKSA-ARATHTHİ-ÖREN KÖYÜ
Fethiye Ören Yerleri, bir diğer şehir “Arsada” dır.
Fethiye ilçe merkezine 40 km uzaklıktadır.
Xanthos vadisinin doğusunda, bir hayli yüksekte, eski Massicytus, şimdiki adıyla Akdağ’ın yamacındaki bir düzlükte kurulmuştur. Buradaki yükseklik 900 m yi bulur. Burada birkaç yıl önce orman yolu yapılmıştır. Ama kalıntılara kadar ulaşmaz. Kalıntılara Kayadibin’den uzun ve dik bir patikadan gidilir.
Lykia, Phrygia ve Pisidia sınırları arasında kalmıştır. Araksa isminin anlamı Luwi ve Karia dillerinde “sunağı olan mabet” demektir.
Lykia yazıtlarında bu kentin ismi “Araththi” olarak geçer. İlk olarak II Ptolemaios Philadelphos’a ilişkin MÖ 2’nci yüzyıl yazıtında anılır. Bu dönemde varlığı ve önemi, kentin bastırdığı birlik sikkeleriyle kanıtlanır. Ardından, MÖ 1’nci yüzyılda Alexander Polyhistoriker’de anılır. Sonra da Stephanos Byzantios ve Ptolemaios’da adı geçer.
Kentin ne zaman kurulduğu bilinmez.
Araka bildiri taşı:
Eski coğrafyacılar adından söz ettikleri halde, Ören köyünde, Orthagoros adlı ünlü bir vatandaşın kamu hizmetlerini belirten Araxa halkının bir bildirisi bulununcaya kadar kent hakkında bir şey bilinmiyordu. Bu taş; bulunduğunda Ören’deki bir köylü kadını tarafından çamaşır tahtası olarak kullanılmaktaydı. Yazıların girişti ve çıkıntıları, çamaşır için çok elverişliydi. Yazıttan MÖ 2’nci yüzyılda Araxa’nın, Bubon ve sonra da ülkeyi yağmalayan ve birçok yurttaşı esir alıp götüren Cisyra ile savaşa tutuştuğu öğrenilir.
Orthagoras, elçi olarak birliğe şikayetini gönderir. Tlos ve Xanthos’daki zorbalarca başkaldırı döneminde Orthagoras, Birlik Ordusundan, ayaklanma bastırılıncaya kadar başarı ile savaşır. Lykialılar ile Telmessos arasındaki çatışmada aynı başarıyı sürdürür.
Araxa’nın komşusu Oenoanda’nın (ki adı başka yerde geçmez) Birliğe katılmasını sağlamada önemli rol oynar. Daha sonra Roma’dan gönderilen çeşitli elçilerle görüşmeleri Orthagoras sürdürür. Tüm bu hizmetleri gönüllü ve ücretsiz olarak yerine getirir, kentin ihtiyaçlarının karşılanmasında öncülük eder.
ŞEHRİN GENEL ÖZELLİKLERİ
Boubon Roma öncesinde, siyasi ve sanatsal olarak Lykia ile pek barışık değildir. Ayrıca: Araxa ile sorunları vardır. Savaşan dönüşen sorun, Kibyra aracılığıyla çözülse de Araksa’ya saldırılar devam eder. Bunlar: Araksa’nın zor zamanlarıdır. Lykia Birliğinin etkinleşmesiyle birlikte sorunlar azalır. Ama küçük ve zayıf bir yerleşim olan Araksa’nın bağımlılığı bitmez.
GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:
Ören yerinin girişinde, Geç Roma dönemine ait duvarlar bulunur. Bunlar 5 metreye kadar ayaktadır. Tepenin eteğinde, günümüz köy yerleşimi ve Roma dönemi kalıntıları, iç içe bulunur. Birçok köy evi, antik kalıntılardan yararlanılarak inşa edilmiştir. İçinde bir köy evi ve ahırın bulunduğu kesme taş bloklarla örülü yapı kalıntısı, bir hamama aittir. Kuzeydoğu yöndeki en yüksek tepenin çevresi, 23.7 metresi izlenebilen sur duvarlarıyla çevrilidir. Duvar içinde 10 x 5.5 m ölçülerinde kuleler berkitilmiştir. Burası korunaklı Akropoldür.
Akropol:
Hayli alçak olan Akropol tepesi, köye bakan yüzünün doruğun az aşağısında masif bir duvar göze çarpar. Buradaki kule 5.5 m dir. Bloklar yer yer 1.80 x 2.20 m boyutlarına varan düzgün sıralar halinde yerleştirilmiştir. Çoğunun kenarları kesmedir.
Mezarlar:
Aralarında en ilginçleri, köyden 1 km kadar batıda, yol kenarındaki alçak bir tepeciğin dibindeki kayaya yontulmuş bir düzine kadar mezardır. Bunlar çeşitli tipte çoğunluğu gerçek Lykia ev tipi mezarlardır. Üçlü bir gurup mezar, özellikle görülmeye değerdir. Geri kalanlar ise düz, kesme kaya mezarlarıdır. Bir tanesi daha değişik ve daha sonraki döneme aittir. Girişte üstleri oymalarla işlenmiş 2 sütun vardır. Bunların üstünde dentil freskli bir taş taban ve düz bir alınlı göze çarpar.
Yüksek bir kapıdan üç peykeli mezar odasına girilir. Ana odada düz bir Lykia mezarının kapağının iki yanında Orthagoras adı oyulmuştur. Bu gurupta tek yazılı olan mezar kapadığı budur. Sözü edilen ismi, yukarıda anlatılan Araxalı kahraman ile karıştırmamak gerekir.
Nekropolün en önemli mezarı: 2.50 x 2.85 m ölçülerinde, tapınak cepheli olandır. Bunun doğusunda, 3 kasetli cepheye sahip, ev tipi bir kaya mezarı vardır.
Aşağıda çay kenarında bir çok Gotik lahit mezar kapağı göze çarpar. Yazıları okunamaz durumdadır.
Su Kaynağı:
Ören’den az ileride, dağlara doğru, olağanüstü bir kaynak vardır. Topraktan çıkar çıkmaz derin, güçlü bir akarsu oluşturur. Bu su köy yakınlarında ana kolla birleşerek akarsuyun yoğunluk ve gücünü büyük oranda arttırır. Eski çağlardaki bir söylentiye göre: Leto; Apollo ve Artemis’i Dellos’da değil, Lykia ören yerindeki köyde doğurmuştur. Çocuklarını bu menbanın berrak sularında yıkamıştır. Bir ozan, Leto’nun kutsal doğun sancılarından kıvranırken, tırnaklarını Lykia’nın sert topraklarına geçirip Xanstohs nehrini ortaya çıkararak insanlığın hizmetine sunmuş olduğunu anlatır. Sidyma da bulunan bir yazıta göre, doğum Araxa’da olmuştur. Sözünü ettiğim olağanüstü kaynak, bugün o yöre yerlileri tarafından Xanthos’un ana kaynağı olarak kabul edilir.
Fethiye Kayaköy ve çevresi tanıtımına önce Kayaköy ile başlayacağım.
Fethiye Kayaköy: Fethiye merkeze 8 km uzaklıktadır. Hisarköy üzerinden gidilir, Hisarköy’e 5 km uzaklıktadır. Ölüdenize ise 7 km uzaklıktadır.
İlçe merkezinden cami arkasından kalkan dolmuşlar, her yarım saatte bir buraya servis yapıyorlar ve bu servisler akşam saat: 23.00’e kadar sürüyor. Özel aracınız ile giderseniz, Hisarönü köyünü geçip, çamlar arasından 5 km daha ilerlerseniz, buraya ulaşacaksınız. İlçe merkezinden Kesikkapı Mahallesinden geçen karayolu ile de ulaşmanız mümkündür.
GENEL ÖZELLİKLERİ;
Köyün Likya Uygarlığının en önemli şehirlerinden olan “Karmylessos” kalıntıları üzerine kurulduğu tahmin edilmektedir.
Kaya Kayaköy’ün geçmişi MÖ 3000’li yıllara kadar gitmektedir. Buradaki antik dönem kalıntılarından olan lahit ve kaya mezarları ise, MÖ 4’ncü yüzyıldan kalmadır.
Coğrafyacı Strabon:”…….. dar ve derin bir dere boyunca iskan edilmiş olan Karmylessos’a varılır” diye yazmıştır. Karmylessos’un Kayaköy olduğuna ilişkin, bundan başka bir kanıt henüz yoktur.
Gökçeburun mevkiinde bulunan Likçe yazıtlı 3 kaya mezarı ve 3 lahit, antik dönemden kalan yeğane kalıntılardır.
Evliya Çelebi, 17’nci yüzyılda Fethiye’den Eşen yaylasına giderken merak edip incelediği bu kentten “Kaya” olarak söz etmektedir.
Terk edildiği için, köy günümüzde “Hayalet Köy” olarak anılmaktadır.
Çünkü 30 Ocak 1923 tarihinde imzalanan anlaşma sonucunda toplu göçlerle gidip Selanik yakınında Neo Makri kasabasını kuran 12.000 Rum’un ardından, Rum köyü Levissi hayalete dönüşmüştür. Yerlerine 2.500 Türk gelmişse de Kayaköy’e değil, düzlüğe yerleşmişlerdir. Taşlar, terk edileli neredeyse 100 yıl olsa da hala gidenleri temsil eder. Taş işçisini, marangozu, nalbantı, kalaycıyı ve hatta basılan ilk gazetenin sahibini ve daha başkalarını geride bıraktıkları mekanlar anlatır. Yapılar çatıları dışında her şeyi ile ayaktadır.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy
Karmylessos
Bugün sadece nekropol kalıntıları bulunmaktadır.
Bugün bu bölgenin girişinde “Turabi Mezarlığı” yazısı bulunmaktadır. Bir zamanlar Levissi köyünün ölü gömme törenleri de burada yapılırmış.
Birbirinden farklı inançlara ev sahipliği yapmış yerleşimin ibadet ve cenaze gelenekleri de zamanla iç içe geçmiştir. Lykia’dan devir alınan geleneksel törenler, ayinlerde de kendisini gösteriyordu.
Birkaç çukurdan oluşan mezarlığa: dörtgen bir kapıdan giriliyor. Yanında ise bir şapel var. Ölüler şapelde okunan dualarla buradaki çukurlara gömülüyor. Gelenek gereği 7-8 ay sonra ise kemikleri buradan alınarak “Meryem Ana” ile “Panayia Pirgiotissa Kilisesin” de kemiklik denen bölgelere konuluyordu.
Zaman içerisinde ise bütün köyün kemikleri burada birbirine karışıyordu. Yeniden topluca dua ediliyordu. Friglerden öğrenildiği sanılan bu adet, uzun yıllar sürüyor.
Yaşamda yan yana olan Levissililer ölümde de birbirlerine karışıyorlardı. Evet, ben burayı gezerken bu kemiklikleri gördüm, oldukça ilginç.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy
Rum Köyü
Geçmişte köyün ismi: “Levissi” olarak bilinirmiş.
Güney Ege’nin en büyük ve en eski Anadolu Rum yerleşkesi burasıdır. Konya’nın Sille Kasabasından gelen Rumların buraya yerleştiği biliniyor.
Köyde 13’ncü yüzyıldan itibaren yerleşim olduğu ve Hıristiyan bir topluluk bulunduğu bilinmektedir. 1922 yani mübadele öncesine kadar köyde 25 bin kişi yaşıyordu.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy
Burası eski bir Rum köyüdür.
Yamaca doğru, biri diğerinin önünü; manzara ve ışığını kapatmayacak şekilde, yaklaşık 802 taş konut-ev vardır. Yani Levissi halkı güneşten aldığını kendi arasında pay ediyordu. Toplamda ise diğer binalarla birlikte burada 860 adet yapı bulunmaktadır.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy
860 binanın: 24 tanesi anıtsal (okul, kilise, kitaplık, şapel, çeşme) dir. 34 tanesi ticaret ve 802 tanesi konut niteliğindedir. Binaların yüzde 80 bölümü, eğimli ve çok eğimli arazide bulunmaktadır.
Evler: düz, toprak damlı, dikdörtgen planlı ve taş konutlardır. Her biri 50 metre kareden daha büyük değildir.
Evler iki katlıdır, alt katları kiler olarak kullanılmıştır. Girişlerinde ise, çatıdan akan yağmur sularının toplandığı, zemin altı sarnıçlar vardır. Evler genellikle iki oda veya tek odalı olarak yapılmıştır. Çok nadiren 3 odalı olanlar vardır.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy
Evlerin birçoğunda şaraplık ve kuyu bulunuyordu.
Her bir evin içine girdiğinizde, günümüzde solgun mavi tonlarını göreceksiniz. Bu soluk mavi renk, Kayaköy’ün simgeleşmiş bir rengi gibidir.
Evler yamaca yapılmıştır çünkü Rumlar, iyi tarımcı oldukları için ekilir araziye ev kurmamışlardır.
Köy sokakları son derece dardır. Çünkü yerleşim eğimlidir. Sokak tabanları genelde taş döşemeli ve ortaları yukarıdan gelen suyu kanalize etmek için oluklar şeklinde düzenlenmiştir. Arazinin eğim durumuna göre sokaklarda taş basamaklar da görülür. Ancak günümüzde sokak kenarlarındaki evler yıkılmış ve sokak düzenleri bozulmuştur.
Köydeki Yapılar:
Tuvalet ve sarnıçlarıyla, 1000’e yakın konut, 2 okul, 2 değirmen, çeşmeler, 14 şapel ve 2 kilisenin bulunduğu kentte, Türk-Yunan nüfus değişimi anlaşmasına kadar can veren 6500 kişinin altısı bile günümüze kalmamıştır.
Kiliselerin isimleri: Taksiyarhis ve Katopanayi kiliseleridir.
Bunlar: günümüzde çok harap bir durumdadır. Kare planlı taş evlerin, özellikle ahşap kısımları tamamen yok olmuştur. Taş evlerin sadece taş dış duvarları, köşe ocakları, tuvalet ve avluları, sarnıçları, döşemeleri, taşlı yolları günümüze ulaşmıştır. Evlerin döşemeleri, renkli çakıl taşlarıyla süslüdür.
Katopanayi kilisesinin kapısı ise sökülerek götürüldüğü, Fethiye Müzesinde sergilenmektedir.
Yine, köyde: kız ve erkek ilkokulları, eczaneler ve doktor, çok sayıda dükkan bulunuyormuş. Hatta, yine köyde gazete bile çıkarılıyormuş. Güney Egenin en etkili gazetelerinden birisi olan “Karya” gazetesi Kayaköy’de yayınlanıyor ve bölgeye dağıtılıyordu.
KONUTLAR:
Livissililer, hiçbirinin evi diğerinin güneşini ve manzarasını kesmez. Düzlüğe ev yapılmaz. Taş evleri kullanmayıp düzlüğe yerleşenler, ilk kez Kayaköy adını anan Türk çiftçileridir. Önce evlerde eşyalar yağmalanmış, 1957 depreminin ardından da yıkılan Fethiye evlerinin kapı ve pencereleri, Levissi yapılarından sökülerek taşınmıştır. Geriye kalan sadece duvarlardır. Şimdilik 3500’e yakın yapı restore edilip, turizm köyü yapma projeleri için çalışılmaktadır.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy Turabi Çeşmesi
Turabi Çeşmesi
Kayaköy’de içme suyu, Kızlar okulunun altında bulunan çeşmeler ve kuyulardan sağlanıyordu. Bu çeşmelerden “Turabi Çeşmesi” önünden ve yanından geçen yollara revaklı cephe verir. Çeşmenin üstünde, yapımı ile ilgili kitabe vardır.
Bazı kaynaklarda “Kayaköy Eski Rum Çeşmesi” olarak da geçmektedir. Hatta yine bazı kaynaklarda “Hacı Teodara Çeşmesi” diye geçiyor.
Çeşme Kayaköy başlangıcında gelenleri karşılıyor.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy Aşağı Kilise
Panayia Pirgiotissa Kilisesi (Aşağı Kilise)
Bir diğer kilise ise, Panagia Pirgiotis Kilisesi (Aşağı Kilise) dir ve iyi durumda olarak günümüze ulaşmıştır. Bu kilise, Donyucak koyuna çıkan yol üzerinde (Soğuksu yolu) Aşağı Mahallededir.
Kentin batısındaki Aşağı Kilise, 1888 yılında restore edildiğinde ve geçen yüzyıla kadar cami olarak kullanıldığından, mimarisi ve freskoları oldukça iyi korunmuş durumdadır.
Kilise bahçesine, doğu yöndeki bir kapıdan girilir. Bahçenin güneydoğu köşesinde çan kulesi bulunur. Kuzey doğu bölümünde ise mezarlık vardır.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy Aşağı Kilise
Bahçe duvarına bitişik üç basamaklı oturma sırası, dini törenlerde ziyaretçilerin oturması için kullanılmıştır.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy Aşağı Kilise
Yukarıda da belirttiğim gibi, yapının yukarı kiliseye göre iyi şekilde korunarak günümüze ulaşmasının en önemli sebebi, 1960’lı yıllara kadar cami olarak kullanılmasıdır.
Atrium, tıpkı yukarı kilisede olduğu gibi, çakıl taşlarından yapılmış mozaiklerden oluşmaktadır.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy Aşağı Kilise
Pencere ve kapı söveleri beyaz mermerdendir. Dış cephe malzemesi, kesme taştır. Kilisenin güney yüzünde, üst kata çıkan taş merdiven bulunur.
Pencere üstlerinde, pencere görünümlü desenler vardır. Duvarlarda, özellikle de pencerelerin üstleri ile tonozlar arası kemer içlerinde, mavi üzerine yapılmış, beyaz alçı kabartma desenler görülür.
İkonastatis duvarlarında çelenk içinde İsa figürü, 12 aziz ve melek figürleri, üzerindeki frizlerde de; Son Akşam Yemeği, Doğuş, Kudüse giriş gibi 12 ayrı konu işlenmiştir.
Kilisenin ahşap kapısı, günümüzde Fethiye Müzesinde sergilenmektedir. Ahşaptan ikinci katı ise yıkılmıştır.
Bu kiliseyi ziyaret ediniz ve duvarlarındaki freskler ilginizi çekecektir.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Kayaköy Yukarı Kilise
Taksiryarhis Kilisesi (Yukarı Kilise)
Tepede yerleşime hakim noktada inşa edilen büyük kilise, yüksek çevre duvarlarıyla çevrilidir. Geometrik desenli, siyah-beyaz mozaiklerle kaplıdır. Asıl adı “Taksiyarhis Kilisesi” dir.
Kırma ve kenarları düzeltilmiş taşlarla, kireç harç kullanılarak yapılmıştır. Dıştan ise kalın ve pembe renkli sıva kaplıdır. Kapı ve pencere çevreleri mermerdir. Yüksek duvarlarla çevrili atrium bölümü, mozaik döşeme kaplıdır.
Çok iyi korunmuş olan kilisenin ikonostatis duvarı gibi bazı yerleri yıkılmıştır.
Ticari alan
Yukarı kilisenin kuzey kesimindeki boş alan ve çevresi, köyün ticari alanını oluşturuyordu. Yapılar tam olarak tanımlanamasa da, kullanıldığı dönemlerde kahvehane, manav, bakkal, kasap, kumaşçı gibi dükkanlar bulunduğu tahmin edilmektedir.
Her 2 kilisenin bugünkü durumu
Her iki kilise de yaklaşık 7 yıldır restorasyon bahanesiyle kapalı tutuluyor. Aslında daha önce ziyarete açık iken, çok çok nadir olarak tuğla, kiremit düşme olayı olmuş, bunun üzerine restorasyon yapılacak denilerek kapatılmış, ancak 7 yıldır hiçbir faaliyet yoktur. Umarım en kısa zamanda restorasyon yapılır ve oldukça yoğun gezilen bu mekanlar ziyarete açılır.
Okul binaları
Köyde, ilköğretim seviyesinde verilen eğitimde, kızlar-erkekler ayrı eğitim görmüşlerdir.
Levissi Kız Okulu: Turabi çeşmesinin hemen üzerindeki yükseltidedir. Kızlar okulu kitabesinde yapıyı Lovisidi kardeşlerin yaptığı yazılıdır ve kitabe, günümüzde Fethiye Müzesinde sergilenmektedir.
Erkekler Okulu: Yukarı Kilisenin kuzey batısındaki tepenin zirvesindedir.
Öğrenciler daha yüksek seviyedeki eğitim için Rodos, Atina ve İstanbul’a gidiyorlardı.
Yel Değirmenleri
Köyün güneyindeki sırtta bulunan yel değirmeni, denizden gelen rüzgarlara açıktır. Diğer yel değirmeni, Kaya çukurunun güneybatısında, Değirmentepe zirvesindedir. Yel değirmenleri, mimari olarak içten iki katlı, yuvarlak planlıdır, ancak günümüze sadece beden duvarları gelmiştir.
Köyün Boşaltılması-Mübadele Dönemi
Köyde mübadele öncesine yani 1922 yılına kadar, 25 bin kişinin yaşadığı söyleniyor.
Mübadeleden sonra bu kişiler, 30 Ocak 1923 tarihinde bölgeden ayrılarak Yunanistan’a göçmüşlerdir.
Buradan göçenler, Yunanistan’da Atina yakınlarında bir alana yerleştirilmişler, burada kurdukları yerleşim yerine “Nea Makri” yani “Yeni Fethiye” ismini vermişlerdir. Ayrıca “Nea Levissi” yani “Yeni Kayaköy” yerleşimini kurmuşlardır.
Göçmenler
Ardından buraya Batı Trakya’dan gelen Türkler yerleştirilmiştir. Ancak bu göçmenler, buraları pek sevmemişler ve birçoğu başka yerlere göçüp gitmiştir. Bir kısım göçmen ise, köyün önündeki düzlüğe evlerini kurmuşlardır. Günümüzde: köyün önündeki düzlükte 2000 kişi yaşamaktadır. Yamaçtaki, Rumlardan kalma taş evler ise: kapısız ve penceresizdir, ancak bu evler koruma altına alınmıştır.
Ayrıca: 1990 yılında Rodoslu Papaz ve Fethiyeli İmam Ali tarafından: Köydeki Meryem Ana Kilisesinde “Barış ve Dostluk” için dua edilmiştir.
Ayrıca ünlü aktör Russel Crowen’u yönetmeliği ve başrolünü üstlendiği “The Water Diviner” isimli film, 2015 yılında Kayaköy’de çekilmiştir.
Konaklama
Fethiye Kayaköy ve çevresi nde, Kayaköy’de çadırlı konaklama yeri vardır. Çadır dışında ise bungalowlar bulunuyor. Ayrıca, çevrede butik oteller vardır.
Gezi
Fethiye Kayaköy ve çevresi gezimizde, köyün içinden geçen taş döşemeli yolu izleyip, tepeye çıkan, tepedeki şapele ulaşınca Soğuksu Koyunun muhteşem güzel manzarasını görebilirsiniz. Ayrıca: Kayaköy önünde kurulu yeni yerleşim yerindeki köylü kadınlar: gözleme yapıp satıyorlar.
Ayrıca bu yörede, kökboyası tekniğiyle yapılan, özgün renklerdeki “Kaya Halıları” da görüp satın alabilirsiniz. Bir de bu yörede yetişen üzümlerden yapılmış şarapların sunulduğu şarap evleri ve bu şarapların satıldığı yerler de göreceksiniz.
Son olarak Kayaköy yöresinde bolca bulunan “Kendin pişir kendin ye” tarzındaki mangal başı restoranlar ve eğlence yerlerinde mola verebilirsiniz. Özellikle, kapalı bir mekanda, mekan dışına doğru çıkıntı yapan ve buraya mangalların yerleştirildiği çok değişik restoranlar bulunuyor.
Kayaköy Kahvesi
Tepedeki yolculuğunuzu tamamladıktan sonra dik yamaçtan aşağıya indiğinizde Kayaköy Kahvesiyle karşılaşırsınız. Burası, o dönemde Türkler ve Rumların buluşma yeridir. Günümüzde de Kayaköy Meydanında bulunmaktadır.
Sanat Kampı
Kayaköy’ü sanat çalışmalarının yapıldığı “Barış ve Dostluk Köyü” yapma projesi pek tutmamıştır. Burada “Kayaköy Sanat Kampı” var, ama söylediğim gibi pek ilgi çekmiyor. Yerli ve yabancılardan oluşan öğrenciler, çeşitli sanatsal (heykel, seramik, fotoğraf gibi) faaliyetlerle uğraşıyorlar. Atölyede: çömlek de yapılıyor. Hediyelik eşya satılan küçük bir sergi bulunuyor.
SOĞUKSU KOYU
Fethiye Kayaköy ve çevresi gezimizin ikinci durağı Soğuksu Koyudur.
Fethiye ilçe merkezine 14 km uzaklıktadır.
Buraya “Soğuk Su Mağarası” da denilmektedir.
Kayaköy yakınlarında bulunan koy: muhteşem manzarası ve denizi ile ilgi çekmektedir. Tekne turlarının vazgeçilmez duraklarındandır.
Buraya, Kayaköy içinden geçen bir yolla yürüyerek yaklaşık 30-35 dakikada ulaşabilirsiniz.
Soğuksu koyu, dünyanın ender doğa alanlarından birisidir. Burası farklı endemik ekosistem araştırma alanıdır. Burada dünyada ender bulunan bitkiler ve çiçekler vardır.
Koyun kenarında bir mağara var. Bu mağarada ise kayalar arasından çıkan soğuk su kaynağı var ve koy ismini buradan alıyor. Kayaların arasında küçük bir havuz gibidir. Deniz oldukça berrak ve tertemizdir.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi gezimizde, Koyda kumsal yok gibi, oldukça küçük ve çakıllıdır.
Deniz suyu, özellikle soğuk su kaynağı bulunan mağaraya yaklaştıkça soğumaktadır. Deniz suyu sıcaklığı 10 derece civarındadır.
Evet, su oldukça soğuk, denize girerken bunu akıldan çıkarmamak gerekir. Denizde kıyıda kayalıklarda deniz kestanelerine dikkat ediniz.
Herhangi bir tesis yok, burayı ziyaret etmek isterseniz, yiyecek ve içeceklerinizi yanınızda götürmeniz gerekir.
Evet bir rivayet ile bu konuyu kapatalım “Bu suda 5 dakika kalan 5 sene gençleşiyormuş”
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Afkule Manastırı Yolu
AFKULE (HAGİOS ELEFTERİOS) MANASTIRI
Fethiye Kayaköy ve çevresi gezimizin 3’ncü durağı: Afkule Manastırıdır.
Kayaköy’e 3 km uzaklıkta, denize bakan bir yamacın kenarında, yöre halkı tarafından “Afkule” olarak isimlendirilen Haigos Elefterios Manastırı kalıntıları bulunmaktadır. Kısık koyunun batısında Çevlik kayalıklarındadır.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Afkule Manastırı
Burası Ege bölgesinin “Sümela” sı olarak biliniyor.
Manastır denizden 400 metre yüksekliktedir.
Manastıra günümüzde patika bir yoldan ulaşılır. Karayolu ile belli bir yere kadar gidiliyor, sonrasında orman içinde 2-3 kilometrelik bir patika yolu geçmek gerekiyor. Yol kolay bulunmuyor, tek ipucu: “Likya yolu tabelalarını” takip etmektir.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Afkule Manastırı
Buraya gitmeye karar verirseniz, kesinlikle ayağınızda uygun ayakkabı olmalı, yanınızda bolca su bulunmalıdır. Yolun bazı yerlerinin tehlikeli olduğuna da dikkat etmelisiniz.
Hibrit teknikle yapılmış iki katlı manastırda sarnıç ta vardır. İki odadan oluşan ikinci kattaki kare oda, apsis içeren tapınak odasıdır.
Manastırın Ayios Elefterios adında bir keşiş tarafından, kayalara oyularak yapıldığı ve bu keşişin ölünceye kadar burada yaşayarak çile çektiği bilinmektedir.
Manastır 10 metrelik bir alanda kayaya oyularak yapılmıştır.
Ancak bu keşiş öldükten sonra, tek katlı olan manastır üzerine bir kat daha ilave edilmiş, su sarnıcı büyütülmüş ve daha kullanışlı hale getirilerek manastır olarak kullanılmaya devam edilmiştir.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Afkule Manastırı
Burada oldukça muhteşem bir deniz manzarası izleyebilirsiniz. Hatta güzel bir havada Rodos adası bile görülebilir.
Ancak günümüzde manastırdan herhangi bir iz kalmamıştır.
Afkule’den denize girmek isterseniz, en yakın yer Soğuksu koyudur.
Kilisenin önünden, tepeye doğru yürüyüp, patikadan aşağıya yarım saatte inebilirsiniz. Burada dalış yapılıyor.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler Koyu
GEMİLE KOYU-LEBİSSOS-GEMİLER ADASI:
Fethiye sınırları içinde 18 ada bulunmaktadır. Bunlardan: Şövalye adası ve Gemile adası (St Nikola) tarihi kalıntılar içermeleriyle diğerlerinden ayrılır.
Evet: Fethiye Kayaköy ve çevresi gezimizin bir diğer durağı Gemiler Koyudur.
Fethiye merkeze 9 km uzaklıkta “Gemile” bölgesindedir.
Kayaköy’e ise 5.5 km uzaklıktadır.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler Koyu ve Gemiler Adası
Kayaköy’den batıya doğru devam eden çam ve zeytin ağaçlarıyla kaplı yolun sonundaki küçük koy “Gemile Koyu” dur.
Koya giriş ücretlidir, eğer aracınız ile giderseniz araç başına otopark ücreti alınıyor. Buraya Fethiye merkezden kalkan düzenli dolmuşlarla da gidebilirsiniz.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler Koyu
Geniş plajın arkasında, zeytin ağaçlarının altında piknik alanı vardır. Buradaki piknik masaları, ücreti karşılığı kiralanıyor. Plaj kısmında ise, iki restoran ve su sporları merkezi vardır. Koyda deniz genel olarak dalgalı, kumsal ise taşlıktır.
Anakaradan dar bir deniz kanalıyla ayrılmıştır. Bu kanalın genişliği 400 metre, uzunluğu ise 1000 metredir. Koyun önünde bir kalkan gibi set çekmektedir. Böylece koy, Lodos rüzgarlarına kapalı ve tekneler için korunaklı olur, bir zamanlar korsan gemilerinden saklanmaya yarardı.
Buraya ulaşmak için, Kayaköy yakınlarından Gemile Koyundan, plajdan tekneye binmek gerekiyor.
Adaya giriş ücretlidir.
Bazı kaynaklarda adanın ismi “Gemile Adası” olarak da geçer. Bazı kaynaklarda ise adanın ismi “Aziz Nikolas” adası olarak geçmektedir. Çünkü Ortaçağ dönemine ait bir denizcilik rehberinde adanın ismi böyle geçmektedir.
Evet, yerleşime imkan tanımayan topoğrafyası ve yaşam kaynaklarının yokluğuna rağmen buraya yerleşilmiş olması şaşırtıcıdır. Tek açıklama nedeni: Aziz Nikolaos ve deniz ticareti trafiğine uygun konumu olarak görülmektedir.
Japon Araştırma Ekibi
Adada, 1990’lı yıllarda Japonlar tarafından arkeolojik kazı çalışmaları yürütülmüştür. Kazı başkanı Kazuo Asano’dur. 1995-2003 yılları arasında Fethiye Müze Müdürlüğü ve Japon Osaka Üniversitesi birlikte adada arkeolojik kazılar yapmışlardır.
Bu çalışmalarda, adada bulunan kiliseler numaralandırılmıştır. Ayrıca, Japon arkeoloji ekibinin değerlendirmelerine göre, bu ada Kudüs’e giden haç yolunun üzerindeki kutsal ziyaretgahlardan birisiydi.
Evet ada: Bizans harabelerinin zenginliğiyle ünlüdür.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler adası surlar
Ada boydan boya surla çevrilidir. Surlara ait kalıntılar, adanın kuzey sahili boyunca uzanıyor.
Adada: mezar yapıları, 3 tane kilise kalıntısı ve Orta Çağ yerleşimine ait çeşitli kalıntılar vardır. Ancak bunların büyük bölümü günümüzde yıkılmıştır.
Suların altındaki kalıntılar
Kalıntıların bir kısmı, günümüzde su altında da görülebilmektedir. Sahile yakın binalar, özellikle antrepoların bir kısmı, MS 240-241 yılları arasındaki depremlerle oluşan çökmeler sonucu suların altında kalmıştır. Batık kalıntılar, günümüzde 2 metre derinlikte görülebilmektedir.
Ada: MS 5 ile 7’nci yüzyıllar arasında iskan görmüştür.
7’nci yüzyılda ise Arap akınları sonucunda terk edilmiştir. Çünkü Araplar tarafından ada yakılıp yıkılmıştır. Ada halkı ise, bu saldırılar öncesinde daha güvenli olan iç kesimlere kaçmıştır.
Adada çok sayıda dini yapı bulunmaktadır.
Bu durumun, gemi seyahatiyle hac yolculuğu yapanların buraya uğramalarından kaynaklanmaktadır.
Bunların muhtemelen: MS 5 ile 7’nci yüzyıllarda buranın bir dini merkez olduğunu düşündürmektedir.
Adanın en yüksek noktasında bulunan bir kilise (Zirve Kilisesi) nedeniyle Ortaçağ’da “Aya Nikola Adası” olarak da adlandırılmıştır.
Zirve kilisesinde yapılan arkeolojik kazılarda: geometrik desenler ve mitolojik olayların yer aldığı taban mozaikleri bulunmuştur. Kilisenin büyük bir yangın sonucu yıkıldığı tahmin edilmektedir.
Ancak her ne kadar adada çok sayıda yapı bulunmasına rağmen, su yoktur ve bu durum oldukça ilginçtir. Muhtemelen adada bulunan sarnıçlar, yağmur suları ile doluyordu.
MS 12’nci yüzyılda bu topraklara geri dönüş olur. Ancak Nikolaos adası, bu tarihten sonra sönük bir balıkçı köyü olmaktan ileri gidememiştir. Sadece kutsallığına hürmeten ziyaret edilen ve kiliseler çevresine defin yapılan bir yere dönüşmüştür.
Burası, Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır. Ada günümüzde ıssızdır ve yazın turistler tarafından ziyaret edilmektedir.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler Adası Kiliseler
Kiliseler
Adada yapılan resmi arkeolojik kazı çalışmalarında: mevcut kiliseler numaralandırılmıştır. Tepedeki kilise ile doğudaki kiliseyi birbirine bağlayan galeri dikkat çeker. (Ayrıntılı bilgi aşağıda)
Tamamen kalıntıya dönüşmüş kiliselerde yer yer mozaik zemin ve dekoratif mimari elemanlar görülür.
1 Numaralı kilise
Adanın batısındaki kiliseye, kısa bir yürüyüşle varılıyor.
Zamanın, deprem ve savaşların, toprak kayması yüzünden harap olan kiliseden geriye bir şey kalmamıştır. Sadece apsis kısmı ve vaftiz binası kısmen tanınlanmaktadır.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler Adası Kiliseler
2 Numaralı Kilise
Adanın zirvesine doğru giden patikadadır. En iyi korunmuş kilisedir. Kubbesine varıncaya kadar korunmuş, 3 penceresi ve synthromonuyla apsisi ve nefleri rahatlıkla izlenir.
1997 yılında yapılan kazılarda: yapının içindeki toprak ve molozlar temizlenmiş, yapının yer döşemesi ortaya çıkarılmış ve kilisenin planı anlaşılmıştır.
Düzgün taş işçiliğine sahip duvarları ilgi çekmektedir. Bu özenli işçilik nedeniyle, bu kilisenin adanın diğer yapılarından daha önemli olduğu düşünülmektedir.
Günümüzde: kilisenin kubbesi, papazların ayinde oturdukları kademeli sıralar ve ibadet mekanının yan duvarlarının büyük kısmı sağlamdır.
Avlusu tamamen yok olmuştur.
Yan kapı ve apsis yan duvarında, kısmen sağlam kalmış bezemeler görülür.
Apsis yarım kubbesinin mozaikler, pencere üstlerinin freskolarla bezeli olduğu, kilisenin tabanının ise son derece dekoratif mozaiklerle kaplı olduğu görülür.
Kilisenin ibadet mekanında: çok renkli mozaikten bir kabartma dikkat çeker. Bu mozaikte: kalp şeklindeki sarmaşık yaprakları, hurma dalları, kenger yapraklarını kemiren keçi ve boynundan bir ağaca bağlanmış olan boğa betimlenmiştir. (Bu mozaik döşeme, günümüzde Fethiye Müzesinde sergilenmektedir.)
Bunun haricinde: kireç taşından yapılmış, son derece dekoratif kabartma panolar da görülmektedir.
Mozaik panolardan birindeki Yunanca yazıtta: bu döşemenin Makedonyalı bir kuyumcu tarafından hayır olarak yaptırılarak Aziz Nikolaos’a adandığı yazılıdır.
Kilisenin apsis kısmında bulunan bir freskoda “Hossios Nikolaos” yazmaktadır. Buna dayanarak, kilisenin günümüzde Antalya Demre yakınlarında Alacahisar’da (eski ismi Sion) doğmuş ve yaşamış olan Sionlu Aziz Nikolaos’a atfen inşa edildiği düşünülmektedir.
Aziz Nikolaos (Santa Claus)
Hıristiyanlıkta denizcilerin koruyucusu ve bereketin sembolü olarak kabul edilmektedir. Hacı olmak için gittiği Kudüs’ten dönerken, fırtınaya tutulan gemiyi duaları ile batmaktan kurtarması ile birlikte denize düşerek boğulan bir denizciyi dirilttiği anlatılır. Bu mucizeleri nedeniyle denizcilerin koruyucu azizi olarak kabul edilmektedir.
Bu yüzden 2 Numaralı kiliseye “Aziz Nikolaos Kilisesi” ismi verilmiştir. Adada bazı kaynaklarda aynı isimle yani “Aziz Nikolaos Adası” olarak anılmaktadır.
Evet, bu kilise oldukça iyi korunmuştur. Altında sarnıç bulunan narteks bölümü, büyük oranda kayaya oyulmuştur. 3 nefli kilisenin apsisi ve synthronu oldukça iyi korunmuştur. Kazılarda templon ve zemin döşemeleri ortaya çıkarılmıştır. Mozaik üzerindeki yazıta göre “Makedonyalı bir kuyumcunun masrafları karşıladığı zemin mozaiklerinde hem geometrik desenler hem de figürlü dinsel sahneler” bulunmaktadır.
MS 7’nci yüzyıldaki Arap istilasında, büyük bir yangın geçirerek kullanılmaz hala gelen kilisenin bu kısmının, sonradan mezarlık olarak kullanılmış olması tahribata yol açmıştır. Bu yüzden mozaiklerin bir bölümü bozulmuştur. Kilisenin ibadet mekanında, kaba taşlarla çevrili 6 mezar bulunmaktadır. Bu mezarların yanında bulunan sikkelere göre, mezarlar 11 ile 12’nci yüzyıllara aittir.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler Adası kiliseler
3 Numaralı Kilise
En görkemli kilise: adanın en yüksek tepesinin üzerindedir. Bu kilise, bir büyük Katedral görünümü vermektedir.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler adası tünel
Koridor-Tünel
3 Numaralı kilise ile, 2 Numaralı kilise arasında, yaklaşık 160 metre uzunlukta ve 2.5 metre genişlikte, görkemli bir koridor bulunmaktadır.
Bu tonozlu galerinin çok belirgin olarak bir tören yolu olduğu anlaşılmıştır. Dinsel törenlerde bu dinsel mekanı ziyaret eden hacılar, kutsal eşyaların çevresinde yapılacak tavafa uygun biçimde, düzgün sıralar halinde hareket ederlerdi.
Fethiye Kayaköy ve Çevresi Gemiler adası tünel
Mevsimine göre, ziyaretçileri yağıştan veya kızgın güneşten korumak için, galeri üstü kapalı olarak yapılmıştır.
Galerinin batı yönünde, bir anıt mezar ile bazı diğer mezarlar bulunur.
SONUÇ:
Yerleşim Ortaçağ döneminde oldukça zayıflamıştır. 12’nci yüzyılda adaya tekrar gelen Bizans halkı, yıkıntı haldeki 3 kiliseyi, şarap işliği olarak kısmen tekrar inşa etmiştir.
Karacaören Adası
Gemile adasının 150 metre kadar batısında bulunan Karacaören adasında, dumanla işaret vermek için kullanıldığı düşünülen bir baca bulunmaktadır. Bu baca, muhtemelen bir saldırı anında hem Gemile adası halkını hem de Kayaköy halkını tehlikeye karşı uyarmak için yapılmış olmalıdır.