
Mardin Midyat: Midyat-Mardin arası uzaklık: 88 km. Midyat-Batman arası uzaklık: 80 km. Midyat-Şırnak arası uzaklık: 133 km. Midyat-Siirt arası uzaklık: 133 km.
TARİH
Midyat’ın kuruluşu konusunda farklı görüşler vardır.
Bazı kaynaklar: şehrin kuruluşunu MÖ 2000’li yıllara kadar götürmektedir.
Bu dönemde, verimli topraklara sahip Yukarı Mezopotamya’ya yerleşmek amacıyla Orta Asya’dan göç eden Eti Türkleri, bölgeden geçişleri esnasında Midyat’ı büyük bir mağara yerleşmesi halinde kurmuşlar ve hayvanlarını da burada barındırmışlardır.
Günümüzde Midyat şehrinin altında uzanan ve birbirlerine bağlantılı olan mağaraların o dönemden kaldığı sanılmaktadır.
Daha sonraları buraya yine göçebe olan Komuk Türkleri yerleşmişlerdir.
Yöre uzun süre Komuklar ve Asurlular arasında bir mücadele sahası olur ve birkaç kez iki kavim arasında el değiştirir.
Daha sonraları bölgede Makedonyalılar, Persler, Romalılar hüküm sürer.
Bununla birlikte, bölgede bulunan çok sayıdaki mağaralara dayandırılarak, günümüzdeki anlamda bir yerleşme olarak kuruluşu, MÖ 180 yıllarında Sasani ve Selevkuslar dönemine rastlandığı da ifade edilmektedir.
MS 5’nci yüzyıla kadar Hıristiyanlık bölgeye hakim olmuş, yeni dinin ortaya çıkışı ve kuzeye yönelmesiyle birlikte bölge, İslam ordularının fethine maruz kalmıştır.
11’nci yüzyılın başından itibaren Artuklu Devletinin eline geçen Midyat, 300 yılı aşan bu devirde, civardaki diğer yerleşmelerde olduğu gibi, en parlak dönemini yaşamıştır.
Mervaniler ve Eyübiler’den sonra 1535 yılında da Osmanlılar buraya gelir.
1523 ve 1567 yıllarındaki kayıtlarda Hasankeyf Sancağının Tur Nahiyesine bağlı bir köy statüsünde olan Midyat, 1890 yılında Belediye teşkilatına sahip olmuştur.
Kısmi arkeolojik çalışma ve tahminlere dayanılarak kuruluşu MÖ 2000’li yıllara kadar geriye götürülen Midyat’ın yazılı belgelerde ilk olarak görülmesi ise, ancak MÖ 13 ve 9’ncu yüzyıllara rastlar.
Bu dönemlerde Tur Abdin Asur Kralları için ele geçirilecek ve talan edilecek bir ülke olarak anılmaktadır.
II. Asurnasipal MÖ 879 yılında gururla “Matiate’yi (Midyat) ve köylerini buyruğum altına soktum.
Bol ganimet edinip, onları yüklü haraca ve vergiye bağladım” sözü, Midyat’ın gerek tarihi geçmişi ve gerekse isminin kökeni konusunda önemli bir kanıt sunar.
Buna göre, günümüzde Tur Abdin Metropolitliğinin merkezi konumunda olan şehrin adının, Mağaralar Kenti anlamına gelen “Matiate” den türetilmesi büyük bir olasılıktır.
Midyat: Estel ve Eski Midyat olmak üzere iki kısımdan oluşur.
Şehirde turistik çekiciliğe sahip olan kesim “Eski Midyat” kesimidir.
İki kesim arasında 3 km uzaklık bulunur.
Ancak, gerek bazı resmi binaların bu boş alana taşınması, gerekse Estel ve Eski Midyat’ın birbirlerine doğru büyümesi sonucunda, iki alan arasında kalan boşluk tamamen dolmak üzeredir.
Yeni yapılaşma: Estel kesiminde ve Eski Midyat’ı Estel’e bağlayan Cumhuriyet Caddesi üzerinde yoğunlaşmaktadır.
Estel’de sadece Müslümanlar yaşarken, Eski Midyat kesiminde ise Süryaniler ile Müslümanlar birlikte bulunmaktadırlar.
Hatta bu kesimde, köylerden göç eden 4 Yezidi ailesi de bulunmaktadır.
1970’li yıllarda, Eski Midyat’ta Süryaniler; nüfusunun yarısından fazlasını oluştururken, özellikle İstanbul gibi büyük şehirler ve Avrupa’ya göç sonucunda, günümüzdeki Süryani aile sayısı yaklaşık olarak 100’e düşmüştür.
Şehrin bir diğer farklı özelliği de kilise sayısında görülür.
Tarihi kiliselerin (6 adet), tarihi camilerden (2 adet) fazla olduğu, Türkiye’deki tek yerleşimdir.
Ancak cemaatleri azaldığı için, Pazar ayinleri bu kiliselerde dönüşümlü olarak yapılmaktadır.

GÜMÜŞ İŞÇİLİĞİ-TELKARİ
Telkari gümüş işlemeciliği, Süryani toplumunun ana sanat dallarından biridir. Telkari’nin eses doğuş yeri Musul olup, oradan Anadolu’ya geçmiş ve 15’nci yüzyıldan bu yana Türkler tarafından kullanılmaya başlanmıştır.
Telkari kelimesi Farsça kökenli bir kelimedir. Bu kelime üretim sırasında kullanılan “tel” kelimesi ile, Farsça da örme anlamına gelen kari” kelimesinin bir araya gelmesiyle oluşur.
Telkari: ince tel haline getirilmiş olan gümüşün küçük motifler ile birleştirilmesi işlemidir, yani gümüş işçiliği “Tillokari” ise altın işçiliği manasına gelmektedir.
Midyatlı Süryani ustaların usta-çırak ilişkisiyle geliştirilerek sürdürdüğü bu sanat dalı, 25 mikrona kadar inceltilmiş ve 950 derece sıcaklıkta eritilmiş, gümüş teller kullanılarak yapılmaktadır.
Evet Eski Midyat, gümüş işçiliği yani telkari ile ünlenmiştir.
Telkari, ince gümüş tellerin birleştirilmesiyle yapılır.
Çok eskiye dayanır.
Ortadoğu’da çıkmıştır.
Gümüş veya altın, aynı kalınlıktaki iki ya da daha fazla telin örülmesiyle elde edilir.
Tamamen elde yapılan bir işlemdir.
Teller, kendilerinin çevresinde oval, yuvarlak veya benzeri şekiller oluşturularak sarılır.
Belli parlatma aşamalarından sonra ürünler satışa sunulur.

TELKARİ MÜZESİ:
Telkari sanatının yaşatılması ve yeni nesillere aktarılması için, 10 Aralık 2023 tarihinde Midyat Belediyesi tarafından Telkari Müzesi açılmıştır.
Müze, Akçakaya Mahallesi Süryani Çarşısındadır.
Müzenin bulunduğu bina, Midyat’ın ilk Belediye Başkanlarından Süryani Gelle Hirmız’ın ailesi tarafından 1850’li yıllarda inşa edilen ve daha sonraki dönemlerde Midyat Belediyesine kazandırılan bir yerdir.
Müzede; Bizans, Roma, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait çok sayıda eser bulunmaktadır.

Özellikle: gümüş; sahip olduğu anti-bakteriyel özelliğinden dolayı ilk dönemlerden itibaren hem mutfak malzemelerinde, hem de süs eşyalarında kullanılmıştır. Hatta Romalılar döneminden itibaren de özellikle süs havuzlarında suyun yosun tutmasını önlemek için gümüş kullanılmıştır. Müzede bulunan mutfak ve süs malzemeleri de adeta bunu doğrular niteliktedir.
Müzede ayrıca bir telkari üretim atölyesi de yer almaktadır. Bu atölyede, müze ziyaretçileri eserleri satın alma imkanı bulurlar.

GENEL
“Midyat” kelime anlamı “Ayna” demektir.
Midyat yöresinin bir diğer adı olan “Turabdin” ise “ibadet edenlerin dağı” anlamına gelir.
Çünkü Midyat çevresindeki dağlarda bulunan mağaralar, bir zamanlar ibadet mekanı olarak kullanılıyormuş.
Midyat, Tur Abdin bölgesinin merkezi konumundadır ve güneyden kuzeye ve batıdan doğuya doğru yönelen iki eski yolun kesiştiği önemli bir noktada bulunmaktadır.
Bugün Midyat da Mardin gibi eski şehir bölümüne sahiptir.
Eski Midyat’ta çok sayıda tarihi cami ve kilise bulunuyor.
Taş mimariden yapılan bu dini mekanlar, asırlardır ayaktadır.
Yörenin taş ustalarının üstün ve incelikli becerileri nedeniyle, Midyat, bir açık hava müzesi görümümü kazanmıştır. Midyat’ın doğal örtüsü olan taşlar, eski binaların restore edilmesiyle yeniden hayat bulmuştur.
Midyat’ta hiçbir evin gölgesi bir diğer evin üzerine düşmez, daracık sokaklar öyle muntazam kurulmuş ki evler güneş ışıklarının aksi yönde durduklarından dolayı, yazın kavurucu sıcağında gölgeler oluşuyor, sıcak ve soğukta sertleşen taşlar, yazın serin, kışın sıcak oluyor.
Midyat yöresinin son zamanlarda tanınmasının en büyük sebeplerinden birisi de bazı televizyon dizilerinin burada çekilmesidir.

NE SATIN ALINIR
Buralarda el yapımı telkâri gümüş işleme ürünleri satın alabilirsiniz. Ayrıca taş işlemeciliğinin özgün örnekleri de satılıyor. Üzüm ve hatta üzümden yapılan pekmezde olabilir. Ama öncelikle gümüş düşünün.
Midyat ilçesinde telkâri “vav işi” olarak bilinir yani gümüş işlemeciliği literatürde “çift işi” olarak geçer. Motiflere, kullanılan malzemeye göre çeşitlenir.
Anahtarlıklar, şekerlikler, mücevher kutusu, sigara ağızlığı, tütün kutusu, tepsi, fotoğraf çerçevesi, künye, kaşık, vazo, tespih, yüzük ve daha pek çok obje, inanın bu güzelliklere doyamayacaksınız.

MİDYAT MESLEK YÜKSEK OKULU
Mardin Artuklu Üniversitesine bağlıdır. Sanayi Mahallesi Sanayi Sitesi Arkasındadır. Midyat’ın tarihi ve kültürel dokusuyla uyumlu bir eğitim sunmaktadır. Özellikle kuyumculuk ve takı tasarımı gibi alanlarda uzmanlaşmış programları ile dikkat çeker. Yüksekokul öğrencileri teorik bilgilerin yanı sıra uygulamalı eğitimler de alarak iş dünyasına hazırlanırlar. Evet okulda bugün itibarıyla 7 bölüm var.
MİDYAT MAĞARA ODALARI:
Midyat merkezde bulunan bu mağara odaları, günümüzde aynı zamanda kafe olarak düzenlenmiştir. Bu mağara odalarında eski dönemde Süryanilerin yaşadığı düşünülüyor. Ayrıca bahçeden girilen bir odanın şarap mahzeni ve tahıl ambarı olarak kullanılıyormuş. Giriş kapılarının birinin üzerinde “Güneş uygarlığında bir nefes” yazıyor. Bu yazı, odaların Hıristiyanlık öncesi güneye tapınma döneminde de kullanıldığını gösteriyor.
Evet duyduğuma göre, Midyat şehrinin altı, mağaralar ve bunları birbirine bağlayan gizli yollarla kaplıymış.

GEZİLECEK YERLER

CEVATPAŞA CAMİİ
Çarşının merkezinde Gölcük Mahallesinde yer almaktadır.
Midyat’ın ilk camisidir.
1925 yılında Cevat Paşa tarafından yaptırılmıştır.
Anlatıldığına göre, Cevat Paşa (Orgeneral Cevat Çobanlı) askeri vazife gereği Midyat’a geldiğinde, Midyat’ta Hıristiyanlar ve iki Müslüman sülale yaşamaktaydı. O yıllarda başka bir Müslüman ülkeden Midyat’a göç etmiş yaşlı bir adam, çobanlık yaparak geçimini sağlamaya çalışıyordu.
Yaşlı adam, halk arasında “Kalo” (dede) olarak tanınırdı. Yaşlı adam vefat ettiğinde, Müslüman aileler onu kendi aile mezarlığına kabul etmeyince Cevat Paşa, caminin batısında bulunan bir araziyi satın alır ve mezarlık olarak vakfeder.
Sıra yaşlı adamın cenaze namazını kılmaya geldiğinde, Midyat’ta bir cami olmaması Cevap Paşa’yı kızdırır ve zaten her gittiği yere Cami, okul gibi eserler inşa ettirdiğinden, burada da bir cami yaptırmaya karar verir.
Yaşlı adamın cenazesinin defnedildiği mezarlığın adı “Kalo Mezarlığı” olur.
Cevat Paşa, caminin yapımında da özel bir durum yaratır.
O yıllarda askerliği geldiği halde askere gitmemiş herkesin, Cami inşaatında çalıştığı takdirde askerliğini yapmış olarak kabul edileceği tüm civar köylere duyurulur, askerliği gelmiş herkes, çalıştığı her bir gün için askerliğinden bir gün düşülmüştür.
Hatta at veya eşek gibi kendi hayvanını getirerek çalışanlardan, getirdiği hayvanlar için onun askerliğinden bir gün düşülürmüş.

Cami, kalın duvarlı olup, kare planda Midyat taşından imal edilmiştir.
Avlulu cami tipindedir. Caminin avlusu cemaatin vakit geçirebilmesi için özel tasarlanmıştır.
Caminin giriş kapısından sonra, 3 metre genişliğinde, dikdörtgen planlı bir mekan bulunur. Bu mekan son cemaat yeridir.
Kapı: kavislidir. Çevresi palmet motifleri, üzeri yuvarlak dairesel şekilli motiflerle bezenmiştir.
İbadet mekanı üstünde yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanmış 12 sütun tarafından taşınan, düz bir örtü ve küçük bir kubbe bulunur.
Küçük kubbe kasnağının çevresine pencereler yerleştirilmiştir.
Ayrıca ibadet mekanı, iki katlı sıra halindeki yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatılır.
Mihrap 4 bölümlüdür. Birinci ve ikinci bölümleri, bitkisel bezemelerle, üçüncü bölüm kare pirizmalı şekillerle süslenmiştir. Dördüncü bölüm ise, yarım küre şeklindeki taştan yapılmıştır.
Caminin minaresi, Midyat taşındandır, yuvarlak gövdeli ve iki şerefelidir. Birinci şerefe ince sütunlarla süslenmiş olup her iki şerefede de bitkisel ve geometrik şekiller, şerefelere süsleme yoğunluğu kazandırmıştır.

MİDYAT ULU CAMİ
Ulu Cami Mahallesindedir.
1710 yılında Midyat ilçesinde Estel Mahallesi halkı tarafından inşa edilmiştir.
Mimari stil olarak: Osmanlı ve Selçuklu mimari stili uygulanmıştır.
Cami, 1934 yılında tavanının bir kısmını çökmesi üzerine, genişletilerek yeniden onarılmıştır. Orta kat, 1950 yılında ahşaptan yapılmıştır. 2001 yılında bu ahşap orta kat çökmüştür.
2003 yılında cami tamamen restore edilmiş, avlu, tuvaletler, arka cemaat yerleri, iç ve dış duvarlar, Midyat taşından yeniden yapılmıştır.
Cami, toplam 1500 kişi kapasitelidir.
Caminin minaresi, 1905 yılında yapılmıştır. Minare: geniş, tek şerefiyeli ve Selçuklu mimarisine uygun Midyat taşından yapılmıştır.
Bugüne kadar birkaç defa onarılan Ulu Cami, hala ibadete açıktır.

HACI ABDURRAHMAN CAMİİ-MELLE CAMİİ
Önce, caminin banisi Hacı Abdurrahman Efendi’den söz etmek istiyorum. Kendisi, Estel’in Yukarı Mahallesinde ikamet eden, Beyt-Alle diye bilinen bir ailede, 1835 yılında dünyaya gelir.
Ablası, bir subay ile evlenip İstanbul’a yerleştiğinde, 7-8 yaşlarındaki Abdurrahman’ı da yanında götürür. Abdurrahman Efendi, İstanbul’da ilk ve orta okulu okuduktan sonra askeri liseye kaydolur.
Askeri liseyi de başarıyla bitirdikten sonra Osmanlı Subayı olur ve kendi memleketi olan Midyat’ın Estel Mahallesinden bir hanım ile evlenir. Daha sonra askeri görevli olarak Selanik’e gider, burada bir ev satın alır.
Evet Abdurrahman Efendi, Selanik’te uzun yıllar kalır, emekli olur ve memleketi olan Estal’e geri döner. Burada bir ev ve kendi adıyla anılan bu camiyi, 1915 yılında yaptırır.
Bu sırada, I Dünya savaşı çıkar, dönemin şartlarından dolayı camiye gelecek cemaat olmaz, Abdurrahman Efendi, kendisi tek başına namaz kılmak için camiye gider, camiyi boş bırakmaz.
Evet, Abdurrahman Efendi, 1920 yılında 85 yaşında Estel’de vefat eder.
Şimdi gelelim cami hakkında ayrıntılı bilgi vermeye.
İlçe merkezinde Estel Mahallesinde, Estel Kentsel Sit alanı içindedir.
1915 yılında inşa edilmiş, tek minareli, tek şerefeli bir camidir.
Bu eşsiz konak, Midyat’ın farklı noktalarından görülebilir. Ayrıca Asur İmparatorluğu dönemine tarihlenen mağaralar ve farklı dönemlerde bu mağaraların üzerine inşa edilmiş ahır, depo, işlik olarak kullanılan ve barınma/toplanma amacı taşıyan mekanlara sahiptir. Konak bu özellikleriyle Midyat’ın birçok yapısında olduğu gibi, ziyaretçilerini adeta zamanda yolculuğa çıkarmaktadır.
Midyat taşındandır ve kare planlıdır. Cami oldukça sadedir. Cephesi altı kemerle hareketlendirilmiştir. Bu kemerlerin beşinin içinden birer pencere açılır.
Mihrap ve minber, bitkisel bezemelidir. Caminin minaresi, kare kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Minare şerefesinde, Ulu camide benzerleri görülen bitkisel motifler bulunur.

GELÜŞKE HANI
İlçe merkezinde Akçakaya Şen Caddesindedir.
Tarihi han, 1903 yılında Süryani Musa Samas tarafından inşa edilmiştir.
İki katlı bu yapıda, 20 oda bulunuyor ve hanın alt kısmında, binek hayvanları, küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar için ayrılmış özel bölümler yer alıyor.
O zamanlar misafirhane ve ticarethane olarak kullanılmıştır. 1950’lerden sonra ise popülerliğini yitirmiştir.

1950-1970 yılları arasında ise köylü pazarı olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1980 yılından sonra ise eski canlılığını yitirmiş ve ahır ve mezbaha olarak uzun süre kullanılmıştır.

Ancak yakın zaman önce, han restore edilerek günümüzdeki halini almıştır.
Günümüzde tarihi han, yöresel yemeklerin sunulduğu birçok restoran, köy dinlenme odaları ve Şadırvan bahçesi ve kafelere ev sahipliği yapmaktadır.
Yerli ve yabancı turistler burayı yoğun olarak tercih ediyorlar.

MİDYAT DEVLET KONUK EVİ
Midyat ilçesinin simgelerinden biri olan Devlet Konukevi, tarihi Mardin evlerindendir.
1850 yılında Midyat’ın en yüksek noktasında, önde gelen Süryani Şabo ailesi tarafından inşa ettirilmiştir. Dönemin ünlü Süryani taş ustalarından Malke Brahem, İlyas Mepsi Elyas ve Gallo Zero, binanın yapımında görev almıştır.
1930 yılında Midyat Belediye Başkanı olan İbraham Şabo’nun görev süresi bittikten sonra bina, devlet mülküne dönüşmüştür.
Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Midyat’ın il yapılmasıyla ilgili bir konuşma yapmak üzere, şehre gelmeyi planlamış ve binaya bir balkon yapılmasını istemiştir. Bu balkon, taş işçilikleriyle süslenmiş ve üçüncü kat üzerine eklenmiştir. (ayrıntı aşağıda)
Ancak Adnan Menderes, sağlık durumunun bozulması nedeniyle bu konuşmaya yapmamıştır.
Evet, yapı, ilk sahibi olan İshak Şabo’un vefatından sonra, 1950’li yıllarda Midyat Kaymakamlığı tarafından satın alınarak devlet konukevi olarak hizmete sokulmuştur.
Yeri:
İlçe merkezinde Akçakaya Cumhuriyet Caddesindedir.

Yapı, geleneksel Midyat mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Sarı kalker taşından inşa edilmiştir. Taş işçiliğinin en ince detaylarına sahip olan konak, 3 katlıdır ve geniş bir avluya sahiptir.
En alt kat: ana kayanın oyulması ile elde edilmiş bir oda ve onun ön bitişiğine eklenmiş bir bölümden oluşur.
İkinci kat: geniş bir teras ve 3 oda bulunur. Bu odalar “L” şeklinde düzenlenmiştir.
Üçüncü kat: geniş bir teras ve 2 oda bulunur. Bu kat, 1930 yılında Midyat Belediye Başkanı olarak görevde bulunan İbrahim Şabo döneminde ilave edilmiştir.
Bu iki odanın arasında bulunan koridordan yukarıya, dar ve tünelimsi bir merdivenle üçüncü kata çıkılmaktadır.
Bu kata çıkıldığında, yine geniş bir teras vardır. Fakat buradaki teras, odaların önünde, yan tarafındadır. Bu tek odanın giriş kapısının bulunduğu, küçük bir cumba vardır.

Bu kattan, odanın damına çıkılır. Dama çıkıldığında, binanın yapıldığı tepenin yüksekliği ve binanın üç katlı oluşu nedeniyle tüm Midyat görülmektedir. Daha doğrusu Midyat en iyi ve güzel buradan görülüyor.
Kahverengiye çalan sarı şehrin en yükseklerinin minareleri ve çan kuleleri buradan en iyi şekilde görülür.

Konukevinin avlusunda, mutfak amacıyla kullanılan yerde su kuyusu bulunur.
Bölgede çekilen televizyon dizilerinde ilk tercih edilen mekanlardan ve Mardin’e gelenlerin ilk uğradığı yerlerden biridir.
Midyat konukevinin en üst katındaki terasından Midyat’ın eşsiz manzarasını izleyebilirsiniz.

MİDYAT KENT MÜZESİ-ESTEL HAN
İlçe merkezine 2 km uzaklıktaki Ulucami mahallesi Dr Alaaettin Aslan caddesindedir.
İnşa kitabesi yoktur, ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmiyor.
U tipine sahip olan han, tek avlulu ve üç katlı hanlar gurubuna girer.
Yapımında kesme taş ve düzgün kesme taş kullanılan hanın bodrum katı, kayaya oyularak yapılmıştır.

Çeşitli formlarda pencere açıklıklarına sahip mekan içten beşik tonozlu, dıştan ise üzeri düz dam şeklinde yapılmıştır.
Midyat Belediyesi tarafından 2021 tarihinde aslına uygun olarak restore edilen yapı, Midyat kültürüne ait eserlerin sergilendiği, Kent Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
Müzede: Sümer, Akad, Mittani, Hitit, Asur, İskit, Babil, Pers, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine ait günlük yaşamda kullanılan önemli materyaller sergileniyor.
Müzenin Etnografya bölümünde, yüzlerce yıllık el yapımı kilimler, süs eşyaları, yöresel giysiler ve günlük eşyalar gibi birçok etkileyici kültürel obje gözler önüne serilmektedir.

Müzenin bulunduğu handa; yıllardır eski halı, takı, tespih, ev eşyası, mangal, saat gibi tarihe mal olmuş antik değere sahip ürünleri pazarlayan esnafın işyerleri de bulunuyor.
Ayrıca gümüş telkâri, halı ve kilim tezgahlarıyla dükkanlarının bulunduğu handa, antika dükkanı işletenler de bulunuyor.
Bu da gelen yerli ve yabancıların ilgisini çekiyor.

İZOZOEL KİLİSESİ
Altıntaş (Keferze) mahallesindedir. Kilise köyün kuzeyindeki en yüksek noktaya yerleşmiştir. Bu konumu itibarıyla gerçekten ihtişamlı bir görünümü var. Kilisenin muhteşem görüntüsünü vurgulamak için yapılmış bir çan kulesi de var.
Keferze dolmuşları ile ilçe merkezinden buraya ulaşım mümkündür.
Mor İzozoel Kilisesi 2021 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Süryani Ortodoks kilisesidir.
Özenli bir taş işçiliğiyle süslenmiştir. Turabdin’deki manastır ve köy kiliselerine özgü plan tiplerini yansıtır. Kilisede yer alan bezemeler, Midyat taş işçiliği geleneğinin gelişmiş örneklerinin yansıtır.
İnşa tarihi net olarak bilinmiyor.
Bir inanışa göre: Bu kilise Mor Gabriel Manastırının mimari Şufnayn’ın oğulları mimar Theodosius ve Theodore tarafından 6’ncı yüzyıl başlarında inşa edilmiştir.
Ancak bu kilisenin, Turabdin’in en parlak döneminin yaşandığı 8’nci yüzyılda inşa edildiği de iddia edilmektedir.
Çan kulesi ve kemerli pencereleriyle dikkat çeken kilisenin küçük bir kubbesi vardır. Çan kulesi Midyat’taki taş işçiliği ve işlemeciliğinin en güzel örneklerinden biridir.
Yazının başında belirttiğim gibi, UNESCO tarafından da dikkat çekilen bu kiliseyi mutlaka gidin ve görün. Özellikle Mardin yöresine gelen yabancı turistler burayı mutlaka ziyaret ediyorlar.

MOR BARSAVMO KİLİSESİ
İlçe merkezinde Işıklar Mahallesindedir.
Kilise 5’nci yüzyılda inşa edilmiştir. İlk yapıldığı dönemde manastır olarak kullanılmaktaydı, fakat 14’ncü yüzyılın sonlarında Mor Gabriel Manastırı gibi burası da Moğollar tarafından saldırıya uğradı ve tamamen yıkıldı.

1780 yılında tekrar inşa edildi, fakat 1841 yılında Kürt Beyi Bedirhan tarafından tekrar yıkıldı ve bölgedeki tüm Süryanilerin çoğu öldürüldü.
1902 yılında kilisenin yarısı kalan harabelerin üzerine yeniden kuruldu kalan diğer kısmı ise 1943 yılında tamamlandı.
Bunlar zamanında bu kiliselerde yaşamış insanlar tarafından yazılan bir kitapta yazmaktadır.

Mor Barsavmo:
Biraz Mor Barsavmo’dan söz etmek istiyorum. Kendisi MS 375-457 yılları arasında Malatya’da yaşamış bir Azizdir.
Mor Barsavmo mucizeleriyle ve erdemleriyle ünlü, çilekeşlerin başı olarak bilinen bir azizdir.
Süryanilere göre, yerin 88 cm altında, insan yüksekliğinde, aşağıda 29 cm, yukarıda 22 cm, genişlikte çukurda yaşamakta, Barsavmo’nun başlattığı bir ibadet şeklidir.
Kilise avlunun kuzeydoğusundadır.
Okul ve misafir odaları aynı avluya bakar. Süryani çocuklara din, dil eğitimi verilmekte ve insanlar her akşam dua için burada bir araya gelmektedirler.
Kilise, 1943 ve 1991 yıllarında iki kere restore edilmiştir.

MOR ŞARBEL KİLİSESİ
Mardin ve çevresinde en son inşa edilen kilisedir.
Midyat merkezdeki en göz alıcı kilisedir.
Yapımı 1950’lere tarihlenir.
Mardin çevresindeki geleneksel plan tipinin 20’nci yüzyıla uyarlanışının bir örneğidir.

MOR GABRİEL MANASTIRI(DEYRULUMUR MANASTIRI)
Yeri:
Manastır Mardin il merkezinden 120 km uzaklıktadır.
Midyat ilçe merkezinin ise 22 km güneydoğusunda, Cizre yolu üzerinde, Turabdin mevkiinde Güngören mahallesindedir.
Önemi:
Manastır 2021 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Süryani cemaatinin önemli merkezlerinden birisidir.
Gerek şehir yerleşmelerinden uzaklığı ve gerekse ana yollardan sapa kalması nedeniyle, Deyrulzafaran’a göre daha korunaklıdır.
100 yıl daha yaşlı olmasına rağmen, bulunduğu konumun yarattığı olumsuz etki nedeniyle, Deyrulzafaran’a göre daha az ziyaret edilmektedir.
Ancak, Deyrulzafaran manastırına göre son 20-25 yıldır daha aktif durumda olup, kadrosu daha geniştir.
Bu manastırda 40 civarında öğrenci dini eğitim almaktadır.
615 yılından 1049 yılına kadar, birer Süryani Ortodoks din adamı olan Tur Abdin Metropolitlerine ev sahipliği yapmıştır.
Günümüzde de aynı misyonu sürdürmektedir.
Yani, Tur Abdin Metropoliti, burada ikamet etmektedir.
Ortaçağ’da bütün doğunun en meşhur manastırı olduğu ve parlak devrinde, içinde 300 rahibin yaşadığı söylenen manastır, bu yönleriyle, Süryani kültürünün ve dini yapısının şekillenmesi ve gelişmesinde tarihte önemli görevleri olmuştur.
Dünyanın en eski Hıristiyan manastırlarından biri olma özelliğine sahiptir.
Bu manastır: manastırlarıyla ünlü Athos dağında kurulu herhangi bir manastırdan en az 400 yıl daha eskidir.
Kuruluşu Filistin’deki Mor Saba manastırından yaklaşık 80 yıl, Sina’daki Mor Katherine manastırından da 1.5 asır öncedir.
Bu demektir ki, Mor Gabriel’de bugün ilahi ve dualarıyla monastik yaşamı sürdüren rahip ve rahibeler yaklaşık 15 asırdır devam eden bir geleneği yaşatmaktadırlar.
Yüzyıllar boyunca birçok ünlü şahsiyetin adı, bu manastır ile özdeşleşmiştir.
Mor Akhsenoyo, Hapısnaslı Mor Şemun d’Zayte, Bakısyanlı Mor Gabriel.
Metropolit:
Metropolit, kilise hiyerarşisinde patrikten sonra gelen en rütbeli kişidir. Onun altındaki rütbe rahip, onun altındaki ise papazlardır. Türkiye’de 4 metropolit var. Bunlardan ikisi Deyrulzafaran Manastırı ve Mor Gabriel Manastırında bulunur.
Diğer metropolitler İstanbul ve Adıyaman’dadır. Burası 615-1049 yılları arasında Turabdin bölgesi metropolitlik merkezi olarak görev yapmıştır. Bu dönemde teolojik bir merkez olmuş ve din adamlarının yetiştirilmesi görevini üstlenmiştir.
Mor Gabriel kimdir
Manastırdaki ilk metropolit Mor Daniel’den sonra, manastırın yönetimine gelen Mor Gabriel, faziletli yaşamı ve yaptığı mucizelerle, rahiplerin ve halkın gözünde, yörenin en ünlü azizi oldu.
594-668 yılları arasında yaşamış, manastırın altın çağını yaşatmıştır. Midyat ilçesine bağlı Bethkustan Mahallesinde doğup büyümüştür.
Süryani halkı için büyük bir öneme sahip olan Mor Gabriel, her yıl 31 Ağustos’ta anılıyor. 39 yaşında manastırın ruhani lideri, 40 yaşında din adamı, 654 yılında 60 yaşında iken rahipliğin üst mertebesi olan metropolit oluyor.
17 yıl metropolitlik yaptıktan sonra, 23 Aralık 668’de vefat ediyor ve vefatından 130 yıl sonra veba hastalığı yaşanıyor. Hastalık bölgeye ve manastıra yayılıyor. Manastırda bine yakın rahip hastalık nedeniyle yaşamını yitiriyor.
Bu salgından kurtulmak için 31 Ağustos günü, manastırdaki rahipler, Mor Gabriel’in naaşını mezardan çıkarıyor ve sunakta oturtuyorlar.
Eline de metropolitlerin taşıdığı asayı koyarak bir duvara yaslıyorlar. Ardından sabaha kadar dua edip ilahiler söylüyorlar.
Sabaha karşı ise asanın yerinden kaydığı görülüyor. Ancak asanın hala ayakta dimdik durduğuna şahitlik ediyorlar. Daha sonra hastalık bitiyor.
Yine burada ilginç bir hikaye daha var. Rahipler her zaman Mor Gabriel’in naaşını çıkarmanın doğru olmadığını düşünerek manaşından bir parça kesmeye karar veriyorlar.
Böylelikle yeniden bir hastalık ve veba yaşanırsa Mor Gabriel’in bereketi ve şifasını alabileceklerine inanıyorlar.
O sırada bir rahip, “Ben Mor Gabriel’in sağ elindeki parmakları keseceğim, kestikten sonra öleceğimi biliyorum ama zaten bir gün öleceğim” diyerek sağ elindeki parmakları kesiyor.
Ve bu rahip Mor Gabriel’in parmaklarını kestikten sonra ölüyor. Diğer tüm rahipler, Mor Gabriel’in elini kesmesinin günah sayılması için rahip adına dua ediyor.
İnanışa göre bu esnada rahipler “Onu affettim” diye bir ses duyuyorlar.
Bu olayın ardından, 31 Ağustos tarihi, Süryani Ortodokslar tarafından Mor Gabriel Anma günü olarak kabul ediliyor.
Gümüş ile kaplanan ve muhafaza edilen Mor Gabriel’in parmakları, o tarihten beridir her yıl 31 Ağustos tarihinde Mor Gabriel Manastırında çıkarılarak ayinde suya batırılıyor.
Geçmiş yıllarda Mor Gabriel’in parmakları öpülüyormuş ancak daha sonra manastırın suyunun bulunduğu bir kap içerisine batırılmaya başlanmış.
İnananlar şifa bulmak ve Mor Gabriel’in bereketini almak için bu sudan alıyorlar.
Evet, bu hikaye uzun oldu, sanırım sıkıldınız, ama eğer burayı ziyaret edecekseniz, bu hikayeyi bilerek ziyaret ederseniz, sanırım daha anlamlı olur.

Manastırın Kuruluşu
Manastır: 397 yılında yani 1600 yıl önce Savur’lu Mor Şemun ve Kartmin’li Mor Şemun tarafından kurulmuştur
Manastır, ilk olarak kurucularının adlarıyla adlandırılmışsa da daha sonraları 668 yılında manastırı yöneten metropolit Bakısyan’lı Mor Gabriyel’in adıyla anılmaya başlanmıştır.
408 yılında İstanbul’da oturan İmparator II. Theodosius (408-450) bazı yapıların inşası için Manastıra maddi yardımda bulunmuştur.
409 yılında ise, manastırın ilk kurucusu olan Mor Şmuel vefat etmiştir. Mezarı: Beth Kadişe (Azizler Evi) dedir.
433 yılında: manastırın ikinci kurucusu olan Mor Şemun’da vefat etmiştir.
634 yılında, Rum kumandanı Harkel, Urfa şehrini işgal eder.
Ortodoks Episkoposları kovar ve makamlarından uzaklaştırır.
Mor Gabriyel ise, çareyi İslam ordusunun Mezopotamya’ya girmesinde bulur.
Bunun için İslam ordusunu destekler ve Mezopotamya’ya girmesine yardımcı olur.
Mor Gabriyel, Cizre’ye giderek İslam ordusu başkumandanı Hattaboğlu Ömer’i ziyaret eder.
Hz Ömer, yapmış olduğu yardımlardan dolayı, Mor Gabriyel’e, bir ferman verir, mühür ve imzasıyla tasdik eder. Fermanda “Süryaniler her türlü din, örf ve adetlerinde hürdür. Çan çalması, bayram kutlaması, cenaze gömme törenleri, kilise ve manastır inşası serbesttir.
Din adamları olan Episkoposlar, papazlar, rahipler ve şemmasları da vergi ve askerlikten muaf tutar. Süryani fakirlerine yardım yapılmasını emreder, Süryanilerin İslam kanunlarının teminatı altında hür yaşamalarını vaat eder.
Sonuç bölümünde ise, bu emirlerin dışında hareket edenlere en şiddetli cezaların uygulanacağını” belirtir.
Bu ferman sayesinde Mor Gabriyel manastırı uzun bir süre saldırılardan korunur.
Bu itibarla, manastıra İslam ordusu Başkumandanı olan Hz Ömer adına izafeten “DEYR-EL ÖMER” ismi verilir.
Bir başka söylentiye göre ise, Deyr-el Umur denilmesi, “Umro” Süryanicede sakinlerin barındığı yer anlamına gelmektedir.
Manastıra 14’ncü yüzyıl sonlarında Timurlenk liderliğindeki Moğol ordusu tarafından saldırı düzenlendi ve 140 keşiş öldürüldü.
Evet tarih boyunca çok kez yağmalanan, farklı yönetim guruplarının baskılarıyla ve zorluklarıyla karşılaşan Mor Gabriel’in en büyük sınavını 20’nci yüzyılda verdiği belirtiliyor.
1990’lı yıllarda ise bölgede yaşanan çatışmalar ve terör olayları nedeniyle manastır tekrar sıkıntılı bir sürece girdi. Terör olaylarından dolayı, Süryani cemaatinin büyük çoğunluğu Avrupa’ya göç etti. Geri dönen aileler olurken, tamamen oraya yerleşen aileler de oldu.

Manastırın kuruluş hikayesi
Hikaye: Savur yakınlarındaki bir köyden olan Mor Şmuel ve Aziz Mor Şemun’un yaşam öyküsüne dayanır.
4’ncü yüzyılın sonlarına doğru rahipliği ve inzivayı seven Mor Şmuel: Nusaybin’e yakın Umrin dağında, yalnız bir şekilde 10 yıl yaşamaya başlar.
Perslerin yöreyi işgal etmesiyle, buradan ayrılarak, günümüzde Yayvantepe olarak bilinen Kartmin köyü civarında bir barınak inşa eder.
Bu arada köyde oldukça tehlikeli bir hastalığa yakalanan Şemun adında bir çocuğu, mucizevi bir şekilde iyileştirir ve onu yanına alır.
Bu iki aziz, bir süre sonra insanlardan uzaklaşmak amacıyla, bulundukları yerden Kartmin’in kuzeydoğusuna doğru yola çıkarlar.
Yolculukları sırasında okudukları kutsal kitabın bittiği yerde, kendilerine bir manastır kurmaya karar verirler.
Kitap bittiğinde, eski bir putperest tapınağının harabelerinin yakınına gelmişlerdi.
Kararlaştırdıkları gibi, iki aziz manastırlarını inşaya başlamak üzere uykuya dalarlar.
Uykuya daldıkları bir sırada, Mor Şmuel’in şeklini alan bir melek, Mor Şemun’a görünür ve birlikte manastırın kurulacağı yeri belirlemeye başlarlar.
Melek, batı, güney ve kuzey yönlerinde birer taşı gösterip manastırın bu sınırlar arasında kurulacağını söyler.
Bu geniş alanın, iki kişinin ibadet etmesi için oldukça geniş bir alan olduğunu düşünen Mor Şemun’a melek, şu an geniş olsa da ileride bu manastırın birçok kimsenin ibadet ve barınma yeri olacağını ifade eder.
Bunun üzerine, bu kadar büyük bir yerin inşa edilmesinin zorluğunu söyleyince, melek de büyük bir taş alıp, yerden bir arşın kaldırdıktan sonra, “bu taşı havada durduran ilahi kuvvet burayı inşa edecektir” der.
Bu şekilde melek ve Mor Şemun manastırın temelini attıktan sonra, melek görünmez olur.
Mor Şemun, daha sonra uyanan Mor Şmuel’e olanları anlatır ve böylece dua evinin inşasına başlarlar.
Efsanede geçen ve bir zamanlar havada durduğuna inanılan taş, halen Mor Gabriel Manastırının avlusunda bulunmaktadır.
Kuruluşundan sonra, değişik tarihlerde manastırın içinde ve dışında ekler yapılmıştır.
Bunlar: Kral Arkadius döneminde yapılan, rahipler için barınma ve ibadet yerleri, bugün kullanılan Meryem Ana Kilisesi, Resuller/Azizler kilisesi, Kırk Şehitler kilisesi, Mor Şmuel’in gömülü olduğu mabet, Manastırın güneybatısında Kartminli Mor Şem’un mabedi, sekiz kemer üzerinde yükselen motifli Theodora Kubbesi, ziyaret amacıyla gelip yapının görkemi karşısında manastırın hizmetine giren Mısırlıların yaptığı kubbe ve 512 yılında Kral Anastos tarafından yaptırılan motif ve mozaikleriyle ünlü, büyük bir mabettir.
Bu yapıların en gözdesi, eskiden mutfak olarak kullanılan Theodora Kubbesidir.
Kubbe, İmparator Arkadius’un kızı Theodora’nın maddi yardımıyla ovalımsı bir şekilde pişmiş tuğladan yapılmış ilginç bir yapıdır.
Alt katta bulunan bu eski bölümlerin üzerine, son zamanlarda ziyaretçi odaları, görevlilerin odaları, mutfak, rahibe odaları gibi yeni ilaveler yapılmıştır.
Mor Gabriel Manastırı, girişinin sağ ve sol köşelerinde, aslan figürleri görülür.
Bu figürlerin Süryaniler arasında mitolojik bir yeri vardır.
Rivayete göre: Mor Gabrial Manastırı, 7’nci yüzyılda çeşitli nedenlerden dolayı boşaltılır.
Manastırın insansız kaldığı zaman diliminde, Tanrı tarafından manastırın korunması için aslan gönderilmiştir.
Daha sonra insanlar manastıra geri döndüklerinde, aslanların ortadan kaybolduğu söylenir.
Bu iki aslanın iki melek olduğu rivayet edilmektedir.
Günümüzde, özgün yapısını bozmadan, manastırın tarihi duvarları ve bazı mekanların restorasyonu yapılmaktadır.
Yeni yapılan eklentilerin de eskisiyle uyum içinde olmasına dikkat edilmektedir.

Manastırda Eğitim-Öğretim
Manastırda eğitim ve öğretim faaliyetleri sürmüştür. Manastırda, dört bölümlü büyük bir okul vardır. Bu okul: ilk, orta ve liseye eşit bir kolejdir. Bundan başka, teoloji bölümü vardır.
Zamanında Tur Abdin Kanununda 10 yaşını bitiren erkek çocuk, muhakkak ilk eğitimini okulun birinci bölümünde görmesi mecburdur.
Şayet öğrenci, ruhaniliğe girmek istiyorsa orta ve lise bölümlerini bitirmesi, baş papazlık ve kolej öğretmenliği yapabilmesi için ise Teoloji bölümünü bitirmesi gerekiyordu.
Okulun en parlak dönemi, Mor Şemun Zeyte’nin müdürlüğü zamanıdır. Mor Şemun Zeyte, okulu teoloji bölümünü bitirip aynı okula müdür olmuştur.
Buna benzer birçok bilim adamı bu kolejden yetişmiştir.
Manastır, birçok ülkeye dağılmış Süryani cemaatine, Süryanice öğretmeni sağlamada da çok önemli rol oynamaktadır.
Aynı zamanda göçler sonucunda Ortadoğu’dan bütün dünyaya yayılmış ve oralarda kilise kurmuş Süryani cemaatinin din adamı ihtiyacının bir kısmı da buradan karşılanmaktadır.
Kütüphane
Manastır aynı zamanda bölgenin en büyük kütüphanesini de içermekteydi. Kitapların çoğu eski ve yeni ahitten oluşmaktaydı.
Bunun dışında felsefe, teoloji, tıp, bilim ve tarih ile ilgili kitaplar da bulunuyordu. Kütüphane zaman zaman dışarıdan gelen baskınlarda yağmalanmış ve tahrip edilmiştir. Geriye kalan kitaplar ise, doğu ve batıdaki kütüphanelere kaçırılmıştır.
Bugün batı kütüphanelerinde (British Library, İngiliz Devlet Kütüphanesi gibi) sergilenen birçok el yazması eser, manastırın yüzyıllar boyunca kültürel merkez olarak önemliliğine tanıklık etmektedir.
Azizler Evi
Yapının içinde bulunan “Azizler Evi” 15 nişli bir anıt mezardır.
Süryani geleneğinde azizlerin naaş ve mezarları, bulundukları yerlerin manevi kutsiyetini arttırmaktadır.
Mor Gabriyel manastırı da bu yönüyle büyük bir manevi kutsiyete sahiptir.
Birçok azizin mezarı ve kemikleri burada bulunuyor.
Mor Filiksinos, arkadaşı Episkopos Sturiyos’a yazdığı mesajında “melekler tarafından temeli atılmış Deyr-el-Umor manastırını yedi kez imanla ziyaret eden Kudsi şerifi ziyaret etmiş farizasını yetire getirmiş sayılır” demektedir.
Evet burayı ziyaret ederseniz, işte kurallar ve gezi planı:
Manastırı ziyaret etmek isterseniz, ziyaret saatleri var ve kesinlikle bu saatlere uyuyorlar. (Ziyaret saati: 13.00) Önceden girmek mümkün değil. Saati geldiğinde ziyaretçileri kabul ediyorlar.
Tek başına gezmek de mümkün değil. Gurup olmasını bekliyorlar ve güzel ağaçlı bir yoldan yürüdükten sonra, üç kuleli manastırın girişinde, bir rehber gurubu karşılayarak gezdirmeye başlıyor.
Geziye başlamadan önce, yine burası ile ilgili çok ilginç bir söylentiden söz edeceğim ve sonra gezimize başlayalım.
Midyat’taki bu manastırda ölen papazları, manastırın yan tarafındaki mezarlığa, oturur pozisyonda ve doğu yönüne bakacak şekilde gömüyorlarmış.
Çünkü bu uygulama, Hz İsa’nın dirilmesinin doğu yönünden olacağı inancına ve onun karşısında yatar pozisyonda olmama isteğine dayanıyormuş.
Yeni bir vefat olduğunda mezar açılıp, sandalyedeki kişinin kemikleri alınarak kenara koyuluyor ve cenaze, kıyafetleriyle birlikte doğuya bakacak şekilde sandalyeye oturtuluyormuş.
Son bir not, giriş ücretli son olarak 100 TL idi.
Manastırın bünyesinde bulunanlar:
Manastırın bünyesinde, ana kiliseden baka Meryem Ana, Kırk Şehitler ve kurucusu Mor Simeon’a adanmış üç kilise bulunuyor. Evet manastırda sadece bu bölümler ziyarete açık, çünkü diğer bölümler manastır sakinlerinin yaşam alanıdır.

Ana kilise:
6’ncı yüzyılın ilk yarısına tarihlenen, silindirik kubbesi görülmeye değerdir. Roma imparatorlarının yardımıyla yapılmıştır. Yakın zamanda restore edilmiştir. Çok sade ve etkileyici bir görünümü vardır.
1500 yıldır ibadet yapılan kilise, sadeliği ve şıklığıyla dikkat çekiyor.
Vaftiz taşının üzerinde sarı bir külah duruyor.
Kilisede iki tane mezar bölümü var. Birinde, öldürülmüş bir metropolit, diğerinde ise Sivas’ta katledilen 40 şehitlerin kemikleri bulunuyormuş. 40 Şehitler öyküsü, Mardin merkezde bulunan bir kilisede de geçiyor.
Teodora Kubbesi:
Kubbe Roma İmparatoru Justinianus’un eşi Teodora tarafından 540 yılında yaptırılmıştır. Vaftizhane olarak kullanılan yapı, 8 küçük kemer üzerinde yükseliyor. Yukarıya doğru konik biçimdedir. Tepesi açıktır. Özelliği dışarıdan kare yapı içeriden konik bir yapı olarak görünmesidir.
Burada tam ortada 1300 yaşında bir taştan masa var. Hamur mayalamak ve üzüm sıkmak için kullanılıyormuş. Önünde Süryanice bir yazı var tarihçesi anlatılıyormuş. Yan tarafta mutfak bölümü bulunuyor.
Meryem Ana kilisesi:
Manastırın günlük ibadetlerinin yapıldığı bir kilisedir. Çok sade bir görünüşü vardır. Diğer Süryani kiliselerinde olduğu gibi dua ve ayin bölümleri ayrı ayrıdır. Kilisede perde var.
Resim, ikon, heykel yoktur. Perde tercihinin bir nedeni de bölgenin savaş alanı olmasıymış. Savaşlarda ikonlar, heykeller resimler yok ediliyor ama perdeler yok edilse bile yapılması çok kolaymış.

Mezarlı bölümü:
Bazı özel mezarlar görüldükten sonra Azizleri Mezarları bölümü bulunuyor. 12.000 kişinin kemikleri gömülmüştür. Burada her Cumartesi akşamı toplu dua yapılıyormuş. Manastıra adını veren Mor Gabriel’in mezarı da burada, yandaki mezar bölümlerinde değil, toprak altında bulunuyormuş.
Mor Gabriel, çok mütevazi biri olduğu için mezarının ayak altında olmasını istemiş. Toprak içinde olmasının nedeni, buraya ziyaret edenler, kendi inancına göre elini sokup toprak alabilmesiymiş. Yerde bulunan mezarlardan biri de manastırın kurucusu Mor Samuel’e aittir. Terası geçerken, avluda bir kuyu görülüyor. Bu sarnıç kuyusu ilk günlerden beri kullanılıyormuş.
Yaşam Alanı:
Üstte teras bölümü var. Teras demek aslında yanlış, birden fazla teras ve yapı var. Birbirlerine merdivenlerle, geçişlerle bağlanmıştır. Kademeli geçişler oldukça güzeldir. Süryani işçiliğinin, ustalığının sadece söylentiden ibaret olmadığını burada çok rahatlıkla anlayabilirsiniz.
Rahiplerin ve öğrencileri kaldıkları bölümler, birbirinden ayrılmış.

ANITLI KÖYÜ
Öncelikle önemli bir hususu belirtmekte yarar var. Birleşmiş Milletler (UNWTO) tarafından düzenlenen “En iyi turizm köyleri” programında, Anıtlı köyü, Dünyanın en güzel köyü seçilmiştir.
Biraz daha ayrıntı: 2022 yılı için Anıtlı köyü ülkenizi temsil etmeye hak kazanan 3 köyden biri olmayı başarmıştır. 20 Aralık 2022 tarihinde yayınlanan yarışma sonuçlarına göre ise 57 farklı ülkeden yapılan 130 başvuru arasında, sahip olduğu kültürel ve doğal değerleri ve olağanüstü potansiyeli nedeniyle, En iyi Turizm Köyü olarak seçilmiştir. BMDTÖ tarafından iyileştirme programına alınan Anıtlı köyü ile ilgili çalışmalar devam etmektedir.
Evet, şimdi Anıtlı köyünü anlatmaya devam edelim.
Midyat ilçe merkezinin 29 km kuzeyinde bulunmaktadır.
Köyün Süryanice ismi “Hah” dır. İpek yolu üzerinde önemli bir ticaret yolu olarak kurulmuştur.
Köydeki Süryanilerin önemli kısmı, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine göç etmiştir.
Yurt dışındaki “Anıtlı köylüleri” tarafından kurulan dernekler vasıtasıyla, köyde bulunan tarihi öneme sahip Meryem Ana Manastırı ve kilisesi restore edilmiştir.
Aynı zamanda köyün ortasında kale biçiminde bir köşk vardır.
Bu köşkte 4 Süryani ailesi yaşamaktadır.
Köşk, saldırılar sırasında Süryaniler tarafından korunma amaçlı kullanılmıştır.
Köy turizm açısından büyük öneme sahiptir.
Yaz aylarında, köye 3000-4000 ziyaretçi gelmektedir.
Köyde Timur tarafından yakıldığı söylenen iki kilise kalıntısı daha vardır.
Bazı araştırmacılar, büyüklüğünden ve etrafındaki kiliselerden dolayı Anıtlı köyünü “Katedral Köyü” olarak nitelendirirler.
Geçmişte burada 40’a yakın kilise bulunduğu söyleniyor.

Hah köyü: Tur Abdin bölgesinin en dikkat çeken köylerinden biridir.
6’ncı yüzyıla tarihlenen Yunan kaynaklarında, Tur Abdion diye geçen metropolitliğin merkezinin burada olabileceği ileri sürülmüştür.

Köyü belki de daha önemli kılan 640 yılındaki Arap fethinden sonraki 1.5 yüzyıla tarihlenen tahminen 5 kilise ve manastırın olmasıdır.
Hah köyündeki en görkemli kilise, sofistike mimarisi ve süslemesiyle bölgedeki 8’nci yüzyıl kilise mimarisinin en dikkat çekici örneği olan Yoldath Aloho (El Hadra ya da Meryem Ana kilisesi) dir.

Tanıtımı bitirmeden önce, yine yöreye özgü bir gıda var. Bunun adı “Kara nohut” Anıtlı köyü yöresinde yıllardır yetiştirilen bir tarım ürünü olmakla birlikte, yöredeki toprak ve iklim koşullarıyla özdeşmiş, özgün bir lezzete sahiptir.

MERYEM ANA MANASTIRI-YOLDATH ALLOHO
İlçe merkezine 40 km uzaklıktaki Anıtlı (Hah köyü) köyünün güney kıyısındadır.
Özgün mimarisiyle dikkati çeker.
Günümüzde mimari açıdan eşine az rastlanır güzelliktedir.
Kuzey Mezopotamya’nı en güzel kiliselerinden biri sayılmaktadır.
Manastır: Süryani dilinde “Yoldath Aloha” (Tanrı Anası) ismini taşımasına karşın, çoğu kez Arapça “El Harda” (bakire) olarak anılır.
Kilisenin tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmez. Muhtemelen 4 ile 6’ncı yüzyıllarda inşa edildiği tahmin edilmektedir.
Kubbesinin alt kısmı 7’nci yüzyılda yapılmıştır.
Kubbesinin dıştan üst kısmı ve çan kulesi, 20’nci yüzyılda eklenmiştir.
Çan kulesi, 1939 yılında yapılmıştır.
Çatıdaki kiremitler, 1907 yılında yerini kesme taşlara bırakmıştır.
Kadim geleneğe göre, Müneccim Kralları Süryani alemine bağlayan bu mekan, Yukarı Mezopotamyalı bu krallardan biri tarafından Meryem’e adanmıştır.
Mekanın anıtsal havası, mimarisi ve süslemeleri, burayı yörenin diğer tapınaklarından ayrı kılmaktadır.
Bu kilise, Mardin civarında az rastlanan, kare planı ve merkezi kubbesiyle Mardin yakınlarındaki Deyrul-Zafaran manastırına benzer.
Kilise bir zamanlar metropolitlik merkezliğini üstlenen Anıtlı köyünde metropolitin manastır erkanına ayrılmıştır.
Oturma yerleri bulunan bir apsisle, karşılıklı okuyan iki koruyu barındıracak şekilde, ana cemaate kapalı bir nef, yöre kiliselerinde hiç rastlanmayan özelliklerdir.
Kuruluş Öyküsü
Anıtlı Meryem Ana kilisesinin kuruluş öyküsüne bir söylence de katılmaktadır.
Söylence: Meryem Ana kilisesinin kuruluşu İsa’nın doğumuna bağlanmaktadır.
Rivayete göre: Yahudiye ülkesindeki (İsrail) Beytlehem’de doğan Mesih’in yıldızını doğuda gören 12 yıldız bilimcisi, bu yıldızın izini sürmeye başlarlar.
Bunlar: Anıtlı köyüne vardıklarında, içlerinden üçü bu yıldızı takip etmeye devam eder, diğerleri ise Anıtlı köyünde kalır.
Yıldız, Mesih’in bulunduğu mağaranın üzerinde durmasından sonra bu üç yıldız bilimcisi mağaraya girer ve burada Mesih ile annesini görmeleriyle birlikte secdeye kapanırlar.
Daha sonra bereket olarak Meryem Ana’dan aldıkları bir bez parçasıyla, diğerlerinin yanına dönerler.
Beraberlerinde getirdikleri Mesih’e ait kumaş parçasını yakıp, küllerini kendi aralarında bölmek isterken, ateşe atılan kumaş, 12 altın madalyona dönüşür.
Bu mucizeye tanık olduklarında, Meryem Ana adına bir mabet yaptırmaya karar verip, bugünkü manastırı inşa ederler.
Böylece Mesih’ten sonraki ilk mabet yapılmış olur.
Bu olayın gerçekleştiği Anıtlı Göletinin hemen yanındaki bölge, günümüze kadar Süryanice’de Parputho (paramparça) olarak adlandırılır.
İlk kilisenin Kudüs’te kurulduğu “Hıristiyan” kelimesinin ise Anadolu’da henüz MS 37-43 yılları arasında telaffuz edildiği göz önüne alındığında, yukarıda izah edilen olayın, bu olaylardan daha önce gerçekleştiğini göstermekte ve Mesih’in doğumuyla beraber inşa edilen bu mabedin önemi daha iyi anlaşılmaktadır.
Mimari özellikleri
Sanatsal boyutu ele alındığında manastır/kilise, Tur Abdin’in en görkemli yapıtlarından birisidir.
Bir özelliği de inşasında sergilenen mükemmel taş işçiliğidir.
Yapı aynı zamanda Tur Abdin’de nadir görülen kare planına sahiptir.
Bazı araştırmacılara göre, İstanbul’daki Ayasofya Kilisesi, bu kilisenin genel planı örnek alınarak inşa edilmiştir.
Son bir not: Meryem Ana kilisesinde haçın üzerinde İsa’nın ruhunu betimleyen güvercin figürü vardır. Bu sadece Meryem Ana kilisesinde vardır.

MOR YAKUP MANASTIRI
İlçe merkezine bağlı Süryani köyü olan Barıştepe (Salah) köyünün hemen altında bulunan bereketli vadidedir.
Midyat-Dargeçit yolu 5 km. sindedir.
Mor Yakub Manastırı, MS 419 yılında Mor Barsabo ve İskenderiyeli bir keşiş olan öğrencisi Mor Yakup’un Persler tarafından şehit edildikleri yerde inşa edilmiştir.
Mor Yakup, önce Diyarbakır oradan da Tur Abdin bölgesine gelir.
Mor Yakup’un 421 yılında ölümünden sonra manastır çok önem kazanmıştır.
Mor Yakup’un ölümünden sonra, öğrencisi Mor Daniel burada tek başına kalır.
Zaman içinde manastıra yüzlerce rahip yerleşir.
5’nci yüzyılın sonlarına doğru Mor Daniel’de ölür ve 6’ncı yüzyılın başında, 508-510 yıllarında çilekeş Mor Yakup adına büyük bir kilise inşa edilir.
7’nci yüzyılın başlarına kadar kilise sağlam kalmıştır.
Uzun süre metropolitlere ev sahipliği yapan manastır 14’ncü yüzyılın ortalarından başlayarak bir süre Deyrul-Zafaran patrikliğinden kopan Tur Abdin patriklerini de ağırlamıştır.
14’ncü yüzyılda Tur Abdin için patriklik makamı olmuştur.
Diğer Süryani kiliselerinden farklı olarak bu kilisede açık bir Bizans etkisi görülür, manastır 1454 ve 1693 yıllarında yağmalanmıştır.
1906-1907 yılları arasında patrik II. Abdülmesih buraya gelip yerleşmiştir.
Patrikten sonra iki rahip İsa ve Aziz’ de buraya yerleşmiştir. I. Dünya savaşı başlayınca manastır boşaltılmıştır. 1916 yılından 1965 yılına kadar metruk vaziyette olan bugünkü manastır, eski manastırın ancak bir bölümünü içermektedir. Manastır daha sonraki yıllarda onarım görmüştür.
Manastırın kuzeyinde uzanan, kesme taşlardan örülü mimari kalıntıların Hıristiyanlık öncesi bir kült yapısına mı (Mor Yakup’un hayat hikayesi doğrultusunda) yoksa eski bir manastıra mı ait olduğu ancak arkeolojik kazılar sonucu anlaşılabilir.
Salah köyündeki Mor Yakup Manastırının bulunduğu yerde, Perslerin Tanrısı Heraclius’a ait olduğu ve antik çağlarda inşa edildiği söylenen büyük bir tapınağın ayakta kalan iki kemeri vardır.
MS 4’ncü yüzyılın sonlarında, Pers komutanı mabede tanrılara kurbanlar sunmak için gelir ve odada bulunan Mor Bar Şabo ve 11 öğrencisini şehit eder.
Mor Yakup buraya yerleşir ve hastalara şifa verir.
Mor Yakup kilisesi, enine yerleştirilmiş orta nefiyle Tur Abdin bölgesinin en gözde mimari anıtlarından biridir.
Tarihi boyunca yaşadığı olaylar ve kırsal alanda yer alması nedeniyle, yüksek duvarlarla çevrelenen manastır küçük bir kale görünümündedir.
Mor Gabriyel Manastırına benzemesi açısından, bazı uzmanlar tarafında aynı döneme (6’ncı yüzyıl) tarihlendirilir.
Başka bir görüşe göre ise, kısa bir süre önce saptanan ve kilisenin 8’nci yüzyılda onarım gördüğünü belirten bir yazıta dayanarak, şekil benzerliğinin ücra bölgelere özgü geleneksel tutuculuktan kaynaklandığını ve buna benzer kilisenin yazıtta belirtilen dönemde kurulduğunu vurgulamaktadır.
Antik dönem örneklerinden etkilenmiş, taşa işlenmiş güvercinler ve asma dalları Hıristiyanlığın sembollerini yansıtır.
Kutsal Ruhun insanlığa bahşettiği yedi duyguyu güvercinler, dallarıyla bütün insanlığı kucaklayan asma ise İsa Mesih’i temsil eder.
Kilisenin içi, güney cephedeki üç, kuzey cephede ise tek pencereyle aydınlanır.
Manastırda bulunan yapılar şunlardır: Anastasios kilisesi, Theodora’nın Kubbesi, Beth Kadişe (Azizler Evi), Kırk şehitler kilisesi, Meryem Ana kilisesi, Diğer manastır yapılarıdır. (Kütüphane, yemekhane, öğrenci odaları gibi)
Günümüzde aktif olan manastırda, 8 öğrenci eğitim görmektedir.

MOR HOBİL MOR ABROHOM MANASTIRI
İlçe merkezinin 1 km doğusundadır. Küçük bir tepe üstündedir.
Turabdin bölgesinde konuşlanmıştır.
Manastırın ilk olarak, Kral Anısta tarafından inşa ettirildiği, Timur’un istilasıyla yıkıldığı ve 1920 yılında Midyat halkı tarafından onarıldığı rivayet edilmektedir.
Mor Gabriel manastırında eğitim görmüş Mor Hobil ve Mor Abrohom tarafından, MS 5’nci yüzyılda kurulmuştur.
Manastır arazisini yaklaşık 6 metre yükseklikte duvarlar çevreler. Manastırın avlusu, kıraç ve bakımsızdır. Güzel bahçeleri ve çay evi bulunmaktadır. Yemyeşil çevresi, bakımlı parkı, mekanın güzelliğini dışarıdan takdir etmek isteyenler için huzurlu bir sığınak haline getirmektedir.
Manastır avlusunun güneyinde bir aile mezarlığı vardır.
Manastır ve mezarlığa, avlunun kuzeyindeki evde yaşayan aile göz kulak olmaktadır.

Avlunun doğusunda manastırın 3 kilisesi yan yana sıralanır.
Kilisenin girişindeki yazıya göre, kiliselerin en eskisi, 5’nci yüzyıla tarihlenen Mor Hobil’dir. Mor Hobil kilisesinin inşasından sonra çilekeşlerin başı Mor Barsavmo’nun ustası olan Mor Abraham buraya gelir.
Mor Hobil’in küçük tapınağının yanına Mor Abraham adına büyük bir tapınak inşa edilmiştir.
O günden bu yana manastır, Mor Abraham olarak anılır.
Eski manastırdan çok az bir kısmı günümüze gelmiştir.
Manastır 1900 yıllarında eski temeller üzerine yeniden inşa edilmiştir.
Manastırda bir aile mezarlığı ve ayrıca rahipler için yapılmış bir konaklama yeri bulunur.
Bu konaklama yerinde: Süryaniler, diasporadan gelenlerin konaklaması için bir apart otel türünde tesis yapmışlardır.
Midyat yöresine yolunuz düşerse burayı mutlaka ziyaret ediniz.


















































































































