Mardin Midyat

Mardin Midyat
 

Mardin Midyat: Midyat-Mardin arası uzaklık: 88 km. Midyat-Batman arası uzaklık: 80 km. Midyat-Şırnak arası uzaklık: 133 km. Midyat-Siirt arası uzaklık: 133 km.

TARİH

Midyat’ın kuruluşu konusunda farklı görüşler vardır.

Bazı kaynaklar: şehrin kuruluşunu MÖ 2000’li yıllara kadar götürmektedir.

Bu dönemde, verimli topraklara sahip Yukarı Mezopotamya’ya yerleşmek amacıyla Orta Asya’dan göç eden Eti Türkleri, bölgeden geçişleri esnasında Midyat’ı büyük bir mağara yerleşmesi halinde kurmuşlar ve hayvanlarını da burada barındırmışlardır.

Günümüzde Midyat şehrinin altında uzanan ve birbirlerine bağlantılı olan mağaraların o dönemden kaldığı sanılmaktadır.

Daha sonraları buraya yine göçebe olan Komuk Türkleri yerleşmişlerdir.

Yöre uzun süre Komuklar ve Asurlular arasında bir mücadele sahası olur ve birkaç kez iki kavim arasında el değiştirir.

Daha sonraları bölgede Makedonyalılar, Persler, Romalılar hüküm sürer.

Bununla birlikte, bölgede bulunan çok sayıdaki mağaralara dayandırılarak, günümüzdeki anlamda bir yerleşme olarak kuruluşu, MÖ 180 yıllarında Sasani ve Selevkuslar dönemine rastlandığı da ifade edilmektedir.

MS 5’nci yüzyıla kadar Hıristiyanlık bölgeye hakim olmuş, yeni dinin ortaya çıkışı ve kuzeye yönelmesiyle birlikte bölge, İslam ordularının fethine maruz kalmıştır.

11’nci yüzyılın başından itibaren Artuklu Devletinin eline geçen Midyat, 300 yılı aşan bu devirde, civardaki diğer yerleşmelerde olduğu gibi, en parlak dönemini yaşamıştır.

Mervaniler ve Eyübiler’den sonra 1535 yılında da Osmanlılar buraya gelir.

1523 ve 1567 yıllarındaki kayıtlarda Hasankeyf Sancağının Tur Nahiyesine bağlı bir köy statüsünde olan Midyat, 1890 yılında Belediye teşkilatına sahip olmuştur.

Kısmi arkeolojik çalışma ve tahminlere dayanılarak kuruluşu MÖ 2000’li yıllara kadar geriye götürülen Midyat’ın yazılı belgelerde ilk olarak görülmesi ise, ancak MÖ 13 ve 9’ncu yüzyıllara rastlar.

Bu dönemlerde Tur Abdin Asur Kralları için ele geçirilecek ve talan edilecek bir ülke olarak anılmaktadır.

II. Asurnasipal MÖ 879 yılında gururla “Matiate’yi (Midyat) ve köylerini buyruğum altına soktum.

Bol ganimet edinip, onları yüklü haraca ve vergiye bağladım” sözü, Midyat’ın gerek tarihi geçmişi ve gerekse isminin kökeni konusunda önemli bir kanıt sunar.

Buna göre, günümüzde Tur Abdin Metropolitliğinin merkezi konumunda olan şehrin adının, Mağaralar Kenti anlamına gelen “Matiate” den türetilmesi büyük bir olasılıktır.

Midyat: Estel ve Eski Midyat olmak üzere iki kısımdan oluşur.

Şehirde turistik çekiciliğe sahip olan kesim “Eski Midyat” kesimidir.

İki kesim arasında 3 km uzaklık bulunur.

Ancak, gerek bazı resmi binaların bu boş alana taşınması, gerekse Estel ve Eski Midyat’ın birbirlerine doğru büyümesi sonucunda, iki alan arasında kalan boşluk tamamen dolmak üzeredir.

Yeni yapılaşma: Estel kesiminde ve Eski Midyat’ı Estel’e bağlayan Cumhuriyet Caddesi üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Estel’de sadece Müslümanlar yaşarken, Eski Midyat kesiminde ise Süryaniler ile Müslümanlar birlikte bulunmaktadırlar.

Hatta bu kesimde, köylerden göç eden 4 Yezidi ailesi de bulunmaktadır.

1970’li yıllarda, Eski Midyat’ta Süryaniler; nüfusunun yarısından fazlasını oluştururken, özellikle İstanbul gibi büyük şehirler ve Avrupa’ya göç sonucunda, günümüzdeki Süryani aile sayısı yaklaşık olarak 100’e düşmüştür.

Şehrin bir diğer farklı özelliği de kilise sayısında görülür.

Tarihi kiliselerin (6 adet), tarihi camilerden (2 adet) fazla olduğu, Türkiye’deki tek yerleşimdir.

Ancak cemaatleri azaldığı için, Pazar ayinleri bu kiliselerde dönüşümlü olarak yapılmaktadır.

Mardin Midyat Gümüş işçiliği-Telkari
 

 

GÜMÜŞ İŞÇİLİĞİ-TELKARİ

Telkari gümüş işlemeciliği, Süryani toplumunun ana sanat dallarından biridir. Telkari’nin eses doğuş yeri Musul olup, oradan Anadolu’ya geçmiş ve 15’nci yüzyıldan bu yana Türkler tarafından kullanılmaya başlanmıştır. 

Telkari kelimesi Farsça kökenli bir kelimedir. Bu kelime üretim sırasında kullanılan “tel” kelimesi ile, Farsça da örme anlamına gelen kari” kelimesinin bir araya gelmesiyle oluşur. 

Telkari: ince tel haline getirilmiş olan gümüşün küçük motifler ile birleştirilmesi işlemidir, yani gümüş işçiliği “Tillokari” ise altın işçiliği manasına gelmektedir. 

Midyatlı Süryani ustaların usta-çırak ilişkisiyle geliştirilerek sürdürdüğü bu sanat dalı, 25 mikrona kadar inceltilmiş ve 950 derece sıcaklıkta eritilmiş, gümüş teller kullanılarak yapılmaktadır. 

Evet Eski Midyat, gümüş işçiliği yani telkari ile ünlenmiştir. 

Telkari, ince gümüş tellerin birleştirilmesiyle yapılır.

Çok eskiye dayanır.

Ortadoğu’da çıkmıştır.

Gümüş veya altın, aynı kalınlıktaki iki ya da daha fazla telin örülmesiyle elde edilir.

Tamamen elde yapılan bir işlemdir.

Teller, kendilerinin çevresinde oval, yuvarlak veya benzeri şekiller oluşturularak sarılır.

Belli parlatma aşamalarından sonra ürünler  satışa sunulur.

Midyat Telkari Müzesi

TELKARİ MÜZESİ:

Telkari sanatının yaşatılması ve yeni nesillere aktarılması için, 10 Aralık 2023 tarihinde Midyat Belediyesi tarafından Telkari Müzesi açılmıştır. 

Müze, Akçakaya Mahallesi Süryani Çarşısındadır. 

Müzenin bulunduğu bina, Midyat’ın ilk Belediye Başkanlarından Süryani Gelle Hirmız’ın ailesi tarafından 1850’li yıllarda inşa edilen ve daha sonraki dönemlerde Midyat Belediyesine kazandırılan bir yerdir. 

Müzede; Bizans, Roma, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine ait çok sayıda eser bulunmaktadır. 

Midyat Telkari Müzesi

Özellikle: gümüş; sahip olduğu anti-bakteriyel özelliğinden dolayı ilk dönemlerden itibaren hem mutfak malzemelerinde, hem de süs eşyalarında kullanılmıştır. Hatta Romalılar döneminden itibaren de özellikle süs havuzlarında suyun yosun tutmasını önlemek için gümüş kullanılmıştır. Müzede bulunan mutfak ve süs malzemeleri de adeta bunu doğrular niteliktedir. 

Müzede ayrıca bir telkari üretim atölyesi de yer almaktadır. Bu atölyede, müze ziyaretçileri eserleri satın alma imkanı bulurlar. 

 

Mardin Midyat
 

GENEL

“Midyat” kelime anlamı “Ayna” demektir.

Midyat yöresinin bir diğer adı olan “Turabdin” ise “ibadet edenlerin dağı” anlamına gelir.

Çünkü Midyat çevresindeki dağlarda bulunan mağaralar, bir zamanlar ibadet mekanı olarak kullanılıyormuş.

Midyat, Tur Abdin bölgesinin merkezi konumundadır ve güneyden kuzeye ve batıdan doğuya doğru yönelen iki eski yolun kesiştiği önemli bir noktada bulunmaktadır.

Bugün Midyat da Mardin gibi eski şehir bölümüne sahiptir.

Eski Midyat’ta çok sayıda tarihi cami ve kilise bulunuyor.

Taş mimariden yapılan bu dini mekanlar, asırlardır ayaktadır.

Yörenin taş ustalarının üstün ve incelikli becerileri nedeniyle, Midyat, bir açık hava müzesi görümümü kazanmıştır. Midyat’ın doğal örtüsü olan taşlar, eski binaların restore edilmesiyle yeniden hayat bulmuştur.

Midyat’ta hiçbir evin gölgesi bir diğer evin üzerine düşmez, daracık sokaklar öyle muntazam kurulmuş ki evler güneş ışıklarının aksi yönde durduklarından dolayı, yazın kavurucu sıcağında gölgeler oluşuyor, sıcak ve soğukta sertleşen taşlar, yazın serin, kışın sıcak  oluyor.

Midyat yöresinin son zamanlarda tanınmasının en büyük sebeplerinden birisi de bazı televizyon dizilerinin burada çekilmesidir.

Mardin Midyat Gümüş İşçiliği-Telkari
 

 

NE SATIN ALINIR

Buralarda el yapımı telkâri gümüş işleme ürünleri satın alabilirsiniz. Ayrıca taş işlemeciliğinin özgün örnekleri de satılıyor. Üzüm ve hatta üzümden yapılan pekmezde olabilir. Ama öncelikle gümüş düşünün.

Midyat ilçesinde telkâri “vav işi” olarak bilinir yani gümüş işlemeciliği literatürde “çift işi” olarak geçer. Motiflere, kullanılan malzemeye göre çeşitlenir.

Anahtarlıklar, şekerlikler, mücevher kutusu, sigara ağızlığı, tütün kutusu, tepsi, fotoğraf çerçevesi, künye, kaşık, vazo, tespih, yüzük ve daha pek çok obje, inanın bu güzelliklere doyamayacaksınız.

Midyat Meslek Yüksek Okulu

MİDYAT MESLEK YÜKSEK OKULU

Mardin Artuklu Üniversitesine bağlıdır. Sanayi Mahallesi Sanayi Sitesi Arkasındadır. Midyat’ın tarihi ve kültürel dokusuyla uyumlu bir eğitim sunmaktadır. Özellikle kuyumculuk ve takı tasarımı gibi alanlarda uzmanlaşmış programları ile dikkat çeker. Yüksekokul öğrencileri teorik bilgilerin yanı sıra uygulamalı eğitimler de alarak iş dünyasına hazırlanırlar. Evet okulda bugün itibarıyla 7 bölüm var. 

 

MİDYAT MAĞARA ODALARI:

Midyat merkezde bulunan bu mağara odaları, günümüzde aynı zamanda kafe olarak düzenlenmiştir. Bu mağara odalarında eski dönemde Süryanilerin yaşadığı düşünülüyor. Ayrıca bahçeden girilen bir odanın şarap mahzeni ve tahıl ambarı olarak kullanılıyormuş. Giriş kapılarının birinin üzerinde “Güneş uygarlığında bir nefes” yazıyor. Bu yazı, odaların Hıristiyanlık öncesi güneye tapınma döneminde de kullanıldığını gösteriyor. 

Evet duyduğuma göre, Midyat şehrinin altı, mağaralar ve bunları birbirine bağlayan gizli yollarla kaplıymış. 

 

 

Mardin Midyat
 

GEZİLECEK YERLER

Midyat Cevat Paşa Camii

 

CEVATPAŞA CAMİİ

Çarşının merkezinde Gölcük Mahallesinde yer almaktadır. 

Midyat’ın ilk camisidir. 

1925 yılında Cevat Paşa tarafından yaptırılmıştır. 

Anlatıldığına göre, Cevat Paşa (Orgeneral Cevat Çobanlı) askeri vazife gereği Midyat’a geldiğinde, Midyat’ta Hıristiyanlar ve iki Müslüman sülale yaşamaktaydı. O yıllarda başka bir Müslüman ülkeden Midyat’a göç etmiş yaşlı bir adam, çobanlık yaparak geçimini sağlamaya çalışıyordu.

Yaşlı adam, halk arasında “Kalo” (dede) olarak tanınırdı. Yaşlı adam vefat ettiğinde, Müslüman aileler onu kendi aile mezarlığına kabul etmeyince Cevat Paşa, caminin batısında bulunan bir araziyi satın alır ve mezarlık olarak vakfeder.

Sıra yaşlı adamın cenaze namazını kılmaya geldiğinde, Midyat’ta bir cami olmaması Cevap Paşa’yı kızdırır ve zaten her gittiği yere Cami, okul gibi eserler inşa ettirdiğinden, burada da bir cami yaptırmaya karar verir. 

Yaşlı adamın cenazesinin defnedildiği mezarlığın adı “Kalo Mezarlığı” olur. 

Cevat Paşa, caminin yapımında da özel bir durum yaratır.

O yıllarda askerliği geldiği halde askere gitmemiş herkesin, Cami inşaatında çalıştığı takdirde askerliğini yapmış olarak kabul edileceği tüm civar köylere duyurulur, askerliği gelmiş herkes, çalıştığı her bir gün için askerliğinden bir gün düşülmüştür.

Hatta at veya eşek gibi kendi hayvanını getirerek çalışanlardan, getirdiği hayvanlar için onun askerliğinden bir gün düşülürmüş. 

Midyat Cevat Paşa Camii

Cami, kalın duvarlı olup, kare planda Midyat taşından imal edilmiştir.

Avlulu cami tipindedir. Caminin avlusu cemaatin vakit geçirebilmesi için özel tasarlanmıştır. 

Caminin giriş kapısından sonra, 3 metre genişliğinde, dikdörtgen planlı bir mekan bulunur. Bu mekan son cemaat yeridir.

Kapı: kavislidir. Çevresi palmet motifleri, üzeri yuvarlak dairesel şekilli motiflerle bezenmiştir.

İbadet mekanı üstünde yuvarlak kemerlerle birbirine bağlanmış 12 sütun tarafından taşınan, düz bir örtü ve küçük bir kubbe bulunur.

Küçük kubbe kasnağının çevresine pencereler yerleştirilmiştir.

Ayrıca ibadet mekanı, iki katlı sıra halindeki yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatılır.

Mihrap 4 bölümlüdür. Birinci ve ikinci bölümleri, bitkisel bezemelerle, üçüncü bölüm kare pirizmalı şekillerle süslenmiştir. Dördüncü bölüm ise, yarım küre şeklindeki taştan yapılmıştır.

Caminin minaresi, Midyat taşındandır, yuvarlak gövdeli ve iki şerefelidir. Birinci şerefe ince sütunlarla süslenmiş olup her iki şerefede de bitkisel ve geometrik şekiller, şerefelere süsleme yoğunluğu kazandırmıştır. 

 

Midyat Ulu Cami
 

MİDYAT ULU CAMİ

Ulu Cami Mahallesindedir. 

1710 yılında Midyat ilçesinde Estel Mahallesi halkı tarafından inşa edilmiştir. 

Mimari stil olarak: Osmanlı ve Selçuklu mimari stili uygulanmıştır. 

Cami, 1934 yılında tavanının bir kısmını çökmesi üzerine, genişletilerek yeniden onarılmıştır.  Orta kat, 1950 yılında ahşaptan yapılmıştır. 2001 yılında bu ahşap orta kat çökmüştür. 

2003 yılında cami tamamen restore edilmiş, avlu, tuvaletler, arka cemaat yerleri, iç ve dış duvarlar, Midyat taşından yeniden yapılmıştır. 

Cami, toplam 1500 kişi kapasitelidir. 

Caminin minaresi, 1905 yılında yapılmıştır. Minare: geniş, tek şerefiyeli ve Selçuklu mimarisine uygun Midyat taşından yapılmıştır. 

Bugüne kadar birkaç defa onarılan Ulu Cami, hala ibadete açıktır.

 

Midyat Hacı Abdurrahman Camii

HACI ABDURRAHMAN CAMİİ-MELLE CAMİİ

Önce, caminin banisi Hacı Abdurrahman Efendi’den söz etmek istiyorum. Kendisi, Estel’in Yukarı Mahallesinde ikamet eden, Beyt-Alle diye bilinen bir ailede, 1835 yılında dünyaya gelir.

Ablası, bir subay ile evlenip İstanbul’a yerleştiğinde, 7-8 yaşlarındaki Abdurrahman’ı da yanında götürür. Abdurrahman Efendi, İstanbul’da ilk ve orta okulu okuduktan sonra askeri liseye kaydolur.

Askeri liseyi de başarıyla bitirdikten sonra Osmanlı Subayı olur ve kendi memleketi olan Midyat’ın Estel Mahallesinden bir hanım ile evlenir. Daha sonra askeri görevli olarak Selanik’e gider, burada bir ev satın alır. 

Evet Abdurrahman Efendi, Selanik’te uzun yıllar kalır, emekli olur ve memleketi olan Estal’e geri döner. Burada bir ev ve kendi adıyla anılan bu camiyi, 1915 yılında yaptırır. 

Bu sırada, I Dünya savaşı çıkar, dönemin şartlarından dolayı camiye gelecek cemaat olmaz, Abdurrahman Efendi, kendisi tek başına namaz kılmak için camiye gider, camiyi boş bırakmaz. 

Evet, Abdurrahman Efendi, 1920 yılında 85 yaşında Estel’de vefat eder. 

Şimdi gelelim cami hakkında ayrıntılı bilgi vermeye.

İlçe merkezinde Estel Mahallesinde, Estel Kentsel Sit alanı içindedir. 

1915 yılında inşa edilmiş, tek minareli, tek şerefeli bir camidir.

Bu eşsiz konak, Midyat’ın farklı noktalarından görülebilir. Ayrıca Asur İmparatorluğu dönemine tarihlenen mağaralar ve farklı dönemlerde bu mağaraların üzerine inşa edilmiş ahır, depo, işlik olarak kullanılan ve barınma/toplanma amacı taşıyan mekanlara sahiptir. Konak bu özellikleriyle Midyat’ın birçok yapısında olduğu gibi, ziyaretçilerini adeta zamanda yolculuğa çıkarmaktadır. 

Midyat taşındandır ve kare planlıdır. Cami oldukça sadedir. Cephesi altı kemerle hareketlendirilmiştir. Bu kemerlerin beşinin içinden birer pencere açılır.

Mihrap ve minber, bitkisel bezemelidir. Caminin minaresi, kare kaide üzerine yuvarlak gövdeli ve tek şerefelidir. Minare şerefesinde, Ulu camide benzerleri görülen bitkisel motifler bulunur.

Midyat Gelüşke Hanı
 

 

GELÜŞKE HANI

İlçe merkezinde Akçakaya Şen Caddesindedir.

Tarihi han, 1903 yılında Süryani Musa Samas tarafından inşa edilmiştir.

İki katlı bu yapıda, 20 oda bulunuyor ve hanın alt kısmında, binek hayvanları, küçükbaş ve büyükbaş hayvanlar için ayrılmış özel bölümler yer alıyor. 

O zamanlar misafirhane ve ticarethane olarak kullanılmıştır. 1950’lerden sonra ise popülerliğini yitirmiştir.

Midyat Gelüşke Hanı
 

1950-1970 yılları arasında ise köylü pazarı olarak kullanılmaya başlanmıştır. 1980 yılından sonra ise eski canlılığını yitirmiş ve ahır ve mezbaha olarak uzun süre kullanılmıştır.

Midyat Gelüşke Hanı

Ancak yakın zaman önce, han restore edilerek günümüzdeki halini almıştır.

Günümüzde tarihi han, yöresel yemeklerin sunulduğu birçok restoran, köy dinlenme odaları ve Şadırvan bahçesi ve kafelere ev sahipliği yapmaktadır.

Yerli ve yabancı turistler burayı yoğun olarak tercih ediyorlar.  

 

 
Midyat Devlet Konukevi

 

MİDYAT DEVLET KONUK EVİ

Midyat ilçesinin simgelerinden biri olan Devlet Konukevi, tarihi Mardin evlerindendir.

1850 yılında Midyat’ın en yüksek noktasında, önde gelen Süryani Şabo ailesi tarafından inşa ettirilmiştir. Dönemin ünlü Süryani taş ustalarından Malke Brahem, İlyas Mepsi Elyas ve Gallo Zero, binanın yapımında görev almıştır. 

1930 yılında Midyat Belediye Başkanı olan İbraham Şabo’nun görev süresi bittikten sonra bina, devlet mülküne dönüşmüştür. 

Dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Midyat’ın il yapılmasıyla ilgili bir konuşma yapmak üzere, şehre gelmeyi planlamış ve binaya bir balkon yapılmasını istemiştir. Bu balkon, taş işçilikleriyle süslenmiş ve üçüncü kat üzerine eklenmiştir. (ayrıntı aşağıda)

Ancak Adnan Menderes, sağlık durumunun bozulması nedeniyle bu konuşmaya yapmamıştır. 

Evet, yapı, ilk sahibi olan İshak Şabo’un vefatından sonra, 1950’li yıllarda Midyat Kaymakamlığı tarafından satın alınarak devlet konukevi olarak hizmete sokulmuştur. 

Yeri:

İlçe merkezinde Akçakaya Cumhuriyet Caddesindedir.  

Midyat Devlet Konukevi

Yapı, geleneksel Midyat mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Sarı kalker taşından inşa edilmiştir. Taş işçiliğinin en ince detaylarına sahip olan konak, 3 katlıdır ve geniş bir avluya sahiptir. 

En alt kat: ana kayanın oyulması ile elde edilmiş bir oda ve onun ön bitişiğine eklenmiş bir bölümden oluşur.

İkinci kat: geniş bir teras ve 3 oda bulunur. Bu odalar “L” şeklinde düzenlenmiştir.

Üçüncü kat: geniş bir teras ve 2 oda bulunur. Bu kat, 1930 yılında Midyat Belediye Başkanı olarak görevde bulunan İbrahim Şabo döneminde ilave edilmiştir. 

Bu iki odanın arasında bulunan koridordan yukarıya, dar ve tünelimsi bir merdivenle üçüncü kata çıkılmaktadır.

Bu kata çıkıldığında, yine geniş bir teras vardır. Fakat buradaki teras, odaların önünde, yan tarafındadır. Bu tek odanın giriş kapısının bulunduğu, küçük bir cumba vardır.

Midyat Devlet Konukevi
 

Bu kattan, odanın damına çıkılır. Dama çıkıldığında, binanın yapıldığı tepenin yüksekliği ve binanın üç katlı oluşu nedeniyle tüm Midyat görülmektedir. Daha doğrusu Midyat en iyi ve güzel buradan görülüyor.

Kahverengiye çalan sarı şehrin en yükseklerinin minareleri ve çan kuleleri buradan en iyi şekilde görülür.

Midyat Devlet Konukevi
 

Konukevinin avlusunda, mutfak amacıyla kullanılan yerde su kuyusu bulunur.

Bölgede çekilen televizyon dizilerinde ilk tercih edilen mekanlardan ve Mardin’e gelenlerin ilk uğradığı yerlerden biridir.

Midyat konukevinin en üst katındaki terasından Midyat’ın eşsiz manzarasını izleyebilirsiniz.

Midyat Kent Müzesi
 

 

MİDYAT KENT MÜZESİ-ESTEL HAN

İlçe merkezine 2 km uzaklıktaki Ulucami mahallesi Dr Alaaettin Aslan caddesindedir.

İnşa kitabesi yoktur, ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmiyor. 

U tipine sahip olan han, tek avlulu ve üç katlı hanlar gurubuna girer. 

Yapımında kesme taş ve düzgün kesme taş kullanılan hanın bodrum katı, kayaya oyularak yapılmıştır. 

Midyat Kent Müzesi

Çeşitli formlarda pencere açıklıklarına sahip mekan içten beşik tonozlu, dıştan ise üzeri düz dam şeklinde yapılmıştır. 

Midyat Belediyesi tarafından 2021 tarihinde aslına uygun olarak restore edilen yapı, Midyat kültürüne ait eserlerin sergilendiği, Kent Müzesi olarak ziyarete açılmıştır. 

Müzede: Sümer, Akad, Mittani, Hitit, Asur, İskit, Babil, Pers, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine ait günlük yaşamda kullanılan önemli materyaller sergileniyor.

Müzenin Etnografya bölümünde, yüzlerce yıllık el yapımı kilimler, süs eşyaları, yöresel giysiler ve günlük eşyalar gibi birçok etkileyici kültürel obje gözler önüne serilmektedir. 

Midyat Kent Müzesi
 

Müzenin bulunduğu handa; yıllardır eski halı, takı, tespih, ev eşyası, mangal, saat gibi tarihe mal olmuş antik değere sahip ürünleri pazarlayan esnafın işyerleri de bulunuyor.

Ayrıca gümüş telkâri, halı ve kilim tezgahlarıyla dükkanlarının bulunduğu handa, antika dükkanı işletenler de bulunuyor.

Bu da gelen yerli ve yabancıların ilgisini çekiyor.

Midyat İzozoel Kilisesi
 

 

İZOZOEL KİLİSESİ

Altıntaş (Keferze) mahallesindedir. Kilise köyün kuzeyindeki en yüksek noktaya yerleşmiştir. Bu konumu itibarıyla gerçekten ihtişamlı bir görünümü var. Kilisenin muhteşem görüntüsünü vurgulamak için yapılmış bir çan kulesi de var. 

Keferze dolmuşları ile ilçe merkezinden buraya ulaşım mümkündür. 

Mor İzozoel Kilisesi 2021 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.  

Süryani Ortodoks kilisesidir. 

Özenli bir taş işçiliğiyle süslenmiştir. Turabdin’deki manastır ve köy kiliselerine özgü plan tiplerini yansıtır. Kilisede yer alan bezemeler, Midyat taş işçiliği geleneğinin gelişmiş örneklerinin yansıtır. 

İnşa tarihi net olarak bilinmiyor. 

Bir inanışa göre: Bu kilise Mor Gabriel Manastırının mimari Şufnayn’ın oğulları mimar Theodosius ve Theodore tarafından 6’ncı yüzyıl başlarında inşa edilmiştir. 

Ancak bu kilisenin, Turabdin’in en parlak döneminin yaşandığı 8’nci yüzyılda inşa edildiği de iddia edilmektedir. 

Çan kulesi ve kemerli pencereleriyle dikkat çeken kilisenin küçük bir kubbesi vardır. Çan kulesi Midyat’taki taş işçiliği ve işlemeciliğinin en güzel örneklerinden biridir. 

Yazının başında belirttiğim gibi, UNESCO tarafından da dikkat çekilen bu kiliseyi mutlaka gidin ve görün. Özellikle Mardin yöresine gelen yabancı turistler burayı mutlaka ziyaret ediyorlar. 

 

 

Midyat Mor Barsavmo Kilisesi
 

MOR BARSAVMO KİLİSESİ

İlçe merkezinde Işıklar Mahallesindedir.

Kilise 5’nci yüzyılda inşa edilmiştir. İlk yapıldığı dönemde manastır olarak kullanılmaktaydı, fakat 14’ncü yüzyılın sonlarında Mor Gabriel Manastırı gibi burası da Moğollar tarafından saldırıya uğradı ve tamamen yıkıldı. 

Midyat Mor Barsavmo Manastırı

1780 yılında tekrar inşa edildi, fakat 1841 yılında Kürt Beyi Bedirhan tarafından tekrar yıkıldı ve bölgedeki tüm Süryanilerin çoğu öldürüldü. 

1902 yılında kilisenin yarısı kalan harabelerin üzerine yeniden kuruldu kalan diğer kısmı ise 1943 yılında tamamlandı. 

Bunlar zamanında bu kiliselerde yaşamış insanlar tarafından yazılan bir kitapta yazmaktadır. 

Midyat Mor Barsavmo Manastırı

Mor Barsavmo:

Biraz Mor Barsavmo’dan söz etmek istiyorum. Kendisi MS 375-457 yılları arasında Malatya’da yaşamış bir Azizdir. 

Mor Barsavmo mucizeleriyle ve erdemleriyle ünlü, çilekeşlerin başı olarak bilinen bir azizdir.

Süryanilere göre, yerin 88 cm altında, insan yüksekliğinde, aşağıda 29 cm, yukarıda 22 cm, genişlikte çukurda yaşamakta, Barsavmo’nun başlattığı bir ibadet şeklidir.

Kilise avlunun kuzeydoğusundadır.

Okul ve misafir odaları aynı avluya bakar. Süryani çocuklara din, dil eğitimi verilmekte ve insanlar her akşam dua için burada bir araya gelmektedirler. 

Kilise, 1943 ve 1991 yıllarında iki kere restore edilmiştir.

 

 

Midyat Mor Şarbel Kilisesi
 

 

MOR ŞARBEL KİLİSESİ

Mardin ve çevresinde en son inşa edilen kilisedir.

Midyat merkezdeki en göz alıcı kilisedir.

Yapımı 1950’lere tarihlenir.

Mardin çevresindeki geleneksel plan tipinin 20’nci yüzyıla uyarlanışının bir örneğidir.

Midyat Mor Gabriyel Manastırı
 

 

MOR GABRİEL MANASTIRI(DEYRULUMUR MANASTIRI)

Yeri:

Manastır Mardin il merkezinden 120 km uzaklıktadır.

Midyat ilçe merkezinin ise 22 km güneydoğusunda, Cizre yolu üzerinde, Turabdin mevkiinde Güngören mahallesindedir.

 

Önemi:

 Manastır 2021 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası Geçici Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. 

Süryani cemaatinin önemli merkezlerinden birisidir.

Gerek şehir yerleşmelerinden uzaklığı ve gerekse ana yollardan sapa kalması nedeniyle, Deyrulzafaran’a göre daha korunaklıdır.

100 yıl daha yaşlı olmasına rağmen, bulunduğu konumun yarattığı olumsuz etki nedeniyle, Deyrulzafaran’a göre daha az ziyaret edilmektedir.

Ancak, Deyrulzafaran manastırına göre son 20-25 yıldır daha aktif durumda olup, kadrosu daha geniştir.

Bu manastırda 40 civarında öğrenci dini eğitim almaktadır.

615 yılından 1049 yılına kadar, birer Süryani Ortodoks din adamı olan Tur Abdin Metropolitlerine ev sahipliği yapmıştır.

Günümüzde de aynı misyonu sürdürmektedir.

Yani, Tur Abdin Metropoliti, burada ikamet etmektedir.

Ortaçağ’da bütün doğunun en meşhur manastırı olduğu ve parlak devrinde, içinde 300 rahibin yaşadığı söylenen manastır, bu yönleriyle, Süryani kültürünün ve dini yapısının şekillenmesi ve gelişmesinde tarihte önemli görevleri olmuştur.

Dünyanın en eski Hıristiyan manastırlarından biri olma özelliğine sahiptir.

Bu manastır: manastırlarıyla ünlü Athos dağında kurulu herhangi bir manastırdan en az 400 yıl daha eskidir.

Kuruluşu Filistin’deki Mor Saba manastırından yaklaşık 80 yıl, Sina’daki Mor Katherine manastırından da 1.5 asır öncedir.

Bu demektir ki, Mor Gabriel’de bugün ilahi ve dualarıyla monastik yaşamı sürdüren rahip ve rahibeler yaklaşık 15 asırdır devam eden bir geleneği yaşatmaktadırlar.

Yüzyıllar boyunca birçok ünlü şahsiyetin adı, bu manastır ile özdeşleşmiştir.

Mor Akhsenoyo, Hapısnaslı Mor Şemun d’Zayte, Bakısyanlı Mor Gabriel.

 

Metropolit:

Metropolit, kilise hiyerarşisinde patrikten sonra gelen en rütbeli kişidir. Onun altındaki rütbe rahip, onun altındaki ise papazlardır. Türkiye’de 4 metropolit var. Bunlardan ikisi Deyrulzafaran Manastırı ve Mor Gabriel Manastırında bulunur. 

Diğer metropolitler İstanbul ve Adıyaman’dadır.  Burası 615-1049 yılları arasında Turabdin bölgesi metropolitlik merkezi olarak görev yapmıştır. Bu dönemde teolojik bir merkez olmuş ve din adamlarının yetiştirilmesi görevini üstlenmiştir. 

 

Mor Gabriel kimdir

Manastırdaki ilk metropolit Mor Daniel’den sonra, manastırın yönetimine gelen Mor Gabriel, faziletli yaşamı ve yaptığı mucizelerle, rahiplerin ve halkın gözünde, yörenin en ünlü azizi oldu.

594-668 yılları arasında yaşamış, manastırın altın çağını yaşatmıştır. Midyat ilçesine bağlı Bethkustan Mahallesinde doğup büyümüştür. 

Süryani halkı için büyük bir öneme sahip olan Mor Gabriel, her yıl 31 Ağustos’ta anılıyor. 39 yaşında manastırın ruhani lideri, 40 yaşında din adamı, 654 yılında 60 yaşında iken rahipliğin üst mertebesi olan metropolit oluyor. 

17 yıl metropolitlik yaptıktan sonra, 23 Aralık 668’de vefat ediyor ve vefatından 130 yıl sonra veba hastalığı yaşanıyor. Hastalık bölgeye ve manastıra yayılıyor. Manastırda bine yakın rahip hastalık nedeniyle yaşamını yitiriyor.

Bu salgından kurtulmak için 31 Ağustos günü, manastırdaki rahipler, Mor Gabriel’in naaşını mezardan çıkarıyor ve sunakta oturtuyorlar.

Eline de metropolitlerin taşıdığı asayı koyarak bir duvara yaslıyorlar. Ardından sabaha kadar dua edip ilahiler söylüyorlar.

Sabaha karşı ise asanın yerinden kaydığı görülüyor. Ancak asanın hala ayakta dimdik durduğuna şahitlik ediyorlar. Daha sonra hastalık bitiyor. 

Yine burada ilginç bir hikaye daha var. Rahipler her zaman Mor Gabriel’in naaşını çıkarmanın doğru olmadığını düşünerek manaşından bir parça kesmeye karar veriyorlar.

Böylelikle yeniden bir hastalık ve veba yaşanırsa Mor Gabriel’in bereketi ve şifasını alabileceklerine inanıyorlar.

O sırada bir rahip, “Ben Mor Gabriel’in sağ elindeki parmakları keseceğim, kestikten sonra öleceğimi biliyorum ama zaten bir gün öleceğim” diyerek sağ elindeki parmakları kesiyor.

Ve bu rahip Mor Gabriel’in parmaklarını kestikten sonra ölüyor. Diğer tüm rahipler, Mor Gabriel’in elini kesmesinin günah sayılması için rahip adına dua ediyor.

İnanışa göre bu esnada rahipler “Onu affettim” diye bir ses duyuyorlar. 

Bu olayın ardından, 31 Ağustos tarihi, Süryani Ortodokslar tarafından Mor Gabriel Anma günü olarak kabul ediliyor.

Gümüş ile kaplanan ve muhafaza edilen Mor Gabriel’in parmakları, o tarihten beridir her yıl 31 Ağustos tarihinde Mor Gabriel Manastırında çıkarılarak ayinde suya batırılıyor.

Geçmiş yıllarda Mor Gabriel’in parmakları öpülüyormuş ancak daha sonra manastırın suyunun bulunduğu bir kap içerisine batırılmaya başlanmış.

İnananlar şifa bulmak ve Mor Gabriel’in bereketini almak için bu sudan alıyorlar. 

Evet, bu hikaye uzun oldu, sanırım sıkıldınız, ama eğer burayı ziyaret edecekseniz, bu hikayeyi bilerek ziyaret ederseniz, sanırım daha anlamlı olur. 

Midyat Mor Gabriel Manastırı

Manastırın Kuruluşu

Manastır: 397 yılında yani 1600 yıl önce Savur’lu Mor Şemun ve Kartmin’li Mor Şemun tarafından kurulmuştur

Manastır, ilk olarak kurucularının adlarıyla adlandırılmışsa da daha sonraları 668 yılında manastırı yöneten metropolit Bakısyan’lı Mor Gabriyel’in adıyla anılmaya başlanmıştır.

408 yılında İstanbul’da oturan İmparator II. Theodosius (408-450) bazı yapıların inşası için Manastıra maddi yardımda bulunmuştur.

409 yılında ise, manastırın ilk kurucusu olan Mor Şmuel vefat etmiştir. Mezarı: Beth Kadişe (Azizler Evi) dedir.

433 yılında: manastırın ikinci kurucusu olan Mor Şemun’da vefat etmiştir.

634 yılında, Rum kumandanı Harkel, Urfa şehrini işgal eder.

Ortodoks Episkoposları kovar ve makamlarından uzaklaştırır.

Mor Gabriyel ise, çareyi İslam ordusunun Mezopotamya’ya girmesinde bulur.

Bunun için İslam ordusunu destekler ve Mezopotamya’ya girmesine yardımcı olur.

Mor Gabriyel, Cizre’ye giderek İslam ordusu başkumandanı Hattaboğlu Ömer’i ziyaret eder.

Hz Ömer, yapmış olduğu yardımlardan dolayı, Mor Gabriyel’e, bir ferman verir, mühür ve imzasıyla tasdik eder. Fermanda “Süryaniler her türlü din, örf ve adetlerinde hürdür. Çan çalması, bayram kutlaması, cenaze gömme törenleri, kilise ve manastır inşası serbesttir.

Din adamları olan Episkoposlar, papazlar, rahipler ve şemmasları da vergi ve askerlikten muaf tutar. Süryani fakirlerine yardım yapılmasını emreder, Süryanilerin İslam kanunlarının teminatı altında hür yaşamalarını vaat eder.

Sonuç bölümünde ise, bu emirlerin dışında hareket edenlere en şiddetli cezaların uygulanacağını” belirtir.

Bu ferman sayesinde Mor Gabriyel manastırı uzun bir süre saldırılardan korunur.

Bu itibarla, manastıra İslam ordusu Başkumandanı olan Hz Ömer adına izafeten “DEYR-EL ÖMER” ismi verilir.

Bir başka söylentiye göre ise, Deyr-el Umur denilmesi, “Umro” Süryanicede sakinlerin barındığı yer anlamına gelmektedir.

Manastıra 14’ncü yüzyıl sonlarında Timurlenk liderliğindeki Moğol ordusu tarafından saldırı düzenlendi ve 140 keşiş öldürüldü. 

Evet tarih boyunca çok kez yağmalanan, farklı yönetim guruplarının baskılarıyla ve zorluklarıyla karşılaşan Mor Gabriel’in en büyük sınavını 20’nci yüzyılda verdiği belirtiliyor. 

1990’lı yıllarda ise bölgede yaşanan çatışmalar ve terör olayları nedeniyle manastır tekrar sıkıntılı bir sürece girdi. Terör olaylarından dolayı, Süryani cemaatinin büyük çoğunluğu Avrupa’ya göç etti. Geri dönen aileler olurken, tamamen oraya yerleşen aileler de oldu. 

Midyat Mor Gabriel Manastırı

Manastırın kuruluş hikayesi

Hikaye: Savur yakınlarındaki bir köyden olan Mor Şmuel ve Aziz Mor Şemun’un yaşam öyküsüne dayanır.

4’ncü yüzyılın sonlarına doğru rahipliği ve inzivayı seven Mor Şmuel: Nusaybin’e yakın Umrin dağında, yalnız bir şekilde 10 yıl yaşamaya başlar.

Perslerin yöreyi işgal etmesiyle, buradan ayrılarak, günümüzde Yayvantepe olarak bilinen Kartmin köyü civarında bir barınak inşa eder.

Bu arada köyde oldukça tehlikeli bir hastalığa yakalanan Şemun adında bir çocuğu, mucizevi bir şekilde iyileştirir ve onu yanına alır.

Bu iki aziz, bir süre sonra insanlardan uzaklaşmak amacıyla, bulundukları yerden Kartmin’in kuzeydoğusuna doğru yola çıkarlar.

Yolculukları sırasında okudukları kutsal kitabın bittiği yerde, kendilerine bir manastır kurmaya karar verirler.

Kitap bittiğinde, eski bir putperest tapınağının harabelerinin yakınına gelmişlerdi.

Kararlaştırdıkları gibi, iki aziz manastırlarını inşaya başlamak üzere uykuya dalarlar.

Uykuya daldıkları bir sırada, Mor Şmuel’in şeklini alan bir melek, Mor Şemun’a görünür ve birlikte manastırın kurulacağı yeri belirlemeye başlarlar.

Melek, batı, güney ve kuzey yönlerinde birer taşı gösterip manastırın bu sınırlar arasında kurulacağını söyler.

Bu geniş alanın, iki kişinin ibadet etmesi için oldukça geniş bir alan olduğunu düşünen Mor Şemun’a melek, şu an geniş olsa da ileride bu manastırın birçok kimsenin ibadet ve barınma yeri olacağını ifade eder.

Bunun üzerine, bu kadar büyük bir yerin inşa edilmesinin zorluğunu söyleyince, melek de büyük bir taş alıp, yerden bir arşın kaldırdıktan sonra, “bu taşı havada durduran ilahi kuvvet burayı inşa edecektir” der.

Bu şekilde melek ve Mor Şemun manastırın temelini attıktan sonra, melek görünmez olur.

Mor Şemun, daha sonra uyanan Mor Şmuel’e olanları anlatır ve böylece dua evinin inşasına başlarlar.

Efsanede geçen ve bir zamanlar havada durduğuna inanılan taş, halen Mor Gabriel Manastırının avlusunda bulunmaktadır.

Kuruluşundan sonra, değişik tarihlerde manastırın içinde ve dışında ekler yapılmıştır.

Bunlar: Kral Arkadius döneminde yapılan, rahipler için barınma ve ibadet yerleri, bugün kullanılan Meryem Ana Kilisesi, Resuller/Azizler kilisesi, Kırk Şehitler kilisesi, Mor Şmuel’in gömülü olduğu mabet, Manastırın güneybatısında Kartminli Mor Şem’un mabedi, sekiz kemer üzerinde yükselen motifli Theodora Kubbesi, ziyaret amacıyla gelip yapının görkemi karşısında manastırın hizmetine giren Mısırlıların yaptığı kubbe ve 512 yılında Kral Anastos tarafından yaptırılan motif ve mozaikleriyle ünlü, büyük bir mabettir.

Bu yapıların en gözdesi, eskiden mutfak olarak kullanılan Theodora Kubbesidir.

Kubbe, İmparator Arkadius’un kızı Theodora’nın maddi yardımıyla ovalımsı bir şekilde pişmiş tuğladan yapılmış ilginç bir yapıdır.

Alt katta bulunan bu eski bölümlerin üzerine, son zamanlarda ziyaretçi odaları, görevlilerin odaları, mutfak, rahibe odaları gibi yeni ilaveler yapılmıştır.

Mor Gabriel Manastırı, girişinin sağ ve sol köşelerinde, aslan figürleri görülür.

Bu figürlerin Süryaniler arasında mitolojik bir yeri vardır.

Rivayete göre: Mor Gabrial Manastırı, 7’nci yüzyılda çeşitli nedenlerden dolayı boşaltılır.

Manastırın insansız kaldığı zaman diliminde, Tanrı tarafından manastırın korunması için aslan gönderilmiştir.

Daha sonra insanlar manastıra geri döndüklerinde, aslanların ortadan kaybolduğu söylenir.

Bu iki aslanın iki melek olduğu rivayet edilmektedir.

Günümüzde, özgün yapısını bozmadan, manastırın tarihi duvarları ve bazı mekanların restorasyonu yapılmaktadır.

Yeni yapılan eklentilerin de eskisiyle uyum içinde olmasına dikkat edilmektedir.

Midyat Mor Gabriel Manastırı

Manastırda Eğitim-Öğretim

Manastırda eğitim ve öğretim faaliyetleri sürmüştür. Manastırda, dört bölümlü büyük bir okul vardır. Bu okul: ilk, orta ve liseye eşit bir kolejdir. Bundan başka, teoloji bölümü vardır.

Zamanında Tur Abdin Kanununda 10 yaşını bitiren erkek çocuk, muhakkak ilk eğitimini okulun birinci bölümünde görmesi mecburdur.

Şayet öğrenci, ruhaniliğe girmek istiyorsa orta ve lise bölümlerini bitirmesi, baş papazlık ve kolej öğretmenliği yapabilmesi için ise Teoloji bölümünü bitirmesi gerekiyordu.

Okulun en parlak dönemi, Mor Şemun Zeyte’nin müdürlüğü zamanıdır. Mor Şemun Zeyte, okulu teoloji bölümünü bitirip aynı okula müdür olmuştur.

Buna benzer birçok bilim adamı bu kolejden yetişmiştir.

Manastır, birçok ülkeye dağılmış Süryani cemaatine, Süryanice öğretmeni sağlamada da çok önemli rol oynamaktadır.

Aynı zamanda göçler sonucunda Ortadoğu’dan bütün dünyaya yayılmış ve oralarda kilise kurmuş Süryani cemaatinin din adamı ihtiyacının bir kısmı da buradan karşılanmaktadır.

 

Kütüphane

Manastır aynı zamanda bölgenin en büyük kütüphanesini de içermekteydi. Kitapların çoğu eski ve yeni ahitten oluşmaktaydı.

Bunun dışında felsefe, teoloji, tıp, bilim ve tarih ile ilgili kitaplar da bulunuyordu. Kütüphane zaman zaman dışarıdan gelen baskınlarda yağmalanmış ve tahrip edilmiştir. Geriye kalan kitaplar ise, doğu ve batıdaki kütüphanelere kaçırılmıştır.

Bugün batı kütüphanelerinde (British Library, İngiliz Devlet Kütüphanesi gibi) sergilenen birçok el yazması eser, manastırın yüzyıllar boyunca kültürel merkez olarak önemliliğine tanıklık etmektedir.

 

Azizler Evi

Yapının içinde bulunan “Azizler Evi” 15 nişli bir anıt mezardır.

Süryani geleneğinde azizlerin naaş ve mezarları, bulundukları yerlerin manevi kutsiyetini arttırmaktadır.

Mor Gabriyel manastırı da bu yönüyle büyük bir manevi kutsiyete sahiptir.

Birçok azizin mezarı ve kemikleri burada bulunuyor.

Mor Filiksinos, arkadaşı Episkopos Sturiyos’a yazdığı mesajında “melekler tarafından temeli atılmış Deyr-el-Umor manastırını yedi kez imanla ziyaret eden Kudsi şerifi ziyaret etmiş farizasını yetire getirmiş sayılır” demektedir.

 

Evet burayı ziyaret ederseniz, işte kurallar ve gezi planı:

Manastırı ziyaret etmek isterseniz, ziyaret saatleri var ve kesinlikle bu saatlere uyuyorlar. (Ziyaret saati: 13.00) Önceden girmek mümkün değil. Saati geldiğinde ziyaretçileri kabul ediyorlar.

Tek başına gezmek de mümkün değil. Gurup olmasını bekliyorlar ve güzel ağaçlı bir yoldan yürüdükten sonra, üç kuleli manastırın girişinde, bir rehber gurubu karşılayarak gezdirmeye başlıyor. 

Geziye başlamadan önce, yine burası ile ilgili çok ilginç bir söylentiden söz edeceğim ve sonra gezimize başlayalım.

Midyat’taki bu manastırda ölen papazları, manastırın yan tarafındaki mezarlığa, oturur pozisyonda ve doğu yönüne bakacak şekilde gömüyorlarmış.

Çünkü bu uygulama, Hz İsa’nın dirilmesinin doğu yönünden olacağı inancına ve onun karşısında yatar pozisyonda olmama isteğine dayanıyormuş.

Yeni bir vefat olduğunda mezar açılıp, sandalyedeki kişinin kemikleri alınarak kenara koyuluyor ve cenaze, kıyafetleriyle birlikte doğuya bakacak şekilde sandalyeye oturtuluyormuş. 

Son bir not, giriş ücretli son olarak 100 TL idi. 

Manastırın bünyesinde bulunanlar:

Manastırın bünyesinde, ana kiliseden baka Meryem Ana, Kırk Şehitler ve kurucusu Mor Simeon’a adanmış üç kilise bulunuyor. Evet manastırda sadece bu bölümler ziyarete açık, çünkü diğer bölümler manastır sakinlerinin yaşam alanıdır. 

Midyat Mor Gabriel Manastırı Ana Kilise
Ana kilise:

6’ncı yüzyılın ilk yarısına tarihlenen, silindirik kubbesi görülmeye değerdir. Roma imparatorlarının yardımıyla yapılmıştır. Yakın zamanda restore edilmiştir. Çok sade ve etkileyici bir görünümü vardır. 

1500 yıldır ibadet yapılan kilise, sadeliği ve şıklığıyla dikkat çekiyor. 

Vaftiz taşının üzerinde sarı bir külah duruyor. 

Kilisede iki tane mezar bölümü var. Birinde, öldürülmüş bir metropolit, diğerinde ise Sivas’ta katledilen 40 şehitlerin kemikleri bulunuyormuş. 40 Şehitler öyküsü, Mardin merkezde bulunan bir kilisede de geçiyor. 

Teodora Kubbesi:

Kubbe Roma İmparatoru Justinianus’un eşi Teodora tarafından 540 yılında yaptırılmıştır. Vaftizhane olarak kullanılan yapı, 8 küçük kemer üzerinde yükseliyor. Yukarıya doğru konik biçimdedir. Tepesi açıktır. Özelliği dışarıdan kare yapı içeriden konik bir yapı olarak görünmesidir. 

Burada tam ortada 1300 yaşında bir taştan masa var. Hamur mayalamak ve üzüm sıkmak için kullanılıyormuş. Önünde Süryanice bir yazı var tarihçesi anlatılıyormuş. Yan tarafta mutfak bölümü bulunuyor. 

 

Meryem Ana kilisesi:

Manastırın günlük ibadetlerinin yapıldığı bir kilisedir. Çok sade bir görünüşü vardır. Diğer Süryani kiliselerinde olduğu gibi dua ve ayin bölümleri ayrı ayrıdır. Kilisede perde var.

Resim, ikon, heykel yoktur. Perde tercihinin bir nedeni de bölgenin savaş alanı olmasıymış. Savaşlarda ikonlar, heykeller resimler yok ediliyor ama perdeler yok edilse bile yapılması çok kolaymış.

Midyat Mor Gabrial Manastırı Mezarlık Bölümü

Mezarlı bölümü:

Bazı özel mezarlar görüldükten sonra Azizleri Mezarları bölümü bulunuyor. 12.000 kişinin kemikleri gömülmüştür. Burada her Cumartesi akşamı toplu dua yapılıyormuş. Manastıra adını veren Mor Gabriel’in mezarı da burada, yandaki mezar bölümlerinde değil, toprak altında bulunuyormuş. 

Mor Gabriel, çok mütevazi biri olduğu için mezarının ayak altında olmasını istemiş. Toprak içinde olmasının nedeni, buraya ziyaret edenler, kendi inancına göre elini sokup toprak alabilmesiymiş. Yerde bulunan mezarlardan biri de manastırın kurucusu Mor Samuel’e aittir. Terası geçerken, avluda bir kuyu görülüyor. Bu sarnıç kuyusu ilk günlerden beri kullanılıyormuş.

 

Yaşam Alanı:

Üstte teras bölümü var. Teras demek aslında yanlış, birden fazla teras ve yapı var. Birbirlerine merdivenlerle, geçişlerle bağlanmıştır. Kademeli geçişler oldukça güzeldir. Süryani işçiliğinin, ustalığının sadece söylentiden ibaret olmadığını burada çok rahatlıkla anlayabilirsiniz. 

Rahiplerin ve öğrencileri kaldıkları bölümler, birbirinden ayrılmış.

 

 

Midyat Anıtlı Köyü
 

 

ANITLI KÖYÜ

Öncelikle önemli bir hususu belirtmekte yarar var. Birleşmiş Milletler (UNWTO) tarafından düzenlenen “En iyi turizm köyleri” programında, Anıtlı köyü, Dünyanın en güzel köyü seçilmiştir.

Biraz daha ayrıntı: 2022 yılı için Anıtlı köyü ülkenizi temsil etmeye hak kazanan 3 köyden biri olmayı başarmıştır. 20 Aralık 2022 tarihinde yayınlanan yarışma sonuçlarına göre ise 57 farklı ülkeden yapılan 130 başvuru arasında, sahip olduğu kültürel ve doğal değerleri ve olağanüstü potansiyeli nedeniyle, En iyi Turizm Köyü olarak seçilmiştir. BMDTÖ tarafından iyileştirme programına alınan Anıtlı köyü ile ilgili çalışmalar devam etmektedir. 

Evet, şimdi Anıtlı köyünü anlatmaya devam edelim.

Midyat ilçe merkezinin 29 km kuzeyinde bulunmaktadır.

Köyün Süryanice ismi “Hah” dır. İpek yolu üzerinde önemli bir ticaret yolu olarak kurulmuştur. 

Köydeki Süryanilerin önemli kısmı, Almanya ve diğer Avrupa ülkelerine göç etmiştir.

Yurt dışındaki “Anıtlı köylüleri” tarafından kurulan dernekler vasıtasıyla, köyde bulunan tarihi öneme sahip Meryem Ana Manastırı ve kilisesi restore edilmiştir.

Aynı zamanda köyün ortasında kale biçiminde bir köşk vardır.

Bu köşkte 4 Süryani ailesi yaşamaktadır.

Köşk, saldırılar sırasında Süryaniler tarafından korunma amaçlı kullanılmıştır.

Köy turizm açısından büyük öneme sahiptir.

Yaz aylarında, köye 3000-4000 ziyaretçi gelmektedir.

Köyde Timur tarafından yakıldığı söylenen iki kilise kalıntısı daha vardır.

Bazı araştırmacılar, büyüklüğünden ve etrafındaki kiliselerden dolayı Anıtlı köyünü “Katedral Köyü” olarak nitelendirirler.

Geçmişte burada 40’a yakın kilise bulunduğu söyleniyor.

Midyat Anıtlı Köyü
 

Hah köyü: Tur Abdin bölgesinin en dikkat çeken köylerinden biridir.

6’ncı yüzyıla tarihlenen Yunan kaynaklarında, Tur Abdion diye geçen metropolitliğin merkezinin burada olabileceği ileri sürülmüştür.

Midyat Anıtlı Köyü

Köyü belki de daha önemli kılan 640 yılındaki Arap fethinden sonraki 1.5 yüzyıla tarihlenen tahminen 5 kilise ve manastırın olmasıdır.

Hah köyündeki en görkemli kilise, sofistike mimarisi ve süslemesiyle bölgedeki 8’nci yüzyıl kilise mimarisinin en dikkat çekici örneği olan Yoldath Aloho (El Hadra ya da Meryem Ana kilisesi) dir.

Midyat Anıtlı Köyü Kara nohut

Tanıtımı bitirmeden önce, yine yöreye özgü bir gıda var. Bunun adı “Kara nohut” Anıtlı köyü yöresinde yıllardır yetiştirilen bir tarım ürünü olmakla birlikte, yöredeki toprak ve iklim koşullarıyla özdeşmiş, özgün bir lezzete sahiptir. 

 

Midyat Meryem Ana Manastırı
 

 

MERYEM ANA MANASTIRI-YOLDATH ALLOHO

İlçe merkezine 40 km uzaklıktaki Anıtlı (Hah köyü) köyünün güney kıyısındadır.

Özgün mimarisiyle dikkati çeker.

Günümüzde mimari açıdan eşine az rastlanır güzelliktedir.

Kuzey Mezopotamya’nı en güzel kiliselerinden biri sayılmaktadır.

Manastır: Süryani dilinde “Yoldath Aloha” (Tanrı Anası) ismini taşımasına karşın, çoğu kez Arapça “El Harda” (bakire) olarak anılır.

Kilisenin tam olarak ne zaman yapıldığı bilinmez. Muhtemelen 4 ile 6’ncı yüzyıllarda inşa edildiği tahmin edilmektedir. 

Kubbesinin alt kısmı 7’nci yüzyılda yapılmıştır.

Kubbesinin dıştan üst kısmı ve çan kulesi, 20’nci yüzyılda eklenmiştir.

Çan kulesi, 1939 yılında yapılmıştır.

Çatıdaki kiremitler, 1907 yılında yerini kesme taşlara bırakmıştır.

Kadim geleneğe göre, Müneccim Kralları Süryani alemine bağlayan bu mekan, Yukarı Mezopotamyalı bu krallardan biri tarafından Meryem’e adanmıştır.

Mekanın anıtsal havası, mimarisi ve süslemeleri, burayı yörenin diğer tapınaklarından ayrı kılmaktadır.

Bu kilise, Mardin civarında az rastlanan, kare planı ve merkezi kubbesiyle Mardin yakınlarındaki Deyrul-Zafaran manastırına benzer.

Kilise bir zamanlar metropolitlik merkezliğini üstlenen Anıtlı köyünde metropolitin manastır erkanına ayrılmıştır.

Oturma yerleri bulunan bir apsisle, karşılıklı okuyan iki koruyu barındıracak şekilde, ana cemaate kapalı bir nef, yöre kiliselerinde hiç rastlanmayan özelliklerdir.

Kuruluş Öyküsü

Anıtlı Meryem Ana kilisesinin kuruluş öyküsüne bir söylence de katılmaktadır.

Söylence: Meryem Ana kilisesinin kuruluşu İsa’nın doğumuna bağlanmaktadır.

Rivayete göre: Yahudiye ülkesindeki (İsrail) Beytlehem’de doğan Mesih’in yıldızını doğuda gören 12 yıldız bilimcisi, bu yıldızın izini sürmeye başlarlar.

Bunlar: Anıtlı köyüne vardıklarında, içlerinden üçü bu yıldızı takip etmeye devam eder, diğerleri ise Anıtlı köyünde kalır.

Yıldız, Mesih’in bulunduğu mağaranın üzerinde durmasından sonra bu üç yıldız bilimcisi mağaraya girer ve burada Mesih ile annesini görmeleriyle birlikte secdeye kapanırlar.

Daha sonra bereket olarak Meryem Ana’dan aldıkları bir bez parçasıyla, diğerlerinin yanına dönerler.

Beraberlerinde getirdikleri Mesih’e ait kumaş parçasını yakıp, küllerini kendi aralarında bölmek isterken, ateşe atılan kumaş, 12 altın madalyona dönüşür.

Bu mucizeye tanık olduklarında, Meryem Ana adına bir mabet yaptırmaya karar verip, bugünkü manastırı inşa ederler.

Böylece Mesih’ten sonraki ilk mabet yapılmış olur.

Bu olayın gerçekleştiği Anıtlı Göletinin hemen yanındaki bölge, günümüze kadar Süryanice’de Parputho (paramparça) olarak adlandırılır.

İlk kilisenin Kudüs’te kurulduğu “Hıristiyan” kelimesinin ise Anadolu’da henüz MS 37-43 yılları arasında telaffuz edildiği göz önüne alındığında, yukarıda izah edilen olayın, bu olaylardan daha önce gerçekleştiğini göstermekte ve Mesih’in doğumuyla beraber inşa edilen bu mabedin önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

Mimari özellikleri

Sanatsal boyutu ele alındığında manastır/kilise, Tur Abdin’in en görkemli yapıtlarından birisidir.

Bir özelliği de inşasında sergilenen mükemmel taş işçiliğidir.

Yapı aynı zamanda Tur Abdin’de nadir görülen kare planına sahiptir.

Bazı araştırmacılara göre, İstanbul’daki Ayasofya Kilisesi, bu kilisenin genel planı örnek alınarak inşa edilmiştir.

Son bir not: Meryem Ana kilisesinde haçın üzerinde İsa’nın ruhunu betimleyen güvercin figürü vardır. Bu sadece Meryem Ana kilisesinde vardır. 

 

Midyat Mor Yakup Manastırı
 

 

MOR YAKUP MANASTIRI

İlçe merkezine bağlı Süryani köyü olan Barıştepe (Salah) köyünün hemen altında bulunan bereketli vadidedir.

Midyat-Dargeçit yolu 5 km. sindedir.

Mor Yakub Manastırı, MS 419 yılında Mor Barsabo ve İskenderiyeli bir keşiş olan öğrencisi Mor Yakup’un Persler tarafından şehit edildikleri yerde inşa edilmiştir.

Mor Yakup, önce Diyarbakır oradan da Tur Abdin bölgesine gelir.

Mor Yakup’un 421 yılında ölümünden sonra manastır çok önem kazanmıştır.

Mor Yakup’un ölümünden sonra, öğrencisi Mor Daniel burada tek başına kalır.

Zaman içinde manastıra yüzlerce rahip yerleşir.

5’nci yüzyılın sonlarına doğru Mor Daniel’de ölür ve 6’ncı yüzyılın başında, 508-510 yıllarında çilekeş Mor Yakup adına büyük bir kilise inşa edilir.

7’nci yüzyılın başlarına kadar kilise sağlam kalmıştır.

Uzun süre metropolitlere ev sahipliği yapan manastır 14’ncü yüzyılın ortalarından başlayarak bir süre Deyrul-Zafaran patrikliğinden kopan Tur Abdin patriklerini de ağırlamıştır.

14’ncü yüzyılda Tur Abdin için patriklik makamı olmuştur.

Diğer Süryani kiliselerinden farklı olarak bu kilisede açık bir Bizans etkisi görülür, manastır 1454 ve 1693 yıllarında yağmalanmıştır.

1906-1907 yılları arasında patrik II. Abdülmesih buraya gelip yerleşmiştir.

Patrikten sonra iki rahip İsa ve Aziz’ de buraya yerleşmiştir. I. Dünya savaşı başlayınca manastır boşaltılmıştır. 1916 yılından 1965 yılına kadar metruk vaziyette olan bugünkü manastır, eski manastırın ancak bir bölümünü içermektedir. Manastır daha sonraki yıllarda onarım görmüştür.

Manastırın kuzeyinde uzanan, kesme taşlardan örülü mimari kalıntıların Hıristiyanlık öncesi bir kült yapısına mı (Mor Yakup’un hayat hikayesi doğrultusunda) yoksa eski bir manastıra mı ait olduğu ancak arkeolojik kazılar sonucu anlaşılabilir.

Salah köyündeki Mor Yakup Manastırının bulunduğu yerde, Perslerin Tanrısı Heraclius’a ait olduğu ve antik çağlarda inşa edildiği söylenen büyük bir tapınağın ayakta kalan iki kemeri vardır.

MS 4’ncü yüzyılın sonlarında, Pers komutanı mabede tanrılara kurbanlar sunmak için gelir ve odada bulunan Mor Bar Şabo ve 11 öğrencisini şehit eder.

Mor Yakup buraya yerleşir ve hastalara şifa verir.

Mor Yakup kilisesi, enine yerleştirilmiş orta nefiyle Tur Abdin bölgesinin en gözde mimari anıtlarından biridir.

Tarihi boyunca yaşadığı olaylar ve kırsal alanda yer alması nedeniyle, yüksek duvarlarla çevrelenen manastır küçük bir kale görünümündedir.

Mor Gabriyel Manastırına benzemesi açısından, bazı uzmanlar tarafında aynı döneme (6’ncı yüzyıl) tarihlendirilir.

Başka bir görüşe göre ise, kısa bir süre önce saptanan ve kilisenin 8’nci yüzyılda onarım gördüğünü belirten bir yazıta dayanarak, şekil benzerliğinin ücra bölgelere özgü geleneksel tutuculuktan kaynaklandığını ve buna benzer kilisenin yazıtta belirtilen dönemde kurulduğunu vurgulamaktadır.

Antik dönem örneklerinden etkilenmiş, taşa işlenmiş güvercinler ve asma dalları Hıristiyanlığın sembollerini yansıtır.

Kutsal Ruhun insanlığa bahşettiği yedi duyguyu güvercinler, dallarıyla bütün insanlığı kucaklayan asma ise İsa Mesih’i temsil eder.

Kilisenin içi, güney cephedeki üç, kuzey cephede ise tek pencereyle aydınlanır.

Manastırda bulunan yapılar şunlardır: Anastasios kilisesi, Theodora’nın Kubbesi, Beth Kadişe (Azizler Evi), Kırk şehitler kilisesi, Meryem Ana kilisesi, Diğer manastır yapılarıdır. (Kütüphane, yemekhane, öğrenci odaları gibi)

Günümüzde aktif olan manastırda, 8 öğrenci eğitim görmektedir.

Midyat Mor Abrohom Manastırı
 

 

MOR HOBİL MOR ABROHOM MANASTIRI

İlçe merkezinin 1 km doğusundadır. Küçük bir tepe üstündedir.

Turabdin bölgesinde konuşlanmıştır.

Manastırın ilk olarak, Kral Anısta tarafından inşa ettirildiği, Timur’un istilasıyla yıkıldığı ve 1920 yılında Midyat halkı tarafından onarıldığı rivayet edilmektedir.

Mor Gabriel manastırında eğitim görmüş Mor Hobil ve Mor Abrohom tarafından, MS 5’nci yüzyılda kurulmuştur. 

Manastır arazisini yaklaşık 6 metre yükseklikte duvarlar çevreler. Manastırın avlusu, kıraç ve bakımsızdır. Güzel bahçeleri ve çay evi bulunmaktadır. Yemyeşil çevresi, bakımlı parkı, mekanın güzelliğini dışarıdan takdir etmek isteyenler için huzurlu bir sığınak haline getirmektedir. 

Manastır avlusunun güneyinde bir aile mezarlığı vardır.

Manastır ve mezarlığa, avlunun kuzeyindeki evde yaşayan aile göz kulak olmaktadır.

Midyat Mor Abrohom Manastırı
 

Avlunun doğusunda manastırın 3 kilisesi yan yana sıralanır.

Kilisenin girişindeki yazıya göre, kiliselerin en eskisi, 5’nci yüzyıla tarihlenen Mor Hobil’dir. Mor Hobil kilisesinin inşasından sonra çilekeşlerin başı Mor Barsavmo’nun ustası olan Mor Abraham buraya gelir.

Mor Hobil’in küçük tapınağının yanına Mor Abraham adına büyük bir tapınak inşa edilmiştir.

O günden bu yana manastır, Mor Abraham olarak anılır.

Eski manastırdan çok az bir kısmı günümüze gelmiştir.

Manastır 1900 yıllarında eski temeller üzerine yeniden inşa edilmiştir.

Manastırda bir aile mezarlığı ve ayrıca rahipler için yapılmış bir konaklama yeri bulunur.

Bu konaklama yerinde: Süryaniler, diasporadan gelenlerin konaklaması için bir apart otel türünde tesis yapmışlardır.

Midyat yöresine yolunuz düşerse burayı mutlaka ziyaret ediniz.

 

 

Batman tanıtımı.

Siirt tanıtımı.

Şırnak tanıtımı.

Mardin tanıtımı.

 

Mardin

Mardin

 

Mardin yakın zaman önce Büyükşehir Belediyesi olarak yeni bir yapılanmaya girdi ve şehir merkezinde Artuklu Belediyesi kuruldu.

Şehri incelediğimizde, tarihi ve turistik yerlerin birçoğunun Artuklu Belediyesi bölgesinde bulunduğu görülür.

Bu yüzden: Mardin il merkezini tanıtırken, Artuklu Belediyesini de bu genel Mardin il tanıtımı içinde belirteceğim, ama Artuklu Belediyesi olarak duyarsanız, Mardin il merkezindeki bir yerleşim yeri olduğunu unutmayınız.  

Mardin

ULAŞIM


Mardin; Gaziantep ve Şanlı Urfa’yı kendisine bağlayan: E-90 karayolu üzerinde.

Bu yol; aynı zamanda, Avrupa ile Ortadoğu ülkeleri arasındaki TIR taşımacılığının en yoğun olduğu yer.

Karayolundan şehre ulaşım da; belli başlı merkezlere uzaklıklar: Mardin merkezde, Artuklu Beldesi merkeze 6 km uzaklıktadır. Mardin-Diyarbakır: 87 km., Mardin-Ankara: 995 km., Mardin-İstanbul: 1448 km., Mardin-Adana: 533 km., Mardin-Gaziantep: 324 km. Mardin-Şanlı Urfa arası: 201 km., Mardin-Batman arası: 131 km., Mardin-Şırnak arası: 206 km. dir. 

Mardin

TARİHİ

MÖ 3000’lerde bölgede yaşamış olan Hurriler’den bu yana, yerleşme merkezi olduğu bilinen ve tarihsel belgelerden MÖ 1300’lerde Asur Krallığı’na da başkentlik yaptığı anlaşılan Mardin, 5000 yaşında olan tarihi bir şehirdir. 

Yine MÖ 7’nci yüzyıldan itibaren Medler’in, Kimmerler’in, İskitler’in ve Babil krallığının kültürleriyle tanışan Mardin, İsa’dan sonraki Yunan ve Roma dönemlerinde de yaşayarak, MS 640’lardan sonra İslam kökenli uygarlık değerleriyle tanışmıştır. 

MS. dönemlerde; 330 yılında; ateşe ve güneşe tapan Şad Buhari isimli bir kral, kentte egemenlik kurar.

Bu kral; hastadır ve bir süre Mardin kalesinde kalır. Hastalığı iyileşir ve kaleye bir konut yaptırır.

Kendisiyle birlikte; memleketi olan İan Pers’ten; çok sayıda asker ve insanı buraya getirtir.

Kentte önemli gelişmeler görülür. Ancak; 442 yılında çıkan veba salgınında, insanlar ölür ve kent yaşanmaz hale gelir.

540 yılında; Romalı Ursiyanos isimli bir general, kenti yeniden inşa ettirir ve halkın buraya gelmesini sağlar.

824 yılında ise; Abbasiler görülür.

Bu dönemde, İslamiyet hızla yayılmaya başlar.

1089 yılında: Türkler bölgede egemenlik kurarlar.

1105 yılında; Artuklular bölgeyi ele geçirir ve Mardin’i başkent yaparlar.

304 yıllık egemenlikleri boyunca; kentte, çok sayıda cami, medrese, hamam ve kervansaray yapılır.

Mevcut yapılar ise onarılır.
1393 yılında, Timur, ele geçirmek için kaleyi kuşatır, ancak ele geçiremez.

Sonraki dönemlerde, Artuklular tarafından, kentin onarım faaliyetlerinin devam ettiği görülür.

1409 yılında Karakoyunlular, 1480 yılında Akkoyunlular ve 1517 yılında ise Osmanlılar, Yavuz Sultan Selim zamanında bölgeyi egemenlikleri altına alırlar.

Evet, gördüğünüz gibi; Mardin, kurulduğu yer itibarı ile ipek yolu üzerinde bulunan ve sürekli olarak bölgede hakimiyet kuran uygarlıklar tarafından ele geçirilmeye çalışılan bir kent olarak kalır.

Tüm uygarlıklar, burayı ele geçirmek için uğraşırlar. Kent ve çevresinde, bu uygarlıkların izlerini görmek mümkündür. 

Mardin

ARTUKLULAR

Artuklular, 1102 yılında Güney ve Doğu Anadolu’da kurulmuş bir beyliktir. İsmini Türkmen beyi olan “Seyyid Artuk Bey” den almıştır.

1086 yılında Kudüs’ü alan Artuk Bey, aynı yıl vefat etmiştir.

Artuklu Beyliği: Mardin, Hasankeyf ve Harput bölgelerinde, 1102-1409 yılları arasında hüküm sürmüştür. Mardin kolunun kurucusu Ilgazi Bey’dir. 

KENTİN İSMİNİN KAYNAĞI


Mardin ismi nereden gelir?

Çoğu kaynaklarda; Mardin’in gerçek adı: “Merdin” olarak geçer.

Zaten: halkın büyük çoğunluğu da, bugün kenti böyle isimlendirmiştir.

Şehirde birçok kalenin varlığı, şehrin bu şekilde isimlendirilmesinde önemli rol oynamıştır.

Ayrıca; Mardin; “Merdo” dan gelen Süryanice kökenli bir kelime olarak da düşünülür.

“Kale” anlamına gelmektedir.

Burası, geçmiş dönemlerde; bölgedeki birçok şehir ve yerleşim yerinde olduğu gibi, Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı bir mekan idi.

Mardin
Mardin

 

GENEL


Mardin; önemli tarihsel ve kültürel mimari zenginliklere sahip bir kenttir.

Burada yerleşik kültür; çağlar boyu burada yaşamış olan uygarlıkların izlerini taşır.

Mardin’de gezerken, özellikle eski şehir bölgesinde; kendinizi bambaşka bir alemde sanır, tarihi havayı teneffüs edersiniz.

Eski şehre uzaktan baktığınızda ise; bu görüntü sizi, daha da etkiler.

Sanki, yeryüzünden çok, gökyüzüne aitmiş hissini veren, havada asılı duran bir şehir.

Geceleri, güney yönünden kale istikametine bakıldığında, dağın eteklerinde parıldayan binlerce ışığı, göğün yıldızları sanabilirsiniz.

Evet; kent; 1200 m. yükseklikteki bir dağın, güney yamacına kurulmuş. Malum; dağın zirvesinde ise Mardin Kalesi var.

Ayrıca; kente geldiğinizde dikkatinizi çekecek çok büyük bir görsel özellik olarak; bu dağın zirvesindeki, büyük yarım bir küre göreceksiniz.

Bu küre; askeri radar tesisidir. Şehrin silüetini değişik etkiliyor.

Aynı zamanda, Mardin kalesinde, bu kürenin yani radarın bulunduğu yere çıkmak yasak.

Askeri yasak bölge. Dağın yamacında kurulu ve güneye bakan kentte; gün boyu, güneş hakim.

Ancak, en sıcak havalarda bile, Mardin’in taş evleri serin.

Dar sokakları ise, gölgeli. Bu sokakları birbirine bağlayan ve “abbara” adı verilen geçitlerde ise, esinti eksik olmuyor.

Kent ile ilgili özellikleri incelemeye devam edelim.

Kent; doğu ile batı arasında bir durak. Geçmiş dönemde; baharat ve ipek taşıyan kervanlar bitmiş, günümüzde mazot taşıyan tankerler yoğun.

Geçmişte ipek yolu üzerinde bulunan burada; 5 han ve 1 kervansaray bulunuyormuş.

Kent; son yıllarda yoğun şekilde betonlaşmanın etkisi altında kalmış.

Şehir merkezinin bulunduğu tepenin, hemen biraz altındaki bölüm, yeni şehir olarak imara açılmış.

Yeni binalar yapılmış. Yalnız bu betonlaşma, tarihi taş binaları da es geçmemiş ve bazılarının üzerine, yarım yamalak beton katlar çıkılmış.

Bunların önlenmesi gerek. Mardin; görünüm olarak, bu tarihi yapılarının görünümü olarak ün kazanan bir kent.

Eğer, bu tarihi yapıların dokusu bozulursa, kentin turistik önemi kalmaz.

Bunu; gerek yetkililerin ve gerekse kentte yaşayanların mutlaka çok iyi değerlendirmesi şart diye düşünüyorum. Bu tarihi dokuyu ve görüntü bozulmamalı.

Neyse, devam edelim. Mardin denilince, buraya gittiğinizde de göreceğiniz gibi; güvercin akla geliyor.

Mardinli çuval çuval buğdayını evinin damına dizer.

Kazandığının yarısını bu şekilde güvercinlere ikram eder.

Küçücük kuşa duyulan bu sevgi gerçekten çok büyük.

Her yerde güvercin görmek, güvercinlerin takla atmasını izlemek mümkün.

İnsanlar; güvercinlerin taklalarına bakarlar, güvercinler ise ovanın sonsuzluğunda takla atarlar.

Evet, doğal çevre ile insan etkileşimi sonucu ortaya çıkan taş mimarinin benzersiz ve değişik kültürlere ait sivil ve anıtsal yapılarını barındıran Mardin, bir ortaçağ kenti ve aynı zamanda bir müze kent görünümüyle “kültürel peyzaj” alanı olarak UNESCO’nun Dünya Kültür Mirası Listesine girmek için aday olmuştur. 

Mardin Telkari
Mardin Telkari

 

MARDİN’DE NE SATIN ALINIR


Mardin’e geldiğinizde gerek kendiniz ve gerekse hediyelik olarak bir çok obje bulmak mümkün.

Özellikle; ülkemizde, dış pazarlara kapalı bulunulan, 1980 öncesi dönemlerde; buradaki çarşılarda, çok miktarda yabancı menşeli malı, uygun fiyata bulmak mümkündü.

Mardin’e gelince, ekonomik durumunuza göre, özellikle: “telkari” almayı düşünün.

Tel haline getirilmiş gümüş veya altını; tahta üzerine açılmış oyuklara kakarak ve gömerek yapılıyor.

Bir süsleme sanatı. Tel haline getirilen altın ve gümüş; kanaviçe gibi ilmek ilmek işleniyor.

Bu sanat biçimi;Mardin ve İlçesi Midyat’a özgü.

Bu el sanatını başka yerde görmeniz mümkün değil.

Özellikle; altın telkari, Süryani ustaların ellerinde şekilleniyor ve ziynet eşyasına dönüşüyor.

Her ne kadar; Mardin, gümüş telkari konusunda ün yapmış ise de, işin aslının “altın telkari” olduğunu unutmamak gerek.

 

MARDİN’DE NE YENİR-NE İÇİLİR


Mardin’e geldiğinizde, yöresel tatlardan tatmak mümkün. Özellikle; Mardin denilince akla ilk gelen: “bumbar”.

Bunun dışında; yumurtalı kısır, içli köfte, kaburga dolması yiyebilirsiniz.

Ayrıca; burada; badem şekeri, leblebi ve cevizli sucuk çok güzel bir tat sunacak sizlere.

Bunları almadan sakın Mardin’den dönmeyin. Hemen merkezdeki cadde üzerinde bulabilirsiniz.

Mardin’de ne içilir?

Evet; “mırra” içilir. Hazırlama aşaması son derece zahmetli. İçimi ise, o derece keyifli. Yemek sonrasında ikram ediliyor. Ağızda hoş bir tat bırakıyor. Hazmı kolaylaştırıcı etkisi var. Özel fincanlarda sunuluyor. Sunumu; bir gelenek haline gelmiş. İçimi sırasında, fincan asla yere konulmaz.

Yere konulursa, mırrayı hazırlayan kişiye hakaret anlamına gelir.

Mırra: misafir kabullerinde, sıra gecelerinde, düğün törenlerinde, eğlencelerde, taziye evlerinde, bayramlarda mutlaka ikram edilir.

Kimi zaman güzel koku versin diye, içine zencefile benzer ıtırlı bir bitki olan “kakule” de ilave ediliyormuş.
Denemek için içebilirsiniz.

Mardin

GEZİ PLANI


Evet; Mardin’de nereyi gezelim, nereyi görelim. Mardin merkezinde görülmesi gereken tüm tarihi yapılar, yürüme mesafesinde.

Bu nedenle, kenti gezmek kolay.

Yalnızca; kalenin gezilmesi biraz zahmetli, Süryani Manastırının gezilmesi için ise, araç ulaşımı gerek.

Kentin hemen merkezinde, bir cadde var. Araçların tek yönlü olarak ilerlediği bu cadde üzerinde yürüyerek, kenti gezebilirsiniz.

Özellikle; yamaçtaki eski şehrin sokaklarına girin.

Kendinizi; günümüzden çok uzaklarda hissedeceksiniz. Mardin evlerini görün. Daha sonra; diğer tarihi kalıntıları; camileri, medreseleri gezin. Çarşılara uğramayı sakın unutmayın.

Son olarak; Mardin kalesine çıkabilir ve daha sonra ise Süryani Manastırına gidebilirsiniz.

İşte Mardin bu. Mardin’i anlatmak kolay ama yaşamak gerek.

Ülkemizin, bu güzel ve tarihi kentine yolunuz düşer veya giderseniz; kendinizi bir açık hava müzesinde sanabilirsiniz.

Her zaman olduğu gibi; gezilecek veya gezmenizi önereceğim yerlerin ayrıntılı açıklaması altta.

Bunlardan, kentteki zamanınıza ve tercihlerinize göre belirleyeceğiniz bölümleri gezebilirsiniz. Evet, Mardin’i gezmeye başlıyoruz.

 

Mardin evleri
Mardin evleri


MARDİN EVLERİ


Mardin; sarı kalker taşından yapılan ve üzeri geleneksel motiflerle süslü evleriyle ünlü.

Bu kalker taşının özelliği: kolay işlenebilmesi. Bölgedeki çok sayıda ocaktan çıkarılıyor.

Bu evlerde: kapı, pencere ve asma kat gibi zorunlu kullanımlar dışında, ahşap işçiliğine yer verilmemiş.

Diğer bir özellik ise; evleri çevreleyen ve yer yer 4 m. yüksekliğe varan duvarlar. Bu duvarlar; sokak ve evlerin aralarında, perde görevi görüyor.

Ayrıca; bir amacı da, kışın; ev yaşayanlarını soğuktan korumak.

Yazlık denilen iç avlu ve bahçede; eskiden ahır olarak kullanılan ve günümüzde ise depo işlevi gören mekanlar var.

Eyvan; yazın, yaşamın geçtiği bölüm.

Mimaride önemli bir yere sahip olan eyvan ve revak gibi yarı açık kısımlar; özellikle batı güneşine karşı gölgede kalacak şekilde yapılmış.

Evet; Mardin evlerinin en büyük özelliği: taş işçiliği. Kapı ve pencereleri; sütuncuklar, kemerler ve değişik motiflerle süslü bu evler; gerçekten görülmeye değer.

Sokak aralarına dalın, yürüyün ve bu güzellikleri görün, keşfedin.

Mardin Abbaralar
Mardin Abbaralar

 

ABBARALAR

Şehrin birçok yerinde karşılaşılan muazzam yapılar, şehrin damarları olarak tabir edilir.

Şehrin silüetinin en önemli öğelerindendir. 

Kentin simgesi olan Abralar, genellikle taş evlerin altından geçen ve sokakları birbirine bağlayan geçitlerdir.

Kentin uzun, ince ve bazen kıvrımlı sokaklarında bunlara sık olarak rastlamak mümkündür. 

Kemerli taş tüneller, kentin otantik dokusunu vurgulayan mimari yapılardır.

Sivri, basık veya yuvarlak kemerli olabiliyorlar.

Bunlar, sokak üstlerine yapılan ama altta yani sokakta geçit yeri bırakan odalardır.

Abbaraların alt kısmı kamuya ait, üst kısmı ise mülk sahibinin mülkü sayılıyor.

Mardin’in kentleşmeye başlamasıyla beraber kurulmuş ve bugüne kadar gelebilmiş tarihi tüneller, kimi zaman kesişir kimi zaman ise yağmur ve rüzgardan korunmayı sağlar. Sokaklar arasında geçişi sağlıyorlar. 

Mardin Ulu cami
Mardin Ulu cami

 

ULU CAMİ

Yeri:

Artuklu ilçesinde şehrin ana caddesinin güneyindedir. 

Diğer Osmanlı şehirlerindeki ulu camiler gibi, şehrin merkezinde, tarihi çarşılar içinde bulunmaktadır.

Ancak cami günümüzde tam bir yapı kalabalığının içinde kalmıştır, sadece minaresi ile ayırt edilebiliyor.

 

Önemi:

Mardin’in en eski camilerinden birisidir.

Mardin şehrindeki en önemli Türk-İslam eserlerinden biridir. 

 

Yapılış tarihi-Kim yaptırmıştır:

Caminin bugün mevcut olan tek minaresinin kare kaidesindeki yazıt: 1176 yılını gösterir. Caminin Artuklu hükümdarlarından Kutbeddin İlgazi tarafından yapıldığı anlaşılmaktadır. 

Mardin Ulu cami

Caminin yapılışına ait söylenti:

Caminin, kiliseden camiye dönüştürülmüş olması veya daha önce burada bulunan bir kilisenin üzerine yapıldığı hakkında söylentiler vardır.

Hatta burada bulunan ve “Mor Tuma” isimli kilisenin camiye dönüştürüldüğü iddia edilir.

Ancak yapılan araştırmalar sonucunda böyle bir olasılığın olamayacağı anlaşılmıştır.

Yani kiliseden camiye çevrilmediği belirtilmiştir.

İddia edildiği üzere, kiliseden camiye çevrilen Ulu cami, bölgedeki Diyarbakır Ulu camisidir.

Diyarbakır şehrindeki Ulu Cami, Mor Tuma isimli kilisenin kalıntıları üzerine kurulmuştur.

 

Mimari özellikleri:

Şehrin simgesi olan cami, kesme taştan yapılmıştır.

Dikdörtgen planlı kutsal mekanın taştan bir minaresi vardır.

Mardin Ulu cami minaresi

Ancak buradaki caminin minare sayısı ile ilgili de bir tartışma vardır.

Caminin biri batı, diğeri doğuda olmak üzere iki minareli olarak inşa edildiği, minareler arasında tılsımlı iki zincirin asıldığı, batıdaki minarenin de Mardin’i 1400 yılında işgal eden Timur tarafından yıktırıldığı ileri sürülür.

Yıkılan minarenin tılsımlı zincirinin Zinciriye Medresesine götürüldüğü ve medresenin adını da buradan aldığı rivayet edilir.

Ancak caminin bugün görülen minaresi: düşen yıldırımlar yüzünden yarısından fazlası yıkılmış ve 1888-1889 yıllarında yeni ve eklektik bir üslupla yapılmıştır. 

Dikdörtgen avlu, caminin kuzeyindedir. 

Avlunun kuzeyinde bulunan eyvan içinde, çeşme vardır. Bu Artuklu çeşmesi, insan ömrünü simgeliyor. Çeşmenin şekli, suyun geniş ve dar kanallardan akışıyla insan ömrü anlatılıyor. Doğum, çocukluk, yetişkinlik ve ölümün tasvir edildiği, mistik bir atmosfere sahip avlu, adeta yaşamınızı yeniden sorgulamanıza neden oluyor.  

Kubbesi dıştan yivleme tekniğiyle yapılmıştır. Bazı geç dönem Artuklu yapılarında karakteristik olan bu teknik, ilk olarak bu binada kullanılmış ve sonraları Mardin’de gelenek haline gelmiştir. 

Ulu camiyi özel kılan nedenlerden birisi de Hz. Muhammed’in “Sakal-ı Şerifi” inin burada bulunmasıdır. 

Evet, cami günümüzde ibadete açıktır. 

Mardin Latifiye Camii-Abdüllatif Camii
Mardin Latifiye Camii-Abdüllatif Camii

 

LATİFİYE CAMİİ-ABDÜLLATİF CAMİİ

Latifiye camisi adıyla da bilinir.

Yeri:

Cumhuriyet meydanının güneyindeki çarşının ortasında ve kendi adını verdiği mahallede bulunmaktadır.

 

Kim tarafından yaptırılmıştır

1371 yılında, Artuklular döneminde Artuklu Sultanlarından Melik Salih ve Melik Muzaffer’e hizmet etmiş olan Abdüllatif tarafından yaptırılmıştır. 

Minaresi ise Musul Valisi Gürcü Mehmet Paşa tarafından 1845 yılında eklenmiştir.

 

Önemi:

Şehirdeki son Artuklu yapısı camidir. 

Mardin Latifiye Camii Kapısı

Mimari özellikleri:

Kesme taştan yapılan ibadethanede çeşitli figürler ve taş işlemeleriyle bezeli süslemeler görülmelidir. 

Özellikle tamamen kesme taştan yapılmış giriş kapısı, muhteşem mukarnnas taş işçiliği ile dikkati çekiyor. 

Caminin minberi ve mahfili işlemeli taştan yapılmıştır. 

Mardin Latifiye Camii

Avludan ana mekana, yan yana üç giriş kapısı bulunur. Avlunun doğusundaki giriş, cümle kapısı olup Mardin’de en iyi korunmuş olanıdır. 

Batı girişi basittir. 

Avlunun kuzeyinde selsebilli bir eyvan eski geleneği yaşatır. 

1968 yılında avluda önemli değişiklikler yapılmış, kuzey kanadı da duvarla örülerek odalar haline getirilmiştir. 

Geç döneme ait minberi , ağaç işçiliği ve dilimli köşk kubbesiyle dikkat çeker. 

Mardin Latifiye Camii içi

İçeride, mihrap duvarındaki pencere üstlerini de dolaşan çok uzun bir vakfiye kitabesi vardır. 

Doğuda bulunan kapısı, Mardin’deki yapıların en iyi korunmuş kapısı olarak önem kazanır.

Doğu ve batı kanatlarında, iki kat halinde medrese bölümü vardır. 

Sultan Avis ve Melik Mansur burada gömülüdür.

Ovadan bakıldığında, Mardin şehrinin ilk göze çarpan yapısıdır. 

Mardin Sultan Kasım Medresesi

SULTAN KASIM (KASIMİYE) MEDRESESİ

Mardin’de turizm açısından en önemli medresedir.

Şehrin dışında, güneyde kalır. Yapı benzerliği nedeniyle Zinciriye medresesinin ikizi olarak kabul edilir.

Hatta, halk arasında Kasımiye’nin zamanın üniversitesi, Zinciriye’nin ise lisesi konumunda olduğu şeklinde bir görüş vardır.

Kasımiye medresesi, genel olarak Zinciriye medresesinin bir tekrarı olup, ikisinde de dilimli kubbeler, yıldız tonozlar bulunur.

Ana eyvanında sebil kullanılmış, mimari organları ve süsleme şekilleri çok yakından birbirini izlemiştir.

Öyle ki, yapılışına ait herhangi bir yazıt bulunmadığı halde, bu benzerlikten dolayı, medresenin inşasına Artuklular zamanında başlanıldığı ve Akkoyunlular tarafından bitirildiği sanılmaktadır.

Hatta bu medresenin Zinciriye’nin devamı olduğundan yola çıkılarak, her iki medresenin mimarının aynı olabileceği tahmini bile yapılmaktadır. Bu durumda da yapının, Akkoyunlulardan Cihangir Bey’in oğlu Kasım Padişah tarafından bitirildiği sanılmaktadır.

Çok amaçlı olarak inşa edilen medrese: iki ana bölümden oluşur. Batı bölümü cami, doğu yarısı ise medreseden oluşur.

Medrese 2 katlı olup, kesme taş ve tuğladan yapılmıştır. 12’si üst kat, 11’i alt katta olmak üzere toplam 23 hücreden oluşur.

Şafii ve Hanefilere ait iki mescit bulunmaktadır. Bu mescitlerin kubbeleri baklava dilimlidir.

Ayrıca medrese avlusunun ortasında, ovaya hakim olan yazlık bir mescit bulunur.

Zinciriye medresesinde olduğu gibi, avlunun kuzeyinde bir eyvan ve bu eyvanın ortasında da suyunu bir kanalda havuzlara akıtan bir çeşme bulunur.

Türbesinde bulunan iki sandukanın birisi Kasım Padişah, diğeri ise karısı Esma Han’ındır.

Medresenin eyvanının duvarında bulunan kırmızı lekelerin, ilginç bir söylencesi vardır.

Halk arasında bunların öldürülmesi esnasında yere akmaması için karısı tarafından duvarlara savuşturulmuş Kasım Padişah’ın kan izleri olduğu şeklinde, 500 yıldır süregelen bir kanı vardır. 

Ancak duvardaki izlerin resmi makamlarca incelenmesi sonucunda, bu izlerin kan lekesi olmadığı anlaşılmıştır.

Lekelerin kök boyası veya bitkisel kökenli kına olma ihtimali yüksektir.

Medresenin, I. Dünya savaşına kadar, eğitimde aktif olarak kullanıldığı ifade edilmektedir. 

Yüzlerce yıllık geçmişiyle halen ayakta duran yapı, günümüzde El Cezeri Sanat Müzesi olarak ziyaretçileri karşılıyor. 

Müzede, sibernetik teknolojisinin temellerini atan Ebu EL Cezeri’nin çalışmaları baz alınarak canlandırma, balmumu heykel ve dijital sunumlar sergileniyor.

Mardin Zinciriye Medresesi-Sultan İsa
Mardin Zinciriye Medresesi-Sultan İsa
Mardin Zinciriye Medresesi-Sultan İsa

 

ZİNCİRİYE (SULTAN İSA) MEDRESESİ

Yeri:

Medrese: İl merkezinde Medrese Mahallesinin kuzeyindedir. 

Yapısı kadar, konumu da oldukça ilginçtir. Medrese, Eski Mardin’de Mardin kalesinin eteğinde, Kızıltepe ovasına hakim bir yerde konumlanmıştır. Rasathane olarak da kullanılması, medresenin buraya kurulmasına sebep olmuştur.

Mardin Zinciriye Medresesi

Önemi:

Yerli turistlerin en çok ziyaret ettiği Türk-İslam eserlerinden birisidir. Artuklu Sultanlarının yaptırdığı bu medreseyi görmeden eski Mardin’den ayrılmak olmaz. 

Timur ordusu ile mücadele etmiş olan Melik İsa, bir süre bu medresede hapsedilmiş, daha sonra serbest bırakılmıştır. 

Timur’un şehri istilasından sonra Ulu Cami minareleri arasındaki zincirin bu medresenin kubbeleri arasına asılmasından dolayı, zamanla buraya Zinciriye denilmiştir. Ancak başka bir söylentiye göre, medrese eski bir hapishanenin yerine yapıldığı için bu ismi almıştır. 

Burada hemen bu zincir konusundan bahsedeyim. Yine bu konuda anlatılan bir efsane var. Şehri saran yoğun sıcaklık nedeniyle akrep ve yılanlar çoğalır, halk ise bu tehlikeden korunmak için bir büyüye başvurur.

Bu büyünün etkisini sürdürmesi için, biri Mardin Ulu Camiinin minaresine, diğeri ise Aktuklu döneminden kalan bu yapının kubbesine olmak üzere, iki zincir asılır. İste, medreseye Zinciriye adının verilmesin de bu zincirli efsaneye dayandığı söylenir. 

Medrese mimarisinin bir önemli özelliği ses sistemidir. Hoparlör olmadan medrese içinde ve avlusunda duyulacak şekilde ezan okunabilmektedir. 

Medresenin aydınlatması Kapadokya bölgesinden getirilen taşlar sayesinde sağlanmaktadır. Bu taşlara az miktarda ışık tutulduğunda, parlayarak içeriyi aydınlatmaktadır. Çatlamış olan taşlar hiçbir şekilde ışığı dışarıya geçirmiyor. 

Binada bir de deprem habercisi var. Deprem taşı denilen silindirik yekpare mermer sütun, caminin giriş kapısının hemen solundadır. Medreseye yerleştirilen uzun silindir şeklindeki deprem habercisi denilen taş, binada hasar olup olmadığını gösteriyor.

Eğer silindir deprem habercisi dönerse, binada hasar var ve yıkılabilir demektir. Ama şimdiye kadar deprem habercisi hiç dönmemiş.

Kim ne zaman yaptırmıştır:

Medresenin taç kapısı üzerindeki yazıta göre, son Artuklu Sultanı Melik Necmettin İsa bin Muzaffer Davud bin El Melik Salih tarafından 1385 yılında yaptırılmıştır.

Mardin Zinciriye Medresesi avlusu ve havuz

Mimari özellikleri:

Mardin kalesinin eteğinde ve kayalık bir inişin üzerine kurulmuştur ve zemin katının seviyesi binanın güneydoğu cephesinde toprağın üzerinden 5.5 metre yükseltilmiş bulunmaktadır. 

Tüm kompleksin uzunluğu 45 metre ve genişliği 25 metredir.

Medrese, aslında bir külliye veya dini komplekstir. Çünkü: burada bir medrese, bir cami, kurucusu için bir türbe ve iki avlu çevresinde toplanmış diğer unsurlardan oluşmaktadır. 

Medrese yapısı, açık medreseler grubunda, iki veya tek eyvanlı şemaya bağlı, iki katlı ve kesme taştan yapılmıştır.

Arazinin eğimli yapısı, medresenin iki katlı yapılmasına neden olmuş, cami, türbe, medrese kısımları uygun bir şekilde yerleştirilmiştir. 

Zaman zaman geçirdiği onarımlar sayesinde günümüze kadar ulaşabilen medrese, enine bir yapı özelliği gösterir.

İki kattan oluşur.

Zemin katta Hanefi mescidi ile halen kullanılmakta olan ve mihrabında kullanılan taşa ışık vurunca renk cümbüşünün görüldüğü Şafii mescidi ve Sultan İsa’nın türbesi bulunur.

Zemin katından ikinci katta da iki yerden çıkılmakta ve burada eğitim amaçlı yapılmış çeşitli hücreler bulunmaktadır.

 

Kubbeler:

Medresenin doğu ve batı uçlarında bulunan, cami ve türbenin kubbeleri baklava, başka bir deyişle sivri dilimlidir. 

Mardin Zinciriye Medresesi

KOMPLEKS İÇİNDE GEZİ PLANI

Mardin Zinciriye Medresesi giriş kapısı

Giriş kapısı:

Giriş ücretli, 2025 yılı için 40 TL. 

Dışarıdan bu medreseye tek yönlü bir merdivenle çıkılır. 

Evet, çıkarken merdivenlerin dik ve çok oluşu sayesinde yorulabilirsiniz, ama inanın en tepeye ulaştığınızda muhteşem bir manzara, tüm şehri göreceksiniz ve yorgunluğunuzu unutacaksınız. 

Evet, binaya yaklaşık 12 metre yükseklikteki, anıtsal çeşitli süslemelerle bezenmiş gömme bir portalden girilir. 

 

GİRİŞ KORİDORU:

Kapıdan içeri girildiğinde, dar beşik tonozlu bir geçide varılır. 

Koridor kuzeye doğru uzanır. Bu koridor, yıldız tonozlu bir tavanla süslüdür. 

Bu koridorun bitim yerinde, yıldız tonozlu bir kısım yukarı kata çıkan merdivenlere, solda zemin kattaki mekanlara geçit vermektedir. 

Sola dönünce, kuzey kısmında depo olması muhtemel biri L şeklinde, diğeri dikdörtgen iki mekan ile güneyde yer alan cami kısmına varılır. 

 

Mardin Zinciriye Medresesi cami
CAMİ:

Büyük dikdörtgen bir yapıdır. 3 kare bölüme ayrılmıştır. 

Caminin orta bölümünde yani ortadaki kare, tromplu bir kubbe, iki yanında sivri beşik tonozlu kanatlar mevcuttur. Bütün yapıda olduğu gibi, örtü şekillerine kadar taştan yapılmıştır. 

Kubbe çevresinde, iki renkli taş işçiliği görülür. 

Çok sayıda pencere sayesinde iyi aydınlatılmıştır. 

 

Mihrap:

Mihrap nişi, güney duvarının ortasında, girişin tam karşısındadır. Nişin tepesinde, sade bir yarım kubbe vardır. 

Mihrabın karşısındaki giriş kapısı, süslemelerle çevrili küçük bir girintinin içine yerleştirilmiştir. 

 

Minber:

Minber, mihrabın batısındadır ve taştan yapılmıştır. 

Mardin Zinciriye Medresesi avlu ve havuz
AVLU:

Camiden sonra beşik tonozlu koridordan devam edilince, bir kapı ile zemin kat avlusuna varılmaktadır. 

Burası külliyenin merkezidir. 

Dikdörtgen şekildeki avluda kuzeyde bir eyvan, batıda türbe kısmı, güneyde ise dört ayağa oturan revaklar bulunmaktadır. 

Revakların örtü şekilleri bugün çapraz tonozludur. 

Yer yer ortaya çıkan yıldız tonoz izlerinden, ilk şekillerinin yıldız tonozlu olduğu, sonradan çapraz tonoza çevrildiği anlaşılmaktadır. 

Böyle onarım sırasında değişmeler, avlunun kuzey cephesinde de olmuş, sebilli eyvanın iki tarafındaki kare mekanların bulunduğu yerde, tonozlu bir revak var iken zamanla revaklar değiştirilmiş, ortada bir kare ayağa oturan dört çapraz tonozlu iki oda haline getirilmiştir.  

Mardin Zinciriye Medresesi
Havuz:

Avlunun merkezinde, dikdörtgen iki su havuzu vardır. 

Medrese avlusunun ortasında bulunan iki havuza, sular eyvandaki oluktan akmaktadır. Bu su Mardin Kalesinin üzerinde kurulduğu dağda bulunan bir su yolundan gelmektedir. 

Havuzun kuzeyindeki eyvanın arkasında, avlunun havuzuna boşalan bir su kanalını besleyen, bir duvar çeşmesi vardır. 

Halk arasında suyun eyvandaki sebilden bu büyük havuza kadar ki akışının insan hayatının yaşam devrelerini simgelediği şeklinde bir kanı vardır. Avlunun bir köşesinden çıkan su, doğumu temsil eder.

Bu saf su, gençliği simgeleyen küçük bir havuza akar. Ardından, hayatın olgunluk dönemini betimleyen ince uzun bir oluk boyunca yol alır. Bu yolculuğun sonunda su, büyük bir havuzda toplanır, bu da ölümü simgeler. Ancak bu sona ermişlik hali, bir döngünün sonu değil, başlangıcıdır. Havuzdan taşan su, kanallarla toprağa aktarılır, böylece toprak yeniden can bulur. 

Bu havuz, bir zamanlar astronomi dersleri için kullanılmıştır. 

 

Mardin Zinciriye Medresesi Türbe

TÜRBE ODASI:

Avluya girişin tam karşısındaki kapı türbe girişidir. 

Kapıdan girilince, beşik tonozlu bir yer ve bu yerden kuzeye yine uzun beşik tonozlu bir yerle, güneyde tromplu kubbesi olan türbe kısmına geçilir. 

Türbenin üzerinde bir kitabe bulunmaktadır. 

İki kat boyunca yükselen türbe kubbesi dışarıdan cami kısmının kubbesi gibi  dilimlidir. 

Güneyde yer alan Mihrabı da dışarıdan üstü dilimli dayanakla belli edilmiştir. 

Kompleks içinde kurucusu için tasarlanmış bir türbe odası var ama kurucu İsa buraya gömülmemiştir. 

Oda, yakın zaman öncesine kadar Mardin Müzesinin bir parçası olarak kullanılmıştır. 

 

Evet avluda devam edelim.

Cami, türbe ve revaklı avlusuyla bu zemin katından başka, iki yerden çıkışı bulunan ikinci kat vardır.

Türbe bölümünün üstüne çıkış, eyvanın solunda yer alan odadandır. 

Eskiden bu oda yokken, doğrudan doğruya revaklardan çıkılmaktaydı.

Merdivenlerden çıkılınca ikinci katta kuzeyde bir beşik tonozlu mekana, güneyde ortada yıldız iki yana beşik tonozla açılan bir odaya varılır. 

Ayrıca bu odadan tekrar geniş kemerli iki yanda birer küçük, ortada biraz büyük bir mekan gurubuna varılır. 

Üstleri beşik tonozla örtülü kısımdan açılan bir pencere, doğrudan doğruya türbenin kubbe kısmına bakmaktadır. 

Merdivenden çıkınca kuzeyde yer alan oda, aynı zamanda yukarıdaki teras kısmına geçiş içindir.

Geçiş kapısından sonra yer alan büyük teras güneyde Mardin’e açılmakta, yazın dinlenmek, akşamları serinlemek için kullanılmaktadır. 

 

EYVAN:

Farsça’da salon anlamına gelen ve Mardin’deki birçok medresede bulunan eyvanlar mimari yapısıyla dikkat çeker.

İnsan ömrünü simgeleyen eyvan, Zinciriye Medresesinde iki derslik arasına yapılmıştır.

Sebebi ise, iki derslikte görülen farklı derslerin seslerinin birbirine karışmamasını sağlamaktır. Eyvandan akan su ses yalıtımı sağlıyor ve sesler karşı derslikten duyulmuyordu.

Ayrıca eyvanın sonunda bulunan ve mahşer alanını temsil eden havuz, zamanında havuza yansıyan gök cisimleriyle astronomi dersleri için kullanılmıştır. 

 

AVLUNUN ÜST KATI:

Girişin yanındaki merdivenlerle çıkılır. Avlunun her tarafı bir revak ve bir dizi odayla çevrilidir. Bunlar medrese öğrencileri için hücre veya yatak odası olarak kullanılmıştır. Ancak üst kattaki odaların, başka amaçlara hizmet ettiği hakkında da görüşler vardır. 

Üst katın batı kısmında, kısmen zemin kat avlusuna bakan bir teras vardır. 

 

Sonuç;

Medrese, 1967-1968 yıllarında Vakıflar öğrenci yurdu olarak kullanılmıştır. 

Bir dönem Mardin Müzesini ağırlayan mekan, günümüzde Artuklu Üniversitesine tahsis edilmiştir.

Sizler Mardin yöresini ziyaret ettiğinizde, mutlaka burayı görün gezin, gerçekten muhteşem bir anıt, muhteşem bir tarihi eser, görülmesi gereken bir yer. 

Mardin Hatuniye Medresesi
Mardin Hatuniye Medresesi

     

HATUNİYE MEDRESESİ

Yeri:

Mardin şehir merkezinde Gül Mahallesinde Melik Mahmut Camisinin sağ arka tarafında yukarı çıkan merdivenlerin yanındadır. 

 

Kim ne zaman yaptırmıştır.

Mardin Artuklu hükümdarı II Kutbüddin İlgazi’nin saltanatı sırasında (1176-1184) annesi ve Necmettin Alpi’nin hanımı Sitti Raziyye tarafından yaptırılmıştır.

Medresenin inşası 1186 yılında Artuklu Devlet Başkanı Kubtettin İlgazi’nin devlet başkanlığı döneminde başlamış ve Nasruddin Ahmet Artuk Aslan döneminde 1206 yılında tamamlanmıştır. 

Bu nedenle Sitti Darviye Medresesi olarak da bilinir. Medrese kadınlara özel bir eğitim kurumu olarak inşa edilen tarihi bir yapıdır. Bu, medeniyetin ilki olma özelliğini taşır. 

 

Mimari özellikleri:

Medresenin en büyük özelliği, yıllar boyunca fazla müdahale görmüş ve orijinal durumundan çok şey kaybetmiştir. Örneğin, avlu yapısını da kaybetmiştir. 

Geniş ve revaklı bir avluya sahip olan iki katlı taş yapı, bugüne kadar pek çok kez onarımdan geçmiştir.

Özenli taş işçiliği örnekleri barındıran mekanın bir bölümü cami olarak kullanılır.

Medresenin asıl girişi bilinmemektedir. Günümüzde, medresenin ana eyvanı olması gereken mihraplı güney eyvanının kuzeyine bir revak bölümünü de içine alacak şekilde duvar çekilmiştir ve yapı cami olarak kullanılmaktadır. 

Ana eyvanda bulunan mihrap bezemeleri Artuklu döneminin zengin taş işçiliğini işaret eder. Yıldız ve gül motifleri sıkça kullanılmıştır.

Burada dikkat çeken bir husus var. Cennet ve Cehennem adında iki adet mihrabın bulunmasıdır. 

 

Mardin Hatuniye Medresesi Türbe Mekanı

Türbe

Mihraplı ana eyvanın doğusunda, tromplu kubbe ile örtülü ve mihraplı türbe mekanında iki sanduka bulunmaktadır. 

Bu sandukalardan birinin Artuklu Hükümdarı II Kutbüddin İlgazi’ye ve diğerinin ise annesi Sitti Razviye’ye ait olduğu düşünülmektedir. 

Kuzeydekinin bir kenarında iri harfli, çiçekli nesih bir kitabe parçası görülür. 1184’de ölen Kutbeddin İlgazi’nin annesinin yaptırmış olduğu bu medreseye gömüldüğü bilinmektedir. 

Türbedeki taş işçiliği ana eyvandaki gibi dikkat çekicidir. 

Mardin Hatuniye Medresesi Mihrap

Kutsal Emanetler:

Hazreti Ömer döneminde, Kudüs’ten getirilen kutsal emanetler burada bulunmaktadır. Son Kudüs Valisi olarak Kudüs’ün Fatimilerin daha sonra da Haçlıların eline geçmesiyle, Mardin’e dönmek zorunda kalışı döneminde buraya kutsal emanetleri de getirmiştir. 

Mesela Hz Ömer döneminde Kudüs’e hediye edilen Kadem-i Şerif, Peygamber Efendimizin ayak izi, Kudüs’ün o karışıklık döneminde emniyete alınması amacıyla Kudüs’ten alınıyor ve Mardin’e getirilip bu medresede muhafaza ediliyor. 

Yani, Hatuniye Medresesi, kutsal emanetlerin de mekanı olan bir yapıdır. Orijinal bir kadem-i şeriftir. 

Mardin Hatuniye Medresesi Peygamberimizin ayak izi

Bugün cami içinde, Mihrabın yanında, bir camekan içinde, Peygamberimize ait olduğu söylenen “ayak izi” vardır. 

 

Günümüz:

2007 yılında medrese bir hayırsever iş adamı tarafından restore ettirilmiştir. Medresenin üst kattaki odaları, özel mülkiyete geçmiştir. Bu özel mülkiyete geçmiş odalar, restorasyonu yaptıran hayırsever iş adamı tarafından kendi imkanlarıyla satın alınıp tapusu Vakıflar Bölge Müdürlüğüne devredilmiştir. Yani üst katta açılıp medreseye eklenecektir, ancak yaklaşık 16 yıldır bu işlem gerçekleşmemiştir. 

Sonuç olarak, medresedeki diğer özel mülkiyet tapularının da alınıp medrese avlusunun açılması gerekmektedir. 

 

Mardin Kayserriye Çarşısı-Bezestan

KAYSERRİYYE (BEZESTAN) ÇARŞISI


Mardin ana caddesinin güneyinde, Ulu caminin kuzeyinde ve çarşı içindedir.

Her ne kadar kurulduğu yer, gösterişi ve albenisi Mardin evleri kadar çarpıcı değilse de yine de şehir tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. 

Evet, yapım tarihi ve yaptıran hakkında bilgi ve belge yoktur.

Ancak; 1487-1502 yılları arasında; Akkoyunlu Sultanı Kasım Bey döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Ancak bu tamamen bir tahmindir çünkü yapı zaman içinde tamamen yıkılmış olup günümüze kitabesi ulaşmamıştır. 

Çarşı, Sultan Kasım Vakfiyesi kayıtlarında Kayseriye diye geçtiği için bu adla anılıyor. 

Değişik kaynaklarda: Ulu Cami vakfına ve Kasım Padişah Medresesi Vakfına ait olduğuna dair bilgiler mevcuttur. 

Dört tane kapısı vardır. 

Bedesten iki bölümden oluşur. 

Güneye bakan kısmında bir sıra dükkan vardır. 

İç kısımda yine dışarıdaki dükkanlara benzeyen mekanlar yapıyı çepeçevre sarar. 

İç dükkanların bıraktığı orta mekan, iki sıra ayakla üçe bölünmüştür ve üstü çapraz tonozlarla örtülüdür. 

Mardin Kayseriye Çarşısı-Bedesten

Mimari özellikleri

Kesme taştan yapılmış olup, güneyinde; çarşı içine açılan bir sıra tonozlu dükkan bulunmaktadır.

Dikdörtgen planlı çarşı; ortaya koyduğu plan şeması ile Osmanlı bedestenlerine benzer özellikler gösterir.

Yapının üst örtüsü; çapraz tonozludur ve içerisi, payelerle üç bölüme ayrılmıştır.

Bu payelerin üzerinde, iç kısımları aydınlatması için, kare şeklinde delikler açılmıştır.

Halk arasında “bedesten” olarak da isimlendirilir.

Değişik zamanlarda yapılan onarımlarda, orijinalliğinden uzaklaşılmış ve büyük bölümü yıkılmıştır.

Dıştaki dükkanların bir kısmı, günümüzde de kullanılmaktadır.

Yapının içindeki esnaf, daha çok ev dekorasyon malzemesi başta olmak üzere, her türden mutfak ve ihtiyaç malzemesi satıyor.

Çin işi hediyelik eşyalar ile küçük el aletleri her yerde olduğu gibi burada da göze çarpıyor. Kapıdan girilince sanki tek bir büyük mağazaya gelmiş hissi veren çarşıda, aslında çok sayıda esnaf mallarını neredeyse iç içe sergileyerek pazarlıyor.

Dükkanlar arasındaki ayrım da o kadar belirgin değildir. 

 . 

Mardin Bakırcılar Çarşısı
Mardin Bakırcılar Çarşısı

BAKIRCILAR ÇARŞISI

Artuklu merkezde Camii Kebir Mahallesindedir. 

Kazancılar çarşısı da denir. 

Çarşı karşılıklı iki (kuzey ve güney) kanattan oluşur. Mardin topoğrafyasından kaynaklanan kot farkından dolayı, eğimli ve yer yer merdiven basamaklarıyla çarşı geçilmektedir. 

Çarşının güney kanadı: başladığı noktada daha alçak bir kotla aşağı doğru inen sokak eğiminin fazla olmasından dolayı, merdiven basamakları ile çarşıya inilmektedir. 

Çarşının kuzey kanadı, 18 dükkandan oluşur. Batı yöndeki iki dükkan, eğimli yol üzerine kurulmuş, devamında 5 dükkan aynı kotta yer almaktadır. Sokak boyunca kot farklılıkları mevcut olup, bu noktalar merdiven basamaklarıyla geçilmiştir. 

Evet, kod farkından dolayı, bazı dükkanlara merdiven basamaklarıyla inilmektedir. 

Her iki kanattaki dükkanlar, sarımsı kalker taşı ile, kısmen de moloz taş tekniği ile inşa edilmiştir. 

Dükkanlar farklı ölçülere sahip olmasına rağmen, dikdörtgen ve kare şeklindedir. Dükkanları bazıları kapalıdır. 2015 yılında var olduğu bilinen ve görülen bir dükkanın 2017 yılında bakımsızlıktan tamamen yıkıldığı görülmüştür. 

13 dükkanda ise bakır sanatı üretimi devam etmektedir. 

Sonuç olarak, bir zamanlar Mardin bakırcılar çarşısında bu işle uğraşan 200’e yakın usta varken, günümüzde usta sayısı 5-10 kişi arasında kalmıştır. 

Mardin’de bakırın önemi:

Eskiden, Mardin şehrinde kullanılan mutfak eşyaları ile yemek takımlarını tamamına yakını bakırdan oluşmaktadır. Bu nedenle bakırcılık, Mardin’de yaygındır. 

Külçe olarak getirilen bakır madeni eritilir ve en küçük yemek tabağından en büyük kazanların yapımına kadar, ev eşyası yapımında kullanılır. 

Evet, burada; gün boyu; bakırcılar ve kalaycılar yan yana çalışırlar. Kazancılar çarşısı adıyla da bilinen bir alışveriş merkezidir.

Yörede, el işlemeciliği hala revaçta.

Güneydoğu Anadolu’ya özgü; “mırra” denilen kahveyi kaynatmada ve sunmada kullanılan cezvelerin en küçüğü olan “güm güm” burada yapılıyor.

Elbette, el işçiliğiyle. Ayrıca; buraya özgü bakır eşyalardan biri de; “kildan” adı verilen sabun kutuları.

Hamama giderken kullanılan bu sabun kutuları da, yöreye özgü. Bu çarşıyı mutlaka gezin.

Hoşunuza giderse; güm güm ve kildan alabilirsiniz. Burada; ayrıca üzerine “şahmeran” resmi işlenen bakır tabaklar ve siniler de var.

Şahmeran; bölgedeki halkın, evlerinde, yılanlardan korunmak için kullandıkları bir obje resmidir. 

Mardin Revaklı Çarşı

REVAKLI ÇARŞI


Şehir merkezinde Ulu Caminin 150 metre doğusundadır. 

Sipahiler ya da Tellaklar çarşısı olarak da bilinir. 

Bir yolun iki yanında revaklar var, arkalarında ise beşik tonozlu dükkanlar bulunur. 

Yapının yapım tarihi olarak 17’nci yüzyıl düşünülüyor. 

Mardin Revaklı Çarşı

Çevresindeki revaklar nedeniyle, “revaklı çarşı” denilmiş.

Çarşının yapımında, kesme taşlar kullanılmıştır. 

Çarşının doğusunda, önünde çapraz tonozlu revak başlangıcı kısmı bulunan derin eyvan şeklindeki tek bir dükkan vardır. 

Sivri kemerlerle sokağa açılan çapraz tonozlarla örtülü iki sıra revak bulunur. 

Revakların arkasında, derin ve değişik genişlikte beşik tonozlarla örtülü birer sıra dükkan bulunur. 

Dükkanları ayıran duvarların önüne rastlayan revak kemerlerinin payeleri karşılıklı iki revak sırasında birbirini karşılamazlar.

İnce bir hesapla, her revak kemerinin karşısına bir paye yerleştirilmiştir. 

Böylelikle karşılıklı dükkanların birbirini tam olarak görmeleri önlenmiştir. 

Revak sıralarının, güneyde bittiği yerde, çarşının diğer bölümlerine geçilen merdivenler var.

Değişik dönemlerde yapılan onarım çalışmalarında, çarşının mimari özellikleri, büyük ölçüde yitirilmiş.

Çarşıda 2002 yılında restorasyon çalışmaları yapılmıştır. 

Evet bu çarşıyı ziyaret ederseniz, hediyelik eşyalar bulup satın alabilirsiniz.

 

Mardin Müzesi
Mardin Müzesi
Mardin Müzesi

 

MARDİN MÜZESİ

Yeri;

Mardin Merkez Şar mahallesinde 1. Cadde Cumhuriyet meydanının kuzeyinde, bir gurup Süryani evinin arasındadır. 

 

Önemi:

İçinde sergilenen eserlerden çok, mimari yapısı ile ilgi çeker. 

 

Müze Binası:

Mardin Müzesi, 1947 yılında Zinciriye Medresesinde hizmet vermeye başlamıştır, ancak medrese ihtiyaca cevap vermediğinden bugünkü binaya taşınmıştır. 

Bugünkü müze binası, Süryani Katolik Patrikhanesi olarak, 1895 yılında Antakya Patriği İğnatoios Behnam Banni tarafından “Süryani Katolik Patrikhanesi” olarak  yaptırılmıştır. Binanın doğu kısmında 1947 yılından beri hizmet veren Meryem Ana Kilisesi vardır. 

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Süryani Katolik Vakfından alınan binanın restorasyonu 1988 yılında başlamış ve 1994 yılında tamamlanmıştır.

 

Mardin Müzesi

 

Müze binasının mimarisi:

Müze binası, güneye yani ovaya bakan, U planlı ve üç katlı yapısı ile geleneksel Mardin evi mimarisinin tüm karakteristik özelliklerini barındırmaktadır. 

Yine Mardin evlerinde olduğu gibi, Müze binası da yumuşak kalker taşlardan yapılmıştır.

Sütunlu revakların ortasında avlunun çevrelediği bir yapıdır.

Üç kapısı vardır, genişliği, motifleri, sütunlu revaklarıyla ve yapılış tarzıyla önemli bir yapıdır.

Binanın taş ustaları ve nakışçıları Refail, Mihayel ve Cebrail Kalo kardeşlerdir.

Kuzeyden ve güneyden birer giriş kapısı mevcut olup, doğudaki kapı kilise avlusundadır.

Bu kapının üzerinde, Süryanice Patrikhanenin yapılış tarihi yazar.

Bu yazıttan anlaşıldığına göre, Patrikhane 1895 yılında yapılmıştır.

Mardin Müzesi

Müze binasının planı-yerleşimi:

Müze binasında iki tane açık ve üç tane kapalı teşhir salonu vardır. 

Tematik teşhir salonlarında 45 bin üzerindeki obje bulunan koleksiyondan, 1694 eser sergilenmektedir.  

Mardin Müzesi

Müzenin giriş katındaki avluda: Asurlar’dan Bizansa, Artuklulardan Osmanlı dönemine kadar Mezopotamya uygarlıklarına ait taş ve seramik eserler sergilenmektedir. 

Binanın birinci katında: Roma dönemine ait mozaikler ve taş eserler vardır. 

Müzenin ikinci katında: dört adet kapalı teşhir salonu bulunmaktadır. Bu kattaki teşhirlerde, Mardin’de bulunmuş tarihi eserler sergileniyor. 

Evet müzede sergilenen bütün eserler hakkında bilgi verip konuyu uzatmadan, müzede en dikkat çeken teşhirlerden söz etmek istiyorum.

Mardin Müzesi

Kızıltepe Sürekli (Çıldız) köyünde kurtarma kazısında ele geçirilen Sürekli Definesinin bulunduğu bölümdür. Bu eser müzede sergilenen en değerli eserdir. 

Definede: 9-14’ncu yüzyıllar arası Abbasi, İlhanlılar, Eyyübiler, Bizanslılar, Zengiler, Artuklular gibi birçok medeniyete ait altın ve gümüş eserler bulunmaktadır. 

Mardin Müzesi

 

Bir de Türkiye’deki müzelerde bir ilk var. Bir salonda kaçakçılıkta ve dolandırıcılıkta kullanılırken yakalanan sahte objeler sergileniyor. Bu salon; tarihi eser kaçakçılığı ve sahte eser dolandırıcılığına dikkat çekmek amacıyla düzenlenmiştir. 

 

 

 

Mardin Müzesi

 

Müze binası zemin ve iki katlıdır. Birinci katında: kafeterya, konferans salonu, sergi salonu ve misafirhane vardır. İkinci katta: Etnoğrafya sergi salonu, depolar ve kütüphane bulunur. Üçüncü katta ise, Girnavaz kazı yerinden çıkarılan ve satın alma yolu ile müzeye kazandırılan eserlerin sergilendiği teşhir salonu, ayrıca idari bina bulunmaktadır.

Mardin Sabancı Mardin Kent Müzesi
Mardin Sabancı Mardin Kent Müzesi

 

SAKIP SABANCI MARDİN KENT MÜZESİ

Mardin Savurkapı Mahallesindeki eski Cumhuriyet Meydanındadır. 

Müze binası, II Abdülhamit (1876-1909) döneminde, Diyarbakır Valisi Hacı Hasan Paşa tarafından 1889 yılında Süvari Kışlası olarak yaptırılmış ve uzun yıllar bu şekilde kullanılmıştır. 

Yapının mimari, Ermeni asıllı Sarkis Elyas Lole’dir.

Evet müze girişi ücretlidir, ücret 100 TL. dir.

İki katlı yapının, güney kapısından girilen alt katın, kışlanın ahır kısmı olduğu anlaşılmaktadır. 

Kışta, daha sonra Jandarma Komutanlığı, Askerlik Şubesi, Jandarma Karakolu ve 1991-2003 yılları arasında ise vergi dairesi olarak kullanılmıştır. 

Mardin Sakıp Sabancı Kent Müzesi

2006 yılında ise Müze hizmete açılmıştır. 

Müzede tek süsleme unsuruna, kuzey cephenin ortasına yerleştirilen giriş kapısında yer verilmiştir. Kapıyı kuşatan kalın bordür içerisinde ve kapının üst kısmında oyma kabartma tekniğiyle yapılmış süslemeler mevcuttur.

Müzede: kentin tarihi, uzun yıllardır varlığını sürdüren çok kültürlü, çok dinli kimliği, gündelik yaşam pratiklerini yansıtan objeler ve canlandırmalar eşliğinde, fotoğrafla ve bilgilendirici panolarla anlatılmaktadır. 

Müzenin üst katında: mezar taşları, Mardin el sanatları, kuyumculuk, bakırcılık, dokumacılık, sabunculuk, taş oymacılığı ürünleri, evlerde, köylerde ve ibadet mekanlarında kullanılan eşyalar, yerel kıyafetler teşhir edilmektedir. 

Dilek Sabancı Sanat Galerisinde ise dönemsel sergilerin yanı sıra, Abidin Dino, Şerif Akdik, Selma Gürbüz gibi sanatçıların eserleri görülebilir.

Mardin Kalesi
Mardin Kalesi

 

MARDİN KALESİ

Kale Artuklu ilçesindedir. 

 

Kim-ne zaman yaptırmıştır:

Kale: MS 975-976 yılları arasında Hamdaniler tarafından yapılmıştır. 

 

Kalenin tarihi:

Biraz daha gerilere gidelim. MS 309 yılında, ateşe ve güneşe tapan Şat Tuahari (Şat Buahari) isimli bir kral, kalenin havasının ona iyi geldiğini görünce, burada kendisine küçük bir kasr yaptırır ve 12 yıl burada yaşar.

Daha sonra kendi memleketi olan Pers’ten ve Babil’den askerleri ve halkı getirip Mardin’e yerleştirir.

Bu sayede, MS 377 yılına kadar şehirde hüküm sürer.

Fakat daha sonra halk vebaya yakalanır, aralarından kurtulan olmaz.

Böylece Mardin ile kalesi MS 389 yılına kadar boş kalır.

En sonunda Yunanlılardan Arsus adında bir kral, MS 539 yılında Perslerle buradan geçerken, kaleyi görür ve askerleriyle birlikte kaleye yerleşip 5 yıl burada kalır.

Kalenin havasının güzel olduğunu görünce, kalede yaşamaya devam eder. 

Persler, MS 604 yılında, Dara ile Nusaybin’i işgal edip Turabdin Bölgesini ve Hısın Kef kalesini ele geçirirler.

Hısın Kef’te kaldıkları iki yıl boyunca, Romalılardan başka kimseye zarar vermezler.

Mardin’deki Romalılar bu durumu öğrenince Mardin kalesini terk ederler.

Boş kalan kaleye, Mardin civarındaki manastırların rahipleri yerleşir.

Persler, MS 607 yılında Mardin kalesini işgal ederler.

Burada yaşayan rahipler; Persler’e karşılık verip vermeme konusunda “Kefertüth’ün Episkopos’u Basil” e danışırlar.

Kale, MS 975-976 yıllarında Hamdanlılar döneminde Hasan Nasır Eldevle oğlu Hamdan tarafından onarılır.

Akkoyunlular zamanında da kalenin içinde bir saray ve cami yaptırılır.

Kale’de “Mor İliyo Kilisesi” vardır. Kale, çok uzun yıllar askeri bölge olarak kullanıldığından giriş yasağı nedeniyle, kilise bugün kullanılmıyor.

Kilisenin dini amaçlar dışında kullanıldığı dönemle ilgili bir çok söylenti bulunmaktadır.

Geçmişte, çeşitli zamanlarda Mardin’e uğrayan gezginlerin verdikleri bilgilere göre: kale de çok sayıda yapı bulunduğu anlaşılıyor.

19’ncu yüzyılda Fransız tarihçisi Dupre, bu kalenin tarihinin çok eskilere kadar indiğini, Bizans imparatorları tarafından da onarıldığını yazmıştır.

1471 yılında kente gelen Barbaro isimli tarihçi yazar, kentten yüksekte bulunan ve merdivenlerle çıkılan kale içinde yoğun bir nüfus barındığını ve 300 evin bulunduğunu yazar.

 

Evliya Çelebinin kale hakkında yazdıkları:

Evliya Çelebi, Mardin kalesinin yapısı hakkında ayrıntılı bilgiler verirken hayranlığını “anlatılmasında dil aciz, kalemler yetersiz, dünya gezginlerince meşhur olan pek çok kaleyi görmek bana nasip olmuştur ancak şu Mardin Kalesine hiçbiri benzetilemez.” sözleriyle betimlemiştir. 

O, bu kale için “o derece yüksektir ki, en yüksek yerinde bulunan yapıların burç ve kuleleri samanyolu gibi mavi bulutlara erişir” der.

Evliya Çelebi, kalenin altındaki mağara ve mahzenlerde, hububat saklandığını ve sarnıçlarda su biriktirildiğini yazmıştır.

 

Yapısal bilgiler

Kalenin doğudan batıya uzunluğu 800 metredir. 

Genişliği ise, 30 ile 150 metre arasındadır. 

Kalenin yapıldığı düzlüğün zemini, doğu tarafından 1200 metre, batı tarafından ise 1180 metre yüksekliktedir. 

Kartal yuvası olarak da bilinen yapı, doğal bir kaya üzerine oyularak inşa edilmiştir.

Şehirde: yaklaşık 100 metre yükseklikteki, sarp bir tepe üzerine kurulduğu için, meylin fazla olduğu yerlerde sur yapılmasına ihtiyaç duyulmamıştır.

Kalenin duvarları, kesme taş ve tuğladan yapılmıştır.

 

Kalenin girişi:

Kalenin girişi güneydedir. 

Buradaki basit ve yuvarlak kemerli kapıdan girilir.

Bu giriş rampa şeklinde yükselir ve bir merdivenle devam eder.

Giriş koridoru tonoz tavanlı bir yapıdır yani tonoz biçimli bir tavanla örtülüdür. 

Güney kesimindeki kuleyi, önceki dönemlerdeki evlere ait kalıntıları ve Mardin manzarasını görmek mümkündür.

Güney kesimdeki kule, günümüze ulaşmıştır.

Bu burç, kesme taş ve tuğladan örülmüştür. Beşgen planlıdır ve dışa doğru çıkıntılıdır.

Giriş kapısı ve koridor, günümüzde tamamen yıkıktır ve orijinal halini korumamıştır. 

 

Kalenin dış surları:

Günümüze ulaşan bazı bilgilere göre: şehri ikiye bölen ana caddenin batı ucu “Diyarbakır kapı” ve doğu ucu ise “Babesser” (Savurkapı) dır.

Savurkapı’daki surun temelleri görülür. Surların en büyük özelliği, kayaya oturtulmuş olmasıdır. Yani kalenin büyük bölümü doğal kaya formasyonunun üzerine, kaya çıkıntılarını kullanarak inşa edilmiş ve bu sayede sur eklentileri minimum düzeydedir. 

Kalenin dış surlarından günümüze kalan başkaca kalıntı yoktur. 

 

Radar Merkezi:

Ancak kalenin iç surlarının bulunduğu bölümde, tepede günümüzde NATO’ya bağlı radar merkezi bulunmaktadır.

Zaten, bu radar merkezinin yarım küre şeklindeki görüntüsü, şehrin birçok yerinden rahatlıkla görülmektedir. 

Kalede bulunan askeri birlik tarafından, kalede bulunan iç surların bir bölümü onarılmasına rağmen, önemli kısmı yıkılma tehlikesiyle karşı karşıyadır.

Mardin Kalesi Hızır Camisi
Hızır Camii

Kalede bulunan “Hızır Camisi” 14’ncü yüzyıl sonu ile 15’nci yüzyıl ilk yarısına tarihleniyor. Cami, kesme taş ve moloz taş malzemeden, tek katlı ve enine dikdörtgen planlıdır ve üç yönünden giriş imkanı vardır. Kale bölgesinde yüksek rakımda ve kayalık bir zemin üzerinde kuruludur. 

Camide, Hızır’ın makamı bulunmaktadır.

Bununla ilgili de çeşitli söylentiler vardır.

Mardin çevresini saran kalenin, Hızır tarafından korunduğuna inanılır.

Eskiden Mardin kalesinde deprem olduğunda, Hızır, kale sallanmasın ve oraya bir şey olmasın diye, kalenin etrafını yılan şeklinde sarıp burayı koruduğuna inanılırdı.

Ayrıca yine bir efsaneye göre: Hızır, Mardin kalesi yıkılması diye kılıcını kalenin kapısının üzerine saplamıştır.

Bu sayede, Mardin kalesi günümüze kadar ayakta kalarak gelmiştir diye inanılır. 

 

KALENİN DİĞER ÖZELLİKLERİ

Kalenin en etkileyici özelliklerinden biri de kalenin ana kulesinin altında yer alan zindandır. Zindan, kalenin tarihi boyunca mahkumları tutmak için kullanılmıştır. 

Mardin Kalesi
Kalenin ışıklandırılması:

Mardin kalesi, iki yıllık çalışma sonucunda ışıklandırılmıştır. Işıklar yakıldığında, kale akşamları Suriye topraklarında bile görülmektedir. 

 

Kaleyi Ziyaret:

Geçmişte çok sayıda insana yaşam alanı olmuş olan tarihi mekan, seyirlik manzaralar sunar, ancak kaleye çıkmak özel izin gerektirir, çünkü yukarıda belirttiğim gibi kale üzerinde askeri radar üssü var ve girmek yasaktır. 

Mardin Melik Mahmut Camii

MELİK MAHMUT CAMİİ

Şehrin doğusunda, Savur Kapısına giden yolun kuzeyindedir. 

Mardin’deki Türk-İslam eserleri arasında önemli yer tutar. 

Cami, yanında ve diğer yanlarda dar sokakların ayırdığı evlerle ve çeşitli portal şeklinde taş işlemeli ana girişi küçük bir meydana açık durumdadır. Evet cami çevresindeki evler arasında sıkışmış, çarpık bir avlunun güneyindedir. 

Taç kapıda bulunan yazıta göre: 1363-1364 yılları arasında yapılmıştır.

Cami, Artuklu Sultanlarından Melik Salih tarafından yaptırıldığı halde, halk arasında Melik Mahmud camisi olarak bilinir.

Bu durum, Melik Mahmud’un buraya defnedilmesi sebebiyledir.

Mardin Melik Mahmut Camii

Minaresi ise, 1801 yılında Mardin hakimi Abdullah Ağa tarafından yaptırılmıştır. Basit silindirik yapıdadır.

Bab Es Sur Camii adıyla da bilinir.

Kesme taştan yapılan kutsal mekan, Mardin’in otantik mimarisini yansıtan özellikler taşır.

Kemerli pencereleri ve kısa boylu minaresiyle dikkat çeken Melik Mahmut Camisinin kubbesi silindir şeklinde bir kasnak üzerine yerleştirilmiştir.

Caminin kuzeyinde bulunan dikdörtgen planlı avluya, doğuda bulunan taç kapı ile giriş sağlanır. Taç kapı, iki sıra bordür ile sınırlandırılmış ve üzeri mukarnas kavsaralıdır. Girişin her iki yanında, sütunce alınlığında ise şerit şeklinde Arapça kitabe bulunmaktadır. 

Ana mekanın batısında kare biçimli bir türbe bulunur. Ancak bu mekanda günümüzde hiçbir mezar izi yoktur. 

Cami, Mardinli bir iş adamının katkılarıyla 2003 yılında restore edilmiştir.

 

 

Mardin Mor Mihail Kilisesi-Burç Manastırı

MOR MİHAİL KİLİSESİ-BURÇ MANASTIRI

Diğer adı Burç Manastırıdır.

Emineddin mahallesinin güneyinde, sur dışındadır.

 

Önemi:

Süryani Ortodoks cemaatine aittir. Bu kilise bir kule biçimindedir. Yapılış tarihi itibarıyla Mardin’in en eski kiliselerinden biridir. 

Mısır’da bulunan Zigurat tapınaklarını andırır.

Mardin Mor Mihail Kilisesi ve Burç Manastırı

Yapılış Tarihi:

Kilisenin yapılış tarihi hakkında en eski bilgiyi Metropolit Hanna Dolapönü’nün el yazması bir kitapta görülür.

Bu kitaba göre, kilise MS 185 yılında yapılmıştır ve Mardin’in en eski kilisesidir.

Yine, söylentilere göre, kilisenin temeli atılmadan önce rahiplere ait bir burç mevcuttu ve Mor Mihail’in öğretmeni Aziz Mor Yusuf burada kalmış ve inzivaya çekilmiştir.

Bu yüzden kiliseye Burç Manastırı ismi verilmiştir.

Süryani kaynakları ise, kilise tarihini en erken 4’ncü yüzyılın sonlarına götürmektedir.

Ancak çan kulesinin üzerinde yükseldiği burç 10’ncu yüzyılda manastırdaki tonozlu mezar odasındaki mezarlar 12’nci yüzyıla işaret etmektedir.

 

Şemsi Tapınağı:

Bodrum bölümünün bir Şemsi tapınağı olduğu söylenmekte ve bu kısmın tarihi MS 189 olarak verilmektedir.

Mezarlar:

Kilisenin girişinin karşısında: içinde üç mezar bulunan bir mekan vardır. 

Bu mezarlar: Mor Mihayel, Mor Mihayel’in kız kardeşi ve Mor Mihayel’in öğretmeni Aziz Mor Yusuf’a ait mezarlardır. 

 

Mimari:

Kuzeye bakan taçlandırılmış yuvarlak kemerli kapıdan, yapının bahçesine girilir, batıya bakan sivri kemerli kapıdan ise kilisenin avlusuna geçilir. 

Avlunun kuzey ve güneyinde, mekanlar bulunur. 

Avlunun batı duvarında, çeşitli boyutlarda süslü ve yazıtlı mezar nişleri vardır. 

Yapı, stilinin bir örneği Humus’a bağlı Sadakat köyünde bulunmaktadır.

Kesme taştan yapılmıştır. 

Üç nefli kilise, iki katlıdır.

Yapının kuzey cephesinde zemin ve bir katlı bir bölüm, diğer bölümler ise tek katlıdır. Üst kat düzgün kesme taşla yapılmıştır, daha önceki bölümler basit taş örgü biçimindedir. 

Çan kulesi

Kilisenin kuzey kısmında, üzeri kare ayaklar üzerine oturtulmuş çan kulesi bulunur. 

Meryem Ana Kilisesi:

Burcun doğusunda Meryem Ana adına yapılış tarihi bilinmeyen küçük bir kilise daha bulunmaktadır.

Süryani Kadim Okulu:

Kırklar Kilisesindeki Süryani Kadim Okulu, 1919 yılında kapatılınca, bu okul Mor Mihail kilisesine dahil olup şimdi yeni Mor Mihail kilisesi olarak kullanılan müştemilata taşınmıştır.

Okul, burada 1928 yılına kadar öğretime devam etmiştir.

Şehirden uzak olan Mor Mihail kilisesine ulaşımın zorluğu ve cemaatin giderek azalması sonucunda, okul binası kiliseye çevrilerek günlük ibadet, Mor Mihail adını alan bu yeni kilisede sürdürülmektedir.

 

 

Mardin Olgunlaşma Enstitüsü

MARDİN OLGUNLAŞMA ENSTİTÜSÜ

Mardin kalesi eteğindeki 700 yıllık Muzafferiye Medresesinin kalıntılarının üzerine 11 Mayıs 1892 tarihinde Mekteb-i Rüştiye olarak, iki blok halinde inşa edilmiştir. 

Artuklu daŞar Mahallesi 240 Kışla Sokak adresindedir. 

Bina daha sonra 2010 yılından itibaren Mardin Olgunlaşma Enstitüsüne dönüştürülmüştür. 

Mardin Olgunlaşma Enstitüsü

Giriş kapısının üzerinde yer alan sülüs kitabede, 1900-1901 tarihli Temmuz ayında açılış yapıldığı belirtilir. 

Mimari açıdan dikkat çeken bina, inşa edildiği dönemden bu yana okul olarak kullanılıyor.

Mardin Olgunlaşma Enstitüsü

Bina iki katlı  ve düzgün kesme taş işçiliğine sahip kentin önemli mimari eserlerindendir. 

Burada, telkâri, taş oymacılığı, ahşap işleme sanatı gibi birçok konuda eğitim veriliyor.

Başlı başına bir eser olan tarihi yapı, tamamen taştan inşa edilmiş, kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır.

En son 2012 yılında onarılmıştır ve özgünlüğünü büyük ölçüde muhafaza eder.

Sonuç: Şehrin yüksek bir kesiminde, hakim bir noktada konumlanan enstitü, her sene binlerce yerli ve yabancı turistin uğrak yeri haline gelmiştir. Siz de gidip bu güzelliği görmelisiniz. 

 

Mardin Mor Behnam ve Kız Kardeşi Saro Kilisesi-Kırklar kilisesi
Mardin Mor Behnam ve Kız Kardeşi Saro Kilisesi-Kırklar kilisesi

 

MOR BEHNAM VE KIZ KARDEŞİ SARO KİLİSESİ-KIRKLAR KİLİSESİ

Yeri:

Kilise, Süryani Ortodokslara aittir ve Hıristiyanların en çok bulundukları Mardin il merkezinde Şar Mahallesindedir.

 

Ne zaman-Kim tarafından yaptırılmıştır

1170 yılında, Mardin’de hükmeden Artukoğlu hükümdarlarından Timurtaşoğlu Gazi Necmeddin Lebi tarafından, Süryanilerin Metropolitlik merkezi olan “Kırk Şehit Kilisesi” (Şu anda Müftülük merkezi olup Şehidiye Camisi olarak da bilinir) ve Mor Tuma kiliseleri camiye çevrilince: Kırk Şehitten gelme olan Kırklar Kilisesinin ismi Mor Behnam ve Kızkardeşi Saro kilisesine ilaveten verilmiştir.

Halk arasında Kırklar kilisesi olarak tanınır.

Ayrıca, yine 1170 yılında Kırk şehitlere ait kemikler, bu kiliseye getirilmiştir.

Mardin Mor Behnam Kilesisi

40 lar efsanesi:

Kilisenin adının değişmesine neden olan olay şöyledir:

Bir zamanlar bu bölgede yaşayan Mor Behnam adlı bir prens ve Saro adlı kız kardeşi, Hıristiyanlığı kabul eder. Ancak dönemin yönetimi (babaları olan Kral) Hıristiyanlığa karşıdır. Mor Behnam ve Saro, inançlarından vazgeçmezler ve bu yüzden öldürülürler. 

Ardından 40 Hıristiyan keşiş, bu iki kardeşin anısını yaşatmak, onların inancını sürdürmek için Mardin civarına gelir. Keşişler burada dua eder, ibadet eder ve halka yardım ederler. Ancak Hıristiyan oldukları için onlar da dönemin yönetimi tarafından öldürülür.

“Sözü edilen 40 iman şehidi, İmparator Licinius (308-324) tarafından, donmaları amacıyla soğuk su ile dolu bir havuza atılırlar. Bu 40 kişiden biri dayanamayıp, havuzun yakınındaki hamama girince, geride kalan 39 kişinin gösterdiği inanç sağlamlığı karşısında iman eden Romalı bir asker, ondan boşalan yeri doldurur”

Kilisenin duvarlarında bu tarihi olayı betimleyen birçok portre ve tablo vardır. Kilisenin altı kısmında eski bir mezar odası bulunur, bu da efsanenin köklerine işaret eder. Ayrıca, 40 sayısı, birçok kültürde kutsal kabul edilir. Burada da sabır, iman ve toplu fedakarlık simgesidir. Süryani halkı, bu kilisenin içinde hala o kırk azizin ruhlarının var olduğuna, ibadet edenleri koruduklarına inanır.

Mardin Mor Behnam Kilisesi

Kim yaptırmıştır:

Aziz (Mor) Benham’ın kız kardeşi adına 6’ncı yüzyılın ortasında yaptırmıştır. Ancak yapıda bugüne kadar gelen Şemsilere ait bölüm, yapının daha eskilere gidebileceğine ilişkin işaretler vermektedir. Bir taraftan da kilisede Şemsilere ait yani güneşe tapanlara ait bir bölüm bulunmadığı söylenmektedir. 

Mardin Mor Behnam Kilisesi

Mimari özellikleri:

Mihrapları, 400 yıllık ahşap kapıları, 1500 yıllık kök boya ile yapılmış baskı perdeleri en önemli özellikleridir.

Ayrıca içinde çan kulesi, evi ve adeta dantel gibi işlenmiş taş oymacılığı örneklerinin yer aldığı divanın bulunduğu geniş bir avlusu vardır.

Mardin Mor Behnam Kilisesi

Kilisenin önemi ve Metropolitlik safahatı:

Kilisede 1230 yılından kalma bir İncil bulunur.

Aynı zamanda Mardin Metropolitlik kilisesidir. Türkiye’de (İstanbul Metropolitliği hariç) bütün Süryanilerin metropolitliği olarak faaliyet göstermekte ve direkt olarak Şam Patrikliğine bağlıdır.

Patrik ve Metropolitlerin ikamet ettikleri yer önceleri Kırklar kilisesinin avlusunda bulunan, tavanları kesme taşlarla örülmüş olan adalardı. Ancak daha sonraki yıllarda, Patrik II. Yakup döneminde, metropolitlik odasının üzerinde yeni bir patriklik merkezi yaptırıldı.

Kırklar kilisesi, 1923 tarihinden sonra Mardin’e gelen Süryani Kadim Patrikliğinin, ruhani ve idari işlerinin görüldüğü yer oldu. Bu çerçevede, kilisenin avlusunda patriklerin ve metropolitlerin oturdukları, üzeri kesme taşlarla örtülü olan mekan yaptırıldı.

1932 yılında Patrik III. İlyas Şakir’in Hindistan’daki Süryanileri ziyareti sırasında vefat etmesi ile Humus Metropoliti olan Metropolit Efrem Barsavm patriklik makamına getirildi. Yeni patriğin Irak uyruklu olmasından dolayı, patriklik merkezi Kutsal Sinot kararıyla Suriye’nin Humus şehrine nakledildi.

Ayrıca yine kilisede: kırk şehidin ve şehit Mor Behnam ve Kız kardeşi Saro’nun şehitlik macerasını belirten: eni 3 metre, boyu 2 metre olan büyük bir tablo vardır.

Tablonun sağ köşesinde Süryanice olarak kilisenin Musullu Patrik II. Gevargis döneminde (MS 1687-1708) ve Metropolis Abdullahat’ın riyasetindeki günlerde yapıldığı yazılıdır.

 

Kilisenin mimari özellikleri;

Yüzlerce yıldır ayakta duran ibadethane, kesme taştan yapılmıştır. Zarif bir çan kulesine sahiptir ve halen ibadete açıktır. Şehirdeki diğer kiliselerin aksine, sürekli açık olduğu için, yerli-yabancı turistler, rehber eşliğinde gezebilirler.

 

Okul kilisesi:

Kırklar kilisesinin güneydoğusunda, sağlam bir yapıya sahip küçük bir kilise mevcuttur. Bu bölüm Okul kilisesidir.

Bu kilisenin hangi tarihte ve ne amaçla yapıldığı bilinmez. Ancak 1925 yılında kilisenin kuzey nefiyle beraber yapıldığı kiliseye ait İncilin tarihçesine kaydedilmiştir.

Okul, 1799 yılında açılmış ve 1928 yılına kadar faaliyetini sürdürmüştür. Okul: ilk, orta ve lise olmak üzere üç bölümden oluşuyordu. Her bölüm de üç sınıftan ibaretti. Okulda: Süryanice, Arapça, Türkçe ve İngilizce dersleri veriliyordu.

Okul, 1919 yılında bilinmeyen nedenlerden dolayı Kırklar kilisesinden taşınıp Mor Mihail kilisesinin ilkokuluna yerleştirildi.

Okul 1928 yılında Metropolit Mor Ivennis Hanna Gandor’un talebi üzerine kapatıldı.

Mardin Şehidiye Medresesi ve camii

ŞEHİDİYE MEDRESESİ VE CAMİİ

Yeri:

Medrese Şehideyi Mahallesinde, ana caddenin güneyinde, tarihi PTT binasının karşısındadır. Anayola bitişik olan yolun güneyindedir. 

 

Özelliği:

Kuzey cephesinin dış duvarında Hıristiyanlıkla ilgili bazı semboller ve yapılış tarzına dayanılarak bu cami ve/veya medresenin kiliseden camiye çevrilme olduğu ileri sürülmektedir.

Yapının yapımına başlandığında şehit mezarlarının bulunması sonucu Şehidiye ismini almıştır. 

 

Kim-ne zaman yaptırmıştır

13’ncu yüzyılın başlarında, Artuklu Sultanı Melik Nasreddin Artuk Aslan (1200-1239) tarafından yaptırılmıştır. 

Medresenin taç kapısındaki vakfiyesinde, Melik Nasuriddin Artuk Aslan’ın oğlu Melik El Said’in de (1239-1260) adı geçmektedir. Muhtemelen medresenin inşasını babası başlatmış, oğlu bitirip vakfiyesini kurmuştur. 

 

Mimari özellikleri:

Eğimli bir alanda kurulduğundan dolayı medresenin kuzey cephesi toprağa gömülüdür. 

Caddeden de bakıldığında, çevresindeki yoğunluk yüzünden, yapının sadece zarif işlemeli minaresi görülür. 

Medrese birçok değişiklik geçirmiş ve son yıllarda onarım ve eklemelere maruz kalmıştır. 

Hatta kaynaklara göre caminin doğu tarafı, bilinmeyen bir tarihte yıkılmıştır. Fakat aslına uygun olmayacak şekilde yeniden inşa edilmiştir. Batı tarafı da uzun süre harap kalmıştır. Yakın tarihte buraya yapılan iki oda, okul olarak kullanılmıştır. 

Arsanın geri kalan kısımları satılmış, üzerine kahvehane, dükkanlar yapılmıştır. 

Vakfiyeye göre, medresede: türbe, şehitlik ve minare bulunmaktadır. 

Yapının girişi ana portalden sağlanmakta ve beşik tonozla örtülü koridordan avluya geçiş yer almaktadır. Karşılıklı ve koridoru dik olarak kesen hücrelerin yer aldığı yapıda, hücreler eğitim merkezi olarak kullanılmıştır. 

Evet, 80 hücreli olarak inşa edilmiş olan medrese, enlemesine düzenlenmiş ve iki katlıdır.

Hücre sayısından dolayı, seksen anlamına gelen, “Semain Medresesi” olarak da adlandırılır.

Ancak söz konusu bu hücrelerden ancak birkaçı günümüze kadar ulaşmıştır.

Bu yüzden dolayı da yapı, medreseden ziyade cami olarak kabul görmektedir. 

Yapıda kireçtaşı dışında kesme taş ve kaba yontu taş kullanılmıştır. 

Erken Cumhuriyet döneminde, taç kapısının önüne bir istinat duvarı yapılmış, kot, yol seviyesine getirilerek alan düzleştirilip parka dönüştürülmüştür. Öte yandan, 1932 yılında yapılan gözlemlere göre, burası eski bir mezarlık alanıdır. Medresenin haziresi ve şehitlik buradadır. 2015 yılında günümüzde lokanta olan eski parkın ihracatını gerçekleştiren istinat duvarının doğu bölümü yıkılmış olup, içindeki mezar kalıntıları, duvar tekrar örülene kadar görülüyordu. Şikayetler sonucu, 2016 yılının Mayıs ayında, duvar yeniden örülmüştür. 

2004 yılındaki restorasyon projesinde, mevcut parkın kotası düşürülerek eski haline getirilmesi planlanmıştır. Ancak altı mezarlık olan parkı, lokanta olarak işletenler, bunu kabul etmemişlerdir. Medresenin mevcut vaziyet planı olduğu gibi korunmuştur. 

Mardin Şehidiye Medresesi

Minaresi

Medresenin camisi, vakfiyesinde belirtildiği gibi minareli olarak yapılmasına rağmen, bilinmeyen bir dönemde minare deprem sonucu yıkılmıştır. 

Bugün görülen, aşağıdan yukarıya doğru çıkılarak iskelesiz ve helezonik olarak inşa edilmiş olan günümüzdeki iki şerefeli minaresi de 1916/1917 yılında yapılmıştır. Çünkü önceki minare yıkılmıştır. 

Minare bir Ermeni mimar Serkis Lole tarafından özenle tasarlanarak yapılmıştır. Ermeni Katolik olan mimarbaşı, aynı zamanda belediyenin resmi mimarıdır. 

 

Türbe:

Günümüzde sağlamdır. Medresenin kurucusu Melik Mansur Artuk Aslan’a aittir. Medrese hücrelerinin doğu bölümünün güney köşesindeki türbe odası, 1925 yılına kadar işlevini korumuştur. Ancak bu tarihte, dönemin valisi Tevfik Hadi Baysal tarafından, türbedeki sandukalar kaldırtılmış, bu oda boşaltılmıştır. Bu tarihten itibaren, burası medresenin herhangi bir hücresi olarak kalmıştır. Bu yüzden, birçok kişi mekanın türbesi olduğunun farkında değildir. 

 

Bulunduğu mahalleye adını vermesi:

Bulunduğu mahalleye de adını veren medresenin, bu adla adlandırılması hakkında çeşitli görüşler vardır.

Birincisi: medresenin inşası esnasında buradan birkaç şehit mezarının çıkması, ikincisi ise, Artuk Aslan’ın yardımcıları olan Nizameddin Alpkuş ve kölesi Lulu’nun, Sultan tarafından öldürülmeleri üzerine, cami yapılmadan önce, caminin inşa edileceği arsaya gömülmüş olmalarıdır.

 

Günümüz

80 hücreli olarak anılan medresenin, bugün doğu bölümündeki iki katlı olan 20 hücrelik bölümü ayaktadır. Bu şeklin, batı kanadında da bir dönemin kapsamı kabul edilir. Çünkü güney revaklı kanat, 20’nci yüzyıl başında eklenmiştir. 

Gelelim günümüze, medrese günümüzde cami olarak kullanılmaktadır. 

 

Mardin Meryem Ana kilisesi ve Patrikhanesi

MERYEM ANA KİLİSESİ VE PATRİKHANESİ-MARDİN MÜZESİ

Artuklu ilçesi, Şar Mahallesi, 1’nci cadde üzerinde, Cumhuriyet meydanındadır.

1895 yılında Patrik Antuan Semheri taraıfndan inşa edilen kutsal mekan, Süryani Katolik ibadethanesidir.

Özenle işlenmiş kabartmalara ve zarif bir çan kulesine sahiptir.

Meryem Ana kilisesi ve Patrikhanesi, yakın tarihte 1986 yılında Antakya Patriği İgnatios Antuhan Semheri tarafından yenilenmiştir.

Mardin Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhanesi

Patriğin oturma yeri ile İncil vaaz yeri, üzüm salkımlı motiflerle süslenmiştir. Eski Patrikhane binasının bir kısmı, Mardin’de ana caddenin 1914-1915 yılları arasında Almanların demirden yapılmış tekerlekli arabalarının geçebilmesi için yapılan yol genişletme çalışmalarında yıkılmıştır. 1958 yılında ana cadde genişletilip Cumhuriyet Alanı ve yol, bugünkü haline gelmiştir. 

1988 yılında Kültür Bakanlığına devredilen patrikhane, restore edilmiştir. Yapı, günümüzde hem ibadet hem de ziyaret amaçlı kullanılmaktadır. 

 

Mardin Şeyh Çabuk Camisi

ŞEYH ÇABUK CAMİSİ

Artuklu Çabuk Mahallesindedir. 

1170 yılında Mor Yusuf Kilisesi iken camiye dönüştürüldüğü söylenmektedir. 

Yapının girişinde bulunan zaviye benzeri yapı, 15’nci yüzyılda önemli rol oynayan tekke öğesini akla getirdiğinden, Akkoyunlu döneminde yapılmış olma ihtimali de söz konusudur. 

Mardin Şeyh Çabuk Camii

Kesme taştan yapılmış caminin taştan, kısa boylu bir minaresi vardır.

Avlu denilen bahçe duvarları ile oldukça geniş bir alana yapılan cami, enine yapılan bir plan vermektedir. 

Caminin yanında zarif bir minaresi bulunur. Silindir şeklindeki minarenin üzerindeki yazıya göre, Şeyh Çabuk Camiinin minaresi 1969 yılında Mardinli bir hayırsever tarafından yaptırılmıştır. 

Peygamberimiz Hz Muhammed’in habercisi Abdullah bin Enes’in (Lakabı Şeyh Çabuk) mezarı bu camidedir. Abdullah Enes el Cüneyhi,  hızlı haber taşıdığı için halk onu Şeyh Çabuk ismiyle anılmıştır. 

Hz Ömer’in halifeliği döneminde İslamiyeti tebliğ için Mardin şehrine gelmiştir. Mardin’de bulunan Yakubiler veya bilinen ismiyle Süryaniler’e davet mektubu iletmek üzere bölgeye gelmiş ve vefat etmiş, vefat ettiği yere defnedilen Şeyh Çabuk, makamı etrafına rivayete göre Artukoğulları, diğer bir rivayete göre de Osmanlılar döneminde bir cami yaptırılmıştır. 

Kabir, düz mermerden yapılmıştır. Bitişiğinde hanımların namaz kıldığı yerin kapısı ana caddeye açılıyor. 

Şeyh Çabuk Camii, göz dolduran, özenli bir mimariye sahiptir ve günümüzde ibadete açıktır.

Mardin Mor Simuni kilisesi ve manastırı

MOR ŞİMUNİ KİLİSESİ VE MANASTIRI

Yeri:

Teker mahallesinde, Mardin surlarının dışında yapılmıştır.

Şehrin surların dışına yapılması ve surların tahrip olmasıyla, kilise de şehrin ortasında kalmıştır.

 

Önemi:

Süryani Ortodoks cemaatine aittir. Üst kattaki avlusundan, Mardin ovasının muhteşem manzarası izlenmektedir. 

 

Kilisenin ismi hakkındaki öykü

Kilise ismini: Tanrıya olan inancından vazgeçmediği için, 7 çocuğu ile birlikte öldürülen ve daha sonra azize ilan edilen Mor Şimuni’den almıştır. Bir azizeye ithaf edilen tek kilisedir. 

Evet kiliseye adını veren Mort Şmuni’nin öyküsü ayrıntılı olarak şöyledir. Kral Seleukus öldüğünde, kötü ve kibirli bir insan olan oğlu Antiyakus Epifanes tahta geçer. Başa geçer geçmez de, Oniyas’ı başkahinlikten alıp, Oniyas’ın kardeşi Yason’u başkahinliğe getirir. Yason, krala başkahin ünvanı kendisine verilirse, yılda 3.660 talant ödeyeceğini söylemiştir. Bu nedenle kral onu başkahin ve ulusun önderi olarak tayin eder.

Yason, yasaları çiğneyerek, ulusun yaşam biçimini ve yönetimini öğlesine değiştirir ki, yalnızca tapınak hizmetleri ortadan kaldırmakla kalmaz, ülkenin tam ortasında öğrencilerin çırılçıplak çalıştıkları bir spor okulu kurar. Yapılanlar yüzünden Tanrının adaleti gazaba gelir. Kral buyruklarıyla halkın yasaya bağlılığını yok edemediğini ve tüm tehditlere rağmen, cezalarının halk tarafından umursanmadığını görür. İşkencelerini arttırır ve halkı yasaya uygun olmayan yemekleri yemeye zorlar.

Kral Epifanes’in amacı, hükümdarı olduğu coğrafyanın sınırlarını daha da genişletmektir. Pers ülkesinin ve diğer ülkelerin kralları, ona boğun eğerler. Bu başarılar karşısında gurura kapılan Epifanes, kendi adına paralar, sikkeler bastırır ve kedini ilah ilan eder. Heykeller yaptırarak herkesin onlara tapınmasını emreder. Ayrıca Asi Nehrinin üzerinde inşa ettirdiği Antakya’yı da Tanrının Şehri olarak adlandırır.

Mor Şmuni Yahudilerin Makboye aşiretindendir. MÖ 2. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşamıştır. Takva yolunda yetişmiştir. Sabırlı, cesur ve bilgi bir kadındır. Şalum isminde biriyle evlenmiş, 7 erkek çocuğu dünyaya getirmiştir. Eşini ne zaman kaybettiği bilinmemektedir. Bilinen çocuklarını çok iyi yetiştirdiği, onlara Tanrı inancını, sevgisini, korkusunu ve dinin bütün özelliklerini aşıladığıdır. 

Sağlam bir eğitim alan çocukları, Kral Epifanes’in tehditlerine boyun eğmezler. Kral Epifanes, Kudüs’ten ayrılmadan önce yerine bıraktığı Filkes’e Mort Şmuni ve 7 çocuğu hakkında ihbarda bulunur. Filkes de hepsini tutuklayarak, Kral’a teslim eder. Kral’ın  baskı ve işkencelerine karşı koyan 7 kardeş ve annelerinin yürekli çıkışları, öykünün esas temasını oluşturur. 

Evet, öykünün sonunda Mort Şmuni, oğulları ve öğretmenleri bilgi Eli’ozor inançları nedeniyle işkence görerek öldürülmüşlerdir. 

Yapılış tarihi:

Kilisenin yapılış tarihi kesin olarak bilinmiyor. Ancak yapılış tarzı Kırklar Kilisesinin yapısında bulunan sancak kemerli sütunlarla aynı olup, 6’ncı yüzyıldan kaldığı düşünülüyor.

MS 1125 yılında Mardin Metropoliti Yuhanna tarafından yenilenmiştir. Kilise yakın dönemde iki defa onarım görmüştür.

 

Mimari özellikleri:

Giriş kapısı kuzey cephedendir. Bu kapıdan birinci katta kademeli bir terasa girilmektedir. Terasın doğusunda mezarlık alanı bulunur.

Mezarlığın yanındaki duvarda, kare bir kitabe vardır. 

Birkaç basamakla daha alt kademedeki terasa geçilir. Bu terasın batısında, zikzak kesitli, yuvarlak sivri kemerli bir eyvan ve eyvanın iki yanında bitkisel bezemeli üç kademeli basık kemer açıklıklı girişi bulunan mekanlar yer almaktadır. 

Eyvanın içinde, iki yanında melek tasviri bulunan damla motifi içinde kitabe bulunmaktadır. 

Terastan merdivenlerle zemin katta avluya inilir. Avlunun kuzeyi, doğusu ve batısı mekanlarla çevrilidir. Avluda, özellikle batı cephede revaklı alanın arkasında eğitim hücreleri bulunur. 

Doğu kanatta kilise yapısı vardır. 

Yapı, doğu-batı doğrultuda üç nefli üç apsisten oluşmaktadır. Ortadaki ana apsiste, ahşaptan oyma tekniğiyle yapılmış bir mihrap bulunur. 

Kuzey cephede revak sırasının arkasında müştemilat mekanları vardır. 

Avlu duvarlarının içinde azizlerin mezarları yerleştirilmiştir. 

Mardin’de imal edilen dövme demir parçaları ve iri çivilerle kaplı ceviz kapıları ve ayin sunağı görülmeye değerdir. 

 

Revaklar:

Kiliseye ayrı bir güzellik katan, kilisenin bütünlüğünü oluşturan saçak kemerli ve sütunlu revaklar, kuzey ve batı yönünde olup, 300 metrekarelik bir avlu içindedir. 

 

Medrese:

Batıdaki revakların arkasındaki bölümde bir divanhane/salon ve iki oda bulunmaktadır. 

Bu bölümün, kiliselerde bulunan ve dini eğitim-öğretimin verildiği bölüm olduğu bilinmektedir. 

Medresenin kapısı üzerinde 10 satırdan oluşan ve Süryanicenin Estrangeli hattıyla yazılmış bir kitabe dikkati çeker.

Kitabenin ilk satırı yıprandığı için okunamamıştır. Kitabede şunlar yazılıdır.

“MS 1796 başımıza gelen tüm olayları bu taşa yazmamızın nedeni, sizlere bildirmek içindir. Bu olaylar, Mayıs ayından başlayarak ………… ayına kadar devam etmiştir. Bu dönem içerisinde şehir büyük bir sıkıntıda kalmış, şehrin kapıları kapanmış ve kimseye giriş-çıkış izni verilmemiştir. …………………… saldırıları yüzünden fakirlere ekmek bulunamamış, herkes nohudun ve etin kilosunu 7 kuruştan (fils) satın alıyormuş. Keçi ciğerinin dahi 10 kuruştan alıcı bulduğu o dönemde halk bu pahalılığa karşın almak istediklerini bulmakta zorlanıyormuş.”

Evet, burada dini eğitim yanı sıra genel eğitim ve öğretim de verilmekteydi.

Daha sonraki yıllarda bu yapının üzerinde dış görünüşü oldukça güzel olan bir divanhane yapılmıştır.

Bu bölümün MS 1883 yılında Moran Mor İğnatiyos Patrik III. Petros döneminde yapıldığı divanhane kapısı üzerindeki Süryanice yazıda yazılıdır.

Bu divanhanenin bazı metropolitler tarafından mesken olarak kullanıldığı bilinmektedir.

Kilisenin avlu duvarları içinde azizlerin mezarları yerleştirilmiştir. 

Mardin Mor Şimuni Kilisesi Çan Kulesi

Çan kulesi

Yapının güneydoğu köşesinde üzerinde kitabe bulunan çan kulesi vardır. Çan kulesi, 1910 yılında mimarbaşı Cabare Kandura tarafından yapılmıştır. Çan kulesinin üzerinde Arapça şu ifade yer alır: “25 Mayıs 1910 tarihinde Patrik 2. Abdullah temel taşını atmış ve Musullu Metropolit Tuma (Kassir) Efendi zamanında yapılmıştır.”

Yukarıdaki yazıta benzer, Çan kulesinin batısında dört satırdan oluşan bir Süryanice-Gerşuni kitabe daha mevcuttur. Kitabe aynı konuyu teyit etmektedir. 

Evet bu çan kulesi, Mardin kiliseleri içindeki en güzel çan kulesidir.

 

Mezarlık:

Geleneksel olarak tüm Süryani kiliselerinin avlularında mezarlıklar bulunur. Kilisedeki mezarlık üç bölümden oluşur. 

Avludaki mezarlıkta, taş motifleriyle işlenmiş eski mezarlar bulunmaktadır.

Kilisenin dış kapısının girişinin solunda özel bir mezarlık bölümü vardır. Kilisenin kuzeyindedir ve kilisenin damıyla bitişiktir. Buraya kilisenin ikinci avlusu da denir. Burada da taş motifleriyle yapılmış güzel mezarlar vardır. 

Kilisenin doğusunda ve kilise müştemilatı dışında kalan eski mezarlık bulunur. Bu mezarlığın çevresinde 2000 yılında Kültür Bakanlığınca kesme taşlarla 1.5 metre yüksekliğinde bir duvar örülmüştür. 

 

Günümüz:

Halen ara sıra kullanılmaktadır. Burayı ziyaret ederseniz, görülmeye değer eserler şunlardır: Ceviz ağacından yapılmış, kakmalı nakışlarla bezeli ve tarihi nitelik taşıyan Mezbah Kapıları, Azizelere ait tablolar ve basmacılık sanatıyla yapılmış perdeler, gümüşten yapılmış kandiller, haçlar ve kiliselerde kullanılan diğer gereçler, kiliseye eşsiz bir güzellik katan, ahşaptan yapılmış kduşkudşinler, ceviz ağacından yapılmış ve Mardin’in yerel sanatını yansıtan dövme demir parçaları ve iri çivilerle kaplanmış dış kapılar.

 

 

 

 
Mardin Mor Petrus ve Mor Pavlus Kilisesi

MOR PETRUS VE PAVLUS KİLİSESİ

Gül Mahallesindedir.

Süryani Ortodoks cemaatine aittir. Hz İsa’nın havarilerinden Petrus ve Paulus’a atfedilmiştir. St Paul Kilisesi olarak da bilinir. 

1914 yılında Patrik II Abdullah döneminde Papaz Abdülmesih’in gayretleriyle Petrus ve Pavlus adına yaptırılmıştır. 

Mardin’de inşa edilmiş en son kilise yapısıdır.

Kilisenin dış yapısı, güzel motiflerle süslenmiş olup, içi yüksek kemerli sütunlarla yapılmıştır.

Mahalle arasında olmasına rağmen oldukça güzel bir yapıya sahiptir. Özellikle kilisenin giriş kapısı, güzel motiflerle bezenmiştir. 

Kilisenin iç yapısı, yıldızlı tonoz olup yüksek, ince ve yuvarlak kemerli sütunlar üzerinde oturtulmuştur. 

Mardin Mor Petrus ve Mor Pavlus Kilisesi

Bu tür stil Süryani Kilisesinin beşinci mimari şeklidir. 

Altıncı yüzyıldan itibaren, bölgede kullanılmaya başlanan doğu-batı uzunlamasına yapılan, üç nefli bölümlü beşik tonozlu Ortodoks kilise mimarisinde beş tip plan esastır. 

Mor Petrus kilisesinin mezbah kapısı, oyna nakışlarla süslüdür. 

1921 yılında yapılan iki tane ayin bölümü vardır. Kilisenin ana ayin bölümü mimari yapısı, daha önceden yapılmış diğer ayin bölümlerinden daha farklıdır. Bu mimari tarzın, Süryanilere özgün bir stil olduğu düşünülmektedir. 

Evet bu güzel kilisenin yerinde önceden yine Mor Petrus ve Mor Pavlus adında küçük bir kilise daha vardı. Cemaatin ihtiyacına cevap vermeyince onu yıkmak ve yerine daha büyük bir kilise inşa etmek için karar alındı. 

1932 yılında Eylül ayında Kölösiye Mahallesindeki Mor Petrus ve Mor Pavlus kilisesine el konuldu ve kaçakçılıkta yakalananlar için cezaevi olarak 1950 yılına kadar kullanıldı. Kilisenin teslim alınmasından sonra uzun bir süre kilise vekilliği yapan ve kiliseye hizmet eden Behho Gedde’dir.

1921 yılında yapılmış iki tane sunak vardır. 

Kilisenin ana sunağı, kilisenin güney cephesindedir. Apsis içinde bulunan ahşap sunak, 1890 yılında Urfalı Süryani ustalar tarafından yapılmıştır. 

20’nci yüzyılda yapılan diğer sunaklardan daha değişik bir tarzda yapılmıştır. 

Kutsal sofra etrafı açık dört adet sütunla çevrilmiş olup, üzeri küçük bir kubbe ile örtülüdür. 

Kilisede tarihi nitelik taşıyan gümüş kandiller, azizlere ait tablolar, kalıp basmalı resimli perdeler bulunur. Bu perdeler kök boyası ile renklendirilmiştir.

Kilise günümüzde Süryaniler tarafından kullanılmaktadır.  Aslında kilisenin cemaat sayısı azdır ancak Mardin şehrinde devam eden bir gelenek gereği, herhangi bir kilisede kutsal ayin düzenlendiği zaman, herhangi bir kiliseye bağlı bütün cemaat üyeleri orada toplanıyorlar. 

Mardin Reyhaniye Camisi

REYHANİYE CAMİSİ

Cami, 1756 yılında yapılmıştır.   19’ncu yüzyılda onarımdan geçen kutsal mekana, o sırada sekizgen bir minare eklenmiştir. Avlusuna abbara olarak anılan taş geçitten girilir. Taştan yapılmış olan kutsal mekan, uzun bir kubbe ile süslenmiştir. Kentin büyük camilerinden biri olarak ibadete açıktır.

Mardin Mor Yusuf Kilisesi

MOR YUSUF KİLİSESİ

1894 yılında ibadete açılmıştır. Ermeni Katolik Kilisesidir. Bazilika şeklinde tasarlanmıştır. Kesme taştan yapılmıştır. Sütunlarla desteklenen ibadet mekanı, nadide ikonalarıyla hayranlık uyandırır. Surp Hovsep Kilisesi olarak da anılan tarihi ibadethane, günümüzde ibadete açıktır.

 

MOR YUHANNA KİLİSESİ-ZEYT CAMİSİ

Süryani Ortodoks cemaatine aittir. Surp Kevork kilisesinin yakınlarındadır. Kilisenin yapılış tarihi hakkında fazla bilgi yoktur. Sadece çan kulesi kalıntılarının, 1950’lere kadar ayakta olduğu söylenebilir. 1950’lerden  sonra kilisenin camiye dönüştürüldüğü bilinmektedir. Günümüzde “Zeyt Camisi” olarak kullanılmaktadır. 

Mardin Melik Mansur Medresesi

MELİK MANSUR MEDRESESİ

Gül mahallesindedir.

13-14’ncü yüzyılda yapıldığı düşünülen tarihi yapı, Şeyh Aban Medresesi adıyla da bilinir. Artukluların kentteki eserlerinden biridir. Mardin kalesinin doğu yamacındaki medresede lahitli mezarların olduğu bir bölüm bulunur. Günümüzde mescit olarak kullanılıyor.

Mardin Savurkapı Hamamı

SAVURKAPI HAMAMI

Yakın zamanda yenilenmiştir. 1170’li yıllarda inşa edildiği düşünülmektedir. Mardin’deki tüm tarihi yapılar gibi taştandır. Sitti Radiye Hamamı olarak da bilinen tarihi mekan, taş üzerine işlenmiş hayvan figürlerine sahiptir. Savurkapı hamamı, kadınlara ve erkeklere hizmet veren bir hamam olarak günümüzde de kullanıma açıktır.

Mardin Surur Hanı

SURUR HANI

17’nci yüzyılın sonunda inşa edilmiş, kervansaray niteliğindeki iki katlı handa, dükkan, kafe ve restoranlar bulunur. Genişçe bir avluya sahip olan Surur Hanı, onarılmış olup işlevini korumaya devam etmektedir. Han, kesme taştan yapılmıştır. Üzeri açık avlusunda, kafe ve restoranlara ait masa ve sandalyeler bulunur. Yöreye özgü ürünlerin satıldığı dükkanlardan alışveriş yaptıktan sonra kemerlerle süslenmiş avluda dinlenebilirsiniz.

Mardin Artuklu Kervansarayı

ARTUKLU KERVANSARAYI

Artuklulardan kalma kervansaray, kent merkezindedir.

1275 yılında inşa edilmiş tarihi yapı, pek çok kervana durak olmuş, yüzlerce yıl boyunca sayısız insanın yaşamına yakından tanıklık etmiştir. Taştan yapılan ve muazzam süslemeleriyle göz dolduran kervansaray, birçok Türk dizisinin ana mekanı olarak kullanılmıştır. Çeşitli onarımlarla günümüze ulaşan kervansaray, bugün de Metopotamya’nın otantik konaklama yerlerinden biri olarak hizmet vermektedir.

 

ESKİ KALE KÖYÜ-KAL’I MARA

Mardin il merkezine 3 km uzaklıktadır. Deyrulzafaran Manastırının yolu, köyün ortasından geçer. Kalesi de MÖ yıllarda yapılmıştır. Mardin kalesi gibi stratejik konuma sahiptir. Köyün ismi de kaleden dolayı verilmiştir. Süryanicesi “Kalho” veya “Hesno Dattho” olarak söylenir. Her iki kelime de “Kadın Kalesi” anlamını taşır. Halk arasındaki bugünkü ismi de “Kal’ıt Mara” dır.

Bu sözcük Arapçadır ve Süryanicesi ile eş anlamlıdır. 16’ncı yüzyılda köyün alanı şimdiki yerleşim alanından çok daha genişti. Köyde üç kilise, birçok diyakos, öğretmen, papaz, rahip, metropolit, mafiryan ve patrik çıkmış olması, bu  durumu kanıtlamaktadır. Ayrıca başka bir ispata göre, MS 1870 yılında köyün kilisesi için yazılan bir İncil’in tarihçe bölümünde, köyde üç papaz olduğu yazılıdır. 

Mardin Süryani Manastırı-Deyrul-Zafaran MAnastırı

SÜRYANİ MANASTIRI-DEYRUL-ZAFARAN MANASTIRI

Yeri

Mardin şehrinden 5 km doğuda bulunan manastır, Kızıltepe ovası ile Mardin platosunun birleştiği yerde Mardin ovasını gören bir noktada konumlanmıştır. Ulaşılabilir olması buraya yoğun ziyaretçi akını olmasına sebep olur.

Mardin Deyrul-Zafaran Manastırı

Adı

Manastır adının, çevrede eskiden çokça yetişen safran çiçeğinden aldığı söylenmektedir. İnşası sırasında, safran çiçeğinin kullanılması ve taşının renginin sarımsı bir renk almasından dolayı, bu adla anıldığı bilinmektedir.

Mardin Deyrul-Zafaran Manastırı

Kuruluşu

Manastır, MÖ 2000 yılında güneşe tapanlar tarafından kullanıldığı söylenen mahzen bölümü üzerine; 497 yılında kurulmuştur.

Asırlar boyu çeşitli onarımlar ve eklemelerle bugünkü görüntüsüne kavuşan kutsal mekan, İsa’dan önce Güneş Tapınağı olarak Romalılar döneminde ise kale olarak kullanılmıştır. Kemerli sütunları, kubbe ve süslemeleriyle göz dolduran tarihi ibadet yeri, Süryanilerin merkezlerinden biridir. Mor Şleymun, Mor Hananyo ve Safran Manastırı adlarıyla da anılır.

1293 yılından, Patriğin Şam şehrine yerleştiği 1932 yılına kadar yani 600 yıldan fazla “Dünya Süryanilerinin Patriklik Merkezi” olarak kullanılmıştır. Aynı zamanda Süryani Ortodoks Patriğinin ikametgahı olmuştur.

1876 yılında manastır, matbaa makinasıyla tanışmış, 1953 yılına kadar basım merkezi olarak kullanılmıştır. Tarihi baskı makinasının ve materyallerinin bir bölümü halen burada görülebilir.

Tarihte yüklendiği bu önemli görev nedeniyle, her ne kadar Patriklik merkezi Şam şehrine taşınmışsa da, günümüzde hem diasporada yaşayan Süryaniler hem de Ortadoğu’da ve Hindistan’da yaşayan Süryanilerin en önemli dini merkezlerinden biridir.

Ancak Süryani kültürü, eğitim ve teoloji alanında, geçmişte oynadığı rolü, günümüzde “Mor Gabriel Manastırı” üstlenmiştir. Sadece 5 öğrencinin bu konuda eğitim gördüğü manastırın, turistik mekan özelliği daha çok önem kazanmaktadır.

Bu manastır; ziyarete gelen turistler, gerek sanat ve gerekse mimari açıdan çekici bulacakları birçok özelliğe sahiptir.

Mardin Deyrul-Zafaran Manastırı Güneş Tapınağı

Güneş tapınağı

Manastırda ilk dikkati çeken şey, manastırın üzerine kurulduğu ve Şemsiler tarafından ibadet için kullanılan mahzendeki hücredir.

Bu bölüm Pagan inançlarından olan Şemsiliğin bilinen en eski mabedi olma özelliği gösterir.

Hücrenin doğu tarafında, güneşe tapanların, güneşi izlemeleri ve ibadet etmeleri için bir pencere bulunmaktadır. Aynı zamanda bu bölümde mihrabı andıran, muhtemelen kurban ibadetine hizmet eden bir hücre daha bulunmaktadır. Ama asıl ilgi çeken tavandır. Tavanı oluşturan taşlar, 13 sıra halinde ve aralarında herhangi bir harç kullanılmaksızın, birbirlerine kenetlenmiş halde durmaktadır. Son yıllarda ortaya çıkarılan bu mahzenin tabanındaki toprağın da kazılması ve derinleştirilmesiyle daha başka özelliklerinin de ortaya çıkacağı belirtilmektedir.

Mardin Deyrul-Zafaran Manastırı Patrik Mezarları

Patrik mezarları

Manastırın bir diğer ve belki de en önemli özelliği, içinde 52 Süryani Patriğin mezarının bulunmasıdır. Ayrıca içinde tarihi bir İncil ve kutsal taş bulunmaktadır. Kurulduğu dönemden günümüze kadar ulaşabilen mozaikler de manastıra ayrı bir özellik kazandırmıştır.

Bir rivayete göre: burada 12 bin azizin kemikleri bulunmaktadır. Bu nedenle: “Onikibin Aziz Manastırı” olarak da anılmaktadır.

Mardin Deyrul-Zafaran Manastırı Bölümleri

Manastırın Bölümleri

Manastırda 6’ncı yüzyıldan kalma 3 bölüm bulunmaktadır. Bunlar:

1-Meryem Ana kilisesi,

2-Anastasius Kilisesi,

3-Cenaze törenlerinin yapıldığı şapeldir.

Dini amaçla ziyarete gelenleri ağırlamak için; 10-15 kadar odanın bulunduğu misafirhane de vardır.

Bunlarla birlikte, Deyrulzafaran’ın 1 km kuzeyinde, kayalara oyulmuş Meryem Ana Kilisesi (Theodoros Tapınağı) ve Mor Yakup Manastırı kalıntıları da bulunmaktadır. Manastırın çevresinde bulunan meyve-sebze bahçesi de rahiplerin ve diğer görevlilerin ihtiyaçlarını karşılamaktadır.

Mardin Deyrul-Zafaran Manastırı

Ziyaret

Her ne kadar Süryani, Hıristiyan manastırı olsa da, manastırın en önemli ziyaretçi gruplarını Türkiye’nin değişik yörelerinden gelen Türk ziyaretçiler oluşturur. Yani yabancı ziyaretçilerin oranı azdır.

Hafta sonlarında yoğunlaşan bu ilgi, bazı durumlarda öylesine bir boyut almaktadır ki, dini ibadetlerini yerine getirmede zorlandıkları gerekçesiyle, manastırlardaki bazı Süryani görevlilerin de kısmen rahatsız olmalarına neden olmaktadır. Örneğin: Deyrulzafaran Manastırı görevlileri, 2003 yılının Mayıs ayının son hafta sonunda 4000’den fazla kişinin manastırı ziyaret ettiğini söylemektedirler.

 

Meryem Ana Süryani Kilisesi

Süryani katoliklerinin Anadolu’daki en önemli ve görkemli kilisesidir. Giriş kapısının üstündeki Süryanice yazıta göre, 1860 yılında inşa edilmiştir. Meryem Ana kilisesinin bitişiğinde, Patrik Benham Banni tarafından inşa ettirilen, 3 katlı Patrikhane binası vardır.

Bu bina, 1978 yılında TC Kültür Bakanlığı tarafından Süryani Katolik Vakfından satın alınarak, günümüzde Mardin Müzesinin binası olarak kullanılmaktadır. Manastırda Süryani yazısı ile ceylan derisi üzerinde 12’nci yüzyılda yazılmış, motifli resimlerle süslü kıymetli bir İncil mevcuttur. Bu İncil, Manastır Kütüphanesinin değerini arttırmaktadır. 

Bugün burayı ziyaret ettiğinizde, halen burada yaşayan ve rahiplik yapan, Süryani papazları orijinal giysileriyle görebilir, yaşadıkları mahalleri gezebilirsiniz ve hatta kara giysili papazlarla birlikte fotoğraf çektirebilirsiniz. 

Mardin Dara antik kenti
Mardin Dara antik kenti
Mardin Dara antik kenti

 

DARA ANTİK KENTİ

Yeri

Mardin şehir merkezinin 30 km güneydoğusundaki, Mardin-Nusaybin kara yolu üzerinde Oğuz köyündedir.

Ulaşım imkanları uygun olduğu için, yerli ve yabancı turistler tarafından yoğun olarak ziyaret edilmektedir. Hasankeyf’ten sonra en ilgi çeken yerlerdendir. (Hasankeyf sular altında kalmaya başladığından, ilk ilgi çeken yer olması kesindir.)

Ancak ve maalesef, şu anda bu antik kentin üstünde bir kısım varoş bir köy bulunmakta, köylüler bu yaptıkları evlerde yaşamaktadırlar. Hatta, Dara kentinin parçaları, bu evlerin yapımında devşirme malzeme olarak kullanılmıştır.

 

Önemi

Burası, eski Mezopotamya’nın en ünlü ve büyük kentidir. Mezopotamya’nın Efes’i olarak kabul edilir.

Antik yerleşim yeri: Büyük İskender’in Dara savaşına da sahne olmuştur. Kalıntılar arasında büyük kesme taşlar ve bulunan sikkelere bakılacak olursa, Dara’nın geçmişte büyük ve görkemli yapılara ve zengin hazinelere sahip olduğu söylenebilir. Harabeler ve kalıntılar arasında ara sıra bulunan paralarla da bu durum kanıtlanmaktadır.

Antik kent: Doğu Roma’nın yani Bizans’ın, Güneydoğu Metropolü Nisibis (bugünkü Nusaybin) şehrinden sonra, ikinci önemli sınır kenti olarak biliniyordu. Kaynaklara göre: ticaretin kalbi İpek yolu, kentin içinden geçiyordu. Bu transit ticaret merkezi, bir dönem piskoposluk merkezi de olmuş, ancak sürekli devam eden akınlar sonrasında sönüp gitmiştir.

Konuşma dili olarak Hz. İsa’nın ana dili olan Aramice kullanılmış, inanç olarak ise adına ateş kuleleri yapılan Ahura Mazda’ya inanılmıştır.

Mardin Dara antik kenti

Kuruluşu

MÖ 530-570 yılları arasında İran hükümdarı ünlü Darayuvaşi (Darxis) tarafından kurulmuştur. Ancak, bazı tarihçiler ise şehrin MS 503 yılında, Persler Diyarbakır’ı işgal edince Bizans kralı Anastisous tarafından kurulduğunu öne sürerler.

Ancak, tarihte şehrin isminin “Anastasiopolis” olarak anılması, şehrin kurulması konusunda ilk ihtimali güçlendirir.

Sınır şehri olması nedeniyle, Dara çeşitli dönemlerde İranlılar ve Romalılar arasında sık sık el değiştirir.

7’nci yüzyıl sonlarına doğru Emeviler ve sonra da Abbasiler, ve 15’nci yüzyılda Türkler buraya hakim olur.

Zindanı, sarayı, sarnıçları, su bendi, su kemerleri, köprüsü, kilisesi, tophanesi, surları ve iç kalesi, şehrin ihtişamlı ve zengin bir geçmişe sahip olduğunu kanıtlar. Bu yapıların inşasında kullanılan büyük kesme taşlar ve bulunan sikkeler de zenginliği ifade eder. Ayrıca, köyün çevresinde de kaya mezarları ve mağara yerleşimleri bulunmaktadır. Burada bulunan ve 6’ncı yüzyılda yapıldığı sanılan Dara Barajının, dünyada belgelenmiş en eski kemer barajı olduğu belirtilir.

Yapı topluluğunun önemli bir kısmı günümüze kadar gelebilmiştir.

Mardin Dara antik kenti

Mevcut kalıntılar

Günümüzde, ana yollardan uzak kalması nedeniyle, küçük bir köy yerleşmesi halinde kalmıştır. Son olarak, yakın zaman önce, kazı çalışmaları sırasında, burada 7 bin yıllık olduğu tahmin edilen antik çağa ait mozaikler ortaya çıkarılmıştır.

Dara kent kalıntıları, kayalar içine oyulmuş, çevresi 8-10 km yi bulan geniş bir alana yayılmıştır. Bu alanda: mağara evler vardır. Halen kayalara oyulmuş 6-7 mağara ev bulunmaktadır. Bunların tarihi Geç Roma dönemine kadar gider.

Mağaraların doğusunda ise, kaya mezarları bulunur. Bu mezarlar: Babil ve Pers dönemlerine aittir.

Mardin Dara antik kenti asıl şehir

Asıl Şehir

Asıl şehrin çevresi, 4 km uzunluğunda surlarla çevrilmiştir.

İki tane kapısı vardır. Bunlardan bir tanesi kuzeye, diğeri ise güneye açılır.

Şehri çevreleyen sur: kuzey kapısının doğu ucundan başlar, Zellace mevkiini takiben çayın üstünden hendek yerini mağaraları içine alarak tophaneye iner. Buradan Bertevil Sarayının yanında, güneye açılan kapıyla birleşir.

Güney kapısının batı ucundan başlayan sur: Mahsara’yı (Eski Mezarlık) içine alarak, kesik kayanın üzerinden Hakni mevkiine çıkar. Su sarnıçlarının yanından Yunus ziyaretini ve İç kaleyi de içine alıp, Kale camisinin doğusunda birleşerek, şehri çevreleyen suru oluşturur.

Şehir harabeleri içindeki eski kalıntılardan: kilise, saray, cami, çarşı, ev, köprü ve su sarnıçları hala görülebilmektedir.

Mardin Dara antik kenti iç kale
Mardin Dara antik kenti iç kale

 

İç kale

Kentin kuzeyinde ve 50 metre yükseklikteki tepenin üst düzlüğüne kurulmuştur. Bugün tepe üzerinde, köylülerin yaptırdığı ve içinde yaşadıkları evler bulunmaktadır.

 

Su bendi

Köyün kuzeyinde, güneye doğru inen kayalar oyularak, görkemli bir su bendi yapılmıştır. Günümüzde de bu bentten su akmaya devam etmektedir.

 

Zindan

Şehrin kurucusu Daraxis tarafından yaptırılan muhteşem yeraltı yerleşim birimi, sonradan zindan olarak kullanılmış, günümüzde ise bütün heybetiyle ayakta durmaktadır. Halk arasında zindan olarak bilinen 40 metre derinliğindeki mekan temizlenmiştir.

 

Mezopotamya’da ilk baraj

Dara, Mezopotamya’nın ilk barajı ve sulama kanallarının kurulduğu kenttir.

Bugün şaşırtıcı nizamı ile dikkat çeken kanallara ait izler hala görünür.

Suyun akışını, oranını ya da bekletilmesini kontrol edebilen bir sistemin kalıntıları olan havuzlu salon ve hendeği ile beraber burası bir su medeniyetini işaret eder.

Oyma kaya evler

Oyma kaya evler: tavanlarındaki süslemeleri, duvarlarına işlenmiş Meryem Ana, İsa ve haç figürleriyle, kaya kiliselerine dönüştürülmüş yapılardır.

Ancak, Dara pek çok dine ev sahipliği yapmıştır. Din çeşitliliği, beraberinde çatışmaları da getirmiştir. Bu durum da bugün farklı dinlere ait simgeleri bir arada görmemizi ifade eder.

 

Mozaikler

Yakın zaman önce, yapılan kazı çalışmalarında bazı mozaikler bulunmuştur. MS 600 yıllarına ait olduğu düşünülen bu mozaiklerde: şemsiye motifi ve çeşitli hayvan figürleri bulunmaktadır.

Sonuç, bence Mardin yöresine giderseniz, mutlaka zaman ayırın ve Dara şehrini görün, çünkü gerçekten muazzam güzellikleri olan bir antik şehir kalıntısı göreceksiniz. Evet, mutlaka ve mutlaka gidin görün. 

Evet, Mardin merkezinde, elbette daha birçok tarihi yapı var. Ama, benim sizlere görmeniz için önerebileceğim bunlar. Tercih sizlere ait. İyi geziler.

 

Mardin Dargeçit

Mardin Dargeçit
 

Mardin Dargeçit; Mardin il merkezine 110 km uzaklıktadır. Dargeçit-Midyat arası 40 km.dir. Dargeçit-Siirt arası uzaklık: 82 km. Dargeçit-Şırnak arası uzaklık: 98 km. Dargeçit-Batman arası uzaklık: 95 km.

Mardin Dargeçit
 

TARİH

Bölgenin tarihi süreç içindeki isimleri “Kher-Boran, Kfar-Boran, Kerburan, Kerboran” dır. MS 4’ncü yüzyılda Samanilerin iktidarı döneminde, Dargeçit ve yöresi, Hıristiyanlıkla tanışır ve ilk Hıristiyanlaşan kesim Süryanilerdir.

Bölge: çok dinli bir yer olarak Müslüman, Hıristiyan ve Yezidileri barındırmıştır.

Hatta, şehri Süryani bir ailenin kurduğu tahmin ediliyor.

Zamanla aldığı göçlerle büyüyen Dargeçit, 1900’lü yılların başlarında birçok ailenin yaşadığı bir yer haline gelmiştir.

1’nci Dünya Savaşından sonra ekonomik sıkıntılar yaşayan Süryaniler, daha rahat bir yaşam sürmek için Avrupa ülkelerine göç ettiler ve Dargeçit nüfusu hızla azaldı.

Dargeçit 1987 yılında Midyat ilçesinden ayrılarak ilçe oldu.

Mardin Dargeçit
 

GENEL

Mardin bölgesi özelliklerini doğal yapısında en iyi taşıyan ilçelerden birisidir.

Cami minareleri ile kiliselerin çan kulelerinin bir arada yükseldiği bir hoşgörü şehridir.

Uzun süre: Süryani Ortodoks, Süryani Katolik ve Protestanların yaşadığı önemli bir merkez olarak kalmıştır.

Dargeçit’te, 1970 yılına kadar 2000 kişilik nüfusun, üçte ikisi Hıristiyan’dır ve 1979 yılında son Hıristiyanlar da Dargeçit ilçesini terk etmişlerdir.

İlçe 1987 yılında kurulmuştur. Ortalama rakım 900 metre civarındadır.

İlçe, Güney Doğu Anadolu’nun en dik ve engebeli topraklarına sahiptir.

Arazi genellikle engebeli olmakla birlikte, çok yüksek dağı yoktur.

Ormanlık saha, yok denecek kadar azdır. İlçe merkezinde akarsu yoktur. İlçenin 12 km uzağından Dicle nehri geçer.

Mardin Dargeçit
 

GEZİLECEK YERLER

İlçe merkezi ve civarında, turistik alan yoktur. Sadece ilçe merkezinde turistik özellik gösteren iki kilise ve mezarlık bulunmaktadır.

Dargeçit Ilısu Barajı

ILISU BARAJI

Ilısu barajı Dargeçit ilçesi sınırları içinde kurulmuştur. İlçe merkezinin 15 km doğusundadır. 

Dünyanın en büyük su projelerinden birisi olan GAP’ın temel unsurlarından birisidir.

Suriye sınırına yaklaşık 45 metre uzaklıkta, Dicle nehri üzerindedir. Baraj yüksekliği 135 metredir. 

Tamamlandığında, Türkiye’nin 4’ncü en büyük barajı olacaktır. Barajın 6 türbininden ilki 19 Mayıs 2020 tarihinde açılmış, enerji üretimine başlamıştır. 

Evet, bu baraj elbette yöredeki sulama ve enerji üretimi için yararlıdır.

Ancak, Hasankeyf ve su altında kalacak bölge, ortaçağdan günümüze kadar gelebilen yüzlerce farklı uygarlığın yarattığı bir mirası temsil etmektedir. Ilısu barajının su toplama havzasında: ortaçağ uygarlıklarının kalıntılarına ait saraylar, camiler, evler, insan yapımı mağaralar ve mezarlar yer almaktadır. Yerel halk için büyük dinsel bir öneme haiz olan bu kalıntılar ile halkın kırsal yerleşim alanlarının büyük bir bölümü, barajın suları altında kalacaktır. 

Buna istinaden, DSİ tarafından, Ilısu köyü ve Hasankeyf ilçesi, yeniden inşa edilmiştir. Kamu ve sosyal yapılar, on kat arttırılmıştır. 

Dargeçit Ilısu barajı ve Hasankeyf ilçesinin tarihi kalıntılarının taşınması

DSİ tarafından bildirildiğine göre, baraj sularından etkilenmeyecek olan Yukarı Şehir, yeniden düzenlenerek bir açık hava müzesi haline getirilmiştir. Bununla birlikte baraj göl alanından etkilenen Aşağı Şehirde yer alan tarihi ve kültürel varlıklar ise, bütüncül bir yaklaşım çerçevesinde son derece titiz metotla ya yerinde korunmaktadır ya da taşınarak yeni yerlerine yerleştirilmiştir. 

Bu çerçevede, ülkemizde bir ilk olan 540 yaşında olması itibarıyla dünya ölçeğinde bütüncül olarak taşınan en eski tarihi yapı sayılan Zeynel Bey Türbesi’nin yeni yerine taşınma işlemi 2017 yılında yapılmıştır. Yaklaşık 1100 tonluk tarihi yapı, taşıma işlemi boyunca hassas cihazlarla yapılan gözlemler neticesinde herhangi bir hasar almadan başarıyla yeni yerine taşınmıştır. Türbenin ardından, yaklaşık 1500 ton olan Artuklu Hamamı da yeni yerine taşınmıştır. Ayrıca 800 ton ağırlığındaki İmam Abdullah Türbesi ve 400 ton ağırlığında minaresi yeni yerlerine taşınmıştır. 

Ilısu baraj gölü altında kalacak Orta Kapının, sudan olumsuz etkilenmemesi ve gelecek nesillere aktarılması amacıyla Hasankeyf Yeni Yerleşkesinde yer alan Arkeopark alanına üç parça halinde taşınmış ve yeni yerinde bütüncül olarak sergilenmektedir. 

Evet, Hasankeyf ilçesi ve tarihi kalıntıları hakkında, baraj yapılmadan önce yaşanan sorunların giderildiği düşünülüyor. 

 

Mardin Dargeçit Çarşısı-Tarihi Süryani Çarşısı
 

TARİHİ SÜRYANİ ÇARŞISI

İlçe merkezindeki bu çarşının yapımı 17’nci yüzyıla dayanmaktadır. Yani yaklaşık 400 yıllıktır. 

Dar sokakları, taş işçiliği, geleneksel yapı dokusu ile ilgi çeken bir yerdir. 

Ancak günümüzde bakımsızlık ve ilgisizlikten kaynaklı harabeye dönmüştür.

Dargeçit Tarihi Süryani Çarşısı

Zamanında demircilik, taş işletmeciliği ve birçok ticari sektöre ev sahipliği yapan çarşıda, günümüzde 50’den az işletme kalmıştır.

Son yıllara kadar ilçenin en işlek ve canlı çarşısı, günümüzde can çekişmektedir.

Dargeçit Tarihi Süryani Çarşısı Restorasyon

Ancak 2024 yılında tarihi Süryani Çarşısında restorasyon başladığını duydum. Diyarbakır Rölöve ve Anıtlar Müdürlüğü tarafından, Sefa Caddesinde 65 dükkanın yer aldığı tarihi Süryani Çarşısının restorasyonu için hazırlanan “Tarihi Çarşıyı Canlandırma Projesinde” sona gelindiği açıklanmıştır. Bu süreç boyunca yaklaşık 600 metre uzunluğunda, 4 caddenin sokak düzenleme çalışmaları yapılmıştır. Aydınlatma işlemleri düzenlenmiştir. Yaklaşık 1.5 sene gibi kısa bir sürede, çarşı aslına uygun olarak inşa edilmiştir. 

Yani Dargeçit ilçesine yolunuz düşerse, tarihi Süryani çarşısını artık gezip yeni halini görebilirsiniz. 

 

DARGEÇİT KÖPRÜSÜ

İlçe merkezinde Saray mahallesindedir. Değirmen deresi üzerindedir. Köprü yöre halkı tarafından “Koprıya Süka Kevin” (Eski çarşı köprüsü) olarak da adlandırılmaktadır. 

İnşa kitabesi yoktur, bu yüzden ne zaman ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmiyor. Ancak 18-19’ncu yüzyıllarda Osmanlı döneminde inşa edildiği tahmin edilmektedir. 

Tarihi köprü, tek gözlü ve yuvarlak kemerli olarak planlanmış taştan yapılmıştır. Kesme ve moloz taş kullanılarak yapılmıştır. Geçiş yolu düz olan köprüler sınıfına girer. Uzunluğu 8.70 metre ve genişliği ise 3.70 metredir. Üzerinde herhangi bir süsleme unsuru yoktur. 

Bugüne dek çeşitli onarımlarla günümüze kadar gelebilmiştir ve hala kullanılmaktadır.

 

KİLİSELER

İlçede birkaç tane kilise vardır. Bunların birçoğu kapalıdır, sadece bir tane kilise ibadete açıktır.

Diğerlerinden bazıları kapalı, bazıları ise yıkıktır.

Dargeçit Mor Kuryakos Kilisesi
 

Mor Kuryakos kilisesi

Saray Mahallesindedir. 2021 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesindedir.

Süryani kilisesidir. 1979 yılında Hıristiyan cemaatin Dargeçit’i terk etmesi nedeniyle harap olmuş ve son dönemde Belediye tarafından restore edilmiştir.

Halen ibadete açıktır.

Dargeçit Boncuklu Höyük

BONCUKLU TARLA ARKEOLOJİK ALAN

Ilısu mahallesi sınırları içindedir. Yaklaşık 12 bin yıl öncesinden, Erken Neolitik dönemden kalan bir yerleşim olduğu düşünülüyor. Bu yerleşim, tarih boyunca 25 medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Yaklaşık 2.5 hektar büyüklüğündeki höyükte, bugüne kadar sadece yüzde 15’lik bölümde kazı ve araştırmalar tamamlanmıştır. 

Ev tabanlarının altında, dizleri karınlarına çekik ana rahmindeki biçimde yeniden doğuş inancı ile erkek, kadın ve çocuk bireylerin gömüldüğü 69 mezarda 118 bireye ait iskelete ulaşılmıştır. Kazılarda, 4 siteli bulunan ve Neolitik döneme ait 11.300 yıllık olduğu tahmin edilen tapınak da gün yüzüne çıkarılmıştır. 

Dargeçit Boncuklu Höyük

İskeletlerin yer aldığı mezarda, Neolitik dönemde yaşayan toplulukların geleneklerini betimleyen serpantin, kireçtaşı, klorit, kumtaşı, kemik, obsidyen, fosfat, bakır ve değişik çay taşları kullanılarak yapılan boğa, geyik, leopar, yılan, akrep ve yaban keçisi gibi çeşitli şekillerde, yaklaşık 20 bin boncuk ile kemer ve tokaları, kemik kakmalı süs eşyası, düğme, küpe ve değişik süs eşyaları bulunmuştur. 

Evet buluntular Mardin Müzesine teslim ediliyormuş. 

 

 

 

 

 

Mardin şehir merkezi tanıtım ve gezilecek yerler yazısı.