
Çanakkale Biga ilçesi Kemer Köyü sınırları içindedir.
Biga-Lapseki karayolunun 15’nci kilometresinden kuzeye ayrılan 14 km lik bir yolla ulaşılır.
Çanakkale il merkezine 90 km ve Biga merkeze ise 30 km uzaklıktadır.
Parion’da MÖ 5’nci yüzyıldan MS 3’ncü yüzyıl sonlarına kadar tarihlenen gümüş, bronz ve bakır sikkeler bulunmuştur.
Genelde üzerlerinde bir gorgo başı tasviri ile Parion anlamına gelen “ARI” yazısı yer almaktadır. Sikkeler üzerindeki bu yazıdan dolayı burasının Parion olduğu anlaşılmıştır.

Evet: antik Parion, batısında Lampsakos, doğusunda Priapos ve güneyinde Skepsis gibi önemli kentlerle çevrilmiştir.
Konumu: denize dil şeklinde uzanan Bodrum/Tersane Burnu ve hemen gerisinde fazla yükseltili olmayan bir arazide, günümüzde aktif olmayan bir akarsu havzasının iki yanında konumlanmış, gemiler için oldukça korunaklı koya sahip önemli bir liman kentidir.

Parion’un iki limana sahip antik bir şehir olduğu biliniyor.
Kent bu elverişli konumu ile kurulduğu andan yıkıldığı ana kadar bölgeye hakim olmak isteyen tüm egemen güçlerin önem verdiği bir kent olmuştur.
Farklı bilimsel görüşler olmasına rağmen, şehrin MÖ 709 yılında kurulduğu düşünülüyor. Ancak antik kentteki arkeolojik kazılarda çıkan veriler, kent imar tarihinin MÖ 625-620 arasındaki döneme tarihlendiği görülmektedir.

Parion sözcüğünün anlamı hakkında ise net kayıtlar yok. Söylentilere göre, Truva dönemindeki “Paris” bir zamanlar burada yaşamış ve buna istinaden şehre “Paris’in yeri” anlamına gelen “Parion” ismi verilmiştir.
Parion şehrinin ismi, tarih sürecinde, ilk kez “Heredot” tarafından gündeme getirilir. Pers kralı Dareis, MÖ 513-512 yıllarında, İskit seferine çıktığında, Parionlular onun yanında sefere katılırlar.
Antik kentin: MÖ 431-404 yılları arasında Atinalılar ile Spartalıların arasındaki Peloponnesos savaşlarında Atinalıların tarafında yer almıştır.

Sokrates’in öğrencisi olan Alkibiades: MÖ 410 yılında 86 kadırgalık donanması Parion’da toplandığını belirtir ve Parion limanının büyüklüğünü ve konumunu göstermesi açısından bu bilgi önem taşımaktadır.
Günümüzdeki kazı çalışmalarında: kuzey limanı ve güney limanı olarak iki liman bulunduğu anlaşılmıştır. Kuzey limanı, güney limanına göre yani ticaret limanına göre biraz daha küçük boyutlu ve iç kısmı, kentin içinden geçen çayır biriktirdiği alüvyonlar ile dolmuş durumdadır. Bu da limanın biraz daha küçük boyutlu ve belki bir askeri liman olabileceğini gösteriyor. Çünkü Parion bir lejyon kolonisi, bu yüzden buranın bir askeri liman olma ihtimali yüksektir.

Evet tarihi geçmişe devam edelim.
MÖ 5’nci yüzyıl sonları ve MÖ 4’ncü yüzyıl başlarında, Trakya’nın iç kesimleri ile sıkı bir ticari ilişki içerisindedir.
Büyük İskender, Pers zaferinden sonra burayı kendisine bağlar.
Daha sonra şehirde Trakya kralı Lysimachos’un egemenliği görülür.
MÖ 241 yılında ise, Bergama Krallığı, şehri hakimiyeti altına alır.
Daha sonraki dönemde, Romalılar şehri ele geçirir.
Ünlü coğrafyacı Strabon: şehir hakkındaki yazılarında, buranın zengin toprakları ve bağları bulunduğunu yazar. Ayrıca: bu bölgede yakınlarda bulunan bir “Nemesis” mabedinden söz eder. Bu mabet yıkılınca bütün hazinesi ve hatta taşları bile yerinden sökülerek, Parion şehrine taşınmış ve şehirdeki mabette, görkemli bir sunak inşa edilmiştir.
Bizans döneminin son yıllarında Parion, önemli bir piskoposluk merkezi olur.
Sonuç olarak şehrin önemini şöyle anlamak mümkündür: Parion koloni olmayı iki kez (Hadrian ve Augustus dönemlerinde) elde etmiş bir kent olarak önem kazanıyor. Anadolu’da iki kez elde etmiş kent sayısı yok denecek kadar azdır. Odeon 1200 kişilik bir alan. Böyle bir büyüklük Anadolu’da yoktur. Tiyatronun sahne binasına bakıldığında da belki üç katlı bir cephe karşımıza çıkıyor. Yani 5-6 bin kişilik bir tiyatrodan söz ediyoruz.
Evet son olarak, oldukça büyük bir hayalden söz etmeden olmaz. Söylenenlere göre, Hun İmparatoru Atilla’nın burada öldüğü ve binlerce kilo ağırlığındaki altın, gümüş ve bronzdan yapılmış lahdinin burada gömülü olduğu sanılmaktadır.
Yine bir efsane: Burada Ophiogenlerin (Yılan yaratılışlı) yılan kabilesine mensup oldukları anlatılır. Ophiogen erkeklerinin, yılan tarafından ısırılan kişilerin yaralarını devamlı okşayarak zehri kendi vücutlarına aktarıp ateşi, acıyı dindirerek tedavi ettikleri söylenir. Efsaneye göre kabilenin gerçek kurucusu, yılandan insana dönüşen bir kahramandır. Bunun kabilesinde bir süre nüfusu devam etmiş Libyalı Psyllerden olması muhtemeldir.

GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR
Kemer köyünde bir ilkokul inşaatı ile Parion şehri uykusundan uyanmaya başlamıştır. 2008 yılında İÇDAŞ A.Ş. Parion kazılarına sponsor olmuştur. Aslında öncesinde, Parion antik kentinin 1 km güneyinde İçdaş şirketi tarafından bir termik santral kurulması istenmiş, ancak sivil toplum örgütleri ayağa kalkmıştır.
BAKIRTEPE TÜMÜLÜSÜ
Çevrede çok sayıda tümülüs vardır. Bu tümülüslerden biri yani Bakırtepe tümülüsü, 1970 yılında Çanakkale Müzesi yetkilileri tarafından kazılmış ve içinden bir kadına ve bir erkeğe ait iki lahit bulunmuştur. Çevredeki diğer tümülüsler ise, köylüler ve define avcıları tarafından tahrip edilmiştir.
GÜNEY-TAVŞANDERE NEKROPOL ALANI
Güney/Tavşandere Nekropolisi, antik kentin güneyinde, güney kapısı ve güneydoğusundaki tepeler arasında kalan küçük bir vadi içerisinde yer almaktadır.
Nekropolis’in kuzey hattını oluşturan ana kaya yamaç sınırının batı yönde belirlenmesi ve açığa çıkarılan oygu mezarların kuzeybatı yönde devamını görebilmek için çalışmalar bu yöne kaydırılmıştır.
Açmanın kuzey ve doğusunda dağılmış kiremit mezarlara ait olduğu düşünülen kiremit parçaları, birkaç parça iskelet parçası ve muhtemelen yamaçtan akarak gelen olasılıkla Helenistik döneme ait sağlam bir pişmiş toprak alabastron ele geçmiştir.
Kiremidin arada boşluk olmadan doğrudan iskeletin üzerine kapatılması, iskelete ait kemiklerin kiremit ve anakaya arasında sıkışarak oldukça tahrip olmasına sebep olmuştur.

Savaşçı Lahdi
2010 yılı kazılarında nekropol bölgesinde bulunan savaşçı lahdi büyük ilgi çekiyor. Kum taşından yontulmuş lahitte, koku kabı, ter temizleme aleti ve bronz bir iğne bulunmuştur. Ter temizleme aletinin, sporcular tarafından kullanıldığı biliniyor.
İskeletin başının sağına bırakılmış koku kabı üzerinde ise, savaşa gitmek üzere, siyah figür kullanılarak yapılmış, ailesine veda eden bir savaşçı resmi vardır.
Kabın, MÖ 6’ncı yüzyıla ait olduğu sanılıyor. Bu figürün, kazı ekibi tarafından yapılan yorumu şudur: İki yanında bulunan annesi Hakabe ve karısı Helena ile kız kardeşlerine veda eden Paris, daha sonra Truva savaşlarına katılıyor. Figürler, Parion şehrinin kuruluş tarihi ve mitolojisi hakkında fikir vermesi açısından ilginç bulunmuştur.

Mezar taşı
Güney Nekropolünde yapılan çalışmalarda, son derece önemli bir mezar ile karşılaşılmıştır. Burada 2004 yılında Kemer köyü ilkokulu yapımı sırasında bazı bölgeler kepçeyle kazılmıştır. Tahrip edilen alanlar vardı. Ancak o bölgeyi düzeltirken bir mezar odasına rastlanmıştır. 1 metreye 1 metre boyutlarında, kenarları yivli sütunlu bir mezar steli bulunmuştur. Bu stel, bölgede ele geçirilen en iyi mezar steli olması açısından önemlidir.
Stel üzerinde iki ana figür vardır. Sol tarafında oturur vaziyette kadın, hemen onun arkasında ise stelin orta bölümünde uzanmış bir erkek figürü yer almaktadır.
Stelin sağ tarafında, mezar sahibi erkeğin hizmetçileri ve atına yer verilmiştir. Stelin sol tarafında, mezar sahibesi kadın ve ona özgü eşyalar ile hizmetçisi görülür. Mezar stelinin alt bölümünde Latince bir yazı bulunmaktadır. Bu yazıtta “Lucius’un azat ettiği Lucius Furnius Lesbonax, bu mezar stelini kendisi ve karısı Furnia Sympnerusa için yaptırdı” yazmaktadır.
Burada önemli olan şudur: Lesbonax ismi bir latin ismi değildir. Karısının ismi de Latin ismi değildir. Bunlar Grek isimleridir. Hatta Lesbonax isminin, Lesbos adasından yani şimdiki Midilli adasında yaşayan biri olduğu söylenebilir. Bunlar köleymiş ve sonrasında Roma vatandaşlığı verildiği düşünülüyor. Romalıların bu kente geldiği zaman burada bulunanları köleleştirdiği, daha sonra da bu kişilere vatandaşlık verdiği tahmin edilmektedir.
Sonuç olarak mezar stelinin, 1900 yıllık olduğu düşünülüyor.
Mezarın üstü beş taşla kapatılmıştır. Burada dört gömü evresinin bulunduğu tespit edilmiştir. Bu evrelerde toplam on bireyin gömüldüğü belirlenmiştir. Bunlardan birinin çocuk, diğer dokuz tanesinin ise yetişkin olduğu anlaşılmıştır. Mezarın içinde de her birey için ayrı ayrı ölü hediyeleri bulunur.
Çocuk Lahdi:
Nekropol alanında yapılan çalışmalarda mezarlığın orta kesiminde arkaik döneme tarihlenen bir kireçtaşı omurgalı çocuk lahdi bulunmuştur. Lahit 135 cm boyunda ve 56 cm enindedir. Lahdin açılması sonrasında, verilere göre yaşı yaklaşık 10-12 olan kız çocuğuna ait iskelet ortaya çıkarılmıştır. Doğu-batı yönünde düzenlenmiş lahdin içerisinde sırt üstü yatırılmış, bronz kolye taşı ve parmağında bakır yüzüğü, sağ tarafında bir mermer koku kabı yer alan, kemikleri erimiş bir iskeletle karşılaşılmıştır. MÖ 6’ncı yüzyıla ait çocuk lahdi ilgi çekmiştir.

SU KEMERİ:
İmparator Hadrianus dönemindeki imar projesinin bir parçası olarak, MS 2’nci yüzyılda yapılmıştır. Söz konusu su sistemi, kentin 12 km güneyindeki Kolonai (Çataltepe) bölgesinden su getirmek için inşa edilmiştir.

ROMA HAMAMI:
Kentte büyük bir Roma hamamı, yamaç hamamı olarak adlandırılmış ayrıca başka bir hamam bulunmuştur.
Burada Roma hamamından söz etmek istiyorum.
Üstü günümüzde bir gölgelikle örtülmüş olan Roma Hamamının, ilk olarak MS 2’nci yüzyılın ilk çeyreğinde yapıldığı tahmin ediliyor.
Yapı 200 yılı aşkın bir süre kullanıldıktan sonra, MS 4’ncü yüzyılın ikinci yarısında Got istilasında büyük bir tahribata uğramış, sonraları tekrar onarım görerek varlığını 5’nci yüzyıla kadar sürdürmüştür.
MS 5’nci yüzyıl başından itibaren kısmen çöplük olarak kullanılmaya başlandıktan sonra, aynı yüzyılın ikinci yarısında tamamen bir çöplüğe dönüştürülmüştür. Bu durum MS 7’nci yüzyıla kadar devam etmiştir.

Bir hamamda bulunması gereken tüm parçalar, bu binada görülebilmektedir.
Günümüze kadar iki ılıklık bölümü ve bir soğuk su havuzu toprak altından çıkarılmıştır. Ilıklık bölümlerinin bir zamanlar tabandan ve duvarların içinden ısıtıldığı anlaşılmıştır.
Antik çağda hamamlar bir şehrin en önemli yapılarıdır. Özellikle deniz kenarında bulunan bu tarz kentlerde hastalıkların şehre girmesini engellemek amacıyla, birden fazla hamam bulunurdu.
Parion şehrindeki kazı çalışmaları sırasında şu ana kadar üç farklı hamam yapısı bulunmuştur.

Bu durum kentte: temizliğe verilen önemini yansıtmaktadır.
Bu hamamlardan birinin sadece Romalı askerler tarafından kullanılıyor olması ve yapılışı sırasında Anadolu’da rastlanmayan bir teknikle yapılmış olması, buranın Anadolu dışından etkilendiğini gösterir.

YAMAÇ HAMAMI:
Bir yamaçta yer alması nedeniyle bu isim verilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda bir Roma dönemi hamamı olduğu saptanan yapının başlıca üç evre geçirmiş olduğu anlaşılmıştır. İlk olarak MS 1’nci yüzyıla tarihlenir.
Çalışmalarda, yapıda su havuzları, su deposu, su boruları ve temiz su hattının parçası olan künkler bulunmuştur.

AGORA:
Antik kentin merkezi olduğu belirtilen ve tiyatro, hamam ve odeonun bulunduğu bölgede, agora ve dükkanlar da yer alıyor. Ancak, buranın yapımından sonra büyük ölçüde tahrip edildiği ve değişikliğe uğradığı anlaşılmıştır. Buluntulardan edilen sonucu göre, buranın MS 2’nci yüzyıl sonu ile MS 4’ncü yüzyıl başlarında arasında bir dönemde yapıldığıdır. Sonradan MS 5 ile 7’nci yüzyıllar arasında eklemeler yapılmıştır. Bölgede bulunan sikkelerden agora ve dükkanların MS 11-12’nci yüzyıllara kadar kullanıldığını kanıtlıyor.

TİYATRO:
MS 2’nci yüzyılın ikinci yarısına tarihlenir.
Mimari bezemeleri ve kabartmaları göze çarpar.
Tiyatroda ilk çalışmalar: orkestrada bir bölümü kaldırılan geç dönem duvarlarının oturduğu tabakada yapılmıştır.
Bu bölümde yürütülen çalışmalarda bulunan Bizans seramikleri, geç dönem duvarının Bizans dönemine ait olduğunu kanıtlamıştır.
Bu duvar altındaki çalışmalarda, 2 tane bronz torzo, bir kırık Hermes başı ve kabartma parçası bulunmuştur.

Orkestra da yaklaşık 7 x 15 metre boyutlarında bir alan kazılmış ve orkestra zemininin tamamen tahrip edildiği görülmüştür.
2014 kazı çalışmalarında, üst bölümü açığa çıkarılan cavea cephe duvarının tamamı, zemin seviyesine kadar kazılmıştır.
Uzmanlar, oturma kısmının doğuya ve denize bakıyor olmasından dolayı, Parion tiyatrosunun bu özelliği nedeniyle Afrodisias tiyatrosuna benzediğini söylüyorlar.

Bu cephe duvarının önemli bir özelliği, iyi işçilikli duvarların üzerindeki gladyatör grafitilerinin işlenmesidir.
Evet tiyatro yaklaşık 5 bin seyirci kapasitelidir.
İmparator Hadrian’ın ziyareti sonrasında yapılan eklemelerde binalar daha da ihtişamlı hale getirilmiştir.
Gladyatör dövüşleri:
Kazılarda ortaya çıkarılan bazı yazıtlarda, Parion antik kentinde her 5 yılda bir gladyatör oyunlarının yapıldığı anlaşılmıştır.
Gladyatör dövüşlerinin bir kentte sürekli olması maliyeti düşünüldüğünde pek mümkün değildir. Bu nedenle belirli aralıklarla yapılmaktadır. Tiyatroda gladyatör dövüşlerinin yapıldığı yazıtlarda var ama bize en önemli görsel kanıtı sunan ise tiyatronun belirli yerlerine kazınmış gladyatör grafitileridir.
Sonuç olarak: tiyatronun en büyük talihsizliği, geç dönemde eklenen bir sur duvarının tiyatronun sahne binasından geçmesi ve sur duvarının inşasında ise kullanılan malzemelerin oturma sıralarındaki taşlar olmasıdır. Bu yüzden oturma sıralarının büyük bölümü eksiktir.

Tiyatrodan çıkarılanlar:
Tiyatrodan çıkarılanların bulunduğu açık alanda inanılmaz güzellikte kabartmalar bulunmaktadır. Tiyatrodan çıkan alınlıkta resmedilmiş olan Demeter, kızı Perseppone ve Hades ile ilgili kabartma özellikle ilgi çeker.

PARİON KENTAUROS-TRİTON:
Tiyatroda Kentauros-Triton heykeli bulunmuştur.
Tiyatro sahne binası içinde aktör odaları denilebilecek bölüme diğer bloklarla birlikte taşınmıştır.
1.30 metre yüksekliğindeki heykelin baş kısmı kırık olarak ele geçmiş ve onarılmıştır.
Kolları kırık olan heykelin alt bölümü de kayıptır.
Benzeri görülmeyen bu heykelin, yapının alınlık bölümünde köşelere yerleştirildiği düşünülmektedir.
Heykel MS 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir.
ROMA VİLLASI:
Hemen antik tiyatronun karşısında inşa edilen villa, önemli bir kişinin ikamet ettiğinin göstergesidir.
Kalorifer sistemi, 2000 yıl önce de kullanılıyormuş. Roma dönemine ait 2 bin yıllık geçmişe sahip villanın, kalorifere benzeyen bir sistemle ısıtıldığı ortaya çıkmıştır. Isıtma sisteminde ateşin yandığı bir merkez var. Burada ısıtılan su ya da ortaya çıkan buhar, duvar ve zemine yerleştirilen kanallar yardımıyla binanın içinde sürekli devirdaim yaparak, sıcaklığın belirli bir oranda tutulmasını sağlıyor.
Villanın Roma döneminin gösterişli hayatını yansıtan bir mimari yapıya sahip olduğu anlaşılmıştır.
Villanın avlusunun sütunlarla çevrili olduğu görülüyor. Villanın yapımında kullanılan malzemelerin hepsi birinci sınıf, kaliteli mermer ve taşlardan yapılmıştır. Yapının merkezinde bir havuz, havuzun çevresinde sutünlar bulunuyor.

ODEİON
Başlangıçta buranın bir stadyum olabileceği düşünülmüştür. Ancak ortaya çıkan cavea bölümünün kavisi sonucunda Odeon olduğu anlaşılmıştır.
Kentin en çok göze çarpan yapılarından olan odeon, belki de Troas bölgesinin en sağlam odeon yapılarından biridir. Zemini mermer kaplı bu yapı, yaklaşık 950-1050 kişilik olup meclis toplantılarının yapıldığı, zaman zaman da küçük temsillerin yapıldığı bir yapıdır.

Genel anlamda, Grek kültüründe görülen merdivenlerin altında yer alan aslan ayağı şeklinde süslemeler burada da görülmektedir. Bu aslan ayağı şeklindeki süslemeler oturma yerlerini bölgen merdivenlerin altında rahatlıkla görülebilmektedir.
Sahne binasının tahrip olmasına rağmen kazılar sırasında çıkan parçalarının bir kısmıyla sahne binasının yıkılan bölümlerinin ayağa kaldırılması çalışmaları devam etmektedir.
Bir yangın geçirdiği anlaşılan sahne kısmında bir Artemis ya da Roma mitolojisindeki adıyla Diana heykeli parçalarına ve başka heykel parçalarına rastlanmıştır.
Odeon Definesi:
2010 yılı kazı çalışmaları sırasında, Odeion’ra 249 adet Geç Roma dönemi sikkesinden oluşan bir define bulunmuştur. Odeon definesi sikkelerinin imparatorlara göre dağılımına bakıldığında göze çarpan konu, sikkelerin Theodosius Hanedanlığı döneminde MS 375-450 yoğunlaşmasıdır. Arcadius, Honorius ve II Theodosius dönemlerine ait çok sayıda örneğin bulunduğu define sikkeleri, MS 3’ncü yüzyılın ikinci yarısından MS 5’nci yüzyılın ilk yarısına kadar uzanmaktadır. En erken MS 5’nci yüzyılın ilk yarısında kaybedildiği düşünülen Odeon definesinin, yapının ilk kullanımının son evresini temsil ettiği sikkeler olduğu söylenebilir.
LAHİTLER
Biga’nın Kemer köyü yakınlarında patlayan su borularının onarılması için yapılan kazıda, MÖ 4’ncü yüzyıla ait olduğu sanılan üç lahit bulunmuştur. Lahitlerden ikisinde değerli eşyaya rastlanmaz, bir lahitte ise bir avuç altın boncuk, yüzük, üç tane mermi çekirdeği büyüklüğünde altın, iki adet broş, bir altın alınlık ve sapsız bir ayna çıkmıştır.
PARİON LAHDİ:
Helenistik çağ girlandlı lahitlerin erken örneklerinden biri, yine Parion yakınındaki Bekirli Köy’de bulunmuştur.
PARİON ARTEMİSİ:
Odeion harabesi içinde bulunan MS 2’nci yüzyıla tarihlenen 1.70 metre boyundaki heykelin, parçalar halinde, tanrıça Artemis’e ait olduğu düşünülmektedir.
Bazı parçaları kayıp, giysili kadın heykelinin, sol elinde tuttuğu yay ve sol el orta parmağı altında sıkıştırılmış ok ile sol yanında duran kütüğün üzerine yerleştirilmiş, sıçrar durumdaki köpek-tazı ve önündeki geyik-ceylan başı ve muhtemelen sırtındaki sadak dolayısıyla Tanrıça Artemis’e ait olabileceği tahmin edilmektedir.
Heykel yüksek kaliteli mermerden yapılmıştır. Muhtemelen yangında yok olmuş, üst gövde parçaları da dikkate alındığında, bugüne kadar ele geçen Tanrıça Artemis heykelleri arasında çok yakın bir benzeri bulunmayan, özgün bir kopya olduğu düşünülmektedir.
Heykelin başka parçalarının da bulunmasıyla, restorasyon sonucunda sergileneceği belirtilmiştir.

PARİON BRONZ AMFORASI:
Güney Nekropolünde bir taş mezarda bulunan iskeletin dizleri hizasında, bir yanı üzerine yatmış durumda bulunmuştur. Mezar armağanı olarak konulduğu düşünülüyor.
MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenmektedir.
Kaide, gövde, kapak, aplikler, kulplar olarak 7 parçanın birleştirilmesiyle oluşturulmuş metal kap, 34 cm yüksekliğindedir.
Gövdesindeki ana sahnede: tanrı Dionysos’la ilgili bir törende, kendinden geçerek parmak uçlarında dans eden üç Satir ve üç meneaddan oluşan, yüksek kabartma tekniğinde 6 figür görülmektedir. Figürlerin ellerinde Thyrsos ve meşaleler, sırtlarında arkaya doğru savrulmuş panter postu vardır.
Kulplarda Eros figürleri bulunur. Eros figürlerinin yaptığı Eros heykelleriyle antik çağda ünlü olan heykeltıraş Praxiteles’in orijinal eserlerinin bir kopya versiyonu olduğu düşünülüyor.
Amforanın mezar tabanına gelen yan yüzü çürümüş, kulpları ile kulpun hemen altına denk gelen Eros kabartmaları ve kaidesi kopmuştur. Amforanın döküm tekniğiyle yapılmış, halka zincir tutamaklı bombeli dış kapağı ve içinde bir başka kapak daha vardır.
Evet amforanın kaidesi İonik Kyma ile süslenmiş ve üçgen ayrıntılar içinde gümüş kullanılmıştır.
Eser günümüzde Truva müzesinde sergileniyor.

HAÇ PLANLI KİLİSE-SEVGİLİLER ŞAPELİ:
Parion antik kentinin en önemli ziyaret yelerinden birisi de halk arasında Aşıklar Tepesi olarak adlandırılan ve İçdaş fabrikasının sınırları içinde kalan bir tepe üzerinde yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılan haç planlı bir kilisedir.

Aşıklar Lahdi:
Haç planlı kiliselere her yerde rastlanabilir. Ama buradaki yapıyı eşsiz kılan, kazılar sırasında ortaya çıkan iki farklı mezardaki üç bedendir.
Biri tek olarak gömülmüşken (tam göğüs hizasında bir haç bulunmaktadır), iki beden tek mezarda yan yana ve birbirine sarılmış durumdadır.
İşte burayı eşsiz kılan da budur.
Dünyada üç tane örneği bulunan sevgililer mezarı İtalya ve Ukrayna’dan sonra Parion antik kentinde ortaya çıkmıştır.
Bu yüzden mezar oldukça değerlidir.
Evet şimdi gelelim bu mezarın hikayesine:
Apollonius’a aşık olan Maria ve Maria’yı gücünü kullanarak elde etmek isteyen Roma valisinin hikayesidir.
Roma valisine direnen iki genç ve bu iki gence yardım eden bir rahip.
Ne olursa olsun ayrılmak istemeyen genç çift bir rahipten yardım ister.
Bu haç planlı kilise, gizlice evlenen gençlerden ve rahipten intikamını almaya karar veren valinin onları öldürmesi sonrası gömdükleri yerdir.














