Aydın Karacasu Afrodisias

Aydın Karacasu Afrodisias

Bu güzelliği mutlaka görmelisiniz. Tarih ve tarihe meraklı okurlarıma burayı mutlaka görmelerini şiddetle öneriyorum.

Aydın Karacasu Afrodisias; Afrodisias kentine ait, tarihsel dokunun en geniş ve yeterli anlamda işlendiği ve okuduğunuzda kent ile ilgili, gezerken size yardımcı olabilecek tüm gerçekleri bir arada ve kısa sürede ulaşacağınıza inandığım bir yazı, lütfen kente giderseniz, bu yazının bir çıktısını alın ve gezerken yanınızda rehber yoksa, size mutlaka yardımcı olacaktır. Lütfen bu muhteşem antik kente ilgi gösterelim ve yakın isek, gidelim, yakınlarından geçerken çok kısa bir zaman parçası ayırarak, burayı gezelim. İnanın: tarih ve antik kentlere çok az ilginiz varsa, burası bu ilginize layık bir yer. Ama: maalesef, sanırım tanıtım yetersizliği, gerek yerli ve gerekse yabancı gezginleri buraya yeteri kadar yönlendiremiyoruz.

ULAŞIM

Ulaşım kolay. Aydın-Denizli kara yolunda ilerlerken, Kuyucak’ı 2 km. geçince, sağa yani Karacasu yoluna döneceksiniz. Denizli yönünden geliyor iseniz, dönüş için Karacasu levhasını görmeyi düşünün. Yani, yol üzerinde Karacasu levhasını görünce dönün, buradan yaklaşık 27 km. ilerlediğinizde, Karacasu’ya ulaşacaksınız ve Tavas yönünde 12 km. daha ilerlemeniz gerekiyor, yani yaklaşık ana yoldan 40 km. ayrılmanız yeterli olacak, yani muhtemelen kırk dakika, bu güzellikleri görmeniz için. Afrodisias’a varıyorsunuz, sonrası harcayacağınız zaman size kalmış, ilginizi çekerse, saatlerce bu güzelliklerden ayrılamazsınız, aksi halde ise, muhtemelen 3-4 saat size yeterli gelecektir. Bu sürenin bir kısmını müzede, bir kısmını ise açık alanda yürüyerek geçirebilirsiniz.

Önce aracınızı veya toplu olarak geldiğinizde araç, kent girişindeki gayet rahat otoparka bırakılıyor ve sonra, bilet alarak, kent bölgesine giriliyor. Önce, bir meydan, solda bir kafeterya ve sağda bahçesi içinde yüzlerce lahdin açık alanda sergilendiği müze binası. Buyurun antik çağların en önemli kentlerinden biri olan Afrodisias kenti, tüm güzellikleri ve haşmeti ile sizi bekliyor, doya doya bu güzellikleri yaşayın, resimleyin, dost ve arkadaşlarınıza gösterin, buraya gelmelerini ve mutlaka görmelerini tavsiye edin.

AFRODISIAS HAKKINDA GENEL BİLGİ – TARİHSEL SÜREÇ

Aydın Karacasu Afrodisias: MÖ.2 yüzyılda, kent, ızgara planlı yani birbirini dik kesen sokaklar oluşturularak kurulur. Tanrıça Afrodite adanmıştır ve Afrodit adına yapılan törenler ile ünlenir. Ancak, bu isim, yani Afrodit ismi, eski çağ kentlerinin çoğunda kullanılan ortak bir isimdir, fakat, bu isimdeki kentlerden en ünlüsü, şu an bulunduğunuz Afrodısıas kentidir.

Kentin ortasında yer alan anıtsal yapıların yapımına, MÖ.1 yüzyılın sonlarında başlanır. Çünkü, MÖ.1 yüzyılda, tanrıça Afroditin şöhretinin artması sonucu, kent, yüzlerce ziyaretçi ve hacı akınına uğrar ve bunun üzerine, Roma İmparatoru Augustus tarafından, kişisel koruması altına alınır.

Aynı zamanda, kentte bulunan heykel okulu, tüm roma sınırları içinde tanınır hale gelmiştir. Günümüzde, hala ayakta kalan anıtlar, bu yüzyıl içinde, 250 yıllık bir fasılada yapılmıştır. İlk masrafları ise, daha sonra ayrıntılı olarak kimliği hakkında bilgi vereceğim, şehrin ünlü vatandaşı Zoilos tarafından karşılanır. Bu aşamada: Afrodit Tapınağı, Kuzey Agora ve Tiyatro yapılır.

MÖ.1 yüzyılın sonlarına gelindiğinde, kentte, halkın kullanımı için çok sayıda yeni binanın yapıldığı görülür. Bunlar arasında, en ünlüleri: İmparator Hadrian adına adanan hamamlardır. Ayrıca, kutsal alana girişi sağlayan, anıtsal kapı bu dönemde yapılmıştır.

MS.3 yüzyılın sonlarında, kent, Roma İmparatorluğu Karia eyaletinin başkenti olur ve bir yüz yıl kadar başkent olarak kalır. Ancak, bu dönemde, kentte, imar faaliyetlerinde azalma ile birlikte, kent merkezindeki yapıların sürekli kullanıldığı ve yalnızca gerekli onarımlarının yapıldığı görülür.

MS.4 yüzyılın ortalarında, kent, piskoposluk merkezi haline gelir ve etrafı surlarla çevrilir. Ayrıca, kent, paganizm çağrışımlı Afrodisias ismini terk ederek, Hıristiyanlığın etkisiyle, Stavropolis (Haç Kenti) adını alır. Ünlü Afrodit Tapınağı, artık bir bazilikaya yani kiliseye çevrilir. Afrodisias ve Afrodit isimleri de, sistemli olarak, kentteki kitabelerden silinmektedir.

Ancak, bu değişim, iyice kökleşmiş olan putperestliği kolay kolay silemez ve kent halkı, saklı-gizli bu duygularını yaşamaya devam eder. ( Örneğin, Hıristiyanlığın egemen olması ile, yapılan heykellerin başları bulunmaz, ancak, heykel ustaları, kendilerine sipariş edilen heykellerin önce başlarını yaparlar, sonra kırarak, heykel sahibine ayrı olarak teslim ederler.

Bu durum, kırılmış heykel başlarının, heykel ile birlikte bulunması ile tespit edilmiştir. ) Ayrıca, Bizans tarafından, Stavropolise dönüştürülmesine rağmen, kentliler bu ismi benimsemezler ve yeni bir isim olan Karia ismi kentte kullanılmaya başlanır.

Ancak, bu değişimler yanında kentin yaşam öyküsünün en büyük özelliği, yine bu dönemde ortaya çıkar. DEPREM.

Kent, tarih boyunca jeolojik olarak, kararsız bir bölgede olması nedeniyle, pek çok depremden etkilenmiştir. Roma dönemlerinde olan depremlerin çoğunun izlerini, daha sonra yapılan restorasyonlar gizler, ancak 4’ncü yüzyıldaki ve daha sonraki depremlerin izleri, günümüze kadar yansır.

Özellikle, 4’ncü yüzyıldaki depremler, bölgede bulunan su kaynaklarının akış yönlerini de değiştirmiş ve kentin bazı kısımlarını, artık, su basmaya başlamıştır.

Bu su baskınları sorununu çözmek için çareler üretmeye başlayan kentliler, acil olarak su tahliye kanalları inşa etmişlerdir. Ancak, yine de, su baskınlarının yoğunluğundan kurtulamamışlardır. Günümüzde, kentte bulunduğunuz mevsim özelliklerine göre, hala, kentin bir kısmının sular altında kaldığını görmeniz mümkün.

MS.5’nci yüzyılda, bu zararların büyük kısmı telafi edilir.
MS.6’ncı yüzyıldan itibaren, kent, önemini kaybetmeye başlar ve küçük bir kasaba haline döner.

MS. 7’nci yüzyılda, Heraclius zamanında, kentin kaderinin en büyük olaylarından olan deprem, yine olur ve büyük yıkıntılarla sonuçlanır. Daha sonra, kent bir daha kendine gelemez ve bakımsızlığa düşer. Kent hakkında, 7’nci yüzyıldan sonra, günümüze ulaşan bilgiler sınırlıdır.

1260 yılından itibaren, Türklerin bölgede egemenlik kurması ve kentin Aydın Beyliği egemenliğine geçmesi sonucu, kent, tamamen terk edilmiştir. Ancak, 15’nci yüzyılda, bölgenin bereketli toprakları insanların ilgisini çekmiş ve Afrodisias kenti harabeleri üzerine, Geyre Köyü yerleşim alanı kurulmuş ve kalıntıların üzeri örtülmüştür.

Ancak, aynı kader, Geyre Köyü sakinlerini de beklemektedir. Çünkü, 20’nci yüzyılın başlarında, yine deprem ve sonucunda, bu sefer Geyre Köyü sakinlerinin büyük kısmı bölgeyi boşaltır. Boşaltılan alan altında kalan kalıntılar ortaya çıkar. 1960 yılında, son olarak, bölgede yine büyük bir deprem olur ve Geyre Köyü, bugünkü yerleşim yerine tamamen taşınır.

BÖLGEDEKİ ARKEOLOJİK KAZILAR

Aydın Karacasu Afrodisias: Bölgede, ilk kazılar 1904-1905 yılları arasında, Paul Gaudin isimli bir arkeolog tarafından yapılır. Kazıların esas temeli ise, 1961 yılından itibaren, bölgeye yerleşen ve yaklaşık 40 yıl boyunca bölgede çalışmalar yapan Kenan Erim tarafından yürütülür.

Bölgedeki kazılarda büyük emeği olan, bölgenin aşığı ve yaşamını bölge ile bütünleştiren, bölgenin ülkemiz ve dünyaya tanıtımında büyük gayretleri olan Kenan Erim, bugün hayatta yoktur, ama mezarı, Bakanlar Kurulu kararı ile, bölge için yaptığı hizmetlere atfen, bölge içine defnedilmiştir. (Tören kapısı yakınlarında, bu mezarı gördüğünüzde, bu kişinin kimliği hakkında bilgi sahibi olmanız için yazdım)

Halen, sürmekte olan kazılar ise, New York Üniversitesi tarafından koordine edilmektedir. Sur duvarlarından itibaren, 1 km. lik alan, birinci derece sit alanı olarak ilan edilmiştir. Kalıntıların zenginliği nedeniyle, kazılar başlangıcında inşa edilen müze yetersiz kalmış ve çıkarılan eserlerin büyük bölümünün, depolarda muhafaza edilmek mecburiyetinde kalınmıştır.

Fakat, bir avuç insan tarafından kurulan Geyre Vakfı tarafından, yeni bir Afrodisias Müzesi kurulması için yapılan çalışmalar ve toplanan yardımlar sonucu oluşturulan ek müze binası, Sebastıan-Sevgi Gönül Salonu adı verilerek, 1 Haziran 2008 tarihinde hizmete açılmıştır.

Sayın Sevgi Gönül öncülüğünde ve başkanlığındaki Geyre Vakfı, 1980 li yıllardan itibaren, gerek bölgenin tanıtımı ve gerekse çıkarılan kalıntıların sergilenmesini sağlamak için seferber olurlar. Olağanüstü bir çaba ile yurt içinde ve yurt dışından sağlanan finansmanlar ile açılan müze ek binası salonunu, maalesef, bu konuda büyük uğraşlar veren Sevgi Gönül, vefatı nedeniyle görememiştir.

İsmi, salona adı verilerek yaşatılacaktır. Bazı konularda, emeği ve hizmeti geçen insanların bu şekilde isimlerinin yaşatılması gerçekten güzel bir alışkanlık haline gelmiş olduğunu görmek, diğer insanların azimlerini güçlendirir.

Yıllar süren kazılar sonucu ortaya çıkarılan bölümü, bu kentin dörtte biridir. Tamamının kazı faaliyetleri bitirildiğinde, büyük olasılıkla, buranın Efes antik kenti ayarında, belki de daha büyük bir mimari etkinliğinin olduğu bir kent olarak ortaya çıkacağına inanıyorum. Ancak, elbette bu süreç maddi olanaklar ölçüsünde, uzun yıllar devam edebilecek bir süreç.

Belki de, elli yıl sonra, belki de daha fazla bir süre sonra, ama tek bir gerçek var ki o da şu, bu kentin tümündeki kazılar tamamlandığında, ortaya çıkacak eserin, muhteşemliği. Günümüzde, çok iyi durumda korunmuş bulunan anıtlar, bu muhteşemliğin öncüleri. Hadi şimdi, sözün bittiği zaman, gezme zamanı.

Bu muhteşemliğe tanık olun, bu güzellikler karşısında yaşayacağınız şaşkınlık yanında, gurur da bizimle olsun, çünkü bu güzellikleri yaşayan insanların topraklarında, onların gelecek nesilleri olarak halen yaşıyoruz ve yaşayacağız, yani bizden önce bu topraklarda yaşayan, bu insanların yaptıklarını görün ve gururlanın.

HEYKELTIRAŞ OKULU

Aydın Karacasu Afrodisias; Kent, tarihsel süreçte, muhteşem iklimi ve mermerleriyle ünlenir. Batı Anadolu’da, antik dönemlerde mermer çıkarılan en önemli yörelerden birinin, Aydın-Karacasu-Geyre Köyü dolaylarındaki mermer ocakları olduğu bilinmektedir.

Buralardan, büyük bloklar halinde çıkarılan mermerler, Afrodisias başta olmak üzere, bölgedeki diğer başlıca yerleşim merkezlerinin ve sanat eserlerinin yapımında kullanılmıştır.

Çünkü, bu mermer, kolay işlenebilir, yoğun, krem renginde, parlak ve küçük kristallerden oluşur. Belki de bulunabilecek en iyi mermerdir. Buna dayalı olarak kurulan heykeltıraşlık okulu sayesinde, kent, 600 yıldan uzun süre, bölgenin en önemli heykeltıraşlık merkezi olarak tanınır.

Afrodisias heykeltıraşlarının, kendilerini, antik çağda haklı bir üne kavuşturan ustalık ve üretkenliklerinin örneklerini, kentin birçok yerinde ve müzede görmeniz mümkün. Agora bölümünde, pek çok hasarsız heykele ulaşılmıştır. Gerçek anlamda, bir heykelcilik okulunun varlığına işaret eden, deneme heykelleri ve tamamlanmamış eserler bulunmuştur.

Ayrıca, kentin çeşitli yerlerinde, sütunlar ve çelenklerle bezenmiş eserler; insan, kuş ve benzeri hayvan figürleri ve bitkisel motiflerle bezenmiş eserler bulunmuştur ki bunlar Afrodisias kentinin mücevherleridir.

Son 40 yıldaki kazılarda ortaya çıkarılan ve doğal taş ile oluşturulmuş, 30 binden fazla eser; uygarlığın başlangıcı sayılabilecek, yaklaşık 5 bin yıldan bu yana, içerdiği mesajlar sayesinde, dönemin ustalıklarına tanıklık etmektedirler.

GEZİLECEK YERLER

Aydın Karacasu Afrodisias: Biletinizi alıp, kent bölgesine girdikten sonra, önce sağ bölümdeki müzeden, gezinize başlayabilirsiniz.

MÜZE

Aydın Karacasu Afrodisias: Eşsiz güzelliklere hayran kalacaksınız. O tarihi dokunun, bütünlüğü bozulmadan, dubalar üzerinde kurulan müzenin, altında, cam bölmelerde görülebilen tarihi bir hamam görecek ve şaşıracaksınız.

Girişte, birçok mermer heykel ve büst göreceksiniz. Bunlar arasında dolaşırken, özellikle, kafası olmayan heykeller ilginizi çekebilir. Bunlar, Hıristiyanlığın geçiş döneminde yapılan heykeller, kafaları yapılmıyor çünkü puta tapma adetleri kalktı, yeni din Hıristiyanlık bunu kabul etmiyor, bu duruma çare arayan heykeltıraşlarda, bu dönemde yaptıkları heykellerde kafa bölümünü yapmıyorlar.

Ancak, bazı zenginler, kendi heykellerini yaptırırken, doğal olarak kafa istiyorlar, bunların kafaları yapılıyor, ancak kırılarak, heykel sahibine ayrı olarak kafa bölümü veriliyor.
Ayrıca, bir heykel yapılmış, yüzündeki kirli sakallar bile, heykelin üzerinde çok doğal olarak işlenmiş görmek mümkün.

Bunun yanında, ilk kez burada, insan vücudunun belli oranlarda yapılması benimseniyor, yani kafa ölçüsü, vücut ölçüsünün yedide biri oranında. Yani, doğanın yarattığı bir ölçü, heykeltıraşlar tarafından tespit ediliyor ve eserlerinde uygulanıyor. Yani, kafa vücudun yedide biri oranında, büyüklükte.

Ayrıca, tek parça, ancak iki renkli mermer üzerine işlenmiş, heykel görmek mümkün. Afrodit heykellerinin güzelliğini görün, ayrıca, sikkeler, altın taç, özellikle, ölüm halinde ölen kişinin yeniden yaşama geçiş olan, nehir geçişi esnasında, sandalcıya vermek üzere yanında bulundurulan para hikayesini okuyun.

TETRAPILON-TÖREN KAPISI

Aydın Karacasu Afrodisias: MS.2 yüzyıl civarında yapıldığı sanılmaktadır. Bu kapı ile, güney-kuzey yönünde devam eden ana yol, tapınağın önündeki geniş avluya bağlanmıştır. Yani, kapı, kentte, kutsal alana girişi sağlar. Bu kapının, bilimsel verilere göre yapılan restorasyonu, 1991 yılında tamamlanmıştır.

Şöyle ki, projenin gerçekleştirilmesinde, yapının özgün mermer bloklarının yüzde 85 gibi, büyük bir bölümünün ayakta duruyor olması, büyük bir avantaj olarak değerlendirilmiş ve mevcut sütunları desteklemek amacı ile, çelik çubuklar ve diğer destek elemanları kullanılmıştır.

Ayrıca, gerekli yerlere, özgün kalıplardan parçalar yardımıyla dökülen bloklar yerleştirilmiştir. Muhteşem bir görüntü, bol bol resim çekin. Kolonların yükseldiği bu muhteşem abidenin yanında durup, şehrin ihtişamını ve muhteşemliğini lütfen düşünün.

TİYATRO

Aydın Karacasu Afrodisias; Bina, hem gösteriler ve hem de halkın toplanma yeri olarak kullanılmış. İki bölümden oluşuyor. Seyirci kısmı ki, tarih öncesinde yerleşime ait bir tepeye sırtını dayamış, yaklaşık 7000 kişilik oturma yeri var. Bunun önünde ise, 3 katlı, mermerden yapılmış, gösterişli sahne bölümü var.

Bu bölümün, birinci katı, adak yazıtı ile birlikte yeniden ayağa kaldırılmış. Bu yazıtta, binayı yaptıran kişinin, kendisini ilk Roma İmparatoru Augustus un azatlı kölesi olarak tanıtan Gaıus Julius Zoılos olduğu belirtilmektedir.

Lütfen dikkat, bir köle, muhteşem bir tiyatro yaptırıyor ve bunu yaptırdıktan sonra, bi kitabe ile bunu açıklıyor, azat edilmiş bir köle, nasıl muhteşem bir yapının yapılmasını sağlayabiliyor. Şaşırmamak elde değil. Yani, yapının muhteşemliği yanında, azat edilmiş bir köle tarafından yaptırılmış olması.

Evet, Zoilos, büyük olasılıkla, Afrodisias kentinin yerlisi idi. Muhtemelen, korsanlar tarafından kaçırılıp daha sonra Oktavian tarafından satın alınmış veya ona miras kalmıştı. Daha sonra ise, azat edilince, zengin ve başkent ile ilişkileri güçlü biri olarak memleketine, yani Afrodisias kentine geri döner. Tiyatroda gezerken, ilave bilgi. Zoilas, tiyatronun yanında, Afrodit Tapınağı ve agoranın kuzey bölümünü de yaptırmıştır.

Burada, mutlaka, tiyatro binasının tepe galerisine çıkın ve çevreyi, çevredeki güzellikleri izleyin, resim çekin. Ayrıca, halen ayakta duran kolonların arasında dolaşın, bir zamanlar coşkulu seslerle inleyen, şimdi ise uzun bir sessizliğe bürünen, Odeon da dinlenin ve o zamanların hayalini kurun. Gördüklerinizin muhteşemliği, hayallerinizin büyüklüğünü etkileyecektir.

ANTİK KENT MERKEZİ-PİSKOPOS SARAYI

Antik kentin merkezi, halka açık meydanlar ve dini yapılardan oluşmakta idi. Buna karşın;10 ile 15 bin kişiyi bulan yerli halk, şehrin kuzey, batı ve güneyinde bulunan mahallelerde yaşamakta idi.

Bu bölgelerde henüz kazı yapılmamış olmasına rağmen, araştırmalara göre, ortalama bir evin, avlusu ile birlikte; 15 x 15 metre karelik bir alana yapılmış olduğu söylenebilir. Yine de şehir merkezinde bir kısım evler görülmektedir. Bunların en büyüğü ise, piskopos sarayı olarak isimlendirilen yapıdır.

35 X 40 metre karelik alan üzerine kurulu olan ev, plan açısından, diğer avlulu evlere benzemekle birlikte, boyutları ve ihtişamı onlardan farklıdır.

Evin kime ait olduğu net olarak bilinmemektedir. Bir olasılığa göre, şehrin Hıristiyan piskoposu burada yaşamıştır. Diğer bir olasılığa göre ise, roma valisi gibi bir devlet adamı tarafından da kullanılmış olabilir.

HADRİAN HAMAMI

Kentte bulunan, kamusal binaların en büyüklerindendir. MS.2’nci yüzyılda yapılmıştır. Roma İmparatoru Hadriana adanmıştır. Roma mimarisine uygun olarak, her biri farklı işlevleri olan, birbirine paralel, tonozlu odalardan oluşmaktadır.

Binanın önünde, etrafı surlarla çevrili, bir ön avlu, kuzeyinde ince bir işçilikle yapılmış bir çeşme var. Çeşmenin içinde ve etrafında ise, mitolojik sahneleri içeren heykeller bulunmakta.

BOLUTERION-MECLİS BİNASI

Antik devir kent hayatında, çok önemli yeri olan bir bölüm. MS.200 yıllarında yapılmış. Kent yerel yönetimini sağlayan, meclisin toplanma yeri. Aynı zamanda; kapalı tiyatro, konser salonu ve halkın toplanma yeri olarak da kullanılmış.

Burada ilginç olan: iki dış kapının yanında, yerel bir hayırsever olduğu düşünülen Dometeınos ve onun yeğeni Ttıananın portrelerinin bulunması, her iki heykel de, yazılı kaidelerinin önünde bulunmakta imiş. Günümüzde, portreler müzeye alınmış, kaideler aynı yerde durmakta.

SEBASTION-DİNİ MERKEZ

Roma imparatorluğunun, Yunanca konuşulan bölgelerinde, Roma imparatorlarına, tanrı olarak tapınılmakta imiş. Sebastıon, bu amaçla kullanılmış dini bir yapı. Yapının alt bölümlerinde: tapınak, uzun ve açık bir avlu var. Avlunun her iki yanında, üç katlı, sütunlu birer yapı var.

İkinci ve üçüncü katlarındaki sütunlar arasında ise, insan boyutunda kabartma heykeller görülür. Kazılarda, 190 orijinal kabartma heykel tespit edilmiş olmasına rağmen, bunlardan 70 den fazlası, bina yıkıldığında, bulundukları yerden düşmüştür. Diğer katlarda, yapıya ait muhteşem kabartma panolar görülebilir.

AFRODİT TAPINAĞI

Kentin odak noktasıdır. Yapımına, MÖ.1 yüzyıl sonlarında başlanmıştır. Yapının masrafları, daha önce de belirttiğim gibi, tiyatroyu da finanse eden, köle Zoilos tarafından karşılanmıştır. MS.2 yüzyılda, tapınağın etrafındaki alana, sütunlar ilave edilmiştir.

Afrodisias heykeltıraşlarının, kendilerini antik çağda önemli bir üne kavuşturan ustalık ve üretkenliklerinin ürünlerini, bu tapınakta görmek mümkündür.

MS.500 yıllarında, tapınak, Hıristiyan bazilikasına/kiliseye çevrilmiştir. Bu sırada, yapının mimari stilinde de yenilemelere gidilmiştir. 12’nci yüzyılın sonlarında ise, bölgenin Selçuklular kontrolüne geçmesi sonucu, yapının kilise olarak kullanımı da sona ermiştir.

Güneş batımını, Afrodit Tapınağının bulunduğu yerden izleyin, muhteşem bir görüntü ile karşılaşacaksınız.

STADYUM

270 metre uzunluğunda, 30 bin kişiyi alabilecek kapasitede oturma yerleri olan yapı, dünyanın en iyi korunmuş ve en büyük stadyumlarından biridir.

MS.1 yüzyılda: koşu, uzun atlama, disk ve cirit atma, güreş gibi geleneksel spor yarışmalarının yapımında kullanılmak üzere inşa edilmiştir. MS.400 yıllarında, yapının, doğu tarafı içindeki bölümü: Roma usulü, kan dökülen vahşi sporların yapıldığı arenaya dönüştürülmüştür. Burada, gladyatörler ve vahşi hayvanların mücadeleleri izlenmiştir.

Oturma sıraları üzerinde kazınmış, birçok yazı görülebilir. Bunlar, stadyumu dolduran kişiler hakkında, günümüze ilginç bilgiler taşımaktadır.

Örneğin: dericiler ve kuyumcular için ayrılmış alanlar olduğu gibi, hem kadın hem erkek belirli kişilere ayrılmış oturma yerlerinin bulunduğu görülür.

Yerli halkın oturduğu özel bölümler dışında, çevre şehirlerden gelen insanlar içinde, stadyum içinde belirli yerler ayrılmıştır.

Evet, Afradisias kentini gezdiniz. Bu kent hakkında benim son olarak söylemek istediklerim şunlar.

Geçirilen güzel dakikalar ardından, Karacasu pidelerinden tatmadan, sakın bölgeden ayrılmayın.
Bu tür eserlerin benzerleri veya benzeri bile olmayanları, başka ülkelerde ( başta İtalya olmak üzere, İspanya, Yunanistan, Fransa gibi ülkelerde) milyonlarca turist tarafından geziliyor ve bunun sonucunda o ülkelere muhteşem finansal girdiler sağlanıyor.

Bizim en büyük sıkıntımız, bu tür eserlerimizi tanıtamamak, gerek kendi ülkemiz insanına ve gerekse dünya ülkeleri insanına. Önceki nesillerin büyük çoğunluğu, bu tür eserleri ve tarihi yerleri gezmeyi, bilmeyi asla istemediler.

Veya, sanırım şöyle söylemek daha uygun olur, ilgilerini çekmedi. Ama inanın, dünya üzerinde, bu tür eserlere, tarihi yerlere merakı olan milyonlarca insan var.

Bu nedenle: bu insanlara bu tarihi yerleri tanıtmamız şart. Çünkü, ülkemizin geleceğinin, şahsen ben kişisel olarak, ne sanayileşmede, ne tarımda, ne astronomide, ne de bilim vb. gibi dallarda olacağından öte, turizmde olacağını düşünüyorum.

Yalnızca, çıkarılan eserlerin uygun sergilenmesi ve tanıtım gerekli. Özellikle, önce kendi insanımız, bu eserleri bilip tanımalı ki, çeşitli vasıtalar ile, dünya üzerindeki diğer insanlara tanıtalım ve turizmden hakkımız olan payı alabilelim.

Çünkü, bizim ülkemizde Afrodisias ve benzeri o kadar muhteşem güzellikler var ki, inanın bunların çoğundan kendimizin dahi haberimiz yok, ama öğrenmeli, bilmeli, gezmeli ve bu güzellikleri yaşamalıyız, inanın yaşadıkça mutlu olacaksınız.

Aydın şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Karacasu tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Aydın

Aydın

Başka yerlere giderken içinden defalarca geçtiğim ve 2018 yılında ise, yaklaşık bir hafta kaldığım Aydın şehrini şahsen çok beğendim. A. Menderes caddesi üzerindeki çay bahçesi ve kafeteryalarda, mutlaka hoş zaman geçirebilirsiniz. Bu cadde üzerinde, şehrin yerlileriyle birlikte yürüyebilirsiniz. Ayrıca: daha ileri de sokaklarda kurulu tezgahlarda, el sanatları ürünleri satın alabilirsiniz. Veya, Top yatağı sırtlarına doğru ilerlerseniz, şehrin bu kesimindeki parke taş döşeli sokaklarında gezebilirsiniz.

Aslında: elbette, Aydın şehri çevresi ve özellikle çok yakın olan Kuşadası ilçesiyle anılıyor. İnsanlar, burada uzun süre kalmadan, çevreye ulaşım sırasında, geçip gidiyorlar. Ama: Aydın gerçekten modern bir şehir. Buraya mutlaka kısa da olsa zaman ayırmalısınız.

Özellikle: şehrin, Denizli istikametinde, açık alanda kurulu restoranlarının bulunduğu bölüm, muhteşem güzel. Burada mutlaka deniz ürünü, özellikle balık yemelisiniz ve yanında turşu almalısınız.

Aydın

ULAŞIM

Aydın-İzmir arası uzaklık: 130  km. Aydın-Denizli arası uzaklık: 126 km. Aydın-Antalya arası uzaklık: 344 km. Aydın-Ankara arası uzaklık: 603 km. Aydın-İstanbul arası uzaklık: 685 km. Aydın-Muğla arası uzaklık: 99 km.

Aydın

TARİHİ

Bugünkü şehir yerleşiminin kuzeyinde, Top Yatağı sırtında, antik dönemde “Tralles” isimli bir kentin bulunduğu biliniyor. Bu kent: MÖ.2500 yıllarında, Hititler zamanında kurulmuş, 7.yüzyılda ise, Lydia zamanında en parlak  dönemini yaşamıştır.

Bölgede, daha sonraki tarihi süreçte: Frigya, Lidya, Pers, Roma ve Bizans, 1171-1270 yılları arasında Selçuklular, 1270-1307 yılları arasında Menteşeoğulları, 1307-1390 yılları arasında Aydınoğulları, 1390-1922 yılları arasında ise Osmanlı hakimiyeti görülmektedir.

Aydınoğulları döneminde, şehrin adı: Aydın Güzelhisarı olmuştur. Daha sonra ise, Aydın adı anılmaya başlanır. Şehir: 19.yüzyılda, günümüzdeki yerine kurulur. 1850 yılında, İzmir’e bağlı bir sancak iken, 1919-1922 yılları arasında işgal görmüş ve 1923 yılında vilayet statüsü kazanmıştır.

Aydın

GENEL

İlin coğrafi özellikleri değerlendirildiğinde: kuzey ve güney kesimlerinin dağlar tarafından çevrildiği, ortada ovaların ve Büyük Menderes havzasının bulunduğu bir alan olarak öne çıkıyor.

Coğrafi konumun diğer en önemli özelliği: bölgenin deprem alanları yönünden 1.derece riskli bölge olmasıdır. Şehirde, bilinen ilk ve büyük deprem: 1653 yılında olmuş ve şehir büyük hasar görmüştür. 

Yer altından, büyük bir darbe, ses ve arkasından sallantı. Daha önce, bölgenin bu özelliğinden haberim olmadığından, başta bayağı etkilendiğim bu olay, yörede yaşayanlar tarafından, pek aldırış edilmiyor, yani bu  tür sarsıntıların sık olduğu bildiriliyor. Sizler de, burada bulunduğunuz zaman içinde, bu tür sarsıntılar yaşayabilirsiniz.

İl merkezinin rakımı, 65 metredir. Türkiye’nin ilk demir yolu kurulan şehridir.

Ekonomik etkinliklerin temelinde: tarım bulunmaktadır. Çünkü: Büyük Menderes ırmağının suladığı verimli topraklarda, her türlü tarım yapılabilmektedir. Ama özellikle, zeytin öne çıkıyor. Zeytin ve meyvelikler, geniş alan kaplıyor.

Yine de, bütün tarım ürünleri düşünüldüğünde: incir, zeytin, pamuk ve kestane, ülke genel üretimi değerlendirildiğinde, bölgeyi hemen öne çıkarıyor. Zeytin, incir ve kestane üretimi, ülkemizin en yüksek rakamları, burada sağlanmaktadır. Pamuk üretiminde ise, ülke genelinde, 4.sıradadır.

Aydın ilinin, diğer ekonomik etkinliği: turizm sektöründedir. Kültür ve turizm varlıkları, bölgede önemli yer tutmaktadır. İl genelinde: 4 müze ve 21 önemli ören yeri bulunmaktadır. Ayrıca, 700 civarında, kültür varlığı bilinmektedir. Hani, turizm dedim ya, sadece tarih turizmi değil, elbette, Aydın ilinin sahil kesiminde 150 km. lik sahil şeridi var. Bu sahilde, harika deniz ve kumsal, turizmi tetikleyen unsurlardan biridir.

Yörede: Akdeniz iklimi hakimdir. Yazlar: sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlı geçer.

ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ

Üniversite: 1992 yılında kurulmuştur. Merkez kampüsü, il merkezinde olup, ilçelerde, fakülte ve yüksek okulları bulunmaktadır. Üniversitenin fakülteleri şunlardır: Eğitim, Fen-Edebiyat, Mühendislik, Tıp, Veteriner, Ziraat. Ayrıca 3 enstitü bulunmaktadır: Bunlar: Fen bilimleri, Sağlık bilimleri ve Sosyal bilimler Enstitüleri. İl merkezinde, bir de Devlet Konservatuarı bulunuyor.

Aydın

FOKLOR VE EFE OYUNU

Buraya, ülkemiz genelinde, malum “Efeler Diyarı Aydın” denilmektedir. Efeler, zeybeklerin başı ve yöneticisidir. Aydın yöresinde, folklor yaşamında bilinen efeler ise, şunlardır: Yörük Ali Efe, Demirci Mehmet Efe, Kozalaklı Mehmet Efe, Sökeli Ali Efe.

Folklor: yörede, gelenekleri yansıtır. Başlıca oyunlar: Harmandalı, Tavas zeybeği, Somalı zeybeği, Bengi  zeybeği.

Aydın

NE YENİR. NE İÇİLİR

Aydın yöresinde: zeytinyağlı yemekler, incir, üzüm ve bunlarla yapılan şaraplar, narenciye ürünleri ve balık çeşitleri revaçtadır. Özellikle, buraya has bir yemek düşünürseniz: acılı güveç önerebilirim.

NE SATIN ALINIR

Aydın yöresinden kesinlikle alabileceğiniz başlıca hediyelik: kendiniz ve yakınlarınız için, incir ve incir mamulleri. Bunları özellikle, o kadar güzel paketliyorlar ki, inanamazsınız. Teneke kutu içindeki kuru incir, muhteşem bir lezzet ve hediyelik olarak düşünebilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Aydın Müzesi

AYDIN MÜZESİ

Aydın Müzesi: bulunduğu yerde, yapılan tadilatlar sonucu, en son olarak: 2003 yılında yeniden hizmete açılmıştır. Müzede: yaklaşık 40 bine yakın eser envanteri var. Müzenin bölümleri:

  1. Arkeoloji.
  2. Nümizmatik (Sikke)
  3. Etnoğrafya.

Arkeolojik Eserler Bölümü

Bunlar: çeşitli dönemlere ait: el baltaları, kesici ve delici aletler, idoller, pişmiş toprak seramik örnekleri, kandiller, mask ve heykelcikler, cam objeler, altın, gümüş ve bronzdan yapılmış takılar, tıp aletleri, makyaj malzemeleri ve silahlardır. Ayrıca: Helenistik dönem, Tralleis heykeltıraşlığının en güzel örnekleri de burada sergileniyor. Bunlar: Athena büstü, Nike heykeli, Satyr heykeli. Ayrıca: bir mezar odası var. Özellikle, görmenizi öneriyorum.

Nümizmatik (Sikke) Eserler Bölümü

Grek, Helenistik, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı gibi çeşitli dönemlere ait, gümüş, bakır ve bronz sikkeler sergileniyor. Özellikle: Roma döneminde yapılmış olan, Roma imparatorları sikke koleksiyonu olan “Kızıldere Definesi” muhteşem bir güzellik sunuyor. Bu define de: MS.40-270 yılları arasında görev yapan 29 imparator ve 9 imparatoriçe tarafından bastırılan sikkelerden oluşuyor.

Etnografik Eserler Bölümü

Bölgenin halk sanatı ürünleri burada sergileniyor. Halı, kilim, cicim, sumak gibi, dokuma ürünleri, efe kıyafetleri, sırmalı-simli kadın kıyafetleri, oyalı yazmalar, tepelik, kemer, kolye, bilezik, küpe ve yüzük gibi gümüş takılar, hamam takımları, el yazması Kuran ve kitaplar, sigara ağızlıkları, sahan, ibrik, sefer tası, kazan ve sini gibi bakır mutfak kapları, dibek, kahve değirmeni, takunya gibi ahşap eserler sergileniyor.

Aydın Üveys Paşa Camii

ÜVEYS PAŞA CAMİ

Aydının en eski camisidir. Üveys Paşa tarafından, 1568 yılında yaptırılmıştır. Avlu içinde, kare planlı, tek kubbeli küçük bir camidir. Kubbesi, kiremit kaplıdır. Giriş kapısı üzerinde, yazıtı bulunmaktadır. Cami: 1899 yılındaki depremde yıkılmış ve sonradan yeniden yapılmıştır. Ancak: Yunan işgali sırasında yakılmış, 1947-1948 yıllarında ise yeniden yapılmış ve bugünkü görünümünü  kazanmıştır.

Aydın Yörük Ali Efe Heykeli

YÖRÜK ALİ EFE HEYKELİ

Yörük Ali Efe: Aydın şehrinin medarı iftiharı ve efelerin efesi bir şahıs. Şehrin tam merkezinde, elinde tüfeğiyle, büyük bir heykeli var. Ancak, bu heykelin ilk hali bıyıksız yapılmış ve bunun üzerine, yöre insanı tarafından büyük tepkilere neden olmuştur. Bıyıksız efe mi olur? Tüm bu cümle, heykelin yeniden düzenlenmesine ve bıyık eklenmesine neden olmuştur.

Peki, kimdir Yörük Ali Efe? Daha 20 yaşına varmadan: çevresinde, babası yaşındaki insanlara sözünü geçirebilmiştir. Kurtuluş mücadelesinde, önemli katkıları olmuştur. Sayısız Yunan karakolu basılması, Yunanlıları Denizli-Aydın hattında aylarca oyalamış, Milli Aydın Alayının kurulmasında önemli katkıları olmuştur. Gönderdiği mektuplarla, yöredeki efeleri dağlardan indirmiş ve milli mücadeleye katılmalarını sağlamıştır.

Ama, ne yazık ki bu büyük kahraman, Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra, İzmir’de, tramvay altında kalmış ve bu kaza sonucu, her iki bacağı kesilmiş ve hayatının geri kalan kısmında, tekerlekli sandalyeye mahkum olmuştur. Bu arada, bu kazayı öyle bilinçsizce bir kaza olarak düşünmeyin. Efe, tramvayda giderken, Atatürk tarafından kendisine armağan edilen bastonu düşünce, kendisi de bastonun ardından tramvaydan düşüyor ve kaza böyle oluşuyor.

Sizlere, trajik bir hayat hikayesi sundum, ama heykeli izlerken, sanırım bu söylediklerimi bilerek, daha bilinçli bakacaksınız. Evet, heykel 1997 yılında dikilmiştir.

Aydın Tralleis

TRALLEİS

İl merkezine çok yakın. Kestane dağlarının hemen güney yamacında bulunuyor. İl merkezine, 1 km. uzaklıktadır. Ben gittiğimde, burası resmen ziyarete açık değildi. Şu an açık mı bilmiyorum, ama açıksa mutlaka gitmenizi öneririm. Tarih meraklıları için, görülebilecek güzel kalıntılar var.

Evet, gelelim kentin tarihi geçmişine. Kentin: Argoslular ve Tralleis’liler tarafından kurulduğu sanılıyor. MÖ.334 yılında, Büyük İskender’in kenti ele geçirdiği ve daha sonraki dönemde ise, kentin, Helenistik krallar arasında, sık sık el değiştirdiği biliniyor. MÖ.133 yılından itibaren, bölge Roma imparatorluğuna bağlanır. MÖ.27-24 yılları arasında, bölgede, büyük depremler görülür ve kent, bu depremlerde yıkılır. Ancak, Roma imparatoru Augustus’un yardımlarıyla toparlanarak yeniden inşa edilir ve bu kez “Caesarea” adını alır. Bizans egemenliği altındaki dönemde ise, piskoposluk merkezi olarak öne çıkar ve 13.yüzyılda Selçukluların eline geçer.

Kent: İlkçağda ürettiği deriler ve kırmızı renkli çanak-çömlek ile ünlenmiştir. Ayrıca: Apollonios ve Tauriskos isimli yontu ustaları ve Ayasofya’nın mimarlarından Anthemios, bu kentte yetişmiştir. Heykel sanatının, dünyaca ünlü, iki heykeli olan: Farnese Boğazı ve Genç Atlet isimli heykeller: bu kentte bulunmuştur.

Aydın Tralleis
Antik kentten, günümüze ulaşan tek yapı

Üç Gözler: Burası 2.yüzyılda yapılmış, Gymnasiuma ait bir kalıntıdır. Burada: eğitim, spor ve kültürel aktiviteler düzenleniyormuş.

Bundan başka: Roma dönemine ait: Hamam, Tiyatro, Agora, Stadium kalıntıları görülüyor. Ancak, bunlar tam sağlam kalıntılar değil. Gymnasium, günümüze sağlam olarak gelebilmiş, muhteşem bir yapı.

Ancak, burada arkeolojik kazılar sürdürülmektedir. Bu antik kentin bulunduğu yerin hemen yakınında: askeri bir birlik var. Öğrendiğime göre: bu askeri birlikte, toprak, iki-üç karış kazıldığında, alttan antik kalıntılar ve özellikle, yapıların zeminlerinde kullanılan mozaikler çıkmaktaymış. Ancak, bu tür mozaikler çıktığında, üstüne kalın naylonlar serilip, yeniden üste toprak örtülerek, ileride açılmak üzere kapatılıyorlarmış. İlginç ama bir anlamda, bu tür bir antik kentin, hemen askeriyenin yanında bulunması da bir şans. Çünkü: defineciler uzak kalmış.

Aydın bölgesinde bulunduğun 2004 yılında, bu antik kenti de görme şansım oldu. Şehir merkezine çok yakın. Araba ile gittik. Ören yerinde: resmi arkeolojik çalışmalar devam ediyordu.

Çalışanların başında ise, önemli bir bilim adamı, profesör bulunuyordu. Kendileriyle ve kazı bölgesinde çalışanlarla tanışma şansım oldu. Kazı evinde, yani çalışmaların sürdürüldüğü yerde, birlikte bölge ile ilgili sohbet ettik.

Biraz önce sözünü ettiğim, Üç Gözler olarak bilinen Gymnasium yapısı, gerçekten günümüze sağlam olarak gelmiş, muhteşem bir görünümü var. Bunun dışında: kazılar sürüyordu. Ancak, benim orada bulunmamdan hemen önce, kazı alanında bir yer keşfedilmiş.

Şehirde yaşayan önemli bir şahsiyete ait olduğu tahmin edilen bir konut. Konutun zemini, muhteşem güzel mozaiklerle süslü.

Ancak, en ilgimi çeken: bu konutun, ana kapıya yani ön bölüme en uzak odalarından birinde, üzerinde ok ucu demirleri bulunan iskelet, yani ölü bulunması. Sanırım: kentin dış güçler tarafından ele geçirilmesi sırasında meydana gelen bir olay, o an olduğu gibi, yüzyıllar sonra, yine toprak altından, günümüze çıkagelmiş.

Unutulmaması gereken şu ki, antik dönemlerde, insan ömrü, günümüzde olduğu üzere, 60-70 yıllara dayanmıyor, antik dönemdeki insanların yaş ortalaması: 30-35 civarında. Burası resmi ziyarete açık mı bilmiyorum, ama açıksa mutlaka gitmenizi öneririm. Muhteşem bir manzaraya sahip, yüksek bir kesimde kurulmuş, görmenizi öneririm.

Kuşadası tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için. 

 

 

Aydın Bozdoğan

Aydın Bozdoğan

Güzel, şirin ve modern görünümlü bir ilçe. Burada: bir tam gün kaldım, gezdim gördüm ama özellikle: pidesini unutamadım. Güzel bir pide salonuna gidip, mutlaka pide tadın, çok beğeneceğinize eminim. Pide, pide, pide 🙂

Aydın Bozdoğan

ULAŞIM

Bozdoğan-Aydın arası uzaklık: 69 km. Bozdoğan; Nazilli-Yatağan yolu üzerindedir. Nazilli-Bozdoğan arası uzaklık: 27 km. Bozdoğan-Yatağan arası uzaklık: 55 km. Bozdoğan-Muğla arası uzaklık: 84 km.

Aydın Bozdoğan

TARİHİ

İlçe merkezinde, ilk yerleşimciler hakkında fazlaca bir bilgi bulunmuyor. Ancak: Akçay vadisinin her iki tarafında, düzlük ve eteklerde, ilk çağlardan beri yerleşmelerin bulunduğu biliniyor. Özellikle: Harpasa, Neopolis ve Ayakösten bölgelerinde bulunan kalıntılar, bu yerleşimlerin en büyük belirtileri olarak öne çıkıyor. İlçe merkezindeki Hisar Mahallesinde de, antik dönemlerde yerleşmeler bulunduğu öğrenilmiştir.

Bunun dışında, yapılan kazılarda: bölgede: Roma, Bizans ve Yunan kültürü izleri görülmektedir. Türklerin Anadolu’ya girmesiyle, bölge Türk egemenliğine girmiştir.

Bozdoğan: kelime anlamı olarak: ilkel bir silah adıdır. Ateşli silahların bulunmasından önce kullanılan, bir silahtır. Atlı askerlerin bozdoğanları biraz daha ağır olur ve eyerin sol yanına asarlarmış. Yaya askerlerin taşıdığı bozdoğanlar ise: daha hafif, sapı ağaçtan, başı bakırdan, pirinç yada demirden yapılmıştır. Osmanlı ordusunda, yeniçeriler ve ön saflarda savaşa katılan “deliler gurubu” denilen askerler tarafından özellikle kullanılmıştır. Altı toplu bir gürz.

GENEL

İlçe: 1792 metre rakımlı, Madran Baba dağının eteklerinde kurulmuştur. Konumu nedeniyle: Türkiye’nin, altı ay boyunca, en fazla güneş ışığı alan ilçesidir.

İlçede: tipik Akdeniz iklimi hakimdir. Bu nedenle: güneş ve yağmur boldur. Zaten, bu yağmur: ilçenin Aydın ili içindeki en sık orman örtüsüne sahip olmasını sağlamıştır. Ormanlık olmayan alanlarda ise, maki gurubu yeşil örtü bulunmaktadır.

İlçede, ekonomik hayat: tarım ağırlıklıdır. Akçay nehrinin suladığı, Bozdoğan ovası, tamamen tarıma ayrılmıştır. Tarım ürünleri arasında: biberin özel bir yeri vardır. Genel olarak: kurutmalığa yönelik “kırmızı toz biber” üretimi yapılmaktadır. Bunun dışında: kardinal üzümü olarak isimlendirilen üzüm üretilir ve tamamı, yurt dışına ihraç edilir.

MADRAN SUYU

Bozdoğan ilçesinde, Madran dağından çıkan su; ülkemizde çok meşhurdur. Bozdoğanlılar, 1973 yılında, Madran suyunu şişeleyip satmaya başlamışlardır.

Evet gerçekten kaliteli bir su. Avrupa’nın üç mineli ve kaliteli suyudur. Ayrıca: çocuk sağlığına uygunluk testleri de yapılmış ve olumlu sonuçlar alınmıştır. Madran suyu: Pınar su Fabrikası tarafından işletilmektedir. Özellikle: Irak’taki Amerikan askerleri de, Madran suyu kullanmaktadırlar.

Aydın Bozdoğan

NE YENİR. NE İÇİLİR

Bozdoğan ilçesinde, pide çok meşhur. İlçede: birçok pide salonu bulunuyor. Bu salonlarda pide yemek üzere: il ve ilçelerden, birçok insan geliyor. Özellikle: İzmir’den, sırf pide yemek üzere buraya gelenler var. Ama, gerçekten pide tam bir damak tadı. Özellikle: kıymalı, peynirli, tahinli, pastırmalı ve de çörek tarzında pide yapılıyor. Bende, burada bulunduğumda, tadına baktım, gerçekten muhteşem bir lezzet.

Özellikle: manda kaymağı ile servis edilen, peynirli ve tahinli pide, muhteşem, mutlaka tadın.

Pide düşünmeseniz: Bozdoğan’da, bir seçenek daha var. Oğlak kebabı. Bilindiği gibi, ülkemizin birçok yerinde: oğlak eti yenmez. Ancak, oğlak kebabı, henüz bir yaşını tamamlamamış oğlaktan yapıldığı için, hem mide açısından, hem sağlık açısından ve hem de damak tadı olarak muhteşemdir. Kuyuda ve çevirme şeklinde yapılan oğlak kebabı: özellikle yaz aylarında, ilçe yemek kültüründe önemli bir yer tutuyor. Ben yine de özellikle, pide konusundaki ısrarımı sürdürüyorum, mutlaka tadın.

NE SATIN ALINIR

Bozdoğan ilçesinden: iğne oyası satın alabilirsiniz. Burada muhteşem güzel iğne oyaları yapılıyor.

GEZİLECEK YERLER

Aydın Bozdoğan Körteke Kalesi

KÖRTEKE KALESİ

Körteke köyündedir. Yüksek bir tepe üzerinde kurulmuştur. Bu kent; muhtemelen “Xyatis” kentidir. Kale duvarları üzerinde: farklı dönemlere ait, değişik izler bulunmaktadır. Bu nedenle, değişik dönemlerde kullanıldığı düşünülmektedir. Kayalık bir tepe üzerinde: MÖ 5’nci yüzyıla tarihlenen bir akropol var. Doğu ve batıda ise, birer kule ve ortada bir su sarnıcı bulunuyor.

Aydın ili tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.