
Şavşat Artvin arası 71 km, Şavşat Ardahan arası 46 km. dir. Artvin-Şavşat-Ardahan yolu, Karadeniz’i Gürbulak ve Türkgözü sınır kapılarına bağlayan en kısa yoldur.

TARİHİ
Bölgenin tarihi geçmişi incelendiğinde, MÖ 900 yıllarında burada Urartu ve Kimmer kabilelerinin yaşadığı görülür. Daha sonra ise, Saka Türkleri, Romalılar ve Sasaniler yerleşir.
Yavuz Sultan Selim, Trabzon şehrinde vali iken, buraları Osmanlı topraklarına katmıştır.
Yavuz Sultan Selim, Trabzon’dan ayrıldıktan sonra, fetih edilen bölgeler Osmanlı topraklarından ayrılmış ve Gürcistan vilayeti olmuştur.
I. Dünya savaşının başlaması ile birlikte Rus kuvvetleri sınırı geçmiş ve 1 Kasım 1914 tarihinde bölgeye girmiştir. Ermeni mezalimi de birleşince bölge halkı buradan ayrılarak Anadolu içlerine göç etmiştir.
23 Şubat 1921 tarihinde ise, Kazım Karabekir Komutasındaki Türk güçleri, bölgeyi yeniden fetih eder ve Anavatana dahil ederler.
Şavşat ismi Gürcücede “Şavi Şeti” olarak biliniyor bunun anlamı “Kara Orman” dır.
Gerçekten de Şavşat ve çevresi kocaman ve kopkoyu yeşil Doğu Ladin ağaçlarıyla doludur.
Uzaktan bakıldığında, kara çam orman denizi gibi görünüyor.

GENEL
Şavşat, dağlık ve engebeli bir arazi üzerine yayılmıştır. İlçenin dört bir tarafı yüksek dağlarla çevrilidir.
En yüksek dağ sırası, 3537 metre ile Karçkal dağlarıdır. İlçenin rakımı 950 metredir. Bazı yerlerde ise 1800 metreye kadar çıkar. Merkezin rakımı ise 1100 metredir.
İlçe akarsu bakımından zengindir. Ayrıca çok sayıda göl vardır. Göllerin en büyüğü, Karagöl dağlarında bulunan ve bu dağa ismini vermiş olan “Karagöl” dür.
Ancak Meşeli köyü orman içi mevkiinde, Milli Park içinde, ikinci bir Karagöl daha vardır ve burası piknik ve mesire yeri olarak kullanılır.
Pınarlı gölü yakınlarında ise Balık gölü bulunur. Arsiyan yaylasında Kız gölü, Boğa gölü ve Koyun gölü bulunur.
İlçede Karadeniz iklimi hakimdir ve buna bağlı olarak yüksek rakımlı yerlerde kışlar çok uzun sürer.
Kasım ayında başlayan kar yağışı, Nisan ayı ortalarına kadar sürer.

CİTTASLOW ŞEHRİ
Şavşat bir Cittaslow şehridir yani İtalyanca “Sakin şehir” dir.
Bu unvanı 2015 yılında almıştır. Ülkemizde 11 tane Cittaslow şehri vardır.
Bunların amacı: “Şehirlerin kendi kimliklerine sahip çıkarak, küreselleşme sonucu ortaya çıkan şehirlerin birbirine benzemesinin, aynılaşmasının önüne geçilmesidir.
Şehirlerin yönetilirken yerel yemeklerine, yöresel mimariye, gelenek ve göreneklerine, zanaatlarına, esnafına sahip çıkması ve desteklemesi, birliğin üye şehirleri için ortaya koyduğu kriterler vasıtasıyla sağlanmaya çalışılmaktadır.”
Evet, Şavşat bu kriterlere uymaktadır ve Cittaslow şehri olarak seçilmiştir.
NE YENİR
Şavşat yöresine yolunuz düşerse ve yerel lezzetleri tatmak isterseniz sinor, peynir eritme, armut pekmezi denemelisiniz.

ŞAVŞAT VELİKÖY KARÜSTÜ KARAKUCAK GÜREŞLERİ
1370 metre rakımlı Veliköy’de düzenlenen güreşlere, Artvin ve Rize, Ardahan, Kocaeli, Tokat, Erzurum, İstanbul, Sivas, Samsun illerinden ve ayrıca Gürcistan, İran, Ukrayna ve Azarbeycan’dan güreşçiler katılıyorlar. Kar üstündeki güreşler 11 kategoride düzenleniyor.
ŞAVŞAT MESLEK YÜKSEK OKULU
Artvin Çoruh Üniversitesine bağlıdır. 2015 yılında kurulmuştur. Yüksekokul bünyesinde Sağlık Bakım Hizmetleri Bölümü Yaşlı Bakım Programı, Yönetim ve Organizasyon Bölümü, Sağlık Kurumları İşletmeciliği Programı ve Hukuk Bölümü Sosyal Güvenlik Programları bulunmaktadır.

GEZİLECEK YERLER
Şavşat ilçesinde çok sayıda köy var ve bunların hepsi tam bir doğa harikasıdır, ancak ben sizlere özellikle gidip görmenizi önereceğim köylerden bazılarını anlatmayı tercih ettim.

ŞAVŞAT KALESİ:
İlçe merkezine 3 km uzaklıkta Söğütlü Mahallesindedir. Artvin-Ardahan karayolu üzerindedir.
Burada yaklaşık 10 yıldır sürdürülen kazı çalışmalarında: kalenin 10’ncu yüzyılda var olduğu ve 1850’li yıllara kadar kullanıldığı tespit edilmiştir. Ancak kitabesi yoktur.
Kalenin ilk dönemi, bölgede egemen olan Hıristiyan Gürcü Bagratlı Beyliklerine aittir. Kale, muhtemelen 1554 yıllarında Osmanlı Devleti idaresine geçmiş ve 1850’de ocaklık ve yurtluk sisteminin kaldırılmasının ardından tek edilmiştir.
1878’deki Osmanlı-Rus harbinden sonra 43 yıl devam eden Rus yönetimi zamanında da herhangi bir amaçla kullanılmamıştır.
Kazı sırasında, Kanuni Sultan Süleyman dönemine ait altın sikkeler ile top gülleleri, sırlı ve sırsız seramik kapların da arasında yer aldığı yaklaşık 50 taşınabilir kültür varlığı bulunmuştur. Bu buluntular Rize Müzesinde sergilenmektedir.
Günümüzde kale içinde sarnıç ve şapel kalıntıları bulunmaktadır. Surların ise bir kısmı ayaktadır.
Doğudan başlayıp batı ucuna kadar devam eden çevresinde, yaklaşık 13 metreye kadar yükselen 4 adet ve dikdörtgen formdaki, silindirik burçlarla, bunların yarısına kadar çıkan surlar yer almaktadır. İç mekanda, kalenin güneybatı surunda, dışa burç şeklinde yansıyan, 6.10 x 5.35 metre ölçülerinde, 15 metre yüksekliğindeki silindirik planlı kule bulunmaktadır. Asıl mekandan günümüze, 8 x 4.80 metre ölçülerinde, dikdörtgen planlı ve üstü iki pahlı çatılı şapel kalıntısı ile hemen kuzeybatısında ana kayaya oyulmuş bir sarnıç ulaşmıştır.
Kalenin doğu yönünde, birbirine bitişik olarak düzenlenmiş, 2.4 metre genişliğinde, dikdörtgen planlı, üstü tonozla örtülmüş iki burç yer almaktadır. Orta duvarında dışa açılan küçük bir pencere bulunur. Hemen yanındaki mekanda ise, yine dikdörtgen formlu, kapı yer almaktadır. İç kısmı bozulan ve üst duvarları yıkılan kule, yaklaşık 7 metre yüksekliğindedir. Kalenin tüm birimlerinde moloz taş ve kireç harcı kullanılmıştır.
Evet, kalede restorasyon çalışmaları da sürdürülmektedir.

EFKAR TEPESİ
Buradan Şavşat ilçesinin birçok köyü görülebiliyor. Ayrıca Kaçkar dağlarının nefis manzarası da görülür.
Fakir Baykurt isimli yazarımızın “Efkar Tepesi” isimli romanı, ismini buradan alıyormuş.
Yazar Şavşat’ta Türkçe öğretmeni olarak yaşarken köylerin ve köylülerin sorunlarına yönelik olarak bu romanı yazmıştır. Fakir Baykurt eserini bu tepeden aşağıyı seyrederken yazmıştır.

Efkar Tepesine yolunuz düşerse, çaylarınızı içmeyi unutmayın. Ayrıca burada bir de restoran var. Efkar Tepesindeki işletme, Konya Selçuklu Belediyesi tarafından yaptırılıp Şavşat Belediyesince 10 yıllığına bedelsiz Şavşat Kaymakamlığına tahsis edilmiştir. Ancak kısa bir süre önce işletme yine Belediye tarafından devir alındı.
Evet bu restoranda Türk mutfağının zengin bir menüsü sunulmaktadır. Özellikle kahvaltı seçenekleri öne çıkmaktadır. Buraya yolunuz düşerse, önereceğim yerel lezzet “Forma Kebabı” dır.
İlçede bütün sosyal etkinlikler burada düzenleniyor.
YAVUZ KÖYÜ
Eski adı “Mamanelisi” dir. Köyün ismi, 1925 yılında Milli Mücadelede göstermiş olduğu kahramanlık nedeniyle Yavuzköy olarak değiştirildi.
Yavuzköy, ilçe merkezine 4 km uzaklıktadır. Artvin’den Ardahan’a giderken yol üzerindedir.
Özellikle “Seyir Terası” mutlaka gidilip görülmesi gereken bir yerdir.

Şavşat Evi
İlçe merkezindeki Şavşat Evi, 2012 yılında Şavşat Kaymakamlığı tarafından yaptırılmıştır. 2025 yılında ise yenilenerek yeniden hizmete açılmıştır.
Mimari olarak yörenin ahşap mimarisini taşımaktadır. İki katlı ahşap mimari örneği taşıyan Şavşat eviyle, tarihi ahşap yapı olan Şavşat evlerinin yöresel dokusunu tanıtma amaçlanmaktadır.
Burada Şavşat’ın yöresel yemekleri sunuluyor.
Ama buranın en büyük özelliği muhteşem manzarasıdır. Burada peynir eritmesi ve silor yemelisiniz, üstüne ise sütlaç deneyin.
Bu restoran hakkında son dönemlerde olumsuz görüşler belirtiliyor, umarım daha titiz ve itinalı servis yapılıyordur.

Seyir Terası
Şavşat-Ardahan karayolu üzerinde 8’nci kilometrededir. Ulaşım kolaydır. Karagöl Sahara Milli Parkına yakındır. Dağların arasında bir vadide bulunan seyir terasından, Şavşat tamamen görülüyor, fotoğraf çekmek mümkündür.
Mamanelisi Kalesi:
Yavuz köyün bilinen tek tarihsel yapısıdır. Köyün güneyinde bir derenin sağ kıyısında yer alır. Yüksek kayalık bir tepede, kaba yontu iri taşlarla inşa edilmiş olan kale, asimetrik bir plana sahiptir. Kalenin surları ile iç kısmında bazı yapı kalıntıları günümüze ulaşmıştır.
Bu surlar geniş bir alanı çevrelemektedir. Surların çevrelediği alan içinde çeşitli yapı kalıntıları bulunmaktadır. Bu kısımda daha çok bir tahkimatı andıran bir yapı da bulunmaktadır.
Köyün sakinleri burayı “Rabat” olarak adlandırmaktadır. Buna göre, buranın sadece bir kale değil, aynı zamanda bir yerleşim yeri olduğunu gösterir.

ARSİYAN YAYLALARI
Şavşat’ın: Pınarlı, Demirkapı, Ilıca köyleri ve Ardahan’ın Posof ilçesi arasında kalır.
Yanlızçam dağları silsilesinin kuzeydoğu ucundadır. Şavşat Arsiyan arasındaki yol düzenli çalışır.
En yüksek yerleri: Kençiyan Tepesi ve Kanlıtepe’dir. Dağcılık sporuna uygundur.
Kuzeyinde ve Batısında Gürcistan sınırı, güneyinde Ilıca köyü, güneydoğusunda Pınarlı köyü, Cin dağı ve doğusunda ise Posof bulunur.
Yaylada bulunan irili ufaklı 20 gölden biri olan Yüzen Adalar Gölü üzerindeki adacıkların rüzgarda yer değiştirmesi, efsanelere konu olan Boğa Gölü ve Kız Gölü ise hikayeleriyle ilgi çekiyor. Kız gölü, çok güzel bir kızın göldeki bir taş üzerinde altın tarağıyla saçlarını taramasıyla bilinir. Boğa gölü, göl çevresinde yaşayan yenilmez boğa olarak adlandırılan boğanın hikayeleriyle ünlüdür.

Yüzen adalar ise: keçeye benzeyen ve saç gibi birbirini tutan bitkilerin, sudan daha az yoğun bir kara kütlesi oluşturmasıyla meydana gelmektedir. Birbirine tutunan bu bitkiler, suyun üstünde sal gibi yüzmeye başladıktan sonra üzerinde bitki, ağaç yetişebilmektedir. Rüzgarın estiği yöne doğru yer değiştiren bu adalar, büyüklüklerine göre sırıkla da itilebilmektedir.
Göllerin bulunduğu alanda ortalama 2.500 metre olan rakım, Genciyan Tepesi adı verilen zirvede ise 3.500 metrelere kadar çıkar.
Arsiyan yaylası otu, suyu, balığı ile diğer yaylalardan farklıdır. Ayrıca tuz kayaları, kömür madeni ve irili ufaklı birçok çermik vardır.

BİLBİLAN KARAGÖL-SAHARA MİLLİ PARKI
Karagöl-Sahara Milli Parkı, Türkiye’deki milli park alanlarından birisidir. Park: Karagöl ve Sahara Yaylası olarak iki ayrı sahadan oluşur.
İlçe merkezine 25 km uzaklıktadır. İlçe merkezine bağlı: Dalkırmaz, Çiftlik, Savaş, Çavdarlı köyleri üzerinden geçilerek göle ulaşılır.
Karagöl bakirliğini korumuş, betonlaşma yoktur.
Denizden yükseklik 3200 metredir. Bu yüzden, göle sadece yaz aylarında gidilebilir.

Üç büyük gölden oluşur. Bu göllerde, dünyada nadir olarak yetişen kırmızı benekli alabalık vardır.
Karagöl ve çevresinde, genel olarak paleojen ve neojen araziler yer alır. Kayaçlar genellikle sedimenter kökenlidir. Karagöl ve çevresi yer yer vadilerle yarılmıştır. Bu yarılmalar yörede heyelan ve kütle hareketlerinin aktif olmasına neden olmaktadır. Karagöl, rotasyonel olarak kayan kütlelerin gerisindeki çanakta biriken suların meydana getirdiği bir heyelan gölüdür.
Göl çevresi ladin ve çamların meydana getirdiği yoğun ormanlarla kaplıdır. Ormanlarla çevrili olan Karagöl, ender manzara güzelliklerine sahiptir. Ayrıca gölün kuzeydoğusunda Bagat mevkii ve çevresinde çim kayağı pisti niteliğine sahip alanlar vardır.
Muhteşem bir doğa görüntüsüne sahip olan bu gölün çevresinde yaz aylarının ortasında bile kar vardır.
Ancak burada çadır kurmak serbest olsa da gölde yüzmek ve balık tutmak yasaktır.
Gölde alabalık ve Japon balıkları bulunuyor, bunları sahilde ekmekle beslemek güzel bir eğlencelik oluyor.

Sonuç: Karagöl, bir sezonda yaklaşık 30 bin kişiyi ağırlamaktadır. Karagöl’de kır gazinosu olarak kullanılan ve 12 yataklı konaklama hizmeti veren bir de tesis bulunmaktadır.

Sahara Yaylası:
İlçe merkezine 17 km uzaklıktadır. Sahara yaylasının yörenin genel olarak örtü bazaltlarından meydana gelen bir jeolojik yapısı vardır. Örtü bazaltlarının sıyrıldığı yerlerde tersiyer arazisi ortaya çıkar. Yer yer derin vadilerle parçalanan yörede, eğim değerleri oldukça yüksektir. Sahara bu eğimli arazide 1700-1800 metrelerde yer alan sınırlı düzlüklerdendir. Orman örtüsü, ladin ve göknarlardan meydana gelmiş olup alt bölümlerde sarıçam da bulunur.
Laşet deresi kenarında 1700-1800 metrelerde kademeli olarak yer alan düzlükler aynı zamanda “Sahara Pancarcı Şenlikleri” nin yapıldığı yerdir. Bu şenliklere ilçe dışında oturan yöre insanları da katılarak bölgeye iç turizm açısından ekonomik katkı sağlamaktadırlar. Sahanın sahip olduğu bu rekreasyonel potansiyelin ve doğal güzelliklerinin korunması amacıyla 1994 yılında Milli Park kapsamına alınmıştır.

KOCABEY KÖYÜ
İlçe merkezine 12 km uzaklıktadır. Şavşat-Ardahan karayolu kenarında ilçenin en büyük köylerindendir. Sahara Karagöl Milli Parkı sınırları içindedir. Sahara dağı eteklerindedir.
Eski ismi “Kuçeni” köyüdür. Gürcüce kelimenin anlamı “kısa boylu ve küçük” demektir. 1925 yılında ismi “Kocabey” olarak değiştirilmiştir.
Kocabey Kışla evleri, kendine özgü ahşap mimari özellikleriyle ilgi çeker.
Burada bir de 115 yıllık Kocabey camisi var. Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilen caminin ahşap kaplama minaresi ilgi çekiyor, minare orijinal ağaçtan yapılmıştır.
Bu yörede her yıl Temmuz ayının 4’ncü haftasında Sahara Pancarcı Festivali düzenlenmektedir.
Kışlada kamp ve karavan turizmi yapılır.

Kocabey Köyü Camii:
Kitabesine göre, Kanioğlu Ali Usta Torunoğlu Hasan Usta ve Piroğlu Ali Usta tarafından inşa edilmiştir. 1890 yılında inşa edilmiştir.
Malzeme olarak taş ve ahşap kullanılmıştır. Cephe; farklı tonlardaki kesme taşlardan oluşmaktadır.
Yapı zemin kat, bir normal katta oluşur. Caminin revaklı girişi bulunmaktadır. Cami minaresinde ahşap malzeme kullanılmış olup cami tek minareli ve şerefesizdir. Çatı ahşap konstürsiyona sahip, dört yönde kırma çatı olup, üzeri alaturka kiremitle örtülüdür.
Yapının ana girişi kuzey yöndendir. Yapının cephesinde ortada usta ismi görülmektedir. Usta isminin iki yanı ise ay-yıldız ve selvi ağacından oluşan kabartma ile süslenmiştir. Ana giriş kapısı ahşap ve işlemelidir. Mihrap kesme taş malzemeden yapılmıştır. Vaaz kürsüsü de orijanal olmayıp açık kahverengi ahşap malzemeden yapılmıştır.
Tavan ahşap sade ve işlemesizdir.

MADEN KÖYÜ
İlçe merkezine 37 km uzaklıktadır. Köyün başlangıç seviyesi deniz seviyesinden 1749 metre, en yüksek tepesi olan Sazgirel Tepesi ise yaklaşık 2430 metredir.
Eski ismi ile Bazgiret olarak adlandırılan ve yeni ismi ile Maden köyü olarak geçen köy, kesin olarak bilinmemekle birlikte, Bazgiret adı vadideki bitki örtüsünden (Dikenli yapraklı çalı) esinlenerek verildiği tahmin edilmektedir.
Diğer bir olasılık ise, vadiye ilk yerleşen ailenin şimdiki Çimen soyadı yani Gürcüce ise Bezgi-yent olarak geçen soyun olması sonucu, Bazgiret adının bu aileden türemiş olabileceği söylenir.
Evet Maden köyü, yörenin çok eski köylerindendir.
Köyde hiçbir şeyden etkilenmeden gelenek ve görenekler hale sürdürülüyor. Köyde aralarında yarım asırlık yapıların da yer aldığı 74 ahşap ev yıllara meydan okurken, köyün yaz aylarındaki muhteşem görünümü dikkat çekiyor.
Köyün adı ile adlandırılan Maden Deresi, 2500 metre yükseklikteki Kotela dağından doğar, tamamı 5 şelaleden oluşan Maden köyü şelalelerinden sonra, köy arazini bölerek köyün kuzeyinden doğusundaki Çağlayan köyüne akar.
Üç tarafı kayalık ve ormanlarla kaplı köyde, kışlar çok sert geçiyor. Madenköy yöresinde, her yıl Ağustos ayının ikinci haftasında “Marioba Şenlikleri” yapılıyor.

Maden Köy Şelalesi-Bazgiret Şelalesi:
Yaklaşık 40 dakikalık patika yollar yürünerek, akarsular aşılırken, sarp kayalıkların arasından dik bir şekilde dökülen suyun gürültüsü ve heybetli görüntüsüyle karşılaşılır. Özellikle Karçal Dağlarında karların erimesiyle şelale daha coşkulu akmaya başlıyor.
Suyun: 3 koldan dereye ulaşmasındaki heybeti izlemek mümkündür.

Cancır Yaylası
İlçe merkezine bağlı Maden köyü yaylasıdır. Burada ilginç ahşap mimari yapılar bulunmaktadır. Rakımı 2170 metredir. Maden Köyünde (Bazgiret) yaşayanların kullandığı bir yayladır.
Yaylanın en önemli özelliği Marioba şenlikleri burada düzenlenmektedir.

Marioba Şenliği:
Marioba veya Mariamoba, Gürcüstan’da Cavaheti bölgesindeki Gürcülerin kullandığı bir bayram veya şenliktir.
1970’li yıllardan beri eski geleneğe uygulanmayan Marioba Şenliği, 2005 yılından bu yana Mariyoba Festivali adıyla yeniden organize edilmektedir.
Maden köyünün Cancir yaylasında, her yıl Ağustos ayının ikinci haftasında 7 gün 7 gece kutlanır. Yörenin Meydancık Gevrek Festivalinden sonra, yerel ve uluslararası en çok ilgi toplayan etkinliğidir.
Festivalin en dikkat çekici aktivitesi bir halk tiyatrosu olan Berobana oyunudur. Bundan biraz söz etmek istiyorum.
Berobana oyunu yaylaya çıktıktan sonra yaylanın düz yeri olan Kalo’da oynanan bir köy halk tiyatrosudur. Hiçbir yazılı metni olmayan, tamamen doğaçlama olan bu oyunda birçok hayvan maske ve figürleri ile ziller, çıngıraklar, güğümler kullanılır.
Güğümlerin içine çakıl taşı doldurulup Beri’nin beline bağlanır. Berobana oyununda Gelin (Pate), gelinin korumaları (Takhi) ve yaşlı adam olan Beri, gelinin sahibi olarak oyunda yer alır. Oyunda gelin de dahil tüm oyuncuları erkeklerden oluşmaktadır.
Oyunda genellikle hayvan postlarıyla hazırlanan maske ve giysiler kullanılır. Gelinin kostümü kadın giysileridir.
Gelinin korumaları eski elbiseler giydirilmiş yüzleri çeşitli boyalarla boyanmış kişilerdir. Evet biraz uzun oldu ama bir gün olurda yolunuz buraya düşerse oyunu izlerken daha bilinçli izlersiniz.
Şenliğin yürüyüşü geleneksel olarak: köyün başlangıç noktası olan Komoban’dan (Aşağı Mahalle) başlamaktadır. Yayla yürüyüşünde önce kadınlar ve kızlar rengarenk geleneksel bir tür kıyafet olan buzmalarını giyerler.
Yaylaya gitmek isteyenler yürüyüşe katılmakta ve kalabalık çoğalmaktadır. Daha sonra Zemoban’a (Yukarı Mahalle) çıkılmakta ve oradaki insanların katılımıyla yürüyüş devam etmektedir.
Yürüyüş sırasında görülen düzlüklerde, tulum ve akerdeon eşliğinde horon oynanır ve geç kalanların gruba yetişmesi beklenir.
Günümüzde şenliklerde sadece akordeon çalınmaktadır. Burada ekerdeon’a ayrı bir başlık açmak lazım. Akerdeon en yaygın çalgı aletidir, hemen hemen her evde bulunan bu müzik aleti sayesinde, insanlar küçük yaşta akerdeon çalmayı öğrenir.
Yürüyüş sonunda yaylaya varıldığında, oraya daha önceden çıkan yaylacılarla birleşilir ve 7 gün 7 gece yaylada eğlence yapılır. Köydeki işlerin durumuna göre bu süre uzayabilmektedir.
Şenlikteki başlıca gelen aktivitelerden biri, müzik eşliğinde köy halkının koyunları Koyun Yıkama Deresine götürüp yıkamasıdır. Daha sonra akordeion ve tulum eşliğinde, yöresel müzikler eşliğinde yaylaya geri dönerler. Bu etkinliğin amacı koyun yünlerinin temizlenmesi ve koyundan elde edilen yünden yorgan, yastık, ip yapmaktır. Koyun kırkımı yapılmadan önce, koyunları yıkama işlemi tüm yayla halkı tarafından birlikte yapılmaktadır. Koyunlar yaylaya döndükten sonra kırkılır ve yünler toplanır.

Bazgireti Kilisesi:
Bazgireti köyünün batısında, deniz seviyesinden 2430 metre yükseklikte, köylülerin Sazgirela, Sazgireli Düzü olarak adlandırdıkları yerde bulunmaktadır. Bu ad “Satskerela” dan yani “gözetlemeden” geliyor olabilir. Burası ayrıca Kiliseler adıyla da bilinmektedir.
16’ncı yüzyılda inşa edildiği düşünülür. Tek neflidir.
Kilise, köyün batısında deniz seviyesinden 2430 metre yükseklikte bulunmaktadır. Büyük ölçüde yıkık olan yapının kalıntıları günümüze ulaşmıştır. Büyük ölçüde yıkık olan kilisenin güney tarafına bitişik 10 x 9 metre boyutlarında bir yapının bulunduğu, bugüne kadar ulaşan kalıntılardan anlaşılmaktadır. Doğu ve kuzey duvarlarının yüksekliği 1 metreyi bulur. Diğer duvarlar ise daha alçak seviyede olup yıkıntılar altında kalmıştır. Güney tarafındaki bitişik binanın duvarları daha aşağı seviyededir. Kilise sarımsı renk taşlarla harç kullanılmadan inşa edilmiştir.

MEYDANCIK KÖYÜ
Eski ismi “Diyobani” köyüdür. İlçe merkezine uzaklığı 33 km dir. Ulaşım: Artvin-Şavşat karayolundan Şartul mevkiinden ayrılarak Meydancık Çayı kenarından devam eden karayolu ile sağlanır.
Köyün isminin Gürcüce de anlamı “Büyük yer” demektir. Bu yer adı Türkçeye Diyoban olarak geçmiştir.
1993 yılında Meydancık (Diobani) köyü ile Balıklı (Tskalsimeri), Mısırlı (İveti) ve Taşköprü (İphrevi) köyleri birleşerek Meydancık Belediyesi kuruldu.2013 yılında Belediye varlığı sona erince Meydancık yine bağımsız bir köy oldu.
Yörenin sınırları içindeki Papart Vadisinin bir bölümü, 2010 yılında 1 ve 3’ncü derece doğal sit alanı olarak tescil edilmiştir.
Son bir not: Burada bir askeri birlik var. 3’ncü Hudut Bölük Komutanlığı.

Papart Vadisi:
İnsan yerleşiminin doğal dokuyu bozmadan, çevresiyle uyum içinde geliştiği alan yöreye özgü ahşap mimari örneklerini barındırmasının yanı sıra, nitelikli ormanları içeren hareketli topoğrafyanın oluşturduğu ilginç kompozisyonlar ve peyzaj bütünlüğü nedeniyle 2010 yılında büyük kısmı Birinci derece, birkaç yerleşim alanı ise üçüncü derece olmak üzere Doğal Sit alanı olarak belirlenmiştir.
Evet, Türkiye-Gürcistan sınırı yakınlarında yer alan 1650 metre yükseklikteki yayla doğal orman örtüsü ve meraları görülmeye değer bir doğal güzelliktir.
Papart deresi vadisi Karçal Dağları Önemli Doğa Alanı sınırları içerisinde bulunan bir doğal alandır. Büyük ölçüde volkanik kayaçlardan oluşan bir dağ sisteminin parçası olan Karçal Dağları, önemli doğa alanının doğusundadır. Alan, ani yükseklik değişmeleriyle ortaya çıkan ekosistem çeşitliliği, yüksek endemizm oranı ve zengin yaban hayatıyla dikkat çeker.
Alanda 26 bitki toksonu kriterlere uymaktadır. Alanda üreyen kuşların başında dağ horozu ve ürkeklik yer alır. Bölge yırtıcı kuşların göç yolu üzerinde olmasından dolayı, zengin kuş varlığıyla da ayrıcalıklı bir yere sahiptir. Özellikle son bahar aylarında yoğun bir yırtıcı kuş göçüne ev sahipliği yapmaktadır.

Meydancık Taş Kemer Köprüsü:
Köprü, ilçe merkezine bağlı Taşköprü Mahallesinde, Bocanat Deresi üzerindedir.
Yapının kitabesi yoktur. Muhtemelen Orta Çağ döneminde yapılmıştır. Tek gözlü ve yolu düz köprüler gurubundadır. Köprü gözü basık kemerli olup, korkulukları yoktur. Köprü, tümüyle kaba yontu taşıyla yapılmıştır.
Günümüze kadar sağlam olarak ulaşmıştır.

Sateve Yaylası
İlçe merkezine bağlı Meydancık beldesine bağlıdır. İl merkezine 44 km uzaklıktadır.
Yaylaya ulaşım nispeten kolaydır, minibüs dahil her türlü araç ile gidilebilir.
Yükseklik yaklaşık 1778 metredir. Yaylanın çevresinde ormanlık alanlar, otlaklar ve doğal peyzaj özellikleri mevcuttur. Yaylanın doğası büyük ölçüde el değmemiştir. Yapılaşma sınırlıdır.

SATAVE Gevrek Festivali:
Festival alanı, Şavşat ilçe merkezine 44 km uzaklıktadır.
Her yıl Temmuz ayının 2’nci hafta sonu, 1400 rakımlı Sateve Yaylasında “Gevrek Festivali” düzenlenir.
Bu festival yöresel kültür unsurlarını ve özellikle Gürcü gelenekleri ve halk müziklerini yaşatmayı amaçlar. Gürcistan sınırındaki 20 köyün ortak katkısıyla organize edilen bu festival, yöre halkı tarafından “Gürcü Festivali” olarak da biliniyor.
Türkiye’nin çeşitli illerinden gelen vatandaşlar, Türkçe ve Gürcüce seslendirilen şarkı ve türküler eşliğinde horon oynayarak dolasıya eğlenirler. Katılımcılardan bazıları festival alanında etkinlikleri takip ederken, bazıları da çevredeki ormanlık alanda kurdukları çadırlarda piknik yaparak doğayla iç içe vakit geçirirler.
Festivalde katılımcılara, etkinliğe adını veren ve kaymakla hazırlanan geleneksel kuzineden pişirilen gözlü ekmek olan çeşit çeşit “gevrek” ikram edilir.

KİRAZLI KÖYÜ
İlçe merkezine 21 km uzaklıktadır. Eski ismi “Balvana köyü” dür. Sahara dağı eteklerinde kuruludur. Balvana kelimesinin anlamı, Gürcüce de kiraz anlamındaki bali kelimesinden türemiştir. Kirazlı, kiraz ağaçlarıyla zengin anlamına gelir.

Balvana Manastırı-Sulesi Manastırı:
Kirazlı köyü sınırları içindedir. Kirazlı köyünün 1.5 km doğusunuda, Oşoreti deresinin sağ kıyısında, bugün de sadece bir patika ile ulaşılan bir kayanın dibinde ve bu kayaya yaslanmış olarak inşa edilmiştir.
Evet, 10’ncu yüzyılda Gürcü Krallığı zamanında inşa edilmiştir. Sulesi ve Balvana köyleri sınırında bulunduğu için Sulesi Manastırı olarak da bilinir.
Manastır kompleksi içinde, kuzey tarafından bitişik yapısıyla ana kilise ön önemli yapıdır.
Birkaç katlı yapıda, iki mezar odası ve içinde keveri denilen küplerin bulunduğu mahzen vardır.
Kayanın üst kısmında, kayaya oyulmuş basamaklar ile duvar kalıntıları görülür.
Manastır bölümlerinin bir kısmının bu üst katta olduğu tahmin edilmektedir.
Manastırın ana kilisesinin bir cephesi kayaya yaslanmıştır.
Kuzey tarafında bitişik bir yapı bulunan kilise, iki katlıdır.
Kilisenin ana mekanına küçük bir holden girilir ve buradaki girişin üç kenarı da kabartmalarla süslenmiştir.
Kilisenin ana mekanının alt katında tonozla örtülü bir oda bulunmaktadır. Bu oda “kemiklik” olarak da bilinen mezar odasıdır.
Gelelim günümüze: manastır harabe durumundadır, yapının bazı kısımları büyük ölçüde ayakta olsa da tam restorasyon görmemiştir. Erişim mümkündür ancak yollar genellikle patika şeklindedir. Araçla değil yürüyerek gitmek gerekir.
Kirazlı Köyü Kaya Odaları
Manastırın kuruluşundaki adı bilinmediği için bu komplekse, Türkçe Kaynaklarda “Kraliçe Tamar’a atfen “Tamara Odaları”, Kirazlı köyünde bulunmasından dolayı “Kirazlı Köyü Kaya Odaları” gibi adlar verilmiştir.
Meskun mahalden uzakta, sarp bir kayalıktadır. Kaynaklarda herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. Hangi tarihte yapıldığı kesin değildir.

SÖĞÜTLÜ MAHALLESİ
İlçe merkezine 2 km uzaklıktadır.

Şato:
Yapı, kitabesine göre 1833 yılında inşa edilmiştir. 19’ncu yüzyılda yönetim binası olarak kullanılan yapı, Rus işgali sırasında çıkan bir yangın nedeniyle orijinal durumunu koruyamamıştır.
Yığma yapım sistemiyle inşa edilen yapıda moloz ve kesme taş malzeme kullanılmıştır. Üst katları yıkılmış olan yapının iki katı günümüze ulaşmıştır.
Ana kapıdan avluya girilen yapıda, alt kat depo üst kat konut olarak kullanılmaktadır. Bazı yerlerde tuğladan ekler yapılmış ve yapının mimarisi bozulmuştur.
Yapı, vadi yükseltisi üzerinde bulunan doğu yönünde düz bir arazide bulunmaktadır. Cephe duvarları 1.20 metre kalınlığındadır. Yapının cephesinde dolgu tekniği kullanılmıştır.
Cephenin bir bölümünde, kapılarda ve köşelerde iki renkli düzgün kesme taş kullanılmıştır. Yapının diğer bölümlerinde moloz taş kullanılmıştır. Yapı bulunduğu bölgede pek rastlanmayan bir yapı örneği olması nedeniyle ilgi çeker.
Günümüzde konak olarak kullanılmaktadır.

Satlel Kilisesi ve Mezarlığı
İlçe merkezine bağlı Söğütlü mahallesindedir.
Değişik zamanlarda onarım geçirdiği anlaşılan yapı, muhtemelen Ortaçağ döneminden sonra kilise olarak inşa edilmiştir.
Daha sonra kilise büyütülmüştür. 1923 yılında kilise camiye çevrilir.
Günümüzde herhangi bir amaç için kullanılmıyor. Vakıf arazisi üzerindedir.
Çevresi Osmanlı döneminden kalma hazire ile çevrilidir. Kuzey güney doğrultusunda dikdörtgen plandadır.
Kuzeyde ve güneyde, dikdörtgen planlı iki mekan bulunur.
Tüm yapı, dıştan kuzey-güney doğrultusunda çatıyla örtülmüştür.
Yapı, plastik ve freskli süsleme açısından sadedir. Ancak doğu cephesinde haç motiflerinden oluşan plastik süslemelere yer verilmiştir. Cephe duvarları, dolgu duvar tekniğiyle örülmüştür. Yer yer düzgün kesme taş malzeme de kullanılmıştır.
Kuzey cephesi dışında, diğer tüm cepheleri sağlam olan yapının özellikle kuzey mekanın (son cemaat yerinin) üst örtüsü tümüyle çökmüştür. Çatısı onarıma muhtaçtır. Minberi yerinden alınmıştır.

Satlel Kalesi
İlçe merkezine 2 km uzaklıktaki Söğütlü mahallesindedir. Artvin-Şavşat karayolu üzerindedir. Yüksek bir ana kaya üzerine kurulmuştur.
Kuzeyden batıya doğru devam eden bölümünde ise, surlar yok denecek kadar azdır.
Doğudan başlayıp, batı ucuna kadar devam eden çevresinde ise, yaklaşık 13 metreye kadar yükselen, 4 adet ve dikdörtgen formdaki, silindirik burçlarla, bunların yarısına kadar çıkan surlar yer alır.
İç mekanda, kalenin güneybatı surunda, dışa burç şeklinde uzayan ve 15 metre yükseklikte, silindirik planlı kule bulunur.
Asıl mekandan, günümüze dikdörtgen planlı ve üstü çatılı şapel kalıntısı kalmıştır. Ayrıca hemen kuzeybatısında, ana kayaya oyulan bir sarnıç ulaşmıştır.
Kalenin doğu yönünde, birbirine bitişik olarak düzenlenmiş, üstü tonozla örtülmüş iki burç bulunur. Orta duvarında dışa açılan küçük bir pencere bulunur.
Hemen yanındaki mekanda ise, dikdörtgen formlu kapı vardır.
İç kısmı bozulan ve üst duvarları yıkılan kule, yaklaşık 7 metre yüksekliktedir. Kalenin tüm birimlerinde moloz taş ve kireç harç kullanılmıştır.
Yapının kitabesi olmadığından: kesin olarak hangi tarihte ve kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor.
Plan ve mimari özellikleri bakımından, Bagratlı krallığı kalelerine benzer. Bu benzerlik dikkate alındığında, 9’ncu yüzyılda inşa edildiği söylenebilir.

DEMİRCİ KÖYÜ
Eski ismi “Dada” köyüdür. Gürcüce olan kelimenin anlamı “Köy, kasaba” demektir. İlçe merkezine 25 km uzaklıktadır.

Demirci Köyü Köprüsü
Kitabesi yoktur. Ancak, yörede elde edilen bilgilere göre: aslen Demirciler köyünden olup, Köstence’de valilik yapmış “Osman Paşa” tarafından yaptırılmıştır. Yapım tarihi olarak, muhtemelen 18’nci yüzyıl tahmin edilmektedir.
Köprü, tek gözlü ve yolunun eğimli olduğu köprüler gurubuna girer.
Köprünün uzunluğu 33 metre, genişliği 2.8 metredir.
Köprü gözü, iki kademeli sivri kemerle belirlenmiştir. Kemer: düzgün kesme taş, diğer yerleri moloz taşla inşa edilmiştir. Yol döşemesi moloz taştır. Her iki yöndeki korkuluk duvarları sağlam olarak günümüze ulaşmıştır.

MURATLI KÖYÜ
Köyün eski ismi “Maradit” dir. Bu kelimenin anlamı Gürcü dilinde “büyük geniş düzlük çayır” demektir.
Çünkü Maradit, yaklaşık 5 kilometrelik bir düzlüğe sahiptir. Kelimenin bir diğer anlamı ise, şarap kapılan küp demektir.
Hopa-Borçka üzerinden buraya gelirseniz, yol üzerinde 2005 yılında yapılmış Muratlı Barajı gölünü görebilirsiniz.
Bu göl suları altında bir köy kalmıştır ve Karşıköy isimli bu köyün cami minaresi ve çay fabrikası bacası, gölün ortasında görülüyor.
Bu durum elbette turistlerin ilgisini çekiyor, baraj gölünde sandalla gezmek mümkün.

Muratlı Camisi
İlçe merkezine bağlı Muratlı köyündedir.
Kapının üstündeki kitabeye göre, 1846 yılında, Ahmet Usta tarafından yapılmıştır.
Yine bu kitabeye göre: 1847 yılında Uzunhasan Zade Hüseyin Alemdar tarafından minberi, Sağıroğlu Hüseyin Ağa tarafından mahfil katı yaptırılmıştır.
Yöredeki Rus işgali sırasında, iç mekanda meydana gelen tahripler nedeniyle, onarım gören caminin orijinal minaresi, 1979 yılında yeniden yaptırılmıştır.
Minaresi ve bodrum bölümü dışında, tüm yapı ahşaptır. İç mekanın en önemli süsleme bölümü, ajur tekniğiyle ele alınan minberidir.
Giriş kapısı ve minberi ağaç oymalı çeşitli motiflerden ve süslemelerden oluşmaktadır.
Cephelere sonradan sürülen yağlı boya, yapının orjinalliğini bozmuştur.
Ancak zengin süslemeli harimin halen vernikle korunan birimleri, büyük bir kazançtır.
Yapı, geç devir Osmanlı camileri içinde, bölgeye özgü zengin ağaç oyma süslemeleri açısından önemlidir. Cami, günümüzde ibadete açıktır.

CEVİZLİ-TİBET KÖYÜ
Cevizli, ilçe merkezine bağlı ve 13 km uzaklıktadır. Eski adı “Tibet köyü” dür.
Köydeki bazı insanların misal Terzioğulları mahallesindeki bazı kişilerin, Uygurlara benzer göz yapısı vardır.
Ayrıca Turutlar mahallesi bir Kıpçak boyunun ismini taşımaktadır ki, bu kökeni gösteren bir işarettir. Artvin-Erzurum-Ahıska ve Ardahan Kıpçak Türklerinin yaşadığı yerlerdeki Türk kültürü gelenek ve görenekleri yaşanmaktadır.
Eski Türklerin yaşam biçimi olan yaylacılık, Tibetliler tarafından hala devam ettirilmektedir. Gürcistan’ın özerk cumhuriyeti Acaristan sınırındaki Arsiyan Yaylasına çıkılmaktadır.
Geçmişte güçlü şekilde yapılan yaylacılık artık yok olmaya yüz tutmuş vaziyettedir.
Yazılı kaynaklara göre yapı, 899-914 yılları arasında bölgeye hakim olan Bagratlı Prenslerinden Aşot Koukhi döneminde yaptırıldığı anlaşılan ve yontma taştan yapılmış, dört yüzeyden ibaret olan çatısının her yüzeyinde “Koç heykeli” bulunan iç mekanda “Havari” figürleri mevcut olan kilisesi ve ahşap evleri ile dikkat çekmektedir.

Tibeti Kilisesi
İlçe merkezine bağlı Cevizli köyündedir.
Günümüze ulaşan herhangi bir kitabesi bulunmamaktadır.
Yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre; 899-914 yılları arasında bölgede egemen olan Bagratlı Prenslerinden Aşut Koh tarafından yaptırılmıştır.
11’nci yüzyıldan sonra yörenin önemli dini merkezleri arasında anılan yapı, 12 ve 15’nci yüzyıllarda dışı kesme taş tekniğiyle örülerek onarım görmüştür.
Bölgenin İslamiyeti kabul etmesiyle birlikte cami olarak kullanılan yapı, 1885 yılında kubbesine ve haç kollarına yıldırım düşmesi sonucu hasar görmüş ve 1889 yılında kaderine terk edilmiştir.
1953 yılında kubbesi çökünce iyice harabeye dönmüştür.
Kilise günümüze gelen şekli ile serbest haç planlı olup, dıştan 26 x 25.50 metre ölçülerindedir.
Dıştan onaltıgen, içten yuvarlak bir yapıya sahiptir. Nedeni bilinmemekle birlikte, 11’nci yüzyılda kilisenin üzerine bir kilise daha yapılmıştır.
Yapıdan günümüze sadece cephe duvarları kalmıştır. Çünkü uzun yıllar define avcıları tarafından harap edilmiştir. Kiliseye çevresinde yaşayan köylüler sahip çıkmıştır.
Bu kilise, özellikle Gürcüler tarafından ziyaret ediliyor. Fakir Baykurt “Efkar Tepesi” isimli kitabında, bu kiliseden bahseder.
Artvin şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.
Ardahan şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.










Kayanın içinden akan su ile oluşan bir şelaledir.














