Antalya Perge

Perge

Antalya’nın 18 km. doğusunda. Düden ve Aksu akarsularının arasında kalan bölgedir.

Günümüzde, Antalya’nın 18 km. doğusunda, Aksu İlçesinden 2 km. içeriye doğru ilerlediğinizde, Perge’ye ulaşacaksınız.

Burada: uluslararası standartlardaki otel ve tatil köyleri; bir turizm cenneti yaratmış.

Öncelikle şunu söylemem gerek: Perge antik kenti UNESCO tarafından 2009 yılında Dünya Kültür Mirası Geçici Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Perge, Attaleia (günümüzdeki Antalya) liman kentinden, birkaç kilometre içeride, bu bölgede çok tercih edilen türde alçak ve düz bir tepe merkezli olarak yer alır.

Şehir, ovadaki üç tepe arasında gelişim göstermiştir. Böylece hem denizden gelebilecek saldırılardan korunmuş hem de antik kent geleneklerine uygun kentsel biçimlenme sağlanmıştır.

Muhtemelen şehrin ilk bölümü, 60 metrelik bir yükselti üzerindeki düzlükte yapılandırılan Akropol’dür. Akropol’e ulaşım sadece güneyindeki iki yoldan sağlanabiliyordu.

Şehirdeki diğer iki yükselti ise, güneydoğudaki İyilik Belen Tepesi ile Tiyatrosu destekleyen güneybatıdaki Koca Belen Tepesidir.

Helenistik dönemde (MÖ 200-300) kentin gelişimi, temelde bu üç tepe arasında olmuştur.

Perge, coğrafi anlamda önemini, biraz da Pamphlia Ovasını sulayan ve Perge’nin deniz ile bağlantısını sağlayan ana akarsulardan biri olan ve Toros dağlarından çıktığı noktada, Kocaçay, Pamphylia ovasında ise Aksu çayı olarak isim değiştiren su kaynağına borçludur.

Antik dönemde, üzerinde bulunduğu ticaret yolu nedeniyle önem kazanmış bir Pamphylia (Pamfilya) şehridir. Anonim bir kaynak olarak Tabula Pentingeriana isimli atlasta: Perge, Bergama’dan başlayan ve Tyatira-Philedelphia-Hieropolis üzerinden Laodikeia ve Cormassa’ya ulaşan ve Sillyon-Aspendos’tan geçerek Side’de deniz kıyısında son bulan ana yol üzerinde gösterilmektedir.

Özellikle: MS.275-276 yıllarında, savaş kasasının imparator Tacitus tarafından, Perge’ye getirilmesi ile, kentte, ekonomik durum canlanmış.

Kente ulaştığınızda: kapıda bir kitabe göreceksiniz. Bu kitabede; kentin, Truva savaşından sonra, bölgeye gelen, Mopsos ve Kalkhas adındaki kahramanlar tarafından kurulduğu yazılı.

Ancak: MÖ.333 yılında, Makedonya Kralı Büyük İskender’in bölgeye gelişine kadarki tarihi süreç içinde; kent ile ilgili, herhangi bir bilgi ve belgeye rastlanmıyor.

MÖ.3’ncü yüzyılda; kentte, Bergama krallığının egemenliği görülür. Daha sonra ise; Roma egemenliği. Roma yönetiminde, özellikle; MS.1 ve 3’ncü yüzyıllar arasında, büyük gelişmeler görülür.

Günümüzde, burada görülen kalıntıların çoğu, bu dönemlerden kalmış. Takip eden dönemlerde, Bizans egemenliği devreye giriyor ve kent; Hıristiyan dünyası için önemli bir merkez haline geliyor. Hıristiyan dünyasının azizlerinden, St. Paul’ un kenti ziyareti, buranın dinsel yönden önemini de arttırmış.

Perge

Şimdi Perge’deki yapılaşmada etkisi bulunanlardan söz etmek istiyorum.

Kralların hamiliği ve Herodes Atticus gibi zenginlerin ilgisi, bu ve benzeri kentlerin donatılmasında önemli etmen olmuştur. Bu hamilerin neredeyse tümü erkekti.

Bu nedenle, en ünlü haminin Plancai Magna adında bir kadın olduğu, Anadolu’nun güney kıyılarındaki Pamphylia bölgesindeki Perge kenti, diğerlerinden ayrılır.

Saygın bir aileden gelen Plancia Magna, sadece erkeklerin şanının maşası değildir. Yapılan kazılarda bulunan adanma ve anma yazıtları, 2’nci yüzyıl başlarında ailesinin güçlü bir önderi olduğu ortaya çıkmıştır.

Kentin tarihinin büyük kısmı boyunca, bu kurulu olduğu düz tepe savunulan Akropolis olmuştur. Buradaki kazalarda, erken tunç çağına kadar geriye giden buluntular kaydedilmiştir. Ne var ki, halen bir Hitit kentine rastlanmamıştır.

Muhtemelen yerleşim Helenistik dönemde tepe yamaçlarından aşağı doğru, daha sonra geç Helenistik ve Roma dönemlerinde de tepenin güneyindeki hafif eğimli, neredeyse düz araziye doğru genişlemiştir.

Kent MÖ 3’ncü yüzyılda Selefkilerce inşa edilen ve MS 4’ncü yüzyılda ekleme yapılan bir duvarla kuşatılmıştır. Duvarlı kentin dışında, yakın bir tepeye yaslanmış tiyatro ve iyi korunmuş bir stadyum bulunur.

Yine kent dışında, edebi kaynaklara göre Perge’nin en ünlü yapısı olan Artemis Tapınağı vardı. Bu bölgede yoğun aramalara rağmen tapınak henüz bulunamamıştır.

Kent birbirini kesen sokaklarca, eşit olmayan dört bölgeye ve farklı boyutlarda kent bloklarına ayrılır. Her iki yanı revaklı ve ortasında taş döşeli bir su kanalı bulunan ana kuzey-güney sokağı, Akropolisin dibindeki şık bir nmyphaeium’dan (çeşme binası) güneye, kent kapılarına doğru uzanır. Helenistik kapı, kendisini iki yandaki yuvarlak kulelerle belli eder.

Yazıtlara göre, Placia Magna bu kapıyı yeniletmiş, at nalı biçimindeki avlusunu ve avlunun kuzey ucundaki anıtsal üç kemerli girişi ekletmiştir. Avlunun iç duvarlarında, her bir yanda, yedi üst ve yedi altta olmak üzere, tümünde kentin kurucularından veya önemli yurttaşlarından birinin heykeli bulunan iki kat niş dizilidir.

Gerçekten de Perge’de çok sayıda heykel bulunmuş ve günümüzde Antalya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Yerel üretimi ciddi düzeydeydi, ama kuzeybatı, önemli bir ihraç kaynağı olan bu endüstri için yerel mermer ocaklarından yararlanan Menderes ırmağı vadisindeki Aphrodisias şehri ile boy ölçüşebilecek düzeyde değildi.

Evet, arkeolojik kazılara göre, Perge tarihinde üç önemli dönemin varlığı saptanmıştır. Bunlar: hala kısmen ayakta olan mükemmel kent sur yapılanmaları ve kulelerin inşa edildiği Helenistik Dönem (MÖ 3 ve 2’nci yüzyıl), kent kimliğinde belirleyici olan tiyatro, stadyum, kolonadlı caddeler, hamamlar, agora, anıtsal çeşme gibi yapıların inşa edildiği Roma dönemi (MS 2 ve 3’ncü yüzyıllar) ve Perge’nin metropolitik ikamet yeri haline geldiği, kent surlarının güneye doğru genişletilerek birçok kilise yapısının inşa edildiği Hıristiyanlık dönemi (MS 5 ile 6’ncı yüzyıllar arası) dır.

İsa’nın havarilerinden Pantos (St Paul) yeni dinsel amacı yaymak için yaptığı gezilerden ilkinde Perge şehrine uğramıştır. Kıbrıs’tan yola çıkan St Paul, Aksu nehrinden ilerleyerek Perge’ye gelmiş, oradan da Psidia Antiocheia’ya geçmiş, Perge’ye geri  dönüp buradan Attelia’ya (Antalya) gitmiş ve bu kentte yapılan bu iki ziyaretlerinden, kutsal kitap Lukas’da söz etmiştir.

Perge

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR VE GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILAR:

Evet Perge antik şehrinde yapılan kazılarda: Tiyatro, Güney Hamamı, Agora, Macellum, Kestros Çeşmesi, Sütunlu ana cadde gibi yapıların kazıları, 1946-2012 tarihleri arasında yapılmıştır.

Sütunlu Batı Caddesinin ve bu caddeye paralel uzanan su kanalının, Caracalla Çeşmesinin (Palaestra yapısının ana cephesi ve nympahion havuzu dahil olmak üzere) kazısı tamamlanmıştır.

Batı Nekropolis’e kadar uzanan güzergah bütünüyle açılmıştır.

Diğer taraftan alanda Ana caddenin doğu ve portikolarının ıslahı sağlanmıştır.

Roma kapısından kent meydanına kadar uzanan büyük alan düzenlenmiştir.

Helenistik kuleleri ve Agora’yı da kapsayacak şekilde düzenlemeler bütüncül olarak ele alınmıştır.

Perge’nin bir diğer özelliği de şudur; Perge antik çağın en önemli heykel üretim merkezlerinden birisi buradadır. Yapılan kazı çalışmaları sonucunda ortaya çıkarılan bu heykellerin sergilendiği Antalya Arkeoloji Müzesi, dünyanın en zengin Roma heykel müzeleri arasında sayılmaktadır.

Perge Surlar

SURLAR VE KULELER:

Savunma amacıyla kesme taştan yapılmış olan surlar, kentin doğusunda ve kuzeyinde yer almaktadır. Gerek Akropolis’in güney yamacının gerekse aşağı kentin çevresi oldukça sağlam bir şekilde günümüze gelebilmiş bir sur sistemiyle çevrilidir.

Büyük İskender’in şehri ele geçirmesinden sonra inşa edilen bu duvarlar, her biri yaklaşık yarım ton olan taşların üst üste dizilmesiyle yapılmıştır.

Surların MÖ 218-188 yılları arasında yapıldığı sanılmaktadır. Doğal yapıları gereği, bu devasa taşlar zamanla yağmur suyunun etkisiyle birleşmiş ve böylece şehri çevreleyen duvarlar günümüze kadar ulaşmıştır.

Bölgenin Büyük İskender tarafından MÖ 333’de fethedilmesi sırasında Perge’nin İskender güçlerine direnmeden ev sahipliği yapması, şehri koruyan duvarların olmamasına bağlanmaktadır.

Bu nedenle, bugün şehrin en anıtsal yapılarından olan ve şehrin sembolü olan iki yuvarlak kule ile şehir duvarlarının, İskender’in şehri fethetmesinden sonra inşa edildiği varsayılmaktadır.

Kent suru üzerine yerleştirilmiş kapılar ve kuleler rahatlıkla görülebilmektedir. Sadece: Tiyatro, stadium ve nekropoller su dışında bırakılmıştır. Kentin diğer tüm öğeleri sur içindedir.

Özellikle Aşağı Şehir sur sistemi düzgün duvarlar önüne eklenmiş kulelerle pasif savunmaya işaret eder. Akropolis suru ise çok sayıda kule ve dirsekli yapısıyla farklıdır. Kentin en erken sur sistemi, muhtemelen Akropoliste bulunmaktaydı. Aşağı kenti çevreleyen sur sistemi ise Helenistik Dönemden itibaren uygulanmış olmalıdır.

MS 3’ncü yüzyılın ikinci yarısında, Anadolu’yu etkileyen Got ve Sasani saldırıları nedeniyle birçok şehir gibi Perge de surlarını güçlendirmek, yeniden inşa etmek zorunda kalmıştır.

MS 4’ncü yüzyıl ortalarında, yakınındaki kentler için tehdit oluşturan İsaurialıların saldırılarına karşı surlar güçlendirilmiştir. MS 5-6’ncı yüzyıllarda ise yeni yapılaşma ve surlara eklemeler yanı sıra depremler nedeniyle hasar gören yapılar da onarılmıştır.

Tüm bu önlemlere rağmen, MS 7’nci yüzyıldan sonra Arap akınlarının baskısıyla Aşağı Şehir terk edilmiş ve halk Akropolis’e çekilmiştir.

Gelelim kulelere:

Perge Aşağı şehir surlarındaki kuleler, Helenistik Kapıyı koruyan iki kule dışında, dikdörtgen planlıdır ve sur duvarlarından dışarı çıkıntı yapmaktadır.

Kulelerin çoğunun arka duvarları yoktur ve sur duvarlarına yaslanmıştır. Böyle, sur duvarlarından dışarıya taşan kulelerin, surlara yaklaşan düşmanı ok, mızrak ya da mancınık atışıyla uzak tutmada etkili olduğu bilinmektedir.

Kulelerin yapım tekniğine gelince: Anadolu’da Helenistik kesme taş geleneğinin Roma döneminde de sürdüğü görülür. Ancak kesme taş dikdörtgen bloklarla düzenli ve devşirme bloklarla düzensiz olmak üzere başlıca iki duvar örgü düzeni olarak farklı yöntemler gözlenir.

Hemen hepsinin alt katlarında bosajlı duvar işçiliği görülür, ayrıca her bir kat, farklı duvar yüzeyi ile belirginleştirilmiştir. Çoğunun birinci ve ikinci k atlarında mazgal delikleri üçüncü katlarında ise pencereler vardır. Böylece hem gözetleme ve ok atma hem de mancınık kullanarak savunma yapabilme mümkün olmaktadır. Yuvarlak planlı kuleler ise dört katlıdır. Bu kulelerde de mazgal delikleri ve pencereler bulunur. Üst kısmını ise koni şeklinde bir çatı ile kapatılmış olabileceği düşünülür.

Perge Roma Kapısı

ROMA KAPISI

Şehrin güneye genişlemesiyle anıtsal kapı işlevini, birden çok evreye sahip olan Geç Dönem Kapısı üstlenmiştir. Bu kapı Septimus Severus (193-211) dönemine tarihlenir.

Antik kentte 3 tane ana kapı vardı ve en etkileyici kapılardan biri MS 2’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilen bu Roma kapısıdır.

Perge Roma Kapısı

İki büyük kule ile desteklenen Roma Kapısının uzunluğu, 24 metre, genişliği ise 10 metredir. Antik dönemdeki Perge şehrinin ihtişamını simgeleyen bu kapı, üzerinde bulunan yazıtlar ile dönemin sanat anlayışını en iyi şekilde tasvir etmektedir.

Kapıdan girildikten sonra bir dikdörtgen avlu bulunur.

Perge İki Kuleler

İKİ KULE VE ANA CADDE:

Antik kente girildiğinde ilk dikkat çeken, büyük bölümü yıkılmış olsa da görkemiyle hala hayran bırakan ve Perge’nin sembolleri olarak kabul edilen iki kule, MÖ 3’ncü yüzyıla tarihlenir.

Bir zamanlar aralarında kente girişi sağlayan ana kapı bulunurdu.

Kulelerin ardında ise anıtsal çeşmeye kadar uzanan 300 metre uzunluğunda bir cadde mevcuttur.

Kente girenler, kapıdan geçtikten sonra bu caddeyi takip ederlerdi.

Aziz Paul’de dahil olmak üzere 2 bin yıl önce, burada yaşayanlarla aynı yerde adım attığınızı bilmeniz, gezinizden alacağınız keyfi arttırır.

Kentin ana caddesi olan bu yolun iki tarafında ise bir zamanlar dükkanlar sıralanıyordu.

Perge’nin arkeolojik açıdan öneminin nedenlerinden biri, kent planlamasında ulaşılan düzey ve Roma döneminin en düzenli kentleri arasında yer almasıydı.

Kent planının ana akslarından birini de yine bu cadde meydana getiriyordu.

Perge Helenistik Kapı

HELENİSTİK KAPI/GÜNEY KAPI:

MÖ 2’nci yüzyıla tarihlenen, güneydeki bu sur kapısı, iki yuvarlak kule ile korunan anıtsal bir kapıdır.

Kuleler, form ve örgü düzeni olarak diğer yapılardan ayrılır.

Bugün kapı ile beraber anılan at nalı şeklindeki avlu ise Roma döneminde Bithynia Valisinin kızı Plancia Magna tarafından oluşturulmuştur. (MS 120-1122)

Evet, dört katlı iki adet yuvarlak kuleyle desteklenen anıtsal kapı, savunma amacıyla yapılmış olup ilerleyen dönemlerde kabul kapısı olarak düzenlenmiştir.

Avlu duvarlarının nişlerinde M. Plancius Varus ile oğlu Plancius Varus, Plancia Magna gibi kente hizmet eden önemli kişilere ait heykellerin bulunduğu sanılmaktadır. Yazıtlı kaideler üzerinde duran heykellerin çoğu Prof. Mansel tarafından, 1943-1956 yıllarında yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılmış ve Antalya Müzesinde korunmaktadır. (Neyse ki çalınıp kaçırılmamış)

Perge Sütünlu Kolonadlı Cadde ve su kanalı

SÜTUNLU/KOLONADLİ  CADDE VE SU KANALI

Perge şehir planı, önceden kurgulanmış ve ızgara plan olarak tanımlanmıştır. Kuzeye kurulan grid plan, kentin büyümesiyle güney düzlüklere doğru aynı dokuyu takip ederek yayılmıştır. Bu sistemin özelleşmiş caddeleri ise, güney-kuzey ve doğu-batı aksını oluşturmuş Kolonadlı caddedir.

Evet, aslında Perge antik kentini, dörde ayıran iki sütunlu cadde vardı. Yani yukarıda sözünü ettiğim cadde gibi bir sütunlu cadde daha var. Bu yapılar Roma döneminde kentin ihtişamını gözler önüne serer.

Perge Sütunlu cadde ve su kanalı

Kolonadlı cadde akropol eteğindeki çeşme ile güney yerleşim arasında uzanır.

Yaklaşık 300 metre uzunluğundaki şehrin belkemiği olan bu cadde, ortasında 2 metre genişliğinde taskatlı bir su kanalıyla caddeyi ikiye böler.

Kolonadlı caddeyi ortadan ikiye bölen bu su kanalının yol seviyesinden altta kalan kısmı ise, bölgenin atık su yönetimi için kullanılmıştır. Yol kotundaki su kanalından temiz su akarken, zemin altından su borularının drenajı sayesinde atık su atılmaktaydı.

Evet caddenin her iki yanında isi portikolar ve dükkanlar yer alır.

Perge Sütunlu cadde

Ana caddeden akan su kanalı ise, kentteki anıtsal çeşme yapısı ve iki büyük hamamıyla birlikte, sıcak Pamphlia ovasındaki Perge’ye bir “su kenti” kimliğini kazandırır. Şehrin ortasından geçen ve havuzlarla bağlantılı bu su kanalı sıcaklığın 40  dereceleri aştığı yaz günlerinde mutlaka şehirde konfor sağlamıştır.

Kentte nehir tanrısı Kestros’un heykellerinin de bulunması ve Aksu nehrinin hemen yanı başında inşa edilmesi de bu düşünceyi güçlendirir.

Perge Sütunlu Cadde

Bugün caddede o dönemde kullanılan araba tekerleklerinin izlerini görmek mümkündür.

Caddenin imarı Roma imparatoru Hadrianus zamanında tamamlanmıştır. Zemin taşlarla kaplıdır. Caddenin iki yanında sıralanan sütunlardan bazıları İon, bazıları ise Korinth düzenindedir.

Caddenin iki yanında bulunan sütunlar ve zemindeki mozaikler ziyaretçilerin dikkatini çeker. Antik kentin ruhunu yansıtan sütunlu cadde boyunca yer alan dükkanlar ve yapılar ise antik dönemlerin günlük yaşamını ifade eder.

 

SU YAPILARI:

Perge’de su yapılarının fazlalığı dikkat çeker. Tam 4 tane anıtsal çeşmeye ve bu bölgedeki benzerlerinin en büyüğü olan iki hamama su getiren düzenek, sütunlu caddenin ortasında uzanan su kanalıydı.

Aynı zamanda caddenin iki yanındaki dükkanların da su ihtiyacı bu kanal ile sağlanıyordu.

 

SEPTİMUS SEVERUS NYMPHAİONU:

İki katlı bir çeşme olan bu yapı, Septimus Severus’a ithafen yapılmıştır. Yapı malzemesi sert kalker olan çeşmenin dış yüzeyi mermer plakalarla kaplanmıştır. Septimus Severus ve karısı Julia Domna’nın heykelleri vardır. Çeşmenin alınlık kısmında Artemis Pergai’nin kabartmaları görülmüştür. Yapının inşası MS 204’de tamamlanmıştır.

 

HADRİANUS NYMPHAİONU:

21 metre uzunluğundaki çeşme iki katlıdır. Çeşmenin ortasında nehir tanrısı Kestros’un yatar vaziyetteki heykeli bulunmaktadır. MS 2’nci yüzyıla tarihlenir.

Perge Kestos Çeşmesi-Kuzey çeşme

KESTOS ÇEŞMESİ-KUZEY ÇEŞMESİ

Kolonadlı caddenin ulaştığı son nokta burasıdır.

Antik şehrin önemli yapılarından biri olan anıtsal çeşme, şehrin hemen yakınında bulunan Aksu nehrinin tanrısı olarak ifade edilen Kestros heykeliyle süslenmiştir.

Perge Kestos Çeşmesi Kestos Heykeli

Zengin süslemeli bir mimari cepheye sahip olduğu bilinen bu yapının geniş bir havuzu vardır ve su kanalının bitişiği olan bu odak yapı, Artemis’e sunulmuştur.

Antik dönemde su mühendisliğini gösteren en güzel örnek olması açısından önemlidir. Bu çeşme, şehrin su ihtiyacını karşılamak için inşa edilmiş ve dönemin en önemli yapılarından biri haline gelmiştir.

Perge Zafer Takı

ZAFER TAKI/TETRAPYLON:

Kolonadlı caddenin kuzey-güney aksı ve doğu-batı aksında kesişen noktasında ise daha sonradan şehrin varlıklı bir ailesine mensup olan Demetrios ve Apollonios kardeşler, bir zafer takı dikmişlerdir.

İki caddenin kesiştiği bölümde, kanal üzerinde bulunan ve Tetrapylon olarak bilinen bu küçük anıt, 2014 yılında onarılmıştır. Perge Tetrapylonu olarak da bilinen bu anıt, geçişleri sağlamaktan ziyade tamamen görsellikle bağlantılıdır.

Perge Caracalla Çeşmesi

CARACALLA ÇEŞMESİ/NYMPHAİONU

Perge Tetrapylon’unun batısında kalan Sütunlu Batı caddesinin sonlandığı noktada, açığa çıkarılan çeşme yapısı olmuştur.

Caracalla çeşmesi olarak adlandırılan yapı, Pergeli mimarlarca bilinçli olarak tasarlanmıştır ve heykellerle donatılarak kente, çağdaşları arasında yüksek bir prestij kazandırmıştır.

Su haznesi yarım daire biçiminde tasarlanmış olan havuzun yarı çapı 7 metreyi, derinliği ise 2.5 metreyi bulmaktadır.

Perge İmparator Caracalla ve Tanrıça Selene heykeli

İMPARATOR CARACALLA HEYKELİ

Nympahionu havuzunun içinden çıkan Caracalla heykeli, diğer imparator heykellerinde görüldüğü üzere, Roma’nın ezici ve sarsılmaz gücünü vurgularcasına doğal insan boyutunu aşmaktadır. Yerden yüksekliği 2.20 metreyi aşan heykelde, Caracalla ayakta durur şekilde betimlenmiştir.

İmparator sağ yanında kendisinden çok daha küçük tasvir edilmiş bir erkek figürü vardır. Heykel, MS 217-218 yıllarına tarihlendirilir. Bu heykel, İmparatorun günümüze eksiksiz olarak ulaşabilen ilk ve tek heykelidir. Diğer taraftan, Perge Caracallası’nın başında, kendinden önceki diğer hiçbir Caracalla tipinde görülmeyen bir corona civica  (meşe dallarından yapılan çelenk) bulunmaktadır ki, heykel bu yönüyle de orijinal kabul edilir.

 

SELENE HEYKELİ:

Ay Tanrıçası olarak inanılan ve yine Nympahionu içinden çıkan Selene heykelinin yüksekliği yaklaşık 2 metredir. Heykelin gövdei iki parça halinde bulunmuş olup, kırık haldeki baş kısmıyla birlikte restore edilerek ayağa kaldırılmıştır.

Tanrıçanın ayrılmaz simgelerinden baş üzerinde hilal biçiminde büyük bölümü kırık sembol ve sol elinde meşale vardır.

İmparator Caracalla’nın doğuda ortaya çıkan taht kavgasını fırsat bilerek Fırat Nehrinin doğusuna geçtiği, 8 Nisan 217’de Edessa (günümüzdeki Urfa) yakınlarında bulunan Carrhae Selena Tapınağına kurban sunmak için çıktığı yolda öldürülmüştür.

Bu bağlamda, suikasta kurban giden İmparatorun heykeli ile Selene yontusunun aynı havuzdan gelmesi manidar bulunmuştur.

Perge Tiyatro

TİYATRO;

Perge surlarının dışında kalmaktadır.

1985 yılının kazılarında bulunan tiyatro orkestra, cavea ve skene olmak üzere üç ana bölümden oluşmaktadır.

Tiyatro, plan özellikleri olarak Helen tiyatrosu geleneğine sadık kalarak at nalı formunu taşırken, sahne binası hareketli rölyefler ve bezemeleriyle Roma mimarisi tipi gösterir.

Perge Tiyatro Sahne Binası

Bu bezemelerde Nehir Tanrısı Kestros ile Şarap Tanrısı Dionysos’un yaşam öyküsünü tasvirleyen rölyefler vardır. Sahne binasının yıkılması sonucu bu kabartmalardan bir çoğu ağır hasar görmüştür. Ancak Dionysos’un hayatını anlatan bölümler hala anlaşılabilir durumdadır.

Perge Tiyatro Sahne Binası Kabartmaları

Sahne: mimari kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla, iki katlıdır.

Üst tarafta 23, alt tarafta 19 oturma sırası olan tiyatro, yarım daire biçimindedir ve 14 bin kişi civarı kapasiteye sahiptir.

Diazomaya ulaşılması için paradoslar ve tiyatro iç kısmında bulunan alt oturma sıralarına ulaşılması içinde yol kotunda bulunan geçitler kullanılmaktadır.

Perge Tiyatro

Tiyatronun orkestrasının korkuluklarla çevrilmiş olması, burada vahşi hayvanların ve gladyatör dövüşlerinin yapıldığını düşündürür.

Süslemelerde kullanılan bezemelerin tümünün, belli bir dönem içinde bitirilemediği ve değişik dönemlerde tekrar tekrar bitirilmeye çalışıldığı görülüyor. Özellikle, sahne binası: ilk olarak MS. 170 yıllarında yapılmaya başlanmış, daha sonra ise, üzerine bir kat daha eklenerek, yapı devam ettirilmiş.

Tiyatronun karşısında: tel örgü ile çevrili ve çeşitli antik figürlerin bulunduğu antik taşlar, sütun başlıkları ve kabartmalar sergilenmekte.

Günümüzde burada bulunan eserler, Antalya Müzesinde “Perge Tiyatrosu Salonunda” sergileniyor.

Tiyatro, 2017 yılında ziyarete açılmıştır.

Perge Stadium

HİPODROM-STADİON:

Tiyatro gibi surların dışında yer almaktadır.

Aydın-Karacasu’da bulunan Afrodisias antik kentinde bulunan hipodromdan sonra, ikinci büyüklükteki ve MÖ.2’nci yüzyılda Roma döneminde yapılan hipodrom burada, sağ tarafta, karşınıza çıkıyor.

At nalı şeklinde inşa edilen Stadion, 23 x 234 metre boyutundadır. Tonozlar üzerine oturtulmuş 11 oturma sırası vardır. Yapı malzemesi konglomera taşıdır.

Yapının planı incelendiğinde, kuzey kısa kenar nalı şeklinde kapalı olduğu ve girişin ise güneyde konumlandığı görülür. Güneydeki anıtsal giriş kapısına dair birkaç parça bulunsa da kapı neredeyse tamamen tahrip edilmiştir.

Perge Stadium

Stadyum, strüktürel olarak 70 kemer üzerine oturtulmuş ve bu şekilde desteklenmiştir. Bu konstürsiyonların alt bölümleri aynı zamanda mekansal işlevlerin oluşmasını da imkan sağlamıştır. Bu duruma daha detaylı bakılırsa, doğu tarafındaki oturma sıralarının altında bulunan tonozların dış kesime açılan 30 oda olarak da kurgulandığı görülür.

Perge Stadium

Bu odalardan her üçte biri, kapı olarak çalışmakta ve halkın stadın iç kısımlarına geçmelerine müsaade etmektedir. Diğer odalar ise, dükkan olarak kullanılmıştır. Çünkü dükkan sahiplerinin adları ya da yaptıkları ticaretin adının yazılı olmasından bu kanıya varılmıştır.

Antik Çağ’da spor müsabakalarının, heyecanlı yarışların gerçekleştirildiği bu yapı, günümüze en iyi durumda ulaşmayı başarmıştır. Evet bir zamanlar burada yarışlar, olimpiyat oyunları düzenleniyormuş.

 

AKROPOLİS:

Kentteki ilk yerleşim buradan başlamıştır. Artemis Tapınağı burada olduğu sanılsa da yeri bilinmemektedir.

Perge Agora

AGORA/MACELLUM:

1970-1973 yıllarındaki kazılarda ortaya çıkarılmıştır.

Antik kentte ticaret ve sosyal yaşamın merkezidir. Boyutları bakımından Türkiye’nin ikinci büyük agorasıdır.

75.92 X 75.90 metre boyutunda, kare planlı olan bu yapı, çarşı-pazar yeri olarak kullanılmıştır. Beş giriş kapısı vardır. Korinth nizamındaki sütunlarla çevrelenmiştir.

Agoranın ortasında yuvarlak bir yapı mevcuttur ve burasının kader tanrıçası Tyche’ye ait tapınak olduğu kabul edilmektedir. Yapının ölçüleri 13.40 m çapındadır.

Buradaki dükkanlardan biri Agora ya açılırken, diğeri Agora yı çevreleyen sokaklara açılmaktaydı. Arazinin eğimine bağlı olarak güney kanattaki dükkanlar iki katlıdır.

Evet, Agora, planlanmış kent modeli ve mimari yapısıyla Roma dönemine ait en düzenli yerleşim yerlerinden biri olarak kabul edilir.

Perge Güney Hamamı

HAMAM-GÜNEY HAMAMI

Antik kentte yer alan hamamlar, Roma dönemi sosyal yapısını gözler önüne sermesi açısından önemlidir.

Çünkü hamamlar sadece temizlik değil aynı zamanda insanların sosyalleşmek için bir araya geldikleri yapılardı. Perge kentinde bilinen “Güney Hamam” dır.

Güney Hamamı, 1968-1969 yıllarındaki kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Büyük pencereleri güneye bakan yan yana dizilmiş yapılardan oluşmaktadır.

Günümüze kadar oldukça iyi korunmuş bir yapı olan hamam, tipik bir Roma hamamının bütün özelliklerini taşımaktadır. Hypocaust sistemi (künk denen borular aracılığıyla yapılan bir çeşit ısıtma sistemi) ile ısıtılan hamamın apodyterium (soyunma odası), frigidarium (soğuk oda), tepidarium (ılık oda) ve caldarium (sıcak oda) bölümleri vardır. Zemin mozaiklerle örtülüdür.

Perge Güney Hamamı

Bu mozaik döşemelerin, yapıların ilk evrelerine ait olmadığı, daha sonraki yenileme çalışmaları kapsamında döşendiği anlaşılmıştır. Desen ve üslup özellikleri açısından Perge mozaiklerinin en yakın benzerleri Güney ve Batı Anadolu kentlerinin yanı sıra Ege adaları, Kara Yunanistan ve Balkanlar’da, ayrıca Suriye, Filistin ve Ürdün bölgelerinde görülmüştür.

Bu hamam bölgedeki benzerleriyle karşılaştırıldığında, büyüklüğü ve anıtsallığı dikkat çeker. Bugün gezerken dikkat ederseniz, bazı mekanların altında bulunan hppocaust ısıtma sistemi görülebilir.

Perge Güney Hamamı

Güney hamamının cephesinde bir çeşme yapısı bulunur. Bu çeşme Roma kapısının görüş alanındadır yani kentin güney kapısından giren kişiyi bu çeşme karşılar.

Sütunlu caddenin ortasından geçen su kanalı, antik kente dört anıtsal çeşme ile iki büyük hamamın suyunu karşılıyordu.

 

NEKROPOLİS:

Perge şehrinde 3 nekropolis vardır. Biri Akropolis’in yamaçlarında, diğer ikisi ise kentin Doğu ve Batı surlarının hemen dışındadır. Son iki nekropolis’te bulunan mezarların ağırlıklı kısmı MS 2 ve 3’ncü yüzyıla tarihlenir.

Nekropolislerde yerel kireç taşı, traverten ve ithal mermerden yapılmış çok sayıda lahit bulunmuştur. Bu lahitler, malzemesine göre ithal ve yerel olarak iki guruba ayrılır.

Yerel lahitler dikdörtgen prizma biçimli, genelde bezemesiz teknelere sahiptir. Teknelerin çoğunda kazınmış eski Yunaca yazıtlar vardır. Tekneler, alçak ya da yüksek beşik çatı biçimli kapaklara sahiptir. Kireç taşından yapılmıştır.

Perge lahit tipleri için ikinci gurubu ithal mermerden yapılan lahitler oluşturur. Kentin ithal lahitleri antik çağın önemli atölyelerinden Dokimeion (Afyon), Prokonnesos (Marmara Adası) yarı işli ya da tamamlanmış biçimde ithal edilirdi.

Perge nokropolislerindeki ithal lahitler, Roma İmparatorluk Dönemine tarihlenir. Figürlü frizli, madalyonlu, köşe sütun ya da pilasterli ve sütunlu çalışmalardır.

Perge Lahitler

Batı Nekropolü:

Batı Nekropolisinde ulaşılan bazı aile mezarları üzerinde bir takım yazıtlar bulunmuştur. Bunlardan birisi olan Anonymous Ailesinin kireçtaşından yapılmış lahdinin kapağı bulunamamış, teknesi ise üst kısmından tahribata uğramış olmasına rağmen yazıları okunabilmiştir.

Perge Lahitler

Bu yazılara göre:

“Ben ……………. oğlu …………….., bu mezarı sadece kendim, eşim ……………, Doulikhos’un kızı …….. ve bizden olan çocuklar için yaptırdım. Başka hiçbir kimse adına farklı bir kişiyi buraya koyma izni yoktur. Aksi takdirde, bu kişi pek kutsal kasaya 3000 denarii ödeyecektir.”

Bir başka mezar olan Aurelia Tyrannis Kenotaphion’un kireçtaşından dört farklı köşeli bloğun bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş lahit teknesi, günümüze kadar ulaşmasına rağmen kapağı bulunamamıştır. İçerisinden bozulmamış 6 farklı insan iskeleti, üzerinde kadın figürü bulunan bir çift altın küpe ve dört adet bronz sikkenin de bulunduğu çeşitli materyaller çıkarılmıştır.

Teknenin  batı yüzünde, kırmızı boya kalıntılarının hala üzerinde durduğu beş satırlık Helence yazı tespit edilirken, en az bir satırlık kısmının da kayıp lahit kapağının üzerine işlenmiş olduğu anlaşılmıştır.

Perge Lahitler

Evet, buradan çıkarılan lahitler Antalya Müzesinde sergilenmektedir. Bu lahitlerin en ünlüsü Herakles Lahdi ve Ariadne Lahdidir. Nekropolün güney kapısı önündeki mezarın, üç dönem Perge yönetimini yapan Plancia Magna’ya ait olduğu bilinmektedir.

Perge Cam Fırınları

CAM FIRINLARI:

Perge antik kentinde gerçekleştirilen kazılarda ortaya çıkan cam fırınlarının ve cam kalıntılarının incelenmesi ve korunması için Şişecam sponsor olmuştur. Evet MS 3-4’ncü yüzyıllara tarihlenen beş cam fırını ve çevresindeki üretim kalıntıları koruma altına alınmıştır. Yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkan ilk bulgular, iki farklı fırın tipinin varlığıdır. Biri hammadde elde etmeye yönelik tank tipi fırın, diğeri ise üretim yapılan şekillendirme fırınıdır.

 

BAZİLİKA:

Perge şehri Hıristiyanlığın kabulünden sonra önemli bir dini merkez olmaya başlar çünkü Roma imparatorluğu döneminde Piskoposluk düzenlemesinde Pamphillia’da Side ilk Piskoposluk merkezi, Perge de ikinci piskoposluk merkezi olarak seçilmiştir. Bu nedenle Perge’nin son refah dönemi, Hıristiyanlık dönemine rastlar.

Perge bazilikası da bu dönemde üretilmiş yapılardan biridir.

 

Antalya Beldibi

Antalya Beldibi

Antalya’nın 25 km. batısında. “Olympos Beydağları Sahil Milli Park” ı içinde. 4000 dönümlük, ince uzun bir ova üzerinde. Yüz elli yıl öncesine kadar, buralar, tamamen meşe ormanları ile kaplı imiş.

Beldibi denince, aslında buraya varmadan, hemen yolun solunda, yol ile deniz arasında kalan güzel bir plaj bölgesi ve hemen kının karşısında yöre halkının “sıçan adası” olarak isimlendirdikleri bir ada göreceksiniz.

Topçam plajı: Antalya’nın en çok ilgi gören, çam ormanları içinde bir plajı. Dalış yapmak isteyen amatör dalgıçlar için, bu sahil ideal bir yer.

NESOS LYRMATEİA-REŞAT ADASI/SIÇAN ADASI/GÜVERCİN ADASI:

Topçam plajının hemen karşısındadır. Zaman içinde değişen isimleriyle bilinir. “Lyrnas Adası” anlamındaki adını, karşı kıyıdaki Lyrnas’tan aldığı anlatılmaktadır. 

Pseudo Skylas: “Lyrnateia” olarak söz eder. Roma dönemindeki adı “Çekirge Adası” anlamındaki “Attelebusa” dır. İtalyan denizcilere yol gösteren bahriyenamelerde Renathia, Aratia gibi isimlerle geçer. Piri Reis 1522 tarihli eserinde Güvercin adası demiştir. 18-19’ncu yüzyıl kaynaklarında rasat olarak geçmesi nedeniyle, burada köle satışının yapıldığı düşünülmüştür. 

Antalya limanının hemen batısında, kıyıdan 700 m açıkta, küçük, kayalık bir adadır. 

Bir yanı dik, ulaşılmaz bir kayalık, diğer yanı denizden itibaren dik yamaçlanan kayalık yapıdadır. 

Sahile bakan tarafında su kotuna yakın paralel bir koruma duvarı uzanır. İşçiliği Bizans dönemine işaret eder. Osmanlı döneminde de kullanılmıştır. Asıl erken kalıntılar tam tepededir. Kuş pisliklerinin kapladığı yoğun cangıl içinden sürünerek zorla çıkılır. Ve, adının neden güvercin/kuş adası olduğu da böylece anlaşılır.

Tepede kule bulunmaktadır ve işçiliği Helenistik dönemdendir. Kule, Antalya tarafında ve tüm Akdeniz’e bakmaktadır. Kulenin sahil tarafındaki yamaçta yoğun bitkiler arasında birkaç yapı bulunur. Bunlardan ikisi, iyi yalıtılmış sarnıçtır. Bunların da işçiliği tepedeki kuleyle aynıdır. Anlaşılan burada bir deniz garnizonu konumlanmıştır. Bugün ise hemen dibinde Balıkçı Barınağı bulunuyor.

Söylentiye göre: Harrunnür Reşit zamanında, bu ada Arap donanması için bir süre donanma üssü olarak kullanılmış ve adaya bu nedenle, bu isim verilmiş. Ancak yerli halk, daha öncede söylediğim gibi, adanın kıyıdan görünümü sıçana benzediğinden, adaya sıçan adası ismini takmış.

Ada, görüldüğünde sanki kıyıya yakın gibi duruyor ve buna güvenip veya aldanıp demek sanırım daha doğru olur, adaya kadar yüzmeyi deneyenler oluyormuş. Başarıp ta adaya yüzebilenler ise, adanın çevresindeki muhteşem akıntıya kapılıp gidiyorlarmış, yani “böyle bir denemeyi aklınıza bile getirmeyin “demekte yarar var.

Evet; Beldibi, 1994 yılında belde olmuş.

Doğası, narenciye ürünleri, yürüyüş yolları, günübirlik piknik alanları, turistik tesisleri ve çevresindeki alışveriş merkezleriyle, bugün önemli turizm merkezlerinden biri haline gelmiş.

Buranın en büyük özelliklerinin başında: çok miktarda ve ülke turizmine büyük hizmet veren; tatil köyleri ve otellerin bulunması.

Ayrıca: mağaraları ile ünlü. Sarıçınar, Hayıtlıgöl, Belbaşı, Haçlı ve Beldibi Mağaraları var. Bu mağaralar yol üzerinde değil. Mağara gezilmesi yönündeki tercihinizin olması ve de ana yoldan sapmanız gerekiyor.

Bu nedenle; ayrıntıya girmiyorum. Yalnızca, yol üzerindeki bir mağaradan kısaca söz edilebilir. İlginizi çekerse, kısa bir mola verip, ana yoldan fazla ayrılmadan, bu mağarayı görebilirsiniz. Evet, bu mağara, Beldibi (Kumbucağı ) Mağarası. Sınığak biçiminde. Beldibi plajının yakınında.

Denizde 50 metre uzakta ve 25 metre yükseklikte. Çamdağ Tüneli, mağarayı bulmanıza yardımcı olabilir. Şöyle ki, tünel girişinin yanında, mağaraya gelen ziyaretçiler için otopark var. Tel örgü ile çevrili olan mağaranın ön kısmında, Antalya Müzesi tarafından konulan bir tanıtım levhasını görebilirsiniz.

Mağarada yapılan araştırmalardaki buluntular, buradaki yaşamın, neolitik çağlara yani MÖ.10 binlere kadar gittiğini ve devamlı olarak iskan yeri olarak kullanıldığını belirliyor. Buluntular arasında; çakıl taşına boyama ve kazma yolu ile işlenmiş veya heykel şekline getirilmiş sanatsal nitelikte eserler yer almakta. Bunlar; Antalya Müzesinde.

Günümüzde, mağarayı, dar bir kumsalın denizden ayırdığı mağara içinde neler görülebilir? Arka duvarlarında bulunan resimler dikkati çekiyor.

Çok eski devirlerden kalan bu resimlerin benzerlerine, ne Anadolu’nun başka diyarlarında ne de dünyanın başka bölgelerinde rastlamanın mümkün olmadığı sanılıyor, yani çok ender bulunabilecek orijinli, ilginç 15 tane resim var.

 

LYRNAS-BELDİBİ-HAYITLIGÖL  

Evet Beldibi günümüzde her ne kadar tatil köyleri ve otellerin yoğun olduğu bir yer olsa da bir  zamanlar yani antik dönemdeki Beldibi nasıldı? Şimdi ondan söz edeceğim.

Miletli Hekataios: “Lyrnas’ın Pamphylia’da bir polis olduğunu” söyler. Helenistik dönemde ise bir kasaba olarak söz edilmektedir. 

Thebe ile aralarında 7.5 km mesafe vardır. 

Lyrnas, Homer’de “Lyrnessus” olarak Thebe ile birlikte anılır. Beldibi’nin 3 km kuzeydoğusunda, Hayıtlıgöl’dedir. 

Küçük bir kayalık üzerinde kurulu kentten 30-40 civarında Helenistik ve Roma yapısı günümüze kalmıştır. Bizans dönemine ait bir yapı gurubu da gözlenmiştir. Yapıların kaya kesimleri görünür. Helenistik bir yazıtta “Tenedos ile Phaselis arasında bir anlaşma yapıldığı” öğrenilir. Yalın lahitler, basit kiremit mezarlar ve khamosorion mezarların varlığı görülür. Arapsuyu’nda yapılan bir kazıda Lyrnas’taki gibi kiremit mezarlar bulunmuştur. 

Stadiasmus Maris Magni’den yola çıkılarak Konyaaltından Beldibine kadar Tenedos, Thebe ve Lyrnas’ın lokalizasyonu bilinmektedir. Ancak bu küçük yerleşimlerin sahil kolonileri olduğu düşünülür. 

BELDİBİ MAĞARASI:

Beldibi çevresindeki dağlarda çok sayıda mağara bulunmaktadır. Bunların bir kısmının prehistorik adam tarafından kaya sığınağı olarak kullanılmış olduğu saptanmıştır.

Kumbucağı, Hayıtlıgöl, Sarıçınar ve Haçlı mağara, duvarlarında kaya resimleriyle 15-20 bin yıl önceye, Üst Paleolitiğe tarihlenir. Demir oksitten elde edilmiş kırmızı boya ile çizilmişlerdir. Çok basit çizgisel şekillerden oluşan kaya resimlerinin konusu belirsizse  de haç biçimindeki çizimlerin insanı temsil ettiği öngörülmektedir. Bunlar, muhtemelen o mağarada yaşayanların resimleridir. Yani ilk Beldibi sakinlerinin fotoğraflarıdır. Beldibinde 6 tane Paleolitik sığınak olduğu belirtilir. Bu kültürler topluluğu, Beldibi prehistorik kazılarını yürüten uzmanlar tarafından “Beldibiyen, Kemeriyen, Belbaşıyen” olarak adlandırılmış ve bölge prehistoryası, yerel isimlerle simgelenmiştir. 

Beldibi-Kumbucağı sığınağının 2.5 km kuzeybatısında Belbaşı sığınağı bulunur. Burası Beldibinden daha sonra iskan görmüş ve aynı zamanlarda terkedilmiştir. Çok sayıda kemik aletler, mikrolitikler genellikle avlanmak ve deri işçiliği gibi işlerle ilgilidir.

Avlayıp besledikleri hayvanların çoğunluğunun geyik, dağ keçisi ve domuz olduğu, ele geçen yanmış hayvan kemiklerinden anlaşılmıştır. Asıl ilginç olan ise, bir genç kıza ait yanmış kemiklerin bulunmasıdır. Kemik üzerindeki çentiklerin, içteki iliğin çıkarılması amacıyla yapıldığının kesin olduğu, dolayısıyla sığınakta insan da yenmiş olabileceği düşünülür. 

Hisarçandır’da bulunan Karain sığınağı, bölgede dönemler  boyunca kullanılmış daha pek çok sığınak olabileceğini gösterir. Karain sığınağı duvarlarında insanlar, geyik ve dağ keçileri resmedilmiştir. 

Yazısız zamanların ardından, 3 binden itibaren yerli Solymlerin yaşadığı bölgeye dahildir. Pamphylia denizinin batısında sahili perdeleyen Bey Dağlarının batısına Lykia Bölgesi halkları ve doğu kesimine de Greklerin gelmesiyle asıl yerli halk, topraklarından olmuş, merkez Termessos’a, Mnara’ya ve dağlara doğru geri çekilmiştir. 

Beldibi, sarp kayaların sahile dik indiği zor bir arazi yapısına sahiptir. Bugün, sık sık tünellerle geçilmesi bundandır. Bu zorluğu, yolsuz zamanlarda, herkes gibi, İskender de yaşamıştır. Makedon kralı İskender’in, Klimaks (Merdiven) dağlarının aşılmaz kayalıkları karşısında sahilden, çoğu zaman deniz içinden ilerleyebilmiştir.

Bu  durumu Strabon şöyle anlatır: “Pamphylia Denizi kenarında Klimax olarak adlandırılan ve sahil kenarında, durgun havalarda yolcuların ancak geçebileceği kadar meydana çıkan, deniz kabardığında ise  dalgalar ile tamamen örtülmüş dar bir geçit noktası bırakan bir dağ bulunmaktadır. Dağ aşırı giden yol dolambaçlı ve dik olduğu için iyi havalarda sahil yolu kullanılır. İskender ise, kışa yakalanmasına rağmen şansına aşırı inanan biri olarak, dalgalar çekilmeden önce yola çıktı ve askerleri bütün gün göbeklerine kadar suya batarak yürüdüler”

Evet, Beldibi hakkındaki bu ana girişten sonra, Şimdi Beldibi Mağarası:

Beldibi Mağarası: Antalya-Kemer sahil yolunda Çamdağ tünelinin çıkışındadır. Denize 800 metre uzaklıktadır. Denizden 25 m yüksekliktedir.

Mağara Kemer merkeze 19 km uzaklıktadır. Giriş ücretsizdir.

Mağara: 1956 yılında keşfedilmiştir. Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Kemer Beldibi Mağarası

Mağaranın genişliği 5 metre, derinliği 4 metre ve yüksekliği 3.5 metredir. Sığınağın taban kodundan 12 metre yukarıdadır. Mağara: 12 metre kalınlığında dolgu toprağına sahiptir.

Mağarada yapılan kazılar sonucunda: mağarada 6 farklı katmanla karşılaşılmıştır. Eski dönemlerde mağarada yaşayan toplumların, avcı ve toplayıcı oldukları anlaşılmıştır.

Mağara içinde: Paleolitik, Metolitik ve Neolitik dönemlere ait buluntular vardır.

Ancak günümüzde mağaranın içinde bulunan dolgu tabakaları, yağmur suları ve rüzgarların oluşturduğu doğal tahribat nedeniyle yok olmuştur.

Mağarada yapılan arkeolojik araştırmalarda: toplam 6 tabaka teslim edilmiştir. Üst Paleolitik ve Mezolotik döneme ait çakmaktaşı aletler bulunmuştur.

Beldibi mağarası iki bölüme ayrılmaktadır.

Bu bölümler: Yukarı Beldibi ve Aşağı Beldibi bölümleridir.

Aşağı Beldibi Mağarası-Kaya Sığınağı:

Mağaranın altında: kayalığın yarım daire biçiminde, teras halinde denize uzanan kısmında, terasın genişlediği yerde 3 metre uzunluğunda cephesi olan, derinliği ise birkaç metreyi geçmeyen bir “Kaya Sığınağı” vardır.

Esas kazı yapılan yer burasıdır.

Burada: 6.20 metre derine inilerek kazılar yapılmıştır.

BULUNTULAR:

Bu sığınakta yapılan çalışmalarda çok sayıda bulgu elde edilmiştir. Üst Palaolitiğe ait olan bu bulguların en ilginci: üzerinde insan çiziminin bulunduğu bir çakıl taşıdır. En önemlilerinden biri de 16 cm uzunluğunda bir balık figürüdür. Gözü, ağzı ve hatta üstündeki pulları bile işlenmiş olan balık, Anadolu’da bilinen en eski heykelciktir. 

B tabakasında çanak-çömlek bulgularla Neolitik katman tanımlanır. Artık tarım zamanıdır ve artık mağara terkedilmiştir. Bunun ardından Beldibin’de ilk köy kurulmuş olmalıdır. 

Kaya sığınağının arka duvarında: 1956 yılında boyalı resimler keşfedilmiştir. Kaya altı sığınağı duvarlarında; şematize edilen insan, dağ keçisi ve geyik resimleri bulunmaktadır.

2014 yılında duvar resimleri levha ile kaplanarak koruma altına alındı. Ayrıca mağaranın girişi de define avcılarından korunması için, tel örgü ile çevrildi. Ancak günümüzde bu koruma şemsiyesinin de tahrip edildiği görülmektedir.

Ayrıca: burada çeşitli objeler bulunmuştur. Burada, çakmak taşından olta benzeri aletlerle birlikte çeşitli çakmak taşı aletler bulunmuştur. Bunlar: muhtemelen değişik bir ok ucu veya delici olarak işlev taşımaktadır.

 

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Antalya Lara

Antalya Muratpaşa Lara

Antalya Muratpaşa Lara; Antalya’nın 12 km. doğusundadır. Şehir içinden: Atatürk Caddesi, Işıklar Caddesi, Özgürlük Bulvarı ve Lara Caddesi takip edilerek gidilebilir. Antalya merkezinden, düzenli olarak şehir içi otobüsleri ve minibüsler kaldırılmaktadır.

Lara bölgesi: Türkiye’nin en büyük kum plajlarından biri. Kum gayet ince. Çevrede; çam ormanları var. Deniz derin değil, nispeten sığ. Yani; deniz içinde belli bir süre sonra derinleşiyor. Dibi de, ince kum. Ayrıca; bu bölgede çok büyük ve son derece modern oteller ve tatil köyleri var. Özellikle: kundu bölgesinde. Zaten: Antalya’daki beş yıldızlı otel sayısı, İspanya’dakiler den fazla. Gemi şeklinde, uçak şeklinde, Rusya-Moskova’daki kızıl meydanı anımsatan şekilleriyle, birçok otel. Yani: Antalya’nın şehir içindeki otellerinin büyük kısmı; Konyaaltı mevkinde toplanmış iken; tatil köyleri ve bir kısım lüks otel ise, Lara bölgesinde bulunuyor.

Antalya Büyükşehir Belediyesi ile İl Özel İdaresinin sorumluluğunda bulunan Lara Birlik Sahili, modern bir projeyle halka kazandırılmış. Cazibe merkezi haline getirilmiş. 400 bin m.kare alan ve 2 km. lik sahil var. Burada: yürüyüş, bisiklet ve kay kay yolu bulunuyor. Vatandaşlar; birlik sahiline ücretsiz girebiliyorlar. Ayrıca: Lara Beach olarak isimlendirilen bölge oluşturulmuş. Bünyesinde: 11 plaj ünitesi, 4 yeme-içme ünitesi, 4 kır kahvesi, 1 disco, 2 futbol sahası, 1 lunapark ve açık sergi alanları, çok sayıda çocuk parkı olan bir yer. Otopark alanları ücretsiz. Kulüp başına, oldukça geniş alan düşmekte. Belli bir ücret karşılığı; kıyıda, tercihinize göre (3,4,5, 6 kişilik) ahşap bir zemin üzerine, temiz minderler veriliyor. Üstünüze de, şemsiye. Bu minderler üzerinde; gölgede, saatlerce kalabilmeniz mümkün. Ayrıca; beach kulüplerde; fast food tarzı yemek ve her türlü içecek bulmakta mümkün.
Şehre uzak, sanırım bu yüzden kalabalıklar akın etmiyor. Sakin ve sessiz. Halihazır durumu ile, beach park ile yakından uzaktan pek ilgisi yok. Yani: Koyaaltı beach park ile karşılaştırmamak gerek. Tercih sizin. Burası: sakin ve sessiz. Merkezden pek insan çekemese de, buraya yakın çevre otellerinden gelen yerli ve yabancı turistler var.

Antalya Muratpaşa Lara

ANTALYA TERS EV AKSİYON PARKI MÜZESİ

Kundu oteller bölgesindedir. Güzeloba Mahallesinde 2384 Sokaktadır. Her gün saat 09.00-20.00 arasında ziyarete açıktır.

2015 yılında açılmıştır. Dünyanın 13’ncü ve Türkiye’nin birinci aksiyon fotoğraf evidir. Dekorasyonu ile ilgi çekiyor. Açıldığı günden bu yana 8 kere iç dekorasyonu değiştirilmiştir. Bu yüzden birçok kez burayı ziyaret edenler var. Yaz ve kış olmak üzere, yılda iki kere dekorasyon değiştiriliyor. 300 metre karelik arazi içinnde, 85 metre kare olarak inşa edilmiş, küçük bir mekan, değişik bir yapı. Küçük bir kulübeyi ters koymuşlar ve özellikle çocuklara çok ilginç geliyor. Burada evin içinde üç boyut hissini veren 25 derece eğimli yapı söz konusu. Bu yüzden eve ilk girenler, denge sıkıntısı yaşayabiliyor, baş dönmesi yapıyor. İçeride çok fazla oyalanamıyorsunuz, çünkü arkada fotoğraf çektirmek için bekleyenler sıra oluyor. Normal fotoğraf çektiriyorsunuz, sonra fotoğrafı 180 derece ters çeviriyorsunuz, eşyalar olması gereken yerde görünürken, kendiniz tavana asılıymış gibi oluyor. Çünkü evde tavan ve çatı yerde, yerde olması gerekenler ise havadadır.

Antalya Muratpaşa Lara

 

Antalya Muratpaşa Lara

KUNDU DOLPHİNARİUM

Aksu bölgesinde, Kundu Kemerağzı Tesisler Caddesindedir. Burada sevimli yunuslar, neşeli foklar ve deniz aslanları bulunuyor. Gösteriler her Çarşamba ve Cumartesi günleri, saat 15.00 de başlıyor ve 1 saat sürüyor. Yunuslar ile yüzme ise: Pazar günleri hariç her gün saat: 11.00 veya 16.00 da yapılıyor. Yunuslar ile yüzmek için sadece mayonuzu götürmeniz yeterlidir. Birebir yüzme 7 dakika sürüyor. Dilerseniz en az 4 kişi iseniz, yunusla 20 dakika grup halinde de yüzebilirsiniz.

Antalya Muratpaşa Lara

KARPUZKALDIRAN ASKERİ KAMPI

Lara bölgesinin en bilinen ve en eski yerlerinden birisidir. Sadece askeri personel ve ailelerinin kullanımına açıktır. Oldukça büyük bir bölgedir. Lara bölgesindeki en büyük yeşillik alan buradadır, çünkü askeri alan olması nedeniyle aşırı yapılanma olmamıştır, yoksa buraya da muhteşem oteller dikilip, yeşillik alanın yok edilmesi mümkündür. Evet oldukça büyük bir alan, oldukça eski, ilk yapılışı 1960’lı yıllara dayanıyor. Hani askeri personel yararlanıyor dedim ama şunu bilmek gerekir, özellikle şehit aileleri ve gaziler, operasyonlarda görev alan personel buradan aileleriyle birlikte ücretsiz yararlanıyorlar. Ayrıca, her askeri personel her yıl, her zaman buradan yararlanamıyor, elbette kampın belli bir kapasitesi var ve sıra ile yararlanmak esas, muhtemelen her askeri personel buraya gitmek istediğinde, 3-4 yıl kadar sıra beklemesi gerekiyor. Öte yandan, özellikle Temmuz ve Ağustos aylarında aşırı sıcak nedeniyle buradaki 7 günlük kamp süresi zor geçiyor, fiyatlar da oldukça yüksek, çünkü kamp içindeki bir çok işletme sivil kurum ve kuruluşlara verilmiş, bu durum fiyatları oldukça yükseltmiştir. Yani sanıldığı gibi fiyatların düşük olduğu bir yer değil ve sanıldığı gibi her canı isteyen askeri personel buraya gidip günlerce tatil yapma şansına sahip değil.

Antalya şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.