
Sparta’nın eşi benzeri yoktur.
Güneydoğu Peloponnesos’daki bereketli bir ovada yer alan şehir, MÖ 7’nci yüzyıl başlarına gelindiğinde, kendi çıkış bölgesi olan Lakonia’nın yanı sıra, güneybatıda Messenia bölgesini de fethederek bir Yunan şehir-devlet için olağanüstü geniş bir toprağa sahip olmuştu.
Tam yurttaşlık nüfusun sadece küçük bir bölümünü oluşturan gerçek Spartalıların ayrıcalığıydı.
Nüfus: köylerde özerk olan ama askerlik hizmetine tabi periokos’lar yani daha az haklara sahip yurttaşlar ve haklardan yoksun sözleşmeli çiftçiler veya serfler konumundaki helot’lar gibi guruplardan oluşuyordu.
Bu sonuncular, yurttaşların sahip oldukları çiftliklerde çalışırken, erkek yurttaşlar enerjilerini savaşa hazırlanmaya saklıyordu.
Askeri açıdan hazır durumda olma çabaları içindeki Spartalıların ilk düşünceleri, düşmana karşı koymaktan daha çok kendi tebaalarını kontrol altında tutmak olabilir.
Her iki konuda da başarılıydılar.
Birkaç yüzyıl boyunca, MÖ 371’de Leuktra’daki ağır yenilgilerine kadar, Yunan dünyasındaki en iyi piyadelere sahiptiler.
Arkaik ve klasik dönemlerde, bu toplumda yazarlara yer yoktu, dolayısıyla Sparta hakkındaki tüm raporlar yabancılar, diğer şehir devletlerinden kişilerce yazılmıştı.
Bu nedenle önyargıları aşarak Sparta toplumumun gerçekliğine ulaşan tarihçiler için nesiller boyu zorlayıcı olmuştur.
Ancak, MÖ 6’ncı yüzyıl içinde Spartalıların gündelik yaşamlarının özellikle çileci bir hale geldiği açıktır.
Erkekler 30 yaşına kadar, evli de olsalar kışlada yaşar ve yemekhanelerde birlikte yemek yerlerdi.
Güçlü çocuklar doğurmak için kadınlar da fiziksel egzersizler yapardı.
Bireyselliğe kötü gözle bakılır, güzel sanatlar gibi yaratıcılık gerektiğinde değiş tokuş için demir çubuklar kullanılırdı.
Sparta dışındaki dünyaya derin bir kuşkuyla bakılırdı.
Yönetim şekli, Demir çağı sonlarından klasik döneme pek değişmeden, esas olarak bir oligarşi olarak kalmıştı.
Bir yurttaşlar meclisi olmakla beraber, önemli kararlar beş ephor ile geçmişin kalıntıları olan ve savaş zamanlarında yetkiye sahip iki soydan gelme kralın da dahil olduğu bir ihtiyarlar konseyince alınırdı.
Kentin kendisinden fazla bir kalıntı kalmamıştır.
Antik dönem yazarlarından biri olan Peloponnesos Savaşının yazarı Thukydides, modern arkeologlara bıraktığı ünlü ibretlik derslerden birinde, bir kentin büyüklüğünün sadece binalarından gelmediğini yazmıştı.
Sıkıcı Sparta’nın muhteşem mimariye sahip Atina’nın denge olduğunu kimse tahmin edemezdi.
Evet, ülkemizde de gösterilen ve beğenilen “ 300 Spartalı” filmi, insanlarımızın Spartalılar konusunda ilgisini çekti.
Ben Yunanistan gezimde, Atina-Selanik arasında yolda ilerlerken, Sparta şehrinin yerine uzaktan gördüm. (Yunanlı rehber gösterdi)