Yunan ana karasına en yakın adadır. Moda yarımadasının doğusundadır.
ULAŞIM
Atina’nın 29 km. doğusundaki Rafina Limanından 2 saat süreli bir feribot yolculuğu ile ulaşılabilir. Bu nedenle: ada, özellikle hafta sonları ve yaz tatillerinde Atinalılarla dolup taşar.
GENEL ÖZELLİKLERİ
Guruptaki diğer adalara nazaran, daha çok yeşil olan kıyıda ve tepelerde: zengin armatör ailelerinin güzel malikaneleri görülüyor.
Adanın kırmızı toprağı: Mykonos ve Paros’un çorak toprağı ile tezat teşkil ediyor.
Ada: güllük gülistanlık olduğu kadar, temiz meydanları, cadde ve sokakları, restore edilmiş Neo-klasik mimarili irili-ufaklı evleri ve billur gibi deniziyle göz kamaştırıyor. Buranın: gül tatlısı çok meşhur, mutlaka tadın.
Yalnız: bu adanın hiçbir turistik broşürde adını görmeniz mümkün değil. Çünkü: burada yaşayan insanların hali vakti yerinde, bu misafirperver insanlar, turist çekmek için hiçbir gayret göstermiyorlar.
Ada: aslında dinlenilebilecek bir yer. Barları, pubları, balık lokantaları var ama hepsi de kulak patlatmayı önleyen “desibel” kurallarına uyuyorlar.
Ada: geri kalan Ege adalarına oranla yemyeşil ve bol suyu var.
GEZİLECEKYERLER
KROHA KASABASI
Batı sahilinde: büyük “Gavrio Limanı”; bütün adaya hizmet veriyor. Ama: asıl kasaba: “Khora” dır.
Turist rotasının dışında kalan, adanın doğu kıyısı “Andros Kasabası” olarak bilinir. Khora’nın büyük bölümü; uzun yıllardır değişmemiş. Çünkü: Atinalı, hafta sonu ziyaretçileri; çekici kasaba evlerini yenileyerek, buraya zarif bir atmosfer kazandırmışlar.
MODERN SANAT MÜZESİ
Andros’un kültürel merkezi; “Goulandri” ailesine çok şey borçludur. Çünkü: Androslu merhum Vasilis ve Elise Goulandris ailesinin miras bıraktığı Golandris Vakfı: Avrupalı modern ressamların tablolarından, seçme bir koleksiyonun sergilendiği Modern Sanat Müzesini hizmete açmıştır.
Ünlü ressam Picasso’nun Antik Yunan tasarımları, burada sergileniyor. Bu geçici sergilemeler, bu müzede sürekli olarak yenileniyor. Başka sanatçıların eserleri de, zaman zaman sergileniyor.
ARKEOLOJİ MÜZESİ
Goulandri ailesi: ayrıca, orijinali “Praksiteles” tarafından yapılan heykelin 2’nci yüzyıl kopyası olan Andros Hermesi’ni barındıran Arkeoloji Müzesinin kurulmasında da etkili olmuştur.
BATSİ BÖLGESİ
Merkezdeki Gavrio isimli ana limana nazaran, burası daha turistik. Evet, adada ana gezinti bölgesi olan “Batsi”, batı kıyısında, Gavrio’nun 8 km. güneyindedir. Küçük merkez, hala balıkçı kasabasının izlerini korumaktadır.
Ama; modern oteller ve apartmanlar da inşa edilmiş. Merkezdeki plajı: ailelerin, güney yönündeki “Delavogias Kumsalı” da, çıplakların gözdesidir.
Batsi’nin yukarısındaki tepelerde uzanan, 14’ncü yüzyıldan kalma “Zoodohos Pighi Manastırı”: adadaki birkaç tatlı su kaynağından biri olan ve en kutsal pınarlardan biri olan su kaynağını koruyormuş.
ZAGORA:
Andros adasının batı kıyısında MÖ 8’nci yüzyıldan bir kasaba olan Zagora, demir çağındaki mütevazi Yunan yerleşimlerinin bir örneğidir. 6-7 hektarlık bir alanı kaplayan Zagora, oldukça küçüktü. Ege Denizine tepeden bakan 150 metre yüksekliğindeki konumu, etkili savunma konusunda bir kaygı göstergesidir. Aşağıdaki sarp kayalıklar yerleşimi üç yandan korurken; karadan erişim de yaklaşık 40 metre uzunluğunda ve 2 metre kalınlığında, tek girişli bir duvar tarafından engellenmiştir. Su yakında mevcut değildi, bölgedeki pınarlardan taşınması gerekiyordu. Çatılardan dökülen yağmur suları da toplanıyor olabilir. Ortak duvarlı ev öbeklerinden oluşan kasabanın nüfusu 1.000 civarında olmalı.
Evler tek katlı olup, düz çatıları ahşap sütunlarla taşınan ahşap çatı kirişlerinin üzerine döşenen kille kaplı, ince kil taşı parçalarından meydana geliyordu. Büyük bir merkez oda ile genellikle bir avlu, depo ve hayvan barınağı amacıyla kullanılan ikincil odalarla beraber dikdörtgen bir planı oluştururdu.
Modern zamanlarda olduğu gibi o zaman da ana yapım malzemesi olarak tabakalara ayrılabilen yerel kiltaşı kullanılırdı. Yunan dünyasının farklı yerlerinden, örneğin ilkel Smyrna’da, güneşte kurutulmuş kerpiçten yaygın olarak kullanılır ve normalde nemin duvarları temellerini tahrip etmemesi için taş temeller üzerine yerleştirilirdi. Zeminler sıkılaştırılmış topraktandı, duvar ve çatılarda izolasyon için kilden yararlanılıyordu.
Zagora’yı kazan Avustralyalı ekip, kentin merkezinde ufak bir tapınak tespit etti. Bu kült mekanının geçmişi muhtemelen daha eskiye dayanıyordu. Ancak tapınak MÖ 6’ncı yüzyıl ortalarında, kasaba terk edildikten uzun süre sonra inşa edilmişti. Bu kutsal mekanın önemi anlaşıldığı kadarıyla köylülerin soyundan gelenlerce de yaşatılmıştı.
Zagora’daki tapınak bağımsız olarak duruyordu. Sadece duvarlarının en alt kısımları kalmış olmasına rağmen yapım kalitesinin yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Tapınak bir sundurma ile çatısının düz olduğu düşünülen bir ana odadan meydana geliyordu. Binanın basit planı Yunanistan’daki demir çağı tapınaklarının bir tipik özelliğidir.
Normalde çok iyi korunamamış bu tapınakların orijinal görünümleri, MÖ 8’nci yüzyıl sonu, 7’nci yüzyıl başlarına tarihlenen biri Perakhora’dan, diğeri ise Argos bölgesindeki tanrıça Hera’ya adanmış Argos Heraion’undan iki kil modelle görülebilir. Perakhora’da bulunan modelin zemin planı apsisli (bir ucu eğri) ve sazdan çatıları sembolize ettiği sanılan parabol biçimli bir çatı profiline sahipken, Argos Heraion’unda bulunan daha sonraki modelin dikdörtgen biçimli bir odası ve sivri veya beşik biçimli bir çatısı vardı. Her ikisinin de dış cepheleri geometrik desenlerle bezelidir.
Korfu adası: Adriyatik denizinin hemen girişinde, stratejik önemi olan bir yerde bulunuyor ve Yunanlılar tarafından adanın turizm özellikleri ön plana çıkarılmıştır.
Yani: burayı ziyaret etmeyi düşünenler: muhteşem güzel manzaraları izleyebilirler.
Burası: Yunanistan ülkesinin batısında, Adriyatik denizi girişinde, stratejik konumda bir adadır. Korfu şehri adanın en büyük şehridir. Bunun dışında: Kontakali, Potamos, Alepou gibi kasabalar bulunuyor. Adanın kıyılarının uzunluğu 217 km. dir.
Arazi, özellikle kuzeyde dağlıktır. Bunlar arasında dikkati çekenler, 914 metre yükseklikteki Pantokrator ve 849 metre yükseklikteki Stravoskiadi tepeleridir.
Ada: Akdeniz’in en yoğun nüfuslu adalarının başında gelmektedir.
2007 yılında, eski şehir UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Yunanistan Korfu adası
TARİHİ
Korfu adasında ilk yerleşimin Paleolitik ve Neolitik dönemlere kadar dayandığı söyleniyor. Ancak: bilinen ilk yerleşimciler: Fenike kökenli sömürgecilerdir. MÖ.734 yılında ise, buraya Corinthianslılar yerleşmiştir.
Hatta: Büyük İskender’in gençliğinde uzun süre burada yaşadığı bilinmektedir. Daha sonraki süreçte, adada, Roma hakimiyeti görülür. Takip eden süreçte, bölgede: Normanlar ve Kuzey Avrupalılar görülür ve bunların lideri Guiscard Corfu: burayı fetheder.
1267 yılına gelindiğinde ise, burada Venedik hakimiyeti görülür. Bu dönemde, adada güçlü bir büyüme ve ekonomik refah görülür. 1431 yılında, ada Türkler tarafından kuşatılır, ancak bugünkü Yunanistan’da Türk egemenliğine girmeyen tek parçadır.
1797 yılında, adada önce Fransızlar ve sonra ise Ruslar hakimdir. 1923 yılında, Korfu adası Yunanistan ve Arnavutluk arasında itilaf konusu olur ve bu arada ada İtalyanlar tarafından işgal edilir ancak birkaç ay sonra Milletler Cemiyeti tarafından, ada, Yunanistan’a verilir.
Yunanistan Korfu adası
ULAŞIM
Korfu Uluslarası Havaalanı “İoannis Kapodistrias” olarak bilinmekte olup: özellikle yaz döneminde, buraya yoğun charter uçuşları düzenlenmektedir. Havaalanı, şehir merkezinin 2 km. güneyindedir. İniş sırasında, muhteşem bir manzara gözlenmektedir.
Atina veya Yunanistan’ın herhangi bir yerinden buraya ulaşmak isterseniz, otobüs kullanmanız gerekir ve İgoumenitsa denilen yerde feribot ile adaya geçebilirsiniz.
Atina’dan otobüs yolculuğu yaklaşık 7.5-8 saat sürüyor. Feribot yolculuğu ise, 1 saat sürüyor. Feribottan indikten sonra, adanın şehir merkezi, yaklaşık 41 km. sürüyor ve bu yolculuk için otobüsler var.
Yunanistan Korfu adası
PLAJLAR
Korfu adasında birçok plaj bulunmaktadır. Hatta: İyon denizindeki en güzel plajların burada bulunduğu söylenmektedir. Ancak, kuzeydeki plajlar, güneydekilere nazaran daha tenha ve temiz ve güzeldir.
Yunanistan Korfu adası Almyros Plajı
Almyros plajı
Şehir merkezinin 35 km. kuzeybatısındadır. Plajın uzunluğu 7 km. dir ve kum tepeleri üzerinde bulunmaktadır. Altın sarısı kum ve sığ denizi, özellikle çocuklu ailelerin tercihine neden olmaktadır.
Ermones Plajı
Dik tepelerle çevrili, kapalı koydadır. Kıyı: ince kum ve çakıllıdır. Özellikle, dalış meraklıları buraya tercih etmektedirler.
Agios Stefanos Plajı
Şehir merkezinin 35 km. uzağında kuzeybatıda bulunan bu özel plaj: adanın en güzel plajlarından birisidir. Güneşin ve denizin tadını çıkarmak isteyenler için her türlü olanak bulunmaktadır.
NE YENİR
Burayı ziyaret ederseniz: pastitsada, bourdeto ve koz helvası tatmalısınız. Özellikle: koz helvasını güzel yapıyorlar.
Ayrıca, yine buraya özgü “bergamut” ile yapılan tatlılar ve likörler de ilgi çekiyor. Son olarak, zeytinyağı ve kekik de buradan satın alabileceğiniz ürünler arasında sayılabilir.
Yunanistan Korfu adasıYunanistan Korfu adasıYunanistan Korfu adası
GEZİLECEK YERLER
Yunanistan Korfu adası Aziz Spyridon Kilisesi
AZİZ SPYRİDON KİLİSESİ
Hıristiyan azizi Spyridon: MS.350 yılında İstanbul’da ölür. 1453 yılında İstanbul kuşatılınca, azizin tabutu kaçırılarak buraya yani Korfu’ya getirilir.
Hatta: 1716 yılında Korfu adası kuşatıldığında, kuşatmanın başarısız olmasını, yine bu azize bağlamaktadırlar. Söylenenlere göre, aziz, şehri korumuştur. Bu yüzden Hıristiyan turistler, uzun kuyruklar oluşturarak, azizin tabutu ve gümüşten kefeni önünde saygı durunda bulunuyorlar.
Bizans döneminden kalma bu yapı: ada ziyaretçilerinin ilgisini çekmektedir. Mimari stil olarak: Venedik etkileri görülür.
Özellikte, etkileyici çan kulesi ilgi çeker. Tüm İyon adalarında olduğu gibi, yapı dikdörtgen şekilde ve düşük tavanlıdır. Günümüzde görülen kilise: daha önce inşa edilen orijinal kilisenin yerine: 1589 yılında yapılmıştır.
Kilisenin hemen girişindeki panellerde: Aziz Spyridon ve İncil’den sahneler temsil edilmektedir. Panellerdeki bu resimler: 1727 yılında yapılmış olup, orijinal boyalıdır. Nem nedeniyle bozulan resimler ise, 19. yüzyıl başlarında yenilenmiştir.
ENOSİS ANITI
Anıtın çevresindeki taş bloklar: İyon denizindeki Yunan adalarını temsil ediyormuş. Merkezde bulunan dikey blok ise: “Enosis” kelimesinin anlamını yani “birleşmeyi” temsil ediyormuş. İyon adaları, 1864 yılında İngilizlerden Yunanlılara geçince, bu olayın anısına anıt yapılmıştır.
Yunanistan Korfu adası Fortress
KORFU FORTRESS
Old Town bölümünün doğusundaki bu yapı: Bizans ve Venedik dönemi mimari etkilerini yansıtmaktadır. Buradaki ilk kale yapısının 6. yüzyılda inşa edildiği biliniyor.
Kayalık bir yarımadanın üzerinde bulunan bugünkü kale yapısı: şehrin Old Town denilen yerinin doğu kıyısında keşfedilmiştir. Kalenin kapısı: Liston Esplanade Meydanı önünde bulunmaktadır.
Yapıda: iki tane de kule bulunur. Kalenin daha sonraki gelişiminde:; 1786 yılında Venedik hapishanesi, 1850 yılında iki İngiliz kışlası ve günümüzde ise, bir müzik okulu ve askeri hastane olarak kullanılmaktadır.
Kale yapısı içinde: 1840 yılına tarihlenen St George kilisesi: Bizans dönemi ikonaları ve mozaikleriyle ilgi çekmektedir.
Yunanistan Korfu adası Fortezza Nuova
KORFU FORTEZZA NUOVA-YENİ KALE
Gelişen dönemde, güvenlik önlemlerinin arttırılması ve şehrin korunması için: 16. yüzyılda Venedikliler tarafından, bu yeni kale inşa edilmiştir. Yeni kale: 1576 yılı ile, 1645 yılları arasında inşa edilmiştir.
Venedikliler tarafından inşa edilen kalenin yapımı için, söylenenlere göre: 2000’den fazla bina ve çoğunlukla ev ve kiliseler yıkılarak taşları kullanılmıştır.
1864 yılında, Yunanistan ile İyon adaları birliği öncesinde: şehri çevreleyen eski kale surları gibi, bu yeni kalenin de büyük kısmı yıkılmıştır. Hatta: II. Dünya Savaşı bombalamalarında da, kalan kısım yok olmuştur.
Günümüzde: burada, resim-fotoğraf sergileri düzenleniyor ve müzik konserleri ve sanat etkinlikleri yapılıyor.
Yunanistan Korfu adası Liston
LİSTON
Burası: Esplanade meydanının batı tarafında: güzel kemerli, eğlence merkezleri, kafe ve restoranların bulunduğu ve ada sakinlerinin yoğun olarak yaşadığı bir yer olarak dikkat çekmektedir. Buradaki kafelerden birine oturup, ada yaşamını izleyebilirsiniz.
Bölge: 1807-1814 yılları arasındaki Fransız işgali döneminde: Fransız mühendis Mattie de Leseps tarafından yapılmıştır. 1815-1864 yılları arasındaki İngiliz işgali yıllarında ise: yeni ofisler ve evler ilave edilmiştir.
Yunanistan Korfu adası Fare
FARE
Burası, denizin ortasında, yeşillik bir kaya parçasıdır. Özellikle Paskalya sırasında ve turizm sezonunda, burada birçok tekne demirlemektedir. Adada bulunan; adadaki tek yapı, Bizans döneminde yani 6’ncı yüzyılda yapıldığı söylenen manastır, hac yeri olarak kullanılmaktadır.
Burası hakkında anlatılan bir efsane var. Homeros tarafından Odysseia destanında belirtildiğine göre: burası, İthaca’nın sorunlu yolculuğunun son durağıdır. Burası: Fırtına Tanrısı Poseidon tarafından, yemyeşil bir kayaya dönüştürülmüş “Ulyses” gemisidir.
Yunanistan Korfu adası Cannon
CANNON
Korfu adasının en güzel turistik yeridir. Adanın güneyinde, güzel plajları ile dikkat çekmektedir. Burada, muhteşem bir manzara görebilirsiniz. Özellikle: güneşin batışını mutlaka izlemenizi öneririm.
Yunanistan Korfu adası Mon Repos
MON REPOS
Burası, ada merkezine yaklaşık 3 km. uzaklıkta, 1831 yılında yapılmış bir malikanedir. İngiliz Yüksek Komiseri için, İngiliz mimar Gouatimor tarafından tasarlanmıştır.
Bu zarif ve etkileyici saray yapısı: sömürge döneminde, Yunan ve Neoklasik mimari stilleri barındırmaktadır.
2000’den fazla bitki türü: bahçeleri süslemektedir. Günümüzde burada: Palaipolis Müzesi bulunmaktadır.
ACHİLLİON
Burası, adanın doğusundaki yoğun yerleşim yerlerinden olan Benitses bölgesindedir. Burada: Aşhil sarayı ilgi çekmektedir. Saray: 1890-1893 yılları arasında Avusturya İmparatoriçesi Elizabeth için yapılmıştır. İmparatoriçe: tarihi süreç içindeki talihsizlikleriyle tanınmaktadır.
Sağlığının bozuk oluşu, kocasının sadakatsizliği, oğlunun sevgilisinin intihar etmesi, kendisinin ise 1898 yılında bir İtalyan anarşist tarafından öldürülmesi, bu talihsizliklerin ifadesidir.
İmparatoriçe, uzun yıllar, Avrupalı kadınların idolü olmuş ve kullandıkları eşyalarda resimleri ve isimi işlenmiştir. Sarayın muhteşem bahçesinde ise, 1884 yılı yapımı: Achillion heykeli bulunmaktadır.
15 metre yüksekliğinde, dökme demirden yapılan bu heykel: 1907 yılında sarayı satın alan Alman İmparatoru Keiser 2. Wilhelm tarafından yaptırılmıştır.
Yunanistan Korfu adası Arkeoloji Müzesi
ARKEOLOJİ MÜZESİ
Müze binası, 1960 yılında inşa edilmiş, 2 katlı ve balkon ve avlu-bahçesi bulunan bir yapıdır. Müzenin zemin katında: özellikle bronz heykeller ilgi çekmektedir. Hall Gorgan denilen odada: Artemis Tapınağının mimari kalıntıları sergilenmektedir.
Büyük Dor tapınağının batı tarafının süsleyen, 17 metre uzunluğunda ve 3.18 metre yüksekliğindeki taş alınlık ilgi çekmektedir.
Müzede diğer bulunanlar: Korfu antik kentinin mezarlığında yapılan kazılarda bulunan nesneler, Corfiot para birimleri ve diğer adalarda yapılan kazılarda bulunan nesnelerdir.
Yunanistan Korfu adası Asya Müzesi
ASYA MÜZESİ
Burası özel bir müzedir ve Aziz Michael ve Aziz George Sarayında bulunmaktadır. Bu müzede: Uzak Doğu ve Hindistan sanat ve antikaları sergilenmektedir.
Evet, özel bağışlarla gelen yaklaşık 10.500 eser, müzenin koleksiyonunda bulunuyor. Bu koleksiyonun çekirdeği ise, 1850-1928 yılları arasında Avusturya Büyükelçisi olarak görev yapan Gregory Manos tarafından toplanmıştır.
Bu kişi: 19. yüzyıl ve 20. yüzyıl başlarında bütün servetini harcayarak Çin, Kore ve Japon sanat eserlerini toplamış ve 1919 yılında, bu eserleri Yunan hükümetine bağışlamıştır.
ARTEMİS TAPINAĞI
Yaklaşık MÖ 600 tarihli Artemis Tapınağının üst yapısının bol miktarda parçasının bulunabilmesi, yapının taştan olduğunu gösterir. İlk taş tapınak olmasının yanı sıra 49 x 23.5 metre boyutlarıyla en büyüklerinden de biriydi. Olympia’daki Hera Tapınağı gibi bu tapınak da pronaos, cella ve opisthodomos olmak üzere 3 standart odadan oluşuyordu. Cellanın içindeki iki sıra sütun, çatının taşınmasına yardımcı oluyordu. 8 x 17′ lik kolonad, celladan ayrı durarak ikinci bir iç kolonadın yerleştirilmesine izin verecek bir boşluk yaratıyordu, ama bu ikinci sıra eklenmemişti. İç içe iki kolonada dipteral adı verildiğinden, Kerkira’daki bu ikinci sırası olmayan versiyona sahte-dipteral adı verilir. Sahte sütunların yerleştirilmemesi sayesinde para tasarrufu sağlar. Kerkira bu planın bilinen en eski örneğidir.
Batı alınlığında iki korunmuş heykelleriyle Kerkira’daki tapınak, bu tür dekorasyonların en eski ve çarpıcı örneklerinden birini sunar. Sahneye 2.79 metre yüksekliği ile dev Gorgo Medusa hakimdir. Yılan Medusa’nın kendisine bakan herkesi taşa çevirmek gibi talihsiz bir yeteneği vardı. Athena ve Hermes tarafından, Medusa’ya dolaylı bakabilmesi için bir ayna, bir orak, bir torba, görünmezlik için Hades’in karanlık pelerini ve kolay kaçması için kanatlı ayakkabılarla donatılan kahraman Perseus tarafından başı kesilerek öldürüldü. Medusa da bir şekilde intikam alacaktı. Yunanlılar ve Romalılarca kötülükleri uzak tutma gücü nedeniyle yüceltilecekti. Kötülüklere karşı bir tılsım işlevi gören yüzü, zırhlarda kullanılan başlıca koruyucu sembollerdendi. Gerçekten de tehlikeleri korkutarak kaçırabilmesi kabiliyeti, saçaklığın neden bu mit ile bezendiğini açıklayabilir.
Kerkira’daki saçaklıkta Medusa, arkaik sanattaki tipik şekliyle korkunç bir sırıtışa sahip yuvarlak, maskemsi bir yüzle tasvir edilmiştir. Koşmayı simgeleyen bir pozla, bir dizi üzerinde durur haldedir. İki yanında iki minik, dik figür olarak çocukları insan Khrysaor ve kanatlı at Pegasos ile onların ardında Medusa gibi tapınağa yaklaşanlara dişlerini gösteren iki pars yer alır. Buraya kadar figürler bu üçgen alana gayet iyi sığmıştır. Ama parsların ötesinde hızla alçalan tavan sanatçıya sorun yaratır. Medusa ile ilgisiz ve çok daha küçük ölçekli sahnelerde, ayakta duran adamlar diz çökmüş ve oturan figürleri mızraklarken ve köşelerde ise kurban düşmüş iki adam sırtüstü yatarken dizleri, eğimli kornişi yalayacak şekilde yukarı çekilmiştir. Heykeltıraşlar bu sorunlu alanı, ölçek ve tema açısından bütünlüğünü koruyan bir sahneyle donatmayı öğrenene dek daha çok deneye ihtiyaç duyacaktı.
Yunanistan Santorini adası; Atina’nın Pire limanından, 6-7 saatlik bir feribot yolculuğu ile gidiliyor. Ama feribot nispeten daha rahat ve ucuz. Ancak: biletleri erken ayırtın ve feribota erken gidin. Özellikle yaz aylarında, bazen biletler hemen tükeniyor ve bazen aynı koltuğa iki bilet kesiyorlar. Daha hızlı feribot seferberi de var ama fiyatı iki kat yükseliyor. Bunlar 3 saatte gidiyormuş.
Bir de hava ulaşımı var. Atina ile ada arasındaki uçuş sağlanıyor. Eğer bol paranız varsa, bu adada, aşık olduğunuz insan ile rahat rahat ve bol romantik anlar yaşayabilirsiniz. Bol paranız varsa; kesinlikle, manzaralı bir otelde, sevgiliniz veya karınız ile birlikte, romantik, sessiz ama pahalı bir tatil geçirebilirsiniz.
Yunanistan Santorini adası Yeri
YERİ
Asıl adı: Thera iken, Venediklilerin buraya santa-irini adını vermesinden sonra, bu isme kavuşmuş. Yunan adaları içinde en güzel manzaraya sahip ve bu yüzden dünyanın en çok fotoğrafı çekilen adası.
Güney Ege Denizinde, Yunanistan ana karasına yaklaşık 200 km. uzaklıkta. Yaklaşık: 73 km. karelik bir alana sahip. Merkezde, bir lagün var ve bunun çevresi, yüksek sarp kayalıklarla çevrili. Lagün merkezinde, su yaklaşık 400-1300 metre derinlikte. Böylece: her türlü nakliye için güvenli bir liman olabiliyor.
Thera veya ortaçağdaki adıyla Santoron, Güney Ege’de bir zamanlar, tek ve düzensiz biçimli bir volkanik adanın parçaları olan bir takımadadır.
MÖ ikinci binyıl ortalarında volkan patladığında, adanın merkezi denize çökmüş ve suyun üzerinde geriye sadece parçalanmış dış çember, yani bugün görülen adalar kalmıştır. Tunç çağından beri devam eden volkanik faaliyetler, kalderanın ortasında yeni bir ada meydana getirmiştir. Buradan hala duman tütmeye devam eder.
Evet, adanın tarihi kayıtlarında görülen en büyük volkanik patlama: 3600 yıl önce, Minos uygarlığı sırasında olmuş. Bu patlama sırasında ortala çıkan volkanik küller ve dev tusunami dalgaları; 110 km. ötede, Girit’te kurulu bulunan büyük Minos uygarlığını ortadan kaldırmış. Hatta: bu patlama ile, denizlerin içinde yok olup, ortadan kalkan Atlantis ile bağlantı kuranlar da az değil.
Yunanistan Santorini adası Genel Özellikleri
GENEL ÖZELLİKLERİ
Santorini (Thira) adası: volkanik bir ada, yalnızca, dünyanın en büyük volkanik çöküntüsünü çevrelemesi nedeniyle bile olsa; dünyanın mutlaka görülmesi gereken, ilgi çekici yerlerinden biridir.
Yunanistan Santorini adası
Santorini
Büyük bir yanardağ patlamasının, adanın ortasını atmosfere gönderip, dünyanın gelecek yıllardaki iklimini değiştirdiği, MÖ. 1500 yılına kadar, Kykladlar’daki diğer adalardan pek farklı değildi. Akdeniz’deki büyük gel-git dalgalarıyla gelen su; toprakta kalan 11 km. uzunluğundaki boşluğu doldurdu.
Adadan, günümüze kalanlar: asıl yuvarlak adanın dış kenarlarıdır. 300 metre yükseklikteki dimdik uçurumlar, ortadaki bu yanardağ kraterini kuşatıyor. Beyaz badanalı evlerden oluşan yerleşim yerleri: bu kraterlerin doruklarına yerleşmiş durumda. Bu görüntüsü ile, Santorini adası: uzaktan, kenarlarındaki kreması erimeye başlamış bir pastaya benzetilebilir.
Burada evlenmek moda. Ancak: bu moda nedeniyle, evlilik tarihi almak isteyenler 2 yıl sonrasına ancak alabiliyorlarmış. Evlendirme dairesi her an dolu imiş.
Adada ulaşım kiralık arabalar ile sağlanıyor. Yollarında araba ile gezerken ki bu pek uzun sürmez, çünkü ada ufaktır, yolun yanındaki toprağın ve kumsalın rengi sürekli değişmektedir. Ufak bir ada olmasına rağmen: havalimanı ve büyük bir limanı var. Limandan; yerleşim merkezine giden yol, koca bir dağı tırmanıyor, çok dik ve yılan gibi kıvrılıyor.
Yunanistan Santorini adası
Ada hilal biçiminde olduğundan, her noktasından iç deniz görülüyor.
Volkanın orta kısmından buharlar çıkıyor, bu esnada batan güneş sanki bu dünyanın güneşi değil, muhteşem bir görüntü. Oia denen yerdeki güneşin denize batışı, bunu görmek isteyen turistlerin yamaçlardaki evlerin önünde birikmelerine sebep oluyor. Her yer, gün batımı levhaları ile donatılmış. Burada, insanlar sanki güneş batışını ilk defa izliyorlarmış gibi.
Merkezden, iç denize teleferik var. Ama; eşeklerle inmek, turistlerin daha tercih ettikleri bir yol. Ancak: sizde, böyle bir yolu seçerseniz adrenaline hazır olun.
Volkanik kayaların içine oyulmuş otellerde kalmak, muhteşem bir duygu.
Evet, gezmek üzere bu adaya gittiğinizde, oraya varınca: doğuda, dik kraterin ilerisinde, güzel asma bahçeleriyle kaplanmış düzlükleri görecek ve şaşıracaksınız.
Aslında, burada her yıl 100.000 şişeden fazla şarap üretilip, dünyanın dört bir yanına dağıtılıyormuş. Asma bahçelerindeki sarmaşıklar son derece yaşlı ve dayanıklı. Winsanto diye adlandırılan şarabı meşhur.
Aslında, bu adanın iklimi üzüm yetiştirmek için uygun değil. Ama, halk asma dallarını bükmek suretiyle, varolan suyun minimum kayıp ile kullanılmasını sağlayan bir yöntem geliştirmiş. Bazı dükkanlarda, bükülmüş asma dallarının kurutulmuşları, dekoratif eşya olarak satılıyor.
Bu adada; öyle çok muhteşem güzellikte plaj yok.
Hem adayı gezmek ve tanımak hem de denize girmek için yapabileceğiniz en iyi şey: tekne ile volkanik ada turuna çıkmaktır. Ancak: bu tekne turuna çıkmadan önce, sakın 50 Euro’luk bir tura çıkmayın, perişan olursunuz.
Çünkü: ufacık bir takada, Avrupa ve Amerikan işçi sınıfından, 100 kişi ile omuz omuza dayanışma duygularınız güçlenir. Sizin iyi bir tekne turu için ödemeniz gereken para: 100 Euro civarında olması gerek.
Bu tekne turunda; hala tüten volkanı gezebilirsiniz. Yalnız, bu gezinizde, dönüşte çöpe atabileceğiniz bir şeyler giymenizde yarar var. Çünkü, her yer kül olduğundan ayaklarınız ve ayağınıza giydiğiniz giysi kapkara ve bir daha kullanılmaz hale geliyor. Bu volkan, 1953 yılında son patlamasında, sesinin İspanya’dan duyulduğunu söylüyorlar.
Evet, bu tür bir gezide çamur banyosu yapabilir, doyasıya denizde yüzebilirsiniz. Harika bir kıyı restoranında, nefis balık yersiniz ve gezinin sonunda, eğer isterseniz adanın diğer tarafında bulunan Oia bölgesinde inersiniz.
Adaya gitmeden önce, mutlaka otel ayırtın. İndirim ve daha çok olanaklar sunan interneti tercih etmenizi öneririm. Santorini pahalı bir ada. Her şey, Türkiye’de olduğundan en az 2 ve hatta 4 kat pahalıdır.
Yeme, içme, otel ulaşım, turlar buna dahil. Gecesi, şahıs başı 30 Euro olan bir otel bulunca sevinmeyin, muhtemelen o yer ya her yere uzaktır, ya da banyo küvetinde perdesi bile bulunmayın, musluğundan tuzlu su akan bir yerdir.
Doğru dürüst bir yerde kalmak istiyorsanız, şahıs başı, gecelik 100 Euro gözden çıkarmanız şart. Ama: öyle mavi-beyaz kilise ve deniz manzarası istiyor, üstüne üstelik bunu Fira’da (en büyük koy) istiyorsanız, zaten gecelik 250 Euro, gözden çıkarmanız şart.
Peki, adada neler yapabilirsiniz? Bu adanın siyah kumlu plajı, volkanik kayaların tepesindeki köyleri, bir de ortada volkanik adası var.
Tercihinize göre:
Deniz-kum olayından haz etmiyorsanız, köylerde dolaşabilirsiniz. Ama, unutmayın ki, deniz güzel. Ama amacınız yüzmek ise, manzaradan vazgeçin ve gençlerin mekanı olan PERİSSA bölgesinde bir yerde konaklayın.
Çünkü: güzel manzaralı şirin köyler, hep tepelerde bulunuyor. Buralarda konaklarsanız, otobüse binip sahile inmeniz gerekir. Sahilde: üstünüzü değiştirecek, duş yapacak bir yer bulamasınız. Sahilde yalnızca şezlong ve şemsiyeler var. Bu yüzden amaç yüzmek ise, dediğim gibi, sahile yakın bir yerde konaklamanızda yarar var.
Büyük olan, ana adanın dışına çıkmayın. Eğer jeoloji meraklısı ve sülfür buharının kokusunu merak ediyorsanız, aktif volkanın bulunduğu Caldera adasına gidin. Onun dışında, diğerleri pek cazip değil. Kalitesiz ve kazık yerler.
Güneşin altında yakıcı bir ısıya ulaşan, ince, siyah ve kırmızı volkan kumundan oluşmuşlar. “Kamari” ve “Perissa”:otelleri, barları ve restoranlarıyla giderek büyüyen bir sayfiye yeri. Fira ve Akrotiri’ye yapılacak bir geziden sonra, dinlenmek için güzel bir fırsat bulabilirsiniz.
Yunanistan Santorini adası Plajları
Bu arada: buranın plajlarındaki kum ve çakıl renkleri; koyudur. Bu nedenle, su önemli ölçüde sıcaktır çünkü lav ısı emici işlevi görür. Ayrıca: bilmelisiniz ki, adada denize girmek biraz zordur. Çünkü deniz kenarındaki taşlar inanılmaz kaygan. Bir denize girme teşebbüsünde aman dikkat, düşebilirsiniz.
Restoranlar
Fiks menülere aldanıp, gördüğünüzün iki katı hesap ödeyebilirsiniz. Ekmek, su, peçete, çatal-bıçak, servis fiks menü hesabına dahil olmayabilir. Fiyatları çaktırmadan iyice gözden geçirin. Yoksa ben bunu 5.50 Cent gördüm, 55 Euro nereden çıktı demeyin, faydası yok.
Fira’da, ucuz yemek için :goody’si tercih edebilirsiniz. Sakın ama sakın chicken burger yemeyin. Paranıza ve ağız tadınıza yazık olur. Ama kalamar ve karides gibi, fast-food tarzı deniz ürünlerine dair menüleri tercih edebilirsiniz. Fiyatlar fazla anormal değil.
Nerelisiniz sorusu: Adada yüzde yüz sorulur. Bana çıkmaz demeyin, hazırlıklı olun.
Yunanistan Santorini adası Adada gezinti planı
ADADA GEZİNTİ PLANI
Evet: Atina’dan bindiğiniz feribot; Santorini’ye göz kamaştıran volkan ve deniz manzaraları eşliğinde varıyor. Liman olmadığından, büyük feribotlar, açıkta demirliyorlar ve başka teknelerle karaya çıkılıyor. Ticari feribotların çoğu, kıyının daha ilerisindeki yeni “Atnios” limanına geliyorlar.
Ama, manzara sarhoşluğunu üzerinizden attıktan sonra; dikkatinizi çekecek ilk şey; size el-kol sallayan, sizi bir taksiye veya arabaya atıp, istediğiniz yere götürmeye çalışan insanlar olacak. Evet, bunların topundan uzak durun.
Çünkü: kimisi kazıkçı ve dolandırıcıdır. Eğer yanınıza sinsice yaklaşıp gel seni götüreyim, nereye istersen gibi konuşursa “beni alacak birileri var” deyin, çünkü bunların amacı, sizi normal otobüslerle, şahıs başı 1.50 Euro’ya gidilen yere 6 Euro’ya götürmek.
Siz feribottan çıkınca, bavulunuzu alın ve nereye gidecekseniz, üzerinde tabelası olan otobüsü bulun ve şoför ile fiyatı konuştuktan sonra ki (bu asla 2 Euro’yu aşmamalı) binin. Bu otobüsler, genelde uzun mersedesler.
Yunanistan Santorini adası
Eğer
Fira bölgesinde kalacaksanız: otobüsler yerine eşekler veya teleferik tercih edebilirsiniz. Çünkü: burada, 587 basamaktan oluşan, taşlık dar bir patika, Fira kasabasını, küçük rıhtıma bağlıyor. Günümüzde: burada, gemilerle gelen turistleri kasabaya taşımak için bekleyen bir eşek filosu var.
Bu adada: eşekten düşme veya eşek tarafından ezilme olasılıklar çok fazla. O yüzden eşeklere dikkat etmelisiniz. Daha hızlı bir yöntemi tercih edenler ise; deniz seviyesinden, kayalıklara doğru, birkaç dakikada, döne döne çıkan teleferiği kullanıyorlar. Ama teleferik için muhteşem uzun kuyruklar oluşuyor.
Evet, genellikle yeni evlilerin balayı için tercih ettikleri romantik ada, iki ana merkezden oluşuyor. Fira ve Oia.
Adanın asıl kasabası: “Fira”. Fira, en büyük kasabadır. İçinde pek çok şey bulunur, pahalıdır, kalabalıktır ve günbatımında manzarası çok güzeldir.
Adanın merkezi. Burada görülmese gereken yerler; çarşı bölgesinden yürüyerek, panoramik tepeye ulaşın. Buradan, adanın karşısındaki Thirassia, kameni volkan adası ve Oia köyünün muhteşem manzarasını seyredin.
Manzaralı kafe, restoranlardan birini seçip, güneşin batışını seyretmek bir adet haline gelmiş. İçerisindeki uzun kıvrımın, merkezinde bulunan yüksek uçurumun tepesinde kurulmuş. Çarpıcı manzaralara sahip binalar, suya doğru iniyor.
Trafik gürültüsü olmadan; serbest bir şekilde dolaşabileceğiniz dar geçitleriyle; Fira; alışveriş sevenler için tam bir cennet. Alışverişte: ikonlardan, faberge yumurtalarına, en iyi kalite mücevherden en beğenilen tasarımcıların giysilerine kadar her şeyi burada bulabilirsiniz.
Burada: sadece demir ve camdan muhteşem böcekler, balıklar ve balık kılçıkları heykelleri sergileyen ve yapan dükkanları gezebilirsiniz. Hediyelik eşya için, Fira’daki çarşıyı öneriyorum, binlerce alternatif var ve ucuz.
ŞARAP MÜZESİ
Koutsoyannopoulos şarap müzesi. Altındaki mahzenlerinde, hareketli kukla sistemleriyle küçük odacıklarda şarap üretiminin nasıl yapıldığı canlandırılıyor. Sonrasında şarap tadımı yapabiliyorsunuz. Buradan hediyelik şaraplar ve eşyalar almanız mümkün.
ARKEOLOJİ MÜZESİ
Butiklerin ve barların arasında, kültürel açıdan ilgi çekebilecek iki yer var. Meydanda, teleferik istasyonunun hemen yanında bulunan: Arkeoloji Müzesi. Burada: adada bulunan çömlekler ve sanat eserleri sergileniyor.
MEGARON GYZİ MÜZESİ
Teleferik istasyonunun kuzeyindeki “Megaron Gyzi Müzesi” ise, 17’nci yüzyıldan kalma, restore edilmiş güzel bir evde bulunuyor. İçinde: sergilenen eserler arasında, en güzel olanlardan biri, 1956 depreminden önce, ada manzaralarını gösteren fotoğraf sergisi.
Evet, Fira, güzel bir yer. Ama ziyaretçiler dar sokakları doldurunca sıkıcı oluyor. Kuzeye doğru, biraz ileride, hayatın daha sakin olduğu küçük bir köy var.
Yunanistan Santorini adası Oia bölgesi
OİA BÖLGESİ
Adanın öbür tarafındadır. Adanın kuzey ucunda ve en güzel yeri. Fira’ya kıyasla, çok daha şirin, çok daha sakin ve çok daha şık mekanları barındıran bir yer.
En önemli özelliği ise, bir ayin şeklinde güneşin batışını izlemek. Yüzlerce kişi, Oia’nın batışın en iyi izlenir yerinde toplanıp, sessizce (evet burası çok önemli çünkü konuşmaya kalkarsanız, yanınızdakiler susmanız için uyarıyorlar) güneşi uğurluyorlar.
Güneşin ufuk çizgisinden tam kaybolduğu anda ise, çiftler birbirleriyle gayet romantik bir şekilde öpüşüyorlar. Bu arada, bir kısım seyirci tarafından yaratılan bir bir alkış seramoninin tüm tılsımını bozuyor ve ve ayin bitiyor.
Yunanistan Santorini adası Oia köyü
OIA KÖYÜ
Ia (oya diye okunur) köyü, kuzey kayalıklarına yerleşmiş. Kendine has, bizim Bodrum evlerine benzeyen, beyaz evleri, mavi kubbeli kiliseleriyle, daracık, pırıl pırıl sokaklarıyla, yel değirmeni mahallesiyle rüya gibi bir yer.
Köyü: bir baştan başa dolaşıp, fotoğraflar çekiyorsunuz ve bir sürü sevimli kafeler, restoranlar görüyorsunuz. Manzaralı olanlara geçin ve bir şeyler yeme içmenin keyfini yaşayın. Olağanüstü manzara ile birleşince, büyük bir haz yaşayacaksınız. Tüm Ege ve volkan adası, ayaklarınızın altında.
Yunanistan Santorini adası Oia Köyü
Geçmiş zamandan bu yana, birçok sanatçının evi olan Ia, Fira’ya nazaran bohem bir atmosfere sahip. Yamaçlara inşa edilen evler ilgi çekici.
Bazıları, sanat galerilerine ve koleksiyonu yapılabilecek çeşitli ürünlerin satıldığı mağazalara dönüştürülmüş. Mimari: Kyklad tarzının güzel örneği ve bu köy, çok renkli cepheleriyle, dünyada en çok fotoğrafı çekilen köylerden biri imiş.
PERİSSA
Perissa denen yerde, uzun, siyah bir plaj ve birkaç restoran var. Perissa ile Antalya-Beldibi birbirine benziyor. Redbeach denilen yerde kiremit rengi kumlar ve gene kiremit rengi bir dağ oyuğu önünde, muhteşem bir denize girebiliyorsunuz. Ancak: plaj kalabalık ve insanlar dip dibe.
Evet, genel olarak, burası: ucuzdur. Ancak otelleri kötü, ama sahil şeridi burada bulunuyor.
Geceleyin restoran ve barlara gidilir. Buradaki restoran ve barlar fena değil. Önereceğim yerlerin başında, The Volcano isimli bir taverna/restoran var. Yemekleri güzel ve ekonomiktir. Ayrıca:200 metre ileride bir de Yunan tavernası önerebilirim. Turizm rantı tarafından bozulmamış, yemeklerinin mutfağa gidilip seçildiği, buzuki çalınan ve arada yaşlı bir-iki adamın çıkıp sirtaki oynadıkları bir mekan.
Bu mekanın yemekleri çok güzel. Yine de söylediğim gibi; diğer adalardan uzak durun, çünkü özellikle yemeklerde, arzu etmediğiniz kötü yiyeceklere büyük paralar ödemek zorunda kalabilirsiniz.
Konaklamak için, buradaki “Youth Hostel Anna” yı seçerseniz: kalacak yere çok para ödememiş olursunuz. Ayrıca: çok sayıda, Kanadalı ve Avustralyalı ile tanışırsınız. Yalnız, ada genelde romantik bir ortam olduğu için: kesinlikle çift gitmeniz şart. Yoksa: 2-3 gün orada kalıp: İos ya da Mykonos’a gitmeniz daha eğlenceli olur.
PİRGOS KÖYÜ
Devam ediyoruz. Adanın tam kalbinde: Pirgos köyü var. Burada bulunan Venedik kalesi görülmeye değer. Köyün ilerisindeki kayalık uçurumda: 17’nci yüzyıldan kalma: “Profitis İlias Manastırı” var. Yol: girişe doğru tırmanırken, Santorini’nin dik bayırlarda yetişen ünlü domatesleriyle dolu tarlalarından geçeceksiniz. Domatesler volkan kayasında yetişmesi nedeniyle çok farklı, ama çok çok lezzetli.
Manastır; yalnızca rahipler içeride ayin yaparken açık olmasına rağmen ziyaret edilmeye değer. İlyas Peygamberin 15’nci yüzyıldan kalma ikonu, manastırın gururu. Manastırın, aynı zamanda, ikonlar ve el yazmalarıyla birlikte, keşişlerin hayatına dair ipuçlarının sergilendiği, bir de müzesi var.
Ne yazık ki, dağın zirvesi, aynı zamanda, uydu ve dijital teknoloji ile Yunan Silahlı Kuvvetleri tarafından paylaşılmış. Bu güzel manzaranın fotoğrafını çekmek, ne yazık ki, yasak.
Yunanistan Santorini adası Thira antik başkent
THİRA ANTİK BAŞKENT
Bu kayalık çıkıntının kuzey yamacında: MÖ.3’ncü yüzyıla tarihlenen ve “Thira”da denen, adanın antik başkenti bulunuyor. Site: geniş bir bölgeye yayılmış. Ancak, bazı kalıntıların kötü durumda olması ve heyelan tehlikesi, sitenin zaman zaman kapanmasına yol açıyor. Yola çıkmadan önce, Fira’daki turizm bürosundan, sitenin açık olup olmadığı hakkında bilgi almanızda yarar var.
AKROTİRİ
1967 yılında, ana ada Thera’nın güney ucundaki Akrotiri’deki yeni kazılardan elde edilen olağanüstü sonuçlar, dikkatleri tunç çağındaki patlama ve bunun Ege bölgesindeki etkilerine yöneltmiştir.
Modern köy Akrotiri’nin yanında, MÖ 2000 yılları civarına tarihlenen tam bir kent bulunmuştur.
Akrotiri’de kazı çalışmalarını yöneten Yunanlı Marinatos uzun zamanda, Thera’daki patlamanın Yeni Saray döneminin sonlarında, Minos Girit’indeki yaygın yıkıma (yaklaşık MÖ 1450) neden olduğuna veya bunu tetiklediğine inanıyordu. Bu kuram, Akrotiri’de ponzataşı ve küller altında gömülü bütün bir kasaba ile doğrulanmış gibi görünüyordu.
Ama Akrotiri’de bulunan çömlekler, Girit’teki daha erken bir evre ile çağdaştır. Dolayısıyla patlamanın tarihi artık genellikle yaklaşık MÖ 1520 olarak alınır. Ancak bu tarih, son derece tartışmalıdır. Gröland’dan buz çekirdekleri ve İrlanda’daki ağaçların halkalarındaki büyüme izleri gibi bilimsel kanıtlara dayanan argümanlar ile Ege, Levant ve Mısır arasındaki arkeolojik materyallerin eşleştirilmesi konusunda yeni yorumlar kimileri daha erken yaklaşık MÖ 1628 yılını savunmaya itmiştir.
Patlamanın Girit üzerindeki etkileri ne olursa olsun, Yeni Saray döneminin sona erişi üzerinde doğrudan bir etkisi olmadığı açıktır.
1974 yılında bir kaza sonucu araştırmacı Yunanlı Marinatos yaşamını kaybettiğinde, Akrotiri’nin sadece ufak bir kısmı ortaya çıkarılmıştı. Her şeye rağmen, antik kasaba hakkında iyi bir fikir edinmek mümkündür. Üçüncü katlarına kadar evler korunmuş durumdadır. Kapılar, pencereler, merdivenler kanalizasyon boruları ile kerpiç, kaba taşlar ve destek için dal ve payandalar eklenmiş duvarlar görülebilir.
Sokaklar düz ve sabit genişlikte olmayıp gelişigüzel şekilde dönmekte, genişlemekte veya daralabilmektedir. Kimi zaman küçük meydanlar oluşur. Mimari Minos Girit’ini andırır, ama biçim ve yapım tekniklerinin ayrıntıları farklılık gösterir. Örneğin: Theralılar kapılı sütunlu bölgeleri tercih ediyorlardı, ama nadiren ışık kuyuları kullanıyorlardı. Xeste 4 kodlu binanın kuzey cephesi ilginç ve Girit’te rastlanmayan bir taş işçiliği tekniği sergiler. Kesme taş sıralarının genişliği tepeden aşağı inildikçe azalır.
Akrotiri, Vezüv Dağının patlamasıyla gömülen Roma kentinden esinlenerek bir tunç çağı Pompei’si olarak nitelendirilmiştir. Ancak önemli bir açıdan Pompei’den ayrılır. Akrotiri sakinleri, belki de sarsıntılar veya dumanlar nedeniyle tehlikenin farkındaydılar ve değerli eşyalarını da alarak kaçmışlardı.
Evlerde terk edilmiş nesneler arasında çömlekler ve pişirme aletlerinin yanı sıra yataklar gibi mobilyalar, taş aletler ve vazolar vardır, ama neredeyse hiç metal veya gerçekten değerli lüks eşya yoktur.
Ancak, çok sayıdaki duvar resimlerini götürememişlerdi.
Freskler genelde iyi durumdaydı hatta tunç çağı Ege’sindeki benzerlerinin tümünden açık ara iyi durumdalardı, gerçi sadece duvarların diplerinde birikmiş sıva parçaları biçiminde günümüze ulaşmışlardı. Parçaların restore edilmesi ve birleştirilmesi çok zahmetli bir iştir.
Resimlerin en önemlisi 40 cm genişliğinde, bir gurup şık tekneyi iki kasaba arasında yolculuk halinde gösteren uzun bir şerittir. Bu minyatür resim, Batı Evinin üst katındaki bir odadadır. Orada beş kasabanın halkını ve çeşitli toprak şekillerini gösteren daha geniş kapsamlı bir duvar dekorasyon çalışmasının bir parçasıydı.
Konutun tam olarak ne olduğu tartışmalıdır. Hangi kasabalar ve hangi olay?
Resmi kapsamlı şekilde analiz eden Lyvia Morgan’ın yorumu, orada görünenin ufak bir Thera kasabasından önemli bir merkez olan Akrotiri’ye doğru, ilkbahar sonlarında deniz yolculuklarının tekrar başlamasının kutlandığı bir festival sırasında denizde bir geçit töreni olduğu yönündedir.
Gelelim günümüze: evler, meydanlar ve caddelerin bulunduğu kalıntılar, sıcak ve hayli kalabalık olabilen bir koruyucu çatının altında sergileniyor. Bu nedenle, buraya mümkün olduğunca günün erken saatlerinde gitmenizi öneririm.
KAMARİ BÖLGESİ
Görülmese gereken bir yer. Çakıl ve volkanik kumlarından dolayı, beyaz, siyah ve kırmızı diye adlandırılan plajları var. Volkanik patlamadan dolayı, denizde koca koca kayalar mevcut. Denizi temiz, fakat bence bizim Ege kıyılarından sonra, öyle çok fazla beğenilecek bir yanı yok.
Tatil yeri olduğu için, sahilde bir sürü, bar, kafe, restoran ve dükkanlar var. Eğer bu bölgede konaklamak isterseniz: Tercih etmenizi önereceğim otel: Epevlis oteli.