Burası: Avrupa’nın en büyük kumarhanesi ve üst sınıfa hitap eden golf sahaları bulundurmasıyla tanınır ve bilinir.
Görkemli villalar, lüks oteller ve simge olmuş “Casino” su ile, bölge, Portekiz’in rivierası olarak da kabul edilmektedir.
Kasaba: Lizbon şehir merkezine, yalnızca 30 km. uzaklıktadır. Buraya ulaşmak için, Sintra üzerinden gelmeyi düşünebilirsiniz. Lizbon şehir merkezinden trenle Sintra ve Sintra tren istasyonunun önünden otobüsle Estorile ulaşabilirsiniz.
Tarihi süreç içinde: Estoril kasabası: özellikle II. Dünya savaşı sırasında, Portekiz’in tarafsız kalması nedeniyle, Alman ve İngiliz casuslarının merkezi haline geldi. Ayrıca: yine aynı dönemde, kraliyet ailesi, burada sürgünde bulunuyordu.
Ayrıca: yine Avrupalı birçok ünlü burada gerek kendi konutlarında ve gerekse otellerde konakladılar. Bunlar arasında sayılanlar: ünlü oyuncu Orson Wells: bir zamanlar burada Hotel Palacio’da kalmıştır. İtalya kralı Umberto II, Romanya kralı Carol II da: Estoril’de konaklayan ünlü konuklar arasındadırlar.
Ama en ünlü konuk: James Bond yazarı Ian Fleming olmuştur. Kendisi, çift taraflı ajanları gözlemlemek için burayı mesken tutmuş ve ilk James Bond romanı olan “Casino Royal” daki Casino deneyimini burada yaşamıştır.
Portekiz Lizbon Estoril
Evet, takip eden süreçte, II. Dünya savaşından sonra, Estoril, çok statü kaybetmiş olmasına rağmen, yine de günümüzde Avrupa’nın en büyük kumarhanesi, tenis kortları ve Avrupa’nın yine en iyi golf sahaları buradadır.
Formula Grand Prix yarışlarının düzenlendiği otomobil yarış pisti, şık bir kozmopolit oyun alanı ve çekici kumlu plajlar, günümüzde de Estoril’in cazibesini sürdürme nedenleridir.
Estoril kasabasında: dünyaca ünlü mimarlar tarafından tasarlanmış, yedi adet, uluslar arası düzeyde, yüksek kaliteli golf sahası bulunmaktadır.
Portekiz Lizbon Estoril
Tamariz denilen plaj bölgesi; Estoril merkezine 3 km. uzaklıktadır; deniz ve kumlu plajları yanında, ilaveten bar ve restoranları ile ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Buraya bakan tepe üzerindeki kale benzeri konut: Monako kraliyet ailesi üyelerine aittir.
Plajlardaki Haziran-Eylül dönemindeki ortalama deniz suyu sıcaklıkları 17-21 derece arasında değişmektedir. Deniz durumu bayraklarla belirlenir. Deniz kıyısında, sürekli cankurtaranlar bulunur.
Yeşil bayrak: deniz sakin anlamına gelir. Bu durumda yüzmek ve dalış yapmak güvenlidir.
Sarı bayrak: ziyaretçilerin uyanık ve tedbirli olmalarını gerektirir.
Kırmızı bayrak: tehlike anlamına gelmektedir.
Portekiz Lizbon EstorilPortekiz Lizbon Estoril
Gelelim, Avrupa’nın en büyük kumarhanesine: arkasında uzun boylu palmiye ağaçları bulunan çekici bir bahçe içindeki kumarhane: Avrupa’nın en büyük kumarhanesi olma yanında, aynı zamanda üst düzey, uluslar arası şovlar sunmaktadır. Burası, aynı zamanda James Bond filmlerine de ilham kaynağı ve çekim yeri olarak kullanılmıştır.
Portekiz Lizbon Estoril
Estorel’in sahil kesimindeki plajları da ilgi çekmektedir. Cascais’e kadar olan yol boyunca, birçok plaj bulunmaktadır.
Yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz: bölgenin yemek kültüründe, balık ve kabuklu deniz ürünleri yaygındır. Bölgenin en popüler yemekleri arasında “Stripped Bass, Sargo ve Cascais Sole” bulunmaktadır. Bunları hazırlarken genellikle: karides, yengeç, ıstakoz kullanıyorlar.
Avusturya Viyana şehrine yaklaşık 2 saatlik uzaklıkta bir maden, daha doğrusu eski bir maden, bu madenden alçı taşı çıkarılıyor ve inşaatlarda kullanılıyormuş, günümüzde burayı gayet iyi pazarlıyorlar, maden olarak kullanımı bitmiş ama gayet iyi pazarladıkları için gayet iyi kazanmaya devam ediyorlar.
Alçı taşı, günümüzde bu taşın çok fazla yeri kalmadığı için inşaat sektöründe kullanılan bir malzeme değildir. Bu yüzden, birçok maden kapatılmış, bazılarının üzerinde çökmeler yaşanmış, ama burası sahip olduğu gölden dolayı sürekli bakım halinde tutuluyormuş.
Zaten madendeki gezi, güvenlik şeridi oluşturulmuş bölgede yaptırılıyor. Aslında: genel anlamda düşünüldüğünde madencilik dünyanın en zor ve tehlikeli işlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.
Özellikle ülkemizdeki madenler ve maden kazaları ve ölen insanlar düşünüldüğünde, bu maden gördüğünüzde hak vereceksiniz, bir lunapark gibi karşımıza çıkacaktır. Yani: tehlikesi olmayan, patlama riski olmayan bir yer.
Aslında ilginç bir yer, zaten pazarlamanın ilk kuralı da insanları malum ilginçliklere yöneltmek, dünya üzerinde böyle bir başkaca yer bulunmadığını söylüyorlar ki, haklılar, gerçekten dünya üzerinde ben şahsen böyle başkaca bir yer duymadım ve rastlamadım ama gitmeye, görmeye değer mi, gidin veya gitmeyin şeklindeki yorumlarımı yazının sonuna saklayıp, Seegrote denen bu yeri tanıtmaya başlıyorum.
Viyana şehrinden, yaklaşık 2 saatlik bir otobüs yolculuğundan sonra buraya varılıyor. Bir tepenin eteklerinde, giriş kapısının daha doğrusu giriş biletlerinin satıldığı bir yer, hemen yanında içerideki bölümleri tanıtan bir pano, biraz ileride hediyelik eşya satan küçük bir dükkan ve hemen ilerisinde tuvaletler, bu boşluk alanda banklar da var, sanırım girmeyenlerin oturup beklemesi için konulmuş.
Kapıda pek fazla kalabalık yok. Aslında rehberler yıllık ziyaretçi sayısının 400-500 bin kişi olduğunu söylüyorlar ama şahsen biz gittiğimizde, bizden başka gurup yoktu yani bu rakam gerçek mi anlamak pek mümkün değil, daha doğrusu burası sadece rehberli turlarda ziyaret edilen bir yer olarak önem kazanıyor. Yani, Viyana şehrini ziyaret eden veya buralara yolu düşenlerin yolunu değiştirip te hadi burayı da göreyim dedikleri bir yer değil, yani her şeye rağmen yoğun ziyaretçi alan bir yer olduğunu sanmıyorum.
Avusturya Viyana SeegrotteAvusturya Viyana SeegrotteAvusturya Viyana Seegrotte
Hemen kapının yanındaki tanıtım panosu önünde, önce içerideki gezi ile ilgili bilgiler veriliyor. Burada fotoğraflar var, uçakla ilgili fotoğraflar, tarihi anlamda siyah beyaz fotoğraflar görülüyor.
Sonra biletler satın alınıyor. (Giriş bilet ücreti 10 euro) ve ardından bilet satış yerinin arkasındaki bölümden içeriye giriliyor. Öncelikle burayı ziyaret edecekler için şunu önermekte yarar var.
Buranın başlıca özelliklerinden birisi, içeride hava sıcaklığının sıcaklığının standart sürekli 9 derece olması, bu yüzden içerde üşümek mümkün, bu yüzden burayı ziyaret edeceklerin giysi olarak tedbirli olmaları şart. Aksi halde, hemen girişte 0.5 cent yani yarım Euro ödeyerek emanet battaniye türü bir şey kiralıyorlar.
Bunu kullanabilirsiniz. Bir diğer öneri: burası bir maden ve tünellerden yürüyeceksiniz, eğer kapalı yer fobiniz varsa veya kapalı yerlere girmek sizi sıkıyorsa, sakın girmeyin, burası size göre değil. İçerideki tur yaklaşık 40-45 dakika sürüyor.
Battaniyemi de aldıktan sonra içeri giriyorum. Malum burası bir maden ve hemen bir tünelle karşılaşıyoruz. Tünellerde yürümeye devam ediyoruz, öncelikle karşılaştığımız tüneller, pek fazla geniş ve büyük değil.
Avusturya Viyana Seegrotte
İlerlerken bir kapıdan geçiyoruz. Buraya “İngiliz kapısı” deniyor. Aslında madencilik dilinde, bu tarz kapılara İngiliz Kapısı deniyormuş. Çünkü, işçiler kendi aralarında “Neredesin” diye konuşurken “İngiliz kapısındayım” tarzında, bulundukları yeri belirten deyimler kullanıyorlarmış.
Ardından galerilerden geçmeye devam ediyoruz.
Galerilerde: bütün madenlerde olduğu gibi, vagon sistemi var ve bu vagonların hareket etmesi için yerlere ince demirler şeklinde raylar döşenmiş. Taşların taşındığı vagonlar bu rayların üzerinde hareket ediyormuş.
Kenarlarda yani tünelin duvarlarında oyuklar var. Büyük oyuklar, vagonlar geldiğinde raylardan kaçmak isteyen işçilerin sığındığı yerlermiş. Küçük oyuklar ise, aydınlatma için kullanılan gaz lambalarının yani ışıkların konulduğu yerlermiş.
Bütün maden bölümü içinde sıcaklık standart 9 derece olmasına rağmen, sadece bu odanın bulunduğu yerde, sıcaklık 14 derecedir. Bu yüzden, işçiler bu odada toplanır, yemek molası verirlermiş.
Yürümeye devam ettiğimizde, Fast Sall denen bir salon bölümüne geliyoruz. Her yıl 4 Aralık tarihi “Dünya Madenciler Günü” olarak kutlanır. Ama eskiden, Aralık ayının ilk Pazar günü yani dini ayin yapılan gün, bu kutlama yapılır, buranın sahibi olan kişi, o gün işçilere izin verir ve burada, küçük bir ziyafet tertip edilirmiş. Burada yemek yenir, içki içilir, kutlama yapılırmış.
Avusturya Viyana Seegrotte
Galerilerde yürümeye devam ettiğimizde, daha büyük ve geniş galerilerin bulunduğu yerlere ulaşıyoruz. Burada ilk karşımıza çıkan yer atların tutulduğu alandır. Hemen girişteki panoda siyah beyaz resimlerde de görüldüğü üzere, burada madende çalışan atlar tutuluyormuş. Bu atlar “dolap beygiri” sistemiyle çalışıyormuş.
Katana cinsi Macar atları, gayet güçlü olan bu atlara çok iyi bakılıyormuş. Çünkü hayvanlar maden için çok önemli, ama bu atlar için zamanla büyük bir sorun ortaya çıkıyor. Bu atlar, dolap beygiri olarak çalıştırılırken gözleri bağlanıyor, arkasından hayvanlar karanlık yerde sabaha kadar tutuluyor ve hayvanların ışıkla olan göz teması minimum düzeye iniyor ve bir süre sonra, gözleri yetisini kaybetmeye başlıyor.
Hayvanlar neredeyse kör olacak hale geliyorlar. Ama dediğim gibi atlar madenlerin çıkarılması için çok önemli, hayvanlara çok iyi bakıyorlar. Burası atların dinlendirildiği bölümdür.
Avusturya Viyana Seegrotte
“3 Silahşörler” filmleri birçok bölüm halinde çekilmiş ve sinema severlerin beğenisine sunulmuştur. Bunlardan bir tanesi de, bu madenin galerilerinde çekilmiştir. 1993 yılında, 3 Silahşörler Zegrotta denen filmde bir kral kurtarma sahnesi vardır. Gelirler ve buradan kralı kurtarırlar, arkasından aşağıdaki göle inerler, ejderha kafası olan tekne ile beraber yer altı gölünden okyanusa, açık denize çıkarlar, filmin belli bölümleri burada çekilmiştir.
Galerilerin sonunda, göle ulaşmadan hemen önce, merdivenlerden indiğinizde, merdivenlerin sonunda, hemen sol duvarda büyük bir çerçeve görülüyor, bunun içinde filmin afişi ve fotoğrafları var. Oyuncuların isimlerini not alırsanız, filmi bulup seyrettiğinizde, burada görmüş olduklarınızı filmde görme şansı yakalarsınız.
Avusturya Viyana Seegrotte
Gezimizin bu bölümünde, üst taraftaki galerilerde kalmış tek su birikintisi gölle karşılaşıyoruz. Burada bir göl göreceksiniz. Buna “mavi göl” deniyor. Küçük bir alan olarak kalmış, aslında bir havuz gibi. Aşağıdaki gölde yapılan tekne turunda, bu gölün altında dolaşılıyor. Madendeki taşın özelliği nedeniyle yani taşın suyu sızdırmaması nedeniyle, bu göl burada kalmış ve aşağıdaki göle karışmamıştır.
Avusturya Viyana SeegrotteAvusturya Viyana Seegrotte
Ardından, madenin biraz daha büyük ve geniş alanlarına girmeye başlıyoruz. Burada karşımıza küçük bir şapel çıkıyor. Bu görülen şapel, 1868 yılında yani maden açıldıktan 20 sene sonra yapılmıştır.
Yapılma amacı: işçiler işe başlamadan önce ve işlerini bitirdikleri zaman, dua etmeleri içindir. İşçiler, buraya gelirler, kazasız belasız bir gün geçirelim diye dua ederlermiş.
Burada ve madenin diğer bazı bölümlerinde 2 harf dikkatinizi çekecektir. Bunlar: G ve A harfleri. Bunlar Almanca bir kelimenin ilk harfleri olarak dikkat çeker ve “İyi Şanslar” anlamına gelir.
Çünkü bu insanların şansa ihtiyaçları var ve birbirleriyle selamlaşırken, böyle selamlaşırlarmış. Madenlerin giriş ve çıkışlarında ve diğer bazı yerlerinde de bu kelime veya bu harfler sıkça görülür.
Şapelde: bir resim var, bu resim Azize Barbara resmidir. Azize Barbara: madencilerin azizi olarak geçer. Kendisi bir madenci kasabasında doğmuş ve kendini tamamen bu insanlara yani madencilere yardıma ve dine adamış bir kadındır.
İlginç bir özellik: Meryem Ana dışında hiçbir kadın karakterin ismi, katedrallere verilmezken, Azize Barbara’nın ismi bazı katedrallere verilmiştir. Çünkü çok büyük maden şehirlerinde yapılan katedraller, madenlerden gelen paralarla yapıldığı için, bu katedrallere madencilerin azizesi olan Barbara Katedrali ismi verildiği olmuştur.
Avusturya Viyana SeegrotteAvusturya Viyana Seegrotte
Yürümeye devam ettiğimizde, daha büyük galerilere ulaşıyoruz. Burada: II. Dünya Savaşında Naziler tarafından yapılmaya çalışılan jet uçağının parçaları görülmektedir. Buraya, II. Dünya savaşı sırasında 2 bin civarında insan çalışmak üzere getirilmiş.
Bu insanları seçerken öncelikle teknik bilgisi olanları yani elektrik, uçak, motor mühendisleri ve teknisyenlerini seçmişler, ardından yine binlerce insan, çalıştırılmak üzere buraya getirilmiştir.
Bu insanlar buradaki malzemelerin çıkarılması, buranın temizlenmesi gibi işlerde ve 9 derece sıcaklıkta yani soğuk ortamda zor şartlarda çalıştırılmışlardır.
Burada bir yazı ile karşılaşıyoruz. “Nazi diktatörlüğü altında toplama kamplarından buraya getirilip 1944-1945 yılları arasında çalışmaya zorlanan insanlar anısına”
Ardından burada yapılmaya çalışılan uçak parçalarının bulunduğu bölüm görülüyor. Bunlar yanmış ve kırılmış uçak parçalarıdır. II. Dünya savaşı sırasında, 1944 yılı itibarı ile ortaya çıkarılmaya çalışılan jet uçağının parçaları ve modeli görülüyor.
Model incelendiğinde günümüzdeki jet uçaklarına benzerliği fark ediliyor. O zaman savaş dönemine bakılırsa, hakim uçaklar bombardıman ve avcı uçaklarıdır. Çok daha hızlı hareket eden ve bomba taşıyan uçak planlamışlar.
Bu plan, ilk Nazi Almanya’sının oluşmaya başladığı yani kendilerini savaşa hazırladıkları dönemde ortaya çıkmış ama her zaman öncelikli farklı amaçlara yönelmişler, tanklar yapılmış, savunma alanları yapılmış, bombardıman uçakları yapılmıştır.
Ama bakıyorlar ki 1944 yılında cephe kaybediyorlar, bu sefer aktif bir uçağa ihtiyaçları olduğunu düşünüyorlar, arkasından en doğru yer olarak burayı buluyorlar, çok büyük alanlar, tam bir fabrika gibi ama yerin altında ve gizli.
Gövde bir yerde, kanatlar bir yerde, kokpit bir yerde, elektrik aksamı bir yerde, motor en aşağıda, günümüzdeki gölün bulunduğu ama o zamanlar kuru olan alanda üretiliyor. Amaç, hepsini dışarıda birleştirmek ve uçakları bir şekilde havalandırmaktır.
Amerikalılar, bir şekilde savaşın son döneminde, burayı tespit ediyorlar ve bombalamaya başlıyorlar. Naziler, en hazır uçağı birleştirip tepedeki piste çıkarıp havalandırıyorlar, bu uçak birkaç uçağa zarar veriyor ama sonrasında düşüyor.
Amerikalılar burayı öğrenince, Naziler, ellerindeki tüm kalıntıları ve dökümanları yakıyorlar. Yine de, söylentilere göre: Amerikalılar, burayı ele geçirdiklerinde Nazilerin “Salamander” ismini verdikleri bu uçağa ait birçok bilgiye ulaşıyorlar ve “Sparrov” adını verdikleri ilk jet uçağını üretiyorlar.
Öte yandan, bu projede çalışan bazı kişilerin de, savaş sonrası Amerikaya sığınmış olmaları, uçağın Amerika da gelişimini sağladığı söylenir.
Avusturya Viyana Seegrotte
Ardından: madende çalışan işçilerin günlük faaliyetlerinde kullandıkları eşyalar ve cihazların bulunduğu bölüm görülüyor. Burada: su içtikleri testiler, aydınlatma için kullandıkları fenerler, kazmalar, kürekler, çanlar görülüyor.
Eskiden telefon bulunmadan önce, çanlarla haberleşiyorlarmış. Sonrasında telefon sistemi kurulmuştur. Gün içinde ihtiyaç duyulan ve kullanılan malzemeler burada sergileniyor.
Avusturya Viyana SeegrotteAvusturya Viyana Seegrotte
Daha sonra, tören alanına ulaşıyoruz. Burası geniş bir sahadır. Burada, sol tarafta madenin kurulmasını sağlayan ilk kişinin isminin yazılı olduğu bir pano var. Az önce sözü edilen Azize Barbara figürü de burada görülüyor.
Burada mumlar var. En kalabalık törende, burada 1500 kişinin toplandığı söyleniyor. Bu tür törenlerde: kilise korosu, din adamları, Madencilik Derneğinden gelenler, madende çalışanlar yani birçok kişi bir araya gelirmiş.
Yani, bir anlamda küçük bir kilise gibi düşünülebilir. 4 Aralık Dünya Madencilik günü törenleri burada yapılıyormuş.
Avusturya Viyana Seegrotte
Yürümeye devam ettiğimizde, madenin en ilgi çeken bölümüne ulaşılıyor. 45 derece eğimli merdivenlerden (120 basamak kadar) aşağıya iniliyor. Sağ ve sol yanda merdivenler var. Sol yandakiler iniş, sağ yandakiler çıkış içindir.
Merdivenler ıslak olabilir ve kayma riskine karşı dikkat edin. Sol yandaki merdivenlerden aşağıya indiğinizde, sonda, duvarda 3 Silahşörler filminin afişi görülüyor. Hemen karşıda ise, ilginç bir ejder başlı tekne var.
Bu tekne filmde kullanılmış ve ekip tarafından buraya hediye olarak bırakılmıştır. Daha sonra: hemen kıyıda, 26 kişi kapasiteli bir tekneye biniliyor. Basit bir tekne, karşılıklı oturma yerleri var, arkasında bir sürücü bulunuyor.
Tekne hareket ederken, altı düz olduğu için, kişilerin oturdukları yerden kalkmaması gerekiyor çünkü teknenin dengesi bozuluyormuş. Bir de tekneyi süren kişinin yüzüne doğru flash patlatarak fotoğraf çekilmesi istenmiyor çünkü sürücü dar galerilerde, gölün üzerinde tekneyi sürerken dikkatli olması gerekiyor.
Göl: daha önce söylendiği gibi, maden burada faaliyette iken, bir bölümden su çıkması nedeniyle oluşmuş ama o kadar büyük miktar su çıkmış ki maden kapatılmış ve bu göl ortaya çıkmış. Gölün suyu, doğal kaynak suyu olduğu için dışarı çıkarken topladığı minerallerden dolayı oksijen içermiyor ve içinde canlı yaşamıyor.
Gölün derinliği 1 veya 1.2 metredir. Yani, çok derin bir göl beklemeyin. Sadece bir yerde, bir kuyu gibi yerde derinliğin 14 metre olduğu söyleniyor. Gölün derinliği ve gizemi, ışık oyunlarıyla etkileniyor.
Bir anlamda, gölün altındaki alçı taşlarını da görmek mümkündür. Ama bazı yerlerde ışık oyunları, sanki gölün gayet derin olduğu izlenimi yaratıyor. Hatta, gölün suyu o kadar berrak ki, ayna gibi yukarıdaki görüntüyü aynen yansıtıyor.
Zaten gölün bir bölümü, bu yansıtma nedeniyle “Ayna göl” olarak isimlendirilmiştir. Hatta “Küçük Alpler” denen bölümde, burada bir şekilde ışık oyunları ile “Alp dağları” silüeti, gölün yüzeyine yansıtılmış ve göle bakarken, sanki Alp dağlarını gördüğünüzü sanıyorsunuz.
Suyun halen çıkmaya devam ettiği ve basıncı dengelemek ve sistemi ayakta tutmak için suların bir şekilde pompalarla dışarı atıldığı söyleniyor. Tekneye biniyoruz ve gayet yavaşça hareket eden tekne, (tekne yolculuğu 4 dakika sürüyor) galerilerden hareket ederken, suyun altındaki ışıklar açılıyor.
Bu arada, madende suyun ilk patladığı ve ardından çelik ve betonla duvar örülerek kapatılan yer görülüyor. Evet, başlangıçta pazarlama taktiği olarak gayet havalı şekilde anlatılan bu tekne turu: yaklaşık 4 dakika sürüyor ve ardından, tekneden inmeden önce rehber tarafından şu sözleri duyuyorsunuz “Tekneci arkadaş, bizi kazasız belasız dolaştırdığın için teşekkür ederiz” derken bir alkış kopuyor ama daha bitmedi, tekneden inerken, avucunu açan tekneci arkadaşa, bozukluk vermeyi unutmayın şeklinde yine bir uyarı ile karşılaşıyorsunuz.
Ardından, hani içerde üşüyeceğimizi düşünmüştük ya, dik merdivenlerden ter içinde çıkıyor ve kendimizi dışarı atıyoruz.
Gelelim değerlendirmeye: Avrupa’nın en büyük yer altı gölü, galerilerinde Naziler uçak yapmışlar, göl de tekne gezintisi yapılıyor. Pazarlamanın en muhteşem ve can alıcı noktaları bunlar.
Ama burayı ziyaret etmek isterseniz çok şey ummayın, yani hani derler ya gitmezsen çok fazla şey kaybetmezsin. Tercih sizin. 40-45 dakika süren bu tur ilginç olabilir, ama bu yazdıklarımı önceden bilseydim ben şahsen gitmezdim.
Şehir: Balkanlarda, Kosova Cumhuriyetinin başkentidir. Bu şehri gezmek isteyen ziyaretçiler için: bu şehirde tarihi eser yok denecek kadar azdır.
Çünkü: Yugoslavya’nın dağılmasının ardından, burada özellikle Sırplar tarafından büyük katliamlar yapılmış ve NATO tarafından müdahale edildiğinde ise, yine bombardıman sonucunda birçok tarihi ve eski yapı, yıkılarak yok olmuştur.
Halen: şehrin imar faaliyetleri, mevcut tesislerin restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir. Yani, burada zorlukları aşarak yaşamlarını yeniden şekillendirmek isteyen insanları göreceksiniz.
Evet: Vietnam’dan sonra en büyük askeri kamp, Amerikalılar tarafından burada kurulmuştur. Şehrin merkezinde, Amerikan Başkanı Bill Clinton’un bir heykelini göreceksiniz.
Kosovalılar: onu manevi liderleri olarak görüyorlar, onun her yıl doğum gününü kutluyorlar.
Şehir coğrafi konum olarak
Ülkenin kuzeydoğu kesiminde ve Golyak dağlarının alt kısmında: tarihi Kosova ovasının üstünde bulunmaktadır.
Ama, aslında şehir daha yüksek alanda kurulu eski şehir ile, ovada kurulu yeni şehir diye iki bölümden oluşmaktadır. Ovada kurulu yeni şehir: Yugoslav yani Tito döneminde yapılan büyük blok apartmanlarla doludur.
Yeni şehir bölümü, savaşın ardından aldığı büyük göçlerle düzensiz ve gecekondu tipi evlerle dolmuştur. Savaştan önce, şehrin 200 bin kişilik nüfusu varken, savaşın ardından, bu nüfusun 50 bin kişilik Sırp bölümü şehri terk etmiş, ancak bu kez Arnavut ve Türkler, kırsal alandan şehre göçmüşler ve şehrin nüfusu 600 binlere kadar çıkmıştır.
ULAŞIM
Kosova Priştine;
Şehir: güneyde Prizren ve Makedonya’nın başkenti Üsküp ile komşudur. Kuzeyde ise: Mitroviça ve Podiyeva şehirleri bulunmaktadır. Üsküp-Kosova arasındaki uzaklık 80 km.dir. Bu yolculuk 4 saat sürer.
Şehirdeki havaalanı “Adem Jashari Uluslar arası Havaalanı” olarak bilinmektedir ve şehir merkezinin 18 km. güneybatısında bulunmaktadır.
Adem Jashari, Arnavutların “Che Guevera” sı olarak nitelendirilir. Kosova kurtuluş ordusunun kurucusu ve komutanlarından olan Jashari, Kosova’nın bağımsızlığının sembol isimlerinden birisidir.
Kosova’nın ilk Cumhurbaşkanı İbrahim Rugova da, Jashari’ye “Kosova’nın Kahramanı” unvanını vermiştir.
Havaalanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım yaklaşık 30 dakika sürer ve taksi tercih ederseniz 20 dakikalık yolculuk için 20-25 Euro ödemeniz gerekir. Ama şehir merkezinden havaalanına gelirken, taksi için aynı yola: 15 Euro ödeniyor.
İstanbul-Priştine arasındaki uçak yolculuğu, yaklaşık 1.5 saat sürmektedir.
Otobüs tercih ederseniz, 3 Euro ücret karşılığında şehir merkezine, Grand Hotel bölgesine ulaşabilirsiniz.
Otobüsler, her iki saatte bir hareket etmektedirler. Evet, uçak yanında, şehre trenle ulaşmak veya şehirden trenle ayrılmak isterseniz: tren istasyonu, şehir merkezinin 7 km. batısındadır.
Fushee Kosove tren istasyonuna ulaşmak için bir minibüse binmeniz gerekir. 5-10 dakikalık bu yolculuk için 0.40 Euro ödemeniz gerekir. Yürüyerek de tren istasyonuna gidebilirsiniz.
TARİH
Kosova Priştine;
Şehirdeki ilk yerleşim hakkındaki bilgiler: 15. yüzyıla dayanmaktadır. Bu dönemde: şehrin 16 km. yakınında bulunan Ulpiana bölgesinde, Romalılar tarafından bir şehir kurulduğu bilinmektedir.
Ancak, bu şehir daha sonraki süreçte tamamen yok olmuştur. Takip eden dönemde ise, şehir Roma İmparatoru I.Justinian tarafından yeniden kurulmuştur. Bu tarihi şehrin üzerinde, günümüzde: “Liplan” şehri bulunmaktadır.
Roma imparatorluğunun ardından, şehir, Balkanlarda ticaret yolları üzerinde bulunan konumu nedeniyle önemini korumuştur.
Şehrin, Sırbistan topraklarında bulunduğu dönemde; 1200’lü yılların sonu ve 1300’lü yılların başındaki dönemde: II. Stefan Uroş Milutin döneminde: refah seviyesi hızla yükselmiştir. Sırt yönetimi: 1389 yılındaki I. Kosova savaşına kadar devam etmiştir. Savaşın ardından: bölge Osmanlı topraklarına katılmıştır.
1870’li yıllarda ise
Balkanlarda gelişen özgürlük hareketleri sonucu: Priştine de Osmanlı idaresine karşı isyanlar olmuş ve 20. yüzyılın başındaki I ve II. Balkan Savaşlarının ardından, Sırp ordusu, Priştine şehrini ele geçirmiştir.
I. Dünya savaşının ardından ise, şehir: Yugoslavya devletinin bir parçası haline gelmiştir. Bu dönemde: şehirde yaşayan binlerce Müslüman ve Türk: Anadolu topraklarına göç etmek zorunda bırakılmıştır. II. Dünya savaşında İtalyanlar tarafından işgal edilen şehir: 1946 yılında Kosova özerk bölgesinin başkenti olmuştur.
Bu dönemde: dağlık bölgelerden şehir merkezine göç sonucu: şehir nüfusu hızla artmış ve şehirde yaşayan Arnavut azınlık sayısı hızla yükselmiştir.
Takip eden 1998-1999 yılları arasındaki iç savaş döneminde: bölgede, Sırplar tarafından başlatılan ayırımcılık: Priştine şehrinde sıkıyönetim ilan edilmesiyle başlayan gerginlik: 24 Mart 1999 tarihinde NATO güçlerinin başlattıkları harekat sonucu: şehirdeki birçok yer bombalanmıştır.
İKLİM
Şehirde, tipik okyanus iklimi hüküm sürmekte olup, buna bağlı olarak yazlar sıcak ve kışlar ise karlı ve soğuk geçer.
İNSANLAR
Priştine şehrinde: Arnavutlar, Türkler, Boşnaklar ve Sırplar yaşamaktadırlar. Burası: Avrupa tarzı Batı kültürünün egemen olduğu, Balkan ve Müslüman bir şehir görüntüsü sunmaktadır.
Evet: 2011 yılı nüfus sayısına göre: şehirde 198.897 kişi yaşamaktadır. Bunların: 194.452 kişi Arnavut, 2156 kişi Türk, 430 kişi Sırp’tır. Halkın büyük bölümünün Arnavut olması nedeniyle, şehirde Kosova bayrağı kadar Arnavut bayrağı da dalgalanıyor.
Ancak: Avrupa Birliği: Piriştina’nın Arnavutluk ülkesine ilhak etmesine izin vermiyor. Yani, işler karışık.
Özellikle, yaşlı Piriştinalılar, Türk olduğunuzu duyduğunda sevecen yaklaşıyorlar ama gençlerde, Türklere karşı bir antipati var.
ŞEHİR İÇİ TOPLU TAŞIMA
Şehirde taksiler nispeten ucuzdur ve bu yüzden, şehrin toplu taşım araçlarını sık kullanmanız gerekmez. Şehir içi otobüslerde bir biniş: 0.40 Euro’dur. Bunların biletlerini, otobüs içinden satın alabilirsiniz.
Bir aylık otobüs kartı almak isterseniz, bu kez 10 Euro ödemek gerekir. Taksilere gelince: ilk açılış gündüz 1.5 Euro ve gece, yani saat 22.00’den sonra 2 Euro’dur. Kilometre başına ücret ise 0.60 Euro’dur.
KAFELER
Kosova Priştine;
Şehirde çok sayıda kafe bulunuyor. Kafelerde insanlar, bir içecek alıp, oturup gelip geçenleri seyrediyorlar. Söylenenlere göre: işsizlik nedeniyle, insanlar ya taksi şoförü oluyorlarmış ya da kafe açıyorlarmış. Daha da ilginç olanı: bu ülkede kapalı alanlarda sigara içmek yasak değildir.
Bu yüzden, kafelerde muhteşem bir sigara dumanı oluşuyor. Bu kafelerde, özellikle espresso içmenizi öneririm, tadı harikadır.
GECE HAYATI
Kosova Priştine;
Şehirde: birçok kafe, bar ve gece kulübü bulunmaktadır. Gece hayatı: şehrin doğu ucunda “Santea” bölgesinde hareketlidir. Bir anlamda, gece hayatının şehrin merkezindeki stadyumun çevresinde “Grand Hotel” in arkasında döndüğü söylenebilir.
Burada: öğrencilerin eğlendikleri mekanlar bulunmaktadır. Şehrin güneyinde ise “Rruga Garibaldi Pejton” denilen bölge de ilgi çekmektedir. “Sprey” isimli kulüp: şehrin en tercih edilen yeridir. Mekan yaklaşık 1500 kişiliktir ve 1000 metrekarelik bir alana sahiptir.
Bu arada: şehri ziyaret edipte casino da şansını denemek isteyenlerin Avrupa Casinoyu ziyaret etmeleri gerekir. Otobüs garajı yakınındaki bu casino’da: slot makinaları, poker, ücretsiz içki ve ücretsiz açık büfe hizmeti verilmektedir.
ALIŞVERİŞ
Şehri merkezi değil, doğu ve güney bölümlerindeki yollarda: birkaç mağaza ve hipermarket bulunmaktadır. Merkezde ise, derme-çatma tezgahlarda güneş gözlüğü, sigara ve kitap satıcılarını görebilirsiniz.
Merkezde, çarşıda ise: sahte giyim tasarımcıları, meyve ve sebze satıcıları, korsan CD ve sigara satıcılarının bulundu küçük ve modern bir Pazar yeri bulunmaktadır.
Priştine şehrinde: birkaç hediyelik eşya dükkanında: Hint ürünleri, küçük heykeller ve diğer bir kısım hediyelik eşyalar satılıyor. Ayrıca: kilim ve çeşitli giyim eşyaları ve el sanatı ürünleri de bulup satın alabilirsiniz.
Son bir not: Priştine şehrinde, özellikle “Arnavut telkari gümüş işleri” çok meşhurdur. Bunlardan satın almalısınız. Bu telkarileri: Garibaldi caddesi üzerinde Krenare Rugovica dükkanında bulabilirsiniz.
NE YENİR-NE İÇİLİR
Şehirde: Priştineliler genellikle evlerinde yemek yapmıyorlarmış. Bu yüzden, restoranlarda rahat koltuklar bulunuyor ve insanların bu koltuklara oturarak sanki evlerinde imiş gibi yemek yemeleri düşünülüyormuş.
Yemek için göze çarpan mekanlardan herhangi birini denemek isterseniz: sıkça rastlanan qebabtoreleri yani köftecileri deneyebilirsiniz. Biraz daha ayrıntılı ve yanında şaraplı bir yemek düşünürseniz, bu kez: home restoran, the lounge, rings gibi yerleri düşünebilirsiniz. İçmek için önerilere gelince: burada “peja” isimli bir bira bulunuyor. Bunu tadabilirsiniz.
GEZİLECEK YERLER
ESKİ PAZAR-TREGU İ VJETER
Şehrin en canlı bölgesi: doğu bölümünde “Rruga İlir Konusheci” bölgesindeki büyük pazardır. Pazarın büyük bölümü, 1950’li yıllarda tahrip olmasına rağmen, günümüzde de halen Balkan piyasalarının en tipik ticari hayatı ve atmosferi, burada yaşanmaktadır.
Pazarda: meyve-sebze, Arnavut bayrakları, sigara, mutfak eşyaları, araba parçaları, cep telefonları ve daha birçok ürün satılmaktadır. Satıcıların büyük bölümü: Almanca, İtalyanca, İngilizce biliyorlar.
AKADEMİ BİNASI
Saat kulesinin sağ yanında bulunan bu yapı: 19. yüzyıl Osmanlı konak mimarisi tarzında yapılmış bir yapıdır. Yakın geçmişte, yapıya: oldukça kötü ve çirkin bir cam kış bahçesi eklenmiştir.
Günümüzde: Bilim ve Sanat Akademisi tarafından kullanılan yapıyı gezmek isterseniz, avlunun çevresinde yürüyebilirsiniz.
ŞADIRVAN ÇEŞMESİ
UNESCO’nun desteğiyle 2013 yılında restore edilmiştir. Söylenenlere göre, bu çeşmeden su için “Prizen’e” mutlaka geri dönermiş.
YENİDOĞAN ANITI
Anıt: 17 Şubat 2008 tarihinde, Kosova’nın bağımsızlığının ilan edildiği gün açılmıştır. Burada: 99 ülkenin bayrağı bulunmaktadır.
GRAND HOTEL PİRİŞTİNA
1999 Kosova savaşı öncesinde Yugoslavya hükümetinin mülkü olan yapı: Rahibe Teresa bulvarı üzerindedir. Otel 5 yıldızlı olmasına rağmen: otel hakkında aldığım duyumlar pek olumlu değil, yani kötü bir otel olduğu söyleniyor.
KARDEŞLİK VE BİRLİK ANITI
15 metre yüksekliğindeki, bu 3 sütun: Arnavutlar-Sırplar-Karadağlılar olmak üzere, üç halkın “birlik ve kardeşlik” duygusunu ifade etmek için yapılmıştır.
Anıtın büyütülmüş alt ucu: dikenli tellerle çevrilidir ve burada bulunan yazıt üzerinde “1961” tarihi görülmektedir. Anıt: Yugoslavya için favori bir slogan olan “birlik ve kardeşlik” için dikilmiştir.
Kosova Priştine Milli Kütüphane
MİLLİ KÜTÜPHANE
İlginç mimarisiyle şehrin sembollerinden birisidir. Milli Kütüphane, Hırvat mimar Andrija Mutnjakoviç tarafından tasarlanmış, 1974 yılında başlayan inşaatı, 1982 yılında tamamlanmıştır. Uzay çağı teknolojisini yansıtan binanın, 16.500 metrekarelik dışında farklı boyutta, 99 adet beyaz cam kümbet ve tamamen metal balık ağı bulunmaktadır. 99 kubbe, insan beynini ve bu kurumdan bilgi alındığını temsil ediyor.
Ayrıca kubbeler, Arnavutların geleneksel takkesi olan “Pilis” simgeliyor. Binanın iç mimarisi, en az dışı kadar ilginçtir. Bina: 1990’ların başında, çok az olan Arnavut edebiyatının az sayıdaki eserinin korunduğu yer olarak bilinir.
Burada, ayrıca eski Priştine şehrine ait bazı fotoğraflar, 16.yüzyıldan kalma eski ve nadir kitaplar ve el yazmaları ve 5000 eser bulunmaktadır. Özellikle sınav dönemlerinde, Priştine Üniversitesi öğrencileri burayı dolduruyorlar.
ULUSAL ŞEHİTLER ANITI-VARREZAT E DESHMOREVE
Velania üstündeki Şehitler Parkı tepesi: Yugoslav döneminde, Dünya savaşında bölgenin kurtuluşu sırasında ölen partizanlar anısına oluşturulmuştur.
Anıt: topraktan çıkmış, birkaç somut kabuk ile çevrili: bir sopa üzerinde, bir metal küre şeklinde bir platformdan oluşmaktadır.
KOSOVA MÜZESİ
Müzenin bulunduğu koyu sarı boyalı villa tipi bina: 1898 yılında Avusturyalılar tarafından inşa edilmiş ve 1945-1975 yılları arasında Yugoslavya ordusunun idari merkeziyken, daha sonra Kosova Müzesine satılmıştır.
Müzede: özellikle 1960 yılında Priştine şehri yakınlarında Tjerrtorja bölgesinde bulunan “Neolitik” döneme ait “Tanrıça” heykeli ilgi çekmektedir.
Bu heykel: 2002 yılında Priştine şehrine dönmüştür. Bir taht üzerindeki tanrıça heykeli aynı zamanda şehir amblemidir ve Sitting Tanrıçasının 6000 yaşında olduğu söyleniyor.
Ayrıca: yine bir çok arkeolojik buluntular sergilenmektedir ve bunların sayısının 50 bin civarında bulunduğu söyleniyor.
Ancak: müzede bulunan antik döneme ait eserlerin büyük bölümünün, 1999 yılındaki iç savaş sırasında Sırplar tarafından çalınarak Belgrad Müzesine götürüldüğü bilinmektedir. Binanın önünde ise: iki büyük Yahudi mezar taşı bulunmaktadır.
Kosova Priştine Saat Kulesi-Clock Tower-Sahat Kulla
SAAT KULESİ-CLOCK TOWER-SAHAT KULLA
Osmanlı döneminde: her Pazar kasabasında, bir saat kulesi yapılması bir gelenek olmuştur. 19. yüzyılda: eski çarşı alanının merkezinde, kendi adını taşıyan caminin yanında inşa edilen, 26 metre yüksekliğindeki saat kulesi: Üsküp şehrindeki saat kulesine çok benzemektedir.
Kule: kumtaşı ve tuğla ile yapılmıştır. Saat kulesinde bulunan çan: Boğdan şehrinden buraya getirilmiştir. Üzerinde bulunan yazıta göre: “1764 yılında Moldova Rumen için yapıldığı” yazılıdır.
Ancak: 2001 yılında bu orijinal çan çalınmış, ardından NATO mensubu Fransız askerleri tarafından, saat mekanizması değiştirilerek elektrikli hale getirilmiştir.
KOCADİSHİ EVİ
Saat kulesinin 150 metre güneydoğusunda bulunan ev: Kocadishi ailesine aittir ve tipik bir Osmanlı yapısıdır.
Kosova Priştine Clinton&Billboard HeykeliKosova Priştine Clinton&Billboard Heykeli
CLİNTON&BİLLBOARD HEYKELİ
Kosova’nın en sevdiği kahraman olarak: bulvara bakan büyük bir pano üzerinde resmi yapılarak onurlandırılmıştır. Bunun hemen aşağısında ise: 3 metre yüksekliğinde bronz bir heykel bulunur ve bunlar 2009 yılında açılmıştır.
Amerikan Başkanı Bill Clinton: iç savaş sırasında, NATO’nun buraya müdahale etmesini sağlamış ve Kosovalıların Sırplar tarafından tamamen imha edilmelerini önlemiştir. Bu yüzden, seviliyor. Hatta, şehrin en büyük bulvarının ismi de “Bill Clinton” bulvarıdır.
KUTSAL RAHİBE TERESA KATEDRALİ
Bu Katolik dini yapı: 2007 yılında hizmete girmiştir. Arnavut rahibenin adını taşımaktadır. Şehrin silüetini etkilemektedir. Çan kulesine çıkıp şehri daha iyi görebilirsiniz.
Kosova Priştine Rahibe Teresa Heykeli
RAHİBE TERESA HEYKELİ
Rahibe Teresa: Hindistan’da yoksullar için kendisini adamıştır ve halen Makedonya sınırları içinde bulunan “Üsküp” şehri doğumlu ve etnik Arnavut kökenli bir rahibedir.
Heykelin çevresinde: küçük bir havuz bulunuyor ama söylenenlere göre havuz harap haldedir, çökmektedir. Çünkü: rahibenin, daha büyük bir heykelinin: yeni katedral önünde dikilmesini istemektedir.
Kosova Priştine Rahibe Teresa Bulvarı
RAHİBE TERESA BULVARI
Bu cadde üzerinde turlamak, şehirde yapabileceğiniz başlıca uğraşılardan birisidir.
EKSİK RESİMLER
Kosova krizinin hatıralarını gündeme getirmek için: bulvarın kuzey ucunda, çatışmalarda kayıp olan Kosovalıların fotoğrafları bulunmaktadır. Bunların yaklaşık 1900 civarında bulunduğu söyleniyor.
RUGOVA GRAVE
21 Ocak 2006 tarihinde akciğer kanserinden ölen Kosova Cumhurbaşkanı İbrahim Rugova’nın cenaze törenine, yarım milyon insan katılmıştır.
1980’lerin sonunda siyasete giren ve Sırp yönetimine karşı yaptığı pasif direnişle hatırlanan ve 2002 yılında Cumhurbaşkanı olan Rugova’nın naşı: “Parku Varrezat e Deshmoreve” yani “Şehitler Parkı” üstünde bulunmaktadır.
NATİONAL THEATRE
Burası: Kosova cumhuriyetinin ulusal tiyatrosudur. 1946 yılında kurulmuştur ve Arnavutlara ait her türlü kültürün geliştiği yer olarak bilinir. Ulusal tiyatroda: Arnavutça dil oyunları ve gösteriler düzenlenmektedir.
BİSTİCA-AKDERE KÖPRÜSÜ
Şehrin simgesi, 15’nci yüzyılda Osmanlılar tarafından yapılan bir köprüdür. Köprü, yoğun yağış nedeniyle 1979 yılında çöktü ve 1982 yılında yeniden inşa edildi.
ETNOĞRAFYA MÜZESİ-MUZEU ETNOLOGJİK EMİN GJİKU
İliaz Agushi-Fatih Camisi yakınlarındaki bu güzel ve geleneksel 18.yüzyıl evi: eski çarşı alanında kalan tek özgün yapıdır. Evin sahibinin ismini taşımaktadır ve 2006 yılında müzeye dönüştürülmüştür.
Müzede: bölgeye ait giyim, doğum ve mezar ritüelleri, el sanatları ve bölgesel özellikler görülmektedir. Özellikle: halk kostümleri ilgi çekiyor.
Bu müzede: bölgeye özgü, geleneksel, beyaz “plis şapka” satılıyor, bölgeye has hediyelik eşya satın almak isteyenler bunları tercih edebilirler. Müzeye giriş ücretlidir. Yetişkinler için 2.5 Euro, çocuklar için 0.5 Euro ücret ödemek gerekir.
GENÇLİK SARAYI-GENÇLİK SPOR MERKEZİ
Kültür, eğlence, spor, sosyal ve ekonomik faaliyetler için yapılmış büyük bir komplekstir. 1977 yılında inşa edilirken, proje planlandığı gibi yürütülememiş, yapının bir tarafındaki spor salonu hala kullanılamıyor.
Diğer taraftaki olimpik salon kapalı otoparka dönüştürülmüştür. Diğer alanlar ise, özel sektöre kiralanmıştır. Alt katında ise küçük bir alışveriş merkezi vardır. Yapının önünde “Newborn Anıtı” bulunuyor.
NEW BORN ANITI
Gençlik ve Spor Sarayı dışındaki burası: 9 adet sarı boyalı çelik harften oluşmaktadır. Bur çarpıcı anıt: Sırbistan’dan bağımsızlığın kazanıldığı, 17 Şubat 2008 deklarasyonu odak noktası olması için tasarlanmıştır.
3 metre yüksekliğindeki harflerin üzerinde: 150.000 den fazla imza bulunmaktadır. Anıt Kosova Cumhuriyeti’nin doğuşunu simgeliyor.
KOSOVA SANAT GALERİSİ
Milli Kütüphanenin arkasında, bu büyük sergi binası 500 metre karelik iki sergi salonundan oluşmaktadır. Kültür ve Spor Bakanlığı tarafından işletilen müzede, özellikle gençler olmak üzere, sanatçılar için eğitici çalışmalar yapılmaktadır.
İSKENDER ANITI
İskender Bey için adanmış bir anıttır. İskender Bey heykeli bulvar sonunda bulunmaktadır. Bu kişi: 15. yüzyılda Osmanlıya karşı savaşan Arnavut kahramanıdır. Bir kaide üzerinde yükselen heykel: geceleri ışıklandırılmaktadır. Kafasında, geleneksel Arnavut yumurta kabuğu şapka bulunur. Heykel: 2001 yılında, Arnavut sanatçı Janaq Paco tarafından tasarlanmıştır.
CARSHİA CAMİİ-TAŞ CAMİ
Tek odalı cami: Priştine şehrinin en eski camilerinden birisidir. 1389 yılındaki savaş sonunda kazanılan zaferin anısına, 15. yüzyılda Sultan Bayazıt tarafından yaptırılmıştır. Günümüzde, eski çarşı kompleksinin bir parçası olarak bulunan cami de, bir de türbe bulunmaktadır.
FATİH CAMİİ
Saat kulesinin karşısındaki bu cami: 1461 yılında, Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilmiştir. Bu yüzden: “Fatih” camisi olarak bilinir. Yapı: 1690-1698 yılları arasında, Avusturya-Türk savaşları sırasında, şehri ele geçirenler tarafından “kilise” ye dönüştürülmüştür. Ardından ise: 1955 yılında depremde hasar görmüş, özellikle büyük hasar gören minaresi yenilenmiştir.
Yapının ana kapısı üzerinde: Arapça gravür ilgi çekmektedir. İç bölümde ise: boyalı çiçek dekorasyonu ve arabesk duvarlar ve süslü tavanlar görülür. Sütunlar üzerinde yükselen, 15 metre çapındaki kubbe; biraz önce sözünü ettiğim gibi, muhteşem süslemelerle güzelleştirilmiştir.
ŞEHİR DIŞINDA GEZİLECEK YERLER
GRAÇANİTSA MANASTIRI-MANASTİR GRACANİCA
Şehir merkezinin güneyinde, kısa bir yolculuk yapılarak buraya ulaşılabilir. Gilan bölgesine giden otobüslere binerek buraya ulaşabilirsiniz.
Bu dini yapı: Kosova’nın en iyi dini eserlerinden sayılır. 1321 yılında tamamlanan yapı: Sırbistan efsanevi kralı Milutin Nemanjic tarafından yaptırılmıştır ve Sırp Ortodoks kilisesinin Sırp-Bizans geleneği mimari özelliklerini yansıtır.
Manastırın yapısal ve dekoratif unsurları, ziyaretçiyi büyüler. Geç Bizans mimarisinin bir başyapıtıdır.
Yapının içindeki freskler ilgi çekmektedir. Bu freskler: 1321-1322 yılları arasında boyanmış ve iyi korunmuştur. Bunlar içinde, özellikle: Paleologues döneminden kalanlar, klasik sanatın en iyi örnekleridir. Bu fresklerde, İsa’nın mucizeleri görülür.
Ayrıca: bir keşiş olarak Kral Milutin ve Kraliçe Symonida, bir rahip olarak Kraliçe Helen (kralın annesi) ve kral Milutin’in portreleri görülür. Bu iç fresklerin: 1379-1383 yılları arasında, Türkler tarafından tahrip edildiği söyleniyor.
Bu yüzden: manastır, 1383 yılında restore edilmiştir. 1688 yılında, manastırın yine Türkler tarafından yağmalandığı ve hazinelerinin İstanbul’a taşındığı söyleniyor.
Manastırın hazinesinde: 16. ve 17. yüzyıllardan kalma değerli simgeler, birkaç el yazması kitaplar bulunmakta olup, bunlardan en eskisi 1539 yılına aittir.
Kilisenin girişinde hayırsever portreleri ve kral Milutin ve eşi Simonida ile birlikte, Nemanjic aile ağacına ait 16 portre ile tasvir edilmiştir.
Anıt, UNESCO tarafından, 2006 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Ancak: manastır KFOR askerlerinden oluşan bir emniyet gücü tarafından korunmaktadır ve girişte, kimlik sorulmaktadır.
Çünkü: Gracanica: bir Sırp yerleşim bölgesidir ve burası tam bir huzursuzluk odağıdır. Özellikle: 1998-1999 yılları arasında Arnavut teröristler tarafından, el bombası atılarak burası tacize uğratılmıştır.
Son bir not: burayı ziyaret ederseniz, burada ikamet eden rahibelerin sattıkları ürünlerden, özellikle bal’dan satın almanızı öneririm.
KOSOVA SAVAŞ ANITI
Anıt: Priştine-Mitroviça yolunda, yoldan 400 metre içerde bulunmaktadır. Anıt: 1389 yılındaki Kosova Savaşı yıldönümü için 1953 yılında yapılmıştır. Savaşın 600. yıldönümünde, Sırp Lider Slobodan Miloseviç, buradaki kuleden, toplanan Sırp kalabalıklara konuşmalar yapmıştır.
Anıtın buraya dikilme nedenine gelince: Sırplar, I. Kosova savaşında yenildiklerine kabullenmiyorlar. Bu anıt ta, o savaşın anısına dikilmiştir.
Hatta: savaşın yapıldığı 28 HAZİRAN gününü de, Sırplar “En kutsal gün” olarak kabul ediyorlar. “Vivodnan” adı altında, bu günü dini ve kutsal bir gün olarak kabul ederek, kutlamalar yapıyorlar.
Biraz önce söylediğim gibi: Yugoslavya bölünmemiş iken: Miloseviç, burada konuşmalar yapıyor ve Sırp milliyetçiliğini öne çıkararak 600 yıl önce buraya yerleşen Türklerden ve onların soyundan gelenlerden intikam almanın zamanının geldiğini söylüyormuş.
Zaten o tarihten sonra da, Balkanlarda akla hayale gelmeyen soykırım ve katliamlar yapılmaya başlanmıştır.
Evet, burayı ziyaret ederseniz: çevredeki plato ve dağların muhteşem manzarasını izlemek için kuleye tırmanmalısınız.
SULTAN I. MURAT TÜRBESİ-TYRBJA E SULLTAN MURATİT
Türbe: Priştine ile bir sonraki en büyük şehir olan Vuçitırın yolu üzerinde, Priştine şehir merkezine 6 km. uzaklıktadır.
Kosova ovasında: 1389 yılında, Kosova savaşı sırasında öldürülen Sultan Murat için inşa edilmiştir ve sultanın iç organları burada gömülmüş, bedeni ise Bursa’da defnedilmiştir.
10 Ağustos 1389 tarihinde, I. Kosova savaşında, Osmanlı ordusu ile Balkan ordusu savaşı sırasında, sultan muharebe meydanında gezerken; Milos Obiliç isimli biri şehit edilir.
Kendisi: Osmanlı imparatorluğunun 3. padişahıdır ve Osmanlı devletinin kapılarını, Avrupa’ya açmasıyla bilinir.
Türbe: şehir merkezinin 20 km. dışındadır. Yaklaşık 600 yıldır burada bulunan türbe, yakın zaman önce: burada bulunan basit bir anıt yerine: Türk Diyanet Vakfı tarafından 19. yüzyılda inşa ettirilmiştir.
Türbede
Osmanlı Barok süslemeler ve süslü bir kubbe sundurma bulunmaktadır. Bahçesinde ise, 700 yıllık olduğu söylenen bir dut ağacı bulunur.
Burayı ziyaret ederseniz: türbenin bekçisi: bol dökümlü, yeşil bir bez ile örtülü tabut şekilli taş bölümde sizi gezdirecektir. Türbenin bahçesinde: türbedarların ve Silistre Komutanı Rıfat Paşanın, Kosova Valisi Hafız Mehmet Paşanın, ilk türbedar Haci Ali Buharanın, İsmail Ağanın mezarları bulunuyor. Ayrıca: 1911 yılında Sultan Reşad anısına yaptırılan bir çeşme bulunuyor.
Ayrıca: türbenin hemen yanındaki bir yapı, müzeye dönüştürülmüştür ve burada: Osmanlı dönemi kıyafetleri, resimleri, balmumu heykeller, belgeler ve haritalar sergileniyor.
1389 yılından bu yana: Özbek Türkü bir aile, türbede bekçilik yapmaktadırlar. Buraya ulaşmak isterseniz, şehir merkezinden taksi ile gidebilirsiniz.
Burada bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum, bu türbeye giderken bir kasaba ile karşılaşacaksınız, kasabanın ismi “Obilic” kasabasıdır, yani Sultan Murat’ı şehit eden Sırp askerinin ismidir.
ULPİANA-FONTANA ULPİANE
Kosova’da gümüş ve kurşun madenlerinin yanında inşa edilmiş, önemli bir Roma şehridir. Burada: yollar, kamu ve dini yapıların kalıntıları bulunmuştur.
Ayrıca: 4 ve 6. yüzyıllardan kaldığı düşünülen mezarların bulunduğu “nekropol” bölümü görülür.
Yol boyunca, kalıntıların restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.