Paris 7.Nolu Bölge

Paris 7.Nolu Bölge

TOUR EİFFEL (EYFEL KULESİ)

Paris 7.Nolu Bölge; Paris denilince, ilk akla gelen kule, işte tam karşınızda. Babaannem olsa, demir yığını yakıştırmasını anında yapar. Gerçekten tam bir demir yığını. Ama, bütün dünyadan, bu demir yığınını görmek için, milyonlarca insan, şehre geliyor. Veya şehre gelenler, bu demir yığınını görmeden ve fotoğraf çektirmeden asla buradan ayrılmıyorlar. Yakınlarına, bu demir yığınının hediyeliklerini armağan olarak alıyorlar.

Yılda, yaklaşık 6 milyon kişi tarafından ziyaret ediliyor. Yapımından bu yana, kendisini ziyaret eden 200 milyondan fazla insanla, dünyanın en çok ziyaret edilen anıtı.

KULENİN ÇEVRESİ

Kulenin çevresinde pek yemek yenecek yer yok. Sandviç satan büfeler var. Sandviçler pek fena değil, ancak biraz pahalı. Kulenin hemen altında kulenin her türlü hediyelik türünü (anahtarlık, magnet gibi) satanları göreceksiniz ama sakın satın almayın. Kuleden biraz uzaklaşınca, özellikle kulenin havuz tarafında ilerlediğinizde, bu kez yine aynı ürünleri satan Afrikalı satıcılarla karşılaşacaksınız ki, bunların çoğu Nijeryalı ve Müslüman, Müslüman ve Türk olduğunuz anladığınızda, bütün ürünlerin fiyatı aşırı iniyor, yani bir magnet için en fazla 1 Euro ödemeniz mümkün. Kulenin minyatür heykelleri için de aynı şekilde, gayet uygun fiyatlar var, mutlaka pazarlık yapın.

KULENİN YAPILIŞI

1888 yılında, İspanya’nın Barcelona şehrine bir kule yapılması planlanır. Ancak: 1889 yılında, yani Fransız İhtilalinin 100.yılı kutlamalarının olduğu yıl, Paris şehrinde “Expo Fuarı” açılması planlanınca : bu kulenin, Paris şehrine yapılmasına karar verilir ve şehir merkezinde, 1888 yılında, Seine Nehri kıyısında, Champ de Mars bölgesinde yapımına başlanır.

Kulenin tasarımcı mimarı: Gustave Eiffel. Mimar: yüksek demiryolu viyadük inşası deneyimi bulunan bir mühendistir.

Yapımda katkısı bulunan diğer mimarlar ise: Emile Naugier, Maurice Mocehlin ve Stephan Sauvestra. Yapıda: 300 işçi çalışır.

Kulenin yapımında: 7800 ton demir, 18000 ton çelik kullanılmış. Ama: söylentilere göre, bugünün yapım teknikleri kullanılmış olsa idi, aynı malzeme ile, bu kuleden, üç tane yapılabilirmiş. Evet, biz devam edelim. Bu her birine ayrı şekil verilen metal malzemeler: 2.5 milyon perçinle birbirine birleştirilir. Çalışmalar sırasında: her türlü güvenlik önlemi alınmasına rağmen: yine de 1 işçi hayatını kaybeder.

Evet;

Kule, iki yıllık bir yapım aşaması sonucunda, 31 Mart 1889 tarihinde törenle açılır ve aynı yılın 6 Mayıs tarihinde faaliyete geçer.

Evet, Eyfel kulesi yapımı aşamasında ve yapıldıktan sonra, şehir halkı tarafından, göz zevkini bozduğu gerekçesiyle sürekli eleştirilir. Mimar Gustave Eiffel’in: yapının artistik yönünün ön plana çıkararak, mühendislik yönüne gerekli önemi vermediği söylenir.

Özellikle, her seferinde, Eyfel kulesinden nefret ettiğini söyleyen ünlü yazar Guy de Maupassant; “Neden öğlen yemeklerini, kuledeki restoranda yediği” sorulduğunda, “Çünkü, burası Paris’te, kulenin görülmediği tek yer” yanıtını verir.

Yapımının ardından: 20 yıl ömür biçilen kulenin, kullanım süresi dolduktan sonra sökülmesi planlandı ise de, 1909 yılında, çektiği ilgi nedeniyle, bundan yani sökülmesinden vazgeçilir.

Paris 7.Nolu Bölge Eyfel Kulesi

KULENİN SAYISAL BİLGİLERİ

Kulenin yüksekliği; 324 metre. Bunun: 24 metrelik en üstteki bölümü: televizyon antenidir. Bu yükseklik: 81 katlı bir binanın yüksekliğine eşdeğerdir. Kulenin katlarının yüksekliklerine gelince: 1.kat: 57 metre, 2.kat: 115 metre ve 3.kat ise: 276 metre yüksekliktedir. 2.katta: 95 metre yükseklikte bir restoran bulunuyor. İsmi: Verne Jules.

Yapıldığında: dünyanın en uzun anıtı unvanını: Amerika-Washington Özgürlük Anıtından alır ve bu unvanını: 1930 yılına kadar : yani Amerika’daki Chrysler binası inşa edilinceye kadar, dünyanın en yüksek yapısı niteliğini korumuştur. Günümüzdeki durumuna gelince: Fransa’nın en yüksek 5. yapısıdır.

7300 ton ağırlığındaki kule, güneşle birlikte, tepeden yaklaşık 18 santimetreye kadar genleşmektedir. Rüzgarlı havalarda ise, 6-7 santimetre kadar yana yatmaktadır.

KULENİN BOYANMASI

Paslanmasını önlemek için, kule: 10 yılda, bir kez boyanıyormuş. Tüm kulenin boyanması, yaklaşık 4 yıl sürüyormuş. 50-60 ton boyanın kullanıldığı işlem sırasında, kulenin tek renk görülebilmesi için aşağıdan tepeye doğru koyulaşan üç ayrı tonda boya kullanılır.

KULEYE ÇIKIŞ

Evet, kuleye çıkmak isterseniz

Kuleye çıkmak için, iyi yol olduğunu öğrendim. Birinci yol merdivenleri kullanarak yani yürüyerek çıkmak, ama ben denemedim, çünkü bayağı zor ve zahmetli olduğunu söylediler. Bu yüzden, yürüyerek çıkmak konusunda fazla ayrıntılı bilgi vermeyeceğim. Asansörle kuleye çıkmak için iki yol var. Birinci yol: önceden internet ortamında rezervasyon yapmak.

Sanırım tur firmaları rehberleri bu rezervasyonu yapıyor ve tur firmaları ile gelenler, fazla beklemeden ayrı bir kapıdan kuleye girerek, ayrı bir asansörle kuleye çıkıyorlar. Ama elbette, rezervasyonu kendiniz değil de tur rehberine yaptırırsanız, fiyatlar katlıyor. Bence: kuleyi gezmek için, internet ortamında kendiniz rezervasyon yaptırın. Bu şekilde, hem az sıra beklersiniz, hem de ayrı bir kapıdan ve ayrı bir asansörle yani  daha kısa sürede, kuleye çıkabilirsiniz.

Öbür türlü yani normal gidip kuleye çıkmak isterseniz,

gayet uzun bir kuyruğa girmelisiniz. Aslında 4 tane asansör çıkışı var. Bakın kuyruk en az hangisinde ise o kuyruğa girip beklemeye başlayın. Bu arada: kulenin altında güvenliği sağlamak için dolanan elleri silahlı askerleri ve diğer kişileri izleyebilirsiniz, ama yine de canınızın sıkılacağı garanti, çünkü, ben yaklaşık 2.5 saat sıra bekledim.

Bir de işin kötü yanı: bu kadar sıra bekliyorsunuz, bir güvenlik kontrolü ve demir parmaklıklardan içeri giriyorsunuz, bilet satın alıyorsunuz, Sonra yine bir güvenlik kontrolü (dedektörlü kapı) geçiyorsunuz, burada üzerinizde bulunan özellikle metalleri alıyorlar.

Ben bozuk paraları alabileceklerini düşündüm ama almadılar, genellikle plastik çakmakları toplayıp bir kutuya atıyorlar, çünkü ziyaretçiler kulenin tepesinden aşağıya plastik çakmak atıyorlarmış, Evet metal paraları almadılar, çok sıkı bir güvenlik kontrolünden geçip yine beklemeye devam ve 20 kişilik asansör geldiğinde binerek yukarı çıkıyorsunuz. Asansör yaklaşık 100 saniyede yani gayet hızlı şekilde yukarı çıkıyor.

Paris 7.Nolu Bölge Kuleye çıkış ücretleri

ÜCRETLER

Kulenin: her katına çıkış için ayrı ücret ödemeniz gerekiyor.

Kuleye çıkmak için 11 Euro ücret ödemek gerekiyor. Daha önce her kat için ayrı ücret ödendiğini duymuştum ama Nisan 2016 tarihinde gittiğimde, sadece 3. kata çıkıldığını ve 11 Euro ücret ödendiğini gördüm. Sanırım emniyet tedbirleri için, kısıtlamışlar.

Kulenin tepesine çıktığınızda: ziyaretçilerin aşağıya tükürdüklerini ve hatta geceleri aşağıya işedikleri söyleniyordu ama ben görmedim. İnsanlar gayet modern şekilde, muhteşem manzaranın tadını çıkarıyorlardı. Siz de kulenin üstüne çıktığınızda, teras bölümünde gezinerek tüm Paris şehrinin muhteşem manzarasını izleyebilir, kulenin tepesinde gerek kulede kendinizi ve gerekse Paris şehrinin fotoğraflarını çekebilirsiniz.

Muhteşem bir duygu, Paris şehrine gidip te kuleye çıkmamak olmaz, sıra beklemeyi veya internetten satın aldığınız biletle kuleye çıkmanızı mutlaka öneriyorum. Kulenin tepesindeki teras bölümünde, yine kalabalık insan toplulukları, tuvaletler, kafeler bölümleri var. Özellikle gayet temiz tuvaletler ilginçti. Şehri bir süre izleyip, yine asansör sırasına girerek, fazla beklemeden gelen asansörle aşağıya inebiliyorsunuz.

SONUÇ

Yapımından sonraki 100 yıl süresince: çıkış gelirlerinin tamamı: Eiffel ailesi fertlerine verilmiş, ancak günümüzde sadece gelirin % 10’luk bölümü, verilmeye başlanmış. Yani: mimar Gustave Eiffel, torunlarına maddi-manevi önemli bir miras bırakmış.

20.yüzyılın başlarından itibaren, kule, radyo-televizyon  vericisi olarak kullanılmaya başlanır. Bu yüksek kuleden atlayarak intihar edenlerin sayısı, yaklaşık 400 kişidir. Bu tür olayların ardından, kulenin çeşitli kısımlarına, güvenlik için tel örgü ağları çekilmiştir.

1986 yılından sonraki dönemde: kulenin, dış gece aydınlatma sistemi kurulur. Böylece: kulenin üst yapısı içinde, artık karanlıkta, sihirli bir görüntü ortaya çıkmaya başlamış.

2003 yılında, kulenin en tepesinde bir yangın çıkar, ancak kısa sürüde söndürülen yangında, ölen veya yaralanan olmamıştır.

PARC DU CHAMPS-DE-MARS

Paris şehrinde, hem gece ve hem de gündüz açık olan ender parklardan biridir. Herhangi bir kapısı yok, her yanı açıktır. Eyfel kulesinin önünde, boylu boyunca uzanıyor. Paris’in en büyük parklarından biridir. Kabaca: 800 metre çapında ve yaklaşık 1.5 mil uzunluğundadır. Parkın en büyük özelliği: Eyfel Kulesi.

Parkın tarihi süreç içindeki gelişimine gelince: 16.yüzyılda, bağ ve sebze yetiştiriciliği için kullanılmıştır. Ayrıca: 18.yüzyılda, burada, 10 000 asker tarafından, savaş eğitim manevraları yapılmıştır. Bu nedenle: Roma savaş tanrısı: Mars adını almıştır.

14 Temmuz 1790 günü, bu park, ilk büyük kutlamalar için kullanılmıştır. 1833-1860 yılları arasında, at yarışları, burada yapılmıştır. Bunun dışında, bir kısım evrensel sergi burada açılmıştır.

Günümüzde: park, geniş yollar, çimenler ve yürüme alanları bulunduruyor. Parkın sınırları, biraz önce de söylediğim gibi herhangi bir kapı ile kapatılmamış, ağaçlar, çiçekler ve çalılar, sınırları belirliyor. Bastil günü, her yıl, 14 Temmuz tarihinde, havai fişek gösterileri ile, burada kutlanıyor. İnsanlar, bu havai fişek gösterilerini izlemek için, bu parkta toplanıyorlar.

Parkın doğu ucunda: 2000 yılında yapılan Barış Anıtı var. Bu anıtta: barış kelimesi, 32 dilde yazılmış. Anıt içindeki bir bilgisayarda, klavye ile ziyaretçiler kişisel barış mesajları yazabiliyorlar.

 

LES INVALİDES

Burası, iç inde pek çok farklı yapıyı barındıran, Fransa’nın askeri tarihiyle ilgili bir anıttır. Burada: bir kilise, bir üniforma yapım evi, bir basımevi, yaşlı askerler için bir misafirhane ve bir askeri hastane bulunmaktaydı.

Buranın yapımına: 1670 yılında, Fransa kralı 14.Louise’nin emriyle karar verilmiştir. Burada ikamet eden ilk insanlar, 1677 yılında gelmeye başlamışlardır. Bina tamamlandığında ise, 4000 savaş gazisi burada yaşamaya başlar.

Fransız Devrimi sırasında, burası, işgalcilerin ilk durağı olmuştur. Buradan aldıkları 28 bin tüfekle, Bastille Hapishanesini basmışlar.

Paris 7.Nolu Bölge Les Invalides

Kilisenin inşaatı: mimar Hardouin-Mansart tarafından yapılmıştır. İnşaat: 30 yıl sürmüş ve 1706 yılında tamamlanmıştır. 1872 yılında “Topçuluk Müzesi” ve 1896 yılında “Ordu Müzesi” inşa edilmiştir. Bu iki müze, 1905 tarihinde birleştirilerek: “Musee de I’armee (Askeri Müze)” olarak hizmet vermeye başlamıştır.

Paris 7.Nolu Bölge Les Invalides

Günümüzde, burası hala gazileri ağırlamaya devam etmektedir. Askeri mezarlık ve çok sayıda müze de dahil olmak üzere, pek çok yapı burada bulunuyor. Fransız ordusuna mensup, yüze yakın gazi buradadır. Çok sayıda Fransız askerinin mezarı, Les İnvalides anıtının altındadır.

Paris 7.Nolu Bölge Musee de I’armee

MUSEE DE I’ARMEE

Müze binasında: bayraklar, kılıçlar, madalyalar, zırhlar ve Fransız askeri tarihine ait başkaca parçalar barındırıyor. Tüm bunların yanında ise: ünlü Napolyon’un kişisel eşyaları da burada bulunmaktadır. Ancak, müzedeki en ilgi çekici bölüm, Napolyon’un mezarı. Bu çok büyük yer altı mezarı: imparatorunki en içte olmak üzere, birbirinin içinde bulunan, 6 tabutu içeriyor.

Paris 7.Nolu Bölge Musee du Quai Branly Müzesi

MUSEE DU QUAİ BRANLY MÜZESİ

Eyfel kulesinin de bulunduğu “Trocadero” mevkiindedir.

Gillees Clement tarafından, büyük bir bahçe içinde inşa edilmiş. Gayet geniş ve ferah bir alan. Toplam: 39 bin m. karelik bir yer. 2006 yılının Haziran ayında açılmıştır.

Bu müzede; Asya, Afrika, Okyanusya ve Amerika uygarlıklarına ait; kalkanlar, yerli kostümleri, Afrika müzik aletleri, fildişi heykelcikler gibi objeler sergilenmiş. Zaten, daimi koleksiyonlar yanında: süreli sergiler, popüler sanatçıların konserleri ve atölye çalışmaları da oluyor. Değişik kültürlerin eserlerini, aynı mekanda görmek, bu kültürlerin aralarındaki farkı hissetmek açısından güzel bir imkan.

Paris 7.Nolu Bölge Musee D’Orsay

MUSEE D’ORSAY

Müze: Seinne nehrinin sol yakasında, eski tren garı: Gare d’Orsay içinde bulunuyor. Her yıl 2 milyondan fazla ziyaretçi çekmektedir.

Müze binası: aslında tren garı iken; 1900 yılında; mimarlar Lucien Magne ve Emile Bernard tarafından inşa edilmiş ve günümüzdeki görüntüsüne ise, 1986 yılında kavuşmuş. Ama: 1939 yılına kadar, Fransa’nın güneybatısına giden tren yolları: yine buradan geçmeye devam etmiştir. Bu tarihten sonra ise, bu istasyonun uzun trenler için uygun olmaması nedeniyle, burası, tren ulaşımına kapanmış ve yalnızca müze olarak hizmet vermeye devam etmiştir.

Bina: 2.Dünya Savaşında, bir süre haberleşme merkezi olarak kullanılmış ve 1973 tarihinde hizmete kapatılmıştır. 1977 tarihinde, Fransız hükümeti, yapının, müzeye çevrilmesine karar vermiştir. Yapılan yenileme çalışmaları sonucunda, 1 Aralık 1986 tarihinde, Başkan Mitterand tarafından, müze hizmete açılmıştır.

Müzede: 1848-1914 yılları arasında yaşamış bulunan, İmperresyonist ve Postimperresyonist sanatçıların eserleri sergileniyor. Bunlar arasında: Monet ve Renoir isimli sanatçıların başyapıtlarını içeren koleksiyonlar var.

Tablolar yanında, heykeller de var. Özellikle: Rodin ve Claudel gibi ünlü sanatçıların heykellerini mutlaka görmelisiniz. Tablo ve heykeller dışında: biraz önce sözünü ettiğim döneme ait: resimler, eşyalar ve fotoğraflar da bulunuyor.

Paris 7.Nolu Bölge Assemblee Nationale

ASSEMBLEE NATİONALE

Diğer ismi: Bourbon Sarayı. Burada: Fransa’nın millet meclisi ve ulusal parlamentosu var. Buradaki yapı: 1827 yılında konut olarak kullanılmak üzere yapılan bir saray. Daha sonra, birkaç kez el değiştirmiş ve en son olarak hükümet tarafından kullanılmaya başlanmıştır.

Özellikle: tekne gezisinde görülüyor. Bina: Fransız Jandarması tarafından korunuyor. Bunlara aynı zamanda, Cumhuriyet muhafızları da denilmektedir.

ECOLE MİLİTAİRE

Burası, Askeri Akademidir. Kraliyet Askeri Koleji; kral 15.Louise tarafından, 1787 tarihinde açılmıştır. Daha sonra binalar terk edilmiş. Fransız Devrimi sırasında yağmalanmıştır. Askeri okul: 1878 yılında restore edilerek yeniden açılır. Daha sonra; 1911 yılında, burada, askeri yüksek öğrenim yapılmaya başlanır. Bu tarihten bu yana, günümüze kadar eğitim sürdürülür.

Napolyon Bonapart: 1784 yılında burada yetişmiş ve 1769 yılında, mezun olmuştur. Binanın mimarı: 1752 yılında, Gabriel’dir.

LE BON MARCHE

Sen nehrinin sol yakasındadır. Genelde pek fazla kalabalık olmaz. Bu bir mağaza zincirinin parçasıdır. Kentin en şık mağazası olarak ortaya çıkmaktadır. İyi bir Pazar anlamına gelmektedir. Dünyada, kurulan ilk mağaza olarak kabul edilmektedir. Kurucusu: Aristide Boucicaut.

Mağaza: Paris’te, küçük bir dükkan olarak, 1838 yılında kurulmuştur. 23500 metre karelik bir alana yayılmıştır. Mağazanın bulunduğu yapı: 1896 yılında, Gustava Eiffel’in teknik danışmanlığında genişletilmiştir.

Mağazanın zemin katında: makyaj, parfüm ve aksesuarlar satılıyor. Üst katta: erkek giyimine ait tasarımcıların (Yves Saint Laurent, Paul Smith gibi) ürünleri satılıyor. Kozmetik bölümünde, cilt ve yüz bakımları yaptırılıyor.

Paris 4.Nolu Bölge

Paris 4.Nolu Bölge

Paris 4.Nolu Bölge: Paris şehrinin en ilgi çeken bölümlerinden biridir. Burada özellikle, Notre-Dame muhteşem yapısı ile, şehre gelen ziyaretçilerin odak noktasıdır. Bu yapı ile ilgili ayrıntılı bilgi aşağıda bulacaksınız. Ama giriş kısmı olarak, birkaç cümle: muhteşem bir yapı, mutlaka gidin, yürüyerek gidilebilir, hemen nehrin yanında, zaten yapıya vardığınızda ön cephesini gördüğünüzde güzelliği dikkatinizi çekecektir, hikayesini öğrenince daha da ilginizi çekecektir.

Önünde bir meydan var, bu meydanda insanlar içeriye girmek için sıraya giriyorlar, giriş ücretsiz, uzunca bir kuyruk var ama sıra hemen geliyor yani sırayı görüp girmekten vazgeçmeyin, içeriye girdiğinizde, özellikle yapının yıllar itibarı ile ne düzeyde olduğunu gösteren maketleri ilginizi çekecektir, çünkü bu yapının tamamlanması, yüzlerce yıl sürmüştür. Etkilenmemek mümkün değil, Paris şehri ziyaretçilerinin burayı mutlaka görmelerini öneririm, özellikle kapıdaki sırayı görüp sakın girmekten vazgeçmeyin.

NOTRE-DAME DE PARİS

Bu katedralin adı-sanı pek duyulmaz iken, ünlü yazar Victor Hugo tarafından; 1831 yılında “Notre-dame Kamburu” romanı yazılır ve bunun sonucunda, tüm insanlık, bu katedrali öğrenir.

Paris 4.Nolu Bölge Notre-Dame de Paris

Bunun dışında, burayı önemli hale getiren diğer bir özellik te: Napolyon’un taç giyme törenini burada yapılmış olması. Tüm bunların yanında: yapı, Fransız tarihinin son 800 yılında, birçok önemli olaya tanıklık etmiştir. Adeta, bir “Milli Kilise” olarak öne çıkmaktadır. Sırf bu yüzden, Fransız kimliğinin ayrışmasında önemli bir rol oynamış olan “Charlemagne” Paris’le hemen hiç alakası olmamasına rağmen, Fransa’nın en önemli katedralinin önünde kendisine yer bulabilmiştir.

Burada, bu katedral yapılmadan önce, Romalılar döneminde inşa edilen bir tapınak bulunduğu söyleniyor. Bu katedralin yapımına: Piskopos de Sully himayesinde, 1160 yılında başlanır ve uzun bir aradan sonra, 1346 yılında tamamlanır.

Gotik mimarinin özelliklerini taşıyor.

Yapının uzunluğu: 128 metre ve yüksekliği ise 68 metredir. Bitirildiğinde, yani 13.yüzyılda, bu ölçüleri ile, muhteşem ve etkileyici bir yapı olarak öne çıkıyordu. Özellikle: çok sayıdaki gül penceresi ve çapı 13 metreye kadar ulaşan masif pencereler muhteşem. 6000 kişiyi barındırabilecek niteliktedir. Birbirinden farklı olarak dizayn edilmiş, üç kapısı var. Bu kapılardaki kasvetli hava görülmeye değer. Kilisenin içinde ise, İncil’de anlatılan hikayelerin bulunduğu kabartma ve göz alıcı vitraylar bulunuyor.

Evet, 1793 yılında, Fransız Devrimi sonucunda; anti-cumhuriyetçiler tarafından; katedralde bulunan kraliyet heykelleri yok edilir. Niye? Halk, bu ön cephedeki peygamber heykellerini, Fransız krallarının heykelleri sanıp, başlarını koparırlar. Günümüzde göreceğiniz heykeller, sonradan yeniden yapılmış olanlardır.

Hemen ardından ise, Fransa’nın yeni devrimci hükümeti tarafından, din ve diğer kutsal yerler gibi Notre Dame katedrali de “aklın mabedi” ilan edilerek yasaklanır. Bu dönemde, bu güzel yapı: propaganda ve gösteriler için kullanılır.

Ancak, 1802 yılında, Napolyon, dinsel bir ayin düzenleyerek, yapıyı, yeniden dinsel yönden etkin bir hale getirir. Çünkü: Fransa ile Vatikan arasında uzlaşmaya varılır. Bu olay, Fransa tarihinde “Konkordota” olarak bilinir.

1991 ve 2001 yıllarında, yapı restore edilir.

Evet, yapının ismi niye: Notre-Dame. Batı ön cephenin ortasında, gül biçimli vitray ve onun önündeki heykel gurubu incelendiğinde: “Meryem ananın kucağında, çocuk İsa ile, iki melek” arasında tasvir edildiği görülüyor. Notre-Dame: Meryem Ana demektir. Kilise, Meryem Ana’ya adanmış olduğundan, Fransızca “Notre-Dame de Paris” olarak isimlendiriliyor. Sonuç olarak: Meryem Ana Katedrali veya Meryem Ana Kilisesi deniliyor.

Paris 4.Nolu Bölge

Yapının bölümlerini daha ayrıntılı incelemek gerekirse, şöyle anlatılabilir.

Batı Cephesi

Burada, 3 giriş kapısı var. Bu kapılar, cepheyi, boylamasına ve enlemesine 3 bölüme ayırıyor. Bu da, kutsal üçleme anlamına geliyor. Yani: baba-oğul-kutsal ruh.

Dört sayısı ise: daha çok yeryüzü ile ilgilidir ve geometride karşılığını: kare ve dikdörtgende bulur. Meryem Ana heykel gurubu ve arkasındaki daire şeklindeki vitray: bir karenin içine oturtulmuş daire gibidir. Daire: Katolik anlayışta, öbür dünyayı temsil eder. Kare içine yerleştirilmiş daire ise, yeniden doğuşu, yani öldükten sonra dirilmeyi temsil eder.

En soldaki giriş kapısının adı: Meryem Ana kapısıdır.

Ortadakinin adı: Son yargı kapısıdır. En sağdaki kapının adı: Sainte Anne kapısıdır. Sainte-Anne: Meryem’in annesinin adıdır. Özellikle: orta kapıdaki, ölülerin dirilmesi ve cehennem tasvirleri çok etkileyicidir.

Giriş kapılarının üzerinde: 28 tane insan heykeli var. Bunlar: eski ahitte isimleri geçen peygamberlerdir. Daha önce de söz ettiğim gibi: Fransız devrimi sırasında, insanlar bu heykelleri, kral heykelleri sanarak kırarlar. Şu anda gördükleriniz ise, 19.yüzyıl sonlarından yeniden yapılmış olanlardır. Orta kapının iki yanındaki, iki kadın heykelinden soldaki: kiliseyi, sağdaki ise, sinegogu temsil eder. Kiliseyi temsil eden kadın: canlı ve dik, sinegogu temsil eden kadın ise: cılız ve yorgun tasvir edilmiştir. Buna dikkat etmelisiniz.

Ön cephedeki kabartmaları incelerseniz: yüzlerce sayfalık bir din dersi kitabının özenle işlendiğini görürsünüz.

Kiliseye girmek için, çok büyük bir kuyrukla karşılaşırsanız, şaşırmamalısınız.

Notre-Dame kilisesine akan insan seli, hiçbir zaman kesilmez. İnsanların en sağdaki Sainte Anne kapısından girip, ana mekanın çevresinde bir tur attıktan sonra, en soldaki Bakire Meryem kapısından dışarı çıktıklarını göreceksiniz. Siz de, katedralin içine girip, aynı turu atabilirsiniz.

Kilisenin ruhban sınıfını birbirinden ayıran bandın tam ortasında: tavana doğru baktığınızda, bir madalyon içinde, Meryem’in ayakta göründüğü bir resim göreceksiniz. Dikkatle bakın, Meryem Ana’nın çevresinde, 12 sarı yaldızın, mavi bir fon üzerine serpiştirildiğini göreceksiniz. Evet, bu size neyi anımsattı. Şehirde bolca göreceğiniz veya Avrupa’nın birçok yerinde göreceğiniz bir bayrak. AB bayrağındaki 12 yıldız resmi olarak, Hıristiyanlıkla ilgili bir sembol olarak kabul edilmiyor. Niye? Buna ilişkin sembolizm: Hıristiyanlık öncesi antik dönemle ilişkilendiriliyor. Avrupa’nın bütünlüğünü temsil ettiğine vurgu yapılıyor. Hadi inanın. Bu simgeye yeniden bakın ve kendi başınıza değerlendirin.

Fransa kralı 13. Louise’in tanrıdan dileği ve adağı: Kral 13.Loise, 23 yıl evli kalmış ancak bir erkek evladı olmamıştır. Tanrıya yalvarır, dileğinin gerçekleşmesi halinde, Fransa’yı, Hz. Meryem’e (Notre-Dame) adayacağına söz verir. Söylediğini de yapar. Bir sözü daha vardır. Bir oğlu olduğunda, katedrale yeni bir sunak yaptırmak. Bunu yapmaya ömrü yetmez. Yıllar sonra, varisi 14. Louise, babasının vasiyetini yerine getirmek için, Barok stildeki anıtı yaptırır.

Sol ve sağ kanatlardaki vitrayları inceledikten sonra:

Katedralin sağ koridorunda ilerlerken, dikkatinizi sol tarafa yöneltin. Katedralin merkezini çevreleyen bu ahşap ayırım duvarlarının üst kısımlarında: renkli kabartmalar göreceksiniz. Güney cephesinde, ağırlıklı olarak, Hz. İsa’nın öldükten sonra dirilip insanlara yeniden görünmesi anlatılır. Kuzey cephede, daha çok Hz. İsa’nın doğumu anlatılır. İlginç olan: ortaçağda, katedralin dışındaki, taştan kabartmaların da aynı bu yontular gibi, renkli olmalarıdır.

Paris 4.Nolu Bölge

Sağ koridoru tamamlayıp, kiliseden kesin olarak çıkmadan önce, bütün kilisenin duvarlarını süsleyen tablolardan birkaç tanesine göz atmanızı önereceğim. Bu  tablolar: Paris’in özellikle mücevher ticaretiyle uğraşan tüccarlarının, aralarında para toplayarak kilise için sipariş ettikleri ve her yıl 1 Mayıs tarihinde kiliseye sundukları tablolardır. (Yapım tarihleri: Mayıs 1630-1707)

Paris 4.Nolu Bölge

Evet: içeri giriş ücretsiz.

Katedralin kulelerine çıkın. North Tower kulesine çıkın. Sıra olacaktır mutlaka, kuyruğa girin ve bekleyin. 45-50 dakika beklemeniz gerekebilir. Yalnız, kuleye tırmanmak için 235 basamaklı bir merdiven çıkmanız gerekiyor. Ayrıca kuleye çıkmak için, bu yorgunluk yanında, ilaveten 7.5 Euro ücret ödemeniz gerekiyor.

Kulenin tepesinde, çevrenizde, muhteşem çirkinlikte heykeller göreceksiniz, bu heykellerin bu kadar korkunç olması, sözüm ona, şeytanı ve kötü ruhları ürkütmek içinmiş. Zaten Victor Hugo’nun ünlü romanında da, romanın baş karakteri, korkunç fiziki görüntüsü ile öne çıkan, kambur ve çirkin bir insan. Evet, kuleden, Paris şehrini izlemek gerçekten büyük bir keyif. Kulenin üstünde, ayrıca, 13 tonluk, Emmanuel çanını da görebilirsiniz.

Katedralin içerisinde, girilebilen sağ nefin ortalarında bulunan, girişi ücretli çok küçük bir müze var. Fransız tarihine ilgi duyanlar için burayı ziyaret ilginç olabilir. Notre-Dame Müzesi.

Katedralin yakınlarında: “Shakespeare Company” adlı; İngilizce kitaplar satan bir kitapçı var. Burada, binlerce kitabı inceleyebilir, okuyabilirsiniz. Güzel bir mekan. Mekan içinde bulunan daktilo da birkaç satır yazı yazabilir ve hatıra olarak, bunu duvara asabilirsiniz.

Paris 4.Nolu Bölge Hotel de ville

HOTEL DE VİLLE (PARİS BELEDİYE BİNASI)

1357 yılından bu yana, burası Paris Belediye Binası olarak kullanılıyor. Ancak, yapı 1870’lerde yeniden oluşturulmuştur. Bina: 108 heykelle süslenmiş. Bu heykellerden 30 tanesi ünlü Parislileri, diğerleri ise, Fransız şehirlerini temsil ediyor.

Binanın iç dekorasyonu incelendiğinde: salon Empire tarzında dekore edilmiş. Balo salonunda: boyalı tavan ve duvarlar, vitray pencereler ve avizeler dikkati çekiyor. Yapının en büyük özelliği ise:1792 yılında, burada bir giyotin kurulması ve idamların yapılması. Son idam: 1830 yılında, burada gerçekleştirilmiş.

Binanın önündeki meydan: sürekli canlı, kış mevsiminde önünde oluşturulan alanda buz pateninden tutun da, dünya kültürlerinin sergilerine kadar, birbirinden renkli aktivitelere ev sahipliği yapıyor. Meydanda: ağaçlar, güzel fıskiyeler var.

Paris 4.Nolu Bölge Bazar de I’Hotel de ville

BAZAR DE I’HOTEL DE VİLLE

Burası; 1856 yılında yapılmıştır. Paris şehrinin en eski mağazası, bu binada bulunmaktadır. Yani, burada tarihi bir mağaza var. Bu mağazada: kapsamlı ev mobilyaları çeşitleri bulunuyor. Özellikle hafta sonlarında, insanlar buraya akın ediyorlar. Bunun dışında: erkek ve kadın moda, takı, kitap ve hediyelik eşya ve diğer bazı satın alabileceğiniz objeler bulunuyor.

Paris 4.Nolu Bölge Sainte-Chapelle

SAİNTE-CHAPELLE

Adını, kendini dizayn eden mimardan almıştır. 1242 yılında inşa edilmeye başlanan yapı, 1247 yılında, yani 5 yıllık bir süre sonunda: kral 9. Loise döneminde bitirilir. Yapılış amacı ise: Hz. İsa’nın “dikenli tacı” ile “gerçek taç” tan parçalar olduğu düşünülen (bunlar günümüzde Notre-Dame’de muhafaza edilmektedir) objeleri korumak için yaptırılmıştır. Kral, bu kalıntıları, Bizans imparatorlarından, bu şapelin yapımında harcanan paranın üç katı bir değerle satın almıştır.

Gotik mimarinin sayılı örneklerinden biridir. Şapelin üst katı: tamamen renkli camlardan oluşuyor. Bu görüntü: ilk anda sizi şaşırtabilir ama kendinize geldiğinizde, bu güzel renk terapisini yaşayacak ve bir süre sonra, camlarda anlatılanlara konsantre olabileceksiniz. Evet, burada söylediğim gibi, vitraylı pencereler öne çıkıyor.

Fransız Devrimi sırasında, burası harap bir halde, tahıl ambarı olarak kullanılmıştır. 100 yıl kadar sonra ise, mimar Violet tarafından yenilenmiştir.

Evet, bu eski yapı, aradan geçen yıllara ve yapılan restorasyonlara rağmen, hala eski çekiciliğini koruyor.

Giriş ücretli. Ancak, gerçekten görülmeye değer bir yer. Mutlaka zaman ayırın ve görün. 15 tane vitraylı pencereden sızan ışığın etkisinde kalacaksınız. Bu pencereler: yıldız şeklinde süslenen tavana kadar, 15 metre yükselen sütunlarla ayrılmış. Vitraylarda: 1000’den fazla, İncil sahnesi betimlenmiş. Bu arada: burada, muhteşem akustik nedeniyle, akşamları klasik müzik konserleri veriliyor.

Paris 4.Nolu Bölge Point Zero

POİNT ZERO

Fransa’daki bütün yol mesafelerinin ölçüldüğü nokta da burada bulunuyor. Sıfır noktası uygulaması kökeni, Roma dönemine kadar uzanan, eski bir adettir. Paris ada üzerinde bulunuyor.

RUE DES ROSİERS

Burası bir alışveriş merkezi sokağı. Aynı zamanda, çeşitli kafeler var. Limonlu pay, çikolatalı kek, meyveli kurabiye ve değişik çay çeşitlerini tadabileceğiniz “Le Loire dans la Theiere” isimli pastane, Levis şort, ekoseli gömlek, deri çanta, ayakkabı, eski jean ve deri ceket satın alabileceğiniz “Vintage Desir” mağazası bulunuyor. Şehrin en iyi restoranlarından: Goldenburg.

Son özellik: bu sokakta, Yahudi cemaatinin oturuyor, yerleşmiş olması.

Paris 4.Nolu Bölge Yahudi Quartier

YAHUDİ QUARTİER

Buranın diğer ismi: Pletzl. Place Saint-Paul ve çevresine, 19.yüzyıl sonu ve 20.yüzyılın başlarında, artan göçler nedeniyle, Yahudi nüfusu artar. Bunların yaşadığı bu bölgeye ise, “küçük yer” anlamında: Pletzl ismi verilir. 13.yüzyılda evlerinden kovulan Parisli Yahudiler, Le Marais bölgesine yerleşirler. Bu dönemde, Le Marais bölgesi, şehir duvarlarının dışında kalmaktadır. Zaman içinde, Doğu Avrupa ve Kuzey Afrika’dan gelen Yahudiler, göçmen nüfusu arttırırlar. Bölgede: Sinegoglar, kasap dükkanları, şarküteriler çoğalır.

Paris 4.Nolu Bölge Beaubogurg

BEAUBOURG

Burası bir kültür merkezi ve buranın en önemli yapısı Ulusal Modern Sanat Müzesi. (Centre Georges Pompidou) Dünyanın en prestijli sanat ve kültür merkezlerinden biridir.

Paris 4.Nolu Bölge Centre Gegorges Pompidou

CENTRE GEORGES POMPİDOU

1971 yılında, açılan yarışmaya katılan 650 proje arasından kazanan proje, Parisli ünlü mimarlar Richard Rogers ve Renzo Piano tarafından yapılmış ve 1977 yılında hizmete açılmıştır.

Ancak, ihtiyaç programı hiçe sayılarak, arsanın yalnızca yarısını kullanıp, diğer yarısını kentsel bir meydan haline getirmişlerdir. Günlük ziyaretçi kapasitesi: 150 000 kişidir. Önündeki hafif meyilli yüzeye sahip bu meydanda, küçük gösteriler yapılır. Müzisyenler sanatlarını icra ederler. Sanatın sadece içeride değil, dışarıda da devam ettiği, halkla bu sayede kolay iletişim kurulabilen bir binadır. Kaçak inşaatmış gibi, belediyeden gelmiş ve mühürlemişler ve yarım kalmış izlenimi veren bir yapı.

Dışarıda bulunan bir yürüyen merdivenle üst kata çıkılıyor. İki tarafı açık, kırmızı ve dışarının görünmediği bir yangın asansörü de var. Yapıda: yürüyen merdivenler, su boruları ve kanallar renkli, hava için mavi, su için yeşil renk borularda kullanılmış. Asansörler kırmızı, bina beyaz boyanmış. Modern sanatın örneklerine ev sahipliği yapıyor.

Modern sanatın: elitliğini, aristokratlığını ve ukalalığını yerden yere vurmuştur. Makine gibi görünmesine rağmen, sizi soğuk duvarlarla karşılamayan, akranı olan “Tate Modern” den kat kat fazla ziyaretçisi olan bir yapıdır. Ama yine de iğrenç mimarisi nedeniyle, Parisliler tarafından nefret edilen bir yapıdır.

Önündeki meydanda, yetmiş iki milletten adam, bende dünya izlenimi bırakmış olan, havada asılı bir küre altında oturup sohbet ediyorlar.

Üzerindeki boruların da, renklerin de birer anlamı varmış. Mavi borular havalandırmayı, yeşiller su, sarılar ise elektrikmiş. İnsanların dikey hareket ettikleri alanlar da kırmızıya boyanmış. Beyazlar ise, çelikle kaplanmış havalandırma borularıymış. Burada mimarın düşüncesi “bir binanın dinamiğinin ya da metabolizmasının, insanlar tarafından kolayca anlaşılması sağlamak” imiş. Yani: ben size uzun lafın kısası, bu bina hakkında şunu söylemek istiyorum. Mimari açıdan binaya bakmak lazım. Yani: bu mimarlar, yani burayı yapanlar, mimari de, uyumdan öte, zıtlığı benimsemişler ve yaptıkları bu yapıda bunu uygulamışlar. Yapının, içi ve dışı, birbirinden tamamen zıt. Mimari de zıtlık benimseyen bir tarz.

İçinde:

Kütüphane, modern sanat müzesi var. Genelde: burada, çeşitli heykel, tablo, maket, plan ve sinema gösterimleri yapılıyor.

Milyonlarca turist, öğrenci ve alışveriş tutkunu: buraya koşturuyor. Şehrin, en gözde alanlarından biridir. Baudrillard isimli Fransız: burası için “kültürel caydırıcılık anıtı” tanımlamasını yapıyor. İnsanların buraya giderek “kültürün insani bir şey olduğu hakkında, o eski senaryonun aslında ölmüş bir kültürün yasını tutmak olayına davet edildiklerini” söylüyor. Bunlar okuduğunuz gibi anlaşılması zor cümleler. Burada en büyük dikkatinizi çekecek durum: Kültür Merkezinin iç mekanları ile dış görüntüsü arasındaki zıtlık. İskelet güzel ve iç mekanlar ise çok başarısız imiş. Bunun nedeni: içinde yaşadığımız çağın, bundan böyle, asla süreye bağımlı olmayacağını,  sahip olabileceğimiz tek anlayışın, hızlandırılmış bir yenileme ve yenilenme olduğunun ifadesidir.

Günümüzde, burası, kütüphane olarak hizmet veriyor. Burada: 2000 in üzerinde periyodik yayın bulunuyor. Eğer bina ilginizi çekmezse, binanın çevresindeki dükkanları gezebilirsiniz.

Paris 4.Nolu Bölge Musee D’Art Moderne

MUSEE D’ART MODERNE

Pompediu merkezde bulunan, dünya fuarı içinde, 1937 yılında inşa edilen bir bina, iki bölümden oluşan, bir beyaz taş revak ile bağlantılıdır.

Teras duvarları, Janniot tarafından yapılan kabartmalarla dekore edilmiştir.

Müzedeki koleksiyonlarda: 20.yüzyılın geç çağdaş sanatçılarının en önemli sanat eserleri sergileniyor. Sen Vlamick, Zadkine, Picasso, Braque, Juan Gris, Valadon, Matisse, Dufy, Utrillo, Delaunays, Chagall, Modigliani, Leger ve diğerleri.

Galerinin üst katları: müzik ve fotoğraf gibi çağdaş ve deneysel çalışmalar için ayrılmış.

Paris 4.Nolu Bölge Metorial De La Shoah

MEMORİAL DE LA SHOAH

Burada bir anıt var. Aynı zamanda müze. 2.Dünya Savaşındaki, Yahudiler ile ilgili bir anıt. 2005 yılında açılmıştır. Buradaki duvar üzerinde; 76000 Yahudi’nin isimleri yazılı. Bunların 11 000 tanesi çocuk. Bu isimleri yazılı Yahudiler, Avrupa’da soykırıma uğrayan insanlar. 1942-1944 yılları arasında yok edilmişler. Burada: ayrıca,  bir kütüphane havasında, çok sayıda çizgi roman, kitap, biyografi bulunuyor. Bunlar: Yahudi halkının yaşadıkları zulumü anlatıyor.

Paris 4.Nolu Bölge L’Atelier Brancusi

L’ATELİER BRANCUSİ

Burası bir atölye. Burada: sanat icra ediliyor. 1904 yılında, Constantin Brancusi tarafından, Bükreş Güzel Sanatlar Okulunun bir parçası olarak açılmış. Burada: Barncusi’nin heykel, fotoğraf, el kitapları, diskler ve son detayına kadar tüm eserleri bulunuyor. Bunları görmek mümkün. Yani: 20.yüzyılda yapılmış eserler var.

Paris 4.Nolu Bölge Saint-Jacques Tower

SAİNT-JACQUES TOWER

Bu bir kule. Zengin dekorasyonu var. Les Helles pazarı yanında. 1509 yılında, dönemin kralı tarafından yapımına başlatılır ve 1523 yılında, Kral Francis I. Döneminde bitirilir. 1998 yılında, UNESCO tarafından, Dünya Kültür Mirası listesine alınmıştır.

Kule ilk yapıldığında, çan kulesi olarak yapılmış ve hemen yanında bir kilise bulunuyormuş. Ancak, bu kilise, 1797 yılında yıkılmış. Kulenin tepesindeki aziz heykeli, 1862 yılında yapılmıştır. Kulenin yüksekliği: 52 metredir.

CİTE ADASI

Burası bir yerleşim yeri. Eskiden bataklık iken, günümüzde ağaçlık ve güzel iskelelere sahip bir yer. Paris’in Paris olmasının nedeni olan ada. Kilometrelerce uzunluğunda, kocaman Sen nehrini ikiye bölerek, iki yakası arasında, geçişi en kolaylaştıran yer yani stratejik bir noktada. Bu nedenle, Roma öncesi devirlerde bile, iskan edilen önemli bir yerleşim yeri olmuş. Roma döneminde, bir garnizon haline getirilip, çevresi duvarlarla çevrilmiş. Bir garnizona yetecek kadar büyük, ama bir şehre yetmeyecek kadar küçük olduğundan, çevresinde Paris şehri gelişmiş. Kendisi, uzun süre, şehrin tarihi kısmı, bir çeşit Akropolis görevi üstlenmiş. Şehrin, yönetim ve dini birimleri, burada bulunmuş.

Ada, 5 yol üstünden, 10 köprü ile çevreye bağlanıyor. En eski köprü: Pont Neuf. Hemen doğusunda ise, Saint Louis bulunuyor.

Paris 4.Nolu Bölge Pont Neuf Köprüsü

PONT NEUF KÖPRÜSÜ

Şehrin en eski köprüsüdür. 1578 yılında yapılmıştır. Şu anda, köprünün ortasında heykeli bulunan, kral 4. Henry zamanında hizmete girmiştir.

Köprü üstü Aşıkları isimli, popüler bir film bu köprü üzerinde çekilmiştir.

ALEXRANDRE III KÖPRÜSÜ

Sen nehri üzerindeki köprü: gösterişli ve güzel. Köprü üzerinde: dört yaldızlı ve büyük heykel, Fransa’nın dört dönemini simgeliyor.

SAİNT-LOUİS EN I’ILLE

Burası bir kilise. Bu kilise: 1726 yılında hizmete açılmış. Yapıda görmeniz gerekenler: girişindeki demir saat ve demirden kule külahı. Bunlar: dış cephede zaten hemen göze çarpıyor. İç mekan ise, barok tarzında yapılmış. Yaldız ve mermerler ile süslenmiş. Burada: St. Louis’in bir heykelini görebilirsiniz. Bu kilisenin bir benzeri: St. Louis isimli azizin gömülü bulunduğu, Tunus-Kartaca şehrindeymiş. Ayrıca: Amerika’daki St. Louis şehrinin isminin de buradan yani bu azizden aldığı söyleniyor.

Paris 4.Nolu Bölge Vosges Des

VOSGES DES

Burası şehir merkezinde bir plaza, bir meydan. Şehir yürüyüşleri ve çevre gezileri yapılması için uygun bir ortam sunuyor. 1604 yılında, kral 4.Henry, meydanın güney ucunda bir köşk yaptırır. Bölgeyi, Paris şehrinin en güzel yerlerinden biri yapmak için işe girişir ve 36 tane birbirinin aynısı ve birbirine bitişik ev yaptırır. Evlerdeki mimari ilgi çekici. Simetrik bir tasarım öne çıkıyor. Kırmızı tuğla, beyaz taş cepheleri, simetrik yatakhaneleri var.

Geniş pencereleri, dik çatıları ve ilginç kaplamalı duvarları var. Bu evlerden, 6.numaralı olanında, 1832-1848 yılları arasında: ünlü yazar Victor Hugo yaşamış. Burası: şu anda müzeye dönüştürülmüş. Çevrede: pahalı galeriler, dükkanlar ve kafeler var.

Meydanın kuzey bölümünde: 1388 yılında, Hotel de Tournelles binası kuruldu. Ancak, 1559 yılında, Kral Henry, burada düzenlenen bir turnuvada, attan düşerek ağır yaralanır ve burada ölür. Bunun üzerine, karısı Catherine de Medicis, bu binayı yıktırır.

Meydanda bulunan, Fransa kralı 13.Louise ait heykel, 1825 yılında dikilmiştir.

Paris 4.Nolu Bölge Conciergerie

CONCİERGERİE

Şehrin en eski binalarındanmış.

Önceleri bir saray ve sonra askerlerin konakladıkları bir yer iken 16.yüzyıldan sonra hapishaneye dönüşmüş. Yani: devrim sırasındaki en önemli hapishanelerden biri. 1391-1914 yılları arasında, hapishane olarak kullanılmış.

Fransız devrimi sırasında, meşhur kraliçe Marie Antoinette ve ünlü-ünsüz pek çok kişi, burada hapishanede tutulur ve idam edilirler. Devrim sırasında: 3000 den fazla mahkum burada tutulmuş. En önemli misafiri ise: biraz önce de söylediğim gibi 1793 yılındaki idamına kadar, küçük bir hücrede ağırlanan: kraliçe Marie-Antoinette.

Bu bölümlerin bazıları korunmuş. Halen müze olarak kullanılan yapıya giriş ücreti, 6.5 Euro. Burada: 19.yüzyıldan kalma bir işkence hane ve 14.yüzyıldan kalma saat kulesi görülebilir.

PALAİS DE JUSTİCE

Mahkeme binası. Yapı aslında, 16.yüzyılda yapılmış eski bir saray. Rıhtım boyunca uzanan gotik kuleleriyle, ilginç bir görünüm sunuyor. 1793 yılında, Fransa Devrim Mahkemeleri: burada yargılamalara başlamış. Davalar, ziyaretçilere açık olarak yapılıyormuş.

İsveç Stokholm

İsveç Stokholm

Dünya sıralamasında, dünyanın en yaşanılır şehirleri sıralamasında, Avrupa 10 ve dünya 24 derecelerine sahiptir.
Bir anlamda: Kuzeyin Venedik’i olarak anılır ve bilinir, çünkü 4 ada üzerine kurulmuştur. Son bir giriş notu: Travelers Digest dergisinin yaptığı bir anket sonuçlarına göre: dünyanın en güzel kadınları, Stockholm şehrinde yaşamaktadırlar.

TARİHİ

Şehrin: Birgel Jarl tarafından, İsveç ülkesini yabancı donanmaların saldırılarından korumak için bir deniz üssü olarak kurduğu söyleniyor.
Şehrin ilk kurulduğu yer, günümüzde de Old Town olarak isimlendirilen “Gamla Stan” bölgesinin yanındaki merkez adadır. 13’ncü yüzyıl sonlarında, şehir, civardaki şehirlerle ticari ilişkilerini geliştirmiştir. Hatta aynı dönemde, kasabanın yarısında “Almanca” konuşulduğu bilinmektedir.

1600’lü yıllara gelindiğinde, şehrin nüfusunun 10 bin civarında olduğu bilinmektedir. 1610-1680 yılları arasında ise, şehrin nüfusu, yaklaşık altı misli arttı. 1634 yılında, şehir, İsveç imparatorluğunun resmi başkenti oldu.
1710 yılında, veba, şehir nüfusunun yarısını yok etti. Daha sonraki “Kuzey Savaşı” sonucunda, şehir nüfusu artışı durur ve ekonomik büyüme biter. Şehir, bir başkent olarak gücünü kaybeder.

19’ncu yüzyılın ikinci yarısında: şehir, ekonomik etkinliğini yeniden kazanır. Yeni sanayi kolları ortaya çıkar. Şehir, yine önemli bir ticaret ve hizmet merkezi konumuna gelir. Bunun üzerine, nüfus hızla artar. Yerleşim yeri sınırları genişlemeye başlar. 1897 yılında, Karolinska Enstitüsü ve Genel Sanat ve Sanayi Fuarları kurulur. Çok sayıda tarihi bina yıkılır ve yeni modern binalar yapılır. Ancak, yine de, birçok bölgedeki tarihi yapılar yıkılmaz.

İsveç Stokholm

GENEL

Stockholm şehrinin kelime anlamı: “Stock” kelimesi “sur” ve “holm” kelimesi ise “adacık” anlamına gelir.

Dünyanın en güzel başkentlerinden olan şehir, 14 ada üzerinde inşa edilmiştir ve bu adalar, 57 köprü ile birbirine bağlanmıştır. Yani, şehir bir anlamda, Baltık Denizi üzerinde bulunmaktadır da denilebilir.

Coğrafi şehir merkezi: Riddarfijarken koyunda bulunmaktadır. Kent alanının: % 35’lik bölümü, su yolları, % 30’luk bölümü parklar ve bahçeler ve yeşil alanlardan oluşmaktadır. Şehir merkezinden, yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuk ile, ormana ve derin doğaya ulaşmak mümkündür. Ama, öyle bir yeşillik ki, inanın bu yeşil alanlarda, geyikler, yavru ceylanlar özgür olarak dolaşıyorlar ve aniden karşınıza çıkarlarsa, şaşırmamalısınız.

Şehir: İsveç ülkesinin ve İskandinavya’nın en büyük ve kalabalık şehridir. Nüfusu, 1 milyona yaklaşmaktadır. İsveç ülkesinin nüfusunun, % 28’i şehirde yaşamaktadır. 2009 yılında, yaşanabilir şehirler sıralamasında, Avrupa’da 10 ve dünya üzerinde 24’ncü sırayı almıştır.

Stockholm şehrinde ağır sanayi yoktur ve bu nedenle, şehir dünyanın en temiz metropollerinden birisidir. Şehirde, genellikle ileri teknoloji şirketleri ve hizmet sektörü yaygındır. Şehirdeki başlıca büyük işveren kuruluşları: Erickson, IBM, Electrolux sayılabilir. Şehir ayrıca finans merkezidir. Son yıllarda ise, turizm, şehir ekonomisinde önemli bir yer tutmaya başlamıştır.

Şehir iklimi incelendiğinde.

Şehirde, nemli karasal ve okyanus bölgesi iklimlerinin egemen olduğu görülür. Buna bağlı olarak: yani, yüksek kuzey enlemi nedeniyle, her yıl, ARALIK ayı sonlarında, yaklaşık 6 saat gün ışığı görülür ki, bu durum yaz saatlerinde 18 saate kadar çıkar. İklim şartları gereği: yazlar sıcak ve keyifli yani ılıman geçer.

Genellikle sıcaklık ortalaması 22-23 derece civarındadır. Sıcaklıklar, bazen 30 dereceye kadar çıkabilmektedir. Kışlar ise, soğuktur. Ortalama kış sıcaklıkları, eksi 5-6 derece civarındadır. Bazen ise, eksi 15 derecelere kadar inebilmektedir. İlkbahar ve sonbahar mevsimleri ise, hafif nemli ve serin geçer.

Gulf-Stream akıntısı nedeniyle, kendisiyle aynı enlemde olan birçok şehre nazaran, daha sıcak ve ılıman iklime sahiptir. Ancak, yine de özellikle kış aylarında, şehirde veya yakınlarda fırtınalar eksik olmaz ve fırtına olduğunda ilk ve acil etkisi, elektriklerin kesilmesidir.

Şehrin bir diğer özelliği: şehir sakinlerinin yaklaşık % 25 den fazla bölümünün göçmenlerden oluşmasıdır. Göçmen nüfus, bazı banliyölerde yaşamaktadırlar. Bu göçmen nüfus arasında, bizim vatandaşlarımızın yani Türklerin oranı, bir hayli fazladır. Bu şehrin insanları için, insan ırkının en güzelleri deniliyor.

Beyaz tenli ve sarışın bu insanların özellikle bayanlarının güzellikleri dillere destandır. İnsanları sıcak kanlıdır. Hepsi, kendi dilleri yanında, mutlaka İngilizce bilirler. Giyimlerine dikkat ederler. Evsiz, tinerci, dilenci gibi insan profillerini bu şehirde görmeniz mümkün olmaz.

TURİZM

Şehri yürüyerek gezebilirsiniz. Ayrıca: İskandinavya’nın bu en güzel şehrinde, mutlaka tekne gezintisi yapmalısınız.
Şehrin merkezini bir ucundan diğer ucuna, bisikletle 30 dakikada geçebilirsiniz. Yürüyerek ise, 1 saat yeterlidir. Şehir gezinizde, sizde, diğer şehirliler gibi, bisiklet kullanmayı deneyebilir ve bir bisiklet kiralayabilirsiniz.

STOCKHOLM CART

Kart: 1,2,3 ve 5 günlük olarak satılmaktadır. Kart ile, toplu taşıma araçlarında ücretsiz seyahat edilmektedir. Ayrıca: şehirde bulunan 80 müzeye ücretsiz giriş sağlamaktadır.
Yetişkinler için: 1 günlük kart: 450 kr, 2 günlük kart: 625 kr, 3 günlük kart: 750 kr ve 5 günlük kart: 950 kr.dur. Şehirdeki toplu taşıma: büyük oranda, gayet düzgün çalışmaktadır.

NOBEL ÖDÜLÜ

Ödül: ünlü İsveçli kimyager Alfred Nobel adına: 1895 yılından bu yana verilmektedir. Alfred Nobel: 1894 yılında: dumansız askeri patlayıcıları bulmasıyla tanınır. Dinamit olarak daha sonra isimlendirilen bu buluşu nedeniyle, Nobel, büyük bir servet edinir. 1888 yılında, bir Fransız gazetesi, ölümü üzerine “ölüm tüccarı öldü” şeklinde haber yapar.

Ancak, Nobel, 1896 yılında, yani bu haberden 7 yıl sonra, İtalya-San Remo kentinde, 63 yaşında, beyin kanamasından ölür. Bütün servetini: insanlığa en büyük yararı olan bir dizi buluşlar yaratanlara verilmesini vasiyet eder. Bunun üzerine, 1897 tarihinde, Nobel Komitesi kurulur.

Ödül kategorileri: Fizik, Kimya, Fizyoloji veya Tıp, Edebiyat’dır. 1901 yılından bu yana, ödül kategorileri arasına “Barış” da eklenmiştir. Fizik, Kimya ve Ekonomik Bilimler ödülleri: İsveç Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından verilmektedir.

Fizyoloji ve Tıp ödülleri ise: Karolinska Enstitüsü tarafından verilir. Edebiyat ödülü ise, İsveç Akademisi tarafından değerlendirilir. Barış ödülü ise, Norveç Nobel Komitesi tarafından tahsis edilir.

İsveç Stokholm

NE YENİR-NE İÇİLİR

İsveç ülkesinde: yöresel lezzetlerden tatmak isterseniz, elbette öncelikle deniz ürünlerinin yoğun olduğu menüler tercih edilecektir. İsveç mutfağında: öğle veya akşam yemeği için “suşi” düşünebilirsiniz.

Bunun dışında: köfte olabilir. Ülkemizde de bulunan ünlü bir İsveç firmasının restoranlarında, İsveç usulü köfte yemek mümkündür. Evet, köfte dışında, bu ülkede yiyebileceğiniz yöresel lezzet: lahana olabilir. Bunun dışında, şehirdeki bir yemek kültürü yok. Daha çok dünya yemek kültürleri egemendir.

Yani: Çin, Hindistan, ev yapımı yemek kültürü var.
Yerel lezzet değil, kendi lezzetlerimizden tatmak isterseniz, Gamla Stan bölgesinde, yani eski şehir bölgesindeki, Turkish Kebap House denilen restoranı tercih etmenizi öneririm, inanın burada yiyeceğiniz döneri, kendi ülkemizin birçok yerinde tadamazsınız.

NE SATIN ALINIR

Burası, dünyanın en pahalı şehirlerindendir. Dolayısı ile, buradan alışveriş yapmanız önerilmiyor. Özellikle: meyve-sebze dışında, her şeyin çok aşırı pahalı olduğu bir şehirdir. Yine de, şehirden hediyelik eşya satın almak isterseniz, Drotninggaten bölgesinden, Gamla Stan yani eski şehre geçmeden önce, köşedeki “Art” isimli mağazayı düşünebilirsiniz. Çünkü: Gamla Stan bölgesinde, her şey aşırı pahalıdır. Orada, alışveriş değil, yalnızca kafelerin ve barların tadına varmalısınız.

İsveç Stokholm

GECE HAYATI

Şehirde, kültürel yönden gayet canlı bir yaşam var. Özellikle:
1. Kungliga Dramatiska Teatern- Kraliyet Dramatik Tiyatrosu,
2. Operan-İsveç Kraliyet Balesi,
3. Kungliga Operan-İsveç Kraliyet Operası,
4. Dansens Hus-House of Dance
5. Konserthuset-Stockholm Konser Salonu gibi yerler, dünyaca üne sahiptir. Bunun dışında, özellikle, hafta sonlarında: gece hayatı iyice canlanmaktadır. Öne çıkan yerler ise: Kungstradgarden, Berzelli Park, Sturepland ve şehir merkezi çevresindeki birkaç alan daha bulunmaktadır.
Hatta: Cafe Opera, Riche, Sture Compagniet bir, White Room, Plaza Laroy, Spy Bar ve Solidarited gibi yerler, şehirdeki büyük kulüplerin yalnızca birkaçıdır. Özellikle, şehirde, canlı müzik yaygındır. Canlı müzik kulüpleri: Berns, Nalen, Fasching, Mosebacke, Debaser.

İsveç Stokholm

TEKNE GEZİLERİ

Stockholm şehri denilince, elbette yazının başında belirttiğim gibi, çeşitli adalar üzerinde kurulmuş bir şehir akla gelmektedir ve bunun doğal sonucu olarak, çeşitli kanal turları, şehri ziyaret edenler için ilginç olabilmektedir.

Şehir kraliyet kanal turu: yaklaşık 3 saate yakın sürmektedir.
Takımadaları görmek ve daha fazla zaman geçirmek, dalış yapmak isterseniz, 2 saatlik bir yolculuk sonrasında, bu takımadalara ulaşmak mümkündür.

GEZİ PLANI

Evet, şehirdeki gezimizin birinci turunda: bulunduğumuz yerden bir şekilde, Eski Şehir, Old Town yani Gamla Stan bölgesine ulaşıyoruz. Gezimizin ilk durağı burası ve zaten şehrin turistik açıdan en ilgi çeken bölümüdür. İlk önce: Kraliyet Opera binasının bulunduğu “Norrbro/Strömgatan” bölgesine ulaşıyoruz.

Burada bir meydan var ve meydanın ortasında, heykel bloku ilgi çekiyor. Bu heykel blokunda, büyük bir kaide üzerinde, at üstünde, Kral Gustav Adolfs görülüyor.
Meydanın kıyısında ise “Royal Swedish Opera” binası görülüyor.

İsveç Stokholm

KUNGLİGA OPERAN-KRALİYET OPERA BİNASI

Kraliyet operası: Kral III. Gustav tarafından kurulmuştur. 1773 yılında, İsveç ülkesinde ilk opera “Thetis ve Phelee” tarafından sahnelenmiştir.

Ancak, ilk opera binası, 1782 yılında açılmıştır. Bina: dört katmanlı oditoryumu, mükemmel akustiği, görkemli fuayesi, Neoklasik madalyonları ile önem kazanmaktadır. Opera binasının tarihindeki en büyük olay: 16 Mart 1792 tarihindeki bir maskeli baloda: kralın öldürülmesi ile yaşanmıştır.

Suikastın ardından, opera evi, 1 Kasım 1972 tarihinde yeniden açılmıştır. Ancak, kralın yerine geçen oğlu tarafından, opera evi yeniden kapatıldı ve bu durum, 1809 yılına kadar sürdürülmüştür.

1892 yılında ise, eski opera binası, yenisi yapılması için yıktırılır. Yeni, opera binası, 1200 seyirci kapasiteli olarak, yeniden yapılır.

Opera binasını gördükten sonra, hemen yanındaki “Gustav Adolfs Torg” caddesinden yürüyerek ilerliyoruz ve biraz sonra, solumuzda, kırmızı renkli boyası ile dikkati çeken bir kilise “St. Jacob’s Chirch” yapısı var. Bunun hemen arkasında ise: “Kungstra garden” görülüyor.

Burayı da gezdikten sonra, Opera binasının bulunduğu alana geliyoruz, Opera binasının deniz kıyısındaki caddeden, 11 Södra Blasieholmshammen caddesi istikametinde, deniz kıyısında yürüyoruz. Hedefimizde, iki müze var. Deniz kıyısında “Södra Blasieholmskajen” caddesinde ilerlediğimizde, bir süre sonra: solumuzda, National Museum-Müzesi çıkıyor.

İsveç Stokholm

NATİONAL MUSEUM

Giriş ücretlidir, ücret 120 kr. Müzede bulunan eserler, kral III. Gustav ve Carl Gustaf Tessin tarafından toplanmıştır.
Müze: 1792 yılında, kraliyet müzesi olarak kurulmuştur. Mevcut müze binası ise, 1866 yılı yapımıdır. 1961 yılında ise genişletilmiştir. 1996 yılında ise, büyük bir restorasyon yapılmıştır.
İsveç ülkesinde, sanat ve tasarım yanında, büyük tablolar ve heykel koleksiyonları içeren bir müzedir.

Eserleri sergilenen sanatçılardan bir kısmı: Rubens, Rembrandt, Goya, Renoir, Degas, Carl Larsson, Hana Pauli. Mevcut eserler arasında, 16 bin resim ve 30 bin nesne bulunmaktadır. Bu müzeyi ziyaret ederseniz, müzenin önünde, denizin kıyısındaki basamaklarda, mutlaka bir süre oturun ve denizin ve manzaranın güzelliğinin tadını çıkarın.

Bu müzeyi gezdikten sonra, Skeppsholmsbron/Södra Blasieholmskajen caddesi istikametinde ilerliyoruz, küçük bir köprüden karşıdaki adaya geçiyoruz. Burada, yine güzel bir müze bulunuyor. İlginç ve güzel köprüyü geçtikten sonra, ada üzerinde, kubbesiyle ilk göreceğimiz yapı: Budynek. Daha sonra, bunun hemen yanında yine güzel bir müze görüyoruz.

MODERNA MUSEET STOCKHOLM-STOCKHOLM MODERN MÜZESİ

Burada, gerek İsveç ve gerekse İskandinav ülkeleri sanatçılarına ait: çizimler, baskılar, fotoğraflar, filmler ve videolar bulunmaktadır.
Bunun yanında: Pablo Picasso’nun “Bahar” ve Salvador Dali’nin “ve söyle” ve Wilhelm Enigma Vera Nilson’un “Sabun köpüğü” isimli eserler bulunmaktadır.
Müzedeki eserler: 1900-1939, 1940-1969 ve 1970 ve sonrası dönemlere ait olmak üzere, 3 bölümde sergilenmektedir. Müze binası içinde: büyük bir restoran, kafeterya, kitap-poster satış yeri ve İskandinav tasarım ögelerinin satıldığı bir satış yeri bulunuyor.

Burayı da gezdikten sonra, aynı yoldan geri dönüyoruz ve Opera binasının hemen arka yanındaki, Gamla Stan bölgesine geçişi sağlayan köprüye kadar geri dönüyoruz.

Opera binasının hemen arka yan bölümünde bulunan köprüden “Strömbon/Strömgaten” bölümünden, karşı taraftaki ada bölümüne geçiyoruz. Bu köprü büyük ve üzerinden taşıtlar da geçiyor.

 

GAMLA STAN-OLD TOWN

Burası: Riddarholmen adasındadır. Dünyanın en iyi korunmuş, Ortaçağ şehir merkezidir. 1252 yılında kurulmuştur.
Gamla Stan: özellikle, hediyelik eşya, el sanatları, biblo meraklıları için çekicidir. Dar ve dolambaçlı Arnavut kaldırımlı sokakları ve tarihi binaları ile, kendine özgü bir yapı ortaya koymaktadır. Özellikle: Gamla Stan bölgesinde, 90 cm. genişliğindeki dar sokak çok ilgi çekmektedir.

Burada bulunan yapılar:
1. Kraliyet Sarayı.
2. Livrustkammaren-Royal Armoury
3. Skattkammaren-Roya Hazine
4. Stockholm Katedrali
5. Nobel Müzesi
6. Riddarholmen kilisesi
7. Kiliseler-Müzeler

Adaya geçtikten sonra, yol ikiye ayrılıyor, Skeppsbron isimli, soldan ilerleyen caddeye giren ve burada karşımıza çıkan ilk yapıyı, Kraliyet sarayını görün.

İsveç Stokholm

KUNGLİGA SLOTTET-KRALİYET SARAYI

Saray: 600 odadan oluşmaktadır ve mimar Nicodemus tarafından, Roma tarzında inşa edilmiştir. İsveç kral ve kraliçesi: gerek çalışma ofisi ve gerekse gezinti-yürüyüş yeri olarak burayı kullanırlar.
Saray: yıl boyunca açıktır. Özellikle: kraliyet koruma askerlerinin nöbet değişim törenlerini ve geçit törenlerini izlemenizi öneririm.

Saray yapısı içinde gezebileceğiniz salonlar şunlardır

1. Rikssalen-Devlet Salonu.
2. Kraliçe Kristina Gümüş Taht Salonu.
3. Ordenssalarna-Şövalyeler Salonu.

Saray bölgesinde, ayrıca 5 müze bulunmaktadır.

Sarayı gördükten sonra, saray yapısının bittiği yerden sola dönüp ilerliyoruz. Caddede, sol yanda, karşımıza ilk çıkan yapı:

İsveç Stokholm

KUNGLİGA MYNTAKABİNETTET-KRALİYET SİKKE MÜZESİ

Gamla Stan merkezindedir. Burada, İsveç ülkesinin para tarihi görülebilir. Müze sergileri içinde: madeni paralar ve banknotlar sergilenmektedir. Özellikle: 1661 yılında yayınlanan, dünyanın ilk banknotu olan “Stockholm Banco” mutlaka görülmelidir.
Ayrıca: bakır İsveç sikkesi ve 1937 yılında bulunan “Lohe hazine” si görülmelidir.

Hemen sonra, yine sol yanda başka bir yapı var.

TRE KRONU-THREE CROWNS-KALE

Burası bir kale yapısıdır, ancak günümüze kadar sağlam gelememiştir. 13’ncü yüzyılın ortasında, kraliyet ikametgahı için inşa edilmiş bir kale olduğu sanılıyor. Ülkenin tarihi arşivlerinde, buraya ait herhangi bir bilgi bulunamamıştır. Çünkü: 1697 yılında tamamen yanmıştır.

Kale yapısı: 1397 yılında, İsveç-Norveç-Danimarka birlikteliğinin bitmesinin ardından, İsveç bağımsız olunca, kral Gustav Vasa’nın en önemli kraliyet mekanı olmuştur. Oğlu Gustav Vasa, kendi döneminde, kalenin savunma önlemlerini genişletir. Kral III. John döneminde ise, kale yeniden inşa edilir ve estetik açıdan geliştirilir.

Yukarıda sözünü ettiğim gibi, Mayıs 1697 tarihinde, büyük bir yangın, 400 yıllık kaleyi tamamen yok eder. Kraliyet ailesi, kaleyi terk etmek zorunda kalırlar. Bu yangın sırasında: İsveç ülkesinin kraliyet kütüphanesi ve kraliyet arşivleri de yanarak yok olur.
Kale içindeki kraliyet sarayı, 1754 yılında, eski saray kalıntıları üzerine yeniden yapılmıştır.

Daha sonra, aynı yolda ilerlediğimizde: karşımıza önce “Slottsbackens Obelisk” çıkıyor ve sonra onun hemen arkasında, Katedral yapısı var. Ancak, bu cadde üzerinde, katedrala giderken bir yapı ile karşılaşıyoruz.

İsveç Stokholm

STORKYRKAN-STOCKHOLM CATHEDRAL-BÜYÜK KİLİSE

Şehrin tarihi bölgesinin en eski kilisesidir. Yapı: Gotik tarzda, tuğladan yapılmıştır. Hemen kraliyet sarayının yanındadır.
Güneyinde ise, şehrin Borsa binası bulunmaktadır. Yapı: ilk olarak, 1279 yılında kentin kurucusu tarafından yaptırılmıştır. 1527 yılında, kilise, Lutheran Protestan kilisesi olarak kullanılmaya başlanır. 1942 yılında ise, Uppsala Başpiskoposluğu olarak önem kazanır. Kraliyet sarayının hemen yanında bulunması nedeniyle, uzun yıllar boyunca: taç giyme, kraliyet düğünleri ve kraliyet cenaze törenleri burada yapılmıştır. 1873 yılında, II. Oscar, burada taç giyen, son İsveç kralı olmuştur. 19 Haziran 2010 tarihide, yine burada kraliyet düğünü yapılmıştır.

Yapının içinde: dramatik ahşap heykeller görülmektedir. Ayrıca: şehrin azizi olan, St. George ve diğer iki azize ait kutsal emanetlerin saklandığı bir kutsal sandık bulunmaktadır. Kilisede, 1535 yılı yapımı, şehrin panoramasını gösteren bir resim ilgi çekmektedir.

Katedralin hemen yanında “Livrustkammaren Royal Armoury” görülüyor. Bu yapının güneyinde, uzaklardan kulesinin sivri ucu görülen kilise “Tyska Krkan kilisesi” dir.

Kilisenin iki blok ötesinde, deniz kıyısında güzel bir restoran var.

DEN GYLDENE FREDEN RESTORANI

Burası, Gamla Stan bölgesinde, eski bir restorandır. Kelime anlamı: Altın barış restoranıdır. İsveç ülkesinin en tanınmış restoranlarından birisidir. Guiness Rekorlar Kitabına göre, dünyanın en eski restoranı seçilmiştir. 1722 yılından bu yana, restoranın çevresi değişmeden günümüze ulaşmıştır. Yani, 18’nci yüzyıldan kalma, eşsiz bir örnektir.

Restoran, uzun yıllar boyunca, birçok İsveçli ünlü yazar, ressam ve şarkı sözü yazarına ev sahipliği yapmıştır. Ancak, 1919 yılında kapatılıyor iken, Anders Zorn tarafından satın alınmış ve günümüze taşınmıştır. Günümüzde, restoran, İsveç Akademisi tarafından koruma altına alınmıştır. Haftanın her Perşembe günü akşamı, Akademi personeli burada geleneksel yemek düzenlemektedirler.

Buradan, adanın güneyine doğru ilerliyoruz. Katedralin denize bakan sol yanından ilerlediğimizde, bu kez karşımıza başka bir saray yapısı çıkıyor.

İsveç Stokholm

BONDE SARAYI

Gamla Stan bölgesinde, Riddarhuset ile Kanslihuset arasındadır. 1611 yılında yapıldığı düşünülen yapı, 1662-1667 yılları arasında, özel ikametgah olarak kullanılmıştır. 18’nci yüzyıldan itibaren ise, İsveç Yüksek Mahkemesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

1915 yılında Belediye ofisleri olarak kullanılan yapı, 1920 yılından itibaren çürümeye başlamıştır. Ancak, 1925 yılında, bina cephesi beyaz renk kullanılarak yenilenmiş, büyük bir restorasyon yapılmıştır.
2003-2004 yılları arasında restore edilen yapı; günümüzde İsveç Milli EmlakKurulu tarafından koruma altına alınmıştır.

İsveç Stokholm

İSVEÇ HOUSE NOBİLİTY

Gamla Stan bölgesinin kuzeybatı ucundadır.
İsveç “soyluluk ve asalet” sarayıdır. Ortaçağ döneminde, bir İsveç geleneği nedeniyle: 1660 yılında yapılmıştır. Burada: İsveç Kamlar Birliği üyesi Sten Sture isimli bir şövalye kalmıştır. 18’nci yüzyılda, bina halk konserleri için kullanılmıştır.
Burada, 2003 yılından bu yana: eski gelenekler ve kültürler korunmaktadır.

Buradan sonra, küçük köprünün üzerinden geçerek adanın kalan kısmına yürüyoruz. Burada karşımıza çıkan ilk yapı bir kilise:

İsveç Stokholm

RİDDARHOLMEN KİLİSESİ

Burası, daha çok bir mezarlık kilisesidir. İsveç kraliyet ailesinin birçok ferdi, birkaç istisna haricinde, burada gömülüdür. Günümüzde görülen yapı: öncekinin bir yıldırım çarpması sonucu yok olması üzerine, 1835 tarihinde yeniden yapılmıştır.

Evet, gezimizin bu bölümü, burada bitiyor. Eski şehir bölümünde, sokaklarda gezinerek, değişik yerler keşfedebilirsiniz.

Gezimizin II. Bölümünde

şehirdeki en ünlü müzelerden ki, mutlaka görmenizi öneririm, Vasa Müzesi bölgesine gidiyoruz. Djurgarden bölgesine, adasına geçiyoruz.

 

VASA MUSEUM

Vasa isimli bir gemi çevresinde inşa edilmiş bir müzedir. Gemi: Stockholm seferini yaparken, 17’nci yüzyılda bir savaş sırasında batırılır. Malaren Gölü’nün kasvetli derinliklerinde batırılan gemi: büyük uğraşılar sonucu kurtarılır ve gelecek nesiller için koruma altına alınır.
Gemi, benzersiz bir sanat harikasıdır.

Özellikle, geminin yüzde 95’lik bölümünün, özgün ve yüzlerce oyma heykel ile süslü olması, büyük ilgi çekmektedir. Uzunluğu: 69 metredir. İlk seferinde batmıştır. 333 yıl sonra, yani 1961 yılında ise kurtarılmıştır.

Müze: yılda, 1 milyondan fazla kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Gemideki yaşamın anlatılması için, hemen çevresinde: 9 farklı sergi görülmektedir. Müzede, ayrıca bir hediyelik eşya satış dükkanı ve hoş bir restoran var. Şehri ziyaret edenler için, mutlaka gidip görmelerini önereceğim bir yer.

Bu ilginç müzeyi gördükten sonra: yine aynı bölgedeki: “Nordiska Museet/müzesini” görebilirsiniz. Daha sonra ise: “Royal Djurgarden”parkını ve hemen yanındaki “Skansen Açık Hava Müzesi” ni görebilirsiniz.

İsveç Stokholm

ROYAL DJUR GARDEN

Bu adada: büyük bir park ve orman alanı bulunmaktadır. Özellikle: yaz aylarında, bu park alanında, güzel yürüyüşler yapmak mümkündür.
Bu bölgede bulunanlar:
1. Vasa Featuring-Vasa Museum
2. Açık hava müzesi-Vasamuseet.

Ayrıca, burada yaz döneminde açılan bir lunapark bulunuyor. Bu ada üzerinde, yalnızca lunapark değil, aynı zamanda, tarihi binalar, anıtlar, müzeler, açık hava müzesi, yat limanları ve orman-mera alanları bulunmaktadır. Sonuç olarak, bu ada, yılda yaklaşık 5 ile 10 milyon turist tarafından ziyaret edilmektedir. Yani, şehrin en önemli turizm alanlarından birisidir. 1995 yılında, buraya, lunapark kurulmuştur.

İsveç Stokholm

SKANSEN STOCKHOLM AÇIK HAVA MÜZESİ

Dünyanın ilk açık hava müzesidir. Burada: bir çiftlik binası, değirmenler, dükkanlar ve bir ahşap kilise yapısı bulunmaktadır. Ülkenin çeşitli yerlerinden getirilen 160 yapı örneği de burada sergilenmektedir. Bunların büyük bölümü: 1900’lü yıllarda yapılmıştır.

Bunların dışında, burada: kalaycı atölyeleri, fırın, altın renkli bir Malikane, Skogaholm Malikanesi, ahşap kilise ve geleneksel el sanatları ile hediyelik eşyaların satıldığı bir mağaza bulunmaktadır.
Açık hava müzesinde, bir de hayvanat bahçesi bulunuyor. Bu hayvanat bahçesinde: Skansen geyikleri, kurt, vaşak ve boz ayı gibi hayvanlar bulunmaktadır. Ayrıca, bir çocuk hayvanat bahçesi de bulunuyor.

ŞEHİRDE GEZİLECEK DİĞER YERLER

CİTY HALL

Şehrin en ünlü silüetlerinden birisidir. Mimar Ragnar Östberg tarafından, 1911-1923 yılları arasında yapılmıştır. Yapı, tuğla kullanılarak yapılmıştır. Koyu kırmızı renkli tuğlalar, yakınlardaki Lina Tuğla Fabrikasından sağlanmıştır.

Tuğladan yapılan kulesinin yüksekliği: 106 metredir. Nobel kutlamaları da, burada yapılmaktadır. 18 milyon altın mozaik çini ile süslü “Mavi Salon” da, Nobel ödülleri verilmektedir. Ayrıca, bir hediyelik eşya satış yeri de bulunuyor.
Fantastik bir şehir manzarası görmek isterseniz, buranın kulesine 365 basamak merdiveni tırmanmanız gerekir. Asansör de kullanılıyor.

GAMLA STAN NOBEL MUSEET-NOBEL MÜZESİ 

Södermalm semtindedir. Burada: Fafangan denilen ve tarihsel özellikler taşıyan kafede, mutlaka küçük bir kahve molası vermelisiniz.

NATURHİSTORİSKA MUSEET

Şehirdeki müzelerin anası olarak değerlendirilmektedir. Doğa ve insanın çevresi hakkında bilgilerin sunulduğu müze: Stockholm Üniversitesine ait bir binada bulunmaktadır. Müzede: 8 kalıcı sergi bulunmaktadır ve zaman zaman geçici sergiler düzenlenmektedir.
Ayrıca: dev kubbeye yansıtılan film ile bilgilerin verildiği bir salon da bulunuyor. Bu filmlerde: Mumyalar, Dinazorlar ve Kozmik Yolculuk gösterileri izlenebilmektedir.

İsveç Stokholm

SKOGSKYRKO GARDEN-WOODLAND MEZARLIĞI

Şehirde, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmış, 2 bölgeden birisidir.
Şehir merkezinin güneyindedir. 1915 yılında, uluslar arası bir yarışma sonucunda kazanan proje değerlendirilerek yapılmıştır. 1920 yılında tamamlanmıştır. Burada gömülü bulunan ünlüler arasında: Greta Garbo var.

ROYAL NATİONAL CİTY PARK-KRALİYET ULUSAL ŞEHİR PARKI

Dünyanın ilk National City Parkıdır. Şehir boyunca, 6 km. uzunluğunda bir yay oluşturur. Parkın hemen bitişiğindeki orman bölgesinde: geyik, yaban tavşanları, tilkiler, kuşlar, kelebekler ve çeşitli böcekler, serbestçe dolaşmaktadırlar.

FALUN MADEN MUSEUM

Burası, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Aslında, 1687 yılından kalma bir mağaradır. Burada, uzun yıllar boyunca maden çıkarılmıştır.

İsveç Stokholm

DROTTNİNGHOLM PALACE-KRALİYET SARAYI

Burası, şehir merkezinin dışında kalıyor. Buraya ulaşmak için: araba veya otobüs kullanmanız gerekir. Ayrıca: Stockholm City Hall yani Stadshuset bölgesinden: tekne ile de ulaşmak mümkündür. Sarayı ismi, yani “Drottningholm” kelimesinin anlamı “kraliçe adası” dır.

Burası: baba-oğul mimarlar Nicodemus Tessin Elder tarafından tasarlanmış ve 16’ncı yüzyıl sonlarında inşa edilmiştir. Sarayın tam inşasına, 1662 yılında başlanmış ve mimar Nicodemus Tesis ölünce, yerine oğlu Nicodemis Tessis geçerek, yapıyı ve iç tasarımları tamamlamıştır.

Uzun yıllar, kraliyet ailesi tarafından kullanılan saray, çürümeye başlaması üzerine, 1818 yılında terk edilmiştir. Kraliyet eski hanedanının bir sembolü olarak koruma altına alınmıştır. Ancak, doğa, saray yapısındaki çürümeyi artarak ilerletmiş ve bunun üzerine, binalar ciddi hasar görmüş ve 1819 yılından itibaren, halkın ziyaretine açılmıştır.

Avrupa’nın en iyi korunmuş: 17’nci yüzyıl sarayıdır. Bu nedenle: UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Ancak, saray 400 yıllık süreçte bir çok defa yenilenmiş ve çeşitli ilaveler yapılmıştır.

Evet, aradan geçen uzun yıllar ve 1907 yılında, saray, 4 yıllık uzun süreli bir restorasyona alınmıştır. 1977 yılında ise, sarayın bazı önemli bölümleri yeniden restore edilmiş ve yeniden inşa edilmiştir. Yangından korunması için tedbirler alınmıştır.

Daha sonra, İsveç kraliyet ailesi,

1981 yılından sonra, burayı, birincil ikametgahı olarak kullanmaya başlamıştır. O dönemden bu yana, saray, İsveç askerleri tarafından korunmaktadır. 1997 yılında ise, dış duvarlar temizlenmiş ve yeniden inşa edilmiştir. Bu son onarım çalışmaları da, 2002 yılında tamamlanmıştır.

Sarayın bahçeleri: Paris-Versay Sarayı bahçeleri kadar güzeldir. Bu bahçelerin büyük bölümü: 17’nci yüzyılın sonlarında: baba-oğul Tessinler tarafından oluşturulmuştur. Özellikle, ağaç caddeler ilgi çekicidir. Ayrıca, alana dağılmış pek çok heykel görülür. Bahçelerde, ayrıca: 1766 yılında kurulan “Tiyatrosu” ve “Çin Pavyonu” bulunmaktadır.

Bunun dışında, 1746 yılında, Nicodemus Tessin Elder tarafından tamamlanan bir “Saray kilisesi” bulunmaktadır. Her ayın son Pazar günü, kilisede ibadet düzenlenmektedir. Kilise de, İsveç kralı Gustaf V tarafından yapılan bir “goblen” ve 1730 yılından kalma, Cahman “org” ilgi çekmektedir.

Saray bölgesinde bir de “Saray Tiyatrosu” bulunmaktadır. Yaz opera festivalleri, burada düzenlenmektedir.

Son olarak: Kraliyet Sarayı Tiyatrosu ve Çin Pavyonu: 1991 yılında, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

ÖLAND-SOLLİDEN PALACE-YAZLIK KRALİYET SARAYI

İsveç ülkesinin doğu kıyılarındadır. 1906 yılında tamamlanmış sarayın geniş bahçeleri ve parkları, muhteşem güzelliktedir. Bu park ve bahçelerde: köşk evler, hediyelik eşya satan dükkanlar ve yiyecek-içecek reyonları bulunmaktadır.

İsveç kraliyet ailesi: her yıl, yaz dönemini burada geçirmektedirler. Özellikle: 14 Temmuz tarihinde, veliaht Prenses Victoria’nın doğum günü kutlamaları, burada yapılmaktadır.