Caraş, Ürdün’ün başkenti Amman’ın (antik Philadelphia) 48 km kuzeyindedir. Gilead dağlarının yakınındadır ve iyi durumdaki asfalt yolla ulaşılabilir. Harabelere arabayla ulaşmak bir saatten kısa sürer.
Antik çağlardan beri Gerasa olarak adlandırılan Jerash harabeleri, Petra’dan sonra Ürdün’ün en popüler ikinci turistik yeridir. (Gerasa, büyük duvar anlamına gelir.)
Gerasa, buradaki modern kasabanın daha iyi bilinen adıyla Caraş, Roma yapılarının ve özellikle de kent planının iyi korunmuş olması sebebiyle, çok ilgi çekicidir.
Kent planı büyük ölçüde standart ızgaraya uygun, ama Roma öncesi yerleşimler ve topografik koşulların sonucu gibi görünen büyüleyici tuhaflıklar içerir.
Antik kent Helenistik dönemde, bir ihtimal Selefki kralı IV. Antiokhos Epiphanes (MÖ 175-164) tarafından Chrysorhoas (Altın Irmak) üzerindeki Antiokhos olarak kurulmuştu.
Kısa süreliğine Yahudi Hasmon krallığının eline geçen kent, MÖ 63’te Romalılara geçti ve Pompeius tarafından Ürdün Irmağı vadisi ve civarında 10 kentten oluşan Decapolis gurubuna eklendi.
Hadrianus burayı 130’da ziyaret etti.
Kent orta boyutlu olup, MS 1’nci yüzyılın ikinci yarısında yapılan surların kuşattığı alan, yaklaşık 100 hektar kadardır.
Chrysorhaos Irmağı kentin ortasındaki bir vadiden kuzey-güney yönünde akar.
Antik Caraş her yanda ırmağa doğru eğimli bir arazide inşa edilmiştir.
İkinci yüzyıl başlarında, nüfusun 10.000-15.000 olabileceği tahmin edilir.
3’ncü yüzyıl ortalarından 4’ncü yüzyıl sonlarına kadar kent geriledi.
Çünkü 363’de Celile depreminde hasar gördü.
Daha sonra, Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri oldu ve tarım, madencilik ve kervan ticaretlerinden elde ettiği zenginliği İranlı Sasaniler (614’de) ve Araplar (635’de) tarafından ele geçirilince, sona erdi ve daha sonra zamanla terk edildi.
ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:
Antik kentin doğu yarısı üzerinde, 1878’de Çerkez mülteciler tarafından modern bir köy kuruldu.
Gezginler sayesinde, 19’ncu yüzyılın başlarından itibaren, antik kent, Batı Avrupa’nın dikkatini çekti.
Yüzeydeki araştırmalar, 19’ncu yüzyılın sonlarına doğru yoğunlaştı.
20’nci yüzyılda ses dalgalarıyla aramalar yapıldı ve kalıntılar açığa çıkarıldı.
Kudüs’teki İngiliz Arkeoloji Okulu ile işbirliği içinde Yale Üniversitesi burada 1928-34 yılları arasında kazılar yaptı.
Modern zamanlara kadar, yakınlarda antik malzemeleri tekrar kullanmaya meyilli yerleşimlerin bulunmaması nedeniyle, Caraş’taki mimari eserler nispeten iyi durumdadır.
MİMARİ:
Helenistik ve Roma İmparatorluk tarzlarının zengin, başarılı bir harmanıdır.
Nefes kesici düzensiz oval plazası ve kolonadlı kuzey-güney yönündeki carda sokağı ile kentsel yerleşimi de ihtişamlıdır.
Günümüzde görünen kalıntılar büyük ölçüde Roma döneminden sokaklar ve kamusal yapılardan ibarettir.
Özel veya evlere ait pek az kalıntı kazılmıştır.
GEZİLECEK YERLER:
CARDO MAXİMUS:
Burası şehrin ana caddesidir. Orta Doğu’da Roma şehirciliğinin en iyi korunmuş kalıntılarından biridir.
Sütunlu cadde olarak da bilinir. Kuzeyden güneye doğru uzanmaktadır.
Yaklaşık 800 metre uzunluğundadır. Kaldırım taşları, arabaların tekerleklerinin sıkışmaması için çapraz olarak yerleştirilmiştir. Başlangıçta çeşitli tezgahlar, satıcılar ve dükkanlarla çevriliydi.
Bu alan ayrıca Deecumanus Maximus (doğu-batı ana caddesi) ile kavşağı işaretleyen Kuzey Tetrapylon gibi dikkat çekici antik mimariye ve karmaşık halka açık çeşmelere, hamamlara ve şehir surlarına da ev sahipliği yapmaktadır.
Burayı ziyaret ettiğinizde, cadde boyunca yürüyebilir ve bir zamanlar şehrin ticari merkezinde gerçekleşen hareketli günlük yaşamı hayal edebilirsiniz.
HADRİANUS BÜYÜK ZAFER KEMERİ:
Kalıntılara güneyden yaklaşıldığında, muhtemelen Hadrianus’un 128-129’daki ziyaretinin anısına yapılmış büyük bir zafer kemeri görünür.
20 metre yüksekliğinde ve 25 metre genişliğinde olan bu Roma kemer, Roma imparatorluğundaki en büyük kemerdir. Kemer ahşap kapılarla başlangıçta 22 metre yüksekliğindeydi.
37.5 metre genişliğindeki bu geçidin, üç kemerli açıklığı ile her iki yanında ek kemer desenleri vardır.
Sütunlar üstte değil altta başlıklarla süslenmiştir. Kemerin şehir surlarından nispeten uzak olması, Jerash’ın en parlak döneminde güneye doğru genişleme planının olabileceğini göstermektedir. Genişleme gerçekleşmemiştir.
Yapıya bir yazıt iliştirilmiştir. Yazıtta, yapının Hadrianus’un imparatorluk ziyaretini onurlandırmak amacıyla Flavius Agrippa adlı birinin bağışı sayesinde yapıldığı belirtilmektedir.
NYMPHAEUM:
MS 191 civarında inşa edilmiştir. Şehrin ana çeşmesidir. Bu tür yapılar, klasik Yunan ve Roma kültüründe geleneksel olarak perileri sulamak için tapınaklardı.
Antik Yunan’da Nympaheum terimi, başlangıçta doğal oyukları, mağaraları veya doğal su kaynaklarına sahip koruları tanımlamak için kullanılıyordu. Burada periler ve su tanrılarının yaşadığına inanılıyordu ve bu nedenle onlara tapınılıyordu. Daha sonra doğal mağaraların yerini yapay mağaralar aldı, bunlar su kaynaklarının yakınında bulunan özel kuyu yapıları veya pavyonlardı.
Evet Nymphaeum artık su üretmiyor olabilir ama yaklaşık 1000 yıllık bir yapı için hala dikkate değer derecede iyi durumdadır. Çeşmenin çevresinde yarım daire şeklinde duran Korint sütunlarına hayran kalacaksınız. Muhtemelen sonradan eklenen mermer havuz da yerinde duruyor. Yapının taş işçiliğindeki detaylı oymaların ne kadarının kaldığına dikkat edin. Çeşmenin suyu başlangıçta taş aslanların ağzından fışkırırdı. Suyu alttaki havuza akıtan 7 asla başı var.
Bu çeşmeler gibi çeşmeler, Roma vatandaşları için bir buluşma noktasıydı, buraya günlük su almak veya işlerine giderken durup içmek için gelirlerdi. Antik kentin en parlak döneminde, çeşmenin önündeki caddenin hayat dolu olduğu zamanlarda, buranın nasıl göründüğünü hayal edin.
HİPODROM:
Hemen kuzeydedir.
Seyirci sporları için inşa edilen bu devasa yapı, bölgedeki en büyük ve en iyi korunmuş yapılar arasındadır.
MS 117-138 yılları arasında hüküm süren imparator Hadrian döneminde inşa edilmiştir.
15.000-17.000 seyirci kapasitelidir ve araba yarışları için kullanılmıştır. Bugün burayı ziyaret ettiğinizde göreceğiniz gibi, oturma alanlarının bir kısmı hala yerinde bulunmasına rağmen, kapasite önemli ölçüde azalmıştır.
Hipodromun ölçüleri 244 x 52 metredir. Geleneksel 12 başlangıç kapısından daha az sayıda olan 10 başlangıç kapısını görün. Bunlar özenle restore edilerek orijinal görünümlerine kavuşmuştur.
Ayrıca gladyatör dövüşleri için bir arena olarak kullanılmıştır. Günümüzde burada çeşitli araba ile ilgili aktivitelerin yeniden canlandırılması sağlanmaktadır.
ANA KAPI VE SURLAR:
Ana kapı güneydedir.
Ana kapılar kuzey ve güneyde olup, Petra’dan kuzeye Bostra ve Şam’a giden ana kentler arası yola çıkar.
Bu iki kapı tam karşılıklı değildir.
OVAL FORUM:
Her antik Roma kentinde forum, toplumun merkezi, siyasi kararların alındığı, halk toplantılarının yapıldığı ve genellikle pazarların kurulduğu yerdi. Roma imparatorluğu döneminde Gerasa olarak bilinen Jerash’daki Forum’u ziyaret ederek mimari açıdan diğer antik Roma forumlarının çoğundan farklı, iyi korunmuş bir örneği göreceksiniz.
Evet: güney kapıdan çapraz şekilde Oval Forum’a gelinir.
Biçimi düzensiz ve hafifçe güneye doğru meyilli olan bu meydanın boyutları yaklaşık 66 x 99 metredir.
Taşları iç içe dairesel sıralar halinde döşenmiştir.
Her iki yanında, İon düzeninde kolonadlarla kuşatılır.
Zemin sempozyumun oval şekline uygun olarak özenle kesilmiş taşlardan yapılmıştır.
Oval Forum, Bernini’nin Vatikan’daki barok San Pietro Meydanı gibi etkileyici ve akıl karıştırıcı, muhteşem şekilde yaratılmış mekanlardan biridir.
Meydan bir kırılma noktası işlevi görür, çünkü cardo burada hafifçe yön değiştirerek dümdüz kuzey kapısına gider.
Bu noktadan itibaren kent, imparatorluğun ilk dönemlerinden kalma olduğu anlaşılan, dik açılı bir ızgara plan çevresinde yerleşmiştir.
Güney kapısı ile oval meydan arasındaki farklı yönelimin daha eski bir kent planını yansıttığına inanılır.
Cardo, sokakların kesiştiği iki ana noktada birer tetrapilon ile donatılmıştır.
Bunların en güneyde olanı çevresinde dükkanlar (taberna) bulunan dairesel bir alan yer alır.
Cardo’nun böyle işaretlenmesi sıra dışı ve etkileyicidir ve kent içinde yapılan yürüyüşe görsel vurgu katar.
Evet forumun uçsuz bucaksız alanına adım attığınızda, buranın ne kadar önemli olduğunu hemen anlayacaksınız. Bu geniş alan, mümkün olduğunca şehir nüfusunun çoğunu barındıracak şekilde tasarlanmıştır. Alanın kenarlarını çevreleyen sütunlara hayran kalacaksınız, ayrıca forum’un bu dönemdeki antik Roma yapılarında son derece nadir görülen alışılmadık oval şekline de dikkat etmelisiniz.
Son olarak, Oval Meydan’ın Cardo’dan önce kurulduğu düşünülüyor. Meydanın merkezinde bir zamanlar bir heykelin yer aldığı düşünülen bir kaidenin kalıntıları bulunmaktadır.
ZEUS TAPINAĞI:
Üç eğrisel kenarın üçüncüsü olan güneybatı yanında bir tepe ve buradaki bir podyum üzerinde yüksekte, birinci yüzyıl başlarından kalma ama 160’larda bitirilen bir Zeus Tapınağı vardır.
Tapınak, Gerasa şehrinin orijinal yerleşim merkezine (günümüzde müzenin bulunduğu yer olan Kamp Tepesi) bakan bir tepenin doğu yamçında yüzyıllar önce inşa edilmiştir.
Oval Meydandan 8 sütunlu kare bir sundurmaya çıkan bir merdiven vardı. Bu tapınak ön cepheye vurgu yapılması ve buraya çıkan etkileyici basamaklarla Roma-Suriye tarzındadır.
Solda, şehrin ana ekseninin (Cardo) Zeus Tapınağına ustaca bağlandığı Oval Meydan’ın doğu sütunlu geçidi bulunur.
Buradan avlunun dört tarafı tonozlu geçitlerle çevrili kutsal alana (cella) giriliyordu.
Yüksek tavanlı tek cella: 8 x 12 yivsiz sütundan oluşan bir peristille çevrilidir.
Cella’nın duvarlarının dışında festonlu nişler, iç yüzeyde ise geniş pilastrlar vardır.
Temenosun kuzey yarısında naos (tapınak veya mabet) birkaç aşamada inşa edilmişti. Demir çağında kayalık bir çıkıntının üzerinde bir mağara bulunan bir kült alanı vardı. MÖ 2’nci yüzyıldan itibaren inşa edilip, yeniden inşa edilen ve yıkılan naos versiyonlarıyla tamamen örtülmüştü.
Roma dönemi naos’u; beyaz ve kırmızı kireçtaşı bloklardan oluşan kareli bir desenle inşa edilmiş ve Korint sütunlarından oluşan çift revaklı bir podyumdan oluşuyordu. İki katlı yapı, daha eski bir Helenistik tapınağın kült heykelini barındıran kare planlı bir yapı olan Hammana etrafında inşa edilmişti. Naos, muhtemelen İkinci Yahudi isyanı sırasında yıkılmış ve ardından MS 135-140’da daha küçük bir versiyonla yeniden inşa edilmişti. Bu dönemde Helenistik döneme ait anıtın tüm kalıntıları sökülüp, Roma Tapınağının temeli olarak özenle gömülmüştü.
Önünde, güneyde büyük bir sunak vardı.
En üst platformdaki tapınak, yaklaşık 41 x 28 metre ölçülerinde bir podyum üzerinde duruyor ve MS 162-163’te tamamlanıp kutsanmıştı.
Giriş duvarlarında çatıya çıkan basamaklar ve bitişikteki Güney Tiyatrosuna açılan bir kapı bulunmaktadır.
Evet günümüzde Zeus tapınağı, kalıntıların ve şehrin muhteşem manzarasını sunan Oval Forum’a bakmaktadır.
Evet, Arkeolojik alanın müzedeki maketi, kompleksin nasıl görünebileceğini yeniden inşa etmek için kullanılmıştır.
MS 450/455’de antik Zeus Tapınağı, Hıristiyan rahipler tarafından manastıra dönüştürüldüğünde, Piskopos Placcus, bu tapınağın bloklarını kilise binaları ve günümüzde kendi adıyla bilinen termal banyolar için yeniden kullanılmasını sağladı.
Günümüzde naosun temellerinde yapılan kazılarda, daha eski bir anıta ait yüzlerce yeniden kullanılmış blok keşfedilmiştir. Görünüşe göre daha eski anıt, kasıtlı olarak gömülmüş ve bu nedenle iyi korunmuştur. Bulunan oyma, sıvalı ve boyalı bloklar sayesinde, bu küçük kare anıtın mimarisinin ve iç ve dış dekorasyonunun oldukça net bir görüntüsünü yeniden yaratmak mümkün olmuştur.
ARTEMİS TAPINAĞI:
Kent merkezinde başlıca Roma yapısı, MS 136 yılında inşa edilmiş olan Artemis Tapınağıdır. Zeus ve Leto tanrılarının kızı Artemis’i övmek için inşa edilmiştir. Hem bereket hem de avcılık tanrıçası olan Artemis, Roma kültüründe önemli bir figürdü.
Şehrin en yüksek noktasındadır.
Zengin süslemelere sahip tapınağın: 6 x 11 sütunları Korint düzenindedir ve uzunluğu 52.5 metredir.
121 x 161 metre boyutlu, revaklı bir platform arkasına doğru, cardo’dan kentin tepesinin batı yamacı boyunca yukarı çıkan geniş basamakların en tepesinde etkileyici bir konumda bulunur.
Klasik Toskana-Roma tarzında ön cepheye vurgu yapar bir şekilde tapınağın giriş sundurması derin tutulmuştur.
Burada sık sık hayvan kurban edilirdi ve bina, sıcak havalarda bile ölü hayvanların kokusunun içeride kalmasını önleyen bir hava akışı tasarımına sahipti.
Tapınağın altında amacı bilinmeyen geniş bir yeraltı tonoz sistemi bulunmaktadır. Tapınak bu yeraltı tonoz sistemi üzerine oturmaktadır. Arkasında, sadece Roma rahibinin girebileceği bir adytum veya iç tapınak bulunmaktadır. Bir tanrı için bir niş ve iki yan odadan oluşmaktadır. Odalardan birinde tonozlara iner bir merdiven, ikincisinde ise çatıya çıkan bir merdiven bulunmaktadır. Bu da tepesinde bir sunak olabileceğini göstermektedir.
Tapınak, bir zamanlar şehrin en güzel mermer süslemeleriyle en süslü tapınağıdır.
Ancak Zeus Tapınağından 15 yıl önce başlanan Artemis Tapınağının çalışmaları, Zeus Tapınağının alt terasından Artemis Tapınağına ve ardından tekrar büyük Zeus Tapınağına kaydırılması, şehir güçleri arasında bir çekişmenin varlığını gösterir.
Evet Artemis Tapınağının inşası hiçbir zaman tamamlanamamıştır. Planlanan toplam 32 sütundan sadece 12’si dikilebilmiştir.
Günümüzde yapının sadece bir kısmı ayakta kalmıştır. Çünkü tapınak, imparatorluk genelinde Pagan tapınaklarının sistematik olarak kaldırılması sırasında, 4’ncü yüzyılda kısmen yıkılmıştır.
12’nci yüzyılda Arap egemenliği altında tapınak bir kaleye çevrilmiş, ancak sonunda Hıristiyan Haçlılar tarafından ciddi şekilde hasar görmüştür. Bu talihsizlikle, tapınağın bölgenin en iyi korunmuş yapı olmamasına neden olsa da orijinal görünümü hakkında fikir sahibi olmak mümkündür.
HAMAM KOMPLEKSİ:
Cardo’nun doğusunda iki hamam kompleksi vardır.
Kuzeydekinde, taştan gerçek bir pandantif kubbe çatıya sahip, iyi durumda bulunan bir oda vardır.
Cardo’nun batı yanında, kuzey tiyatrosu ile bunun kuzeyinde dikdörtgen biçimli bir plaza yer alır.
Daha küçük, üçüncü bir tiyatro ise kent surlarının dışında, kuzeydedir.
KUZEY KAPI:
Caraş’ın kent planındaki son tuhaflık, 115’de inşa edilen kuzey kapıda karşımıza çıkar.
Kapının kat planı takoz biçimindedir.
Kuzeydeki Pella kentinden gelen yol Caraş’ın cardo’suyla tam eksende buluşmaz.
Onun yerine kuzeybatıdan 18 derecelik bir açıyla gelir.
Bu takoz biçimiyle kuzey kapısı, hem Pella yolu (kuzeyde) hem de kentin cardo’suna (güneyde) tam karşıdan bakar.
Böyle yön değişimlerini gizleme işlevi bulunan yapılara, Roma imparatorluğunun doğusunda başka yerlerde de rastlanır.
Buna en şık örneklerden biri, merkezi kolonadlı sokaktaki 30 derecelik bir değişimi örten Palmyra’daki Anıtsal Kemerdir.
GÜNEY KAPISI:
MS 130’da inşa edilmiştir. Başlangıçta surlar boyunca uzanan, 4 kapıdan biri olan bu kapı, oval biçimli bir meydanda 56 adet 8 metre yükseklikteki sütun bulunan Oval Forum’a çıkar.
GÜNEY TİYATROSU:
Tapınağın yanında, hatta aynı tepeyi paylaşır olarak, orijinal hali MS 90 yılına ait ve şık bir sahne yapısı veya scaenae frons’a sahip Güney Tiyatrosu bulunur.
Üç tiyatronun en büyüğü ve en eskisidir.
3000-5000 kişilik kapasiteye sahip bu mekan, Zeus Tapınağının yanında bulunan iki tiyatronun daha büyüğüdür. Bazı koltuklarda koltuk numaraları hala görülebiliyor.
Tiyatro akustik düşünülerek tasarlanmıştır. Sahneye çıkıp yüksek sesle konuşun, sesiniz arkadaki koltuklara kadar ulaşacaktır. Pratik hususla bir yana, bina aynı zamanda oldukça güzeldir. Sahneye açılan kapının çevresindeki süslü dekorasyona dikkat edin. Oyuncular buradan görünürdü. Orkestra çukuruna giden geçitler de hala duruyor.
Evet güney tiyatrosu, bu kadim şehrin mücevheridir. Orijinal durumuna çok yakın kalmış ve gerçekten muazzamdır.
KUZEY TİYATROSU:
MS 165 civarında inşa edilmiştir.
Bu tiyatronun taşları, konsey, yöneticiler ve dokumacılar gibi belirli insan gurupları için hangi koltukların ayrıldığına dair fikir veren iyi korunmuş yazıtlara sahiptir.
Şehrin en güzel kısmı burasıdır. Güney Tiyatrosuna benzer şekilde daha küçük bir tiyatrodur ve günümüzde hala çeşitli performanslar ve etkinlikler için kullanılmaktadır.















































