Lübnan Tyros-Sur

Sur

Lübnan’ın güney kıyısında, Beyrut şehrinin 83 km güneyindedir. İsrail’in sınırından ise 19 km kuzeyindedir.

MİTOLOJİ:

Şehir: efsanevi Europa’nın kardeşleri Cadmus ve Phoenix ve Kartaca’nın kurucusu Dido’nun (Elisa) doğum yeridir.

Bugün Sur şehri

ÖNEMİ:

Denizlere hükmeden Kadiz ve Kartaca gibi güçlü koloniler kuran büyük Fenike kendiydi ve efsaneye göre “mor boyanın” keşfedildiği yerdi.

MÖ 10’ncu yüzyıl ortalarından, 6’ncı yüzyıl ortalarına kadar, ticaret ve denizcilikte en önemli Fenike Kenti Tyros’tur.

MÖ 5’nci yüzyılda, Halikarnaslı Herodot’un Sur ziyaretinden bu yana, şehrin büyük kısmı, dünyanın en eski metropollerinden biri olarak kabul edilen, zaptedilemez olduğu söylenen bir adada inşa edilmişti.

Geleneğe göre, MÖ 2750 yılında kurulan Sur, boğazı bir setle kapatan Makedonyalı İskender’in saldırısına yenik düştü.

Önce bir Yunan şehri, ardından da günümüzde bir burun olan bir alana bir Roma şehri kuruldu.

Evet, Sur, insanlık tarihinin birçok aşamasıyla doğrudan ilişkilendirilmiştir.

Bunlar arasında: kraliyet ailesi ve soylular için ayrılmış mor pigmentin üretimi, Sur kralı Hiram’ın gönderdiği malzeme ve mimarlar sayesinde Kudüs şehrinde Süleyman Tapınağının inşası ve Batı Akdeniz gibi uzak diyarlarda müreffeh ticaret merkezleri kuran cesur denizcilerin denizleri keşfetmesi ve sonunda Fenike şehrinin önemli deniz ticaretinin neredeyse tekeline almasını sağlaması yer alır.

Tyros’un ilk büyük kralı, I Hiram, MÖ 969-936 yılları arasında hüküm sürmüştür.

Sur

Tarihi Süreç:

Bu alanda, Tunç çağından beri yerleşim olduğu bilinmektedir.

MÖ 8 ve 7’nci yüzyılların büyük bölümünde şehir Asur egemenliğinde kalmıştır.

Kent, MÖ 9 ve 6’ncı yüzyıllar arasında, önemli bir Fenike şehir devleti haline gelmiştir.

Kartaca ve Letis Magna gibi Akdeniz çevresinde prestijli koloniler kurmuşlardır.

Mö 586’dan 573’e kadar süren 13 yıllık kuşatmadan sonra Sur kralı, Babil kralı Nebukadnezar ile barış yaptı, sürgüne gitti ve şehrini sağlam bıraktı.

MÖ 572 yılında Pers egemenliği görülür.

Ardından MÖ 332’DE Büyük İskender şehri ele geçirir.

Daha sonra, Seleukos krallığının bir parçası oldu.

Murex

MÖ 64 yılında Roma egemenliğine girdi ve Roma döneminde tekstil ürünleri ve deniz salyangozu cinsinden elde edilen mor boyasıyla ünlüydü.

Murex denilen deniz canlısının: boyasının ağırlığından daha değerli olduğu ve mor kumaşın zenginliği ve kraliyet sembolü haline geldiği söylenirdi.

MS 2’nci yüzyılda şehirde önemli Hıristiyan topluluğu vardı ve Hıristiyan Bilgin Origen’in MS 254 yılında buraya gömüldüğü söylenir.

Şehir, MS 638-1124 yılları arasında Müslüman yönetimi altında kaldı.

Sonra haçlıların eline geçti ve 13’ncü yüzyıla kadar Kudüs krallığının başlıca şehirlerinden biriydi.

3’ncü Haçlı seferinde ölen Kutsal Roma İmparatoru I. Friedrich, 12’nci yüzyıldan kalma katedrale gömüldü.

Sonraki: Helenistik, Roma, Bizans ve Ortaçağ dönemlerindeki anıtsal kalıntılar, UNESCO tarafından şehrin 1984 yılında Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilmesini sağlamıştır.

 

EVET ŞİMDİ ŞEHİR HAKKINDA BİLGİLER:

Orijinal olarak kent, kıyının hemen açığında, Levant kıyıları boyunca uzanan kum taşından bir kayalık ve sırt şebekesinin parçası olarak, yan yana duran iki adada yer alıyordu.

Kıyıdan sadece 500-700 metre açıkta, bir adada bulunmaktadır.

Aslında şehir önce tek bir adada kurulmuştu.

Ama, Kral Hiram, tarafından şehir geliştirildi. Aradaki boşluk doldurularak kuzeye uzanan adalardan biri daha şehre eklendi. Kral Hiram’ın oluşturduğu yapay zemin, kendisini oluşturan gevşek molozlardan hala izlenebilmekdedir.

Şehrin ana karada kalan kısmına Palae-Tyrus veya Eski Tyre deniliyordu. Yani, buna bakarak, ana karadaki bölüm, adadaki şehirden daha önce vardı. Bu durum Babil kralı Nebukadnezar’ın Tyre kuşatmasıyla ilgili bölümde de anlaşılmaktadır çünkü bu kuşatmanın ayrıntıları bir ada şehri için uygun değildir.

Şehrin ismi Fenike dilinde “kaya” anlamına gelir. Çünkü yeni şehrin inşa edildiği ada, kıyı şeridinin bu kısmı boyunca uzanan bir kuşağın en büyük kayasıydı. Antik dönem yazarları, adanın yaklaşık 40 dönüm olduğunu tahmin etmiştir. Şehir, anakaraya bakan kısmında yüksekliği yaklaşık 45 metrelik bir surla çevriliydi. Bu surun temelleri, günümüzde de ayırt edilebiliyor ancak doğru şekilde izlenemiyor.

 

Adanın nüfusu:

Antik dönem yazarlarının tahminlerine göre, adanın nüfusu 22.000 ile 23.000 kişi arasındaydı. Ancak Büyük İskender’in şehri ele geçirdiğindeki ada nüfusu bunun iki katına ulaşıyordu. Yani ada nüfusu muhtemelen 30.000 olarak tahmin ediliyordu. Bu da yüksek bir nüfus yoğunluğuna karşılık geliyordu. Bu kadar yüksek nüfus yoğunluğuna göz önünde bulundurulduğunda, ada kentin çok düzenli bir plana sahip olmadığını ve boş alanların çok değerli olması yüzünden sokakların dar ara sokaklardan ibaret olduğu düşünülür.

 

Limanlar:

Fenikelilerin uluslararası ticaret ağı, antik yazarlarca (Arrian, Nabasis, Strabon) tarafından sözü edilen iki limana dayanıyordu.

Şehirde 2 büyük liman vardı. Kuzey ve güney limanları, gemilerin birbirinden diğerine geçebilmesi için bir kanal aracılığıyla birbirine bağlıydı.

 

Sidon Limanı:

Kuzeydedir ve günümüzde kısmen varlığını sürdürmektedir.

Güneybatı rüzgarlarından iki korunaklı, belki de kentin tahkimat sistemiyle çevrili doğal bir limandı.

Liman Fenike şehri Sidon’a açılıyordu ve bu nedenle 19 ve 20’nci yüzyıl araştırmacıları tarafından Sidon Limanı olarak anılmıştır.

Ana Pazar alanı, kuzeydoğuda Sidon limanını yakındır, kraliyet sarayı ise güneyde olabilir.

Günümüzde hala kullanılmaktadır.

 

Mısır Limanı:

Güneydedir ve çok yakın zaman önce keşfedilmiştir.

Bu liman da Mısır’a doğru açılıyordu ve bu yüzden Mısır limanı olarak anılıyordu. Helenistik dönem ve Roma dönemlerindeki doldurmalarla, eski topoğrafyanın ortadan kalkması nedeniyle, kesin olmayan bir yapay limandır.

Evet, iki liman, birbirine bir kanalla bağlıydı. Ancak, her iki limanın konumu da tartışmalara sebep olmuştur. Şehrin kuzeyinde, MÖ 4-6’ncı yüzyıllardan kalma dalgakıranın denizaltı kazısında, bu dalgakıranın arkasında MÖ 250 ile MS 500 yılları arasında liman tortuları keşfedilmiştir. Yani, bu durum, antik Sur modern limanının altında, sürekli olmasa da zaman içinde tekrar tekrar limanların varlığını göstermektedir.

Güney limanın yeri daha belirsizdir. Bazı araştırmacılar, bu limanı eski adanın güneyinde, kıyıdan uzakta bulunan geniş bir yapı olarak öne sürmüşlerdir. Ancak daha sonraki su altı dalış araştırmaları, eski adanın 150 m uzağında, deniz tabanında su altında kalmış insan yapımı yapılar tespit etmiştir ve bu yapılarda, iki girişi olan bir limanı çevreleyen eski dalgakıran görülmüştür.

 

USHU BÖLGESİ:

Anakarada’ki Ushu bölgesi, ada merkezine, su, tarım ürünleri, odun ve diğer maddeler sağlardı.

Mezarlıklar da anakarada, yerleşim bölgesinin ötesindeydi.

Bu topoğrafya, Büyük İskender’in MÖ 332’de Tyros kuşatmasıyla değişti.

 

TAHKİMATLAR:

Fenike ülkesinin ortasındaki tahkimatlar hakkındaki en iyi kanıtlar, Beyrut’tadır.

1975-90 yılları arasında yaşanan Lübnan iç savaşı, ülkeyi alt üst ederken, Beyrut kent merkezi önemli hasarlar gördü.

Savaştan sonraki inşaat çalışmaları sırasında, bu bölgede gerçekleştirilen arkeolojik kazılardan, kentin uzun geçmişi hakkında çok değerli bilgiler elde edildi.

Orta tunç çağından sonrası için, dik rampalı taş duvar, MÖ 8’nci yüzyıla kadar kullanım gördü.

MÖ 7’nci yüzyılda kesme kireçtaşından bir kazamat duvar inşa edildi.

Pers döneminde, dev boyutlarda ve ön cephesi molozlarla kaplı bir duvar daha yapılmıştı.

Pers ve daha sonraki Helenistik dönemlerde başvurulan duvar yapım teknikleri arasında kesme taştan, dik payandalar arasında moloz dolgu ve yine içi moloz doldurulmuş, paralel kesme taştan bloklar sayılabilir.

Arrihionos: Tyros’un kent surları bloklarının ekstra güç sağlamak için, birbirlerine çimentoyla yapıştırıldığını söyler.

 

 

Sur kralı Hiram I:

İncil’de Sur kralı olarak bilinen Hiram I (MÖ 969-936) ;  Davut ve Süleyman ile ittifak kurdu, Hiram, Kudüs’teki kraliyet sarayının yanı sıra Tapınağın inşası için mimarlar, işçiler, sedir ağacı ve altın sağladı.

Kral I Hiram’ın: kentin 3 ana tanrısı Melkart (kentin efendisi), Astarte ve Baal Şamen’in tapınaklarını tekrar inşa ettirdiği söylenir.

Gelelim Hiram ve Süleyman arasındaki ilişkiye:

Tyroslular zanaatkar Süleyman’ın Kudüs’teki ilk İbrani Tapınağını inşa etmesine, teknoloji, yapım malzemeleri, uzmanlık hizmetleri ve lüks mallar sağlayarak katkıda bulundular.

Bunun karşılığında İsrail, Tyros’a gümüş, tarım ürünleri, Suriye, Mezopotamya ve Arabistan’a doğru ticaret yollarına erişim sağladı.

Hiram ile Süleyman, Kızıl Deniz’e ticari bir sefer planladılar.

Fenike gemileri, her yıl modern Elat yakınlarındaki Etsyongeber’den, Kızıldeniz kıyısındaki Ofir’e (belki günümüzde Sudan veya Somoli olabilir) giderek, altın, gümüş, fildişi ve değerli taşlar getirecekti.

 

Heredot:

Halikarnas (günümüz Bodrum) şehrinde doğan ünlü tarihçi Herodot (MÖ 484-425 civarı), Pers savaşlarının sonunda, MÖ 450 civarında Sur şehrini ziyaret etmiş ve Tarihler adlı eserinde, oradaki rahiplere göre, şehrin 2300 yıl önce, MÖ 2750 civarında kurulduğunu ve günümüzde Eski Sur olarak bilinen anakara üzerinde, surlarla çevrili bir yer olarak kurulduğunu yazmıştır.

Sur şehri

Şehrin Büyük İskender tarafından ele geçirilmesi:

MÖ 332’de Büyük İskender, şehri ele geçirmek için, ana karadan aldığı molozları kullanarak, bir geçit inşa ettirmiştir.

750 m uzunluğunda ve 60 m genişliğindeki bu geçit, 5.4 m derinliğindeki bir denizin altında bir sığlığın üzerine inşa edilmiştir.

Bu sığlık, adanın etrafındaki dalgaların kırılması için ve adanın rüzgar altı tarafından kum birikmesiyle oluşan bir kum sığlığıdır.

Geçit, kıyı şeridi boyunca kum taşınmasını kesintiye uğratarak, kumun geçit boyunca birikmesine neden olmuş ve bunun sonucunda hızla oluşan kumlu bir kıstak, adayı anakaraya bağlamıştır.

Bu kumlu kıstak, geçidin inşasından sonraki yüzyılda hızla genişledi ve Roma döneminde yüzeyinin büyük bir kısmına anıtsal yapılar inşa edildi.

Sonuçta, geçit, sonraki yüzyıllar içinde Sur adasının doğu kıyılarını tamamen yeniden şekillendirdi ve şehirde köklü dönüşümlere yol açtı.

Antik dönem yazarlarından Arrhionos’a göre “İskender’in kuşatması sırasında 8000 Tyroslu ölmüştü. Tyroslulardan ve yabancı sakinlerden oluşan geriye kalan 30.000 kişi ise köle olarak satılmıştı.”

Evet Büyük İskender 7 aylık kuşatmanın ardından, şehri ele geçirdikten sonra, şehri acımasızca yağmaladı, sakinlerin çoğu ki 10.000 kişi olduğu söylenir ya savaşta öldürüldü ya da köle olarak satıldı (30.000 kişi).

Hızlı bir şekilde sömürgeciler ve kaçan vatandaşlar tarafından şehir yeniden dolduruldu ve daha sonra bağımsızlığını yeniden kazandı.

Sur

Arkeolojik Kazılar;

Bölgedeki ilk arkeolojik araştırmalar, 1860-61 yıllarında Ernest Renan tarafından yapılmıştır.

Büyük çaplı kazılar ise, modern Lübnan arkeolojisinin babası olarak bilinen ve Lübnan’daki Eski Eserler Daire Başkanlığı yapan Emir Maurice Cnehab tarafından 1946 yılında başlamıştır.

Sur

GÜNÜMÜZDE ŞEHİRDEKİ KALINTILAR:

İç savaş döneminde (1975-1991) Sur’un kentsel gelişimi yetkililerin kontrolsüz bir şekilde ilerlemiş ve bunun sonucunda mülkün yakın çevresinde çok sayıda gökdelen inşa edilmiştir. Mülkün bütünlüğü, kentsel yayılma ve yapı spekülasyonları nedeniyle hala tehdit altındadır.

2016 yılında şehirde yaklaşık 200.000 kişi yaşıyordu ve bunların arasında çok sayıda mülteci de vardı. Çünkü şehir Lübnan’daki 12 Filistin mülteci kampından 3 tanesine ev sahipliği yapmaktadır.

Arkeolojik kazılarda Roma, Haçlı, Arap ve Bizans medeniyetlerine ait kalıntılar ortaya çıkarılmış olsa da Fenike dönemine ait kalıntıların çoğu mevcut yerleşim yerinin altında bulunmaktadır.

 

Gelelim günümüzdeki Modern Sur kasabasında mülk, iki ayrı alandan oluşmaktadır.

Biri: Burundaki kasaba,

Diğeri: Kıtada El Bass Nekropolüdür.

Kasabanın bulunduğu alan, büyük bir kısmı sular altında kalmış, önemli arkeolojik kalıntılar içermektedir.

Sur şehri Elbaas Nekropolü

EL BAAS NEKROPOLÜ:

El-Baas arkeolojik alanı, geniş bir nekropol, üç bölmeli anıtsal bir kemer ve şimdiye kadar keşfedilmiş en büyük Roma hipodromlarından birinden oluşmaktadır. Tüm yapılar MS 2 ile 6’ncı yüzyıllara tarihlenmektedir.

Sur şehri Bizans yolu

Bizans Yolu:

Anıtsal kemerin eteğine kadar 300 metreden fazla bir mesafe boyunca açığa çıkarılmıştır. İyi korunmuş, kireçtaşı levhalarla döşeli olan bu yolun her iki tarafı Nekropol ile sınırlandırılmıştır.

Sur şehri Nekropol

Nekropol:

Roma dönemine ait çok sayıda lahit ve mezardan oluşmaktadır. Bu lahit ve mezarlar, Bizans döneminde de o tarihten sonra birçok kez yeniden kullanılmıştır.

Nekropol, her biri genellikle aynı aileye ait olan çeşitli mezar komplekslerine ayrılmıştır. Her komplekste çeşitli mezar alanları, kolumbaryum olarak bilinen 16 mezar odasını barındıran küçük binalar ve ayrıca tekil mezarlar, mezar odaları ve lahitler bulunur.

Mozaik mezar, MS 6’ncı yüzyıla tarihlenir. Bu yapının zemini Hıristiyan sembollerini temsil ede mozaiklerle kaplıdır.

Sur Nekropolü

3 Katlı Kolumbaryum:

Her biri dört mezar hücresine sahip üç katlı bu kolumbaryum, MS 2’nci yüzyılın ortalarına tarihlenmekte olup, MS 4’ncü yüzyıla kadar kullanılmıştır. Bizans döneminde cepheler, kırmızımsı kahverengi boya ile boyanmış kireç sıva ile kaplanmıştır. Yazıtta şehrin MÖ 126’da bağımsız bir cumhuriyet olarak ilan edilmesiyle başlayan Sur takviminin 280 yılı tarihi yer almaktadır.

Aşil lahdi ön kapak

Aşil’in hayatını konu alan lahit:

MS 2’nci yüzyıla ait, El-Baas nekropolünden, Aşil’in hayatından sahneler yer alan bu lahit, bugün Beyrut Ulusal Müzesindedir. Ön kapak: Aşil, Hektor’un cesedini sürükler ve Priam, Aşil’den oğlunun cesedini kendisine vermesini ister.

Aşil lahdi yan bölüm

Lahdin ön kapağında: Ulyses’in Skyros’ta bulduğu Aşil, Truva savaşında diğer Yunan liderlerine katılmak için zırhını giymiştir.

Sur Hadrian Kemeri

Hadrian Kemeri:

Bizans yolu, MS 2’nci yüzyılda Hadrianus döneminde inşa edilen Anıtsal Kemerin eteğine kadar uzanır. Kapının arkasından geçen yol ise Roma döneminden kalmadır.

Anıtsal kemer, MS 2’nci yüzyılda, büyük olasılıkla MS 130 veya 131’de şehri ziyaret eden Hadrianus zamanında inşa edilmiştir. Kemerin yüksekliği 21 metre olup, her iki tarafında iki yan kapı bulunmaktadır.

Anıtsal kemer kumtaşından inşa edilmiştir ve kısmen beyaz sıvayla kaplanmıştır. Kemerin iki yanındaki iki sütun, lotus yapraklarıyla süslenmiş Korint başlıklarına sahiptir.

 

Zafer Takı:

Tek bir açıklığa sahip ve 2’nci yüzyıl sonlarına tarihlenen, oldukça sade bir mimariye sahip devasa Zafer Takı, kısmen restore edilmiştir. Bu anıt, bugüne kadar kurtarılan en görünür anıttır.

Sur şehri Sütunlu yol

Roma Yolu:

Şimdiye kadar ortaya çıkarılan ana kentsel unsur, iki limanı birbirine bağlamak için başlangıçta adanın uzunluğu boyunca uzanan, sütunlu bir caddedir. Kısmen kazılmıştır.

Anıtsal Kemerin batısından Roma yolu geçmektedir. Bizans yolunun üst katmanının kaldırılmasıyla ortaya çıkarılmıştır.

Sur şehri Mozaikli yol

Üzerinde hala savaş arabası tekerleklerinin izlerinin görülebildiği büyük kireçtaşı bloklarla döşenmiştir.

Sütunlu yol sütun başlıkları

Her iki tarafında Dor üslumunda bir sütun dizisi bulunur. Çift sütunlar, en azından kısmen geometrik desenlerden oluşan mozaiklerle döşenmiş, yaklaşık 10.5 mtere genişliğinde bir caddeyi çevreliyordu. Daha sonraki bir tarihte, kabaca kesilmiş taş bloklarla onarılmıştır.

Dışbükey bir şekle sahip olan yolun her iki yanında yağmur suyu toplamak için iki küçük kanal bulunmaktadır.

Sur şehri Bizans yaya yolu

Bizans dönemi yaya yolu:

Bizans dönemi döşemeli yaya yolu, Roma yolunun güney tarafındadır. Bu yaya yolu güney kısmındaki çeşitli dükkanlara erişim sağlıyordu. Bu dükkanların kalıntıları su kemerinin altında bulunmuştur.

Hipodrom seyircilerin oturma koltukları

Hipodrom:

Sur hipodromu, dünyanın en iyi korunmuş hipodromlarından birisidir.

MS 2’nci yüzyılda inşa edilmiştir.

Hipodrom seyircilerin oturma koltukları

U şeklinde inşa edilmiş, 480 metreye 160 metre boyutlarında olan hipodrom, yaklaşık 20.000 seyirci kapasitesine sahipti ve antik dünyanın en büyük ikinci hipodromu olarak kabul edilir.

Hipodrom palaestra dikili sütun

Hipodromun spina kaidesi ortasında kırmızı granit dikilitaş bulunmaktadır.

Her dört yılda bir Sur Hipodromunda çeşitli Yunan oyunları ve araba yarışları düzenlenirdi.

Sur şehri Almina Bölgesi

AL MİNA SİTESİ:

Aslen Fenike adası şehri olan bu alanda, sivil binaların, sütunlu yapıların, hamamların, mozaiklerin, sokakların ve dikdörtgen bir arenanın kalıntıları bulunmaktadır.

 

Mozaikli Yol:

Mozaikli yol ( ya da Grande Allee) olarak adlandırılan yol 170 metreden uzun olup, MS 2 ve 3’ncü yüzyıllara tarihlenen yeşil damarlı mermer ve mozaiklerle döşenmiştir.

 

Arena:

Basamaklı oturma sıralarına sahip dikdörtgen arena, 2.000 seyirci kapasitesine sahipti. Büyük olasılıkla başka bir kamu binasının tapınağına bağlı bir buluşma ve toplanma yeriydi.

Sur şehri Palaestra

Palaestra:

Granit sütunlu bir yapının içinde yer alan 30 metre genişliğindeki kare bir alandan oluşmaktadır.

Sur şehri Roma hamamları

Roma Hamamları:

Roma Hamamları, MS 2 ve 3’ncü yüzyıllarda inşa edilmiştir.

Roma hamamları simetrik iki bölüme ayrılmıştı. Alt kısım, tüm yapıya önemli bir sağlamlık kazandıran kemerli tonozlardan oluşuyordu. Üst kısım ise, mermer döşemeyle kaplı büyük hipokost tuğlalardan oluşuyordu. Üst üste bindirilmiş bu pişmiş kil diskler arasında dolaşan sıcak hava, ısıyı hamamın farklı bölümlerine dağıtıyordu.

Sur şehri mozaikli kilise

BİZANS BAZİLİKASI ALANI-VENEDİK KATEDRALİ:

Bu yapı 13’ncü yüzyılda Kudüs Krallarının taç giyme törenine ev sahipliği yapmış olan 12’nci yüzyıldan kalma bir katedralin kalıntılarından oluşmaktadır.

Şehir, MS 2’nci yüzyıl gibi erken bir tarihte, bir piskoposluk makamıydı. Origenes, MS 3’ncü yüzyılın ortalarında burada ölmüştür.

Alman imparatoru Friedrich Barbarossa’nın cesedinin burada gömülü olduğu söylenir, ancak kazılar sırasında cesede ulaşılamamıştır.

Sur şehri Kral Hiram Mezarı

KRAL HİRAM’IN MEZARI:

Sur’un yaklaşık 9.6 km güneydoğusunda Hiram’ın mezarı bulunur. Eğer bu mezar ona ait olsaydı, MÖ 10’ncu yüzyıldan kalma olurdu.

 

 

 

İran Şiraz Persepolis

iran.persepolis.34
İran Şiraz Persepolis

Muhteşem kalıntılar, Şiraz şehrinin 70 km güneydoğusundadır. Tahran şehrinin ise 850 km. güneyinde, Merhamet dağındadır.

Önemi

Yunanlılar buraya Perslerin şehri anlamına gelen “Persepolis” adını vermişlerdir. Çünkü, antik şehri gezerken, şunu unutmamak gerekir, dünyanın bu en büyük ve ilk imparatorluğunu kuran İranlılar, buradan çıkıp Anadolu’yu ele geçirdikten sonra Yunanistan’a Atina şehrine kadar gitmişler, Atina şehrini yakıp yıkmışlardır.

MÖ 6’ncı yüzyıl sonlarında kurulmuş ve Pers İmparatorluğuna başkentlik yapmıştır. Yani antik dünyanın en büyük gücü olan Pers imparatorluğunun tören başkentidir.

Susa, Ecbatana ve Babylon, Ahemenis isimli krallar, buradan büyük bir imparatorluğu yönettiler. 125.000 metre karelik alanı kapsayan şehir kalıntılarında: çarpıcı yazıtlar, eşsiz mimari ve Lübnan sedir ve Hint tik ağacından yapılmış ahşap sütunlar dikkati çeker.

Pers imparatorluğunun başkenti Persepolis; 2005 yılında BBC tarafından dünyanın 80 hazinesinden biri olarak seçilmiştir. 1979 yılında ise UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

iran.persepolis.33
İran Şiraz Persepolis

Kuruluşu ve Takip eden süreç

MÖ.515 yılından itibaren Darius I (MÖ 521-486) döneminde yapımına başlanan şehir, yaklaşık 100 yılda halefleri tarafından tamamlanmış ve önceleri, bir şehir olmaktan öte, bir  tören yeri olarak kullanılmıştır.

Her yıl 21 Mart tarihinde, Darius tarafından kurulan farklı satraplık yani valiliklerin temsilcileri, İran yeni yılını (Nevruz) kutlamak için, en iyi hediyelerle birlikte, Persepolis şehrine gelirlermiş.

Persepolis oymalarında: Bactrians, Babilliler, Fenikeliler, Etiyopyalılar, Hintliler ve Arabların altın ve fildişi gibi değerli hediyeleri görülmektedir.

Soylular tarafından yönetilen heyetler: muhteşem tören kompleksine Milletler kapısı ve ardındaki 14 metre yükseklikteki, çift dönüşlü merdivenle çıkarlardı. Bu merdiven, iki dev taş boğa tarafından korunurdu. Ardından dört sütunlu büyük bir salona ulaşılırdı.

Kapının batı ve doğu girişlerinin yanında, iki çift, insan başlı kanatlı aslan heykeli bulunur ve bunlar üç dilde Xerxes ismiyle anılırdı.

Büyük salona giren heyetler, krala hürmetlerini sunmak için beklerken, siyah mermer banklara otururlardı. Askeri yetkililer, hediye taşıyanları, Apadana Sarayına doğru yönlendirirdi.

iran.persepolis.11
İran Şiraz Persepolis Saray Kompleksi
iran.persepolis.3
İran Şiraz Persepolis Saray Kompleksi

Saray Kompleksi

Saray kompleksi, yaklaşık 455 x 305 metre boyutlarında, geniş bir platform üzerinde yer alır. Yapı: boşlukların molozlarla doldurulması ile sağlanan geniş bir platform üzerine, kayalık dağın kesilmesiyle yapılmıştır.

Bir zamanlar, çoğu kerpiç bir  duvarla çevriliydi, ancak batıdaki alçak bir praper ova manzarasını sağlıyordu.

Giriş oluşturan etkileyici merdivenler ve kale kapısına, bunları yaptıran Kserkses (MÖ 485-465) tarafından “Tüm Ülkeler” adı verilmiştir.

Saray, arada birkaç avlu olmasına, kamusal ve özel olarak ayrılmasına rağmen, mimarisi demir çağı Mezopotamya’sı geleneklerinden ayrılır.

Birleşik bir bütün yerine, kompleks birbirine gevşekçe bağlı platformlar üzerindeki ayrı binalardan meydana gelen bir öbek şeklindedir.

Bu mimarinin tipik özellikleri arasında, ufak ve geniş kare odalar ile bol miktarda sütun kullanımı sayılabilir.

Sarayın giriş kapısında, çivi yazısı ile “Ahura Mazda her şeyi yarattı. Kserkses’i de her şeyi yönetmesi ve halkı mutla etmesi için kral yaptı” yazılıdır.

Güney yüze oyulmuş bir yazıt: Darius’un Büyük Persopolis şehrinin kurucusu olduğunu kanıtlamaktadır.

Saray inşaatı, MÖ 518 yılında başlamıştır.

Persepoliste bulunan Eski Farsça ve Elam yazılı tabletlere göre: Darius’un saraylarının bu etkileyici kompleks yapısı, planlıdır.

Sadece hükümetin yaşadığı bir yer olmaktan öte, öncelikli olarak bir gösteri yeri ve resepsiyonlar ve festivaller için muhteşem bir merkez olarak Achaemenian kralları ve imparatorları tarafından kullanılmıştır.

Darius, yeterince uzun yaşamamış, planların sadece küçük bir bölümünü görebilmiştir. Bir temel kitabeye göre, onun parlak ve görkemli fikirleri oğlu ve halefi Serhas tarafından takip edilmiştir. Bu kitabeye göre “Babam Darius tahttan gittiğinde Ahuramazda lütufla ben kral oldum. Ben kral olduktan sonra ….. yaptım ve diğer işler ekledi. “

Yani sonuç olarak Persepolis çoğunlukla Serhas’ın eseridir.

iran.persepolis.5
İran Şiraz Persepolis Apadana
İran.persepolis.2
İran Şiraz Persepolis Apadana

Apadana

Saray kompleksindeki yapıların en büyüğü, I Dareus tarafından başlanan, yaklaşık 76 metre karelik alana yapılan ve restorasyon sonrası, yaklaşık 20 metre yükseklikteki, büyük kabul holü, Apadana’dır.

Apadana, Serkes tarafından tamamlanmıştır.

Aslan, boğa veya insan başlı boğa biçimindeki şık taş sütun başları kullanılmıştır.

En büyük ve en görkemli yapı, krallar tarafından ağırlıklı olarak büyük resepsiyonlarda kullanılmıştır.

Darius, heyetleri burada karşılardı.

Günümüzde, onun 20 metre yükseklikteki 72 sütunundan 13 tanesi, kuzey ve doğu bölgesinde iki anıtsal merdiveni görülmektedir.

Sarayın dört köşesinde dışa bakacak şekilde dört kule vardı. 2000 yıl önce yapılan devasa sütunlar hala dimdik ayaktadır.

Sarayın cephesi, kabartma bezeliydi ve ölümsüzler olarak bilinen kralın elit muhafızlarının görüntüleriyle süslüydü.

Asker ve korumalar, atlar, kraliyet ileri gelenleri, Ahameniş ve Medler ile Yılbaşı festivallerini ve Ahameniş imparatorluğuna gelen uluslararası temsilci alaylarını gösteren kabartmalarla bezenmiştir. Bunlar kendi sadakat göstergesi olarak krallara haraç olarak hediyeler taşır.

Bu hediyeler, delegelerin kendi ülkelerinden gümüş ve altın damarlı vazolar, silah, dokuma kumaşları, takı ve hayvanlardır. Sahnelerin genel düzeni, tekrarlayan görüntüler şeklindedir. Giysiler, başlıklar, saç stilleri ve her heyetin kendi ayırt edici karakterlerini vermekte, sakal tasarımlarında belirgin farklılıklar görülmektedir.

Apadana sarayındaki kabul salonu, çok renkli halılarla kaplıydı ve duvarlar güzel çiniler ve süslemelerle dekore edilmişti.

iran.persepolis.7
İran Şiraz Persepolis Taht Salonu

Taht Salonu

Apadana’dan sonra, Persepolis bölümünün ikinci büyük binasıdır.

Doğuda Apadana’yı dengeler konumda, Kserkses’in Taht odası veya 100 Sütunlu Hol olarak bilinen bir başka devasa sütunlu hol vardır. Burası, MÖ 5’nci yüzyıl başlarında Kserkses’in oğlu Artahşasta I tarafından tamamlanmıştır.

Aynı zamanda “Yüz kolon Salonu” olarak adlandırılır. Kolonlar çift başlı, siyah mermerden yapılmış boğa heykelleriyle süslüdür.

Onun taht ve kralın görüntülerini taşıyan 8 taş kapısı vardır.

Kompleks büyük bir coğrafyayı kaplayan imparatorluğun farklı bölgelerinden gelen büyük krala haraçlarını törenle sunan görevlileri gösteren rölyeflerle kapsamlı şekilde dekore edilmiştir.

Hazine Dairesindeki bir rölyefte: haracını sunan bir görevli tarafından yaklaşılan tahtında oturmuş kralın kendisi de görülebilir.

Dareios’un arkasında veliaht prens Kserksek ve görevliler durur.

Bu rölyefteki tema, Pers kralının gücü ve itibarıdır.

Mesajı rölyeflerle iletme düşüncesi, Asurlardan gelmiş olabilir, ancak Persler kraliyet başarılarını daha farklı bir yorumlu sunmuşlardı.

Savaş ve avdaki vahşi zaferler gösterilmez.

Daha eski Mozopotamya sanatından farklı olarak, ilahi destek sembolü tanrılar da yoktur.

Bunun yerine, bu imparatorluğun başarısı düzen ve itaat olarak gösterilir.

Bu rölyeflerde İonyalı (Batı Anadolu) Yunan heykeltıraşların parmağı olmakla birlikte, sunum geleneksel Yakındoğu tarzıdır.

Burada resimlerde görülen rölyefte, Dareios ve Kreskses diğer insanlardan daha büyük ölçekli tasvir edilmiştir ki, bu yüksek statü gösterme tekniğinin geçmişi Mısır’da hanedanlar döneminin başlarına ait Narmer Plati kadar eskiye dayanır.

Ayrıca, bu standart profilden tasvirde, haraç sunanlar gayet düz bir rölyef halinde olup, giysileri gibi etnik göstergeler hariç pek bir kişiliğe sahip değillerdir.

Evet, taht odası rölyeflerine devam edelim.

Güney ve kuzeyde taht sahneleri kabartmaları ve doğu-batı bölümünde canavarlar ile mücadele eden krallar resmedildiği sahnelerle dekore edilmiştir.

Buna ek olarak yapının kuzey revak bölümü iki taş boğa ile çevrilidir.

4600 metre karelik alana yapılan taht salonu, karmaşık ve ağırbaşlı yüzlerce askeri yetkiliyi ağırlamıştır. Öte yandan, taht salonu her şeyden önce bir depo olarak yani hazinenin korunması için görev yaptı.

Zaten, ülkede bulunan diğer buluntularda da, genellikle taht salonuna bitişik odalar ve galeriler, kraliyet hazinelerinin korunduğu ve sergilendiği yerler olarak öne çıktı.

 

Hazine

Taht Salonuna bitişik bir silah deposu olarak ve özellikle Achaemenian krallarının bir kraliyet deposu olarak görev yapan bölümdür. Burada saklanan muazzam servet, uluslar arası ganimet ve yılbaşı ve bayram nedeniyle gelen yıllık haraçlardan oluşmaktadır.

Taht salonu bitmeden, en geniş oda hazine için kullanılmıştır. İki büyük taş kabartma, burayı hazine olarak tasdik etmektedir.

Bunlar tahtına oturmuş Darius I tasviri, kralın arkasında devlet yetkilileri, Veliaht Prens Xerxes durur vaziyette, önde saygılarını sunmak için bekleyen kişiler.

iran.persepolis.1
İran Şiraz Persepolis Darius’un Sarayı

Darius’un Sarayı

12 sütün, 3 küçük merdiven ve merkez salonun çatı desteği. Bu merdivenler üzerinde, kaplı yemekler, hayvan ve yiyecek taşıyan adamlar, görevliler kralın masasına hizmet ederken betimlenmiştir.

Doğu ve batı bölümde, resmi elbiseli kralı ve görevlileri gösteren kabartmalar vardır. Kuzey ve güney kapı üzerinde, canavarlar ile mücadele eden kral betimleniyor.

Saray, güneş ışınları pencerelerden parıldadığında görüntüleri yansıtan parlak taşlarla kaplıydı. 2250 metre karelik alana yayılan saray, İskender tarafından yakılmış ve bu nedenle çoğu hasara uğrayan ilk saraydır.

Sarayın güney tarafından, kraliyet bayanlarının ikamet ettiği Kraliçe Sarayı vardır. Onu batı kanadı, 1930’larda ortaya çıkarılmış ve şimdi Persepolis Müzesi olarak kullanılmaktadır.

 

Kserkses Sarayı

Neredeyse iki katlı, Darius’un kadar büyük, doğu ve batısında iki büyük kapı olan yapıdır. Taş kapı kasaları ve pencerelerde çok benzer dekoratif özellikler görülür.

Canavarlar ile kralın mücadelesini gösteren motifler yerine burada farklı motifler kullanılmıştır. Bu saraydaki tüm kabartmalar, Darius sarayına nazaran daha az korunarak günümüze ulaşmıştır.

Konsey Salonu

Kraliyet konutuna erişim güzel bir merdiven vasıtası ile olur.

iran.persepolis.9
İran Şiraz Persepolis Xerxes Kapısı
iran.persepolis.tüm milletler kapısı.1
İran Şiraz Persepolis Xerxes Kapısı
iran.persepolis.tüm milletler kapısı.2
İran Şiraz Persepolis Xerxes Kapısı

Kserkses Kapısı-Milletler Kapısı

İranlılar buraya “Taht-ı Cemşid” diyorlar. Perslerde aslan güç, kartal özgürlük, boğa dostluk ve insan aklı simgelermiş.

Baharda, Persepolis’te yaşayanların tümü, bu tören yerine geliyorlar ve çevresinde çadırlar kurarak, Saray tarafından kabullenmelerini bekliyorlarmış.

Komşu devletler de elçi gönderirler ve elçiler burada dostluğu  temsil eden boğalarla karşılanırmış. Uğurlanırken ise, aklı simgeleyen insan başlı boğa ile uğurlanırlarmış.

Apadana kuzeyindeki geniş merdivenden inildiğinde, bu etkileyici kapı görülür. Tüm ziyaretçiler, terasa, bu yolla, bu girişi geçerek gelmek zorundadır. Burası çatısı çan biçimli örtülmüş, dört taş sütunla desteklenen bir geniş oda şeklindedir. Bu odanın iç duvarlarına paralel kapı kesintisi vardır.

Kalın kerpiçten yapılmış yapının dış duvarları, sayısız nişler ile dekore edilmiştir. Üç duvarın her biri, doğu, batı ve güneyde, çok büyük bir taş kapı vardır. Batı girişi devasa bir çift boğa ile korunur. İki boğa, doğu kapısında durur.

Güney kapısında, Kreskses’i anlatan bir yazıt vardır. Tüm kapıların iç köşeleri üzerinde bulunan döndürme cihazları, muhtemelen ahşap ve süslü metal levhalar ile kaplı, iki yapraklı kapılar bulunduğunu işaret ediyor.

Kserkses Harem

Bayanların yaşadığı harem, L şeklinde inşa edilmiştir. Ana kanat güney-kuzey yönünde, batı kanadı ana kanadın güney kısmında ve batıya doğru genişletilmiştir. Ana kanat, kuzeydeki geniş bir avluya bakan revakla büyük bir merkez olarak yerleştirilmiş sütunlu salondur.

Salonun kabartmalarla süslü dört kapısı vardır. Güney kapı üzerinde, Xerxes salona girerken tasvir edilmiştir. O, iki görevli tarafından takip edilir. Biri bir fırça taşıyor, diğeri kralın başının üzerinde bir şemsiye tutuyor.

Doğu kapısı üzerinde, canavarla mücadele eden Xerxes gösteren bir kabartma vardır. Batı kapısı üzerindeki kabartmada, bir aslanla mücadele eden kral görülür. Etkileyici orta kısmın, muhtemelen kraliçe ve beraberindekiler için ayrıldığı düşünülmektedir.

Sütunlu salonun güney ve ana kanat bölümü, iki sıra halinde düzenlenmiş altı daire içerir. Her dairede geniş sütunlu bir oda ve bir ya da bazen iki küçük oda vardır. Batı kanadı, benzer şekilde 16 ek daire içerir.

Harem ana kanadının kuzey kısmında, Meclis salonuna erişimi sağlayan iki merdiven görülür. Harem ana kanat kazıları, Herzfeld tarafından yapılmış ve restorasyon sağlanmıştır. Binanın büyük kısmı, keşif personeli için yaşam alanları olarak hizmet vermiş, ayrıca temizlik, etiketleme ve nesnelerin geri dönüşüm çalışmaları burada yapılmıştır. Son olarak Harem ön restorasyonu ve Persepoliste bulunan nesnelerin sergilenmesi için burası müze haline dönüştürülmüştür.

 

Persepoliste çeşitli yapılar

Güneydoğu köşesine yakın, dağın eteğinde, mütevazi boyutta olan ve garnizon üyelerine belki de esnafa ait olan binalar vardır. Hemen doğusunda bir kerpiç kule, Kuh-i Rahmat dibinde terasın doğu kenarı boyunca uzanan 10 metre kalınlığında duvar ile bağlantılı kuleler görülür.

Kuleli savunma duvarı, yamaç yukarı ve Kuh-i Rahmat sırtlarına doğru uzanır.

Bölgenin güneybatı köşesi, Kserkses sarayının batısı, bir zamanlar Artahşasta’nın I’nci saray sitesi olabilir.

 

Hazine ve diğer keşifler içeriği

Persepolisin güneş altında zengin bir şehir olduğu, onun evlerinin altın ve gümüş zenginliklerle dolu olduğu, Yunan tarihçesi Diodorus tarafından yazılmıştır. Ne yazık ki İskender ve ordusu tarafından şehir yağmalanmış ve yakılmıştır.

Bugüne kadar bulunan sayısız hazine, kraliyet deposundan gelir. Ek nesneler ise, diğer binalardan az sayıda bulunmuştur. Bu buluntuların çoğu : Yunanistan, Mısır ve Hindistan ya da imparatorluğun komşusu diğer ülkelerden gelen haraçlar ve yabancı uluslarla yapılan savaşlardan elde edilen ganimet parçalarıdır. Bazı yerel nesneler, açıkça yabancı kültürel etkileri gösterir.

iran.persepolis.hazine.kil tablet.1
İran Şiraz Persepolis Çivi Yazılı Tabletler

Çivi yazılı tabletler

Yangın ve yağmadan kurtularak günümüze ulaşan nesneler arasında, Persepolisli işçiler hakkında değerli bilgiler sağlayan kil tabletler vardır.

Elam çivi yazısı ve yazılı kil tabletlerin yüzlercesi, bozulmadan hazine enkazı altında ortaya çıkarılmıştır. Bu tabletler, binayı tahrip eden büyük yangın sırasında sıcaktan pişmiş olarak bulunmuştur.

Bu tabletlerden, Mısırdan gelen taş kabartma ve yazıt işçilerini, Karya’dan gelen kuyumcuları ve süs yapımcılarını ve yetenekli işçilerin Persepoliste varlığı öğrenilmektedir. Yine bu tabletlere göre: Persepolisli işçilerin köle olmadığı ve emekleri için para ödendiği yazılıdır.

Bu işçiler arasında bulunan kadınların bazıları kadın denetçi olarak görev yapmış, erkek işçilerin iki katı kadar ödeme almışlar ve özel doğum avantajlarından yararlanmışlardır. Şehrin; 12.000 maaşlı işçi çalışarak 150 yılda tamamlandığı, her ayrıntının düşünüldüğü görülmektedir.

Bazı tabletlerde, Darius veya Xerxes’in saltanatının yıl ve ayları belirtilerek yapılanlar anlatılmıştır. Bazı tabletlerde satış kayıtları, vergi ya da hazineden ödünç ödenen para miktarları yazılıdır.

 

Mühürler

Mühürler, genellikle zamanın Akamanış hükümdarının adını taşımaktadır. Genellikle taştan, silindirik mühürlerde dövüş ya da av sahneleri, hayvanlar arasındaki ritüeller ve kavgalar tasvir edilmiştir. Darius ve Xerxes kraliyet mühürleri, hep vahşi hayvanlar ya da canavarlar, aynı zamanda kraliyet kabartması tasvir ve sahneleri ile yapılan mücadelede muzaffer bir kral tasvir edilir.

iran.persepolis.40
İran Şiraz Persepolis

Çeşitli buluntular

Enkaz altında, yazıtlar, gemilerin parçaları, ritüel nesneler, ağırlıklar ve araçlar bulunmuştur. Son olarak Hazine ve garnizon kesiminde, dövüş donanımlarının yüzlerce örneği, ok uçları, kın ve dizgin süsleri bulunmuştur.

İskender’in adamları çok kapsamlı bir yağma yaptıklarından, takı, çeşitli altın ve gümüş sikkeler ve bazı gümüş düğmelerden sadece birkaç parça bulunmuştur.

Değerli metal kaplar ele geçmemiştir. Ancak birkaç kaymaktaşı kase ve şişe bulunmuş olup, bunların Darius ve Xerxes dönemlerinde Mısır’dan Persepolis’e gönderilen haraç oldukları kanıtlanmıştır. Mısır, döneminde buraya birçok değerli parça ithal edilmiştir.

iran.persepolis.6
İran Şiraz Persepolis Kraliyet Mezarları ve Diğer Anıtlar

Kraliyet Mezarları ve diğer anıtlar

Persler, Zerdüşttü ve kanatlı bir güneş kursu olarak gösterilen “Ahura Mazda” ya taparlardı.

Açık hava ateş sunaklarında tören yaparlardı.

Persopolis’in 6 km kuzeybatısındaki Nakş-ı Rüstem’deki yarlara/uçurumlara oyulmuş, 4 kral mezarının dış cephelerindeki rölyeflerde; ateş sunakları da resmedilmiştir.

Kyros’un ardıllarından dördü burada gömülüdür. Sadece Darius’un mezarında yazıtlar bulunmaktadır. Diğer üç mezar, onun halefleri olan Kserkses, Artaxerxe I ve Darius II’ye atfedilmektedir. Tamamlanmamış olan bir mezar, belki de son Ahemenis kralı Darius III için yaptırılmıştır.

Buradaki oluşturulan kutsal alanda, ilk olarak Darius için büyük bir mezar yeri seçilmiştir. Halefleri, mezarın düzenini kopya etmişlerdir. Mezarın dramatik cephesi, bir haç gibi inşa edilmiştir.

Tapınaklar, antikçağda soyulmuşlardı ama bezeli dış cepheleri günümüze ulaşmıştır.

Giriş merkezde olacak şekilde oyulmuştu.

Giriş boğa başlıklı iki çift sütun arasından yapılır, bunlar iki sıra insan tarafından taşınan divan benzeri bir platformu destekler.

Bunun üzerinde ateş sunağında ibadet halindeki kralın tepesinde, havada Zerdüşt dininin tanrısı Ahura Mazda durmaktadır. Bu sahne, imparatorluğun 28 ulusu temsil eden taht taşıyıcıları tarafından desteklenir. Panellerde, kralın silah taşıyıcıları ve İran muhafızları vardır.

Büyük Kyros ise, Pasargada’ki bağımsız bir binada, kendi basamaklı platformu üzerinde duran tek odalı basit bir yapıda gömülüdür.

Tarihi bilen ve Kyros’a büyük saygı duyan Büyük İskender’in kesin emriyle, Makedon orduları mezara dokunmamıştır.

Mezar, mucizevi bir şekilde günümüze dek gelebilmiştir.

Makedonların Saldırısı ve şehrin yok olması

Persepolis, güneşin altında zengin bir şehir olarak bilinmektedir. Ancak şehrin güvenliği ve ihtişamı, sadece 200 yıl sürdü. Görkemi kısa ömürlü oldu, saraylar yağmalandı.

MÖ.330 yılında İskender tarafından şehrin büyük bölümü harap edilmiş ve 200 yıllık güzellik ve ihtişamın bütün izleri silinmiş ve yağmalanmıştır.

Makedonlar tüm erkekleri öldürmüş ve çok sayıda mobilya ve her türlü değerli nesne dolu evleri yağmalamıştır.

Kadınları ise köle olarak esir almışlar, onları uzaklara götürmüşlerdir. Efsanelere göre: İskender, burada 2.5 ton gümüş bulmuştur.

Plutarkhos’a göre: MÖ.330-331 yıllarında Büyük İskender tarafından yakıldı ve şehrin hazineleri 20.000 katır ve 5000 deve üzerinde götürüldü.

Persepolis kalıntıları, MS.1620 yılına kadar, gömülü kaldı.

İlk arkeolojik araştırmalar, 1931-1934 yılları arasında Chicago Üniversitesinden Prof. Ernst Herzfeld tarafından yapıldı. Kendisi, o tarihte, Şura salonunun küçük merdivenlerini ortaya çıkardı.

Kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir.

Alman Filozof Friedrich Hegel, “kalkınma ilkesi Pers tarihi ile başlar, bu nedenle tarihin başlangıcını oluşturur” demiştir.

1971 yılında Şah Rıza Pehlevi, büyük harcamalar yaparak burada bir şölen düzenlemiştir.

Pers imparatorluğunun 2500 kuruluş yılı onuruna davetler verilmiştir. Humeyni döneminde ise, Şiraz valisi, şehri saldırılardan korumak için büyük çaba harcamıştır.

Sıradan hakkın yaşadığı aşağı kentin yerin henüz belirlenememiştir.

Irak Ninive-Nimova-Ninova

Asur Sarayı

Ninive, günümüzde Irak’ın kuzeyindeki en büyük kent olan Musul’un hemen karşısında, Dicle nehrinin doğu kıyısında büyük bir alan kaplar ve 19’ncu yüzyıl ortalarından bugüne dek çok kez incelenmiştir.

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:

Buradaki ilk kazılar, 1847 yılında Austen Henry Layard tarafından yapılmış ve bu çalışmalar George Smith ve Rassam tarafından devam ettirilmiştir.

TANIMI:

Nimova, antik dünyanın en önemli kültür merkezlerinden biriydi.

İnsan medeniyetinin gelişiminde önemli rol oynadı.

Çünkü çeşitli sanat ve eğitim dallarının ortaya çıktığı en büyük metropoldü.

Asurlular tarafından siyasi merkez olarak kabul edilmiş ve ilk dini başkentleri Aşur’dan hemen sonra geliyordu.

Şehrin ana höyüğü olan Kuyunijk’te yapılan kazılar, MÖ 6000-MS 600 yılları arasında yerleşim yeri olarak kullanıldığını göstermiştir.

Ninova, önceleri kraliyet ikametgahıydı ve sonunda MÖ 700 civarında Kral Senacherib tarafından Asurluların başkenti olarak ilan edildi.

Senacherib’in halefleri, MÖ 612 yılındaki yıkıma kadar burada yaşadılar.

Ninova şehir surlarının çevresi 12 km den uzundur ve 6 kapı kazılmıştır. Uçsuz bucaksız bir metropol ve şehri geçmenin 3 gün sürdüğü bildiriliyor.

Kuyunujik höyüğünde Senacherrib sarayının taht odası süiti yeniden kazılmış olup, kralin fethini tasvir eden kabartma levhaların bir kısmı hala yerindedir.

Kuyunjik’in 1.6 km güneyinde bulunan imparatorluk cephaneliğinin bulunduğu Nebi Yunus Höyüğü, Yunus Peygamberin sözde mezarını içeren bir caminin etrafında toplanmış evlerle örtülmüştür.

Kral Sanherib

ÖNEMİ:

Yeni Asurluların son başkenti Ninive idi.

Ninova süryaniler için “kök ve vatan” demektir.

Sanherib (MÖ 704-681) bu eski kenti başkent yaptıktan sonra, büyüktü, donattı ve çalışmalarının ayrıntılı kayıtlarını bıraktı.

Yeni sokaklar ve meydanlar tasarladı.

Benzersiz Saray (180 x 190 m ölçülerinde) adı verilen çok şık bir saray inşa ettirdi.

Çok çeşitli otlar ve meyve ağaçlarıyla dolu, harika bir park yaptırdı.

Kuşlar ve yabani hayvanlar için bir alan yaptırdı.

Kente su getirmek için çeşitli araziler boyunca 18 kanaldan oluşan bir su sistemi vardı ve su kemerinin birkaç bölümü, yaklaşık 40 km uzaklıktaki Jerwan’da keşfedildi. Anıtsal su kemeri, 2 milyondan fazla taş ve su geçirmez çimentodan yapılmıştı. Romalıların su kemer inşa etmeye başlamadan 500 yıldan fazla bir süre önce inşa edilen su kemerlerinin üzerinde şu sözler yazılıydı:

“Dünyanın kralı Sanherib, Asur kralı. Ninova çevresine doğru uzanan, suları birleştiren çok uzak bir su yolu döşedim. Dik yamaçlı vadilerin üzerine beyaz kireçtaşı bloklarından bir su kemeri gerdim, o suların üzerinden akmasını sağladım”

Ama bu doğa aşığı hükümdar, yönetimi de ihmal etmedi.

İmparatorluk süresince ayaklanmalara sert karşılık verdi ve Kudüs’e dokunmamaya karşılık Yahuda kralıyla zorlu bir anlaşma yaptı.

Tanrıları, Mezopotamya boyunca uzun geçmişten beri yüceltilen asi Babil’i bile yağmaladı ve yıktı.

“Efendim, Asur’un yüreğini dindirmek için, yüce kudreti karşısında halklar diz çöksün diye, en uzak halklara hediye olarak Babil’in tozunu kaldırttım ve Asur’daki Yeni Yıl Festivali Tapınağında birazını kapalı bir küpte sakladım”

Bu kere, bu kibir cezasız kalmadı.

Sanherib tapınakta dua ederken, kendi oğlu veya oğullarınca “koruyucu tanrıların heykelleriyle ezilerek” öldürüldü.

Yaklaşık 75 yıl sonra Babilliler de intikamlarını alacaktı.

Asurbanipal kitaplığı adı verilen arşivde, aralarında Gılgamış Destanının da bulunduğu binlerce çivi yazılı tablet ele geçmiştir.

Şehrin Surları rölyefi

MİMARİ ÖZELLİKLERİ:

MÖ 7’nci yüzyıldan kalma duvarları yaklaşık 13 km uzunluğundadır. Bunu çevreleyen su dolu bir hendek bulunur. Surların kalındığı ise, yer yer 45 metre genişliğe kadar ulaşıyordu.

Bu surlar; 750 hektarlık dev bir alanı çevreler.

Khanwar nehri, şehrin merkezinden akarak batı tarafında Dicle nehrine katılıyordu.

Burayı antik Yakındoğu’da bu tarihe kadar bilinen en büyük kent yapar.

Sadece Babil zaman içinde burayı geçecektir.

Burada bir zamanlar 120 bin kişinin yaşadığı düşünülüyor.

Batı sektöründe, ırmak boyunca, diğer Yeni Asur kentlerinden de aşina olunduğu üzere, kentin geri kalanından yüksek iki tepe vardır.

Bunlar: kale ve cephaneliktir.

Kapı Lamassoları

Şehrin Kapıları:

15 giriş belirlenmiştir. Akropolis’in surlarını kesen 15 büyük kapı, kısmen kerpiçte, kısmen de taştan inşa edilmişti. Yaklaşık 5 km uzunluğundaki uzun doğu kesiminde 6 kapı vardı. 800 metre uzunluğundaki güney kesimle sadece bir kapı vardı.

Aşur kapısı, yaklaşık 4 km uzunluğundaki batı kesiminde 5 kapı, yaklaşık 1.9 km uzunluğundaki kuzey kesimde ise Adad, Nergal ve Sin olmak üzere 3 kapı vardı. Bu girişlerin birçoğunun taştan yapılmış dev heykellerle (lamassu) kaplı olduğu bilinmektedir.

Nergal Kapısı

Nergal kapısında, Sanherib’e atfedilen iki kanatlı taş boğa heykeli yeniden inşa edildi.

Irak Eski Eserler Dairesi tarafından yanına bir müze inşa edildi.

Adad kapısında birçok yazılı çini vardı ve Sin kapısı olduğu düşünülen kapıda, kemerli bir kapıdan geçerek siperlere erişim sağlayan bir rampa veya merdiven boşluğuna açılan bir koridor vardı.

Mashi Kapısı

En etkileyici olan Şamaş Kapısıydı. Irak Eski Eserler Dairesi adına Tarık Madhloum tarafından keşfedilen kapı: iki hendek ve bir su yolu üzerinden, kemerleri doğal konglomeradan oyulmuş bir dizi köprüyle ulaşılıyordu. Duvar kireçtaşı kaplıydı ve arkasında bir savunma yolu uzanan mazgallı bir korkulukla taçlandırılmıştı. Yapı, Sanherib damgası taşıyan kerpiç ve pişmiş tuğlalardan inşa edilmişti. Uzun, çıkıntılı bir burcun ortasında 4.5 metre genişliğnde bir giriş vardı ve bu burç, 6 kule ile daha da güçlendirildi.

Kapının iç tarafındaki kabaca oyulmuş taş levhalar bir kulenin yanışını tasvir ediyordu, bu oymaların Ninova’nın düşüşünü temsil etmesi ve Asur sonrası döneme ait olması mümkündür.

Kapının iç planı, Layard ve Rassam tarafından keşfedilen, oyulmamış ortostatlarla (dik levhalar) kaplı 6 büyük odayı içerir.

Botanik Bahçeleri

Botanik Bahçeleri;

Ninova’nın ünlü bahçeleri, her bitki ve hayvan sever için mutlaka görülmesi gerekin bir yerdir.

Teraslı saray bahçelerinin, Amanos Dağının bir kopyası olduğu ve her türlü aromatik bitki ve meyve ağacına ev sahipliği yaptığı söylenir.

Şehrin hemen dışında, Hatti diyarından (Günümüz Türkiye’sinde) aromatik ağaçlar, meyve ağaçları ve Keldani dağlarından ve topraklarından (günümüz Irak’ın güneyinden) gelen ağaçlardan oluşan eşsiz bir koleksiyona sahip botanik bahçeleri bulunmaktadır.

Bahçeler, karmaşık bir kanal ağı ile sulanmaktadır. Av koruma alanlarında yaban domuzu, karaca ve bir aslan bile görmek mümkündür. Günümüzde faal olan, bahçe dükkanı, imparatorluğun dört bir yanından çiçeklerin yanı sıra çok çeşitli yemeklik otlar ve şifalı bitkilerle doludur.

Zigurat

Ziggurat:

Bu devasa tapınak kulesi, kale höyüğünde gururla yükselir ve şehrin her köşesinden görülebilir.

Kule, bir dizi dik merdivenle erişilebilen ardışık katlardan oluşur.

Güneşte pişirilmiş tuğlaların farklı renklerde sırlanmış fırınlanmış tuğlalarla kaplanmasıyla inşa edilmiştir.

Ne yazık ki, günümüzde, ziggurat genel ziyaretçilere kapalıdır ve sadece rahiplerin erişimine açıktır, bu yüzden ihtişamını uzaktan hayranlıkla izlemeniz gerekecektir.

 

İştar Tapınağı:

Savaş ve tutku tanrıçası Ninovalı İştar’a adanmış bu tapınak kompleksi, bin yıldan fazla bir süredir aynı yerde duruyor.

Yakındaki Nabu tapınağı ise, edebiyat, yazıcılar ve bilgelik tanrısına adanmıştır.

Her iki tapınak da renkli sırlı çini ve tuğla cepheleri, oyma taş duvar panelleriyle kaplı iç mekanları ve çok sayıda zengin altın ve gümüş süslemeleriyle dikkat çekiyor.

Av malzemelerini taşıyan bir katır rölyefi

 

Kraliyet Hayvanat Bahçesi:

Asur kralları, av parklarını ve eğlence bahçelerini geyik, ceylan ve hatta aslan gibi hayvanlarla doldururlardı. Bir rölyefte, bir dişi aslan ve muhteşem yeleli bir aslan, pastoral bir bahçede dinlenirken görülmektedir.

Asurbanipal’in aslan avı sahnesi rölyefi

Asurlular için aslanlar dünyadaki tüm tehlikeleri temsil ediyordu, bu nedenle bu rölyefteki sakin aslanlar, kralların vahşi doğa güçlerini kontrol etme yeteneklerinin bir göstergesi olabilir. Kraliyet av parklarında aslanlar da avlanırdı.

Aslan avları rölyefi

Asur kralları, drama dolu halk gösterilerin bir parçası olarak bu korkunç hayvanları öldürerek imparatorluğu korumaya layık olduklarını kanıtlamışlardır. Asur aslan avı, Kral Asurbanipal’in sarayındaki rölyeflerde ünlü bir şekilde tasvir edilmiştir.

Kraliyet botanik bahçeleri rölyefi

Kraliyet Botanik Bahçeleri:

Ninova’daki kraliyet bahçeleri muhteşemdi. Dağlara doğru 50 km’den fazla uzanan kanallarla sulanıyor ve böylece yıl boyunca her türlü bitkinin yetiştiği bir vaha haline geliyordu. Son zamanlarda efsanevi Babil Asma Bahçelerinin (Antik dünyanın 7 harikasından biri) aslında Ninova’daki bahçeler olduğu ve daha sonraki yazarların Ninova ile Babil’i karıştırdığı iddia ediliyor. Öyle olmasa bile, Asurbanipal’in bahçeleri kesinlikle etkileyici ve egzotikti. Kral, imparatorluğun dört bin yanından bitkiler toplayıp başkentine getirmişti.

Koyuncuk Tepesi

KOYUNCUK TEPESİ-SARAYLAR:

Sanherib’in sarayı en az 80 odadan oluşuyordu ve bunların çoğu heykellerle kaplıydı.

Ünlü sarayın büyük kısmında K tablet koleksiyonu bulundu.

Bazı ana kapıların iki yanında, insan başlı boğalar vardı.

Kral Sanberid’in Rakipsiz Saray adını sonuna kadar hak eden yapı, yaklaşık 500 x 250 metrelik bir alanı kaplıyor ve şehre bakan yüksek bir terasta yer alıyordu. Sarayın dış cepheleri, cilalı beyaz sıva ile kaplanmış ve mavi sırlı tuğlalarla kaplanmış kireçtaşı bloklardan oluşan bir temel üzerine dikilmiş onbinlerce pişmiş tuğladan yapılmıştı. Sedir ağacından yapılmış devasa kapılar, süslü parlak bakır şeritlerle süslenmişken, kemerler ve saçaklar renkli sırlı çinilerle süslenmişti.

Saray, oda ve koridorlarla çevrili birkaç büyük, taş döşeli avludan oluşmaktadır.

Vahşi aslanlar şeklinde kaideleri olan dökme bronz sütunlar dikkat çeker.

Tam bir teknoloji harikasıdır.

Hitit saraylarının kusursuz bir kopyası olduğu söylenen, revaçta olan Bit-Hilani odası mutalka ziyaret edilmelidir.

Gelelim taht odasına: devasa insan başlı kanatlı boğaların çevrelediği üç girişi olan kuleli bir cephesi bulunur. Taht odasının ötesinde, sarayın idari, törensel ve evsel bölümleri bulunmaktadır, ancak buralar ziyarete kapalıdır.

Sarayın görkemli odaları, hepsi parlak renkli, hikaye sahneleri ve koruyucu büyülü figürlerle oyulmuş taş duvar panelleriyle dekore edilmiştir. Tüm kabartmaların bir araya getirildiğinde 3 km uzunluğa ulaşacağı söylenir.

Sarayın içi

Asurbanipal Sarayı:

Büyük Asur Krallarının sonuncusu Asurbanipal’ın (MÖ 668-627) sarayları buradadır. Hükümdarlığı döneminde; Asurlular batıda Kıbrıs’tan doğuda İran’a kadar uzanan ve bir dönem Mısır’ı da içine alan dünyanın en büyük imparatorluğuydu. Asurbanipal, Asur imparatorluğunun kralı olma konusunda mütevazi değildi, kendine “dünyanın kralı” diyordu.

Asur’un en büyük krallarından biri olmasına rağmen, Asurbanipal, tahta çıkmak için uygun bir aday değildi çünkü kralın küçük oğluydu. En büyük ağabeyi ve tahtın varisi öldüğünde, babası Esarhaddon, bir sonraki büyük oğlu Şamaş-şum-ukin’i devre dışı bıraktı ve Asurpanibal’i veliaht yaptı. Bu cesur bir hareketti. Esarhaddon’un kendi babası, küçük kardeşlerini tahta çıkardıktan sonra oğulları tarafından vahşice öldürülmüştü. Şamaş-şum-ukin’i Babil kralı yaptı. Kulağa o kadar da kötü gelmiyor, değil mi? Aslında tam olarak değil, O kardeşine hesap vermek zorundaydı. Gerilimler daha sonra top yekün bir savaşa dönüşecekti.

Evet Asurpanibal hakkında bilgi vermeye devam edelim. Çünkü bu şehirde onun da sarayı vardı. Asurbanipal, tebaası arasında popülerdi ancak düşmanlarına karşı acımasızdı. Yenilmiş bir kralın çenesine köpek zinciri taktığı ve onu bir köpek kulübesinde yaşamaya zorladığı söylenir. Bu antik dünyanın standartlarına göre bile oldukça acımasızdı.

Asurbanipal, Mısır ile bir savaş devraldı ve bu savaşı ele alarak düşmanlarını yok etti ve imparatorluğu daha da büyüttü. Elam devleti Asur’a karşı ayaklanmaya çalıştığında, Asurbanipal onları ezdi. Elam kralını ve oğlunu kendi kılıcıyla öldürdüğünü iddia etti. (Gerçekte savaşta değil de sarayın güvenliğinde evindeydi.) Elam kralının başı, bahçedeki bir ağaca süs olarak asıldığında, Ninova’daki saraya geri getirdi. Çoğu insan bunu çok açık bir uyarı olarak görecektir.

Düşmanlarını ezmek sadece dış tehditlerle sınırlı değildi. Kendi kardeşini de yok etti. Daha önce de gördüğümüz gibi, Asurbanipal, Şamaş-şum-ukin Babil kralı ilan edilmişti. Asurbanipa’e hesap vermekten bıkan kardeşi, imparatorluktaki diğer ücra halklarla bir koalisyon kurarak ona karşı komplo kurdu ve Babil adına tartışmalı şehirleri ele geçirdi.

Asurbanipal komployu keşfettiğinde, Babil’i 2 yıl boyunca kuşattı. Açlıktan ölmemek için kendi çocuklarını yiyen insanlara dair korkunç hikayeler vardır. Sonunda Asurbanipal’in kardeşi, yakalanmaktan kurtulmak için yanan sarayında can verdi ve suç ortakları da öldürüldü.

Evet kraliyet saraylarına devam edelim.

Asurbanipal, kraliyet başkenti Ninova’dan hüküm sürdü. Ninova şehri, Asurbanipal’in büyükbabası Sanherib tarafından, büyüklüğü ve ihtişamıyla antik dünyayı hayrete düşüren biyük bir şehre dönüştürüldü. Asurbanipal, saltanatının büyük bölümünde tüm halk için bir hayranlık nesnesi olarak inşa edilen Rakipsiz Saraydan hüküm sürdü.

Koyuncuk’taki iki kraliyet sarayından da, etkileyici yontulmuş levhalar çıkarılmıştır.

İşlenen konular, Kalah’ta II Asurnasirpal dönemindekilerle aynı olup, aslan avları ve askeri seferlerle kralın gücü yansıtılmıştır.

Asurbanipal’in Elamlılar karşısındaki ilk zaferi Nenive’deki sarayında şaşırtıcı bir rölyefle kutlanmıştır.

Hoş bir bahçede, sedirde uzanan kral ile yanında koltukta oturan kraliçesi hizmetkarlarınca serinletilirken bir yandan da içkilerini yudumlarlar.

Sol tarafta bir müzisyen harp çalar.

Bu huzurlu sahnenin ortasında ağaçların birine asılmış bir kesik baş durur.

Bu, Til-Tuba Savaşında öldürülen Elam Kralı Teumman’ın başıdır.

Bu heyecandan uzak tarz ile, kraliyet sarayının yontma dekorlarını görme ayrıcalığına erişenlere, düşmanların başlarına gelenler ve hükümdarların soğukkanlılığını gösteriyordu.

Sanherib sarayının taht odasında ve bitişikteki bazı odalarda restorasyon çalışmaları devam etmektedir.

İki ana odanın tüm girişleri kanatlı boğa heykelleriyle çevrili olarak bulunmuştur ve 19’ncu yüzyıl kazıcılarının hiçbirinin kaydetmediği bir dizi ortostat bulunmuştur.

Bu levhalardan biri, kulelerle ağır bir şekilde savunulan yabancı bir şehrin Asur ordusuna teslim oluşunu tasvir etmektedir.

Taht odasının bitişiğindeki taş döşeli bir banyo ve büyük antrede en az 40 oyma ortostat bulunmaktadır.

Temsil edilen konular arasında Sanherib’in dağlık bölgelerde yaşayan halklara karşı yürüttüğü seferler, kuşatılmış şehirler ve Asur ordusu birlikleri yer almaktadır.

Asurbanipal tarafından inşa edilen kütüphane:

Düşmanlarını ezip aslanları öldürmese de, belki de uygunsuz bir şekilde Asurbanipal bilimsel uğraşlardan hoşlanıyordu.

Bir kral için alışılmadık bir şekilde okuyabiliyor ve yazabiliyordu.

Bilimsel yetenekleriyle övünmeyi severdi ve hatta saray kabartmalarında kendini kılıcının yanında kemerinde bir kalem (yazmak için kullanılır) ile tasvir ederdi.

Kalem, kılıçtan daha güçlü olabilir, ancak Asurbanipal, ikisinde de oldukça becerikliydi. Asurbanipal, dünyada sistematik olarak toplanan ve kataloglanan ilk kütüphaneyi kurdu. Sahip olmaya değer her kitabın bir kopyasını istedi ve adamlarını dünyadaki tüm bilgiyi toplamak için imparatorluğun dört bir yanına gönderdi.

Asur kitapları çoğunlukla kağıda değil, kil tabletlere semboller oluşturmak için küçük kamalar kullanan çivi yazısı adı verilen bir yazıyla yazılırdı. Toplamda bu tabletlerden yüz binlercesini topladı ve bunların yaklaşık 30 bin tanesi şu anda İngiltere’de Britihs Museun’dadır.

“Ben, Asurbanipal, Nabu’nun (yazı tanrısı) bilgeliğini öğrendin, ne kadar varsa, bütün uzmanların yazıcılık uygulamalarını ele geçirdim, onların talimatlarını inceledim” demiştir.

Asurbanipal’in kütüphanesi, MÖ 612 civarında s arayın yanan duvarlarının altına gömülmüş ve 2.000 yıldan fazla bir süre kayıp kalmıştır. Kütüphanenin ilk kırık ve dağınık kalıntıları, 1849 yılında bulunmuş ve şu anda British Museum’da sergileniyor.

O zamandan beri dünyanın dört bir yanından bilim insanları bu parçaları incelemişler ve Asur kültürü hakkında bildiklerinizin çoğu bu metinlerden gelmektedir.

Eserler arasında Gılgamış Destanı da vardır. Günümüzde dünyanın en eski edebiyat eserlerinden biri olarak kabul edilen bu eserin bir kısmı, günümüzde Tufan Tableti olarak adlandırılan tablete kaydedilmiştir. Büyük Tufan’ın öyküsünü anlatan ve o zamana kadar sadece İncil’den bilinen bir kitap.

Asurbanipal

Asurbanipal neden tabletler topladı?

Asurbanipal olağanüstü bir kraldı. Yazıtlarında, bilgisinin genişliği ve derinliğiyle övünür. Diğer Asur kralları orduyu uzak diyarlara seferlere götürürken, Asurbanipal evinde kalırdı. Asurpanibal’in saraylarının duvarları, birçoğunda kemerine sıkıştırılmış bir yazı kalemi ile tasvir edilen kral kabartmaları da dahil olmak üzere oyma kabartmalarla süslenmişti.

Asurbanipal’in babası, genç prensin eğitim almasını istiyordu çünkü bu imparatorluğu yönetmek için güvendiği uzmanlığa erişmesini sağlayacaktı. Asur bilimi tanrıların iradesini anlamaya odaklanmıştı, bu yüzden kütüphanesi de tanrılardan gelen alametleri yorumlayan metinlere odaklanmıştı.

Ancak Asurbanipal’in edebi kitaplara da ilgisi vardı. Asurbanipal, muhtemelen duygusal nedenlerle, eğitimi sırasında yazdığı tabletleri hala saklıyordu. Koleksiyonundaki tabletlerin çoğu, sarayına ait olduklarını belirten bir tür kütüphane damgası taşıyordu.

Nebi Yunus bölgesi

NEBİ YUNUS TEPESİ:

Nebi Yunus adı verilen diğer tepe, Koyuncuk’un 1 km güneyindedir.

İkisinin arasından antik kenti kuzey ve güney kısımlara ayıran Dicle’nin kollarından Husur ırmağı geçer.

Nebi Yunus Bölgesi

Nebi Yunus tepesinde, büyük balığın karnından kurtulduktan sonra, Ninivelilere vaaz verdiğine inanılan Yunus Peygamber ile bağdaştırılmış bir Müslüman türbesi vardır.

Metta oğlu Yunus, Asur İmparatorluğunun başkenti Ninova (Ninive) hakkına gönderilmiş bir peygamberdir. Yunus, 33 yıl onları tanrının dinine davet etmiş, kendisine bu süre içinde sadece 2 kişi inanmıştır.

Bu dini alan ve çevresinde sınırlı kazı yapılabilmiştir.

Yine de Asur savaş makinasının kalbinin burası olduğu açıkça belirlenmiştir.

Cephanelik:

Nebi Yunus höyüğünde bir cephanelik inşa etti.

Mısır’ın fethini kutlamak amacıyla girişine Firavun Taharka (Tarku) heykellerini ganimet olarak dikti. Bunlar 1954 yılında Irak Eski Eserler Dairesi adına Fuad Safar tarafından keşfedildi.

 

ESKİ KENT TEPESİ:

Bu iki önemli tepe dışında, kentin kuzeybatı köşesinde, kral tarafından inşaat yaptırılmayıp bir tür yukarı sınıf bölgesi işlevi gören “eski kent tepesi” nde de kazılar yapılmıştır.

Yakınlarda seramik ve bakır atölyeleri bulunmuştur.

 

AŞAĞI KENT:

Kentin geri kalan çok büyük kısmı olan Aşağı Kent, 1990’larda bir yüzey araştırması yapılana dek pek keşfedilmemiştir.

1991 yılında Körfez Savaşı bu çalışmaları durdurdu.

Ama Musul kenti, antik kentin güney kısmına genişlemeye başladığından, bu önemli kurtarma çalışmasının acil tekrar başlatılması gerekti.

ASURBANİBAL:

Kral Sanherib’den sonra gelen oğlu Esarhaddon (hükümdarlığı MÖ 681-669) tahta geçmiş ve babasının yapı çalışmalarını sürdürmüştür. Esarhaddon Mısır seferinde öldüğünde annesi Zakutu (yaklaşık MÖ 718-668) oğlu Asurbanipal’in yeni kral olarak tahta geçmesini yasallaştırmıştır.

MÖ 7’nci yüzyıl sonlarında Asurbanipal, Akropolis’in kuzeybatı ucunda yeni bir saray inşa ettirdi.

Ayrıca büyük kütüphaneyi yaptırdı.

Verileri toplamak ve kopyalamak için, yazıcıları topladı.

Ülke genelindeki antik metinler, K Koleksiyonu, 20.000 den fazla tablet veya tablet parçasından oluşuyordu ve Mezopotamya’nın kadim kültürünü kapsıyordu.

Konular edebi, dini ve idari olup, tabletlerin çoğu mektup biçimindedir.

Temsil edilen öğrenim dalları arasında matematik, botanik, kimya ve sözlük bilimi yer almaktadır.

Kütüphane, antik dünya hakkında çok sayıda bilgi içermekte ve gelecek nesiller için akademisyenlere ilham kaynağı olacaktır.

Asurbanipal’in ölümünden 14 yıl sonra, Ninova, bir daha asla toparlanamayacağı bir yenilgiye uğradı.

MÖ 612 yılında Babilliler, İskitler ve Medler tarafından şehrin yağmalanmasını temsil eden geniş kül izleri, Akropolis’in birçok yerinde bulundu.

MÖ 612 yılından sonra şehir önemini yitirdi.

Ancak bazı Seleukos ve Yunan kalıntıları vardır.

MS 13’ncü yüzyılda şehir, Musul Atagelreri altında bir miktar refah içinde görüldü.

Daha sonra evler en azından MS 16’ncı yüzyıla kadar iskan edilmeye devam etti.

 

Ölümü:

Asurbanipal’ın hayatı iyi belgelenmiş olsa da ölümü bir sır olarak kalmıştır. 19’ncu yüzyılda arkeolojik keşifler yapılmadan önce, Asurbanipal sonrası yazarlar tarafından Sardanapalus olarak biliniyordu ve Asur’un son kralı olarak romantikleştiriliyordu. Bir Farsça anlatıma göre, Ninova düşmanlarının eline düştüğünde, sarayında cariyeleriyle, altın ve gümüşle birlikte kendini yaktı.

Ancak arkeolojik kanıtlar, Asurbanipal’in Asur’un son kralı olmadığını ve Ninova’nın düşüşü sırasında ölmediğini kanıtlamıştır. Ancak ölümünden kısa bir süre sonra MÖ 612 yılı civarında imparatorluk zayıflamış ve çeşitli guruplar Asur şehirlerini yağmalayarak imparatorluğun çöküşüne yol açmıştır. Ondan sonra gelen krallar hakkında çok az şey bilindiğinden, Asurbanipal’in Asur’un son büyük kralı olduğuna inanılır.

 

ŞEHRİN SONU:

MÖ 612 yılında, Medler, İskitlerden de yardım alarak, 3 aylık bir kuşatmadan sonra Ninive şehrini ele geçirip yağmaladılar.

 

HEYKELLERİN PARÇALANMASI:

İşid, Musul’un da içinde bulunduğu Ninova eyaletinde bulunan bir arkeoloji müzesini (Nineveh Arkeoloji Müzesi) yerle bir etti.