Suriye’nin başkenti Şam’a 215 km uzaklıktadır. Kuzeydoğusundadır. Şam’dan Harasta otobüs terminalinden kalkan otobüslerle kolayca ulaşılıyor. Otobüsler gündüz saatlerinde iki yönde her saat başı sefer yapıyorlar. Humus’tan 150 km ve Deyr el Zur’dan da otobüs seferleri var.
Şehir, 20 çeşidi olduğu bildirilen palmiyelerle çevrili bir vahada yer almaktadır. Bu yüzden Haymyra “Palmiyeli yer” olarak isimlendirilir.
2017 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Tarih öncesi dönemlerden beri yerleşilen bir yer olmasına rağmen, ilk yerleşimler hakkında fazla bir şey bilinmiyor. Kral Süleyman tarafından kurulduğu rivayet ediliyor.
Kentin refah dönemi ve günümüze ulaşan mimarisinin büyük kısmı, geç Helenistik dönem ile MS 3’ncü yüzyıl arasındadır.
Özellikle de 2’nci ve 3’ncü yüzyıllarda Palmyra, Akdeniz kıyısı ile Fırat Irmağı ve Mezopotamya arasındaki doğu-batı ticaret yolu üzerindeki merkezi konumu sayesinde uzun mesafe kervan ticaretinden zenginleşti.
Siyasal koşullar o dönemde bu yolu önemli kılmıştır.
Güneyde, daha önce başkentleri Petra’da (bugünkü Ürdün) ticarete egemen olan Nebatiler, ikinci yüzyıl başlarında Romalılar tarafından ilhak edildiler ve ticari üstünlüklerini kaybettiler.
Ayrıca, Palmyra, Romalılar ile ezeli rakipleri, yani doğuda Mezopotamya ve İran’a egemen olan Partlar arasında, elverişli bir konuma sahipti.
Kent Romalılara ait olmasına rağmen, Palmyralılar Sami idi.
Bu nedenle kültürleri yerel Suriyeli ile Akdenizli Yunan-Roma öğelerinin bir karışımıydı.
Romalılar Palmyra’nın denetimini birinci yüzyılda ele geçirdi.
Hadrianus 129’da büyük törenlerle kenti ziyaret etti. Şehri civitas libera (özgür şehir) ilan etti ve daha sonra İmparator Caracalla tarafından vergi muafiyetiyle birlikte koloni unvanı verildi. Şehir böylece refaha kavuştu.
Kentin tarihindeki en heyecanlı bölüm, 3’ncü yüzyılda oldu.
İranlı Sasaniler (Partların yerini alan) 260’da Edessa’dan (günümüzdeki Urfa) Roma İmparatoru Valerianus’u tutsak ettikten sonra, Suriye’deki Roma egemenliğini yıkıyor gibi görünüyordu.
Palmyra kabile önderi Odainar kentin çıkarlarını korumak üzere boşluğu doldurmaya soyundu.
Sözde Roma’ya bağlı kalmakla beraber, kendini Palmyra kralı ilan etti.
Roma’nın bölgedeki müttefiki olarak hareket ederek Sasaniler karşısında aldığı zaferlerle konumunu pekiştirdi.
Başarıları uzun ömürlü olmadı.
267’de bir suikaste kurban gitti.
Dul karısı Bat Zabbai (Zenobia), çocuk yaştaki oğullarının naibesi olarak iktidarı ele geçirdi ve kısa sürede iddialı bir fetih programını yürürlüğe koydu.
Orduları Mısır’ı ele geçirdi ve Anadolu’ya girdi. Anadolu’nun çoğunu fethetti.
Oğlunu, Augustus, yani Roma’dan bağımsız bir hükümdar ilan etti.
Bu noktada Romalılar nihayet harekete geçti.
272’de İmparator Aurelianus saldırıya geçerek Palmyra’yı aldı.
Ama kente dokunmadı.
Çoğu kaynağa göre Zenobia, Roma’ya götürülmüş ve Aurelianus’un zafer töreninde halka teşhir edilmişti.
Yaşamının geri kalanını Roma dışında Tivoli’de rahat bir tutsaklık içinde geçirmiştir.
Aurelianus’un zaferinden kısa süre sonra Palmyralılar işgal garnizonunu katlettiler.
Buna intikam olarak Romalılar kenti yağmaladılar.
Kent bu darbeden sonra, bir daha toparlanamadı.
KAZILAR:
Palmyra son derece heyecan verici bir kazı alanıdır.
Bu terk edilmiş vaha kentinin sıcak renkli, incelikle oyulmuş klasik mimarisi çıplak bir dağın eteklerinde çöl kumları üzerinde yayılır.
17’nci yüzyıldan itibaren batılı yolcular beraberlerinde harabeleri ziyaret etmeye ve hakkında yazmaya başladılar.
Sistematik araştırmalar 19’ncu yüzyıl sonlarında bir Rus ekip tarafından başlatıldı.
BÜYÜK SÜTUNLU YOL;
Burası şehrin ana sütunlu caddesiydi. MS 2’nci ve 3’ncü yüzyıllarda inşa edilmiştir. Uzunluğu 1 km den biraz fazladır. Şehrin güneydoğu ucundaki Bel Tapınağı ile kuzeybatı ucundaki Batı Kapısı ve Cenaze tapınağını birbirine bağlıyordu.
Ana caddenin genişliği 11.7 metre, yan sokaklar 7 metredir. Batı kapısı, MS 2’nci yüzyılda inşa edilmiştir. Doğudan batıya uzanan orta sütunlu yapı, iki eski sütunlu yapıyı birbirine bağlamak için inşa edilmiştir.
Sütunlar 6 ile 8 bölümden oluşuyordu. Bu teknik, MS 220’lerde opüs Palmyrenum olarak adlandırılan teknikle kademeli olarak değiştirildi. Korint sütunları üzerine ithaf yazıtları bulunan süslü parantezlerle donatılmıştı. Parantezler önemli kişilerin bronz heykellerini tutmak için kullanılıyordu.
Sütunlu yapı, 2015-2016 yılındaki şehrin işgal döneminde hasar gördü ancak yine de büyük bölümü ayaktadır.
MİMARİ:
Palmyra’nın mimarisi genelde Yunan-Roma’dır.
Ama kendi tanrılarına ve adetlerine sahip bu Sami halkınca uyarlamalar da yapılmıştı.
Anıtsal kemerli girişi ve tetrapilon’u ile kolonadlı ana sokak sağlam şekilde Romalıdır.
Tiyatro da öyledir.
Kolonadlı sokaklar, girişler ve tiyatrolar Roma dünyası boyunca belli işlevleri yerine getiren mimari biçimlerdir.
Dolayısıyla Roma mimari tarzına burada rastlamak şaşırtıcı değildir.
Buna karşın, tapınak ve mezar gibi yerel dini uygulamaları yansıtan yapı türlerinin tarzları farklıdır.
ANA TAPINAK-BEL TAPINAĞI- BAALSHAMİN TAPINAĞI:
Tapınak, MÖ 3 binli yıllara kadar uzanan insan yerleşimini gösteren tabakalı bir höyük üzerine inşa edilmiştir.
Tapınak MS 32 yılında kurulan ve Mezopotamya tanrısı Sami tanrılarından Bel’e adanmıştır.
MS 1’nci yüzyılda Doğu’nun en önemli dini yapılarından biri olarak kabul edilir ve benzersiz bir tasarıma sahiptir.
Buradaki kült, Roma döneminde yapılan tapınaktan eski olmalıdır.
Çünkü tapınak ve civarının yönelimi, merkezi kolonadlı sokak ve esas kentin kaba ızgara planınınkinden farklıdır.
Birinci yüzyılın ilk yarısında yapılan ve 32’de adanan Bel Tapınağı, Yakındoğu ve Yunan-Roma biçimlerinin dikkat çekici bir sentezidir.
Dışarıdan, tapınak klasik geleneklere uygundur.
Revaklarla çevrili büyük bir alanın içinde yer alır.
Dikdörtgen biçimli, kuzey-güney doğrultusunda yerleştirilmiş ve tipik Roma tarzında bir kolonadla kuşatılmıştır.
Kolonadın içinde cella’nın kuzey ve güney dış duvarları yapışık İon sütunlarıyla bezelidir.
Tapınağın diğer özellikleri, özellikle de iç planı, standart Yunan ve Roma uygulamalarından önemli ölçüde farklıdır.
Cella duvarlarının tepesini dış kolonada bağlayan, çatıyı destekleyen taş kirişler rölyef heykellerle süslenmişti.
İşlenen konular arasında yerel tanrılar ile ibadet edenler, rahipler, peçeli kadınlar ve sırtında bir mihrap taşıyan bir deveden oluşan bir tören alayı da vardır.
Batıdaki basamaklardan tapınağa, iki uzun duvarda yükselen açılmış pencerelerle aydınlatılan bir merkez hole girilir.
Kuzey ve güneyde, geniş basamaklarla ulaşılabilen Bel ve diğer yer tanrıların mihraplarının bulunduğu iki küçük oda bulunur.
Yapının üç köşesinde bulunan sarmal merdivenlerden çatıdaki terasa çıkılır.
Bu da standart Roma tapınaklarında rastlanmayan bir özelliktir.
Tapınak Bizans döneminde Hıristiyan kilisesine dönüştürüldü. Yapının bazı bölümleri, 1132 yılında Araplar tarafından değiştirildi ve yapı korunarak tapınak camiye dönüştürüldü.
Günümüzde, tapınağın ana girişi sağlam olarak korunmaktadır ve ayrıca dış duvarları ve müstahkem kapısı da sağlamdır.
PALMİRA KALESİ-TADMUR KALESİ:
13’ncü yüzyılda Memlükler tarafından inşa edilen kale, çatışmalarda hasar görmüş olsa da günümüze sağlam olarak ulaşmıştır.
Yükseltilmiş kaya kütlesi üzerinde yer alan kale, kalın ve yüksek duvarlarla iyi korunan ve savunulan bir tahkimat olarak önem kazanır.
Kale bir hendekle çevrilidir, sadece bir açılır köprü ile kaleye hendek üstünden erişilir. Hendek aynı zamanda taş ocağıymış.
Kalede: cami, hamam veya saray binası bulunmuyor. Muhtemelen bu kale, tamamen askeri ve kolluk kuvvetlerine hizmet eden bir garnizon kalesiydi.
Kalenin iç bölümünde: sarnıçlar, tonozlu salonlar, bir un değirmeni ve gıda silolarının bulunduğu büyük bir oda ve iç girişin üzerinde oldukça resmi nitelikle büyük bir salon bulunmaktadır.
ROMA AMFİTİYATROSU:
Tiyatro Roma etkisinin bölgede zirve yaptığı MS 2’nci yüzyılda Severuslar döneminde inşa edilmiştir. Klasik Roma tarzında tasarlanan tiyatro, hem ihtişamı hem de incelikli mühendisliği yansıtmakta olup, şehrin eşsiz kültürel dokusunu yansıtan yerel sanatsal dokunuşlarla kusursuz bir şekilde bütünleşmiştir.
Palmyra şehrinin güney kapısına açılan, yarım daire biçimli, sütünlu bir meydanın merkezindedir. Meydan sütunlu caddenin güney batısındadır.
Sahne: 45.5 x 10.5 metredir. Sahneye iki merdivenle ulaşılır.
1950 yılında kumlardan temizlenen tiyatroda, her yıl Palmyra festivali için yerel halk müziği performansları düzenleniyordu. Ancak 2015 yılında IŞİD bölgede kontrolü ele geçirince, halka açık infazları burada yaptı ve yayınladı.
2023 yılında tiyatronun kapsamlı restorasyonu yapıldı.
Evet günümüzde tiyatronun en etkileyici yönlerinden biri, akıllı tasarımı ve mükemmel akustiğidir. Yarım daire şeklindeki yapı, üç temel unsurdan oluşur. Bunlar: Orkestra (performans alanı), cavea (katmanlı oturma alanları) ve scaenae frons (süslü sahne fonu)
Cavea tamamlanmamıştır, çapı 92 metredir. Arazinin doğal eğimi kullanılarak inşa edilmiş olup, toplam 1.500 kişiye kadar her izleyicinin kesintisiz manzara ve olağanüstü ses kalitesinin keyfini çıkarması sağlanmıştır. Sahnenin arkasında, mitolojik ve imparatorluk temalarını betimleyen Korint sütunları ve kabartmalarla zengin bir şekilde süslenmiş skenae frons yükseliyordu.
DİOCLETİANUS KAMPI:
Akropolis’in batı ucundadır.
Palmyra kentinde inşa edilmiş bir Roma askeri kompleksi veya castraydı. Kompleks MS 3’cnü yüzyıl sonlarında Roma imparatoru Diocletianus (284-305) tarafından inşa edilmiş ve Lejyon askerlerine askeri karargah olarak hizmet vermiştir. Hatta İmparator Diocletian, Zenobi’nin isyanından sonra sarayının bulunduğu yere buranın inşasını emretmiştir.
Roma’nın doğu sınırlarının Perslerden gelen Sasani saldırıları ve Zenobia’nın isyanı (267-271) nedeniyle istikrarsızlaşmanın ardından askeri bir karakol olarak hizmet vermek üzere inşa edilmiştir.
Günümüze ulaşan kalıntılar arasında, özellikle dikkat çeken iki yapı bulunur. Roma lejyonunun Sancaklar Tapınağı, kampın batısındaki bir tepede yer alır. Roma’da her lejyonun kendi sancağı vardı ve bu Roma imparatorluğunun gücünün bir simgesiydi ve sancağın altında lejyon vardı.
Bu yapı, 293-303 yılları arasında Sosianus Hierocles tarafından inşa edilmiştir. Yapı, muhtemelen sağlam olmayan temelleri nedeniyle, kötü bir şekilde korunmuştur. Giriş revakına çıkan devasa merdiven, zemine gömülmüştür. Birkaç ayakta kalan sütunla birlikte, iç tapınağın apsisi kısmen sağlam kalmıştır. Yapının, askerlerin konaklaması, silahların depolanması ve askeri bir tarikatın teşviki gibi işlevlere hizmet ettiği anlaşılmaktadır.
AGORA:
Palmira’nın ticaret merkezi, iç kısmı sütunları üzerinde imparatorların ve ailelerinin, şehir yöneticilerinin, zengin tüccarların ve kervan liderlerinin küçük heykellerinin bulunduğu kaidelerle çevrili bir revakla çevrili, dörtgen duvarlı bir alandı.
Roma Forumuna benzer şekilde, Agora, Palmiya’da tüccar olan en önemli vatandaşların buluşma yeriydi, deve ve eşeklerin Agora’ya girmesine izin verilmesi pek olası değildir, bu nedenle bir Pazar yeri olarak tanımlanması, sadece orada ticaret anlaşmaları yapıldığı anlamında doğrudur.
ÖLÜLER-KULE MEZARLAR:
Ölüler, taş duvarlardan oluşan ve kentin batısındaki çölde bulunan kulelerde defnedilirdi.
150’den fazlası bilinen kule mezarlar, 10 kat yüksekliğindeydi ve cesedin yerleştirildiği merkez odadan geriye doğru boylu boyunca uzanan ve dışarıdan çıkıntı yapan dikdörtgen nişlere sahiptiler.
Açıklık, üzerinde ölünün heykel büstü bulunan ve yerel Aramice dilinde adının yazdığı bir taş levha ile kapatılırdı.
Bu heykelle levhaların pek çoğu günümüze ulaşmıştır.
Gergin, hiyeroglifleri andırır bir tarzları vardır, standart Romalı portrelerin klasik gerçekçiliği yerine, imparatorluğun sınırlarındaki bu kentteki yerel gelenekleri yansıtırlar.
ÜÇ KARDEŞİN MEZARI:
MS 140 yılı civarında inşa edilen bu kayaya oyulmuş yeraltı mezarı, heykeller ve resimlerle süslenmiştir. Sadece üç kardeşin: Male, Saadai ve Naamain ailesine ayrılmış, batı nişinin duvarları ve tonozu resimlidir.
Mezar Palmira şehrinde hala yerinde duran nadir fresklerden birini barındırır. Ölenlerin figürleri, giriş pilasterlerinde tasvir edilmiştir. İlyada’dan bir sahne, batı duvarının lünetinde tasvir edilmiştir. Karakterler, isimleri Palmira alfebesiyle yazılmış yeşil bir arka plan üzerinde tasvir edilmiştir.
Tonoz beyaz zemin üzerine kırmızı çizgilerden oluşan petek yapısıyla süslenmiştir ve çevresini yeşil boyalı, altıgen ve sarı aşı boyası fleuronla süslenmiştir. Tonozun ortasındaki bir madalyon, Ganymede’nin Zeus tarafından kartala dönüştürülerek kaçırılışını tasvir etmektedir. Tüm bu resimler, hem ikonografi hem de üslup açısından Greko-Romen kültüründen güçlü bir şekilde etkilenmiş olsa da, Yakın doğu etkisi Palmira alfabesinin kullanımında ve Zaferler’İn cephelerinde belirgindir.
PALMİRA MÜZESİ:
İç savaş sırasında hasar gören ve 2020 yılında yeniden inşa edilen yapının bazı bölümleri hala açık ancak koleksiyonlar minimuma indirilmiş durumdadır.
Evet, bugün müze binası 2 katlı olup, açık hava heykel bahçesine de sahiptir. İlk katta, cenaze büstleri ve mozaiklerden oluşan geniş bir koleksiyonun yanı sıra altın ve mücevher, çanak-çömlek ve cam eserler için özel bir bölüm bulunmaktadır. İkinci katta ise, Palmira’ya özgü geleneksel sanat örneklerinin yanı sıra bölgedeki Bedevi sanatına ait örnekler sergilenmektedir. Ayrıca mumyalar için özel bir bölüm de bulunmaktadır.
PALMİRA GÜZELİ:
Danimarkalı arkeolog Harald Inghot, 1928 yılında Palymra şehrindeki üçüncü kazı çalışmalarını yürütürken, ekibi, Kasr-ı Ebced adı verilen bir mezarda, MS 190-210 yılları arasında yapılmış, kimliği belirsiz bir kadının yarım boy portresini ortaya çıkardı.
Görkemli mücevherleri, incileri ve lüks kumaş parçaları, İnghold’un onu “gördüğüm en güzel kadın büstü” olarak nitelendirmesine yol açtı.
Ertesi yıl, İnghold, Palmira’nın Güzelliğini ve yaklaşık bir düzine başka heykeli, Carlsberg Bira Fabrikasının varisi Carl Jacobsen’in koleksiyonu üzerine inşa edilmiş ve arkeoloğun aynı zamanda küratörlüğünü de yaptığı KopenhagNy Carlsberg Glytotek Müzesine sundu.
Koleksiyon, halen günümüzde Suriye dışındaki en büyük Palmymira koleksiyonudur.






















































