Ukrayna Kiev

Ukrayna Kiev

İşte, Kiev şehrine gezmeye veya başka bir amaçla gidecek ziyaretçiler için: gayet ayrıntılı, tek bir başlık altında her türlü özelliği yansıtan, muhteşem bir yazı. Gitmeden veya karar vermeden önce; bu yazının bir çıktısını, yazıcınızdan aldığınızda ve biraz zaman ayırıp incelediğinizde: Kiev şehrinin tüm özelliklerini, bir çırpıda okuyup, öğrenme şansınız olacak. Şimdiden, Kiev şehrinde, güzel tatiller.

Evet: Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı forsunda bulunan, 16 yıldızdan biri de: tarihteki tek Yahudi Türk devleti ya da İmparatorluğu olan “Hazarya” ya, yani “Hazar İmparatorluğu” na aittir.

İşte, bu Türklerin kurduğu, bugün, Ukrayna isimli ülkenin sınırları içinde kalan “Kiev” kentinin adı: Türkçedir. Yani o dönemin, Hazar İmparatorluğunun Türkçesi. Kiev şehrini kuran Türkler: şehre, nehir kıyısındaki yerleşim yeri yada nehir kıyısındaki ev anlamında “Kiev” demişler. Bu arada: bu şehir, Çernobil nedeniyle, kanser vakalarının çok  sık görüldüğü bir şehir olarak da öne çıkıyor.

Özellikle, bizim ülkeden, bu şehre gidişlerde, belli bir amaç bulunduğu kesin. Daha açıkçası: yalnızca, kadınlar için Kiev şehrine gitmek durumunda iseniz, hiç tavsiye etmem. Avrupa’nın en fazla “aids” vakasının kaydedildiği şehir olarak biliniyor. Burada: tarihi kalıntılar, objelerde bulamasınız. Müzelerin tümünü, yalnızca bir günde gezebilirsiniz.

Ukrayna Kiev Vize

VİZE

Ukrayna’ya giriş için vize gerekmiyor. Sadece nüfus cüzdanı veya pasaport ile ülkeye girebilirsiniz, ilaveten 50 TL. yurt dışı çıkış harcı ödemeniz yeterlidir.

Ukrayna Kiev Ulaşım

ULAŞIM

İstanbul’dan uçağa bindiğinizde, yaklaşık 2 saatlik bir yolculuktan sonra, Kiev’e varıyorsunuz. Uluslar arası hava alanı “Borispole” indiğiniz andan itibaren: şehrin, güzel kızları, karşınıza çıkıyor. Ayrıca: yeşil üniformaları ile, çevrede gezen polisleri görünce, askerleri andırdıkları için, askeri bir hava alanına inmiş gibi hissediyorsunuz kendinizi.

Daha sonra, hava alanından, şehir merkezine, yaklaşık 40 km. lik bir yolculuk yapmanız gerekiyor. Bu yolculuk sırasında: çevrenize baktığınızda, gerçekten, muhteşem yeşil bir şehre geldiğinizi hemen hissedeceksiniz. Çünkü: devasa ağaçların bulunduğu, muhteşem yeşillikli parklar göreceksiniz.

Bu arada, çok önemli bir konudan söz etmek istiyorum. Girişte: yani ülkeye girişte, bir form doldurmanız gerekiyor. “İmigration Formu” denen bu form; tamamen formalite. Otelde kalmayıp, kiralık evde kalacaksanız, kalacağınız yerin tam adresini de forma yazmanız gerekli, onun dışında bir sorun yok. Yalnız: bu formu; size önerim, uçakta doldurun, uçaktan indikten sonra hava alanında bu formu doldurmak için zaman kaybetmeyin. Ayrıca: ülkeye girerken, yanınızda 3000 Amerikan Dolarından fazla para varsa, deklare etmeniz gerekiyor.

Hava alanından şehre doğru olan bölge:

Tam bir inşaat sahası gibi. Çok katlı konutlar yapılıyor. Ama, bu konutların metrekaresinin 1000 dolar olduğunu duyduğunuzda, kesinlikle şaşıracağınıza inanacaksınız. Çünkü: bu şehir, en üst düzey zenginlik ve en alt düzey fakirliğin bir arada bulunduğu bir yer.

Bu arada: otele girdiğinizde, pasaportunu isteyecekler. Otellerde: turistlerin pasaportu, otele giriş yapılan gün alınarak, seyahat sonunda geri veriliyor. Bu süreç içinde: kimlik olarak, otelin kartı veya anahtarının kullanılması öneriliyor. Herhangi bir kontrol sırasında, bu kartı veya anahtarı göstermeniz yetiyor.

Ukrayna Kiev Para

PARA

Ukrayna’da kullanılan para birimi: Grivnası. (UAH) Madeni paralar: 1,2,5,10,25 ve 50 kopiykas.

 

Yani: paraları gayet değersiz. Yaşam, gayet ucuz. Fakat: elbette, yabancılar ve şehirde yaşayan küçük bir azınlık için yaşam ucuz. Döviz büroları ve yetkili bankalarda: rahatlıkla para bozdurabilirsiniz.

Bu arada: kredi kartı kullanımı konusunda dikkatli olmanızı öneriyorum. Lüks mağazalarda, gözünüzün önünde kullanılmak kaydı ile, kredi kartınızı verebilirsiniz. Yoksa: kredi kartınızın bilgilerinin kopyalanması olasılığına karşı, kredi kartınızı sakın kimseye vermeyin.

Ukrayna Kiev Dil

DİL

Şehirde, Ukraynaca dili konuşuluyor. Ama: halkın büyük çoğunluğu, aynı zamanda Rusça biliyor ve konuşuyor.

Ancak: burada elbette ilk geldiğinizde, görüntü bakımından ilginç bir durumla karşılaşacaksınız. Kiril alfabesiyle yazılı tabelalar size yabancı gelecek.

Ama şunu kesinlikle bilmeniz gerekir ki, en az orta derecede İngilizceniz yoksa, bu şehirde, kesinlikle çok sıkıntı çekebilirsiniz. Yani: mutlaka belli bir seviyede İngilizce bilmeniz gerekiyor.

Ukrayna Kiev İklim

İKLİM

Şehirde, dört mevsimin yaşandığı, tipik kara iklimi var. Yani: iklim serttir. Ocak-Şubat aylarında, sıcaklık, çoğunlukla sıfırın altında geçiyor. Ancak, Kiev’e gelmenin en iyi mevsimi: yaz. Yazın ortalama sıcaklık: + 20 derecedir.

Kışın ise, tam tersine – 20 derecedir. En düşük sıcaklık ise, – 30 dereceye kadar  düşüyor. Ancak, kışın onca kar yağışına rağmen: trafik kilitlenmiyor, caddeler tertemiz kalıyor. Onun dışında, yaz günlerinde bu şehre gittiğinizde: uçaktan indiğinizde, yoğun bir nem ve sıcaklık ile de karşılaşabiliyorsunuz.

Ukrayna Kiev Genel
Ukrayna Kiev

   

GENEL

3.5 milyonluk nüfusu ile, Ukrayna’nın başkentidir. Ama: bu rakama bakıp ta, nüfusun yüksekliği sizi şaşırmasın. Ukrayna ülkesinin genelde nüfusu azalıyor. Bölgede: en fazla mülteci kabul eden ülke olmasına rağmen, bağımsızlığını kazandığında, 52 milyon olan ülke nüfusu, günümüzde, 47 milyona gerilemiş durumda. Araştırmalara göre: 2050 yılında, ülke nüfusunun 35 milyona gerileyeceği sanılıyormuş.

Ukrayna Kiev

Şehirde gezerken: bolca düğünlere rastlayacaksınız. Gelin ve damat göreceksiniz. Başkentin hemen her yerinde: hafta sonları, yeni evlenen çiftlere rastlayacaksınız. Onlara: aileleri ve arkadaşları eşlik ediyorlar. Şehrin parkları ve tarihi mekanları: yeni evli çiftlerle doluyor, fotoğraf çektiriyorlar, evlilik fotoğraflarını stüdyoda değil, açık alanlarda çektirmeyi tercih ediyorlar. Bu parklar konusunda, yeri gelmişken bir şey söylemek istiyorum. Parklar o kadar muhteşem ki, gördüğünüzde, park mı-orman mı şeklinde, kesinlikle bir çelişki yaşayacaksınız.

Kentin hemen ortasından: Dinyeper Nehri geçiyor. Bu nehir: kışın donuyor ve ortaya çıkan manzara, insana keyif veriyor. Nehir buz tuttuğunda, üstünde balık tutan insanlar görebiliyorsunuz. Bu arada nehir üzerindeki köprü, dikkatli baktığınızda size bir şeyler anımsatabilir, düşünün “İstanbul, Boğaziçi köprüsünün küçük bir benzeri” olabilir mi? Ayrıca, şehirde “Kiev Üniversitesi” var. Sovyetler Birliği döneminde, birçok bilim adamı yetiştirmiş.

Kiev

Çok değerli tarihi ve kültürel anıtlar bulunan bir şehir. Bu şehirde: herkes, kendisi için ilginç gelebilecek bir şeyler bulabilecektir. Sanat ve Kiev mimarisi: dünyanın hazinelerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Birçok ünlü sanatçı, şair ve yazar: bu şehrin eşsiz güzelliğinden etkilenmiştir.

Kiev: zengin kültürel yaşamı ile de öne çıkar.  Tiyatro severlerin: çok sayıda tiyatroda, çeşitli tiyatro oyunlarını sergilenirken izleyebilirler. Yakın geçmişte yenilenen Kiev Opera Binasında: geniş bale ve opera repertuarı sunuluyor. Ivan Franko Tiyatrosunda: Ukrayna dramaları, komedi ve müzikaller izleyebilirsiniz. Bunun dışında: çeşitli sergiler, müze ve sanat galerileri bulunuyor.

Ekonomik özellikler ele alındığında

Ukrayna’nın en büyük kenti olan Kiev’in, önde gelen bir sanayi ve ticaret merkezi olduğunu görebilirsiniz. Kiev’deki başlıca endüstriler: gıda işleme (özellikle; şeker pancarı işleme), Metalurji, makine imalatı, makine aletleri, demir yolu araçları, kimyasallar, yapı malzemeleri ve tekstil.

Şehirde ev bulmak çok zor. Kiralar inanılmaz pahalı. Evlerde: kaç oda varsa, o söyleniyor, salon kültürleri yok. 2 oda bir ev için, aylık verilen kira, ortalama: 600-800 Amerikan doları arasındadır. Salon olmadığı için, evlerde, mutfaklarda oturulur. Apartmanlar: çok eski ve yıpranmıştır. Apartmanların dış kapılarını açmak için, anahtar yok. Bunun yerine: kapılarda, kod sistemleri var. Kodu doğru girdiğinizde, kapı açılır.

Şehirde yaşam kolaydır. İnsanlar, birbirlerini umursamazlar. Irkçılık biraz fazladır. Özellikle: meydanlarda gezerken, “dayak yeme ihtimaliniz “ var. Bunu duyunca, kesinlikle sıkıldığınızın farkındayım. Ama gerçekten, sürekli dikkatli bulunmanızda yarar var. Şehrin genelinde: sarımsak kokusunu andıran bir koku hissederseniz de şaşırmayın. Bu koku, özellikle metroda ve apartmanlarda daha yoğundur. Ancak: apartman ve asansörlerinde: “zemin kat” anlayışı yok. Katlar: 1 ve ötesi olarak sıralanıyor. Otelde kalırken, dikkatinize.

Bulunduğunuz yerde, karşıya geçmek için, trafik ışığı olmamasına rağmen, karşıya geçmek için teşebbüs ettiğinizde, araçlar duruyor ve size yol veriyor. Bu uygulamayı: en son Amerika’da görmüştüm. Muhteşem bir anlayış, keşke bizim sürücülerimiz de, bu derece hassas olsalar, önemli olan insan canı değimli?

Bu doğal kentin eski sokaklarında: geçmişin ruhunu ve eşsiz güzelliğini hissedebileceğiniz yürüyüşler yapabilirsiniz.

Ukrayna Kiev

TARİH SÜREÇ

Şehir, tarih boyunca: Doğu Avrupa ve Batı Rusya’nın, en önemli kentlerinden biri olmuş. Kuruluşu: 1500 yıl öncesine kadar dayanıyor. Doğudan gelen baharat ve ipek yolları: Karadeniz’in kuzeyinden, Kiev üzerinden, Avrupa’ya ulaşmış. Bu nedenle: şehir, kısa sürede zenginleşmiş. 10.yüzyılda, bugünkü Rusya toprakları üzerindeki ilk Rus devleti; Prens Yaroslav tarafından kurulmuş ve Kiev Prensliği olarak isimlendirilmiş.

Bu prenslik, zamanla, çevresindeki küçük şehir devletleri ve diğer prenslikleri de kontrolü altına almış ve bölgedeki en büyük güç haline gelmiş.

Kievlilerin, Hıristiyanlıkla tanışması da, bu döneme rastlıyor. Kiev prensinin oğlu, Viladimir, Kırım yarımadasında, İstanbul’dan gelen rahiplerle tanışır ve onları Kiev’e davet eder ve böylece, Hıristiyanlık, Kiev Prensliğinin resmi dini haline gelir. 1019 yılında: prens akıllı Yaroslav: tahta çıkar-çıkmaz, büyük bir enerji ve çaba ile, şehir için kültürel ve eğitimsel devrim çalışmaları başlatır. 1037 yılında: Saint Sofia katedralinin inşasına başlanır. Prens akıllı Yaroslav’ın ölümünden sonra ise: Kiev tahtı için, iç savaş başlar. Şehir, farklı prensliklere bölünür ve Tatar-Moğol saldırılarında, kolayca avlanırlar. 1240 yılında, Kiev şehri, neredeyse, tamamen yıkılır.

Sonraki dönemde ise,

Osmanlı imparatorluğunun kontrolü altına girer ve daha sonra ise, bölgede güçlenen Rus Çarlığı, buraya hakim olur. 1811 yılında, büyük bir yangın sonrasında yok olan şehir, yeniden yenilenir. Kentin yeniden kuruluşu, bu tarihte ciddi olarak başlar. 20.yüzyıl başında: Kiev, yeniden Avrupa’nın en büyük şehirlerinden biri haline gelir.

1917 yılındaki Kızıl Ordu devriminden sonra ise, Moskova ve St. Petersburg’dan sonra, üçüncü ve en stratejik şehir konumuna gelir. II. Dünya Savaşında, şehir, çok fazla tahribata uğrar. Nazi Almanya’sı tarafından işgal edilen, şehirde, halkın büyük bölümü idam edilir. İdam edilenler arasında: çok sayıda, Ukraynalı vatansever de bulunur. 24 Ağustos 1991 tarihinde ise, Ukrayna’nın bağımsızlık hareketi, Kiev şehrinde ilan edilir. 1997 yılında, Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra ise, Ukrayna’nın başkenti olur.

Ukrayna Kiev

KENTİN KURULUŞ EFSANESİ

Dinyeper Nehrinin kenarında, hemen arkada, içinde dört kişi bulunan bir anıt tekne göreceksiniz. Efsaneye göre: dört kardeş, buraya gelmişler ve burada bir kent kurmuşlar. Kardeşlerin isimleri: kinin, shchek, khoriv ve kız kardeşleri lybid.

En büyük kardeşin ismi: Kinin. Bu yüzden, şehre “Kiev” ismi verilmiş. Tabii bu arada: Kiev şehrinin kuruluşunun, Hazar Türkleri tarafından gerçekleştirildiği de, birçok tarihi kaynaklarda öne çıkarılıyor.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Şehirde metrolar bulunuyor. Kiev Metrosu: dünyanın en büyük metrolarından biridir. Çok derine inşa edilmiştir. Ayrıca: tramvay, troleybüs gibi vasıtalar kullanılarak, ulaşım sağlanabiliyor.

Taksiler: Taksiler, bizdeki gibi değil. Yolda, elinizi kaldırdığınızda, herhangi bir araç durup, sizi alabilecektir. Bütün araçlar, taksicilik yapabiliyorlar. Diğer ülkelere nazaran, taksi fiyatları çok ucuz. Türkiye’ye kıyaslamak gerekiyorsa: dolmuş fiyatına taksi çevirmek mümkün.

Gene de, şehre ilk kez geliyorsanız, hava alanından şehre geçerken, fiyat konusunda dikkatli olmalısınız. Çünkü: taksiciler, turist görünce sapıtıyorlar ve aşırı fiyat talep ediyorlar, binmeden önce mutlaka pazarlık yapın. Çünkü: asla taksimetre açmıyorlar ve muhteşem kazıklıyorlar.

Metro: Avrupa’nın en alçak, ikinci metrosuna sahiptir. Savaş anında, sığınak olarak kullanılabilecek 3 hat ve bunlara bağlı kanallar var. Bazen, metronun merdivenlerinden, dakikalarca, aşağılara inmek durumunda kalıyorsunuz. Bu 3 hat, şöyle sıralanıyor.

Mavi hat: Dinyeper kıyısından Geroiv Dnipradan başlayıp, Dibidska’da bitiyor. 11 istasyon, şehri, kuzeyden güneye geçiyor. Kırmızı hat: şehrin batısından doğusuna uzanıyor. Akademmisteçko’dan Lisova’ya kadar, 18 istasyon. Diğer hat, mor hat: doğu-batı arasında çalışıyor.

Sirets hattından, Borispilska’ya kadar 13 istasyon. Mavi ve kırmızı hat: Kresçatik istasyonunda kesişiyor. Mor ve kırmızı hat: Teatralnaya’da kesişiyor. Ulaşım için, ayrıca troleybüsler ve bizdeki gibi dolmuş-minibüsler de belli hatlarda çalışıyor. Metro jetonu: 1 grivna karşılığında 4 jeton alabiliyorsunuz. 1 dolar, daha önce söylediğim gibi; 5 grivna.

Ukrayna Kiev İnsanlar

İNSANLAR

Şehrin insanlarından söz açılınca: burada göreceğiniz kızların, bayanların güzelliği kesinlikle ve öncelikle dikkatinizi çekecektir.

Zengini ve fakiri, düzeni ve düzensizliği, güzeli ve çirkini bir arada barındırması ile, İstanbul’u andıran bir şehir. İnsanları: sabah saat 11.00’de, ellerinde biralar ile, sokaklarda dolaşıyorlar. Saat: 02.00’den sonra ise, şehirde, ayık insan bulmak zor. Zamanında: maruz kaldıkları, Rus etkisinden oldukça büyük oranda etkilenmişler. Ama, yine de şirin bir Avrupa şehri havasındadır.

Basit bir memur: aylık 150 Amerikan Doları maaş alıyor. 400 dolar alanlar ise, kalbur-üstü kişi sayılıyorlar. Ama, şehirde: 300.000 Amerikan dolarına satılan evler de var. Yani: bir yandan, kara para da var.

Şehirde: Schevchenko adını  taşıyan, birçok cadde, meydan ve park var. Ama, bu milli şairleri Schevchenko. Yani: futbolseverlerin tanıdığı kişi değil.

Bu şehirde: iki tür insan yaşıyor. Yoksulluğun korkunç hüznü ve kederiyle insanın içine donuk donuk bakanlar, ya da cıvıl cıvıl bir neşeyi her zaman gülümsemesinde ve yüzünde taşıyanlar.

Kentin ücra bölümlerinde: iki göz oda olan daracık dairelerde yaşayan milyonlarca insan var. Ruhları ve bedenleri hapseden bu evler, gerçekten korkunç. Sovyetler döneminde dikilmiş toplu konut yapımlarında yapılan milyonlarca sevimsiz apartman var. Milyonlarca hantal beton, milyonlarca leş gibi asansör. İnsanları: sefaletten ve baskılar altında ömür tüketmiş, hala da tüketiyorlar.

Nüfusun % 99’u okur-yazar. Toplam nüfusun: % 43’ü erkek. Burada yaşayan insanlar, şaşırtıcı derecede, birbirlerine benziyorlar. Yabancılardan, genel olarak hoşlanmazlar. Yazının genel bölümünde de söz ettiğim gibi: özellikle, meydanlarda ve akşam saatlerinde, park, bahçe ve sakin yerlerde bulunmamanızı öneriyorum. Nüfusun büyük bölümünün kadın olması, çoğu işte, kadınların çalışması sonucunu doğuruyor. Rus kadınlarına göre: daha iridirler, ilgili ve bakımlıdırlar.

Şehir insanları: İngilizce bilirler, ama konuşmayı sevmezler ve Rusça konuşmayı tercih ederler.

Ukrayna Kiev

KONAKLAMA

Kiev şehrindeki, lüks oteller: Faraon Hotel (şehir merkezine fazla uzak değildir, Dinyeper nehri üzerindedir), Hyatt Regency Kiev Otel (şehrin alışveriş merkezlerine çok yakındır, ayrıca birçok devlet dairesine, büyük iş ve eğlence merkezlerine, tiyatrolara, restoranlara ve dükkanlara yakındır).

Premier Palace Hotel (şehrin tam merkezindedir), Radisson SAS Hotel (şehrin kalbindedir, otel kreschatik caddesine yürüme mesafesindedir), Dnipro Hotel (şehrin merkezindedir), Domus Hotel (eski şehir ve modern Avrupa tasarımını birleştiren bir yapısı var), Impressa Hotel, Lybid Hotel (merkeze çok yakındır).

Natsionalny Hotel (kentin tarihsel bir bölgesinde bulunuyor), Podol Plaza Hotel, President Hotel (şehir merkezindedir, ancak şehir merkezinin gürültüsünden kaçmak için ideal bir yer), Riviera Hotel (şehir sermayesinin merkezinde, Podol bölgesinde bulunuyor), Rus Hotel (şehrin en popüler otellerinden biridir), Vozdvizhensky Hotel (1997 yılında inşa edilmiştir, eski şehrin kalbinde bulunmaktadır.)

Evet: otellerin fiyatları: biraz şaşırtıcı derecede yüksek. Gecelik 100 dolar civarında. Ben size, genellikle otelden ziyade, şehir merkezinde, ev kiralayabilirsiniz. Bu evler: her türlü özellikleri olan konutlar. Fiyatları da, otellerden çok daha uygun. Bu evlerle ilgili bir örnek vermek istiyorum. Örneğin: Krasnaya Armeiskaya caddesi üzerinde, 3 odalı bir konutun günlük kirası: 250 Dolar.

Ukrayna Kiev Eğlence Hayatı

EĞLENCE HAYATI

Farklı müzik tarzları ve gece mekanları: değişik tür eğlenceler için ortam yaratıyor. Kendinizi çılgın dans ritimlerine kaptırabilir, konukseverlik ve sıcaklık bulabilirsiniz. Hangi kulüp, sizin için hoş olabilir, seçmekte zorlanacağınız kesin. Ben yine de, birkaç kulüpten söz etmek istiyorum.

Androgyne: Sıra dışı show programları var. Ama: daha çok gaylar tarafından tercih ediliyor, bilginize.

Bumerang Disco: Aralık 2002  tarihinde açılmıştır. 3 salonu ve yazlık terası bulunuyor. Aydınlık iç mekanlar, geniş ve yuvarlak dans pisti ve çılgın show programları sunuluyor. Bunların en başında ise, baştan çıkartıcı striptiz keyfi öne çıkıyor.

Caribbean Club: Şubat 1998 tarihinde açılmıştır. Temelde: Karayip mutfağının uzmanlaştığı bir restoran var. Ama daha sonra: canlı müzik olunca, misafirler oturamadı ve dans etmeye başladılar. Latino ritimlerinin büyüleyici sesleri eşliğinde, dans edenler, ortamı şenlendiriyor.

Yani, tesis kuruluşundan bir süre sonra: dans pisti ile, restoranı olan bir dans kulübü haline gelmiştir. Burada: özel partiler, düzenli olarak gerçekleştiriliyor. Tüm show programları: çeşitli yarışmalar, pratik şakalar, profesyonel dansçı ve diğer şaşırtıcı olaylar, canlı performanslar ile sunuluyor.

Magma Club: Buranın temel ayırt edici özelliği: dekorasyonu ve ışık etkileridir. Kulüp, yer altında, kara yolunun altında bulunuyor. Burada, misafirler için başka güzel sürprizler de var. Burası zaten, tamamıyla misafirler ve gençler için tasarlanmış. Aynı zamanda, bar bölümünde: bira, şarap, konyak, likör, alkolsüz içecekler ve benzeri gibi içecekler de bulabiliyorsunuz.

Evet, gece kulüplerinin yanında, Kiev’de meraklıları için: Casino ortamları da bulunuyor. Kumar ruhu, her zaman insanlar için cazip olmuştur. Onlar şanslarını denemek isterler. Bu nedenle: Kiev şehrinde, casinolar, bu amaçların yürütülmesi için, mükemmel ortam sunuyorlar. Aslına bakarsanız, her köşe başında kumarhane var. Kollu makinalarla dolu kumarhanelerde, rahatlıkla şansınızı deneyebilirsiniz. Yine de şehirdeki casinolardan birkaçı:

Avalon

Ukrayna’da, en saygın ve en büyük kumar kuruluşlarından biridir. Mükemmel çalışanları var. Her gün, saat: 18.00-06.00 arasında hizmet verilmektedir.

Gabriela

Şehrin  tam merkezindedir. Krechhatik caddesinde. Dniprol Hotel içinde. Oyun oynayanlar: ücretsiz elit içecekleri tadabilirler. Casino’da: canlı müzik eşliğinde dans eden kızlar var. Çeşitli yarışmalar düzenleniyor ve  kazananlara para ödülleri veriliyor. Ayrıca: ziyafet masasında, arzu ettiğiniz yemekleri yiyebiliyorsunuz. Dinlenme ihtiyacı hissedildiğinde, bar ve kulüpte mola vermek mümkün.

Son olarak gidenlere önereceğim kulüpler

Arena, 112 ve Shooters. Alkole bu kadar düşkün bir milletin en büyük eğlence anlayışı: diskotekler. Kiev şehrinde: yüzlerce diskotek var. En gözde olanları ise biraz önce sözünü ettiğim gibi: Arena City, Sound Planet, Kaif, Tsar, Acur, Shooters. Yalnız: ben Shooters kulübüne gitmedim. Duyduğuma göre: Türkleri almıyorlarmış. Bilemiyorum, tercih sizin, denemeyi size bırakıyorum. Arena ise: güzel bir yer. Altında casino var. Şehrin kalburüstü insanları takılıyor.

Evet, kulüplere :girişlerde kontrol yapılıyor ve kılık-kıyafeti uygun olmayanlar, mekanlara sokulmuyor, kapıdan geri çevriliyorlar. Diskolarda: özellikle, farklı kokteyller göze çarpıyor. Fiyatları oldukça ucuzdur.

Bir bardak: shot votka için verilen ücret: 7 grivnadır. Ortalama kokteyl fiyatları: genellikle, 25-30 grivna civarındadır. Şöyle düşünebilirsiniz, diskoda, bir gecelik eğlencenin bedeli: 25 Amerikan doları civarındadır.

Eğlence denince, Kiev şehrinde herkes tarafından bilinen bir yer daha var. River Palace. River Place: nehir üstünde, büyük bir tekne. 3 katlı. Bir katı kumarhane, bir katı restoran ve bir katı da disko. Ama, ailecek gidilebilecek bir yer değil.

Ukrayna Kiev

NE YENİR-RESTORANLAR

Kiev’de, birçok ülke yemek kültürünü bulabilirsiniz. İtalyan, Fransız, Amerikan, Japon, Çin, Kafkasya, Rusya ve hatta sözde Sovyet mutfağı sizin hizmetinizdedir. Özellikle: Kiev’de yaşayan insanlar: çok iyi “tavuk” yemekleri yaparlar. Bunun yanında: denemenizi önereceğim yemek-içecekler: Ukrayna kızıl birası, meyveli düşük alkol içeren gazoz benzeri votkalar ve son olarak lezzetli çorbalar. Kızıl bira: Obolon birası.

Yine, birkaç restorandan söz etmek istiyorum:

Avalon

Burası bir balık restoranı. Menüde: daha çok balık yemekleri var. Karidesten, istiridyeye kadar tüm deniz mahsullerini bulmak mümkün. Ancak, yemeklerde, özellikle domuz eti üzerine kurulu spesiyaller çok yaygın. Lüks bir restoran.

Ukrayna Kiev

Fast Food yemek tarzını tercih edenler için

McDonalt’s var. 1997 yılından beri, Kiev’de bulunuyor. Şehirde, bir düzineden fazla, McDonalts restoranı bulunuyor. Burada: tanıdığınız lezzetler var. Tercih edebilirsiniz.

İlla ki, Türk restoranı-lokantası diyenler için ise: “Gurme” isimli Türk lokantasını öneriyorum. Yemekleri güzel ve fiyatları uygun. McDonalts restoranlarındaki fiyatlar, bizden daha uygun, yaklaşık % 10 daha ucuz. Ama biraz önce de söylediğim gibi: Kievliler, domuz eti yemeği çok seviyorlar.

Su satın almak istediğinizde: özellikle, gazlı olmayanı istediğinizi söyleyin. Çünkü: su denildiğinde, genellikle maden suyu veriyorlar. Bunun dışında: bizim mantıya benzer, ama daha büyüğü: içi patatesli, peynirli, kıymalı olanlar var. Ama kıymalı olana dikkat, çünkü kullanılan kıyma, domuz eti.

Ukrayna Kiev Alışveriş

ALIŞVERİŞ

Marketlerde: kasaya geldiğinizde, poşet için, para isteniyor. Alkol fiyatları ucuz. 1 litre votka için: 5 dolar vermek yetiyor. Sigaralarda ucuz. En pahalı sigara: 7 grivnadır. (yani 1 Amerikan dolarından, biraz fazla) Yiyecekler gayet ucuz. Ancak: domuz eti, diğer etlere göre çok daha fazla tüketiliyor ve daha pahalıdır.

Kiev şehrindeki süpermarketler: 1990’lı yılların sonundan itibaren: şehirde hızla yayılmaya başlamıştır. Bugün şehirde yaklaşık 50 civarında süpermarket bulunuyor. Bunlardan birkaçından söz etmek istiyorum:

Billa Süpermarket

İlk mağazaları, 2000 yılında açıldı. Klasik Avrupa tarzında bir süpermarkettir. Geniş bir ürün yelpazesi ile karşılaşacaksınız.

Furshet Süpermarket

Gıda ve diğer alanlarda, 25.000 çeşit ürün var. Meyve, sebze, ekmek, et, dondurulmuş gıdalar, baharat ve çeşniler bulmanız mümkün. Ayrıca: ev gereçleri ve evcil hayvan maması satılıyor.

Mega Market

Burada bulabileceğiniz malzemeler: yiyecek, ekmek, kek, süt, ev eşyaları, meyve, sebze, konserve ürünler, bebek gıdaları, et ve balık çeşitleri. Ayrıca: çamaşır ve temizlik malzemeleri, kağıt ürünleri, kişisel ihtiyaçlar, reçetesiz ilaçlar. Burada: bira, şarap ve içki de satılıyor. Yani: bu süpermarketin bunları satmak için lisansı var.

Süpermarketlerin yanında

Hediyelik eşyaların satıldığı yerler de var. Bunların birkaçından da söz etmek istiyorum.

Amber Evi

Semyi Sosninykh caddesindedir. Kehribar birçok özellikleri olan doğal bir madde. Özellikle: çağ ağaçlarının ürettiği reçinenin, toprak altında, milyonlarca yıl beklemesinden sonra oluşması, bu maddenin üst düzeyde değerli olmasının baş nedeni.

Çeşitli sanatçıların: amber ile yarattıkları, orijinal eserleri burada görmek mümkün. Sanatçıların tuvalleri: amber, kaya kristali, serpantin, kobalt mavisi, lacivert taşı, jasper, florit ve mermer ile süslü. Amber evi: bu zengin koleksiyonun yanında: bir kısım küçük eserleri de görebileceğiniz bir yer olarak öne çıkıyor.

Andreevsky Spusk

Burası: ünlü Andreevsky kilisesinden başlayıp, Dinyeper nehrine inen bir mahaldir. Bugün bu caddede: birçok hediyelik eşya satan dükkanlar ve küçük sanat galerileri var. Bu galerilerde: suluboya resim, heykel ve modern Ukraynalı sanatçılar tarafından uygulanan sanat eserleri satılıyor. Burası: tarihi bir sokak. Rus kültürünün tanınır sembolleri, burada satılıyor. (özellikle: Matreshka) Özellikle: burada, tılsım olarak değerlendirilen, küçük nazarlık benzeri objeler bulabilirsiniz.

Bunların dışında

Lenin ve Stalin heykelcikleri, portreleri, kırmızı T-shirtler satın alabilirsiniz. Ayrıca: tespih, tütsü, özel portreler satılıyor. Ukrayna’nın geleneksel sanat ve el yapım işleri olan: dokuma kilim, nakış, dantel bulmak mümkün. Ahşap ve parke kutular, boyalı paskalya yumurtaları, oyma amber ve yarı değerli taşlar da satılıyor. Dikkatinizi çekmek istiyorum, pazarlık mümkün. Beğendiğiniz bir objeyi satın almadan önce, mutlaka pazarlık yapın.

Fial

Bosco galeridedir. Burası: Ukrayna mücevher firmasına ait. 1993 yılında kurulmuştur. Firma, çeşitli uluslar arası kuyumculuk fuarlarında ödüller almış mallarını: burada pazarlıyor. Elbette, fiyatlar çok pahalı.

Interio

Burada: Avrupalı üreticilerin hediyelik eşyaları satılıyor. Zengin koleksiyonda: cam, porselen, metal ve deri mallar var. Şık vazolar, lambalar, güzel resimler, heykeller, klasik yazı malzemeleri, dekoratif biblolar.

Milain Limited

Buranın koleksiyonunda: eşsiz her türlü hediyelik eşyalar bulunuyor. Karasal küreler, yazı malzemeleri, navigasyon ve meteoroloji cihazları bulmak mümkün. Ayrıca: gemi maketleri de var.

Kiev Takı Fabrikası

Globus alışveriş merkezindedir. Ukrayna’nın tüm takıları, burada üretilmektedir. Altın ve gümüş takı üretiminde, lider bir yer. Takı fabrikasında: 3500 çeşit takı bulmak mümkün. Böyle geniş bir koleksiyondan: mutlaka kendinize uygun bir şeyler bulabilirsiniz. Özellikle: bayanların mutlaka gitmesini önereceğim bir yer.

Kiev şehrinde, alışveriş yapılabilecek diğer alışveriş merkezleri şunlardır.

City Merkezi:

Kreshchatik caddesindedir. 1500 metre karelik bir alanda, yaklaşık 40 farklı mağaza ve butiğin bulunduğu bir yer. Burada: Fransa ve İtalyan butikleri görebilirsiniz. Ayrıca: çocuklar için de, çeşitli koleksiyonların sergilendiği mağazalar var. Evet, burası tanınmış markaların, mallarını bulabileceğiniz bir tekstil ve ayakkabı merkezi.

Globus

Kare Nezalezhnosti bölgesindedir. Burada: Kiev şehrinin mimari harikalarından birini görebilirsiniz. 2002 yılında inşa edilmiştir. Alışveriş alanı: çok katlı, cam kapılar, yürüyen merdivenler, kafe, bar ve restoranlar ile tam bir bütün oluşturuyor. Kiev şehrinde, giysi satın alabileceğiniz en iyi yer, burasıdır. En iyi giyim mağazalarını burada bulabilirsiniz. Ayrıca: çeşitli ayakkabı mağazaları, iç çamaşırı ve aksesuar mağazaları var. Alışveriş için gezerken yorulursanız, buradaki sayısız kafe ve restoranlarda dinlenebilirsiniz. Örneğin: merkezi havuzun hemen çevresinde bulunan kafelerde oturabilirsiniz ki, mutlaka burada küçük bir mola vermenizi öneririm.

Mandarin Plaza

Basseynaya caddesindedir. 7 katlı bir binadır. Şehir merkezine oldukça yakın olması büyük avantaj. Merkezde: her türlü ve çeşit mal sunan, çok sayıda mağaza bulunuyor. Butikler, yüksek moda tasarım ürünleri, ünlü markaların son koleksiyonları. Çocuklar için ise: vitamin bar, bilgisayar oyunları, karaoke bulunan bir bölüm bulunuyor. Merkezin 4 kat altında: her türlü müzik cd.ni bulabileceğiniz bir merkez var.

Ukrayna Kiev Gezilecek Yerler

GEZİLECER YERLER-GEZİ PLANI

Kiev, iki yakadan oluşuyor. Arada: Dinyeper nehri var. Hayat, genelde sağ tarafta daha hızlı. Şehrin sol tarafı, aynı İstanbul-Anadolu yakasında olduğu gibi, daha çok yerleşim amaçlı. Şehrin merkezi: insanlar rahat gezsinler diye, trafiğe kapatılıyor. Ulaşım, çok ucuz, metro, otobüs, minibüs, tramvay var. Ancak: şehirde, genelde trafik sorunu var. Aceleniz varsa, mutlaka metro kullanın.

İstanbul için, Taksim Meydanı ne ise, Kiev içinde: Özgürlük Meydanı aynı anlamı taşıyor. Özellikle hafta sonlarında: bütün şehir halkı, buraya akın ediyorlar. Çevre  havuzlarla dolu. Çimenlerde oturanları görebilirsiniz. Havuzlar, heykeller, gezinenler, evet, burası gerçekten güzel bir yer. Şehirdeki gezinize, Özgürlük Meydanından başlayın.

Ukrayna Kiev Maydan Nezalejnosti

MAYDAN NEZALEJNOSTİ (İSTİKLAL/BAĞIMSIZLIK MEYDANI)

Evet, burası şehrin merkezi. Bir zamanlar, burası ormanlık bir yermiş. Yani: 10.yüzyıla kadar, burası “Yüksek Koru” diye isimlendiriliyormuş. Kiev şehrinin inşasında, ev yapımında kullanılmak üzere, inşaatlar için ağaçlar kesilince, kocaman ve boş bir alan ortaya çıkmış ve burası oluşmuş. Burası uzun süre: Kiev şehrinin girişinde, hayvanların otladığı ve Kiev’e gelen elçi, tüccar ve kervanların beklediği bir ova olarak kullanılmış.

Bu aradaki ismi ise “Keçi Ovası”.13.yüzyıl sonlarında ise; buraya, şehir surlarının inşasına karar verilmiş. 13.yüzyıl sonlarında, büyük surlar inşa edilmiş ve eski tarihi şehre giriş imkanı veren 3 kapıdan biri olan “Lyadskie” girişi, buraya inşa edilmiş. 1833 yılında ise: meydandaki surlar gibi, giriş kapısı da yıkılmış. 19.yüzyılda, Krestatik caddesinin ana cadde statüsüne sokulmasından sonra, meydan da, Kiev şehrinin ana meydanı haline gelmiş.

Heykeller ve çeşmelerle dolu, turuncu devrim sırasındaki gösteriler ve toplantıların merkezi burasıymış. 1991 yılında, Ukrayna’nın, Sovyetler birliğinden ayrılması için yapılan gösteriler ve toplantılar, aylarca bu meydanda düzenlenmiş ve sonunda, meydandaki Ukrayna halkının isteği gerçekleşmiş. Ukrayna: Rusya’dan ve Beyaz Rusya’dan ayrılmış. Daha sonraki dönemde ise; 2004 yılında, Başkanlık seçiminden sonra, yine Ukrayna halkı bu meydanda toplanmış ve seçim sonuçlarını protesto etmişler, ama aylarca süren bir protesto. Dünyaca ünlü “Turuncu Devrim” bu meydanda yapılmış. Bu yüzden; dünya üzerinde, yakın tarihin yazıldığı ender alanlardan biri burası.

Günümüzde, özellikle

Güneşli havanın tadını çıkarmak isteyenler, burayı hafta sonlarında dolduruyorlar. Yazın: bu meydanda: etkinlikler ve konserler düzenleniyor. Meydana sahneler yapılıyor, Kievli sanatçılar, burada konserler düzenliyorlar. Ama konserlerden sonra, çevreye muhteşem bir alkol kokusu siniyor. Çünkü: şehir gençleri; aşırı boyutlarda içki ve sigara tüketiyorlar.

Meydan: çok iyi düşünülüp-taşınılarak yapılmış. Yerin hemen altında: dev bir alışveriş merkezi var. Meydanın orta yerinde, Kiev şehrinin kurucularının heykelleri var. Şehrin giriş kapılarından biri, sembolik olarak, bu meydanda bulunuyor.

Evet, gezimize devam ediyoruz.

Ukrayna Kiev Kresçatnik Caddesi

KRESÇATNİK CADDESİ

Burası: Kiev’in ana caddesidir.

Meydandan sonra: 8 şeritli bir bulvar var. Burası: özellikle yaz döneminde, yaz etkinlikleri nedeniyle araç trafiğine kapalı. Özellikle: hafta sonlarında, bunun sonucunda, ortaya güzel bir gezinti yolu çıkıyor. İnsanlar: caddelerde yürümenin keyfini çıkarıyorlar. Burası: şehrin, en önemli caddesi. Uzunluğu: 1.2 km. Burası: şehrin, en ünlü caddesi, eskiden şehrin giriş caddesiymiş.

Buradaki yapılaşma, 18.yüzyıl sonlarında başlamış. Cadde: kestane ağaçlarıyla çevrili, dünyaca ünlü mağazalar, kafeler ve restoranlar dolu, zarif bir cadde. Zara, Mango, Lui Vittino, Gucci ve Mc.Donalts restoranları var. Bu cadde üzerinde gezerken: Mc.Donalt restoranında mola verebilirsiniz. Daha sonra: “Şato” isimli restoranı deneyin derim. Burada: sunulan biraları kendileri üretiyorlar. En güzeli: altın renkli olanı. Biranın yanında: şam fıstığı getiriyorlar. Bunun yanında: borç çorbaları, dana biftekleri çok güzel.

Ukrayna Kiev

Caddenin başlangıç noktasında: Pazar, bitiş noktasında ise: biraz önce sözünü ettiğim Özgürlük Meydanı var.

Evet: bu şehirde, görülmeye değer pek çok yer var. Tarihi kiliseler ve yemyeşil, uçsuz-bucaksız parklar dolu.

Şehri gezerken: Ayasofya Katedrali göreceksiniz.

Ukrayna Kiev Svetoya Soşya Katedrali

SVETOYA SOŞYA (AYASOFYA ) KATEDRALİ

Bu katedral: 1037 yılında, Prens Yaroslav tarafından, şehrin gücünü göstermek için yaptırılmış. Üstelik, prens, burayı yaptırmadan önce, İstanbul’a yaptığı bir ziyaretten çok etkilenmiş ve bu katedrali yaptırmış. Kulelerin üstü: altın kaplama, temeli 11. yüzyılda atılmış, 13 altın kaplama kubbesi ve 11. yüzyıldan kalma, mozaik ve freskleriyle ünlü.

Şehrin: en eski ve ayaktaki kilisesidir. 1037 yılında, Prens Yaroslav tarafından; rakip kabile olan Peçeneklerle yapılan savaşın kazanılması anısına inşa edilmiştir. O dönemlerde: bütün büyükelçilik resepsiyonları, prenslerin taç giyme törenleri, anlaşmaların imzalanması, burada yapılırmış. Şehrin, ilk okulu ve kütüphanesi de, Ayasofya kilisesinde kurulmuştur.

Ukrayna Kiev

Tatarların şehri istilası sırasında, katedral büyük hasar görür, birçok kez yanar ve yeniden inşa edilir. 1707 yılında, Ayasofya katedrali olarak, yeniden inşa edilir. Ukrayna barok ve tipik armut biçimli kubbe ile süslüdür. Günümüzdeki katedral binası: 17.-18. ve 19.yüzyıl yapımlarını birleştirmektedir. Bina gövdesi: beyaz, soğan biçimindeki kubbeleri yeşil. Merkez kubbe, diğerlerinden daha büyük ve yaldızlı. Ukrayna’da, UNESCO tarafından, dünya mirası listesine dahil edilen ilk yapı.

Aziz Sofya katedrali

Kiev Prenslerinin mezar yeridir. Katedralin içinde: Yaroslav Mudry ve oğlu Vsevolod ve Vladimir Monomakh gömülüdür.

Katedralin iç süslemelerinde: mozaik ve freskler;  11.yüzyıl, Bizans ustalarının eserleridir. Harika freskler, sütun ve tonozlar yapıyı süslüyor. Yapının içinde, orta kesimde, büyük mozaik “Virgin Maria” resmi ile süslenmiş. Mozaik: 6 metre yüksekliğinde ve farklı renk ve tonlarda yapılmış. Diğer bazı fresklerde ise: İncil’de konu edinilen bir kısım olayın temsili olarak işlenmiştir. Bunun dışında: katedralin içinde: Yaroslav Mudry aile üyelerinin portrelerini görmek mümkün. Çan kulesi: İstanbul’da, Bizans İmparatoru Konstantin tarafından, Prens Olga onuruna düzenlenen, sahneleri resmeden, resimlerle süslenmiş. Burada: palyaçolar, müzisyenler, dansçılar, hayvan eğitmenleri ve araba yarışmaları resmedilmiş.

Sovyet devriminden sonra, hükümet, katedrali yıkmaya ve bir tür parka dönüştürmeye karar vermiş. Ama çok sayıda tarihçi ve bilim adamının çabası ile, korunabilmiş. Yine de, 1934 yılında, hükümet, binaya el koymuş ve müzeye dönüştürmüş. 1980’lerin sonunda, politik durum değişmeye başlayınca, bu sefer de zaman içinde bu binayı kullanmış bütün mezhepler, hak iddia etmeye başlamışlar. Paylaşım sorunu çıkmış. Bugün, Ukrayna Hıristiyanlık müzesi olarak kullanılıyor.

Ukrayna Kiev

Meydanın ortasında, bir heykel var. Birçok devlet töreni: katedralin önünde bulunan, bu meydanda yapılıyor. Hemen önünde: 1645 yılında, Osmanlı ve Litvanyalılarla savaşıp, Ukrayna ve Rusya’nın birleşmesini sağlayan, Boğdan Hmelnitsky’nin heykeli var.

Meydanın bir diğer ucunda: Aziz Mikail manastırı var.

Ukrayna Kiev St Michaels Cathetral

ST. MİCHAEL’S CATHERDAR (GOLDEN KUBBELİ) AZİZ MİCHAEL CATHEDRAL

Altın kubbeli katedral: 1108 yılında, Pres Yaroslav’ın torunu tarafından yaptırılmıştır. Eski Rus mimarisinin en güzel örneklerinden biridir. Manastır yapısının kulesinin birinde saat var. İçi orijinal; dışı ise, 1716 yıllarında yapılmış, 1760 yılında kule eklenmiştir. 1930’lu yıllarda, Sovyet Bolşevik Devriminde yıkılmış ve Ukrayna bağımsızlığını kazandıktan sonra, yeniden yapılmıştır.

Ukrayna Kiev Taras Şevçenko

TARAS ŞEVÇENKO (OPERA BİNASI) 

18.yüzyıl sonu ile 19.yüzyıl başlarında, şehirde, opera büyük önem taşıyordu. Bina: 1867 yılında yapılmış. Avrupa’nın birçok yerinden gelen sanatçılar, burada konserler veriyorlardı. Ama, bu  konserler, açık havada yapılıyordu. 1896 bir yangın sonucu, opera binası tamamen yanar. Çok sayıda kostüm ve müzik arşivi yok olur.

Sonunda: 1901 yılında: bu opera binası yeniden yapılmış. Evet, burada halen dünyaca ünlü sanatçılar ağırlanıyor.

Ukrayna ulusal senfoni orkestrası: Kiev Şlarmonisi, brok mimari tarzını, günümüze kadar korumuş. Ses akustiği mükemmel bir yer.

Ukrayna Kiev Podol-Kardeşlik Tepesi

PODOL-KARDEŞLİK TEPESİ

1905 yılında inşa edilen, Füniküler’e yürüyerek ulaşabilirsiniz. Burası: Kiev’in en eski merkezi “Padol” ile, “Mihaylivskaya Meydanı” arasında çalışan, bir çeşit teleferik. Buraya çıkış için, kişi başına: 0.5 gvinya ödemeniz gerekiyor.

Şehrin en güzel manzaralarının görülebileceği yer. Dinyeper nehrinin: sağ ve sol tarafında, eski ve yeni şehri görebilirsiniz. Hemen sağ yanda ise: Prens Viladimir’in bir heykeli bulunuyor.

Şehri en güzel görebileceğiniz yer burası. Şehrin: yemyeşil manzarası büyüleyici. Ünlü Alman Edebiyatçı Göthe; “içinde parklar olan şehirler gördüm, ama parkın içinde şehri ilk kez görüyorum “demiş. Evet, bu şehir gerçekten yemyeşil. Özellikle: bu tepeden baktığınızda, bu yeşilliği göreceksiniz.

Kiev Belediyesi: park şehri olarak ün kazanan şehrin, bu ününü kaybetmemesi için, önemli kararlar almış. Yaşlı ağaçları kesebilmek için, bizzat Belediye Başkanından, özel izin almak gerekiyormuş. İzinsiz kesenler için: çok büyük para cezaları uygulanıyormuş.

Ukrayna Kiev Savaş Müzesi

SAVAŞ MÜZESİ

Çok geniş bir alana yayılmıştır. Burada: Anavatan heykeli bulunuyor. Bu heykelin ağırlığı: 500 ton. Yüksekliği ise, 102 metre. Hemen dikkatinizi çekecektir. Sağ elinde: 12 ton ağırlığında, kılıcı ve sol elinde ise, eski Sovyetler Birliğini temsil eden kalkanı ile, yeşillikler arasında, bütün heybetiyle duran “Rodina Mal “ heykelini görebilirsiniz.

Evet, bu heykelin bulunduğu yerde, 20 hektarlık bir alan üzerinde: Nazi işgaline karşı yapılan savunmaya ithaf edilmiş olan “Savaş Tarihi Müzesi” bulunuyor.

Hemen yanındaki kapalı alanda ise:  I ve özellikle II. Dünya Savaşına ait, canlandırma heykeller, resimler, gazete kupürleri, savaşta ölen tanınmış komutan ve askerlerin isimleri ve bazılarının resimleri sergileniyor. Açık hava kısmında: ölümsüz ateş, II. Dünya savaşında kullanılan silah envanteri ve vatan ana heykeliyle, zafer gününde, tören yürüyüşünün yapıldığı toplu-bataryalı yürüyüş yolu bulunuyor.

ANDRESKİ SPUSK (ANDREİ YOKUŞU)

Burada: hafta sonları, bölgede yaşayan ressamlar tarafından tezgahlar kuruluş, tablolar satılıyor. Ahşap tezgahlar var. Burada, ne ararsanız bulmak mümkün. Ama, özellikle, ressamların tablolarını bulabilirsiniz. Resimler çok güzel. Mutlaka beğenip alacağınız bir resim olacaktır. Pazarlık yapmayı sakın unutmayın.

Bunların dışında: daha aşağılara inildikçe, başka turistik eşya satıcıları bulacaksınız. Yerel kıyafetler satılıyor, geleneksel Ukraynalı bayan kıyafetleri, özellikle, bolca satılıyor. Bunlar: el işi. Üzerinde: keten gömlek, başta geleneksel bir bant var. Fiyatları pahalı, gömlek, yüz yıllık antika değeri taşıyor. Bunları satın almak için, en az 100 doları gözden çıkarmak şart. Bunların dışında: tahtadan yapılan objeler satılıyor. Bu arada, elbette, bol miktarda matruşka.

Eskiden, Çar Tepesinden aşağı inen bu caddede: esnaf ve sanatkarlar, mallarını satarlarmış ve buradan, aşağıdaki semt, şehrin en fakir semtlerinden biriymiş. Ama, bugün, bu semt: şehrin en zengin ve en güzel yerlerinden biri olmuş. Şehir: bir zamanlar, yönetim merkezi olan üst şehir ve halkın yaşadığı alt şehir olarak ikiye ayrılırmış. Liman: Eskipazarlar, balıkçılar çarşısı ve evler ve dar sokaklar: mutlaka görülmeye değer yerler. Yani, buraya mutlaka gelin ve yokuştan aşağıya doğru inerken, bölgeyi gezin.

Yokuşun ortasında: bir kilise var. Pazar günü, burada bulunuyor iseniz, bu kiliseyi gezmenizi öneririm, ilginizi çekebilir.

Ukrayna Kiev Tekne Gezintisi

TEKNE GEZİSİ

Dinyeper nehrinde, mutlaka tekne gezisine katılın. Dinyeper nehri: Rusya’dan doğuyor ve ardından, Karadeniz’e dökülüyor. Uzunluğu: 2100 km. Sıcak yaz günlerinde, nehir kıyısında, bütün Kievliler, güneşin ve suyun tadını çıkarıyorlar. Bu yüzden, nehir, şehir için çok önemli.

Nehrin: 980 km.lik bölümü, Ukrayna sınırları içinden geçiyor. Nehrin üzerinde, tur yapan çok sayıda tekneye rastlamak mümkün. Yol boyunca: yan yana yükselen, tarihi ve modern binaları izlemek çok keyifli, tepeler ormanlarla kaplı. Şehre yakıştırılan isimlerden biri de, “Altın kubbeli şehir”. Bunun sebebi: her yerde karşınıza çıkan, katedral ve kiliselerin, altın renkli çatıları.

Dinyeper nehri, gerçekten bu şehir insanının yaşamında önemli bir yere sahip. Burada: kıyıda, kumsaldan denize girer gibi, nehre giriyorlar, yüzüyorlar, güneşleniyorlar. Şehirde: özellikle, yaz ayları çok sıcak geçiyor. Haziran aylarında, sıcaklık: 30-35 derece civarına kadar çıkıyor.

Nehrin ortasında: bir ada var. Turhan Adası.

TURHAN ADASI

Adanın kıyıları: çok güzel. Nehrin suyu gayet temiz. Bu adanın kıyılarından: nehre girip, yüzüyorlar. Adanın kıyıları: tamamen kumla doldurulmuş ve plaj yapılmış. Deniz olmayan bu kentte: tam anlamı ile, adanın kıyılarında, kumsal oluşturulmuş. İnsanlar: burada, yüzme dışında, sandala biniyorlar, sandal gezileri yapıyorlar. Kıyılarda: bol sandal var, hepsi kiralık, guruplar halinde ve çok küçük ücretler ödeyerek, sandal kiralayabilirsiniz. Adada. Spor yapan insanlar göreceksiniz, spor alanları oluşturulmuş. Burada: yani adada, açık hava spor merkezi var.

HYDROPARK

Burası: Dinyeper nehrinin ortasındaki adada kurulu. Burada: ziyaretçiler için, plajlar, restoranlar, spor sahaları, çocuklar için çeşitli roller bollar bulmak mümkün. Her türlü eğlence yürütülüyor. Açık havada: benzersiz spor yapma imkanı var. Bunun dışında: ilkbahar ve yaz aylarında, özellikle sıra dışı sergiler yapılıyor. Örneğin: kum heykel yarışması, düzenli bir şekilde, sürekli yapılıyor. Kiev kültürel yaşamında: dünyanın birçok yerinden gelen heykeltıraşlar tarafından, bu kumdan heykel yarışması, çok tercih ediliyor. Ayrıca: burada, çeşitli müzik konserleri ve festivallerde yapılıyor.

Ama: nehir ortasında bulunan bu adada, son yıllarda, sık sık seller gelir olmuş. Venedik benzeri bir yer haline gelmiş. Park: betonarme bir köprü ile, (144 metre uzunluğunda) şehrin kara bölümüne bağlanmış. Bu köprüden: Dinyeper nehrinin sularını seyretmek, mutlaka ilginizi çekecektir.

Parkta bulunan plajlar,

Özellikle su kanalları ve diğer olanaklar, küçük çocuklar için çok ilgi çekici oluyor. Ziyaretçiler: bir tekne gezisine çıkabiliyorlar. Bu tekne gezisinde: nehir boyunca akış, manzaralar ve romantik bir atmosfer bulabilirsiniz. Hatta: nehir üzerinde, su kayağı yapma imkanı bile yaratılmış. Bütün bunların üzerine: yorulduğunuzda, parkta: bir bar veya bir restoranda, yorgunluk atabilirsiniz. Akşam, ise bir diskoya gidebilirsiniz. Gece kulüpleri, neon ışıklarını yaktıklarında, akşam, burası bambaşka bir havaya bürünüyor.

Ukrayna Kiev Pirigova Köyü

PİRİGOVA KÖYÜ

Avrupa’nın en büyük açık hava müzelerinden biridir. İçinde: Ukrayna’daki 6 bölgeye ait insanların gerçekte yaşamış olduğu, 100-350 yıl arasında, geçmişe sahip yöresel evler ve yöresel köyler bulunan bir müze.

Geleneksel Ukrayna köy yaşamı, burada tanıtılıyor. Kapıdan, ücret ödeyerek, bu komplekse giriyorsunuz. Yel değirmenleri var. Yine, hasırdan yapılmış bebek ve kuklalar satılıyor. Geleneksel köy yaşamını görmek için: buraya gidebilirsiniz. Şehirden, fazla uzak değil. Tamamen orijinal haliyle muhafaza edilen, 16. ve 17.yüzyıldan kalma, orijinal evler, okul, kilise ve yel değirmenleri var. 16. yüzyılda, Ukrayna’nın neye benzediğini, burada görmek mümkün.

Ukrayna Kiev Prigova köyü

Park: Ukrayna’nın, 14. yüzyıldan, 20.yüzyıl başlarına kadar olan Etnoğrafik ve tarihi özelliklerini yansıtıyor. Muhteşem yeşil alanlar var. Bu alan üzerine kurulmuş evler, yel değirmenleri var. Özellikle, burası, hafta sonlarında, doğa ile iç içe olmayı düşleyen, yeni evliler, kentliler ve turistler için, bulunmaz bir kaçış noktasıdır.

Evlerin içine girince: mutfakta kap-kacaktan, koltuk ve yataklara kadar, hatta el işi nevresimlere kadar, her şeyi orijinal halinde görebileceksiniz. Yine: hediyelik eşyaların satıldığı, mekanlar bulunuyor.

16 ve 19. yüzyılda, el sanatları nasıldı, hatta biraz daha eskiye dayalı nostaljik bir şeyler almak isterseniz, bu köy içindeki dükkanlardan alışveriş yapabilirsiniz. Topuz alabilirsiniz, topuz bu ülkede iktidar sembolü. Özellikle: işli-baskılı gömlekler var. Ama, fiyatları biraz pahalı. Yoksa, bu gömlekler gerçekten çok güzel. Ama, dediğim gibi, fiyatları pahalı.

Ukrayna Kiev Kievo-Pecherskaya Lavra Manastırı

KİEVO-PECHERSKAYA LAVRA MANASTIRI

Rusya’daki ilk Ortodoks manastırı olarak: 1051 yılında inşa edilmiştir. Dinyeper nehrinin sağ kıyısında, yüksek  tepeler üzerinde, altın yaldızlı kulübesiyle hemen göze batıyor. Söylentiye göre: Havari Andreas: havarilerine, vaaz verirken, şöyle der “Bu tepeler üzerinde, büyük şehri ve kutsal Tanrının yücelmesini sağlayacak bir çok kilise olacaktır.”

1051 yılında: kutsal din adamı, Anthony: Far mağaralarının bir parçası olan Varangian mağarasına yerleşir. Bir kısım müridi: onu mağarada ziyaret ederler ve bazı yiyecek ve gerekli şeyler getirirler. Bir kısım müridi ise, onunla birlikte, mağaraya yerleşirler. Zamanla: sayıları, 12 olur. Mağarada: hücreleri ve tapınakları yapmaya başlarlar. Bu dönemde, birçok kişi, Anthony ziyaret etmeye devam ederler. Bunlar arasında: Kiev prensleri de bulunur.

Zamanla: keşişler, burada para toplamaya başlarlar. Anthony ise, inzivaya çekilir. Bu nedenle, 1057 yılında, yamaca doğru kazılan, uzak mağara ve yer altı hücresi oluşur. Anthony, orada 40 yıl geçirir. Daha sonra, bölgede, yer üstü manastır inşa edilir. Kısa bir süre sonra: rahipler gelir. Mağaralar ise, kardeşlik üyeleri için, bir mezar yeri olarak kullanılmaya başlanır. Anthony: 1073 yılında, mağaralardan birine gömülür. Bunlar, toplam 700 yıl boyunca, mezar yeri olarak kullanılır.

Daha sonraki süreçte: Assumption katedrali inşa edilir. İnşa: 15 yıl sürer. Yunun ve Rus: mimar ve ressamlar, katedralin inşasında, sanatlarını öne çıkarırlar. 13.yüzyılda: Superior Pechersky Manastırı yapılır. Bu manastır: bir ruhsal, sosyal,  kültürel ve eğitim merkezi olarak öne çıkar. Ayrıca: Doğu Slav topraklarının birleşmesinde, önemli rol oynar. Polonya, Ermenistan, Bizans, Bulgaristan ve diğer ülkeler tarafından da, onurlandırılır.

Lavra toprakları üzerinde

Zamanla, 23 tapınak daha inşa edilir. Ayrıca: 6 mağara bulunmaktadır. Birçok keşiş ve vaiz, Hıristiyan din adamı: Lavra ve mağaralarda gömülür kalır. 1917 Ekim devriminde: Lavra’da, birçok keşiş vurulur, hapsolur veya sürgüne gönderilir. Bölge: kamulaştırılır.

Dünya savaşı sırasında ise, Lavra: tahrip edilir. Günümüzde: Lavra kutsal alanı: Ortodoks Hıristiyanların haç merkezi olarak bilinmektedir. Yani, Rusya’nın Kudüs şehri gibi.

Şehirde görülmeye değer yerlerin başında geliyor. Bu dev kompleks içinde: yer altında ve yer üstünde, 30 kadar kilise var. O kadar büyük bir alan ki, Roma-Vatikan, buranın yarısı kadar. Burası, aynı zamanda, UNESCO tarafından, Dünya Kültür Mirası listesine dahil edilerek, koruma altına alınmış.

Mağaralar Manastırı: Larva manastırı, Kiev Rus devletinin, ilk ve en önemli, dini merkezi sayılıyor. Kuruluşu: 11. yüzyıla kadar dayanıyor. Tarih boyunca: manastırın kapladığı arazi, 27 hektarı bulmuş. Burası: alt ve üst olmak üzere, iki bölümden oluşuyor. Günümüzde: manastır içinde, 18 kilise var. 12 tanesi, yerin üzerinde taş yapı, 6 tanesi yerin altında, mağaralarda bulunuyor.

Bu mağaralar

Aynı zamanda, manastır içinde yaşamış azizlerin gömüldüğü birer mezarlık. Bu yüzden: dünyanın birçok yerinde, Ortodoks Hıristiyanlar, bu manastırı ziyaret ederek, bir çeşit “hacı” mertebesine ulaşıyorlar. Bu mezarlıklarda: birçok odacık var. Odalarda: çok eskilerde ölmüş din adamlarının mumyaları var. Cam tabutlar içindeler. Bayanlar: girişte, başörtüsü alıp, başlarını örtüyorlar. Elinizde mumlarla, karanlık ve dar koridorlarda dolaşabiliyorsunuz. Mutlaka zaman ayırın, Kiev şehrine gelip te burayı görmemek büyük bir eksiklik, mutlaka zaman ayırın.

Minyatürlerden ve kilise hazinelerinden oluşan koleksiyon ile, dünyanın her yerinden ziyaretçilere, ev sahipliği yapıyor. Larva Manastırı: II. Dünya Savaşında, tahrip olmaktan, rahiplerin, kilisenin bodrum katının bulunmadığı söylemeleri üzerine kurtulmuş. Mikro Minyatürler Müzesi: buraya, 3-5 kişilik guruplar halinde alıyorlar. İnanılmaz bir yer. Müzenin kurucusu, bütün eserlerin sahibi: Ukraynalı Mykkola Syadristy. Bütün eserleri, kendi elleriyle yapmış. İlk eserini: 1960’larda yapmış. Eserlerin pek çoğu: Guiness Rekorlar Kitabına girmiş. Müzede: eserlere, mercekle bakılıyor. Toplu iğne başına yerleştirilen; satranç takımı, saç telindeki gül, iğne deliğine yerleştirilmiş piramit ve kervan, saç telinin ucuna yazılmış isim ve soy isim. Lenin portresine yazılmış, eserini, ancak büyüteçle görebiliyorsunuz.

Ukrayna Kiev St Andrews Church

ST.ANDREW’S CHURCH

Kilise, 18.yüzyılda (1746-1761) yapılmıştır. Yapı tarzı: geleneksel Ukrayna stili: beş kubbeli, haç şeklindedir. Dekorasyonu çok zengindir. İçinde, 18.yüzyıldan kalma, çeşitli resimler bulunuyor. Bu resimlerde: ince mavi, beyaz, altın ve yeşil çizgiler hakim.

Ukrayna Kiev NBSP Golden Gate

NBSP GOLDEN GATE (ALTIN KAPISI)

Şehirde, günümüze kadar gelebilen, tek sur mimarlık örneğidir. 1017-1024 yılları arasında yapılmıştır. Kapı: bir anlamda, İstanbul’u anımsatıyor. Prens Yaroslav, o dönemde İstanbul’u ziyaret ettiğinde o kadar çok etkilenmiş ki; ülkesinin Bizans İmparatorluğu gibi güçlü olduğunu hissettirmek için, bu tür devasa yapılar yaptırmış.

Prens Yaroslav: o dönemde: çevre kabilelerden, Peçenekler ile sürekli çatışma halinde imiş. Ama sonunda bu kabileyi yok etmiş. Bu kabile üzerinde, nihai zafer kazanılınca, burası, yani Golden Gate sur kulesi kurulmuş.

Efsaneye göre

Prens Yaroslav, güçlü Peçenekler ile yapılan son savaştan önce: düşmanı yenmek için dua ederek, yalvarır ve başarı durumunda, kilise yapma sözü verir.  Savaş kazanılınca; sözünü unutmaz ve yaldızlı kubbesi ile, Golden Gate yaptırır. Golden Gate: Kievliler tarafından: gök kapısı olarak isimlendirildi. Çünkü: her sabah güneş, Golden Gate vurduğunda, Kiev vatandaşları, güneş ve Golden Gate’i: karanlık ve ölümden uzaklaşmanın bir sembolü olarak gördüler. Golden Gate ve Sur inşası bitirildikten sonra: çevrede bulunan göçebe kabileler, buraya saldırdılar, ancak asla kapısından, kente girmeyi başaramadılar.

Ukrayna Kiev

Golden Gate: 16-17.yüzyıllarda: kötü durumda olmasına rağmen, yine de, şehrin en başlıca giriş kapısı olarak kullanılmıştır. Bu durum: 18.yüzyıla kadar sürmüştür. 18.yüzyılın ortalarında ise, Golden Gate kalıntıları, toprak ile örtülmüştür. Kapının ikinci doğumu ise: 1832 yılında olur. Arkeologlar: eski sur kalıntısını keşfederler. Surlar restore edilir ve metal demir çitlerle çevrilir. 1970 yılında: kalıntıların korunması ve Golden Gate’in orijinal görünümlü bir yenisinin inşa edilmesi düşünülür.

Burada: günümüzde, sergi var. Sergide: silahlar, eski Kiev ile ilgili günlük yaşam nesneleri ve arkeolojik kazılar sırasında bu sahada bulunan objeler sergileniyor. Evet: Golden Gate; tamamen yenilerek, 1982 yılında, yani Kiev’in 1500 kuruluş yıldönümünde, ziyarete açılmıştır.

GALERİ PODOL (KİEV SANAT GALERİSİ)

Şehirde: Nizhni Val caddesinde, 19.yüzyıldan kalma Çeşitli sanat eserlerinin bulunduğu, Amerikalı ve Ukrayna ortak projesidir. En iyi Ukraynalı sanatçıların eserleri buradaki galeride sergileniyor. Burada: ayrıca, dışarıdan verilen siparişler üzerine, tablolar hazırlanıyor. Ofis ve çeşitli yapı duvarlarını süslemek için: çiçek, hayvan, dağ ve deniz manzaralı resimler hazırlanıyor. Bu ünlü galeri: Vasyl Lopata, Anatoliy Gaidamama, İlya Glasunov ve diğer sanatçıların eserleri var.

KİEV WAX ŞEKİLLER MÜZESİ

B.Khmelnitskogo caddesindedir. Burada: bal mumu heykeller var. Romalılar, ölü insanların yüzlerini, balmumu kalıplarla kaplarlarmış. Arkadaş ve yakınlarının portrelerini de, balmumundan yaparlarmış. Ortaçağ’da ise, balmumu heykeller, genellikle Roma ve Gotik kilise ve şapellerde yapılmıştır.

Londra’daki bal mumu müzesinin yaratıcısı, Madam Tussaud: buranın yapımcısı olan, Marie Grossholtz’un yanında çalışmış. Madan Tussaud: daha sonra, kocası ile birlikte, Londra’ya taşınmış, yerleşmiş ve orada bulunan bal mumu müzesini oluşturmuş. Günümüzde: bal mumu heykeller: ses ve müzik eşliğinde, çok daha canlı ve güzel ortamlarda sergileniyor.

Günümüzde: müze, sürekli büyüyerek gelişiyor. Yaklaşık 60 civarında, bal mumu heykel var. Doğu Avrupa’nın bu türden en iyi müzelerinin başında geliyor. Kiev şehrindeki gezinizde, buraya mutlaka zaman ayırın. Kesinlikle hoşunuza gidecek bir ortam göreceksiniz.

BOTANİCAL GARDEN OF UKRAİNİAN BİLİMLER AKADEMİSİ

Burası: Kiev şehrinin en güzel bahçesi. Bahçe değil, aynı zamanda, bir manastır var. 1936 yılında kurulmuştur. Yüzölçümü: 130 hektardır. 13.000 çeşit ağaç, çalılar, çiçekler ve diğer bitki türleri var. Dünya üzerindeki, birçok bitki türünü, burada görmeniz mümkün. Gül, manolya gibi iğne yapraklı ağaçlar, çiçekler, büyük miktarda bulunuyor.

Bunların dışında: burada, egzotik bitki türlerini de görebilirsiniz.

Bahçede: 1070-1077 yılları arasında, Prens Vsevolod tarafından kurulmuş, bir de manastır var. Vidubitsky manastırı. Merkez botanik bahçesi ve bitişiğindeki manastır: Kievliler için, ailecek bir dinlenme ve doğa, çevre güzelliğini yaşama,  zaman geçirme yeri olarak mükemmel bir ortam sunuyor.

KİEV ZOO

Kiev hayvanat bahçesi: 1908 yılında kurulmuştur. Özel bağışlarla finanse edilmektedir. 1970 yılında yapılan kuş bölümü: Avrupa’nın en büyüklerinden biri olarak kabul edilir. 1982 ve 1996 yılında, Kiev hayvanat bahçesi, yeni eklemeler, düzenlemelerle, gerçekten güzel bir hale getirildi.

Günümüzde: hayvanat bahçesi, şehrin merkezindedir. 40 hektarlık bir alana yapılmış. Hayvanat bahçesi sakinleri: rahat koşullarda yaşıyorlar. Yaklaşık 2000 civarında hayvan çeşidi barınıyor. Memeliler, kuşlar, yılanlar, balıklar ve böcekler. Ayrıca, bir çift fil var. Yaklaşık 130 tür ağaç ve çalı, hayvanat bahçesi topraklarını süslüyor.

Ukrayna Kiev Sirki

KİEV SİRKİ

Ploshad Pobeda semtindedir. Çocuklar için olduğu kadar, büyükler için de, hoşça vakit geçirilebilecek bir yer olarak öne çıkıyor. 1200 kişi oturma kapasitesine sahip bir yapı. Değişik hayvan gösterilerinden, ilizyonistlere, palyaçolardan, heyecan verici atraksiyon gösterilerine kadar, 2.5 saatlik bir program izlemek mümkün.

Suudi Arabistan Medine

Suudi Arabistan Medine

622 yılında: Hz. Muhammed: Mekke’den buraya hicret ettiğinde: şehirde bulunan Ensar ve Muhacirlerden oluşan Müslümanlar: kendisini şehrin girişinde büyük bir coşku ile karşılarlar.

Herkes, kendisini evine davet eder ve komşusu olmasını ister. Ancak, Hz. Muhammed; kimseyi kırmamak için, devesi “Kusra” yı salıverir.

Deve Kursa: bir süre gittikten sonra çöker ve o çöktüğü yere: herkesin namaz ibadetini yerine getirebileceği ve toplantı yapılabilecek bir mescit inşa edilir.

Mescid-i Nebevi’nin bulunduğu yerdeki bu ilk mescit: 35 metre boyunda ve 30 metre genişliğindedir. Kerpiçten yapılan duvarlar, hurma kütükleri ile desteklenmiş, çatı ise hurma yaprakları ile kapatılmıştır.

Peygamberimizin bizzat taş ve kerpiç taşıyarak yapımına katkı verdiği bu yapının 3 kapısı bulunmaktadır ve Hz. Aişe’nin odası (Hücre-i Saadet) Mescide bitişik olarak yapılmıştır.

Peygamberimiz, vefatından sonra, buraya defnedilecektir. Evet: bu mescit ile ilgili, aşağıda daha ayrıntılı bilgiler vereceğim.

Şimdi

Medine şehri hakkında bilgiler vermeye devam ediyorum. Hz. Muhammed: hicretin ardından ulaştığı bu şehrin “Yesrib” olan ismini “Medine tül Münevvere” yani “Aydınlatılmış şehir” olarak değiştirir. Şehir: devam eden tarihi süreçte: Medirra, Medirke, Meddiyne, Mezzine gibi isimlerle de anılır.

1072-1092 yılları arasında: şehrin bulunduğu bölge, Selçuklu topraklarına katılarak, Türk egemenliğine girer. Daha sonra: Eyyübi ve Memlük devletleri tarafından ele geçirilir.

1517 yılında ise, bu kez Yavuz Sultan Selim: Memlük ordusunu “Ridaniye” savaşında yener ve tüm “Hicaz” bölgesiyle birlikte, Medine şehrini de Osmanlı topraklarına katar.

Osmanlı hakimiyeti sırasında özellikle Sultan II. Abdülhamit tarafından, İstanbul-Medine arasında inşa ettirilen tren hattı önem kazanır. Bu tren hattı ile: İstanbul-Medine arasındaki ulaşım, 3 güne indirilmiştir.

1916 yılında ise, I. Dünya savaşının ardından bölgede başlayan Arap ayaklanması sonucunda: şehir, isyancılar tarafından ele geçirilir.

Medine kalesinde: Fahrettin Paşa komutasındaki Türk birlikleri, zorlu koşullara rağmen, kahramanca bir direniş gösterirler ve ancak: 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan “Mondros” mütarekesinin ardından, şehir, 20 Ocak 1919 tarihinde, teslim edilir ve bölgedeki Türk hakimiyeti biter.

Suudi Arabistan Medine
Suudi Arabistan Medine
Suudi Arabistan Medine

Gelelim günümüze

Medine şehri, Mekke şehrine 450 km. uzaklıktadır. Mekke-Medine şehri arasındaki bu yol, yaklaşık 4-5 saat sürmektedir ve dağlık bölgelerden geçilerek ulaşılır. Söylenenlere göre: bu bölge sönmüş volkanların bulunduğu volkanik bir araziymiş.

Kızıldeniz ise, 193 km. uzaktadır. Deniz seviyesinden yükseklik 639 metredir. Şehrin kuzeydoğu tarafında, 4 km. uzakta Uhud dağı ve Avr dağları bulunur.

Suudi Arabistan ülkesinin, dördüncü büyük şehridir. Mekke dağlık bir bölgede olmasına rağmen, Medine şehri: dümdüz bir alan üzerinde kurulmuştur. Kuzeye doğru hafif meyilli bir ovada bulunmaktadır.

Mekke şehrinin toprakları çorak iken, Medine de hava daha yumuşak olduğundan, çevre yeşilliktir. Hatta: Medine şehri: üzüm, hurma ve incir ile ünlüdür. Hurma denilince, akla “hurmalıklar” gelir.

Ancak, zaman içinde büyüyen şehirde, yeşillikler de kaybolmuştur. Özellikle: Mescid-i Nebevi yakınlarında, hiçbir yerde hurmalık kalmamıştır. Çünkü: bölge, tamamen otellerle işgal edilmiştir.

Evet: Medine şehrinde hayat genellikle ikindi namazından sonra başlar ve geç saatlere kadar sürer. İnsanlar: genellikle öğleye kadar istirahat ederler, uyurlar ve bu arada dükkanlar kapalıdır. Sokaklarda kimse görülmez.

Ancak: ikindi namazından sonra: şehirde, büyük bir hareketlilik yaşanmaya başlar. Zaten, şehir dini özellik gösteren yapılar yanında, birçok modern yapıları da bünyesinde barındırır.

Şehirde: bir yer aradığınızda: özellikle otoyol üzerindeki tabelalarda, önce Arapça ve sonra İngilizce yazıları görebilirsiniz.

Medine şehri

Hicaz bölgesinin diğer yerlerinde olduğu gibi: Türkçe konuşmanın sık sık yaşandığı bir yer olarak dikkati çeker. Zaten: hac ziyareti için gelenler arasında, Türk hacılar ve ziyaretçiler: gerek giysileri, gerek davranışları ve gerekse hareketleriyle öne çıkarlar.

Evet: giriş kısmı için sözleri toparlamak gerekirse: Medine: “Medin-i Münevvere” yani “Aydınlık şehir” olarak bilinir. Mekke’de, hac ibadetini yerine getiren hacıların ikinci durağıdır. Çünkü: İslam nurunun yeryüzüne yayıldığı Peygamber şehridir. Her karışı: İslam’ın aydınlığını insana ulaştıran Allah Resülü’nün ve sahabelerin hatıralarıyla doludur.

Mescid-i Nebi

Peygamberimizin, hicretin ardından ilk iş olarak inşa ettiği camidir. Dolayısı ile, Mescid-i Haram ve Mescid-i Aksa’dan sonra, yeryüzündeki İslam mabetlerinin en faziletlisidir.

Burada, Peygamberimizin medfun olduğu alan “yeşil kubbe” ile örtülmüştür. Peygamberimizin biraz gerisinde Hz. Ebubekir ve onun da ardında Hz. Ömer yatmaktadırlar.

Suudi Arabistan Medine

HAVAALANI

Medine şehrinde “Prınce Mohammed Bin Abdulaziz International Airport” havaalanı bulunmaktadır. Ülkenin en önemli havaalanlarından olan burası; Kabe ziyaretçileri ve hacılar için önemli bir giriş kapısı görevi görür ve gayet moderndir.

Alanın yıllık yolcu kapasitesi 3.3 milyon kişidir ve 2025 yılında, bu kapasitenin 25 milyon kişiye çıkarılması hedeflenmektedir.

Ülkemizden, Suudi Arabistan ülkesine giden THY uçakları, Cidde havaalanına inmektedirler. Az sayıda uçak ve özellikle Suudi Arabistan havayollarına ait uçaklar, Medine havaalanına inmektedirler.

İstanbul-Cidde arasındaki hava yolu yolculuğu, yaklaşık 3 saat 40 dakika kadar sürmektedir.
İstanbul-Medine arasındaki hava yolu yolculuğu, yaklaşık, 3 saat sürmektedir.
Medine-Cidde arasındaki hava yolu yolculuğu, yaklaşık yarım saat sürmektedir.
Ankara-Cidde arasındaki hava yolu yolculuğu: 2 saat, 56 dakika.
Ankara-Medine arasındaki hava yolu yolculuğu: 2 saat 34 dakika.
Ankara-Mekke arasındaki hava yolu yolculuğu: 2 saat 58 dakika.
Ankara-Riyad arasındaki hava yolu yolculuğu: 2 saat 56 dakika.

İKLİM

Medine: şehrin iklimi, Mekke’den daha kuzeyde kalması nedeniyle, daha yumuşaktır. Ancak: zaman zaman öyle toz fırtınaları olur ki, göz gözü görmez ve hatta “Uhud” dağı bile görünmez olur.

Evet, Medine şehrinde yazlar sıcak geçer, ancak bununla birlikte hava bunaltıcı değildir. Kışlar ise serin ve yağmurlu geçer. Medine şehrinin rutubetli iklimi, Arabistan yarımadasına hakim kurak çöl ikliminden buraya gelenlerin ateşli hastalıklara yakalanmalarına neden oluyordu.

Özellikle, hac için bölgeye gelenlerden, Mekke şehrinden sonra Medine şehrinin havasına alışmaları zaman alıyordu denilmektedir.

Medine şehrindeki bazı ortalama sıcaklıklar şu şekildedir: Ocak: 17.7, Şubat: 19.9 Mart: 23.8, Nisan: 27.6, Mayıs: 32.2, Haziran: 35.8, Temmuz: 36, Ağustos: 35.9, Eylül: 34.4, Ekim: 29.4, Kasım: 23.4, Aralık: 19.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Medine şehrinde, bütün Müslüman ülkelerin mutfaklarının servis edildiği bir çok restoran bulmak mümkündür. Özellikle: Pakistan, Hindistan ve Bengaldeş restoranları çoğunluktadır.

Ancak: Türk, Çin, Endonezya ve Mısır yemek çeşitlerinin sunulduğu restoranlar da bulunmaktadır.

Ayrıca: şehirde, yine birçok fast-food restoranı bulunur. Tüm bunların yanında: şehre özgü lezzetlerden tatmak isterseniz: bir tür vejateryan sandviç olan “shwarma taamiya” deneyebilirsiniz.

Bir diğer önerim: “foul” denilen fasulye ve “tameez” denilen lavaş ekmeğine sarılmış çeşitli yiyeceklerin bulunduğu yemek türünü deneyebilirsiniz. Tüm bunların yanında: şehirde, her türlü meyveyi, çok uygun fiyata ve bolca bulmak mümkündür.

Kahve

Medine şehrinde ikram edilen kahve: bizim alışkın olduğumuz tat değil, biraz daha buruk bir tadı var. Ayrıca: kahveyi yine bizden farklı olarak “kulpsuz” fincanlarda ikram ediyorlar.

Hurma

Medine şehrindeki hurmalar, başka yerlerde yetişenlerden farklıdır. Burada: taze hurma yeniliyor. Çünkü: burada yiyeceğiniz hurma, dalından koparılarak önünüze getiriliyor. Taze hurmanın: bir olgunlaşma süresi var.

Bu aşamada, hurmanın yarısı gök ve diğer yarısı ise ergin olabiliyor. Yani: yarısı tatlı ve yarısı mayhoş tadında oluyor. Öte yandan: hurmayı bilenler, hurmanın “yaş” olarak yenilmesini öneriyorlar.

Çünkü: ergin yani olmuş hurma: insanı yakarken, ergin olmayan tarafı serinletiyor ve böylece birbirini dengeliyor.

Evet: burada iki çeşit hurma üretiliyor. Bir tanesi “kırmızı” ve diğeri “sarı” hurmadır.

Hac ziyareti sırasında, hurma almak için Mekke şehrini beklemeyin, bence, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için hurmayı, Medine şehrinden satın alın.

Hurma Pazarı

Medine şehrindeki “Hurma Pazarı”; yürüyerek Mescid-i Nebevi’den 15 dakika uzaklıktadır. Buradaki tek katlı çarşıda: birçok hurma satan dükkan bulunmaktadır.

Alışveriş yapmadan önce, gerek çeşit ve gerekse fiyat tespiti açısından dükkanların hepsini gezmenizi öneririm.

Hurmalar: sarı, kırmızı, siyah, beyaz olarak: taze ve kurutulmuş olarak, iri-orta-küçük boy olarak çeşitlere ayrılmaktadır.

Hatta: ballı, bademli, susamlı hurma bile görmek mümkündür. Ancak: eğer en iyi hurmayı satın almak istiyorum derseniz, “Acve” denilen ve bizzat Hz. Muhammed tarafından dikildiği ve şifalı olduğu söylenen hurma çeşidini tercih etmeniz gerekir.

Kilosu boylarına göre 13-15 Riyal arasında değişen “Mebrum” cinsi hurma yanında, kilosu ortalama 60 Riyal (40 TL) satılan ve biraz önce sözünü ettiğim Peygamber hurması Acve ve Hudri: satın alanların öncelikli tercihleridir.

Ayrıca: buradaki her türlü alışverişte olduğu gibi, hurma satın alırken de pazarlık etmeyi sakın unutmayın.

İncir

Her yeri çöl yani kurak olan Medine şehrinde: muhteşem güzel incirler yetiştiğini gördüğünde mutlaka şaşıracaksınız.

ALIŞVERİŞ

Medine şehrinde, özellikle, hac yani dini özellikleri ağır basan eşyalar bulup satın alabilirsiniz. Bunlar arasında öne çıkanlar: tespihler, kutsal mekanları gösteren magnetler, resimler, Kuran-ı Kerimler, ezan okuyan saatler olabilir. Bunları: kutsal mekanlara yakın yerlerdeki dükkanlarda bulup satın alabilirsiniz.

Bunların dışında: şehrin modern bölümlerinde bulunan alışveriş merkezlerinde ki, bunlar gayet lükstür, her türlü elektronik cihazı bulup satın alabilirsiniz.

Ancak: Medine şehrinde, özellikle pazarlık yapmanız önerilir, çünkü pazarlık yapmanın “sünnet” olduğuna inanılır. Ayrıca: birçok alışveriş mekanında, Türk satıcıları görebilirsiniz.

TURİZM

Medine şehrindeki gezi programınız için, gezmeniz ve görmeniz gereken yerleri şöyle sıralayabilirim.

Mescid-i Nebevi,
Cennet-ül Baki.
Ben-i Saide gölgeliği
Hz.Osman su kuyusu
Uhud dağı ve şehitliği,
Kıbleteyn Mescidi,
Yedi Mescitler,
Minareteyn Mescidi
İdris Sunusi Mescidi
Bilal-i Habeşi Mescidi
Secde Mescidi
Hendek savaşının geçtiği yerler
Medine demiryolu tren istasyonu
Amberiye Mescidi,
Sukya Mescidi,
Cuma Mescidi,
Kuba Mescidi
Gamame Mescidi,
Hz.Ebubekir Mescidi,
Hz.Ömer Mescidi,
Hz.Ali Mescidi.
Zühleyfe camisi
Kral Fahd Kuran-ı Kerim Basım Kompleksi
Müze

Suudi Arabistan Medine

GEZİLECEK YERLER

Suudi Arabistan Medine Mescid-i Nebiye
Suudi Arabistan Medine Mescid-i Nebiye
Suudi Arabistan Medine Mescid-i Nebiye

MESCİD-İ NEBİYE

Yazının giriş kısmında da belirttiğim gibi, Hz. Muhammed: hicretin ardından Medine şehrine gelince, kendilerine komşu olmasını isteyen şehirlileri kırmamak için, devesi Kusra’yı serbest bırakır. Deve, önce Ebü Eyüp-el Ensari’nin evinin önünde durur, daha sonra ise kalkarak boş bir arazide durur.

Hz. Muhammed: Ensari’nin evinde, tam 7 ay misafir kalır. Peygamberimiz, devenin ikinci çöktüğü boş arazide ise: gerek halkın dini ibadetini yerine getirmesi ve gerekse toplantılar yapılması için bir mescit kurulmasını ister.

Bunun üzerine: Hz. Ebubekir tarafından, bu boş arazide 35 metre boyunda, 30 metre genişliğinde: çevresi duvarlarla çevrili, avlulu ve 3 bölümden oluşan, 3 kapısı bulunan bir mescit yapılır. Mescidin duvarları kerpiçten yapılır ve çatısı ise hurma yaprakları ile örtülür.

Kıble duvarı hizasında, iki sıra halinde hurma ağacı gövdelerinden oluşan sütunlar dikilir. Yapımında bizzat peygamberimizin de emek verdiği bu gölgelik alanda; Peygamberimiz ve sahabeler, cemaat halinde namaz kılmışlardır.

Mescidin hemen yanına ise, Peygamberimizin eşleri için odacıklar yapılır. Mescidin içinde, kıbleye doğru döndüğünüzde, bu odacıkların bulunduğu yeri görebilirsiniz.

Hicretin 7’nci yılında: burası, artık Müslümanlar için yeterli olmamaya başlar. Bunun üzerine, yana doğru birkaç metre genişletilir. Özellikle: Hz. Ömer döneminde: öne, yana ve arkaya doğru iyice genişletilir. Kıble duvarı: Hz. Osman dönemindeki gibi aynen kalarak, mescit, takip eden süreçte, sürekli genişletilerek büyütülür.

Ancak: 654 yılındaki depremde, mescit yıkılır.

Emevi Halifesi Velid: mescidi yeniden yaptırır. Bu sırada, Peygamberimizin eşlerine ait odacıklar yıktırılır. Ortadaki boş avlunun çevresine: mermer sütunlarla taşınan kapalı bölümler yaptırılır.

Mescit içinde, Peygamberimize ait: en önde, sol kısımda bulunan bölümde: dökülmeye yüz tutmuş hurma ağaçlarının kaldırılması istendiğinde, itirazlar yükselir ve bunun üzerine, her bir hurma ağacının yeri sabit bırakılarak, her bir ağacın olduğu yere, aynı kalınlıkta bir mermer sütun konulur.

Takip eden süreçte, Osmanlı döneminde, mescit son şeklini alır. Bu dönemde: mescidin üzeri, tamamen kubbelerle süslenir. Arka bölüme, birkaç görevli odası eklenir. Günümüzde “Cennet Bahçesi” olarak bilinen bölümün üzerindeki kubbeler Osmanlı kubbeleridir.

Osmanlı döneminde: burayı ziyaret eden insanlar, bir şeyler yazarlar ve mescidin duvarlarına asarlarmış. Ünlü gezgin Evliya Çelebi; Seyahatnamesinde, şunları yazmaktadır. “Ben hakirin kendi elinden çıkma bir hat, mescidin duvarında asılı durmaktadır”

Mescit bölgesindeki son büyük restorasyon ise: Sultan Abdülmecit zamanında yaptırılır. Bunun anısına, avluya girilen kapılardan birine “Bab-ı Mecit” kapısı ismi verilmiştir. Zaten, en ihtişamlı kapı da burasıdır. Kapının üzerinde “Sultan Abdülmecit” e ait, muhteşem bir tuğra görülür ki çevresindeki motifler çok güzeldir. Altta ise, bir kitabe bulunur.

Daha sonra: ilk Suudi kralı Abdülaziz döneminde, buraya ikinci bir avlu eklenir ve yine Kral Fahd döneminde; mescit, devasa boyutlarda genişletilerek, günümüzdeki görünüm ortaya çıkmıştır. Genişletilen bölümde; her biri 60 ton ağırlığında 27 kubbe bulunur. Bu kubbeler: ihtiyaç halinde açılır-kapanırlar.

Mescitte, 5 şerefeli, 10 minare bulunmaktadır. Bunlardan 6 tanesi yenidir. Yeni minareler, 104 metre yüksekliktedir. Şerefelerine 334 basamak merdivenle çıkılır. Minarelerin üstündeki hilaller “altın” kaplamadır ve ülkemizde yapılarak yerlerine takılmışlardır.

Son haliyle mescit, 2 katlıdır.

Üst kata çıkış için, 6 yürüyen ve 18 normal merdiven bulunur. Kapı sayısı 81 dir. İçeride, her biri 5 metre çapında ve 2200 kg. ağırlığında, bronz, 68 avize bulunur. En alt bölümde (zemin altında) ise, 5000 araç kapasiteli, iki katlı otopark bulunur.

Mescidin içindeki sütunların üzerinde yazılar var. Bu yazılarda, burada meydana gelen bazı olaylar, gelecek nesillere aktarılmak adına, bu sütunların üzerine yazılmıştır. Biraz önce de söz ettiğim gibi, Sultan Abdülmecit döneminde, burada büyük bir onarım çalışması yapılır.

Bu çalışmada: kıble duvarını saran ve Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan duvar süslemeleri, güzellikleriyle ilgi çekmektedir. Sultan Abdülmecit: İstanbul’da, bir “hat” yarışması yaptırır ve yarışmayı Abdullah Zühdi isimli bir sanatçı kazanır. Abdullah Zühdi: İstanbul’dan Medine şehrine gelir ve Mescidin tavanındaki kubbeleri ve kıble duvarını: eserleriyle süsler. Osmanlı kubbelerine, binlerce gül resmi çizer. Çünkü: Peygamberimizin rengi “kırmızı” güldür.

Evet: bu döneme ait duvar süslemelerinde ve ayet kuşaklarında, kırmızı bir şerit halinde, bazı isimler görülür. Bu yazı kuşaklarını okuyarak devam ederseniz, “Süleyman Mihrabı” denilen yere ulaşırsınız.

Burada: Hanefi Mezhebinden olanlar, namazlarını, cemaatle birlikte kılarlarmış. İsmine gelince: burası, Sultan Süleyman tarafından restore edildiği için “Süleyman Mihrabı” olarak isimlendirilmiştir.

Bu mihrabın hemen sol tarafındaki mihrap ise: Peygamberimizin mihrabıdır. Burası da, tarihi süreç içinde, birçok kez restore edilmiştir. Bu mihrabı da, son restore ettiren kişi: Kanuni Sultan Süleyman’dır. Ancak, bu mihrap restore edilirken, küçük bir değişiklik yapılmıştır.

Normalde: burada namaz kılan kişi: Peygamberimizin namaz kıldığı yere basar ve alnını da aynı yere koyardı. Ancak, restorasyonda, ön kısım biraz doldurulmuş ve bunun üzerine, namaz kılan kişinin alnı, Peygamberimizin ayağını koyduğu yere gelmiştir.

Bu arada, önemli bir not daha

Burada inşaat çalışmaları yaptıran Osmanlı padişahlarından hiçbiri buraya gelmemişlerdir.

Sultan Abdülmecit: buraya gelemeyince, yaptırdığı mescidi görmek için büyük bir özlem duyar ve yine aynı dönemde fotoğraf çekme imkanı olmadığından, mescidin bir maketi hazırlanır ve kendisine sunulur.

Maket: o kadar özenle hazırlanmıştır ki, Peygamberimizin türbesinin kubbesi çıkarılınca, altından binası, o da çıkarıldığında Peygamberimizin sandukası görülmektedir. Evet: bu maket, günümüzde Topkapı Sarayında “Kutsal Emanetler” bölümünde muhafaza edilmektedir.

Mescit: su ile soğutulmaktadır. Buraya 7 km. uzaklıkta bulunan tesislerde: soğutulan su, büyük borular ile buraya gelir, tesisi soğutur ve tekrar borularla soğutma tesisine geri döner.

Bu boruların bulunduğu tünel, bir araba girebilecek boyuttadır ve sistemde arıza olduğunda, görevliler araba ile tünele girerek, arızayı giderirler.

Mescidin içinde, direklerin dibinde bulunan mazgallardan, bu soğuk su ile serinleyen hava, çevreye yayılıyor.

Özellikle: namaz zamanlarında, buradaki büyük kalabalıkların rahatlaması için alınmış iyi bir uygulama. Çünkü: namaz saatlerinde burası çok kalabalık oluyor.

Suudi Arabistan Medine
Medine
Medine

Evet, günümüzde: burası “Peygamber Mescidi” olarak isimlendirilir ve halk arasında “Cennet Bahçesi” olarak da bilinir. Zaten: “Nebiye” kelimesi anlamı “Peygambere ait” demektir.

Mekke şehrindeki “Mescid-i Haram” dan sonra, İslam dünyasının en kutsal kabul edilen, ikinci camisi konumundadır. Burada: aynı anda 1 milyon kişi namaz kılabilmektedir.

Aynı zamanda: Hz. Muhammed ve halifeler Hz. Ebubekir ve Hz. Osman’ın kabirleri de buradadır.

Mescid-i Nebevi’ye girdiğinizde “Ravda” denilen yere doğru ilerlenir. Burada: zemin halılarının rengi farklıdır. Kabir ile minber arasındaki halıların rengi “yeşil”, Mescid-i Nebevi’nin halılarının rengi ise kırmızıdır.

Son bir not:

Mescid-i Nebevi’de, 2013 yılında başlayan ve toplam 37.5 milyar dolara mal olması öngörülen restorasyon çalışmaları sonucunda, burada aynı anda 1.6 milyon insanın ibadet edebilmesinin sağlanacağı söyleniyor ki, bu çalışmalar 2 yıl sonunda bitirilecekmiş.

Ashab-ı Suffa

Burası: Peygamberimizin türbesinin hemen arkasında bulunan, zamanında küçük bir hurmalıktır ve birçok sahabe burada yetişmiştir. “Suffa” kelimesi: avlu, gölgelik gibi anlamlar ifade etmektedir. “Ashab” kelimesi ise “sahipler, arkadaşlar” anlamına gelmektedir.

Burada yaşayan kişiler: Medine’de ailesi olmayan, herhangi bir mesleği ve işi olmayan, İslam’ı öğrenmeye çalışan insanlardı.

Bunlar, zamanlarının büyük bölümümü Hz. Muhammed ile birlikte geçirirler ve ondan öğrendikleri ayetleri ezberlerlerdi. Bir yere: İslam’ı öğretmek için öğretmen gönderileceği zaman, bunların arasından seçilirdi.

Yani, burası bir anlamda, İslam’ın öğretildiği bir yer olarak bilinmektedir. İslam’ın ilk üniversitesi, ilk eğitim kurumudur.

Medine Cebrail Kapısı

Cebrail Kapısı

Ashab-ı Suffa’nın hemen sol tarafında bulunan kapı: gümüş kaplamadır ve tokmağında “Ömer Abdülmecit b. Mahmut” yazısı görülmektedir.

Kapının üzerindeki yazıyı okuyunca, bu kapıyı yaptıran kişinin “Sultan Abdülmecit” olduğunu ve hatta ilk adının “Ömer” olduğunu öğreniyoruz.

Kapının bir kanadında “Ey kapıları açan Rabbim” yazısı, diğer kanadında ise “Bize en hayırlı kapıyı aç” yazısı görülüyor.

Cebrail: Kelbi suretiyle Mescide geldiğinde, bu kapıyı kullanırmış. Peygamberimiz de, camiye bu kapıdan girermiş. Peygamberimiz ve Cebrail’in: caminin doğu duvarında bulunan bu kapının girişinde buluştukları için, kapıya bu isim verilmiştir.

Selam kapısı

Caminin batı duvarındaki bu kapı, caminin ilk yapılış yıllarından kalmadır.

Nisa kapısı

İkinci halife döneminde genişletme çalışmaları sırasında eklenen bu kapı, günümüzde de aynı isimle bilinmektedir.

Caminin Minareleri

Velid Mescidunnebi tarafından, cami genişletildiğinde, dört köşesine, dört minare yaptırılmıştır. Ancak, zamanla bu minareler, yerlerini daha büyük minarelere bırakmışlardır.

Mescidunnebi’nin 4 asıl minaresi, kuzey köşesinde yer alan Süleymaniye ve Mecidiye minareleriyle, kıbleye bakan güney duvarının iki köşesindeki Kataba ve Babusselam Minareleridir. Daha sonra eklenen minarelerle birlikte, minare sayısı 10’a çıkmıştır.

Minber

Söylenenlere göre, Peygamberimiz: önceleri bir hurma ağacına yaslanarak “hutbe” okur, daha sonra bir sahabenin önerisi üzerine, ayakta durmayıp oturabilmesi için ve herkesin onu rahatlıkla görebilmesi için bir minber yaptırılmıştır.

Günümüzde: Mescid-i Nebevi’de bulunan minber: 998 yılında, Osmanlı Sultanı Sultan Murat tarafından yaptırılmış ve mescide yerleştirilmiştir. 12 basamağı bulunan minber, başlı başına bir sanat eseri olarak görülmektedir.

Mihrab

Burası, peygamberimizin cemaate namaz kıldırdığı yerdir. Mihrabın bugünkü yeri: Peygamberimizin namaz mahallidir. Mescidin genişletilmesi çalışmaları başlayınca: Ömer Bin Abdülaziz tarafından uygulanan çalışmalar sırasında, Peygamberimizin namaz kıldığı yere, bu mihrap yerleştirilmiştir.

Medine Peygamberimizin Kabri
Medine Peygamberimizin Kabri

Peygamberimizin Kabri

Mescidin en arka bölümünde: yan yana iki oda bulunuyormuş. Bu odalardan: arka duvara bitişik olanı Hz. Aişe ve yanındaki diğer oda ise Hz. Sevde’ye aitmiş.

Burası ilk yapıldığında: kıble, “Mescid-i Aksa” (Kudüs) ya bakıyormuş. Kıble: Kabe’ye döndürülünce, buranın kıble’si de tamamen ters istikamete döndürülmüş, Hz. Aişe’nin odası, mescidin kıble duvarına bitişik hale gelmiştir.

Peygamberimiz: Hz. Aişe’nin kaldığı odada vefat ettiği için, kabri de buradadır. Hz. Aişe’nin odasının bir köşesine defnedilmiştir. Bu sırada, Hz. Aişe, odanın diğer köşesinde yaşamaya devam etmiştir. Takip eden süreçte, 2 yıl sonra, Hz. Aişe’nin babası Hz. Ebubekir de vefat eder ve Peygamberimizin yanına, ayak ucuna defnedilir.

Hz. Aişe, takip eden 10 yıllık süreçte, burada yaşamaya devam eder.

Daha sonraki süreçte, Hz.Ömer ile ilgili bir anı anlatılmaktadır. Hz. Ömer: bir gün mescitte süikaste uğrayıp vefat etmeden önce, oğluna, şöyle söyler “Koş Aişe’ye sor, kendisi için ayırttığı yeri bana verir mi?”

Hz. Aişe, bu isteği geri çevirmez ve odada kalan ve kendisi için ayırdığı son kabir yerini, Hz. Ömer’e verir. Böylece: Hz. Ömer’de aynı yere defnedilir ve Hz. Aişe: odanın geri kalan bölümünde yaşamaya devam eder.

Ancak: aynı odada, eşi ve babasının yanında, mahremi olan bir kişi (Hz. Ömer) defnedilmiştir ve bundan sonra kabirlerin bulunduğu yer ile yaşadığı yer arasında, bir perde çekerek, perdenin diğer tarafında yaşamaya devam eder.

Mescid-i Nebevi’nin ilk örnekleri

Dönemde, fotoğraf çekme imkanı bulunmadığından: Osmanlılar tarafından hazırlanan “minyatürlerde” görülmektedir.

Bu minyatürlerde: türbenin içinde yan yana sıralanmış üç sanduka bulunur, ancak Hz. Ebubekir, Peygamberimizin ayak ucuna, Hz. Ömer ise Hz. Ebubekir’in ayak ucuna defnedilmiştir ve böylece Peygamberimize saygı gösterilmiştir.

Odanın: mescidin içine bakan bölümünde 3 sütun bulunur.

Bunlardan: kıbleye yakın olan ilk sütun üzerinde “burası yatak-döşek sütunudur” yazısı bulunur. Çünkü: Peygamberimiz, istirahate çekildiklerinde, mescitten çıkmayıp, bu sütunun yanında istirahat ederlermiş. Sütunun yanındaki perdenin arkasında, Hz. Aişe’nin odası bulunurmuş.

İkinci sütunun üzerindeki yazıda “nöbetçilerin, Peygamberimizi bekledikleri yer” olduğu yazılmaktadır.

Bu sütunun yanındaki diğer sütunun üzerindeki yazıda ise “Peygamberimizin, gelen elçilerle görüştüğü yer” yazısı bulunuyormuş. Hatta: yeni bir ayet geldiğinde, Peygamberimiz, bu sütunun yanına oturup, çevresini saran sahabelere, gelen ayetleri burada aktarırmış.

Evet, son bir sütun daha vardır. Bu sütunun üzerinde “Hazret-i Aişe” yazar. Çünkü: Hz. Aişe; bu sütun ile ilgili hadisleri rivayet etmiştir. Hz. Aişe, genellikle namazlarını, bu sütunun arkasında kılarmış.

Türbenin ilk bilinen orijinal halinde

Sonradan Emevi Halifesi Abdülaziz tarafından önemli değişiklikler yapılır. Çünkü: Peygamberimizin türbesi, mescidin sol ön kısmında bulunmaktadır ki, burası da kıbleye denk gelmektedir.

Yani: mescidi ziyaret edenler, namaz kılarken, karşılarında Peygamberimizin türbesi bulunmaktadır. Namaz kılanların aklına herhangi bir şey gelmemesi için türbenin “Ashab-ı Suffa” ya bakan arka kısmını yıktırır ve dörtgen olan şeklini, üçgen haline getirir.

Takip eden süreçte ise: bölgede egemen olan “Zengi” Atabeyliği başında bulunan Nurettin Zengi: türbede büyük bir değişiklik yaptırır. Söylenenlere göre, Nurettin Zengi: bir rüya görür.

Rüyasında; Peygamberimiz, iki kişiyi göstererek, “Bu iki kişi bana zarar veriyor” diye söyler.
Bunun üzerine, Nurettin Zengi, Şam’dan Medine şehrine gelir.

Bütün şehir halkını, hediye vereceğini söyleyerek çadırında toplar, ancak rüyasında Peygamberimizin kendisine gösterdiği, iki kişiyi göremez-bulamaz.

Şehirde hediye almaya gelmeyen var mı diye sorduğunda ise, bu kez, türbenin bahçesinde çadır kurup itikafa çekilen ve çadırdan çıkmayan iki kişiden söz edilir.

Bunun üzerine Nurettin Zengi

Çadırın bulunduğu yere gider, bu iki kişinin rüyasında gördüğü kişiler olduğunu anlar ve bunların oturduğu hasırı kaldırdığında, Peygamberimizin mezarına doğru uzanan bir tünel görür.

Bu iki kişi Müslüman değildir ve niyetleri, Peygamberimizin naaşını çalmaktır.
Daha sonra, Nurettin Zengi: benzer girişimleri önlemek için, Peygamberimizin türbesinin çevresini, 6 metre derinlikte kazdırır ve türbenin çevresine, toprak altında duvarlar yaptırır.

Osmanlı döneminde ise, türbenin beden duvarlarında önemli değişiklikler yapılır. Ayrıca: türbe “sekizgen” formda restore edilmiştir, çünkü inancımıza göre, cennetin “sekiz” kapısı bulunmaktadır.

Evet; mescidin üstünden de görüldüğü üzere, bu bölümün üzerinde, yeşil bir kubbe bulunmaktadır. Bu kubbeyi, ilk olarak “Memlük Sultanı Kayıtbay” yaptırmıştır. Kubbeyi son restore ettiren kişi ise, Sultan II. Mahmut’ dur.

Günümüzde: mezar-ı Şerif’in içinde bulunduğu bu oda: 16 x 15 metre boyutlarında ve toplam 240 m. Karelik bir alandır. Dört bir yanı: altın işlemeli parmaklıklarla çevrilidir. Makberin üzerinde ise “Yeşil Kubbe” vardır. Makber odası: 4 kapılıdır.

Medine Cennet-ül Baki
Medine Cennet-ül Baki

CENNET-ÜL BAKİ

Burası: Medine şehrinin tarihi kabristanıdır ve yeri: Hz. Muhammed tarafından seçilmiştir. Mescid-i Nebevi’nin doğu tarafındadır.

Kabristana ilk gömülen: Osman bin Muz’dur. Hz. Muhammed: cenazenin defni sonrasında, mezarın baş ve uyak ucuna: getirdiği taşları koyarak “Bu ahirete ilk gidenimizdir” demiştir.

Bu mezarlığa: daha sonra, vefat eden oğlu İbrahim ve Peygamber ailesine mensup birçok kişi defnedilmiştir. Peygamberimiz: zaman zaman burayı ziyaret eder ve orada mefdun bulunan müminler için dua edermiş.

Evet: bu mezarlık: ziyaretçiler için, yalnızca sabah ve ikindi namazlarından sonra açılmaktadır ki, ziyaret edecekseniz, bu zamanları tercih etmelisiniz ki çok kısa bir zaman parçasıdır. Vahhabi inancına göre, mezarlık ziyareti yasak olmasına rağmen, yoğun ilgi ve baskılar nedeniyle, bu kısa süreli açmayı kabul etmişlerdir.

Çünkü, bu mezarlık, sadece Şii imamları değil, çok önemli Sunni ileri gelenleri de barındırmaktadır. Öte yandan: bayanlar buraya giremiyorlar, ön duvar dışından burayı görmeleri mümkündür. Zaten, mezarlık, yüksek ve kalın demir korkuluklarla koruma altına alınmıştır. Koruma görevlileri, ziyaretten fazlaca memnun değiller.

Ziyaret için içeriye girdiğinizde: lahitli mezarlar ve mezar taşları görülmüyor. Çünkü: düşünceye göre “en iyi mezar, varlığı hissedilmeyen mezardır”. Yani: buradaki kabirlerde kimlerin yattığı belli değildir.

Çünkü: Suudiler, mezhepleri gereği, (Vahabi inancı gereği) hiçbir mezarı, ülkemizdeki gibi yapmıyorlar, mezarların tamamına isim, numara, kroki vb. belirti koymamaya özen gösteriyorlar.

Ama, herhangi bir belirti olmamasına rağmen, insanlar yine de burada yırtınıp parçalanıyorlar, bağırıp çağırıyorlar. Halbuki: Vahhabi inancı gereği: hararetli dua etmek veya ağıt yakmak yasaktır.

Öte yandan

Osmanlı döneminden kalma, buranın fotoğraflarına bakıldığında ise: burada gayet güzel kubbeler ve çiçeklerle süslü mezar taşlarının görülmektedir. Ancak: günümüzde, bu fotoğraflardaki görüntüler yoktur.

İçinde, söylenenlere göre, yaklaşık 10-30 bin sahabenin mezarı bulunan bu mezarlık; son 70 yıl içinde, farklı bir hale getirilmiş ve mezarlarda kimlerin yattığına ait işaretler yok edilmiştir.

Günümüzde: kabirlerin üzerinde: kubbe, mermer vs. yoktur. Baş taşlarında isimleri bile yazılı değildir. Kabirlerin yerden yükseklikleri, 2-3 cm. geçmez, yani mezarları da yaşamları gibi mütevazidir ve toprakla bütünleşmişlerdir.

Evet: biz, mezarlık içindeki ziyaretimize devam edelim. Girişin hemen sağ bölümünde: yerdeki kalıntılardan; mevcut bölümde bir türbe olduğu ve çevresinin duvarlarla çevrili bulunduğu tahmin edilmektedir.

Bu türbenin: Osmanlı döneminde yapıldığı, ancak daha sonradan yok edildiği anlaşılıyor. Osmanlı dönemi bağlantısı “sekizgen” türbe yapısının yerdeki kalıntılarından anlaşılmaktadır. Halen, burada, günümüzde, yalnızca 6 kabir görülüyor.

Bu kabirlerde yatanların ise: Peygamberimizin amcası Hz. Abbas, onun sağında Peygamberimizin en küçük kızı ve Hz. Ali’nin eşi  Hz. Fatıma yatıyor.

Bu iki kabir arasında ise: 4 kabir bulunuyor. Bu yan yana 4 kabirde yatanlar ise: Hz. Hasan, Hz. Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin, onun oğlu Muhammed Bakır ve onun oğlu Cafer-i Sadık.

Bu 6 kabrin bulunduğu yerin hemen önünde: demir parmaklıklar var ve ziyaretçilerin buraya yaklaşmalarına izin verilmiyor. Çünkü: özellikle İranlılar; buraya aşırı ilgi gösteriyorlarmış.

Buradan sonra, yürümeye devam ettiğinizde:

Bu kabirlerin yanında, yine birçok kabirlerin bulunduğu bölüm görülüyor. Ancak: yukarıda da söz ettiğim gibi, mezar taşları bulunmadığından kabirlerin kimlere ait olduğu bilinmiyor.

Kabirlerin baş bölümlerine: yalnızca dere taşları konulmuştur. Bu bölümde: yan yana 8 tane taş görülüyor. Bu 8 taş: Peygamberimizin eşlerini temsil etmektedir.

Kabirlerin bulunduğu toprak yoldan yürümeye devam ederseniz, bu kere, karşınıza küçük bir kabir çıkıyor ki, bu kabir Peygamberimizin iki yaşında vefat eden oğlu İbrahim’e aittir.

Daha sonra ise “Maliki” mezhebinin kurucusu “İmam Maliki” ve diğerlerinin kabirleri bulunuyor. Biraz ileride, Medine şehrinin yağma günlerinde, orayı savunurken şehit düşen Hare şehitlerinin mezarları var.

Yürümeye devam ettiğimizde, bu kez, Peygamberimizin süt annesi Halime’nin kabrini görüyoruz.

Kabristanın tam orta bölümünde sağ yamaçta ise: tek başına duran bir kabir görülüyor. Burası: 3’ncü Halife Hz. Osman’ın kabridir. Kendisi: İslam’ın yayılmaya başladığı ilk dönemlerde: cömertçe, elinde bulunan tüm imkanları bu yolda harcamış ve Peygamberimizin kızı ile izdivaç etmiştir.

Evet: kabristanın en uç kısmında bulunan bir bölüm, dört duvar ile çevrilmiştir. Burada da, 2 kabir görülüyor. Bu kabirlerden birisi, Medine şehrinin en büyük iki kabilesinden birinin reisi olan “Sa’d b. Muaz” a aittir.

Kendisi: İslamiyeti kabul ettiğinde, kabilesi de İslamiyet’i seçmiş ve Hendek savaşında yaralanarak vefat etmiştir. Buradaki ikinci kabirde yatan ise “Ebu Said el-Hudri” dir. Bu kişi: hadisleri derlemesiyle tanınır.

Son olarak:

Kabristanın girişinin sol bölümünde: 3 kabir görülüyor. Burada yatanlar: Peygamberimizin iki halası Hz. Atike ve Hz. Safiye ile Hz. Ali’nin annesi Hz. Fatıma binti Esed’ dir. Hz. Fatıma: Peygamberimiz küçük yaşta annesini kaybedince, ona ikinci annelik yapmasıyla bilinir.

Son bir not: söylenenlere göre: Hz. Muhammed’den sonra: buraya, 3 milyona yakın kişinin gömüldüğü söyleniyor. Mezarlık: onların tümünü içine almış ve derinlere taşımıştır. Bu özelliği nedeniyle, izahı zor bir durum söz konusudur. Söylenenlere göre, buradaki toprak, cesetleri 6 ay içerisinde yok ediyormuş.

BEN-İ SAİDE GÖLGELİĞİ

Eski Medine şehrinin yeşilliğinden, günümüze pek bir şey kalmamıştır. Ancak: Mescit-i Nebevi yakınlarında, küçük te olsa bir yeşil alan görmek mümkündür. Bu yeşil alan: tarihte önemli bir olaya tanıklık etmesiyle bilinir.

Burada, İslam’ın ilk halifesi seçilmiştir.

Şöyle ki: “ Peygamberimizin vefatının ardından, Hz. Ömer: Medine şehrinin iki kabilesi olan “Evs” ve “Hazreç” lerin: bir araya gelerek, kendilerine yeni bir reis seçmeye çalıştıklarını öğrenir. Ancak: bu seçim ile birlikte büyük bir karmaşanın çıkmasına da ramak kalmıştır.

Hz. Ömer, Hz. Ebubekir’i bulur ve onu yanına alarak “Ben-i Saide” ye gelirler ve orada toplananlara hitaben “Lider mi seçiyorsunuz?” derler. Bunun üzerine; tüm sahabe, ittifak halinde “Hz. Ebubekir” i yeni liderleri yani “Halife” olarak seçerler.

Bunda en büyük etki ise, Peygamberimizin hastalığı sırasında, Hz. Ebubekir’i imam olarak seçmesidir.

Evet: İşte bu tarihi olay, burada yaşanmıştır ve bu nedenle, bu yeşil alan koruma altına alınmıştır.

DÖRT HALİFE MESCİTLERİ

Mescit-i Nebevi’nin ve Gamame Mescidinin hemen yanındadır.

Buranın özelliği şudur: Peygamberimiz bayram namazlarını “Bulut” mescidinde kıldırırmış. Vefatından sonra ise: dört halife, bayram namazlarını, yine bu yörede, çeşitli yerlerde kıldırmışlar ve kıldırdıkları yerlere, kendi isimlerine birer mescit yapılmıştır.

Evet: Peygamberimizin vefatından sonra: bayram namazlarını: Hz. Ebubekir; Peygamberimizin kıldığı yerin 40 metre gerisinde, Hz. Ömer biraz ilerisinde, Hz. Osman tam zıt istikamette ve Hz. Ali; Hz. Ebubekir’in kıldığı yerin arkasında kılmıştır.

Takip eden dönemde: bu dört halifenin namaz kıldığı bu yerlere: sahabeler tarafından, dört halifenin anılması için, dört mescit yapılmıştır.

Hz. Osman Mescidi

Osmanlı mimarisi özelliklerini taşımaktadır. Ancak, günümüze gelene kadar önemli değişikliklere uğramıştır. Hurma pazarının hemen karşısındadır. Hz. Osman’ın evinin bulunduğu yere yapıldığı söylenmektedir.

Hz. Ali Mescidi

Burası: Mescid-i Nebevi’ye, 290 metre uzaklıktadır. Hz. Muhammed, bayram namazlarını, burada kıldırmıştır.

Medine Hz Ebubekir Mescidi
Medine Hz Ebubekir Mescidi

Hz.Ebubekir Mescidi

Gamame Mescidinden 40 metre uzakta, Amiddiye sokağının köşesindedir. Hz. Muhammed, bayram namazlarını burada kıldırırmış ve vefatından sonra da, Hz. Ebubekir bayram namazlarını burada kıldırırmış.

Mescit, ilk olarak Ömer bin Abdülaziz tarafından yaptırılmış ve 1838 yılında ise, Sultan II. Mahmut tarafından restore edilmiştir. Mescitte, bir Osmanlı kitabesi görülür. Bu kitabeye göre, mescit son olarak, Osmanlı Sultanı Abdülhamit tarafından tamir ettirilmiştir.

Medine Hz Ömer Mescidi

Hz. Ömer Mescidi

Mescid-i Nebevi’ye 455 metre uzaklıktadır. Hz. Ömer, bayram namazlarını burada kıldırırmış. Mescit, günümüzde ibadete kapalıdır.

Medine Gamame-Bulut mescidi

GAMAME-BULUT MESCİDİ

İslam’ın ilk yıllarında: genellikle şehirlerin kenar kısımlarında, toplu namazların kılınması için musallalar hazırlanır ve bayram ve Cuma namazları, toplu olarak, bu günkü gibi çeşitli camilerde değil, yalnızca namazgah denilen bu musallalarda kılınırmış.

Böylece: bütün şehir halkı, haftada bir defa bir araya geliyormuş. Nitekim: söylenenlere göre: Peygamberimiz: Ramazan ve Kurban Bayramlarında, musallaya çıkar ve namaz kıldırır, namazdan sonra ise, ayağa kalkarak sahabeye vaaz eder, tavsiyelerde bulunur, gerekli emirleri verir, gaza için gönderecekleri varsa onları gönderirmiş ve daha sonra musalladan evine dönermiş.

Peygamberimizin, bu musallasının bulunduğu yere yani Mescid-i Nebevi kapısından, güneybatı istikametine doğru, 500 metre uzaklıktaki mevkiye: daha sonra: hicretin ikinci yüzyılında “Mescidü-l Gamame” denilen Cami yaptırılmıştır.

Medine şehir halkı, hicretin dokuzuncu yüzyılına kadar, bayram namazlarını burada topluca kılarlarmış. Ancak: Mescid-i Nebevi genişletilince, artık musallaya ihtiyaç kalmamış, Cuma ve Bayram namazları da burada kılınmaya başlanmıştır.

Evet: Gamame mescidi, Dört halife mescitlerinin hemen yanındadır. Günümüzde: burası kubbeli, minareli ve üstü kapalı bir yerdir.

Buraya “Bulut” mescidi denilmesinin sebebi: Peygamberimizi sürekli takip eden ve gölgeleyen “bulut”; kendisi buraya girdiğinde, havada beklemekte imiş ve bu yüzden buraya “bulut” mescidi ismi verilmiştir.

Bir başka söylentiye göre: “Peygamberimiz, burada yağmur duasına (istiska) çıkar ve daha ellerini indirmeden yağmur yağmaya başlarmış”. Kubbelerin beyaz ve sıklıkla oluşu: yağmur bulutlarını temsil etmektedir.

Bunun dışında: burası “Musalla” mescidi olarak da bilinir. Peygamberimiz, Medine şehrinde, ilk bayram namazını ve son dört bayram namazını, burada kıldırmıştır.

Mescit, Osmanlı Sultanı I. Abdülmecit tarafından yaptırılan irili-ufaklı, 10 kubbe ile örtülmüştür.

HZ. OSMAN SU KUYUSU

Medine Ziraat Fakültesi bahçesinde: Uhud yolu üzerindedir. Çevresi tellerle çevrili, hurma ağaçlarıyla dolu bahçe içinde, beyaz bir binanın yanında bulunmaktadır.

Buraya: “Bi’r-ü” deniliyor. Yani: “Hz. Osman kuyusu” anlamına gelmektedir. Bu kuyunun etkileyici bir hikayesi bulunmaktadır.

Medine şehrinde: her geçen gün Müslümanların sayısı artarken, şehirde, şiddetli bir kuraklık yaşanır. İnsanlar, susuzluktan perişan halde iken, kuyularda çok az su kalmıştır. Bu kuyulardan birisi olan “Rümi” kuyusu da, bir Yahudi’ye aittir ve suyunu çok pahalıya satmakta ve fakir Müslümanlar çok sıkıntı çekmektedirler.

Bunu gören Peygamberimiz çok üzülür, kuyuyu satın alıp, Müslümanlara sebil edecek kişinin, Cennette karşılığını kat kat alacağını müjdeler.

Hz. Osman, defalarca bu şahsa giderek, kuyusunu kendisine satmasını ister, ancak adam bir türlü razı olmaz.

Bunun üzerine, Hz. Osman kuyunun yarısını satın almak ister, adam bu kez razı olur ve kuyunun suyunu bir gün önceki sahibi, bir gün Hz. Osman kullanmaya başlar. Suyu kullanma günü Hz. Osman’a gelince: Medine şehrine bir çağrı yapar ve herkesin istediği kadar su alabileceğini, ücret ödemeyeceğini söyler.

Bunun üzerine, aynı gün, bütün Medineliler kuyunun başında toplanırlar ve suyu kullanırlar. Ertesi gün, ilk sahibi kuyunun suyunu satacak kimse bulamaz ve kuyunun suyunun yarısını sattığı için pişman olur.

Daha sonra: Yahudi, kuyunun geri kalan kısmını da, Hz. Osman’a satar ve böylece kuyunun tamamı Müslümanların ihtiyaçları için sebil edilmiştir.

Evet, işte bu kuyu, Hz. Osman tarafından, bütün Müslümanlara vakfedilmiş olan bu kuyu, ziyaret edilmektedir.

Medine Uhud dağı ve şehitliği
Medine Uhud dağı ve şehitliği
Medine Uhud dağı ve şehitliği

UHUD DAĞI VE ŞEHİTLİĞİ

Hz. Osman kuyusundan sonra: yolunuza devam ettiğinizde: kısa bir süre sonra, yolun sağında bir tabela ile karşılaşacaksınız.

Bu tabela da “Şüheda-yı Uhud” yazıyor. Ardından “Uhud dağı” görülüyor. Burası: Medine şehir merkezine 5 km. uzaklıktadır. Bedir savaşından sonra, sahabenin yaptığı ikinci büyük savaş, burada gerçekleşmiştir.

Uhud dağı: 110 metre yüksekliktedir. Mina bölgesinde, dağın güney eteklerinde: İslam tarihinin en önemli savaşlarından biri yapılmıştır. Savaş: hicretin üçüncü yılında, Şevval ayında: 700 Müslüman ve 3000 müşrik arasında yapılmıştır.

Ancak: Peygamberimizin sözlerine uymayan, savaşın kazanıldığını sanan ve ganimet toplamak için yerlerini terk eden okçular nedeniyle, büyük kayıplar verilmiştir.

Uhud savaşında Müslümanların yaşadıkları bozgun sonrasında, Peygamberimizin bulunduğu bir mağara: 10 dakikalık bir tırmanıştan sonra görülebilmektedir. Uhud savaşından sonra, Peygamberimiz ve bir kısım sahabe, bu mağaraya sığınırlar.

Bölgeyi ziyaret edenler: şehitliği, okçular tepesini, savaşın yapıldığı diğer alanları ve Hz. Hamza ve 70 sahabenin kabirlerini görebilirler. Aslında: Uhud savaşından 14 yıl sonra, Uhud tarafından, Medine şehrini sel bastı ve Uhud’daki şehitlerin üzeri açıldı.

O dönemde yaşayanlar baktılar: sanki savaş yeni olmuş gibi, şehitler yeni gömülmüş gibi kan akıyor. Bunun üzerine: 70 kişiyi, Cennet-ül Bakiye nakil etmek istediler.

Nakil sırasında, 4 kişi kaldığında: tam onları alacakları sırada, Uhud dağı, sanki deprem olurcasına sallanır ve dile gelir “Siz benden hepsini aldınız, ama bu dördü bende kalsın” dedi ve “Hz. Hamza, Hz. Musab bin Umeyr, Hz. Abdullah bin cahş ve Hz. Şemmase bin Osman’ın cenazeleri buradaki şehitlikte kaldı.

Uhud savaşının geçtiği bu bölgede “Okçular tepesi” ne çıkarak, çevreyi seyredebilirsiniz.

Ancak, söylenenlere göre, bu okçular tepesi, üzerine çıkıla çıkıla iyice aşınmış ve günümüzde normal halinin çok daha altındadır. Daha sonra, Okçular tepesinden aşağıya inerek, Uhud savaşının olduğu yerleri gezebilirsiniz.

Osmanlı döneminde: buradaki, Uhud savaşı şehitlerinin kabirlerinin üzerinde bur türbe bulunurken, günümüzde, bunun olmadığını ve alanın tamamen düz olduğunu göreceksiniz. Çevresi duvarlarla çevrilmiş bu alanı görmek isterseniz, demir parmaklıklı pencereden bakabilirsiniz. Dört tarafı duvarlarla çevrili kabirlerin kapısı kilitli bulunduruluyor.

İçeride: aslında 70 Uhud şehidinin mezarı bulunmasına rağmen, yalnızca üç kabir görülebiliyor. Bunlar: Hz. Hamza, Mus’ab b. Umeyr ve Abdullah İbni Cahş’a aittir. Bunun sebebini yukarıda izah etmiştim.

Hz. Hamza: Peygamberimizin amcası, Umeyr: Mekke’nin en zenginlerinden iken Müslümanlığı kabul eden ve Medine’ye gelen biri olarak tanınıyor.

Medine Kıbleteyn mescidi
Medine Kıbleteyn mescidi

KIBLETEYN MESCİDİ

Kıbleteyn kelime olarak “iki kıbleli” anlamına gelmektedir. Burası: Medine merkezine 5 km. uzaklıktadır.

Müslümanlar için ilk kıble: Kudüs şehrinde bulunan “Mescid-i Aksa” dır.

Peygamberimiz: kıblenin “Kabe” olmasını ve Kabe’ye dönülerek namaz kılınmasını çok arzu ediyordu ve bu konuda Allah’tan gelecek emri bekliyordu.

Hicretten 18 ay sonra, Şaban ayının 15’nci günü (Berat kandilinde) Peygamberimiz: Seleme oğulları mahallesinde namaz kıldırırken, namazın farzını kıldırdığı sırada, ikinci rekatın sonunda, şu Ayet-i Kerime nazil oldu. “ ……. seni elbette, hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz.

O halde hemen Mescid-i Haram (Kabe) ye doğru dön. Ey müminler: siz de nerede olursanız olun, namazda oraya doğru dönün.(13)”

Burada, yani “kıbleteyn” mevkiinde namaz kılan sahabeler; namazlarının ortasında, kıble olarak “Kabe” nin belirlendiğini duyunca: namazlarını hiç bozmamışlar ve “Mescid-i Aksa” ya dönerek başladıkları namazlarını “Kabe” ye yönelerek tamamlamışlardır.

Bu olayı yaşatmak adına, buradaki mescide “Kıbleteyn Mescidi” ismi verilmiştir.

Evet: hicretten yaklaşık 1.5 yıl sonra, kıble olarak “Kabe” seçilmiştir.

Buranın en ilginç yanı: gerek “Kabe” ye bakan mihrap ve gerekse giriş kapısı üzerinde, daha önceki kıble olan “Mescid-i Aksa” ya bakan sembolik mihrabın birlikte bulunmasıdır.

Memlük Sultanı Kayıtbay zamanında, 1488 yılında Mescid-i Kıbleteyn’in tavanı yenilenmiş, avlusu da bir duvarla çevrilmiştir. Sonraki dönemlerde ise, Kıbleteyn Mescidinin ilk ciddi onarımı, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, yani 1543-1544 yılları arasında yapılmıştır.

Bu dönemde, cami: iki kıblesinde bulunan revaklarla birlikte, 425 m. Karelik bir alanı kapsıyordu ve üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüştü. 20’nci yüzyılın başlarına gelindiğinde ise, harap bir vaziyette görülen mescit: 1987 tarihinde, Suudi hükümeti tarafından genişletilerek, yeniden inşa edilmiş ve büyüklüğü 3920 m. Kareye çıkarılmıştır.

Bu son yenileme sırasında, Kabe kıblesine mihrap, Kudüs tarafına ise “Bakara” suresinin 144’ncü ayeti, Türkçe, Farsça, Urduca, İngilizce ve Fransızca mealinin yazıldığı bir pano konulmuştur. Bu pano: daha sonra kaldırılarak, Kudüs tarafına bir kapı açılmıştır.

Caminin: kıble yönündeki iki köşesinde, birer minare bulunur. Çatı ise; 8.7 metre çapında ve 8.18 metre yüksekliğinde, iki kubbe ile örtülmüştür.

Bu kubbelerin iç bölümü: Türk hattatı Hasan Çelebi’nin yazdığı celi sülüs ve kufi hatlarla bezenmiştir.

Medine Hendek savaşının geçtiği yerler, Yedi mescidler
Medine Hendek savaşının geçtiği yerler, Yedi mescitler

HENDEK SAVAŞININ GEÇTİĞİ YERLER – YEDİ MESCİTLER

Hendek savaşı: Uhud savaşından iki yıl sonra, Hicretin beşinci yılında, 23 Şubat 627 yılında, Medine şehrinin kuzeyinde yapılmıştır. Müşrikler Uhud savaşında başarılı olmalarına rağmen, Müslümanların gücünü kıramamışlardır.

Tam tersine, Müslümanlar, Medine’de birlik ve beraberliklerini sağlamlaştırmışlar ve askeri bakımdan daha güçlü hale gelmişlerdir. Savaş: uzun süre şehri kuşatan müşriklerin, bir süre sonunda kuşatmayı kaldırmaları ile bitmiştir.

Hendek savaşının yapıldığı bölgede: 3 km. uzunluğundaki hendeğin, belli yerlerinde bulunan ordu komutanlarının çadırlarının bulunduğu yerlere, sonradan, Osmanlı döneminde, birbirine yakın ve küçük 7 mescit yapılmıştır.

Bu mescitlerden yalnızca 4 tanesi günümüze ulaşmıştır. Bu arada: hendek hakkındaki şu bilgiler mevcuttur. Hendek: 5.5 km. uzunluğunda 9 metre eninde ve 4.5 metre derinliğindedir.

Burası da, ziyaret yerlerinden birisidir.

Fetih Mescidi

Burası: Hendek savaşı sırasında, Peygamberimizin çadırının kurulduğu ve dua ettiği yer olarak bilinir. Bu duanın ardından, düşman perişan olmuştur. 7 mescitten en önemlisi burasıdır.

Zırh Mescidi

Peygamberimiz “Uhud” savaşına giderken, ordusunu burada tanzim etmiş ve zırh giymiştir.

Selman-ı Farisi Mescidi

Peygamberimizin çadırına en yakın çadır: şehrin çevresine hendek kazalım fikrini ortaya atan “Selman-ı Farisi” ye aittir.

Bunların dışında, bu bölgede: Hz. Ömer, Hz. Ali, Hz. Fatma ve Hz. Osman mescitleri bulunuyormuş. Ancak: 2004 yılında, Hz. Ebubekir mescidi yıkılarak yeri düzleştirilmiştir. Günümüzde ise, buraya, yedi mescidi temsilen, büyük bir mescit yapılmıştır.

MİNARETEYN MESCİDİ

Yeni bir yapıdır. Kısa zaman öncesine kadar, burada iki minareli bir Osmanlı mescidi bulunuyormuş. Buranın iki minaresi bulunması nedeniyle “Mirareteyn” olarak yani “iki minareli” olarak isimlendirilmiştir.

Günümüzde ise, burada: tam bir mezbelelik görülmektedir. Buraya giderseniz, bir kuyu göreceksiniz. Bu kuyu: Peygamberimizin, sahabelerle birlikte Bedir savaşına giderken su içtikleri kuyudur.

Bu kuyunun önünde, iki çeşme yapılmış ve ziyaretçilerin bu kuyunun suyunu içmeleri sağlanmıştır. Bir zamanlar, kuyunun suyu çok meşhurmuş ve kuyudan alınan su: Suriye ve Lübnan yörelerindeki Osmanlı valilerine kadar gönderiliyormuş.

İDRİS SUNUSİ MESCİDİ

Bilal-i Habeşi mescidinin hemen yanındadır. Beyaz ve küçük bir yapıdır. İdris Sunusi: eski Libya devlet başkanlarından birisidir. Libya’da, Kaddafi’nin iktidarı ele geçirmesinden sonra buraya yerleşmiş ve yine burada vefat etmiş ve mescidi kendisi yaptırmıştır.

Medine Bilal-i Habeşi Mescidi

BİLAL-İ HABEŞİ MESCİDİ

İdris Sunusi mescidinin hemen yanındadır. Yeni bir yapıdır. Bilal-i Habeşi ile olan ilgisine gelince: Bilal-i Habeşi’nin evi: Mescid-i Nebevi’nin hemen yanında bulunan Hz. Ömer camisinin yanında imiş. Fakat, sonraki yıllarda, ilgisizlik nedeniyle yıkıldığı söyleniyor. Günümüzde, burada, postane binası bulunuyor.

SECDE MESCİDİ

Burası: halk arasında çeşitli isimlerle anılmaktadır. Bu isimler “Abdurrahman b. Avf” ve “Ebü Zer Gıfari” mescididir. Ama genel anlamda “Secde” mescidi olarak bilinir. Bu isimle anılmasının sebebi ise, Peygamberimiz, geceleri zaman zaman evinden çıkar ve ıssız yerlere giderek ibadet edermiş. Sahabelerden bazıları ise, kendisine bir şey olur endişesiyle onu gizlice takip ederlermiş.

Bir keresinde: Peygamberimiz, şehir dışına çıkarak, günümüzde “Secde Mescidi” olarak bilinen bu yere gelmiş ve namaza durmuştur. Arkasında ise, onu gizlice takip eden “Abdurrahman b.Avf” bulunuyormuş.

Peygamberimiz, secdeye gitmiş ve uzun süre doğrulmamış, bunun üzerine Hz. Abdurrahman endişelenmeye başlamış ve tam bu sırada Peygamberimiz başını kaldırıp selam vermiş ve arkasındaki kişinin kim olduğunu sormuş. Hz. Abdurrahman, kendisini tanıtmış ve bu sırada Peygamberimiz, gayet mütebessim bir halde imiş.

Sahabi, bunun sebebini sorduğunda ise: uzun secdenin sebebini anlatmış ve “Secde sırasında: kendisine, Peygamberler için salavat getirenlere şafaat edileceği” müjdesinin verildiğini ve bu yüzden mütebessim olduğunu söylemiştir.

Evet: takip eden dönemlerde, yüzyıllarca, bu mevkii “Secde Mevkii” olarak tanınır olmuş ve sonrasında buraya yapılan mescide de bu isim verilmiştir.

Yapı yenidir. Ancak, bugünkü cami binasından önce, burada yine Osmanlı dönemi mimari özelliklerini taşıyan bir cami bulunduğu ve bunun yıkılarak, bugünkü caminin yapıldığı söyleniyor.

Medine Tren istasyonu

MEDİNE TREN İSTASYONU

Hicaz demiryollarının son halkası olan “Medine Tren İstasyonu”, Sultan Abdülhamit tarafından 19’ncu yüzyılda yaptırılmıştır. Projenin yapımına 1900 yılında başlanılmış ve 1 Eylül 1908 yılında tamamlanmıştır.

Hicaz demiryollarının bir ucu İstanbul-Haydarpaşa ve diğer ucu Medine şehrine kadar uzanmaktadır. Ancak: Mekke şehrine kadar uzanması planlanmasına rağmen, çeşitli nedenlerle proje bitirilememiştir.

O dönemde, Sultan Abdülhamit, gerçekten devletin en zor günlerinde, böyle bir projeyi yaptırmayı başarmıştır. Ancak: proje tamamlanamamıştır, çünkü: bölgede petrol arama faaliyetlerinde bulunan İngilizler rahatsız olmuşlar ve bölge insanını kandırarak ve para vererek: tren raylarına zarar vermelerini ve projenin bitirilememesini sağlamışlardır.

Özellikle, filmlere konu olan “Lawrens” isimli İngiliz casusunun, yoldan sökülerek kendisine getirilecek her tren rayı için “altın” vaat ettiği söylenmektedir. Ancak, yine de günümüzde bile, Türkiye-Suriye-Ürdün-Lübnan gibi ülkelerde, bu orijinal Osmanlı tren rayları, hala kullanılmaktadır.

Hatta: o kadar orijinaldir ki, Medine şehrindeki tren raylarının üstleri “keçe” ile kaplanmıştır, çünkü: bölgenin ruhaniyetinin gürültüden etkilenmemesi düşünülmüştür.

İstasyon, Medine şehrinde;

Şehrin giriş kısmında yani “Anberiye” denilen bölgededir. Ancak, günümüzde şehir büyüdüğü için, şehrin merkezinde kalmıştır. Eskiden: hacılar, burada trenden inerler ve yaya olarak “Mescit-i Nebevi” ye giderlermiş. Bu Azaklık, yaklaşık 1 km. dir.

İstasyonun en ilgi çeken yanı, şehrin öbür yanından şehre girmesi gerekirken, bilinçli olarak giriş, şehrin bu yönünden sağlanmıştır. Çünkü: hacılar şehre girdiklerinde, ilk önce, Peygamberimizin “yeşil kubbeli” türbesini görürlermiş.

Evet: burayı ziyaret ederseniz: demiryollarının raylarını, arkada Medine tren istasyonu binasını görebilirsiniz. Umarım: bir gün Suudi yetkililer, Osmanlı eseri diye, tutup bunu da yıktırmazlar.

Tren istasyonunun hemen önünde, raylar üzerinde bir lokomotif ve arkasında vagonlar görülüyor, ama yalnızca demir iskeletleri kalmış görülüyor.

Hicaz demiryolunun vagonlarından, yalnızca bu bir tanesi tamir edilmiş ve turizme kazandırılmıştır. Yapılış tarihi 1906 yılı olan bu ve boş ağırlığı 19 ton olan bu vagon gezilebiliyor.

Ancak: istasyonun içini gezmek yasaklanmış, giriş yasaktır.

SUKYA MESCİDİ

Amberiye mevkiinde, Medine tren istasyonunun bahçesinde ve beyaz kubbeli bir yapıdır.
Peygamberimiz “Bedir” savaşına çıkmadan önce, burada ordusu ile konaklıyor ve ordusunu denetliyor.

Orduya katılanlardan yaşları küçük olanları, Medine şehrine geri gönderiyor, su ihtiyacı karşılanıyor. Hatta: Peygamberimizin, burada, bir kırbadan, tüm sahabeye su dağıttığı söylenir. Hatta: Peygamberimiz, Mekke’nin bereketli kılındığı gibi, Medine’nin de ashabına bereketli kılınması duasını burada yapmıştır.

Bu nedenle “Sukya” kelimesinin anlamı “su dağıtan” demektir.

Evet: tarihi süreçte bir anlamı olan buraya, daha sonra: Osmanlı tarzında, üç kubbeli “Sukya” Mescidi yapılıyor. Ancak, Gar duvarı örülünce, mescit gar duvarlarının gerisinde kalmıştır.

Medine Mescitü-l Osmani, Hamidiye Amberiye Camisi
Medine Mescitü-l Osmani-Hamidiye Amberiye Camisi

MESCİTÜ-L OSMANİ-HAMİDİYE-AMBERİYE CAMİSİ

Medine tren istasyonunun hemen sol yanındaki bu cami, aynı zamanda “Osmanlı” camisi olarak bilinmektedir. Cami: Sultan Abdülhamit tarafından, kesme taş kullanılarak yaptırılmıştır.

Bu nedenle: gayet gösterişlidir, ama küçük bir yapıdır. İri kaya parçalarıyla yapılan cami hakkında bir söylenti bulunmaktadır: “Osmanlı sultanlarının hacı olmadıkları bilinmektedir. Ancak: buralar için her türlü fedakarlığı göstermişlerdir.

Özellikle: Sultan Abdülhamit: Medine’den gelen paşalardan birine, kendisi için, Peygamberin kabrinden “amber” kokan toprak getirmesini ister. Paşa: Medine şehrindeki görevini tamamladıktan sonra, dönüş hazırlıklarını yapar ve trene biner.

Tren kalkış düdüğünü çalarken, paşanın aklına padişahın emri gelir. Hemen oturduğu yerden fırlar ve istasyonun dışına koşar. Ancak: Peygamberimizin kabrinden uzak kalmıştır, hemen aceleyle istasyonun yanındaki caminin bulunduğu alandan, bir avuç toprak alır ve İstanbul’a döner.

Sultan Abdülhamit, paşayı huzura alır, raporunu sunan paşa, beraberinde getirdiği toprağı padişaha uzatır.

Padişah: sevinç ve saygı ile toprağı avucuna alır, burnuna götürür, koklar, koklar ve biraz hüzünle paşaya dönerek:

– Paşa getirdiğin toprak amber kokuyor, ama bunun “meski” eksik der.
İşte, caminin adı bu şekilde oluşmuştur.

Evet, son bir not. Yine bir rivayete göre: caminin 6666 tane taştan (6666 Kuran-ı Kerimdeki ayet sayısıdır) ve minaresinin 114 basamaktan (Kuran-ı Kerimdeki sure sayısı) yapıldığı söylenmektedir.

Evet: bu mescidin yapılmasının esas anlamı: trenle yolculuk yapacakların, namazlarını kılmalarının sağlanmasıdır.

Medine Cuma Mescidi

CUMA MESCİDİ

Kuba Mescidine, 350 metre uzaklıktadır. Peygamberimiz: hicret sonrasında Kuba köyünde kalırken, Cuma mescidinin bulunduğu yerdeki namazgahta ilk Cuma hutbesini okumuştur. Buradaki cami, bu olaya istinaden yapılmıştır.

Medine Kuba Mescidi
Medine Kuba Mescidi

 

KUBA MESCİDİ

İslam aleminde: cemaatle birlikte namaz kılmak için inşa edilen ilk camidir. Peygamberimiz: Mekke şehrinden Medine şehrine hicret ederken, Medine şehrine 5 km. kala, Kuba denilen bu yerde, 14 gün kalmış ve bu süre içinde bir mescid inşa edilmiş ve burada namaz kılınmıştır.

Hac ve ümre ziyaretine gelenler, buraya mutlaka uğramaktadırlar. Çünkü, burada, Müslümanların ilk mescidi yani “Kuba” mescidi bulunmaktadır.

Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir: burada kaldıkları sürede, biraz önce söylediğim gibi, ilk mescidi inşa etmişlerdir.

Hatta: Peygamberimiz, Medine şehrine yerleştikten sonra da, Cumartesi günleri, Kuba Mescidini ziyaret eder ve burada namaz kıldırırmış.

Mescidin mimari yapısı: ortası avlulu, yan duvarları dendanlıdır. Anadolu tarzı, sivri bir minaresi vardır. Minarenin olduğu taraftaki duvarın ortasında, ana taç kapısı bulunur.

Kapının üzerinde büyük ve altında ise küçük iki adet tuğra görülür.

Mescid: ilk kez Peygamberimiz tarafından yapıldığı için, üstteki büyük tuğrada onun ismi, alttaki küçük tuğrada ise Sultan II. Mahmut’un ismi yazılıdır. Ancak, 1985 yılındaki yenilemede, bu tuğra ortadan kaldırılmıştır.

ZÜHLEYFE CAMİSİ

Medine şehrinden, Mekke şehrine gidenler, burada “ihram” a girerler. Peygamberimiz veda haccına giderken, burada ihrama girmiştir. Hac için şehre gelenler, bu camide, ihram namazı kılarlar.

KRAL FAHD, KURAN-I KERİM BASIM KOMPLEKSİ

Şehirdeki bu matbaada, 1984 yılında kurulmuştur ve yıllık 13 milyon Kuran-ı Kerim basılmakta ve dünyanın dört bir yanında, bugüne kadar 59 ülkeye, 39 farklı dilden basılıyor ve ücretsiz gönderilmiştir.

Özellikle: Müslüman nüfusun çok olduğu ülkelere, daha fazla gönderildiği söyleniyor. Bazen de; ülkelerde insanlar Suudi Arabistan büyükelçiliklerine müracaat ettiklerinde, yine oraya burada basılan Kuran-ı Kerimler gönderiliyormuş.

Zaten hac döneminde de, yaklaşık 2 milyon adet Kuran-ı Kerim, hac için gelenlere ücretsiz veriliyormuş.

İslami İşler ve Teblig Bakanlığına bağlı bulunan Kral Fahd Kompleksinin, dünyada en çok basım yapan matbaalardan birisi olduğu ve üç vardiya çalışılarak yılda 30 milyon kitap basıldığı söylenmektedir.

Söylenenlere göre, günümüze kadar, burada 165 milyon Kuran-ı Kerim basılmış ve hepsi, dünyadaki Müslümanlara ücretsiz dağıtılmıştır.

Basım merkezi: 250 bin m. Karelik bir alana yayılmış, merkezde 1700 kişi çalışma ve 600 işçi kalite kontrol ve ciltleme bölümlerinde görevlendirilmiştir.

Evet: ülkede hafta tatili olan Perşembe-Cuma günleri haricinde, burayı gezebilir ve Kuran-ı Kerim basılma aşamalarını görebilir ve çıkışta, size hediye edilen Kuran-ı Kerim’i alabilirsiniz.

Medine Dar Al-Madinah Museum

DAR AL-MADİNAH MUSEUM-MEDİNE MÜZESİ

Müzede: Medine ve çağlar boyunca bu beldede yaşanan olaylar: maketler ile anlatılıyor. Tarihin koridorlarında gezinmek isterseniz, burayı ziyaret edebilirsiniz.

Müzeye giriş ücreti alınmıyor. Müzeye girdikten sonra: dev bir “Kabe” maketi sizi karşılıyor. Daha sonra: hemen karşıda, film izlenebilen karanlık bir oda bulunuyor. Burada: Kabe’nin ilk halinden başlayarak, bir çok dini mekanın durumlarını gösteren 15 dakikalık bir film izleniyor.

Evet: büyük bir alana sahip olmayan müzede: Medine tarihinin tanıtımı yapılıyor, geçmişi hakkında çeşitli doküman ve fotoğraflar ve maketler ile bilgi veriliyor. Ravza, Nebevi Mescidi, Uhud ve daha birçok yer hakkında, maketlerle bilgiler veriliyor.

Hendek ve Uhud savaşı: minyatür bir ortamda ziyaretçilere sunuluyor. Burada eski Medine’nin küçültülmüş halini görebiliyorsunuz. Sahabe evleri, Osmanlı kışla ve eserleri, Medine kalesi ve o günkü Medine’deki medreseler aynen yansıtılmıştır.

Müzede: Medine ile ilgili hatıra eşya, kitap, albüm ve cd alabileceğiniz, bir de küçük dükkan bulunuyor.

AKİK VADİSİ

Medine şehir merkezine, yaklaşık 4 km. uzakta bulunan burası: Peygamberimiz tarafından Medine’de bulundukları sırada en çok ziyaret ettikleri yer olarak bilinir. “Vadi-yi Akik” olarak bilinir.

Vadi: yeşili bol ve içinden akarsu geçen bir yerdir. Burası, aynı zamanda hicret yolu üzerinde bir durak olarak önem taşır. Sevr’deki mağarayı terk ettikten 12 gün sonra buraya gelirler ve buradan “Kuba” ya geçerler.

Vadinin diğer bir önemi: Irak ve bu bölgelerden gelen insanlar, bu vadide “ihrama” girmişlerdir. Vadi içinde, Osmanlılardan kalma bir de köprü bulunmaktadır.

Vadinin içinde, derin bir akarsu yatağı vardır. Zaman zaman bollaşan ve zaman zaman azalan suyu ile, bu akarsu, bölgeye bereket vermektedir. Akarsuyun kıyısına oturup biraz mola verebilirsiniz.

MİKAD MESCİDİ

Ümre veya hac yapmak için Medine’den ayrılırken, burada ihrama girilir ve namaz kılınır. Burası, Medine merkezine 8 km. uzaklıkta, Mekke-Medine otoyolunun sağ bölümündedir.

Peygamberimiz, burada “Semura” ağacının altında namaz kıldığı için, buradaki mescide “Mescid-i Şecere” ismi verilmiştir ve bunun içinde 5000 kişi namaz kılabilmektedir.

Daha sonraki dönemde, bu mescit genişletilmiş ve çevresine, umre ve hac yapacakların ihtiyaçlarını karşılayacakları tesisler yapılmıştır.

ŞEHİR SURLARI

Şehrin dışında, 12 yüzyılda oval şekilde inşa edilmiş, boyu 8-12 metre arasında değişen bir kale bulunmaktadır. Kale, kulelerle korunmaktadır ve dört girişinden “Bab-al Salam” yani “Mısır Kapısı” en görkemli olan kapısıdır.

Evet, Medine surları: tarihte ilk olarak, hicri 2 ve 3’ncü yüzyıllarda, şehre yapılan saldırılardan korunmak amacıyla yapılmıştır.

Daha sonra ise, çeşitli dönemlerde onarımı yapılan surların en büyük onarımı ise, Kanuni Sultan Süleyman döneminde yapılmıştır. Bu dönemde onarımı yapılan surların uzunluğu, 3 km. den fazladır.

Medine şehrini çevreleyen bu surların, çeşitli yönlerde açılan meşhur kapıları bulunmaktadır. Bunlar: Baki kapısı, Kuba kapısı, Mısır kapısı, Şam kapısı, Amber kapısı ve Mecit kapısıdır.

Şerif Hüseyin önderliğinde toplanan Araplar, Osmanlı idaresindeki Medine şehrini kuşattıklarında, surların büyük bölümü harap olmuş ve 1950 yılında ise, Suudi yönetimi tarafından tamamen yıkılmıştır.

Medine Osmanlı Burcu

OSMANLI BURCU

Burası: Medine Komutanı Fahrettin Paşa tarafından yaptırılmıştır. Medine şehrinden, Kube Mescidine giderken yol üzerinde bulunan burç; günümüzde harap haldedir ve ayakta kalmaya çalışmaktadır.

HURMA BAHÇESİ GEZİSİ

Mekke denilince “zemzem” ve Medine denilince “hurma” akla geliyor. Hurma satmak için, hurma bahçelerini kiralayanlar tarafından, hurma bahçelerine turlar düzenleniyor.

Otellerin kapısından otobüsler ile alınan hacılar: hurma bahçelerine götürülüyorlar.

Bu bahçelerde: brandalarla kapatılmış alanda, büyük bir depo bulunuyor. Çeşit çeşit hurmalar, duvarlara dizili ve ziyaretçiler bunlardan tadabiliyorlar.

Satış bittikten sonra, hurma bahçesinde bir yandan çaylar içilirken, bir yandan da hatıra fotoğrafları çektiriliyor.

Rusya Moskova Gezi planı

Rusya Moskova Gezi Planı

Moskova gerçekten çok büyük bir şehirdir. Bu şehirde: kalış sürenize göre, size önerebileceğim gezi planını hazırladım.

Ancak: kalış sürenize ve ilgi durumunuza göre; kendinize daha radikal bir plan hazırlayıp, gezinizi ona göre sürdürebilirsiniz.

Size önereceğim gezi planı, elbette bir öneri, asıl planı, gerek zamanınıza ve gerekse ilgi derecenize göre kendiniz yapabilirsiniz.

1.GÜN

Moskova’da bulunduğunuz ilk gün: mutlaka: Kızıl Meydan ve Kremlin, gezmeniz gereken yerlerin başında geliyor. Buralarda: büyük bir olasılıkla, tam bir gününüz geçecektir. Çünkü: gerçekten, görülmeye değer ve hissederek görmeniz gereken bir çok eser var.

Ayrıca: eserlere girişten önce, mutlaka bir süre sıra beklemeniz gerekecek ve dolayısı ile, birinci günün tamamını, Kızıl Meydan ve Kremlin için ayırabiliriz. Yorgunluğunuzu atmak için: GUM mağazalarının bulunduğu yerdeki cafeler düşünülebilir.

Rusya Moskova gezi planı

2.GÜN

Evet, Moskova’daki ikinci gününüzde: Kremlin ve Kızıl Meydanı çevreleyen; iki çevre yolundan, dışta olanı: yani, Bulvar çevre yolunu gezmenizi öneririm.

Bulvar çevre yolu üzerinde: özellikle görmenizi önereceğim yerler ise, şunlar: Bolşoy Tiyatrosu, Puşkin Müzesi, Kurtarıcı İsa Katedrali, Tretyakov Sanat Galerisi. Gezerken, mutlaka bu söylediğim yerlere daha bol zaman ayıracak şekilde planlamanızı yapın.

Rusya Moskova gezi planı

3.GÜN

Moskova’da üçüncü gününüzde, dün gezdiğiniz bulvar çevre yolunun bir diğer bölümünü gezmenizi öneririm. Eğer şehirde bulunacağınız zaman kısıtlı ise, ikinci ve üçüncü gün programlarını birleştirebilirsiniz.

Evet; bugünkü programda, özellikle, daha fazla zaman ayırmanızı önereceğim yerler şunlar: Çaya-Kofi magazin, Tverskoy Bulvarı, Cafe Puşkin, Modern Sanatlar Müzesi.

Moskova gezi planı

4.GÜN

Bugün, şehirdeki gezinizde, şehrin Kremlin ve Kızıl Meydanı çevreleyen, bahçe çevre yolu üzerinde ve yakınında bulunan yerleri gezeceksiniz. Bu gezinizde: özellikle zaman ayırmanızı ve mutlaka görmenizi önereceğim yerler; şunlar: Arbat caddesi, Lujnika park, Novodevicy manastırı.

Moskova gezi planı

5. GÜN

Moskova’nın yakın çevresinde, gerek metro ve gerekse otobüsler ile ulaşabileceğiniz yakın çevresinde, mutlaka görmenizi önereceğim yerler ise, şunlar:
Moskova’nın yakın çevresi.
Borodino Savaş Panaromik Müzesi.
Bütün Rusya Sergi Merkezi.
İzmailov Parkı.
Kuskova
Kolomenskoe

Moskova Kızıl Meydan

Rusya Moskova Kremlin

Moskova Kremlin Çevresi

Moskova Bulvar gezisi

Rusya Moskova Bahçe çevresi