Çin mutfağı, dünya çapında en geniş mutfaklardan biridir. Çin’in birbirinden uzak bölgelerinde, oldukça farklılıklar gösteren iklim, doğal kaynaklar ve yaşam tarzları, birçok farklı yemek çeşidinin ortaya çıkmasına neden oluyor.
Çin’in kuzeyinde yer alan Pekin’de, çoğunlukla bölgede yetişen buğday ve pirinç ürünleriyle, pek çok deniz ürünü tüketiliyor. Öte yandan, adını tüm dünyaya duyuran Pekin ördeği, şehrin en gözde yemeklerinden biri.
Çeşitlerinin en çok olduğu başkent Pekin’de, insanlar aradıkları farklı lezzetler için farklı semtlere gidiyorlar. Pekin in meşhur “Hayalet Caddesi” adını, bir zamanlar bu caddede gece saatlerinde kurulan seyyar yemek satıcılarından alıyor.
Bugünlerde, meşhur Hayalet Caddesinde, artarda dizili restoranlarda Çin’in en meşhur deniz ürünlerini ve acılı yemeklerini bulmak mümkündür.
Çin’in en iyi yemekleri, baharatlı deniz ürünleridir.
Özellikle yaz akşamları, Çin birasıyla çok iyi gidiyor. Bu restoranlar, aileyle vakit geçirmek için çok uygun şartlar yaratıyorlar.
Pekin’in belli bölgelerinde, farklı etnik kültürlerinin yemekleri bulunuyor.
Örneğin: Uygur Türklerine ait restoranlar, Çinliler arasında İslami yemekler olarak biliniyor. Her ne kadar Türk mutfağına benzemese de, Uygur mutfağı da domuz etinden uzak duruyor ve Çin yemeklerinde çok daha az kullanılan kuzu etini, pek çok yemekte kullanıyor.
Uygur yemeklerinin çok eski ve tarihi özellikleri var. Mayalandırılmış yer baklalarıyla yapılmış bir çorba cinsi var. Bu çorba çok sağlıklı ve Pekinin kültürel hazinesidir. Pekinliler tarafından çok sevilen bu çorbayı mutlaka deneyin.
Pekin’de yemek denince akla gelen bir diğer önemli durak: Wun Fu cen sokağı. Yerli ve yabancı pek çok ziyaretçi, belli bir yerde oturmak yerine, gezindikçe farklı seyyar satıcılardan farklı lezzetlere ulaşabilirsiniz.
Pekin in alışveriş semti olarak bilinen bu sokakta, yiyecekler sokağı var. Bu sokakta: yılan, kurbağa, akrep, ipek böceği gibi pek çok egzotik yemeğe rastlamak mümkündür. Ancak, tahmin edilenin aksine, aslında bu yemekler Çin kültürünün geleneksel ve düzenli tüketilen yemeklerinden değildir. Bunların genellikle çıtır çıtır ve tuzlu tadı var. Onun dışında, belirgin bir tat vermiyorlar.
Tüm bu farklı yemek çeşitlerine rağmen,
Sadece Pekin’de değil, Çin ülkesinin genelinde gıda güvenliği konusunda denetimler sürüyor. Çünkü, geçmiş yıllarda yaşanan bazı gıda skandalları, Pekin hükümetini bazı önlemler almak zorunda bıraktı. Çin’de gıda güvenliğinin önemi özellikle son yıllarda giderek artıyor.
Çinli yetkililer, gıda kontrol ve kalite kontrol mekanizmalarını geliştirmek için çok büyük uğraş veriyorlar. 2011 yılında, yetkililer, piyasada kimyasal katılmış domuz eti, taze görünmesi için boyanmış bayat ekmekler ele geçirmişler.
Zaten, Çin’de verimli topraklar az olduğu için, çiftçilerin çoğu, yeterli üretim için suni gübrelere ve diğer kimyasallara başvurmak zorunda kalıyorlar.
Ülkedeki yemekler,
Kendine has malzemelerle, yüzyıllardır süren klasik tariflere göre hazırlanmaktadır. Günümüzde, bu muhteşem mutfak kültürü, dünyanın birçok ünlü kültürü ile yarışmaktadır. Hatta: hiçbir ülke yemek kültüründe, bu kadar çok ve farklı yiyecekler, bir arada sunulmamıştır.
Ancak, Çin ülkesinde görebileceğiniz gibi, insanların hiçbiri obez yani şişman değil, bunun en büyük sebebi de, beslenme kültürleri olsa gerek. Yağlı, şekerli gıdalarla beslenmiyorlar.
Günümüzde: birçok ülkede, Çin restoranları bulunmaktadır. Ancak, bu farklı ülkelerdeki Çin restoranlarında, orijinal malzeme temini zor olduğundan, Çin ülkesi gezinizde, bence mutlaka Çin yemeklerini tatmalısınız ki, orijinal malzemeler kullanılarak yapılan bu yemekler, size gerçek Çin yemekleri konusunda tam anlamıyla fikir verecektir.
Çin yemek kültürü
Çin mutfak kültüründe, her ne kadar başlarda olmasa da, birçok ziyaretçinin iğrendiği ve pek hoşlanmadığı, yılan ve kertenkele gibi hayvanlar da yenilmektedir.
Ama unutmamak gerekir ki, Çinliler bu garip hayvanları yemek için, tarihte yaşadıkları büyük kıtlık dönemlerini seçmişlerdir. İnek ve koyun gibi hayvanlar, bu ülkede pek yaygın değildir.
Daha çok: her yerde yetiştirilebilen kümes hayvanları, domuz bulmak mümkündür. Ayrıca, ülkenin konumu itibarıyla, her türlü tatlı ve tuzlu deniz balığı da bulmak mümkündür. Tabii bunları bulmanın yanında, bunların pişirilmesi yöntemleri de ülkeye has ve enfestir.
Ayrıca, saatlerce oturup konuşa konuşa ve yavaş yavaş yemek yiyorlar. Bu güzel muhabbetin tek kötü yanı: yemek kokularının üzerinize sinmesi. Giysilerinizi havalandırsanız bile, yemek kokuları uzun süre üstünüzden çıkmıyor.
Yemek pişirilirken, ülkede en yaygın olarak kullanılan yöntem “wok” tavası denilen tavada yapılan pişirme yöntemidir. Bu tava ile yapılan pişirmelerde, yoğun ateş üzerinde yapılan çeşitli akrobasi gösterileri, mutlaka dikkatinizi çekecektir.
Bu pişirme şeklinin en büyük özelliği ise, çok az miktarda yağ kullanılıyor olmasıdır. Böylece, pişirilen gıdalar, vitamin değerlerini kaybetmemektedirler.
Çin yemek kültürü
Ülkede:
Ekmek hiç yok gibi. Bunun yanında: bizim geleneksel alışkanlıklarımızdan olan: beyaz peynir ve zeytin görülmüyor. Ülkede, süt ürünleri bilinmiyor. Peynir yanında yoğurt kültürü de yok. Yoğurt genellikle: şekerli ve meyveli olarak tüketiliyor.
Yani, giderken yanınızda teneke kutular içinde, beyaz peynir ve zeytin götürebilirsiniz. Ama, gümrükteki sıkıntıları yani bulunup yanınızdan alınabileceği olasılığını göze almanız şart. Aksi halde, otel odalarında bulunan çay düzeni ile kendinize çay yapıp, kahvaltıyı otel odasında geçiştirebilirsiniz.
Çin ülkesinin yerel yemek kültürünü anlatmaya geçmeden önce: bu ülkede, bir kısım hayvan türlerinin (kedi, köpek, yılan gibi) özgürce yendiği konusundaki duyumlarınız elbette gerçek. Niye, çünkü Çinliler kıtlık dönemlerinde bu tür yemek alışkanlıkları edinmişler. Günümüzde ise, siz yerel Çin yemek kültürünü tatmak istemezseniz, şehir merkezinde, birçok yerde, Uygur Türkleri tarafından açılmış restoran-lokanta tarzı yerlere rastlayabilirsiniz.
Bu yerlerdeki yemek çeşitleri ve alışkanlıkları, bize pek yabancı değil. Fast food restoranlarını tercih etmezseniz, bu tür yerleri önerebilirim.
Bunlar, Pekin şehir meydanında var. Ama, unutmayın ki, bu lokantalarda da, ülkenin yemek kültürünün temelini teşkil eden: kedi, köpek, yılan gibi hayvanların da ızgarası yapılıyor, konuşup durumunuzu anlatmalısınız.
Yine de, şunu unutmayın ki, Çin ülkesinde her yerde, her mekanda, kedi-köpek-yılan-böcek gibi hayvanlar yoğun olarak tüketilmiyor. Bunlar, günümüzde genellikle, ülkenin güneyindeki Kanton bölgesinde yoğun olarak tüketilmektedir.
OTELLERDE KAHVALTI:
Ülkedeki bütün otellerde alınan kahvaltılarda, geleneksel olarak: tereyağı, reçel, kızarmış ekmek, yumurta servis edilir. Yanında ise, kahve var. Bunun dışında, geleneksel Çin ürünlerinden oluşan bir kahvaltı yapmak istiyorsanız (pirinç lapası, Çin çörekleri, soğuk mezeler, Çin eriştesi gibi), otelde bunları araştırmanız gerekiyor. Yani, garsona söylemeniz gerekli. Otellerdeki kahvaltı: saat: 07.00-08.30 arasında verilir.
Çin yemek kültürü
YEMEK ÇUBUKLARI-YEMEK KÜLTÜRÜNÜN BİR KAÇ HASSAS NOKTASI:
Otel ve restoranlarda: yemek çubuklarının Çinliler tarafından, kağıt peçete ile silindiğini görürseniz, başkalarının kullandığı çubukları kullanabilen bu insanlara şaşırmayın. Yemek çubuklarına, ülkede “kuaizi” deniliyor.
Ülkede, yoğun olarak tüketilen pirinç lapası için, pirinç kasesini, ağzınıza götürmek ve içindeki pirinçleri yemek çubuklarıyla ağzınıza itelemek, size kaba insan denmesine neden olmaz. Çünkü, bu durum ülkede pek yaygındır.
FAST-FOOD YEMEK KÜLTÜRÜ:
Amerikan tarzı, fast-food yemek kültürü, son yıllarda, ülkede hızla yayılmıştır. Özellikle: ülkeye ilk giren olarak “Kentuck Fried Chicken” restoranları zinciri, ülke çapında çok yaygındır. Ancak, burada servis edilen tavuklar bile, değişik baharatlar kullanılarak farklı bir hale getiriliyor.
Ayrıca, McDonalts fast-food restoranlar zinciri de azımsanmayacak ölçüde boldur. Sizler de geleneksel Çin yemekleri düşünmez iseniz, bu fast-food restoranlarında gayet güzel karnınızı doyurabilirsiniz. Özellikle ,fiyatları elbette ki cazip, geleneksel bir Çin yemeğinin, yaklaşık onda biri ölçüsünde, buralarda doymak mümkün.
Ayrıca, unutmayın ki, McDonalts restoranlar zincirinde servis edilen ürünlerde de, domuz eti kullanılmıyor, daha önceki yazılarımda belirtmiştim, çünkü bu restoran zincirinin sahipleri “yahudi” ve domuz eti, Yahudiler için de yasaklı bir gıda maddesidir.
Bunların yanında, Pizza Hut restoran zinciri de var. Ama, burası genellikle ülkenin zengin sınıfına hitap ediyor. Ama, zaten ürünleri de pek bize has lezzetlere benzemiyor çünkü büyük ölçüde domuz eti ve sosları kullanılıyor.
Çin yemek kültürü
RESTORANLAR:
Ülkedeki restoranlar: kahvaltı için: 08.00-10.00 ve öğle yemeği için: 11.30-14.00 ve akşam yemeği için: 17.00-20.30 saatleri arasında servis verirler. Ancak, büyük şehirlerde, akşam kapanış saati biraz daha geriye gidebilmektedir.
Ülkede yemekler genellikle, ortak tabaklarda hep birlikte yenmektedir. Bir restorana gittiğinizde, yanınızda ne kadar çok kişi varsa, masanızda o kadar çok tabak bulunacaktır. Daha önce de söylediğim gibi, zaten bu ülkede, kişilerin kendisine özgü tabakları bulunmuyor.
Bir restorana gittiğinizde, masaya oturan kişi sayısına göre, tabaklar içinde birçok çeşit yemek çeşidi geliyor. Masaya oturanlar, bu tabaklar içinden yemek yiyorlar.
Yemek çubukları ise, malum bu ülkenin yemek kültürünün en büyük özelliği. Biraz alıştırma yaparsanız, siz de, bu yemek çubuklarını rahatlıkla kullanabilirsiniz. Bu çubuklardan birini, başparmak ile işaret parmağınız arasındaki bölgeye yerleştirin ve yüzük parmağınızın üzerine bırakın.
Diğer çubuğu ise, başparmak-işaret parmağı ve orta parmağın uçları ile tutun. Özellikle, yiyecekleri alırken, bu ikinci çubuk ile alacaksınız. Ama, tüm bunların yanında, özellikle otel restoranlarındaki garsonlar, yabancı ziyaretçilerin çubuk kullanma sıkıntılarını bilirler ve çatal-bıçak getirirler.
KANTON BÖLGESİ YEMEKLERİ:
Ülke dışındaki restoranların çoğu, bu bölge mutfak kültürünü yansıtmaktadırlar. Çünkü, ülke dışına göç edip restoran açanların geneli, buradan göçmektedirler.
Kanton bölgesi aşçıları: yemeklerinde karides, denizkulağı, yengeç, kalamar vb. gibi su ürünlerini yoğun olarak kullanırlar. Bunların yanında ise, bol sebze ve meyveler kullanılır.
Pişirme yöntemi olarak ise, yukarıda sözünü ettiğim, büyük tava ve harlı ateş yöntemi yani “wak” kullanılır. Burada, tercih etmenizi önereceğim yiyecek: Çin mantısıdır. Bunun içinde, karides veya et var. Buharda pişirilir. Bunun yanında, yağda kızartılmış Çin börekleri tercih edebilirsiniz. Bunlar, buharda pişirilmiş veya kızarmış pirinç ile birlikte servis edilirler.
KUZEY BÖLGESİ YEMEKLERİ:
Ülkenin kuzeyinde, pirinç yerine, buğday öne çıkar. Beyaz ekmek ve Çin mantısı, pirinç değil buğday unundan yapılır. Pekin şehrinde: dünyaca ünlü “pekin ördeği” yenebilir.
Ayrıca, Mandarin balığının ve “Bin katlı kek” in tadına mutlaka bakmalısınız. Pekin ördeğinin, küçük deri ve et parçalarından: fasulye sosu ve yeşil soğan ile birlikte, ince bir hamura sarılıp, dürüm yapılıyor. Bu da muhteşem bir lezzet.
ŞANGHAY BÖLGESİ YEMEKLERİ:
Buradaki yemeklerde kullanılan soslar ve özellikle sarımsak ve sirke ağırlıklı soslar, yemek tadını muhteşem güzel bir şekilde etkiliyor. Buranın yemek kültüründe, su ürünleri önem kazanıyor. Bunların başında: kızarmış ballı yılan balığı, buharda pişmiş tatlı su yengeci, karides sote düşünülebilir.
HUNAN EYALETİ YEMEKLERİ:
Burada, acı biber soslarının etkin olduğu yemek tarifleri var. Burada, bizler tarafından tercih edilmese de, domuz ve tavuk etinden yapılan “biberli füme et” yemeği hoşunuza gidebilir.
NE İÇİLİR
Ülkede, binlerce yıldır “şarap” tüketilmektedir. Her bölgenin kendine özgü, özel bir tadı bulunan şarapları ve tatlı likörleri var. Ama şarap olarak en öne çıkan eyalet: Şanghay bölgesidir. Şanghay bölgesinin beyaz ve kırmızı şarapları ile, Yantai bölgesinin beyaz şarabı, öne çıkmaktadır.
Bunun yanında: Xi’an bölgesinde üretilen ve Tang hanedanından bu yana tüketilen, renksiz bir içki çeşidi olan “xifeng” şarabını deneyebilirsiniz.
Ayrıca: genelde, yemeklerde kadeh kaldırmak için kullanılan “mao tai” yumuşak tadı ve güzel kokusu ile öne çıkmaktadır.
Bira içmeyi tercih edenler için ise, bu ülkede: Alman tarzı Tsingtao birası önerebilirim. Bu bol köpüklü bira, gerek ülkede ve gerekse dünya çapında üne sahiptir.
İçecek denilir de, çay unutulur mu?
Elbette hayır. Çin’de büyük bir restorana gittiğinizde, beklemek zorunda kaldığınızda, bekleme odasında, size güzel bir çay sunulacaktır. Bunun yanında, ülkede, günümüzde sayıları binlerle ifade edilen çay evlerinde, müşteriler bir yandan domino ve iskambil oynarken diğer yandan yoğun olarak çay tüketirler.
Çin çayları tüketilirken, şeker veya süt katılmaz. Çay çeşitleri: yeşil çay, manolya esanslı çay, kokulu yeşil çay, siyah çay, yasemin çayı. Ancak, bunlar arasında en çok tercih edileni: wulong olarak isimlendirilen, bir tür esanslı yeşil çaydır.
Son bir not: ne içilir denilince, elbette “su” da akla geliyor. Ülkede, musluklardan akan suyu sakın içmeyin. İçmek için mutlaka, kapalı suları tercih edin. Ayrıca, restoranlarda maden suyu da bulabilirsiniz.
Çin ülkesine giderken, Okyanusları, dağları, denizleri aşacaksınız ve birden fazla zaman dilimini geride bırakacaksınız. Bunun sonucunda ise, dili, kültürü ve düşünce yapısıyla bambaşka bir ülkeyle karşılaşacaksınız.
Burada: eski ile yeni iç içe geçmiştir. Konakladığınız modern bir otelden, yaklaşık yarım saat uzaklıkta, çok ilkel şartlarda üretim yapılan bir pirinç tarlası görebilirsiniz.
Dünyanın en çok ziyaret edilen üçüncü ülkesidir. Ülkeyi ziyaret eden yıllık turist sayısı: 60 milyona yakındır. Turizm geliri ise, yıllık: 185 milyar dolara kadar ulaşmıştır. 1949 ile 1974 yılları arasında, yabancı ziyaretçilerine kapalı tutulan bu ülke, günümüzde turizmden büyük gelir elde ediyor. 1980’li yılların ortalarında, ülkedeki 250’den fazla şehir, yabancı ziyaretçilere açılmıştır.
Evet, dünyanın yaşayan en eski uygarlıklarından birinin ülkesindesiniz. Hem de gerçek bir uygarlık. Çünkü: Çinliler, etkinlikleri günümüze kadar ulaşmış olan çeşitli buluşlara ev sahipliği yapmışlardır. Bunların başlıcaları: ipek, barut, matbaa, porselen, kağıt.
Çin ülkesinde, sanırım sizi en büyük etkileyecek ve anılarınız arasında baş yeri alacak olay: sabah erken uyanıp ta otelden çıkarsanız, kendinizi bir insan selinin-denizinin içinde buluyor olmanızdır. Bu insan seli içinde, zil çalarak ilerlemeye çalışan bisikletler, sabah sporu yapmaya çalışanlar, otobüs duraklarında bekleyen ama biraz sinirli tavırlar ortaya koyan insan kalabalıkları.
Gözlerinize inanamayacaksınız, özellikle küçük yerleşim yerlerinde yaşayan insanlar, bu kadar büyük kalabalıkları görünce, çok etkileniyorlar. Çünkü: Çinliler, giyimleriyle, çalışma ve dinlenme biçimleriyle, yani hayatlarının birçok yönüyle, başka insanları ve özellikle turistleri etkiliyorlar. Ama bu etkileşimin en temel faktörü, unutmayın ki, Çinliler tam bir konukseverler.
Coğrafya
COĞRAFYA
Çin ülkesi, yaklaşık 10 milyon km. karelik yüzölçümü ile, dünya üzerinde, Rusya ve Kanada’dan sonra, en büyük üçüncü ülkedir. Ülkenin kuzey ucu ile güney ucu arasındaki uzaklık: 5850 km. dir.
Ülkenin en büyük nehri: Yangzte. Sarı nehir ve bir çok akarsuyun yatağı da batıda bulunuyor.
5000 yıllık geçmişi olan bu ülkenin yazılı tarihi bulunması, Türk tarihi konusunda da önemli bilgilere ulaşılmasını sağlaması açısından büyük önem taşımaktadır.
Çin ülkesinin milli günü: 1 EKİM tarihinde kutlanıyor. Çünkü, 1 Ekim 1949 günü, Bağımsızlık ilan edilmiştir. Ülkenin toprakları: batıda yüksek, doğuda ise alçaktır. Ülke topraklarının: % 35’lik bölümü dağlık, % 25’lik bölümü plato ve % 12’lik bölümü düzlük, % 12’lik bölümü tepeliktir.
Dünya üzerinde bulunan, yükseklikleri 7000 metreden fazla, 20 dağın, 8 tanesi bu ülkede bulunmaktadır. Özellikle, Tibet platosunda, çok yüksek dağ sıraları bulunuyor. Himalayalar ise, malum, dünyanın en yüksek dağları olarak öne çıkıyor. Dünyanın en yüksek noktası, Himalayalar üzerindedir.
Dağların yanında, ülke nehirleri ile de önem kazanıyor. Yangztenehri, 6300 km. uzunluğu ile, dünya üzerinde Nil ve Amazon nehirlerinden sonra en uzun üçüncü nehir olarak öne çıkıyor. Sarı nehir ise, 5400 metre uzunluğu ile, yine ülkenin en uzun nehridir.
İKLİM
Dünyanın en büyük üçüncü ülkesi olarak öne çıkan bu büyük ülkede, elbette, iklim birçok değişiklik göstermektedir.
Özellikle: kuzey ile güney sınırları arasındaki yaklaşık 6000 km. lik bir uzaklık farkı bulunması, doğal olarak iklimleri de etkiliyor. Yani, kuzey bölgelerinde yaşayanlar kar yağışı-don-buz ile uğraşırken, güney bölümde oturanlar, çeltik tarlalarına pirinç ekip, ekim-dikim faaliyetleriyle uğraşmaktadırlar.
Yağmur: genellikle ülkenin güney ve orta kesimlerinde, yaz aylarında etkili olmaktadır. Ama, unutmayın, bu yağmur bizim bildiğimiz gibi değil, “Muson yağmuru” olarak betimlenen bu yağışlar, çok kısa sürüyor ama yağdığında, şemsiye dahil hiç bir şey fayda etmiyor ve feci ıslanmak kaçınılmaz oluyor. Bu yüzden, Çin ülkesine yağmurların etkin olduğu yaz döneminde gitmemekte fayda var.
Güneydeki Kanton eyaletinde, yılın 6 aylık bölümü, yaz olarak geçer. Ülkeyi ziyaret etmek için en uygun zaman: ilkbahar ve sonbahar mevsimleridir. Çünkü, bu dönemlerde, sıcaklık, ülkenin tümünde uygun düzeylerde olur.
HAVAYOLU ULAŞIMI-VİZE
Ülkemizden, İstanbul hareketli, Çin ülkesine: Pekin ve Şanghay şehirlerine hava yolu ulaşımı sağlanmaktadır. Bunun yanında, bu ülkeye girebilmek için: vize almanız gerekiyor. Yeşil ve gri hizmet pasaportu taşıyanlar dışındaki tüm ülkemiz vatandaşlarının vize alması şart. Vize verilmesi ise, yaklaşık 4-10 gün sürmektedir.
Pekin başkent hava alanı: çeşitli restoranlar, kafeler, hediyelik eşya dükkanları, banka şubeleri, gümrükten muaf eşya satılan yerler ve postanesi ile bayağı büyük ve hareketlidir.
Hava alanı, şehir merkezine yaklaşık 20 km. uzaklıktadır. Bu uzaklık, iyi trafik saatlerinde, yaklaşık 40 dakika sürmektedir. Dünyanın en işlek, ikinci hava alanı olarak öne çıkmaktadır. Özellikle, Olimpiyat oyunları öncesinde, hava alanı, üç terminal ile dünyanın sayılı hava alanlarından biri haline gelmiştir.
Zaten ülkeye gelen ziyaretçilerin, büyük çoğunluğu, bu hava alanı üzerinden giriş yapmaktadır. Hava alanında döviz de bozdurabilirsiniz. Uçaktan inip hava alanına vardığınızda, tipik Çinli yetkililerle karşılaşıyorsunuz. Ülkemizden yaklaşık 8000 km. uzaklıktaki bu ülkede, ayrı bir dünyada olduğunuzu hissedeceksiniz.
Bir de ülkeye girerken: sahip olduğunuz fotoğraf makinası, mücevher, saat ve buna benzer elektronik eşyalar için, beyanda bulunmanız ve bunun için bir form doldurmanız isteniyor.
Ülke dışına çıkarken, hediyelik olarak aldığınızı beyan ettiğiniz eşyalar ve girerken beyan ettiğiniz kişisel eşyalarınız dışında bir şeyler olup olmadığını zaman zaman kontrol ediyorlar. Bu yüzden, ülkeden aldığınız eşyaların faturalarını yanınızda bulundurun.
Pekin hava alanından şehir merkezine olan ulaşım
Düzenli otobüs seferleriyle sağlanmaktadır. Hava alanı, şehir merkezi arasındaki uzaklık, bu otobüsler ile, yaklaşık 40 dakikada alınmaktadır. Ancak, zaten tur ile gittiyseniz, büyük olasılıkla hava alanı-otel arasındaki transferiniz özel otobüsler ile sağlanacaktır. Ama kendi başınıza ülkeye gitti iseniz ve şehir merkezine inmek istiyorsanız, taksi için, değnekçilik yapanlara güvenmeyin, hemen hava alanı çıkışındaki diğer insanların girdiği sıraya girerek, taksi bekleyin. Çünkü, bu değnekçilere veya taksi şoförlerine kanarsanız, muhtemelen 2-3 misli fazla para ödemek zorunda kalırsınız. Hava alanı şehir merkezi arasında, Çin Sivil Havacılık kurumu (bizdeki Havaş benzeri) otobüsleri de var. Pekin hava alanı ile şehir merkezi arasındaki uzaklık: 30 km.
Bu arada
Hava alanına inip, gümrük kontrolüne geldiğinizde, sizlere uçakta dağıtılan ve uçakta doldurmanızı önereceğim sertifikaları teslim edeceksiniz. Bunlar: sağlık sertifikaları, pasaportunuz, vize ve iniş kartlarınız. Gümrük görevlileri, bu belgeleri onaylayarak size geri verirler. Ayrıca, ülkeden ayrılmadan önce yine bir form doldurmanız ve gümrük görevlilerine teslim etmeniz gerekiyor. Bu formu da, bu sırada yani girişte mutlaka alın ve uygun bir zamanda doldurarak, çıkışta gümrük görevlilerine teslim edin.
İNSANLAR
Şunu aklınızdan çıkarmamanız gerek, “Dünya üzerinde, dünyaya gelen her dört çocuktan biri Çinlidir”. Yani, dünyanın en kalabalık ülkesine ayak basacaksınız. Ayrıca: Çinli bebeklerin hiç ağlamadığını görüp şaşıracaksınız. Peki bunun sebebi nedir? Çocuklara gösterilen aşırı sevgi mi, yoksa Çinlilerin kolayca yönetilebilen nesiller olarak yetiştirilmesinden mi kaynaklanıyor?
Ayrıca, Çinli bebekler, dünyanın en şirin bebekleridir. Ama, öte yandan, devlet: her ailenin tek çocuklu olması için önlemler alır. Tek çocuğu olan aileler, birçok sosyal yardımlardan yararlanırlar. İkinci çocuk doğarsa, birçok yardım biter ve hatta aile, toplumdan soyutlanmaya kadar gider.
Çocuk sayısı, kazaen üç olunca, devlet tarafından o aileye çeşitli yaptırımlar uygulanmaya başlanır. Özellikle, kırsal kesimlerde, yoğun aile planlaması tedbirleri uygulanır. Çünkü, Çinli kırsal kesim insanı, yani çiftçi için çocuk önemlidir. Çocukları tarım alanlarında çalıştırırlar. Bu yüzden, çok çocuk sahibi olmayı tercih ederler.
Ülkede, nüfusu 1 milyonu aşan yaklaşık yüz şehir olduğu söyleniyor. Elbette bu şehirlerde yaşayan yoğun nüfus, şehirlerdeki yapılaşmayı ve özellikle trafik sıkışıklığını olumsuz etkiliyor.
Çin ülkesinde yaşayan insanlarla rahatlıkla her şeyi konuşabilirsiniz. Ancak, ülkeyi yönetenler aleyhinde konuşmaktan kesinlikle sakının. Ülkede insanlarla asla tartışmayınız ve elle temas etmeyiniz. Bu durum, bu ülkede yaşayanlar için onur kırıcıdır. Yalnızca tokalaşmanız yeterlidir ve asla öpmeyiniz.
Çalışma hayatındaki insanlara gelince: bunlar, genellikle öğlenleri boşluk saatlerinde, yemek yedikten sonra uyumayı tercih ediyorlar. Öğlen uyuması sonucu, öğleden sonraki mesainin daha verimli olduğunu düşünüyorlar.
Son olarak: bu ülkenin insanı, güler yüzünü asla esirgemiyor. Büyük olasılıkla, en ufak tatsız bir olay yaşamadan bu ülkeden ayrılmanız mümkün. Özellikle: sabırlı olmak konusunda, sorunlarla karşılaştıklarında yılmadan uğraşmaları konusunda ve çözüm üretme konusunda çok yetenekliler.
DİN
Çin ülkesinde, sanırım 57 kadar etnik gurup olduğu söyleniyor. Bu etnik guruplardan en yoğun katılımcısı olanlar ise: Hanlardır. Bunun dışında: Taoculuk, Budizm, Konfiçyusculuk, İslam mensupları ve az da olsa Hıristiyan azınlık bulunmaktadır. Çin devletinin resmi dini yok.
DİL
Çin’de, İngilizce en çok konuşulan yabancı dil. Çünkü: bütün Çinliler, çok küçük yaşlardan itibaren, okullarda İngilizce eğitimi alıyorlar ve özellikle televizyon programları ile, bu bilgilerini pekiştirerek, gayet güzel İngilizce konuşuyorlar. Ancak, yine de bu ülkenin resmi dili: Çince. Gerek yazılışı ve gerekse okunuşu çok farklı. Zaten bu yüzden: ülkeyi ziyaret edenlerin en büyük sıkıntısı, bu dil konusudur. Ülke o kadar büyük ki, Çinliler bile kendi aralarında bazen farklı bölge lehçeleri nedeniyle anlaşmakta güçlük çekerler. Kuzeyde yaşayan bir Çinlinin, güneyde yaşayan bir Çinlinin konuşmasının tek kelimesini bile anlamadığı söylenir.
Hatta: Çin devleti, Pekin lehçesini temel alan ve “Mandarin Çincesi” olarak da bilinen lehçeyi, resmi konuşma dili olarak yerleştirmeye çalışmaktadır. Ama söylediğim gibi, birçok farklı lehçeler kullanılıyor. Zaten Çince, dünyanın en zor dillerinden biri olarak biliniyor. Şekle dayalı kelimelerin temelinde, sese de önem verilerek oluşturulmuş bir yazı sistemidir. Çince de, yaklaşık 10 bin karakter var. Ancak, bunların yalnızca 3 bin tanesi, yoğun olarak kullanılıyor. Çünkü bunlar, cümleler ve sözcüklerden oluşmaktadır.
PARA
Çin’de kullanılan para birimi: “yuan” dır. Halk dilinde bunun ismi “kuan” olarak bilinir. Bunun yüzde birlik bölümlerine “fen” deniliyor.
10 fen = 1 jiao’dur.
Yuanlar ise, banknotlar halinde: 1,2,5,10,20, 50, 100.
Çin ülkesinde, ortalama aylık asgari ücret: 1000 Yuandır.
Pekin şehrindeki bir otelde, dört kişilik bir ailenin bir akşam yemeği de, 1000 Yuan tutmaktadır.
Ancak, ülkedeki asgari ücretin bu kadar düşük olması, yaşayan insanları pek etkilemez. Çünkü ülkede yaşam şartları düşük, fiyatlar uygundur. Örneğin: kırsal alanlardaki kiralar, aylık 100 Yuan civarındadır. Bunun dışında, temel gıdalar da ucuzdur.
Ülkeden ayrılırken, yanınızda “yuan” kalır ve bozdurmak isterseniz, bunları satın aldığınız döviz bürosunun makbuzunu istiyorlar, unutmayın. Ayrıca, çin parasının yani yuanın, bu ülke dışında geçerli olmadığını da bilmelisiniz. Yani, ülkeden çıkarken yanınızda yuan kalırsa, sadece bir hatıra olarak kullanabilirsiniz.
Peki, yuanın bizim paramıza göre değeri nedir.
Şöyle hesaplanıyor
10 Amerikan doları = 80 Yuan. Yani: 1 Amerikan doları, yaklaşık 8 Yuan ediyor ve bunun TL. karşılığı: günümüz itibarıyla: 7.45 TL= 8 yuan ve 1 TL= 1 Yuan olarak düşünülebilir. Yani: 5 yuanlık bir etiket: 5 TL. 100 yuanlık bir etiket: 100 TL.
BAHŞİŞ
Çin Genel özellikler; Ülkede, bahşiş bırakmak veya vermek pek yaygın değildir. Çünkü, hükümet tarafından bu konuda önlem alınmıştır. Lüks restoranlarda da, bahşiş yemek ücretinin içine eklenmektedir.
Bahşiş yasak ama size çok yardımcı olduğunu düşündüğünüz bir Çinliye bir hediye vermek isterseniz, ülkemizden götürdüğünüz küçük bir şey, güzel bir hediye olabilir. Ama almak istemezse, asla ve asla ısrar etmeyiniz. Hatta bir şey vermek istediğinizde (bahşiş dahil) nesneyi, her iki elle tutarak karşınızdakine iletirseniz, saygı göstermiş olursunuz. Aksi halde, bahşiş, saygı çerçevesinde kabul görmüyor.
KREDİ KARTI
Ülkede, kredi kartları yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak, her yerde döviz bozdurmanız mümkün değildir. Bu yüzden, gezilerinizde yanınızda bir miktar Amerikan doları bulundurmanızda yarar var.
Çin Genel özellikler Ulaşım
ULAŞIM
Çin Genel özellikler; Çin ülkesinde, her sabah işe gitmek ve akşam evine dönmek için, 2-3 saat bisiklet sürmek zorunda kalan insanlar var. Ancak, 20.yüzyılın başlarından itibaren, şehirlerde motorlu taşıt araçları yoğunlaşmaya başlamıştır. Bunun sonucunda ise, bisiklet sürmek riskli hale gelmiştir. Ancak, bisiklet yanında, ülkede motosiklet kullanımı da çok yaygındır. Her yer motosiklet kaynıyor. Trafikte bir kırmızı ışık yandığında, aynı anda 30-40 civarında motosiklet durduğunu görüyorsunuz. Yani, ülkede yaşayan Çinliler, genç-yaşlı, kadın-erkek, büyük-küçük, yağmur-yaş demeden motosiklet ve bisiklet kullanıyorlar.
Bunun dışında, şehir içi taşımacılıkta, yaygın olarak otobüs ve tramvaylarda kullanılıyor. Ayrıca, taksiler de kullanılıyor. Ancak, her ne kadar ucuz olsa da özellikle büyük şehirlerde boş taksi bulmak zor. Hatta, birkaç saat taksi bulmak için beklemeniz gerekebiliyor.
Ama, söylediğim gibi taksi çok fiyatları çok ucuz. Siz de genellikle şehir içi ulaşımında taksi kullanmayı tercih edin. Taksi şoförünün sizi gereksiz yere dolaştırdığını düşünürseniz, taksilerde genellikle ön camın sağ yanında bulunan taksinin numarasını bir yerlere kaydedin ve taksi sürücüsünün yaptığınız bu hareketi görmesini sağlayın, bu durumda cezası gayet yüksek olan bu eylemini hemen sonlandıracak, şikayet etmeniz riski nedeniyle sizden daha uygun bir ücret alacaktır.
Çünkü otobüslere inip-binmekte zorlanabilirsiniz.
Hızlı tren de, yoğun olarak kullanılıyor.
Ama, özellikle büyük şehirlerde trafik berbat. Buranın trafiği, günümüzdeki İstanbul trafiğinin bir benzeri denilebilir. Bu trafikte, pek çok lüks marka araç görebilirsiniz. Ama, bunlar genellikle, dünya üzerindeki lüks marka araçların, çin de yapılan benzerleridir.
KONAKLAMA
Çin Genel özellikler; Genellikle bu ülkeye gidenler, paket turları tercih ettiklerinden, bunların konaklama problemi olmaz. Ama, kendi başına ülkeyi gezmeye gidenler, konaklama tesisi olarak, bu ülkede yaygın olan “Holiday İnn” ve “Shangri-La” oteller zincirini kullanabilirler. Ancak, bu oteller yılın belli zamanlarında, tamamen doludur ve bu yüzden gitmeden önce internet ortamında mutlaka yer ayırtmanız yani rezervasyon yaptırmanız gereklidir.
Otellerin çoğunda, klima ve telefon var. Lüks otellerde ise, internet bağlantısı, televizyon vb. gibi birçok imkan daha bulunuyor. Bunun dışında, bütün otel odalarında: büyük bir sıcak su termosu, küçük bir çay kutusu ve birkaç fincan bulunuyor. Yani, kendinize çay yapabiliyorsunuz. Ayrıca, lüks otellerin çoğunda, odalarda şişe suyu veya soğuk su makinaları bulunuyor.
Otel denilince, benim tüm yazılarında söz ettiğim gibi, burada da, otele ulaştığınızda, bence ilk işiniz, otelin adı ve adresi yazılı kartvizitlerden hemen alın ve cüzdanınıza yerleştirin. Çünkü, şehir gezinizde, kaybolursanız veya otele dönmeyi düşünürseniz, İngilizce bilmeyen Çinli sürücüye gerek otelin adını ve gerekse yerini izah etmekte büyük zorluk yaşarsınız. Bunun tek yolu, otelin kartvizitini sürücüye göstermektir.
TUVALETLER
Ülkedeki gezilerinizde, halk tuvaletlerini tercih etmeyin. Gerek temizlik ve gerekse güvenlik açısından sorun olur. Bunu yerine, restoranların veya fast-foot tarzı yerlerin tuvaletlerini kullanabilirsiniz.
ELEKTRİK
Ülkede kullanılan elektrik akım voltu: 220 volttur. Ancak, çok ciddi elektrik voltaj sıkıntıları yaşanmaktadır. Prizler ise, birçok bölgede değişiyor, ama otellerde adaptörler mevcuttur.
GİYSİ
Hangi mevsimde bu ülkeye giderseniz gidin, yanınıza mutlaka kalın giysiler almayı sakın ihmal etmeyin. Ani hava değişimlerine karşı, yanınızda mutlaka kazak ve yağmurluk gibi giysilerin bulunması şarttır. Kışın ise, bunlar yetmez, mutlaka palto almalısınız.
Bunun yanında, bu ülkede mutlaka rahat bir yürüyüş ayakkabınız olması gerekiyor. Yaz aylarında giderseniz de yanınızda mutlaka şemsiye bulundurmalısınız. Özellikle Pekin şehrinde, öğleden sonra saatlerinde güneş çok yakıcı oluyor.
Çin Genel özellikler Pekin şehrinde trafik
PEKİN ŞEHRİNİN EN BÜYÜK SORUNU-TRAFİK-ULAŞIM
Çin Genel özellikler; Nüfusun giderek arttığı şehirdeki en büyük sorunların arasında, şüphesiz ulaşım geliyor. Hükümet bu sorunun üstesinden gelebilmek için: plaka sınırlaması ve belirli günlerde araç kullanımının yasaklanması gibi önlemlere başvuruyor. Ancak bu tedbirlerin hiçbiri Pekin trafiğini rahatlatmıyor. Çözüm ise, elbette toplu taşıma.
20 milyona varan nüfusuyla, hızla genişlemeye devam eden Çinin başkenti Pekin de, günlük hayatın en büyük sorunlarından biri trafik. 2011 yılı itibarıyla, Pekin de yaklaşık 5 milyon kayıtlı özel araç bulunuyor. Pekinli yetkililer ise, trafik yoğunluğunu azaltmak için yeni plakalara sınırlamalar getirmiş. Bugünlerde araba almak isteyen Pekinliler, sınırlı sayıdaki plakaları, yalnızca karaborsadan çok daha yüksek fiyat satın alabiliyorlar.
Öte yandan Pekin trafiğinde plakaların son rakamına göre, hafta içi her gün iki rakam trafiğe kapalı tutuluyor. Dolayısı ile, her aracın haftada bir gün, kullanım yasağı oluyor. Bu uygulama ile, yolcuların bazı günler toplu taşıma araçlarını kullanması teşvik ediliyor. Daha yüksek gelirli Pekinliler ise, tek ve çift rakamlı iki araç alıyorlar.
Pekin şehrinde, 500 farklı sefer hattı ile, şehrin hemen hemen her noktasına ulaşıyor. Pekinin bazı ana yollarında otobüs kullanımını teşvik etmek ve trafikteki araçları azaltmak için, yalnız otobüslere özel ekspres yollar açıldı. Ama, tüm bu önlemler Pekin trafiğini rahatlatmaya yetmiyor. Pekin yönetiminin hayata geçirmeyi düşündüğü bir diğer proje: ana yollara yapılacak rayların üzerinde gidecek trenler. 10 metre yüksekliğiyle, yollarda arabalar üzerinden geçerek trafiği es geçebilecek trenlerin trafiği rahatlatması bekleniyor.
Öte yandan hızla genişlemeye devam eden metro hatları, 2010 yılı sonu itibarıyla toplam 14 sefer hattı ile, 336 km. lik bir mesafeye ulaştı. Pekin metrosunu, günde ortalama 5 milyon kişi kullanıyor. Metro hatları, şehrin tamamına yayılmış. Diğer ulaşım araçlarına göre: hem daha ucuz, hem daha hızlı. Dolayısı ile, Pekin halkının en çok kullandığı t aşıma aracı olarak biliniyor.
Daha yakın mesafeler için, en çok kullanılan ulaşım aracı ise, şüphesiz bisiklet. Pekin şehrinde yaklaşık 9 milyon olduğu sanılan bisikletlere, tüm yollarda özel şeritler sağlanıyor. Pekinde ulaşımda alternatifler tükenmiyor. Bazılarına göre, kim ne derse desin, bisikletler en uygun ulaşım aracı. Aynı zamanda da Pekin kültürünün önemli bir parçası.
Çin Genel özellikler Turizm
TURİZM
Çin Genel özellikler; Mutfağı, lüks alışveriş merkezleri ve tarihi yapılarıyla, Pekin elbette Çin turizminin de can damarı konumunda bulunuyor. Hızla kalkınan antik şehir Pekin, yabancı turistler kadar yerli turistlerin de oldukça ilgisini çekiyor. Çin de turizm, en hızla gelişen sektörlerinden biridir. Geçtiğimiz yıllarda, Çin de seyahat engellerinin kaldırılması, kara yolları, hava yolları ve tren gibi ulaşım araçlarında önemli yatırımların yapılması ve halkın gelir seviyesinde yükselme sayesinde Çinliler için yerel turizm çok daha kolaylaştı.
Özellikle de 2008 Yaz Olimpiyatlarından sonra, Pekin şehri tüm dünyaya olduğu kadar, Çin halkına da uluslar arası standartlarda kalkınmış bir şehir olarak tanıtıldı. Dolayısıyla hızla kalkınan antik şehir Pekin, yabancı turistler kadar yerli turistlerinde oldukça ilgisini çekiyor. Yüzyıllardan beri pek çok hanedanın merkezi olan başkent Pekin, şüphesiz yerel turizmde de en popüler mekanlardan biridir. Özellikle de yaz mevsiminde başkent Pekin, binlerce Çinli turistin akınına uğruyor.
2010 yılının rakamlarına göre, Çin dünya çapında en çok ziyaret edilen üçüncü ülke oldu. Yurt dışından 56 milyona yakın turist çekmeyi başaran ülkenin, yurt için gezginlerin sayısı ise 1.6 milyara ulaştı. Çin in tüm eyaletlerinden buraya, milyonlarca Çinli, başkentlerini görmeye geliyorlar. Özellikle Pekin in, onların gözünde çok önemli bir yeri var. Buraya gelip, ülkelerinin ne durumda olduğunu görebiliyorlar. Çünkü, burası Çin in kırsal kesimine göre çok farklıdır.
Pekine gelen turistler ilk olarak şehir merkezini ziyaret ederek, yüzyıllar boyunca hanedanlıkların yönetim merkezi olan saklı kenti yakından görme fırsatı elde ediyorlar. Ziyaretçiler saklı kentin girişine asılı olan Çin Halk Cumhuriyetinin kurucusu olan Mao’nun resmi önünde hatıra fotoğrafı çektiriyorlar.
Öte yandan, Pekin şehrindeki aşırı sıcaklar, turistlere zor anlar yaşatıyor. Pek çok noktada, buzlu sular, dondurmalar ve Çin’e özgü Çin çaylarından yapılan serinletici içecekler satılıyor. Öğle saatlerinde güneşten korunmak için pek çok kişi şemsiye kullanıyorlar. Hatta, Çinliler koruyucu uzun eldivenler giyiyorlar. Çin kültürüne göre, beyaz ten daha estetik göründüğü için Çinliler bronzlaşmaktan kaçınıyorlar.
Pekin şehrinde, yerli turistlerin sayısı, yabancı turistlerden çok daha fazladır.
Mekke: Kabe’nin bulunduğu şehir olarak önem kazanmaktadır. Kuran-ı Kerim’de: Allah’ın, şehirlerin anası olarak nitelediği Mekke: İslam’ın en kutsal ve önde gelen şehridir.
Yeryüzündeki yaratıcının adının anılıp, yüceltilmesi amacıyla inşa edilen ilk yapı olan Kabe’nin geçmişi: ilk insan Hz. Adem’e ve ardından tüm semavi dinlerin büyük bir saygı ve sevgiyle yücelttikleri İbrahim Peygambere kadar uzanıyor.
İbrahim Peygamber: kendisi gibi peygamber olan oğlu İsmail ile birlikte, Kabe’yi temelleri üzerinde yükselterek inşa ederler. Zamanla: İbrahim ve İsmail peygamberlerin getirdiği tek Allah inancının yerini, çok tanrılı inanışların aldığı bir dönem yaşanır.
İslam tarihinde, cahiliye dönemi olarak adlandırılan bu dönem: Hz. Muhammed’in önderliğinde gelişip yayılan İslam ile birlikte, yeniden asıl kimliğine, sadece Allah’ın adının anılıp yüceltildiği günlerine geri döner.
Hz. Muhammed’in doğduğu şehir Mekke: aynı zamanda İslamiyet’in doğduğu, Allah’tan ilk vahyin indiği şehirdir. Mekke’nin doğusunda, Kabe’den 5 km. uzaklıkta bulunan Sevr dağındaki Hira Mağarasında: “oku” emriyle gelen ilk vahiy, İslam dininin başlangıcı olmuştur.
Suudi Arabistan Mekke
TARİHÇE
Şehrin geçmişi: MÖ.2000’li yıllara kadar uzanmaktadır. Şehrin asıl kutsallığı: yukarıda da söz ettiğim gibi: İbrahim peygambere dayanmaktadır.
İbrahim Peygamber’in: ikinci eşi Hacer’den, İsmail isimli bir erkek çocuğu dünyaya gelir. Fakat: ilk eşi Sare, bu durumu kabullenemez ve Hacer ile İsmail’i; yanından uzaklaştırmak ister.
Bunun üzerine, İbrahim peygamber: ikisini alarak Allah’ın kendisine bildirmesiyle, bugün Mekke’nin bulunduğu alana getirir, onları buraya bırakır ve geri döner. Çorak ve ıssız bir vadide yalnız kalan anne ve oğlu, buraya yerleşirler.
Zamanla: ticaret için bu bölgeden geçen Arap kabilesi “Cürhümiler”: Hacer’in açtığı ve “zemzem” adı verilen su kaynağının bulunduğu bu yere yerleşirler ve şehrin ilk sakinleri olurlar.
İbrahim peygamber
Daha sonra buraya gelir ve Allah’ın bildirmesiyle, oğlu İsmail ile birlikte Kabe’yi inşa ederler. Bundan sonra, Kabe: bir hac yeri olarak kabul edilir ve İbrahim Peygambere inananlarla, Arap kabilelerinin ibadet merkezi olur.
Takip eden süreçte, yüzyıllarca hac merkezi olarak kabul gören Mekke: büyür ve Arap yarımadasının önemli bir ticaret şehri haline gelir. İsmail soyundan gelen ve şehrin en soylu ailesi olan Kureyşoğulları’na mensup Muhammed: 571 yılında burada doğar.
Peygamberimiz, 40 yaşına kadar burada yaşadıktan sonra, Mekke yakınlarındaki Hira mağarasında, Kur-anın kendisine indirilmeye başlaması ile, en son ilahi dini bu şehirde açıklamıştır.
Ancak, yeni dini kabul etmeyen Mekkeliler ve özellikle şehrin ileri gelenleri, kendisiyle büyük bir mücadeleye başlarlar ve Mekke’de yaşama imkanı kalmayınca, Peygamberimiz, Medine şehrine göç eder.
Halifeler döneminde
Şehir siyasi yönden sakindir, ancak bu dönemde Kabe su baskınlarına uğrar ve halifeler Ömer ve Osman yaptıkları çalışmalar ile, şehrin yüksek kesimlerine su baskınlarını önlemek için set kurarlar.
Emeviler döneminde: şehrin imarına hız verilir. Selleri kontrol etmek için, büyük kanallar kazılır. Kabe’nin çevresindeki saha büyütülür. Muaviye: suların toplanması için bentler yaptırır, kurduğu sulama sistemiyle tarıma elverişli sahalar oluşturur.
I. Velid döneminde ise: Mescid-i Haram projesi hazırlanır. Bu proje için Suriye ve Mısır’dan mimarlar getirilir ve dünyanın en büyük camisinin inşaatına başlanır.
Abbasiler döneminde, Mekke şehrinin idaresi, hanedan mensubu kişilerin elinde kalmıştır. Harun Reşit: Mekke için büyük harcamalar yapmıştır. Mısır’da Fatimiler devletinin kurulmasından sonra, halife Ali soyundan gelenlerin Hicaz bölgesindeki etkinliklerinin arttığı görülür. Bu dönemde, yönetime geçen Şerifler nedeniyle, Mekke, nispeten bağımsız bir hayat yaşamaya başlar.
1517 yılına gelindiğinde, Yavuz Sultan Selim: Mısır’ı ele geçirince, Hicaz bölgesi de Osmanlı hakimiyetine girer. Osmanlılar: şehrin kutsiyetine ve şeriflerin halife Ali soyuna dayanmasından, şehrin idaresinde bir değişiklik yapmazlar ve şehir, şerifler tarafından yönetilmeye devam edilir.
1803 yılında
Necd bölgesinde güçlenen “Vahabiler” Mekke’yi sıkıştırmaya başlarlar ve aynı yıl, Mekke şehrini ele geçirirler. Ancak: Hicaz bölgesindeki Osmanlı hakimiyetini yeniden kurmayı düşünen II. Mahmut: Mısır valisi Mehmet Ali Paşa’yı bu işle görevlendirir.
1813 yılında Cidde’ye gelen Mehmet Ali Paşa: Mekke şehrini kolayca ele geçirir. 1869 yılında Süveyş kanalının açılmasının ardından, Şerif Hüseyin, Osmanlıların I. Dünya Savaşına katılmalarını fırsat bilerek, İngilizlerle anlaşır ve Mekke’de bağımsızlığını ilan eder.
1926 yılında: İbn Suud: Mekke şehrini rahatlıkla ele geçirir ve kendisini Hicaz kralı olarak ilan eder.
Tarihi süreç içinde: hac sırasında, Mekke şehrinde yaşanan olaylardan da kısaca söz etmek gerekirse, bu olayların en öne çıkanı: Temmuz 1990 tarihinde, bir yaya tünelinde, havalandırma sisteminin arızalanması sonucu insanların yaya tünelinde sıkışması, 1426 kişinin boğularak ve ayaklar altında ezilerek ölmesiyle sonuçlanmıştır.
Evet, Mekke şehrinin dini önemini belirten bu girişten sonra, gelelim şehir ile ilgili bilgiler vermeye. Mekke şehri: Arap yarımadasının batısında bulunan “Hicaz” bölgesinde, Kızıldeniz’in doğusundadır. Suudi Arabistan ülkesinin, Riyad ve Cidde şehirlerinden sonra, üçüncü büyük şehridir.
Şehir: Cidde şehrine 73 km. uzaklıkta ve deniz seviyesinden 277 metre yükseklikte, dar bir vadidedir. Şehir Kızıldeniz’e yaklaşık 80 km. uzaklıktadır.
Tarihi süreç içinde: “Bekke” ismiyle anılan şehrin isminin anlamı, Babil dilinde “ev” anlamına gelmektedir. Geleneksel evler: yerel kayalara inşa edilmiş ve genellikle iki veya üç katlıdır.
Suudi yönetimi “Vahhabilik” görüşünü benimsediğinden: putperestliğe yol açabilir diye düşünerek: öneme sahip tarihi ve dini yerlere yöneltilen aşırı saygıyı kabullenmemektedir.
Bunun sonucunda: Suudi yönetimi: Mekke şehrindeki tarihi yapıların tümünü, 1985 yılında yıktırmıştır. Tarihi binaların yıkılması için göstermelik sebep olarak ise: otel, otopark ve diğer alt yapı tesisleri kurulmak istenilmesidir. Ancak: birçok tarihi ve dini yapı, böyle bir neden olmaksızın yıkılmıştır.
Suudi Arabistan ülkesinde: kadınlar tek başlarına seyahat edemezler. Yanında mutlaka bir erkek bulunması gerekir. Ancak: kadın eğer 45 yaş üstünde ise, ya da bir gurupla birlikte seyahat ediyorsa veya yanında kocası veya babası tarafından imzalanmış izin belgesi varsa, yalnız başına seyahat edebilir.
Suudi Arabistan Mekke
ULAŞIM
Mekke şehrine gitmek için, öncelikle “Cidde” şehrine ulaşmak gerekir.
Cidde şehrinde “Kral Abdülaziz Uluslar arası Havaalanına” indikten sonra, 73 km. lik bir karayolu yolculuğunun ardından Mekke şehrine ulaşılır.
Evet, doğrudan Mekke şehrine uçak inmiyor, çünkü havaalanı yoktur. Mekke için, Cidde havaalanına iniliyor. Cidde şehrinde: “Cidde King Abdulaziz” havaalanı var.
İstanbul-Cidde arasındaki uçak yolculuğu, yaklaşık 3 saat 40 dakika sürüyor. Ankara-Cidde arasındaki uçak yolculuğu ise, yaklaşık 3 saat sürüyor.
Havaalanı, Cidde şehrinin 19 km kuzeyinde bulunuyor ve 1981 yılında açılmıştır.
İKLİM
Mekke şehrinde, son derece kurak iklim hakimdir. Yazın 40 derece civarlarında bulunan sıcaklık, kış aylarında da 30 derece civarındadır. Yağmurlar, genellikle Kasım ve Ocak ayları arasındaki dönemlerde ve çok az olarak yağar.
Günlük ortalama sıcaklıkların aylara göre dağılımı şöyledir: Ocak ayı 23.9, Şubat ayı 24.5, Mart ayı 27.2, Nisan ayı 30.8, Mayıs ayı 34.3, Haziran ayı 35.7, Temmuz ayı 35.8, Ağustos ayı 35.6, Eylül ayı 35, Ekim ayı 32.1, Kasım ayı 28.3, Aralık ayı 25.5.
Evet, çok az yağmur alan ve kurak bir iklime sahip olan Mekke’de: kuraklığın bazen 4 yıl kadar sürdüğü söylenmektedir.
Yemen taraflarındaki meltem yağmurları, bazen buraya kadar ulaşır ve şehrin doğu tarafında, birbirini takip eden tepeler ve yamaçlarda biriken yağmur suları: bir araya gelerek şehrin merkezine doğru akar ve Harem’in avlusuna kadar ulaşırdı.
Kışın: nem oranının yükselmesiyle bazen çok şiddetli yağan yağmurlar: bir sel halinde, şehrin bulunduğu alçak bölgenin, sular altında kalmasına sebep olurdu. Mekke için bir felaket halini alan bu problemin çözümü için, halifeler döneminde, bir kısım önlemler alınmıştır.
NE YENİR
Mekke şehrinde yerel lezzetleri tatmak isterseniz “Kabsa” denemelisiniz. Pirinç ve et ile yapılan bu yemek, bol baharatlıdır. Ayrıca: “Yemen mandi” si deneyebilirsiniz ki, bu yemek de pirinç ve tandırda pişmiş et ile yapılır. Bunun dışında: döner, köfte ve kebap yaygındır. Özellikle Ramazan döneminde ise: zeytinyağlı bakla ve samosans en popüler mahalli yemekler arasındadır. Bu yemekleri: şehirde yoğunlukla bulunan: Lübnan, Suriye ve Türk restoranlarında bulabilirsiniz.
NE SATIN ALINIR
Mekke şehrinde, ziyaretçiler birçok hediyelik eşya bulup satın alabilirler. Ancak: en çok alınan hediyelik “zemzem suyu” dur. Bunun dışında: Mekke şehrinde, birçok yerel ve uluslar arası markaların alışveriş merkezleri bulunmaktadır.
Özellikle: çok iyi bilinen Arap parfüm markası “Attars” ve parfüm yağları satın alınabilir. Bunun dışında, bu şehirden inciler ve hurma çekirdeğinden tespihler bulup satın alabilirsiniz.
Burası: Kabe’nin içinde bulunduğu alanı çevreleyen, büyük mescittir. Kelime anlamı: hürmetli mescit demektir. Buranın önemi: yeryüzünde inşa edilmiş ilk mescit ve Müslümanların “kıble” si olmasındandır.
Burada: açık bir alanda: Kabe, Hacer’ül Esved, Makam-ı İbrahim, Zemzem kuyusu ve Safa-Merve tepeleri bulunmaktadır.
Evet: İslam’ın ilk yıllarında, kıble olarak Kudüs şehrindeki “Mescid-i Aksa” kabul ediliyor iken, hicret sonrasında, 16’ncı ayda, kıble, Mekke şehrindeki “Mescid-i Haram” kabul edilmiştir.
Önceleri: çevresinde duvar olmayan, evlerin bulunduğu burası yalnızca “Kabe” çevresinde tavaf edenlere ayrılmış iken, zamanla hacıların kalabalıklaşması ve sıkışıklık meydana gelmesi nedeniyle: kenardaki evler satın alınarak yıktırılmış ve çevresine duvar yapılmıştır.
Günümüzde: Kabe’ye yakın olan kısmın üstü açık, dış kısmın ise üstü kapalıdır. Kapalı bölüm “say” mahallini içine alacak şekilde genişletilmiştir.
Mekke KabeMekke Kabe
Kabe
Kabe’nin: tarihi süreç içinde birçok kez inşa edildiği ve yenilendiği söylenmektedir. Hatta: ilk olarak “Adem” tarafından yapıldığı ve Hz. İbrahim tarafından, bu temeller üzerine yeniden inşa edildiği belirtilmektedir.
Hz. İbrahim: Mekke şehrine geldiğinde, Allah’tan Kabe’nin inşası konusunda emir almıştı. Daha önceki ziyaretlerinin tersine, bu sefer görevli olarak gelmişti ve oğlu İsmail ile birlikte, Beytullah’ın temellerini kazmaya başladılar.
Hz. İsmail taş taşıyor, Hz. İbrahim ise duvarları örüyordu. Temel duvarları yükselip, Hz. İbrahim duvarlar için yetişememeye başlayınca, Hz. İsmail, babası için merdiven görevi görmesi için bir uzunca taş getirir.
Hz. İbrahim: taş üzerinde durarak Beytullah’ın duvarlarını tamamlamıştır. Bu yüzden: bu taşa, günümüzde “Makam-ı İbrahim” adı verilmektedir.
Kabe: günümüze kadar, 12 defa yeniden inşa edilmiştir.
Yapının içinde: İslam öncesinde, pagan Araplar tarafından kutsal olarak kabul edilen “360” put bulunmaktadır. Daha sonra, Mekke Müslümanların kontrolüne geçtiğinde, bu putların hepsi kırılarak yok edilir.
Kabe’nin etrafını çeviren ve Kabe yüksekliğini aşmayan kubbeli yapı yani revaklar: Osmanlı padişahı Sultan II. Selim tarafından yaptırılmıştır. Takip eden tarihi süreçte, sel baskını sonucu yıkılan Kabe: Sultan IV. Murat döneminde yeniden yapılmıştır.
Mekke Kabe Kapısı
Kapısı
Altın kaplamalı, hat yazılarıyla süslü kapının yerden yüksekliği: yaklaşık 1.97 cm. dir. Yani, ortalama insan boyundan daha yüksektedir. Kapı önünde, dua ve niyazda bulunan hacılar ellerini kaldırdığında, ancak kapının eşiğine dokunabilmektedirler.
Kabe’nin kapısının yüksekliği ise, 3.10 metredir. Genişliği ise, 1.90 metredir.
Hz. İbrahim: Kabe’yi inşa ederken, kapı yerini boş bırakıp, kapı takmamıştır. Kabe ilk yapıldığında, şimdiki kapısının karşı duvarında da bir kapısı bulunmaktadır. Kapıyı ilk kez kimin taktığı bilinmemektedir.
Ancak: muhtemelen 605 yılında Kureyşliler tarafından tamir yapılırken, kapı teke indirilmiş ve yerden 2 metre kadar yükseltilmiştir.
Kabe’nin kapısının yerden bu derece yüksek olmasının sebebi hakkında Peygamberimizin şunu söylediği rivayet edilmektedir “ Kureyşliler: diledikleri kimselerin Kabe’ye girmelerine izin vermek, istemedikleri kimselerin de engel olmak için böyle yaptılar.
Kureyş: cahiliye dönemini henüz geride bırakmış olmasaydı ve itirazlarından çekinmeseydim, Kabe’nin kapısını yer seviyesine indirirdim”
Evet: bundan anlaşıldığı üzere: Kabe’nin kapısı, anahtarına sahip olan Kureyşliler tarafından özellikle yüksek yapılmıştır. Buraya girmek bir imtiyaz, birilerine sunulan bir lütuf gibi algılanmıştır.
Kabe kapısı ilk kez, Halife I. Velid tarafından altınla kaplatılmıştır ve takip eden süreçte birçok kez yenilenmiştir.
Altınoluk
605 yılında Kureyş kabilesi, Kabe’yi inşa ederken, tavandaki suyun akması için bir oluk koymuştur. Daha sonra ise Emevi Halifelerinden I. Velid döneminde, bu oluk ilk kez altınla kaplanmıştır.
Burası aynı zamanda “rahmet akarı” olarak da bilinir. Hatime bakan duvarın üst ortasına yerleştirilen su oluğudur.
Bölgede nadir yağan yağmurun sularını, Kabe’nin çatısından aşağıya indirmek üzere, 1627 yılında, Osmanlılar tarafından yenilenmiş ve en son olarak 1997 yılında değiştirilmiştir.
Mekke Kabe mültezam/Arz-ı Hal Yeri
Mültezam/Arz-ı Hal Yeri
Hacerülesved ile Kabe kapısının arasında kalan 2 metrelik kısımdır. Sıkı sıkıya yapışılan anlamına gelmektedir.
Peygamberimiz göğsünü, sağ yanağını, kol ve avuçlarını buraya dayayarak dua etmiştir. Burası: duaların reddedilmediği bir yer olarak bilinir.
Mekke Kabe Hacerülesved
Hacerülesved
Peygamberimizin öptüğü taş olarak bilinir. Cennetten indiğine inanılır. Bir diğer söylenti ise “meteor” taşı olduğudur. Hz. İbrahim: Kabe’nin inşaatını bitirdikten sonra, oğlu İsmail’e, tavafın nereden başlayacağını işaret etmek üzere, bir taş getirmesini söyler.
Hz. İsmail: Cebel-i Kubeys’ten, bir taş alıp babasına verir. O da, tavafın başlayacağı bugünkü Kabe’nin köşesine taşı koyar. Taş: yumurta şeklinde ve 18-19 cm. yarıçapında idi. Konduğu yer: yerden yüksekte idi, çünkü: her yerden herkesin görebilmesi amaçlanmıştı.
930 yılında: Mekke’yi basıp şehri ele geçiren müşrikler, bu taşı bulunduğu yerden alıp, kendi üsleri olan El-Ahsa bölgesine götürmüşler, ardından Abbasiler: 952 yılında, bu taşı geri almak için büyük fidye ödemek durumunda kalmışlardır.
Hz. İbrahim’in, tavaf başlangıcına işaret olsun diye Kabe’nin doğu köşesine yerleştirdiği siyah taştır. Ancak: taşın cennetten indiği ilk zamanlarda beyaz olduğu, ancak günahkarların elleriyle yavaş yavaş karardığı söylenmektedir.
Yerden yüksekliği, 1.5 metre kadardır. Büyüklüğü ise, 16.5×20 cm. kadardır. Gümüş muhafaza ile kaplıdır. Çünkü: çıkan bir yangında, taş ısı nedeniyle kırılmış ve 15 parçaya bölünmüştür. Günümüzde, bu gümüş çerçeve, parçaları bir arada tutmaktadır.
Diğer yandan, Emevilerin, Mekke şehrini ele geçirmeleri sırasında taşa zarar verdikleri düşünülmektedir.
Hacerülesved’i öpmek Kabe’yi yapan ilk eli öpmek anlamına gelir. Söylenenlere göre: taşın ufak bir parçası, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, bir Hadım ağası tarafından İstanbul’a getirilmiş ve Süleymaniye civarındaki Kanuni Sultan Süleyman türbesine asılmıştır.
Hz.Hacer ve Hz.İsmail’in Kabri-Hatim
Kabe’nin kuzeybatı duvarının karşısında, yerden 1.25 metre yükseklikte ve 1.5 metre eninde, beyaz mermerden yapılmış, yarım daire şeklinde bir duvardır. Burası: Kabe’nin içi sayıldığından tavaf bu duvarın dışından yapılır.
Bu duvar ile Kabe arasında kalan boşluk ise “Hicri İsmail” diye bilinir. Hz. İsmail’in kabrinin burada “Altın Oluk” un altında olduğu rivayet edilir. Burada: ziyaretçiler namaz kılmakta, dua etmektedirler.
Osmanlı Revakları
Kabe’nin çevresini çeviren ve saygı sebebiyle onun yüksekliğini aşmayan, namaz kılmaya elverişli, üstü kapalı, yanları açık kubbelerdir.
Osmanlı Padişahı II. Selim zamanında yapılmış, planlarını Mimar Sinan hazırlamıştır.
Mekke Kabe ÖrtüsüMekke Kabe Örtüsü
Kabe Örtüsü
Kabe’ye örtü asma adedi, Peygamberimiz dönemi öncesinde de görülmüştür. Kabe’yi örtmekteki amaç: onun yüceliğini ilan etmek, onu takdis etmektir.
1943 yılına kadar, Kabe’de Osmanlı örtüsü kullanılıyordu. Günümüzde ise, örtü: Hudeybiye yöresindeki “Kisve-i Şerif” isimli bir fabrikada: 600 Mekkeli usta tarafından, 8 aylık bir çalışma sonucunda dokunmaktadır. Siyah ibrişimden yapılmaktadır.
El tezgahlarında, saf ipekten dokunan altın işlemeli örtü, 16 parçadan oluşur. Üzerine “kelime-i tevhid, Allah’ın isimleri ve Kur-an ayetleri” işlenir.
Uzunluğu 14 metredir. Kabe’nin dört tarafını çevreleyen, yukarı kısımdaki yazı kuşağına “hizam” denilir ve uzunluğu 45 metreyi bulur. Yazılar: altın ve gümüş teller kullanılarak yazılmaktadır.
Yıpranma ihtimaline karşın, yedeği de yapılan örtü: hacıların Arafat’ta toplandıkları gün yenilenir. Böylece: Kabe, hacıları bayramlığı ile karşılamış olur.
Mekke Kabe içi
Kabenin İçi
Kabe’nin içi dört duvarla çevrili oda görünümündedir ve burası, yeryüzünün en muhteşem odasıdır. Ortasında: ağaçtan 3 direk bulunur. Kaplamayla sağlamlaştırılan direkler: Hannan, Mennan ve Deyyan diye isimlendirilirler.
Devlet Başkanlarının hediye ettiği kandillerin asıldığı tavan ve duvarlar mermer kaplamadır. Duvarlarında: Kabe’ye hizmet etmiş halife ve sultanlara ait kitabeler yer alır.
Batı duvarına konulan seccade şeklindeki mermer “Hz. Peygamber’in kıblesi” olarak anılır.
Tavanla çatı arasında 1.5 metrelik açıklık bulunur.
Suudi Arabistan Mekke
Kabe Çevresinin Yeni Düzenlemesi
Kabe çevresi, 10 yıl içinde tamamlanması öngörülen projeler ile yepyeni bir çehreye kavuşacaktır. Proje tamamlandığında, Kabe’de, aynı anda 2 milyon kişi namaz kılabilecektir.
Mekke kabe ölçüleri
Kabenin Ölçüleri
Kabe’nin; kuzey duvarı: 12.63 metre, kuzeybatı duvarı: 11.03 metre, güneybatı duvarı: 13.10 metre ve güneydoğu duvarı: 11.22 metredir. Yükseklik: 14 metredir. Sonuçta, 145 m. Karelik bir alan üzerine kurulmuştur. Duvarlarda kullanılan taşlar: Mekke tepelerinde bulunan “granit” taşlardır.
Tövbe Kapısı
Kabe’nin içinde “Rükn-i İraki” köşesinde, dama çıkmaya yarayan 48 basamaklı bir merdiven bulunmaktadır. Merdivene, altın kaplamalı tövbe kapısından girilir.
Mekke Kabe Makam-ı İbrahimMekke Kabe Makam-ı İbrahim
Makam-ı İbrahim
Hz. İbrahim’in Kabe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı taşın bulunduğu yerdir. Kutsal mabede 10 metre uzaklıktadır.
Taşın boyu 1 arşındır. Dört köşe taşın, üst tarafının genişliği 14 parmaktır. Hem alt kısmında ve hem üst kısmında, birer halka bulunmaktadır. Taşın iki halkası arası, altınla kaplı olmayıp açıktır. Çünkü: Halife Mütevekkil Alellah: onu bugün üzerinde bulunan altınla kaplatmıştır.
Hz. İbrahim’in ayak izleri, taşın içine 10 cm. gömülmüş olup biraz meyillidir ve uzunluğu 27 cm. eni ise, 14 cm. dir.
Taş üzerinde, iki ayak arasında, 2 parmak uzaklık bulunur.
Ortası ise, el sürülmesi nedeniyle aşınmıştır. Allah: Hz. İbrahim’e “insanları hacca gelmeye davet etmesini” emredince: Hz. İbrahim taşın üzerine çıktı, üzerine çıkınca taş bütün dağlardan daha yüksek oldu ve Hz. İbrahim şöyle seslendi “Ey insanlar. Rabbinizin davetine icabet ediniz.”
Bu çağrı üzerine: insanlar ona cevap vererek “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” dediler. Bu sırada: Allah’ın dilemesi ile Hz. İbrahim’in ayak izleri, taşın üzerinde kalmış oldu. Hz. İbrahim taşın üzerine çıkınca, sağa-sola dönerek “Rabbinizin davetine icabet edin” diyordu. Çağrısını tamamlayınca, Makam-ı İbrahim’i kıble yaptı.
Makam-ı İbrahim: Allah’ın dilediği zamana kadar kıble olarak kaldı. Hz. İbrahim’den sonra oğlu Hz. İsmail’de Kabe kapısının yönünde ona doğru namaz kılıyordu. Bu durum: Peygamberimiz zamanına kadar sürdü.
Evet, burada, cam fanus içinde Hz. İbrahim’in ayak izleri, binlerce yıldan bu yana muhafaza edilmektedir. Camekanlı bölümün: temelden yüksekliği 75 cm. çapı 80 cm. ve yüksekliği 1 metreden biraz fazladır.
Önceleri, 18 m. Karelik alanı kaplayan Makam-ı İbrahim, sonradan tavaf alanının genişletilmesi için, 1967 yılında, cam fanus içine alınmıştır.
Son olarak bir söylentiden daha söz etmek istiyorum. Yine söylenenlere göre, Hz. İbrahim: üzerinde durduğu taşın bulunduğu yerin altına defnedilmiştir.
Mekke Cennet-ül Mualla
CENNET-ÜL MUALLA
Mekke şehrinin eski mezarlığıdır. Harem-i Şerif’e 2 km uzaklıkta ve Cin Mescidine oldukça yakındır.
İslamiyet’ten önce ve ilk yıllarında “Hacun” adıyla anılan bu kabristan, sonraları “Malat” adıyla anılmıştır. Bu isim: Türkçeye çevrilirken “Mualla” diye çevrilmiş ve “Cennet-ül Mualla” adıyla anılır olmuştur.
Burada: peygamberimizin dedesi Abdülmuttalip, amcası Ebu Talip, zevceleri Hz. Hatice, oğulları Kasım, Abdullah ve Abdullah b. Zübeyr’in kabirleri bulunmaktadır.
Önceleri: bu kabirlerin Osmanlı döneminde yapılan türbeleri bulunsa da; Suudiler tarafından, 1926 yılında, bütün kubbeler yıkılarak mezarları belirleyen taşlar kaldırılmıştır. Mezar taşlarının kaldırılmasına sebep olarak: ziyarette aşırılığa meydan vermemek denilmektedir. Eski 591 mezar taşı, günümüzde: Riyad şehrindeki müzede sergilenmektedir.
Son yıllarda: mezarlığın ortasından “otoban” geçirmişler ve mezarlık, bu yüzden ikiye bölünmüştür. Evet: kabristan ziyarete kapalıdır. Ancak, ziyaretçiler, kabristanı ikiye bölün otobanın kenarından ve duvarından görüp dua edebilmektedirler.
Günümüzde, Mekke şehrinde vefat eden tüm Müslümanlar (Mekke’de hac ve ümre için bulunan Müslümanlar dahil olmak üzere) buraya defnedilmektedirler.
Mekke Hz Muhammed’in doğduğu evMekke Hz Muhammed’in doğduğu ev
HZ.MUHAMMED’İN DOĞDUĞU EV
Kabe’nin yanındaki “Beni Haşim” mahallesinde “Mevlid” sokağında bulunan evin orijinali yıkılmış ve 1957 yılında: içinde Mekke ve Hac ile ilgili kaynakların bulunduğu bir kütüphane olarak, yeniden inşa edilmiştir.
Yani, günümüzde “Mekke-i Mükerreme Kütüphanesi” olarak kullanılmaktadır. Kütüphane: yalnızca erkeklerin ziyaretine izin verilmektedir. Aslında: Suudi yönetimi, buranın bir ziyaret yeri haline gelmemesi için, buraya kitaplık yaptırmıştır.
Peygamberimiz: 20 Nisan 571 tarihinde, bu evde dünyaya gelmiştir. Hz. Amine hatunun: peygamberimizi, bugünkü binanın bulunduğu yerdeki bir Mekke evinde dünyaya getirdi ve ilk çocukluk günleri burada geçti.
Evin bulunduğu arazi, bir görüşe göre, Hz. Muhammed’in soyunun dayandığı “Haşimi” ailesine aitti ve Mekke’nin ileri gelenlerinden olan Haşimiler: Mekke şehrinde saygı görüyorlardı ve Hz. Muhammed’in peygamberliğini ilan etmesinden sonra, karşısına büyük bir düşman gurubu çıkmasına rağmen, uzun bir müddet bu düşmanlara karşı koyabilmesinin en büyük nedeni: mensubu olduğu ailenin gücünden kaynaklanıyordu.
Peygamberimizin dünyaya geldiği evin bulunduğu arazi
20’nci yüzyılın başlarına kadar, olduğu gibi muhafaza edildi ve herkesin büyük saygı gösterdiği bir mekan oldu. Hatta: bu arazinin bakımından “Mekke Şerifleri” sorumlu tutuldu. Hacılar: Mekke’den Medine’ye geçmeden önce, mutlaka burayı ziyaret ederlerdi.
Ancak: Arap yarımadasının, 1925 yılında, Abdülaziz bin Suud’un eline geçmesinden ve Vehhabi geleneklerinin etkisinde kalınarak: mezarlıklarda bulunan türbelerin yıkılmasından sonra, diğer mekanların da ortadan kaldırılmasına sıra geldi.
Hz. Muhammed’in doğduğu evin arazisi dümdüz edildi ve üzerinde eski devirlerden kalma ne varsa kaldırıldı. Sonraki yıllarda ise, buraya bir bina inşa edildi ve yapılan bu yeni bina, halk kütüphanesi haline getirildi.
Evet, günümüzde, bu ev: Mekkelilerin, günlük gazetelere göz attıkları, birkaç kitabın sayfalarını çevirdikleri bir yer olarak kullanılıyor.
NEMİRE MESCİDİ
“Nemire” kaplanın dişisine denilmektedir. Kaplanın erkeğine de “nemir” denir. Üzerinde: siyah-beyaz çizgiler olan peştamal, örtü, ihram ve benzeri giysi ve kumaşlarda: alacalı bulut parçalarına da Arapçada “nemire” denilir. Çünkü, üzerindeki desenler, kaplan derisi üzerindeki desenlere benzemektedir.
Nemire Mescidinin inşa edilmiş olduğu yerin “Nemire” diye isimlendirilmesinin sebebi de, muhtemelen buradaki taş ve kayalarda, siyah-beyaz rengin hakim olmasıdır.
Evet, Nemire Mescidi: bir yandan burada namaz kılan Peygamberimizin hatırasını yaşatmak ve diğer yandan, sayıları günden güne artan hacıların, ibadetlerini rahatlıkla yapabilmelerini sağlamak ve dinlenme yeri olarak kullanılmak üzere bir mekana ihtiyaç duyulduğundan, sonradan burada inşa edilmiştir.
Günümüzdeki bu mescidin: kıble tarafındaki yerin üstü örtülü, diğer yerlerin üstü ise açıktır.
Doğu tarafında, 6 adet büyük kapı ve dört köşesinde, 4 metre yüksekliğinde duvar ve mihrap üzerinde bir kubbe bulunur. Yakında ise, hacıların su ihtiyacını karşılamak için “Ayı Zübeyde” denilen bir su sarnıcı bulunur.
Mekke Akabe Mescidi-Biat yeriMekke Akabe Mescidi-Biat yeri
AKABE MESCİDİ-BİAT YERİ
Peygamberimiz: peygamberliğinin ilk yıllarında, (621): Mekke şehri yakınlarında kurulan panayıra gider ve çevreden putlara tapmak üzere buraya gelenlere: Kur-anı Kerim okuyup, onları İslam dinine davet ederdi.
Peygamberimiz: Mina ve Mekke şehirleri arasındaki “Akabe” tepesinde: Medine kabilelerinden, Haczetli 6 kişiye rastlar ve onlara İslam’ı anlatarak, Kur-anı Kerim okur ve Müslüman olmaları için davette bulunur.
Bundan önce: Medineli putperest “Evs” ve “Hazrec” kabileleri ve “Ehli kitap Yahudiler” arasında: sürekli bir geçimsizlik bulunmaktadır. Ancak: bu kabilelerin yaşlıları: hep “bir Peygamber gelecek” derlerdi.
Peygamberimizin karşılaştığı 6 kişi: bu söylenenleri hatırlarlar ve “ ihtiyarlarımızın söyleyip durduğu peygamber bu olsa gerek” diyerek “Müslümanlığı” kabul ederler ve bu olaya katılan 6 kişi; “ilk Medineli Müslümanlar” olarak bilinirler. Olayın geçtiği yer ise: “Akabe Biat Yeri” olarak anılmaya başlanır.
Mekke Sevr dağı ve Sevr mağarası
SEVR DAĞI VE SEVR MAĞARASI
Sevr dağı: Mekke şehrinin güneyinde ve yaklaşık 5 km. uzaklıktadır ve yüksekliği 500 metredir. Dağ üzerinde, birçok tepe ve aynı zamanda irili-ufaklı mağara bulunmaktadır. Bu mağaralar, dağın değişik yerlerine dağılmıştır.
Hicretin başlarında: Mekkeli putperestlerin peşlerine düştüğü Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir: burada bulunan bir mağarada saklanmışlardır. Bu mağaranın çeşitli özellikleri vardır. Öncelikle: gizlenmeye elverişli, kayaya yontularak yapılmış bir mağaradır. Ön ve arkasında delikleri vardır. Bunlar: mağaranın alt kısmındadır.
Bu yüzden: mağaraya ancak sürünerek veya eğilerek girmek mümkündür. Mağaranın çevresinde, dışarıda dolaşan kimsenin içeriyi görebileceği başka delikler yoktur. Mağara içinde bulunanlar: dışarıda dolaşanların ayaklarını görebilirler, fakat dışarıda olanlar, mağara içindekileri göremezler.
Görebilmeleri için, eğilip başlarını ayakları hizasına getirmeleri gerekir. Öte yandan, hicret sırasında Sevr mağarasına gizlenmenin bir başka olumlu yönü daha vardır.
Hemen dağın eteğinde: Amir b. Füheyrenin koyunlarını otlattığı ve geceleri sütünü, Hz. Muhammed ve Hz. Ebubekir’e ikram ettiği bir otlak bulunmaktadır.
Bu mağara hakkında anlatılanlardan söz etmek istiyorum.
Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir: mağaranın içinde iken, bir örümcek mağaranın kapısı önüne ağ örer ve bir kuş girişine yuva yapar ve yumurtlar.
Mekkeli putperestler, mağaranın önüne geldiklerinde, bu örümcek ağını ve güvercin yuvasını görünce: “burada olamazlar” diyerek, bölgeden ayrılırlar. Peygamberimiz ve Hz. Ebubekir, bu mağarada 3 gün kalırlar, daha sonra gizlendikleri mağaradan çıkarak, Kızıldeniz sahil yolunu takip ederek, Medine şehrine ulaşırlar ve bu olaylar nedeniyle, mağara önem kazanır.
Mağaranın önem kazanmasının bir diğer önemi de şudur: Peygamberimiz: gayet yerinde bir strateji uygulayarak, Medine’ye doğru gitmeyip, ters yönde Sevr mağarasına doğru gitmiş ve saklanarak, müşrikleri yanıltmıştır.
Bu durum: İslam’da: gerekli tedbirleri almadan ilahi yardım beklemenin doğru olmadığını ifade etmektedir.
Evet, üç günlük sürenin sonunda: dördüncü gün sabahı, Amir ile kılavuzluk yapması için kiralanan Abdullah b. Ureykıt: beraberinde iki deve ile mağaraya gelirler.
Böylece, dört kişiden oluşan küçük kervan Medine’ye doğru yola çıkar.
Mekke ArafatMekke Arafat
ARAFAT
Mekke şehrinde, hac ibadetinin en önemli yerlerinin bulunduğu “Arafat”: “Cebelü’r-Rahme” yani “rahmet dağı” anlamına gelmektedir ve Mekke şehir merkezine 20 km. uzaklıkta,
güney doğuda, aynı adı taşıyan ova içinde, yaklaşık 70 metre kadar yükseklikte bir tepe görünümündedir. Tepeye, koyu yeşil taş yığınları hakimdir.
Cebrail: Hz. İbrahim’e, hac ile ilgili bilgileri ve haccın nasıl yapılacağını, burada öğretmiştir.
Bir başka rivayete göre: Hz. Adem ve eşi Hz. Havva: cennetten çıkarıldıktan sonra, yeryüzüne inmiş ve bir süre ayrı kalıp, nihayetinde 40 yılın ardından Arafat dağında buluşmuşlardır. Buluşma anlamına gelen “Ta’arrefe” kelimesi değiştirilerek, buraya “Arafat” denilmiştir.
Dağın isminin nereden geldiği hakkındaki bir başka söylenti ise: hacıların, Arafat dağındaki vakfeleri sırasında, Allah’ın yüceliğini, kendilerinin ihtiyaç ve kulluklarını “itiraf” ettiklerinden dolayı, buraya “Arafat” adının verildiği söylenmektedir.
Son bir görüş ise: hac ibadetinin önemli bir rüknü olan vakfeyi tamamlayanların, manevi bir kokuya yani “Arf” e büründükleri için, bu anlamda, dağa “Arafat” isminin verilmiş olmasıdır.
Hz. Muhammed’in “Hac Arafattır” sözüyle buranın önemi ortaya konulmaktadır. Kurban Bayramı öncesinde, Arefe gününde meydanı ve Cebel-i Rahme’yi dolduran hacılar, burada güneş batıncaya k adar sürecek olan vakfeye dururlar. Yani: vakfe sırasında: Allah’a dua etmek ve istekte bulunmak müstehabdır.
Peygamberimiz: 632 yılında “veda hutbesi” konuşmasını, burada yapmıştır. Hac için gelen Müslümanlar: renkleri, dilleri, ırkları, kültürleri farklı olarak bu buluşma yeri olarak değerlendirilen meydanda toplandıklarında, günahlarının affı için Allah’a tövbe ederler.
Hacılar, burada gezinen develerin yanında fotoğraf çektirirler ve hatta bazen develere binenler de olur. Tepeye çıktığınızda ise, beyaz bir sütun göreceksiniz ve hacılar, buraya dokunup dua etmektedirler.
Mekke Müzdelife
MÜZDELİFE
Mekke sınırları içinde, Arafat dağı ile Mina arasında bulunan 12 km. genişliğindeki bir bölgedir ve Mina’ya 3 km. uzaklıktadır.
Müzdelife’nin kelime anlamı “yaklaşma, yakınlaşılan yer” demektir. Hac ziyaretinde: Arafat’tan sonra, burası ziyaret edilir ve şeytan taşlamak için kullanılan taşlar, buradan toplanır.
Adem ile Havva’nın yeryüzündeki ilk buluşma yerinin burası olduğu söylenir.
Müzdelife’de vakfe yapmak: arefe günü güneşin batmasından kurban bayramının birinci günü güneşin doğmasına kadar ki zaman diliminde yapılır. Bu zaman diliminde, Müzdelife’de kalan kimse, vakfe yapmış sayılır.
Mekke MinaMekke Mina
MİNA
Hac kurbanlarının kesildiği mezbahaneler, Hz. Muhammed’in Mina günlerini geçirdiği mekana yapılan “Mescid-ül Hayf” buradadır.
Mekke ve Arafat arasında: ikisini birbirine bağlayan yol üzerinde bulunan Mina: Peygamberimiz ve Medineliler arasındaki görüşmenin gerçekleştiği yer olarak bilinir. Kuzeyinde “Sabir” dağı bulunur.
Akabe cemresi ve Muhassir vadisi arasında kalan yere “Mina” denilir. Bu bölgeye bu ismin verilmesi hakkında, şunlar söylenmektedir.
Hz. Adem: Mina’dan ayrılmak isteyince, Cebrail ona “temenni et” demiştir. Adem Peygamber de “cenneti” temenni etmiştir. Bundan dolayı, buraya “Mina” adı verilmiştir.
Bir diğer söylentiye göre ise, burada kurban kesildiği için “kan akıtmak” anlamına gelen “Mina” kelimesi “İmna” kökünden türetilmiştir.
Hz. İbrahim: kurban etmek için oğlu Hz. İsmail’i Mina’ya götürür, sonra Hz. İbrahim’e, Allah tarafından bir kurbanlık verilir. Bu kurbanlığın ne olduğu hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır.
Ancak birçok kimse tarafından bunun “koç” olduğu söylenir.
Hz. İbrahim: kendisine engel olmak isteyen şeytanı: burada taşlar ve kurban keser. Hac ibadeti yapanlar da burada kurban keserler ve şeytan taşlarlar.
Mekke Nur dağı, Hira MağarasıMekke Nur dağı, Hira MağarasıMekke Nur dağı, Hira Mağarası
NUR DAĞI-HİRA MAĞARASI
Mekke şehrinin kuzeydoğusunda, 300 metre yüksekliktedir ve şehir merkezine 5 km. ve Peygamberimizin evine 1 km. uzaklıktadır. Mekke bölgesindeki dağlar arasında farklı bir yapıda olması nedeniyle, hemen fark edilir.
Dağa, önemine binaen “Cebelü’n-nur” ismi verilmektedir. Dağa: neden bu ismin verildiği bilinmiyor. Ancak: Mekke’den Mina’ya giden yolun yakınındaki bu dağın zirvesinde, Mina’ya giderken yolunu kaybeden hacılar için atış yakılmıştır.
Dağa, bu nedenle “nür” ismi verildiği düşünülmektedir. Dağ üzerinde susuzluk nedeniyle, hemen hemen hiç ağaç ve nebat bulunmamaktadır. Yalnızca, çok az miktarda dikenli çalılar görülür.
Peygamberimiz, dağın zirvesi üzerinde bulunan Hira mağarasında inzivaya çekilmiş ve “Kur-anı Kerim ayetleri, bu mağarada indirilmeye başlanmıştır. Mağara: Nur dağının zirvesinden 15 metre aşağıda, dağın kuzeyine bakan tarafındadır.
Bir insanın ayakta durabileceği kadar yükseklikte ve yatabileceği kadar uzunluktadır.
Mağaranın bulunduğu tepeye, 1 saatlik bir tırmanıştan sonra ulaşabilirsiniz. Tepeye çıkarken, çevredeki maymunları göreceksiniz.
Ayrıca: çevre kirliliği ve dilenen çocuklar da dikkat çekiyor.
Mağara, yalnızca 1 kişinin girebileceği büyüklüktedir. Çok dar bir yerden, mağaranın ağzına kadar ulaşabilirsiniz ama gerek küçük olması ve gerekse izdiham nedeniyle mağaraya girmek oldukça güçtür.
Suudi Arabistan Mekke Mina Şeytan Taşlama Alanı
MİNA-ŞEYTAN TAŞLAMA ALANI
Mina bölgesinde bulunan: Akabe Cemresi, Küçük Cemre ve Orta Cemre olarak isimlendirilen ve şeytanı temsil ettiğine inanılan yapılar: hac ziyareti sırasında, hacı adayları tarafından taşlanır ve insanlığın ortak düşmanı lanetlenir.
Şeytan taşlama olayının temelinde yatan şudur: “Allah tarafından, Hz. İbrahim büyük bir sınavdan geçirilir ve en sevdiği şeyi, kurban etmesi istenir. Bunun üzerine, Hz. İbrahim, en sevdiği şey olan oğlu Hz. İsmail’i: kurban etmeye götürürken, karşılarına şeytan çıkar.
Şeytan: önce Hz. İbrahim’e musallat olur ve başarılı olamaz, uzaklaşır. Bunun üzerine: Hz. İsmail’e musallat olur ve “babasının onu kurban etmeye götürdüğünü, annesini gözü yaşlı arkada bıraktığını ve emre boyun eğmemesini” söyler. Bunun üzerine, Hz. İsmail: şeytanın bu söylediklerine aldırış etmez ve şeytanı yanından kovar, arkasından 7 tane taş atar.
Evet: hacı adaylarının “şeytan taşlama” hadisesinin temelinde, bu olay yatmaktadır.
Cemreler: yukarıda sözünü ettiğim gibi, Akabe cemresi, ortanca cemre ve küçük cemre olmak üzere üç tanedir. Akabe cemresi Mina’ya girişte sol yandadır.
Ortanca cemre: Akabe cemresinden sonra gelir ve aralarında 116.77 metre mesafe bulunmaktadır. Küçük cemre: Huleyf mescidinden sonradır. Ortanca cemre ile aralarında, 156.4 metre mesafe bulunur.
Cemrelere atılan taşların: nohut büyüklüğünde olması yeterlidir. Hatta: mutlaka taş atılması gerekmez, yeryüzü cinsinden: toprak, çamur, kiremit, tuğla gibi şeylerle de şeytan taşlamak caizdir. Ancak: demir, kurşun, cam, ayakkabı, terlik vb. gibi benzeri şeyleri atmak caiz değildir.
Atılacak taşların sayısı 49 veya 70’dir. Buna göre: 7 tanesi bayram günü Akabe cemresine atılır. 21 tanesi, 11’nci gün her cemreye 7’şer taş olmak üzere atılır. 21 tanesi de, 12’nci gün aynı şekilde atılır. Kalan 21 tane, 13’ncü gün atılır. Yalnızca: 3 gün taş atmak ta caizdir.
Cin mescidi: Mualla Mezarlığından, Harem-i Şerife doğru giden caddenin hemen sağında, bir yolun girişindedir. Buradaki mescide “Hars” mescidi de denilir. Burada bulunan mescit, 2000 yılında yıkılmış ve yerine yenisi yapılmıştır. Tek katlı yeni mescitte, erkekler altta, kadınlar üst bölümde namaz kılarlar.
Peygamberimiz: bu bölgeye gelir ve buradaki “cinlere” Kur-anı Kerim okur ve onları İslam’a davet eder, daveti kabul eden cinleri: kabilelerine elçi olarak gönderir ve İslam’ı tebliğ etmelerini isterdi.
Bu nedenle, buraya yapılan mescide “Cin Mescidi” ismi verilmiştir.
Burası, özellikle Uzakdoğulu Müslümanlar tarafından, namaz zamanından çok önce doldurulmaktadır. Cami: diğer zamanlarda kapalı tutulmaktadır.
Suudi Arabistan Mekke Şecere Mescidi
ŞECERE MESCİDİ
Burası: Peygamberimizin mucizesini gerçekleştirdiği yere yapılan bir mescittir ve Harem-i Şerif’in hemen yanı başındadır.
Mekkeli müşrikler: “Ya Muhammed, şayet şu ağacı bizim yanımıza doğru çağır, gelirse inanırız” dediklerinde, Peygamberimiz Taif’ten gelirken “Gel yanıma” dediği ağaç: kökleriyle yerinden kalkıp onu selamlamış ve daha sonra yerine geri gitmiştir.
İşte, burada yapılan mescide “Mescid-i Şecere” denilmiştir.
Burası hakkında anlatılan bir diğer söylenti de şöyledir: “ Mescid-i Cin hizasında bulunan bu mescidin bulunduğu yerde: Peygamberimiz, cinlerden gelen bir heyetle görüşmüştür.
Cinler, peygamberimize “Senin Allah’ın resulü olduğuna kim şahitlik eder?” diye sorarlar. Yakınlarında bir sakız ağacı bulunmaktadır.
Peygamberimiz, o ağacı işaret eder ve cinlere der ki “Şu ağacı gördünüz mü. O şahitlik ederse, iman edermisiniz?” der. Cinler “Evet, iman ederiz” dediler.
Bunun üzerine, Peygamberimiz ağacı çağırdı, ağaç dallarını budaklarını sürükleyerek geldi. “Benim Allah’ın resulü olduğuma şahadet eder misin?” diye sordu.
Ağaç “Şahadet ederim ki, sen Allah’ın resulüsün” dedi.
O ağacın bulunduğu ve bu mucizenin tahakkuk ettiği yere, bu mescit yapılmıştır.
HUDEYBİYE
Hudeybiye: Peygamberimiz ile Mekkeli müşriklerin, anlaşma yaparak İslam davetinin önündeki en önemli engellerden birisinin kaldırıldığı yer olarak bilinir. Hudeybiye anlaşması ile, Medine şehrinde kurulmuş olan İslam devleti resmen tanınmış olur.
Müslümanlar, bir dönem: Medine’den Mekke’ye: yanlarında silah olmadan, kurbanlık develerini alarak umre yapmaya niyetlenmişlerdir.
Ancak: Hz. Muhammed: Mekke şehrine öncü bir birlik gönderir ve Mekkelilerin savaşa hazırlandıklarını öğrenir, bunun üzerine kafilesi ile birlikte yolunu değiştirerek “Hudeybiye” bölgesine gelir.
Burada: 1400 kişi, ölünceye kadar savaşacaklarını söyleyerek, Peygamberimize biat ederler. Bunun üzerine, Mekke’de yaşayan Kureyşliler “Hudeybiye” anlaşmasını imzalamak zorunda kalırlar. Anlaşmanın ardından, Müslümanlar, Medine şehrine geri dönerler.
Bunun ardından ise, Müslümanlık hızla yayılmaya başlar. Çünkü: müşrikler, yapılan bu anlaşmayı bozarlar.
Hayber fethedilir: Medine’de kurulan İslam devleti büyük güç kazanır.
Evet, burası: Mekke şehrine 17 km. uzaklıkta ve umre için ihrama girilen yer olarak da bilinir.
ZEMZEM
Hz. İbrahim: Hz. Hacer ve oğlu İsmail’i alıp, günümüzde Kabe’nin bulunduğu vadiye getirir ve “Sizi burada bırakmam emrolundu” der ve döner gider.
Hz. Hacer: “Olsun, Rabbim bize yeter” diyerek, duruma boyun eğer. Yanlarında: bir kırba su ve birkaç hurma bulunmaktadır. Üstelik, küçük İsmail henüz bebektir.
Hz. Hacer: bir şeyler bulabilmek umudu ile önce “Safa Tepesi” ne çıkar. Bir ağaç, bir kuru ot bile yoktur. Sonra “Merve Tepesi” ne gider.
Dönüşte ise, oğlunu bulamaz. Büyük bir telaşla: yeniden “Safa” ve “Merve” tepeleri arasında ve o sıcakta, 7 defa zorlukla koşu yapar. Sonra “tatlı” bir ses işitir. Karşısında “Cebrail” görülür.
Bu sırada: bebek İsmail’in ayakları dibinde, berrak bir suyun kaynadığını görür ve biriktirmek ister. Bir yandan suyun etrafını çevirerek tutmaya, bir yandan da kabını doldurmaya çalışır.
Tarifsiz bir telaşla “zem” yani “dur” der. Hatta haykırır. Zem zem zem……
Cebrail tebessüm eder ve “Bırak aksın” der. Bu su daima akar ve asla tükenmez.
Takip eden süreçte, bu su, göçebe kavimlerin dikkatini çeker. Nitekim: Cürhümiler, Hz. Hacer’den izin alarak, Kubeys dağı eteklerine yerleşirler ve vadi şehir olur. Adına da “Mekke” denilir.
Evet: bu suyu içmenin kuralları var.
Zemzem içileceği zaman: kıbleye dönülür. Besmele ile ayakta ve doyuncaya kadar içilir. İçme sırasında, üç kere nefes alınır. Dua edilir. Zemzem suyu içilirken yapılan dualar kabul olunur. Her tavaftan sonra zemzem içmek müstehabdır.
Milyonlarca hacı tarafından: içilen, yıkanılan ve memleketine götürülen zemzem suyu, motorla çekildiği halde, yüzlerce yıl bitmemesiyle biliniyor.
Günümüzde: zemzem kuyusu: Mescid-i Haram içinde, Kabe’nin Hacer-i Esved taşının bulunduğu köşesinden, 14.5 metre uzakta, yer altında bir odada bulunmaktadır ve üç ayrı kaynaktan beslenmektedir.
Bu 3 su birleşince, zemzem olmaktadır. Sadece: 173 cm. derinliğindeki bir kuyuda bulunan zemzem suyuna, dışarıdan herhangi bir kaçak giriş vs. yoktur.
Biraz önce de söylediğim gibi: binlerce yıldan bu yana, çöl sıcağından kavrulan insanlara su sağlayan bu kuyu, hiçbir zaman kurumamıştır.
Genellikle, kuyu sularında yosun vb. parazitler ortaya çıkmasına ve suyun tadının bozulmasına ve kokuşmasına neden olmasına rağmen, zemzem suyunda bu tür biyolojik olaylar yaşanmamıştır.
Şehirlerin içme suları klorlanmasına rağmen, zemzem suyu herhangi bir kimyasal işlemden geçirilmez.
Zemzem suyu hakkında yapılan araştırmalardan elde edilen sonuçlar şunlardır
Zemzem suyu, diğer sulara göre çok daha az kükürt taşımaktadır. Diğer sulara göre çok daha besleyicidir ve çok daha fazla mineral barındırmaktadır.
Kaynağı henüz bulunamamıştır. Nereden geldiği, bilinemiyor. Yakınlarında hiçbir kuyu yok ve denize de 80 km. uzaklıktadır.
Bu şartlarda, suyunu denizden veya başka bir kuyudan alması imkansızdır. Nasıl oluyor da yıllardır su bitmiyor?
Bunu kimse izah edemiyor. Ancak: açlığını gidermek için içenlerin açlığı, susuzluğunu gidermek için içenlerin ise susuzluğu gideriliyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yapılan incelemeler sonucunda, zemzem suyunun, dünyadaki en içilebilir ve sağlıklı sulardan biri olduğu kabul edilmiştir. Yine yapılan araştırmalar sonucunda, dünyada, içinde mikroorganizma ve bakteri bulunmayan tek su, zemzem suyudur.
Zemzem suyu içinde: kalsiyum ve magnezyum tuzlarının oranları yüksektir. Bu ise, yorgun insanların, yüzlerine sürdükleri zaman neden ferahladıklarını izah etmektedir.
Bir başka özellik ise: zemzem suyunun “mayalanma” özelliğidir.
Zemzem suyu, normal bir su ile karıştırıldığında: baskın gelip suyun bütününü zemzem suyu özelliğine çevirmektedir.
Suudi Arabistan Mekke Kalesi, Abraj Al Bait Kuleleri
ECYAD KALESİ-ABRAJ AL BAİT KULELERİ
I. Dünya savaşında: Mekke şehrinin, asi Arap kabilelerinden korunması için: 1781 yılında, Osmanlılar tarafından yapılmış, ancak 2002 yılında Suudi yönetimi tarafından yıkılarak yok edilmiştir.
Özellikle: kalenin yıkılma nedeni olarak, otel yapımının gösterilmesi içler acısıdır. Çünkü: kalenin yıkılmasının ardından: Mekke şehrindeki 500 yıllık Osmanlı hakimiyetinden geriye, yalnızca Kabe’nin çevresindeki revaklar kalmıştır.
Evet, kale yıkıldıktan sonra: kalenin bulunduğu yere: binalar kompleksi yapılmıştır. Özellikle: 595 metre yükseklikteki “Abraj Al Bait Kuleleri” olarak isimlendirilen otel: Suudi Arabistan ülkesinin en yüksek binasıdır ve dünyanın en yüksek ve en büyük otelidir.
Her yıl, yaklaşık 2 milyon hacı adayı, bu 5 yıldızlı otelde konaklamaktadırlar.
Otel; hemen “Mescid-i Haram” yanındadır ve içinde yaklaşık 4 bin kişinin aynı anda namaz kılabileceği büyük bir mescit bulunmaktadır.
Suudi Arabistan Mekke Zemzem Tower ve Saat kulesiSuudi Arabistan Mekke Zemzem Tower ve Saat kulesi
ZEMZEM TOWER VE SAAT KULESİ
Burası: yerle bir edilen Ecyad kalesinin yerine yapılmış, devre mülk sistemiyle çalışmaktadır. Burada: 662 metre yükseklikte bir saat kulesi bulunmaktadır.
Abraj El Beyt kuleleri adı verilen otel kompleksinin tepesinde bulunan saat kulesi: biraz önce de söylediğim gibi, 662 metrelik beton yapıdan oluşuyor ve tepesinde 155 metrelik hilal yer alıyor.
Saatin yer aldığı kule, yüksekliği nedeniyle dünyanın en yüksek ikinci binası olma özelliği taşıyor. Mekke Kraliyet Saat kulesi: dünyanın en yüksek binası olan Dubai Burç Halife’den, yalnızca 11 metre daha kısadır.
Kulede bulunan saat: Alman yapımı ve 43 metre genişlikte, 43 metre yüksekliktedir. Kulenin dört bir tarafında da saatin birer yüzü bulunuyor ve saatin üstünde dev harflerle “Allah” yazıyor.
Saat: geceleri 17 km. ve gündüzleri ise yaklaşık 12 km. uzaklıktan görülebiliyor. Ezan zamanlarında, saat, yanıp sönerek, Müslümanları uyarmaktadır.
Evet: kompleksin: 8 bin odası bulunuyor ve 60 kat olarak planlanan, 7 gökdelenden oluşuyor. Daire ve odaların, kabeye 100 metre uzaklıkta bulunması, en önemli tercih nedeni olarak kabul ediliyor.
Müze: Mekke şehrinin zengin tarihini sergilemektedir. Çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış şehrin tarihi geçmişine ışık tutmaktadır. Kabe’nin farklı fotoğraf ve minyatürleri görülür.
Özellikle: 1950 yılındaki aşırı yağış sonrasında Kabe’nin çevresinde biriken su, adeta bir gölü andırmaktadır ve bu durum fotoğraflarda görülmektedir. Müzede: Kabe’nin çevresinde mezheplere göre kurulan çadır fotoğrafları da görülür.
Mekke müzesinde, özellikle, ayetlerin işlendiği orijinal taşlar ilgi çekmektedir. Kabe’de bulunan, Osmanlı döneminden kalma güneş saati, minare ve kubbe alemleri de, kültürümüze ait müzede sergilenen önemli objelerdir.
En ilgi çeken obje ise. Hz. Muhammed’in, mührünü bastığı, Munzir Bin Savi’ye gönderdiği, İslamiyet’e davet mektubunun nüshasıdır.
Sahabeler tarafından: ayetlerin indirilişinin ardından, Kufi Hat sanatıyla işlenen taş ve kemik parçaları, görenleri etkiliyor.
571 yılından günümüze kadar gelen taşlara, o dönemin imkansızlıklarına rağmen, hat sanatının en güzel örnekleriyle ayetlerin işlenmesi, ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.
Evet, bu müzeyi ziyaret ederseniz: el yazması Kuran-ı Kerim, Hz. Muhammed döneminden önce Kabe’nin duvarına asılan, 7 şairin yazdığı 7 şiir (Muallakat-ı Seb) ve Kabe’den çıkan eski kapıları mutlaka görmelisiniz. Yine, müzede zemzem kuyusunun çevresindeki demir muhafazalar saklanıyor.
DEVE ÇİFTLİĞİ GEZİSİ
Mekke bölgesinde bir deve çiftliği gezisine katılırsanız: taze kaynatılmış deve sütünü tatmanızı öneririm. Her hastalığa şifa verdiği söyleniyor. Tadı güzel ve lezzetlidir.