Yunanistan’ın Euboea adasında, güney kıyısında modern Eretria köyü yakınlarında bulunan bir kıyı köyüdür. Yani, ana koyun güney ucundan kısa bir yürüyüş mesafesindedir.
Arkeolojik buluntular, yerel olarak Xeropolis olarak da bilinin burunda, bir yerleşim varlığını doğrularken, yakınlarda birkaç ilişkili mezarlık tespit edilmiştir.
Lefkandi Toumba cenaze binası
TOUMBA CENAZE BİNASI VE HEROON:
1980’lerin başlarında, Lefkandi’dek Toumba mezarlığında yapılan ilginç bir keşifte, MÖ 10’ncu yüzyıl ortalarından kalma, büyük bir yapının zeminine oyulmuş bir kuyunun içindeki iki bölgede özenle gömülmüş bir erkek, bir kadın ve dört atın gömüleri bulunmuştur.
Erkek: 30-45 yaşlarında ve kadın 25-30 yaşlarında içi kerpiç tuğlalarla döşeli ve kille sıvanmış bir bölmede gömülüydü.
Erkek yakılmış, külleri o çağda bile eski olan MÖ 13’ncü yüzyıl sonları ile 11’nci yüzyıl arasına ait, ağzı hayvanlar ve avcılarıyla bezeli Kıbrıs tarzı geniş ağızlı tunç bir çömleğe konulmuştu.
İçeride bu dönem için şaşırtıcı derecede iyi korunmuş olarak katlanmış ve yanda dikilmiş tek bir keten çarşaftan oluşan paketlenmiş bir kefen vardı.
Geniş ağızlı çömleğin yanında bir demir kılıç, bir mızrak başı ve bir biley taşı duruyordu.
Kadın yakılmamıştı. Ayaklarıyla elleri karnı üzerinde kavuşturulmuş ve altın mücevherlerle kaplıydı. (Bu mücevherler: elektrondan yapılmış bir yüzük, bronz bir mangal ve Babil’den geldiğine inanılan ve gömüldüğünde bin yaşında olan bir gerdanlık)
Kadının omuzuna yakın fildişi saplı demir bir bıçak bulundu. Ancak bu kadının adamın kalıntılarıyla birlikte aynı anda mı yoksa sonraki bir tarihte mi gömüldüğü bilinmiyor.
Ancak bilim adamları, kadının muhtemelen kocası olan adamla birlikte gömülmek üzere, katledildiğini öne sürerler. (omuzuna yakın bulunan demir bıçak nedeniyle)
Yandaki bölmede ise dört atın iskeletleri bulunmuştu. (atlardan ikisinin ağzında hala demir parçaları bulunmuştur.)
Lefkandi Toumba Cenaze Binası
Yapının kendisi yaklaşık 9 x 50 metre boyutları ve sıra dışı mimari özellikleriyle olağanüstü etkileyiciydi.
Doğu-batı ekseninde yerleştirilmiş yapı çeşitli kesimlere bölünmüştü.
Giriş için doğuda bir sundurma, doğuda bir oda, altında gömülerin bulunduğu geniş bir merkez oda, kuzey ve güneyinde birer oda bulunan batıda bir koridor ve batıda apsisli bir oda.
Çatıyı merkezde ve kuzey ve güney duvarların iç yüzlerinde bulunan birbirine paralel 3 sıra direk taşıyordu.
Yapının d ışında kuzey ve güney yanlarda, 2 metre kadar açıkta duran en az 28 direk ise, çatının dışarı doğru uzanarak bir tür veranda, daha sonraki Yunan tapınaklarının üstü kapalı kolonadlarının bir öncüsünü meydana getirdiğini gösterir.
Gömüler ve etkileyici bina, ölülerin öze statüsünü yetirince vurgulamıyormuş gibi, arkeologlar binanın kısmen parçalarına ayrılarak hem içinin doldurulduğunu, hem de üzerinin toprak, çakıl taşları ve taşlardan oluşan bir tümülüs ile kaplandığını buldu.
Bu saygın yapı ve mezar alanının, doğu ucundaki yay biçimli kısmında, yaklaşık MÖ 825’e kadar ek gömüler yapılmaya devam etti.
Arkeologlar bu anıtsal mezarı bir heroon yani bir kahramanı, destansı bir insanı anmak için yapılan bir mezar veya tapınak olarak niteledi.
Yazılı kayıtlar olmadığından kahramanın kim olduğu bilinmiyor.
Ama demir çağının başlarındaki erken tarihi, erken dönemlerde denizaşırı ticarette önemli bir rol oynayan bu adadaki Toumba mezarlığında bulunan mezar eşyalarının ortaya koyduğu Yakındoğu, Mısır ve Kıbrıs bağlantıları ve uzun yapının çarpıcı mimarisi göz önünde bulundurulduğunda, Lefkandi’deki keşifler büyük öneme sahiptir.
Lefkandi Toumba cenaze binası mezarlardan çıkarılan bronz kap
Lefkandi’de bulunan bronz eserler:
Lefkandi’de bulunan bronz eserler, sadece maddi anlamda değil aynı zamanda oraya yaşayan insanlar hakkında da bilgi vermektedir. Bronzun nadir ve pahalı olmasının yanı sıra, Yunanistan’a ithal edilmesi, elle üretilmesi ve ölülerle birlikte gömülmesi, onu karşılayabilenlerin ne kadar zengin olduklarını gösterir.
Mezarlarda bulunan bronz kaplar, ölen kişinin zenginliğini gösterir, işçilikleri, el işçiliği ve yapımında kullanılan malzemelerle gösterdikleri özenin bir göstergesidir. Büyük bronz kaplar, tek tek parçalar halinde dökülmüş ve daha sonra tek parça haline getirilmiştir.
Lefkandi Toumba cenaze evi Sentoru
Lefkandi Sentoru:
Toumba mezarlığında, iki parça halinde bulundu. Başı T1 mezarındaki sunular arasında, gövdesi ise 3 metre uzaklıktaki başka bir mezarda (T3) sunular arasındaydı. Tamamlanmış heykelciğin üst gövdesi bir adama, alt gövdesi ise bir at olan bir sentora benziyordu.
Heykelciğin sol dizinde “yara” olarak algılanabilecek bir iz var, bu da heykelin Herakles tarafından yaralanan ünlü Sentor Chiron’un bir tasviri olabileceği yönünde spekülasyonlara yol açtı.
Restore edilen Lefkandi Sentoru, 36 cm boyunda ve 26 cm uzunluğundadır. Kuyruğunun ucu ve sol kolunun büyük kısmı hala eksiktir. Sol kolu, bir zamanlar, belki de daha sonraki tasvirlerde sentorların tuttuğu türden bir dal tutuyordu. Omuzunun üzerinde, belirgin bir kırık daha vardır. Başının tepesinden eksik kuyruğuna kadar vücudu, at gövdesinin alt kısmı hariç, süslemelerle kaplıdır. İnsan vücudu ve dört bacağı katı kilden yapılmıştır. Atın gövdesi, ön ve arkadaki deliklerden anlaşılacağı üzere içi boş bir silindirdir. Bir çarkta yuvarlanan bu gövde, Atina’daki Kerameikos mezarlığında bulunan çağdaş bir Attika Geyiği Heykelciğine benzemektedir.
Heykel Yunanistan Euboea’daki Eretria Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Sonuç:
Evet Lefkandi’den gelen büyüleyici buluntular Eretria Müzesinde bulunmaktadır.
Güneydoğu Peloponnesos’daki bereketli bir ovada yer alan şehir, MÖ 7’nci yüzyıl başlarına gelindiğinde, kendi çıkış bölgesi olan Lakonia’nın yanı sıra, güneybatıda Messenia bölgesini de fethederek bir Yunan şehir-devlet için olağanüstü geniş bir toprağa sahip olmuştu.
Tam yurttaşlık nüfusun sadece küçük bir bölümünü oluşturan gerçek Spartalıların ayrıcalığıydı.
Nüfus: köylerde özerk olan ama askerlik hizmetine tabi periokos’lar yani daha az haklara sahip yurttaşlar ve haklardan yoksun sözleşmeli çiftçiler veya serfler konumundaki helot’lar gibi guruplardan oluşuyordu.
Bu sonuncular, yurttaşların sahip oldukları çiftliklerde çalışırken, erkek yurttaşlar enerjilerini savaşa hazırlanmaya saklıyordu.
Askeri açıdan hazır durumda olma çabaları içindeki Spartalıların ilk düşünceleri, düşmana karşı koymaktan daha çok kendi tebaalarını kontrol altında tutmak olabilir.
Her iki konuda da başarılıydılar.
Birkaç yüzyıl boyunca, MÖ 371’de Leuktra’daki ağır yenilgilerine kadar, Yunan dünyasındaki en iyi piyadelere sahiptiler.
Arkaik ve klasik dönemlerde, bu toplumda yazarlara yer yoktu, dolayısıyla Sparta hakkındaki tüm raporlar yabancılar, diğer şehir devletlerinden kişilerce yazılmıştı.
Bu nedenle önyargıları aşarak Sparta toplumumun gerçekliğine ulaşan tarihçiler için nesiller boyu zorlayıcı olmuştur.
Ancak, MÖ 6’ncı yüzyıl içinde Spartalıların gündelik yaşamlarının özellikle çileci bir hale geldiği açıktır.
Erkekler 30 yaşına kadar, evli de olsalar kışlada yaşar ve yemekhanelerde birlikte yemek yerlerdi.
Güçlü çocuklar doğurmak için kadınlar da fiziksel egzersizler yapardı.
Bireyselliğe kötü gözle bakılır, güzel sanatlar gibi yaratıcılık gerektiğinde değiş tokuş için demir çubuklar kullanılırdı.
Sparta dışındaki dünyaya derin bir kuşkuyla bakılırdı.
Yönetim şekli, Demir çağı sonlarından klasik döneme pek değişmeden, esas olarak bir oligarşi olarak kalmıştı.
Bir yurttaşlar meclisi olmakla beraber, önemli kararlar beş ephor ile geçmişin kalıntıları olan ve savaş zamanlarında yetkiye sahip iki soydan gelme kralın da dahil olduğu bir ihtiyarlar konseyince alınırdı.
Kentin kendisinden fazla bir kalıntı kalmamıştır.
Antik dönem yazarlarından biri olan Peloponnesos Savaşının yazarı Thukydides, modern arkeologlara bıraktığı ünlü ibretlik derslerden birinde, bir kentin büyüklüğünün sadece binalarından gelmediğini yazmıştı.
Sıkıcı Sparta’nın muhteşem mimariye sahip Atina’nın denge olduğunu kimse tahmin edemezdi.
Evet, ülkemizde de gösterilen ve beğenilen “ 300 Spartalı” filmi, insanlarımızın Spartalılar konusunda ilgisini çekti.
Ben Yunanistan gezimde, Atina-Selanik arasında yolda ilerlerken, Sparta şehrinin yerine uzaktan gördüm. (Yunanlı rehber gösterdi)
Meteora, Kalambaka şehrinde bulunmaktadır. Şehir Atina şehrine 357 km uzaklıktadır. Tren veya otobüs bağlantısı vardır. Teselya ovasında, Pindos dağlarının hemen yamaçlarında kurulmuştur.
Atina şehrinden buraya ulaşmak isterseniz, uzunca bir karayolu yolculuğunu göze almanız gerekiyor ki, bir de yolculuk yapılan karayolu gayet çok virajlı ve inişli-çıkışlıdır.
Karayolu’nda ilerlerken yol kenarında, küçük küçük kilise-manastır maketleri göreceksiniz. Bu maketler: yolun o kısmında kazaya uğrayıp yakınlarını kaybedenler tarafından yerleştirilmektedir.
Bu maketlerin bulunduğu yerlerde, yolun tehlikeli olduğunu da işaret etmesi açısından önem kazanmaktadır.
Bir diğer başlangıçta sizlere sunmak istediğim husus: tur gurupları Meteora ekstra gezisi için ziyaretçilerden 35 Euro ücret alıyorlar.
Bu ücretin sadece 3 Euro’luk kısmı, Meteora manastırlarına giriş için kullanılıyor, yani kalan 32 Euro, tur tertip heyeti ve rehberlere veriliyor.
Karşılığında belki otobüs yani ulaşım ücreti denebilir ancak gittiğinizde göreceğiniz gibi, öyle ana yollardan ayrılıp saatlerce ayrı olarak gidilen yollar yok, zaten tur gurupları Meteora ekstra gezisini, şehirler arasında giderken yani örneğin: Selanik-Atina arası veya Atina-Kavala arasında giderken yapıyorlar, yani ana yollarından pek fazla uzaklaşma veya ayrılma söz konusu değil.
Sanırım kar marjının bu kadar yüksek olmasını kişilerin vicdanına bırakmak lazım. Ben bunları yazınca, okurlar elbette kendi başımıza gidelim, nasıl gidebiliriz şeklinde düşüneceklerdir. Ben tur gurubu ile gittiğim için, Atina veya Selanik şehirlerinden buraya nasıl ulaşabileceğiniz hakkında yorum yapmak istemiyorum, ama gerçek şu ki, mutlaka yolu olsa gerek yani Atina ve Selanik şehirlerinden mutlaka buraya bir şekilde ulaşım vardır ki, daha ucuz olduğu kesin.
Kalambaka şehri
Meteora bölgesine turdan ekstra gezi olarak satın alırsanız, Kalambaka şehrine girmeden doğrudan Meteora bölgesine çıkacaksınız. Ancak ben yine de Kalambaka şehri hakkında sizlere kısa bilgi vermek istiyorum.
Kalambaka şehri, günümüzde turist ve hacı gurupları için birçok otel, konuk evleri taverna ve restoranlarla doludur. 12 bin nüfuslu şehirde: hediyelik eşya dükkanlarından el boyalı geleneksel dini simgeler, işlemeli kumaşlar ve deri sandaletler satılmaktadır.
Büyük olasılıkla, manastır gezisi sonunda, buradan ayrılmadan önce yemek molası olarak Kalambaka şehrinin dışındaki bir yol kenarı istasyonda mola verilecektir. Burada unutmayın ki: seçmeli yemek reyonunda yemek seçerken, yemeklerin üzerinde mutlaka fiyat etiketi olmasını kontrol edin, yoksa elinizde tepsiyle kasaya geldiğinizde, yüksekçe bir meblağ ödeme yaparak sürprizle karşılaşabilirsiniz ki, yemeklerin kötü olduğunu da belirtmek isterim.
Yunanistan Kalambaka Meteora
Meteora
Meteora’ya ulaşmak için, yollar gayet güzel ve asfalt, ancak biraz önce de söylediğim gibi viraj-iniş-çıkış gayet bol, yani zor bir yol. Bu yolun bitiminde yani Meteora bölgesine geldiğinizde ki, Kalambaka şehrine uğranılmıyor, araçlar belli bir yerde durmak zorunda kalıyor, çünkü aşırı kalabalık, tam bir araç kalabalığının içine giriliyor.
Özellikle tur otobüsleri, bu kalabalık içinde ilerleyemiyor ve belli bir yerde ziyaretçileri bırakıyor ve sizler, o noktadan itibaren (şansınız varsa 200-300 metre kala, yoksa şansınıza kalmış, 500-600 metre de olabiliyor) yokuş yukarı yürümek zorunda kalıyorsunuz ki, hava da sıcaksa bu yürüyüş gayet sıkıntılı oluyor.
Yani, manastırlara tırmanmadan önce bir yer yokuş yukarı yürüyüş sıkıntısı yaşamak gerekiyor. Ancak, bu arada şunu söylemek istiyorum, manastırların bulunduğu kayalık tepeliklerin üstündeki görüntüsü gerçekten ilginç, yani bu manastırları uzaktan gördüğünüzde içine girip gezmenin verdiği heyecanla yürüyüş devam ediyor.
Yunanistan Kalambaka Meteora
Önemi
Burası Yunanistan ülkesinin gizli mücevherlerinden birisidir. Daha doğrusu Yunanlılar, burayı dünya çapında tanınır hale getirmek için her türlü reklamı kullanmaktadırlar.
Yunanistan’ın “taş ormanları” ve sarp kum taşları üzerinde yükselen, tünemiş manastırlar, her yıl binlerce ziyaretçi çeken, manevi vahalardır. Burayı gördüğünüzde, bu doğal ortamda, o manastır yapılarının nasıl yapıldığını hayretler içinde izleyeceksiniz.
Yunanistan Kalambaka Meteora
Burada biraz manastırlardan söz etmek istiyorum. Ardından yine yürüyüşe devam edeceğiz.
Meteora kelimesinin anlamı “havada asılı” demektir. Zaten milyonlarca yıl önce, buranın bir iç deniz olduğu ve doğa hareketleri sonucu deniz dibinin yer yüzüne çıktığı ve kayaların şekillendiği ve şimdiki halini aldığı söyleniyor.
Bu bölge, tarihi süreçte ilk olarak Ortodoks rahipler için dua yeri olarak 11’nci yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. 300 metre yükseklikteki kayaların tepesindeki mağaralarda yaşayan keşişler; zamanla tepelerin üstündeki düzlüklere manastırlar inşa etmeye başlamışlardır. Bu manastırların inşaatına 1356 yılında başlandığı söyleniyor.
Bölgede 24 tane manastır yapılmasına rağmen, bunlardan sadece 6 tanesi günümüze ulaşmıştır. Bunun sonucu olarak bölgede çok sayıda yıkık ve terk edilmiş manastır bulunmaktadır.
İlginç olan inşa edilen manastırların kaya bloğunun üstündeki düzlüklerle, birebir aynı olması yani kayanın dibinde bir karış bile boşluk bırakılmadan inşa edilmeleridir. Daha da ilginç olanı: bu yapıları inşa etmek için gereken malzemeleri, ipten yapılmış file asansörlerle tepelere çıkarmış olmalarıdır.
Gelelim manastırların gezilmesiyle ilgili bilmeniz gereken kurallara
1-Kesinlikle uzun ve yorucu tırmanışlara hazırlıklı olun. Bu manastırların 6 tanesini de gezmek mümkün olmuyor, bence en popüler olan iki tanesini gezin demek istiyorum ama tur gurubu ile giderseniz, zaman darlığı nedeniyle sadece bir tanesini gezmeniz mümkün oluyor. Belli bir yaş üstünde olan kişilerin, bu yorucu tırmanışlara kalkışmamasını öneririm.
2-Meteora bölgesini 3-4 saatte gezmek mümkün değildir. Gezi için yapılan parkurun toplam uzunluğu 15 km civarındadır, hava şartları, iniş ve çıkışları da düşünürseniz gerçekten yorulmaya hazırlıklı olmak gerekir.
Ancak genellikle tur guruplarında olduğu gibi, sadece tek bir manastır gezilecek ise, 3-4 saatlik süre yetmektedir.
Çünkü manastırın içinde saatlerce gezilecek bir ortam bulunmuyor ve zamanınızın büyük bölümü yol yani manastıra gitmek ve dönmek için geçiyor. Yunanistan gezinizde, bir şehirden başka şehre geçerken burayı ziyaret etmeyi düşünürseniz, bilmelisiniz ki, o gününüz tamamen bitecektir.
3-Plastik tabanla ayakkabı (bayanlar için topuklu ayakkabı asla), su, güneş kremi, soğuk ve yağışlı havalar için rüzgarlık, ceket, şemsiye bulundurun.
4-Manastırların hangisinin açık olduğunu ve açılış ve kapanış saatlerini önceden mutlaka kontrol edin. Çünkü manastırlardan dönem dönem farklı olanlar ziyarete açıktır ve hepsi bir arada olmadığından gideceğimiz manastıra göre yolunuzu belirleyin. (tur gurupları için rehber bunu belirlediğinden seçenek olmuyor)
5-Giysileriniz mutlaka muhafazakar olmalıdır. Kısa kollu veya şort ve kısa etekli olmayın, hatta pantolonlu bile olmanız durumunda: manastır kapısında ücretsiz verilen şallara sarılmak zorunda kalıyorsunuz. Yani: yanınızda bulunmadığında manastır kapısında şal veriyorlar.
6-Manastır ziyaretine gitmek isteyenler için: gerek yaz aylarında havanın sıcak olması ve gerekse ziyaretçi yoğunluğu nedeniyle: sabahın erken saatlerinde gitmelerini öneririm. Yoksa: özellikle manastır çıkış ve iniş merdivenlerinde büyük sıkıntı yaşanıyor ve zaten çok büyük olmayan manastır içinde kalabalıktan sıkıntı yaşanıyor.
7-Manastıra giriş ücreti 3 Euro’dur. Manastır girişinde 5-6 metrelik bir tünel bulunuyor, bu konuda fobisi olanların manastır ziyaretinden vazgeçmelerini öneririm.
8-Otobüslerden veya araçlardan indikten sonra, tepeye doğru yürüyoruz ve tepede: manastırların giriş bölümünde, bir süre aşağıya doğru merdivenlerle iniyoruz, sonra manastırın bulunduğu kaya bloğuna geçiriyor ve burada tekrar merdivenlerden yukarı doğru tırmanışa geçiliyor.
9-Bu manastırlarda uzun süre ulaşım için iplerle yapılan asansörler kullanılmıştır. Günümüzde ise, bu ip asansörlerin yerini çelik halat kullanılan asansörler almıştır.
10-Geldik en son ve en önemli maddeye: sayın okurlar, burayı bir tur ekstrası olarak ziyaret ederseniz, rehberiniz “benim burada içeride rehberlik yapma yetkim yok” diyerek sizleri manastıra yollayacak ve sizler de manastır hakkında herhangi bir açıklayıcı bilgi olmadan, yanınızda rehber olmadan manastır içinde boş gözlerle çevreyi izleyerek gezinizi yapacaksınız.
Halbuki: rehberinizin yetkim yok diye geri çekilmesi bir anlamda doğru ancak tur rehberinizin, manastır içinde yardımcı olması için yerel rehber tutması gerekiyor. Burada yerel rehberler var ve (tahminen 150 Euro civarında) ücret karşılığında (Türkçe rehberlik yapanlar da var) guruplara rehberlik yapıyorlar. Eğer bu da olmazsa, bu satırları hatırlayın ve manastır geziniz güzel geçsin.
Mantar müzesi-Natural History Museum Meteora
Müzede: memeliler, kuşlar ve mantarlar bölümü bulunuyor. Meteora çevresindeki iklim, mantar büyümesi için idealdir. Bu müzede: yenilebilir ve yenilemez ya da zehirli olup olmadığına göre kategorize edilen yerel mantarlar hakkında birçok bilgi bulunmaktadır.
Kilo başına binlerce dolar maliyetli beyaz ve siyah yer mantarlarının örnekleri görülüyor. Ayrıca yine müzenin satış bölümünde: mantarlı zeytin, mantar yağı, mantar sütlü çikolata, makarna bulup satın alabilirsiniz.
Yani hediyelik eşya satın almak için ilginç bir yerdir.
1-GRAND METEORON-KASTRAKİ MANASTIRI
Turlarla buraya gittiğinizde büyük olasılıkla bu manastırı ziyaret edeceksiniz. Bu manastır: 1988 yılında UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.
Zeminden 300 metre yükseklikte, deniz seviyesinden ise 615 metre yükseklikte, havada asılı gibi duran bu manastıra, başlangıçta sadece merdiven ve vinçle ulaşılıyormuş. Günümüzde ise modern yollar ve merdivenler yapılmış ve ziyaretçilerin daha kolay ulaşmaları sağlanmıştır.
Ama burada hala eski alışkanlık ürünü veya malzeme taşımak için kullanılan, manastır ile ana kara parçası arasında bir asansör misali ulaşım aracı duruyor, ben orada iken, bu araç manastırdan ana kara parçasına hareket etti, ana kara parçasında içinden bir insan çıktı, demek ki bunu günümüzde de ulaşım için kullanıyorlar.
Manastır, 1356 yılında, Athanasios tarafından Meteorite’de kurulmuş ve onun öğrencisi ve halefi Iosaph tarafından 14’ncü yüzyılın ikinci yarısında Kral Simeon döneminde büyütülmüştür. Manastırda: Athanasios ve Iosaph’ın mezarları, fresklerle bezenmiş bir kilisede durmaktadır.
Yunanistan Kalambaka Meteora Grand Meteoron-Kastraki ManastırıYunanistan Kalambaka Meteora Grand Meteoron-Kastraki Manastırı
Yukarıda belirttiğim gibi: otobüs veya araçlardan indikten sonra, tepe noktasında, merdivenlerle aşağıya iniliyor, karşıya kaya bloğuna geçiliyor ve sonra merdivenlerle yukarı manastırın girişine tırmanılıyor ve giriş bileti aldıktan sonra manastıra giriliyor.
Manastırın içindeki gölgeli avlu dinlenmek için idealdir. Dinlendikten sonra, aşağıda belirttiğim yerleri gezmenizi öneririm. Herhangi bir gezi planı veya rotası veya işareti yok, ama siz sağdan takip ederek manastırı geziniz.
Yunanistan Kalambaka Meteora Museum of Hıstory and Folklore
Müze-Museum of Hıstory And Folklore
Manastırda bir müze bulunuyor. Bu müzede fotoğraf ve video çekimi yasaktır. Müze pek zengin içerikli değil ama ücretsiz olduğu için girip gezmek ilginizi çekecek objeleri görmek gerekir. Özellikle: Türk düşmanlığının sergilendiği büyük resimler mutlaka ilginizi çekecektir.
Özellikle dini yapılarda, dini yerlerde bu şekildeki düşmanlık körükleyen veya aşılayan resimlerin olması düşündürücüdür. Müzede: çeşitli yöresel giysiler, ahşap oyma haç, nadir ricons, önemli dini el yazmaları, din adamlarının giysileri, silahlar ve resimler sergileniyor.
Hemen giriş kapısındaki görevli kesinlikle fotoğraf çekilmesini engelliyor, zaten bir taraftan müze, kameralar ile denetleniyor, bu yüzden fotoğraf çekimi yapmamanızı öneririm. Müzede: ilgimi çeken obje: girişte hemen solda bulunan bir resim, bu resimde Fener Rum Patriğinin Osmanlı döneminde asılması betimlenmiştir.
Elbette bu asılma olayının temeli bilindiğinde yani Patriğin alenen Türk düşmanlığı yaptığı ve düşmanlık konusunda Rus İmparatoru ile işbirliği yaptığı ve bu durumun bizzat Rus imparatoruna yazdığı bir mektupla kanıtlandığı ve bunun üzerine idama mahkum edildiği bilindiğinde, sanırım bu resimle yaratılmak istenilen Türk düşmanlığı onların yaratmayı arzuladığı şekilde olmayacaktır.
Çünkü olayın gerçek iç yüzünü bilmeyenler, sadece bu resmi gördüklerinde, Osmanlının sanki masum bir din adamını asarak öldürdüğünü yani cinayet işlediğini düşünüyorlar. Halbuki: Türk-Yunan çatışmalarında Yunan din adamları ve dini kurumları daima ön planda olmuşlardır.
Bu müzenin kapısının hemen dışında ise, yine duvarlarda iki bölüm halinde resimler sergileniyor. Aşağıda yazdıklarımı okursanız, bu resimleri gördüğünüzde ifade ettiklerini daha iyi anlayabilirsiniz.
Birinci bölümde: I. Dünya savaşı resimleri var. Bu resimlerde: yine Türk düşmanlığı ve Türklerin Yunanlılar karşısındaki ezilmişliği açık ve aleni şekilde vurgulanmıştır.
Bir duvar resminde: bir Türk subayının Yunanlı subaya kılıcını teslim edişi, beyaz elbiseler içinde Yunanistan’ı temsil eden bir genç kızın, subaylar tarafından himaye edilmesi, yerdeki Türk bayrağının, kılıç ve kesik kafaların gösterilişi, büyük bir taş blokla temsil edilen Türklerin, Yunanistan ile aralarındaki zincirlerin kırılışı tasvir ediliyor.
Yani: Türk esaretinden kurtulan Yunan halkı resmedilmiştir. Yine buradaki bazı fotoğraflarda: Yunanistan’ın bağımsızlığı kazanma sürecinde, önemli ve omuzlarında silahları ile militan din adamlarının resimleri görülmektedir.
Yunanistan Kalambaka Museum of Hıstory and Folklore Meteora
İkinci bölümde ise, bu kere, II. Dünya savaşında Yunanistan’ı işgal eden Nazi Almanya’sını aşağılayıcı resimler görülüyor.
Yunanistan Kalambaka Meteora Museum of Hıstory and Folklore
Yukarıdaki resim, manastırın duvarında bulunmaktadır. Bu resim: Yunanistan ülkesinde diğer birçok yerde görülen çift başlı kartal figürü, Roma-Bizans kültüründen gelmektedir.
Figürde bir kartalın başı, Roma şehrine, diğer kartalın başı ise İstanbul’a bakmaktadır ve Bizans simgesi bu figür, Bizans’ın ardından Fener Rum Patrikhanesi tarafından kullanılmış ve kullanılmaktadır.
Yunanistan Kalambaka MeteoraYunanistan Kalambaka Meteora
Manastırın diğer bölümlerine gelince
Platys Lithos
Buranın kurucusu olan Aziz Athanasios Meteorites’in kayaya oyulmuş, orijinal inziva manastırı: girişte, merdivenin solunda görülür.
Başkalaşım kilisesi
1388 yılında Aziz Iosaph tarafından inşa edilmiştir. 1544-1545 yıllarında bir nef ve narteks ilave edilmiştir. Özellikle bir Giriş okulu anonim sanatçısı tarafından 1552 yılında boyanan freskler iyi korunmuştur. Fresklerde: İsa’nın hayatı, Meryem, çeşitli askeri azizler, manastırın kurucuları sahneleri tasvir edilmiştir. Nef bölümünde dikkat çeken tasvirler vardır.
Beş sütunlu ve baş melekler Mikail ve Cebrail ile Meryem portreleriyle dekore edilmiş bir apsis ile desteklenen tonozlu bir çatısı vardır.
Kilisenin kuzey tarafındaki yemekhane 1557 yılı yapımıdır. Bitişik mutfak, duman ile kararmış ekmek fırını ve özgün ocakla dikkat çeker. Şarap mahzeninde: ahşap şarap varilleri ve diğer tarım malzemeleri vardır.
Yunanistan Kalambaka Meteora Başkalaşım Kilisesi
Sacristy
Birçok ziyaretçi için kilise dışında; en ilgi çeken bölüm: önceki sakinlerin kafatası ve kemiklerinin, düzgün raflarda dizildiği “Sacristy” kısmıdır. Bir kapıda, küçük bir pencereden burası görülebiliyor.
Sanırım: burada görevli kişiler öldüklerinde, bir süre toprağa gömülü kalıyorlar ve belli bir süre geçince kemikleri topraktan çıkarılıp burada depolanıyor ve yeni ölenler aynı yere gömülüyorlar, yani bir anlamda mezar yerinden tasarruf yapılıyor.
Sonuç
Evet, manastırı gezdikten sonra (herhangi bir rota, plan veya işaret olmadığından belki bazı yerleri atlayacaksınız, görmeyeceksiniz) son durak bahçe olabilir. Bahçenin bulunduğu yerde, muhteşem güzel çiçeklerin arasında bir süre oturup dinlenin ve çevrenin manzarasını izleyin, çünkü yine uzunca bir yol, merdiven inişleri ve çıkışları sizi bekliyor.
Hatta: eğer kalabalık guruplar geliyorsa merdivenin bazı yerlerinde aynı anda iki kişinin geçmesi bile sorun yaratabiliyor. Bahçede bir süre dinlenin ve bahçede bulunan ağaca her kez gibi siz de bir şeyler bağlayın, dilek tutun diyerek bu manastırı tanıtım yazımı bitiriyorum.
Yunanistan Kalambaka Meteora Holy Trinity Manastırı-Agia Triada-James Bond Manastırı
2-HOLY TRİNİTY MANASTIRI-AGİA TRİADA-JAMES BOND MANASTIRI
Şimdi bölgedeki bir başka manastırdan söz etmek istiyorum. Genellikle yukarıda anlattığım manastır geziliyor ama yine de bir ihtimal, orası kapalı olursa, şimdi anlatacağım Holy Trinity Manastırı gezdiriliyor.
Burası, ulaşımın en zor olduğu manastırdır. Manastır, Osmanlıdan kaçan rahipler tarafından 1458-1476 yılları arasında kurulmuştur. 20’nci yüzyıla kadar, rahipler ve hacılar, sadece ip merdiven ve sepetler aracılığı ile buraya ulaşıyordu. Burada anlatılan bir hikayeyi belirtmek istiyorum.
Zamanın birinde, buradaki manastırların birine bir keşiş gelmiş, yukarı nasıl çıkacağım diye sormuş. Manastır görevlisi, bu ip asansörle çıkacaksın demiş. Keşiş peki siz bu ip asansörlerin iplerini ne zaman değiştiriyorsunuz. Manastır görevlisinin cevabı “kopunca değiştiriyoruz”
1925 yılında, kayaya oyma merdiven yapılır. Buraya ulaşmak için 140 basamaklı merdiveni tırmanmak gerekiyor. Manastırın bütün hazineleri: II. Dünya savaşında Almanlar tarafından yağmalanmıştır. 1476 yılı yapımı küçük kilise, tuğla ve kiremit bir cepheye sahiptir ve 1684 yılı yapımı büyük bir narteks yanındadır. Bu iki yapı, evrelerini yansıtan iki kubbeye sahiptir.
Kilise 17 ve 18’nci yüzyıllarda yapılmış fresklerle süslüdür. Ayrıca: 1539 yılında Venedik’te basılmış, gümüş kapaklı Gospel kitabı, kilisenin günümüze kadar gelebilen taşınabilir nadir hazinelerinden biridir. 1682 yılı yapımı, kaya içine oyulmuş, erken inziva yeri olarak kullanılan Chapel Baptist, yüzyıllar boyunca rahipler tarafından kopyalanan 120 dini el yazmasına ev sahipliği yapmaktadır.
1981 yılında James Bond “Your Eyes Only” isimli filmi, bu manastırda çekilmiştir. Filmde James Bond, halat merdivenle manastıra tırmanmaktadır ve bu yüzden manastırın adı “James Bond” manastırı olarak anılmaktadır.
373 metrelik bir uçurumda bulunan manastıra çıkmak için 195 basamaklı bir merdiven çıkmak gerekiyor. Anayoldan dar bir köprü ile ulaşılıyor. Kartal figürlü bir kapıdan girilerek manastıra ulaşılıyor.
Bir keşiş, bu köprüde bazen oturur ve ziyaretçilerle sohbet eder. Hoş bir bahçe vardır. Burası: Meteoron’dan sonraki ikinci büyük manastırdır.
1350 yılında Varlaam adında bir münzevi keşiş, bu büyük kayaya tırmanır ve üst kısmında yerleşir. Kendisi burada bir kilise, bir hücre ve bir su tankı inşa eder. Ancak kimse kendisini takip etmez ve ölümünden sonra, site terk edilir. Binalar 1517 yılına kadar 200 yıl boyunca harabe haline gelir. 1541-1542 yıllarında, manastırın restorasyonu yapılır.
İpler, kasnaklar ve sepet kullanılarak, kayanın üstüne tüm yapı malzemesi taşınır ve bu faaliyet 22 yıl sürer. Malzeme taşındıktan sonra ise, restorasyon işlemi 20 günde tamamlanır. Manastır 16’ncı yüzyıl boyunca kullanılır ama 17’nci yüzyıl başlarında rahipler azalmaya başlar. Günümüzde burada sadece 7 rahip bulunduğu söyleniyor.
Manastırın içinde: freskler, 16’ncı yüzyıldan kalma bir kilise, eski yemekhane ve müze ziyaret edilmektedir. Ayrıca keşişlerin malzemeleri taşımak için kullandıkları eski halat sepet ki 1536 yılı yapımıdır görülebilir. Yemekhane, dini eserler müzesi haline getirilmiştir. Müzede: oyma ahşap haç, simgeler ve başkaca eserler görülür.
Ayrıca rahipler tarafından kopyalanan 300 dini el yazması kitap bulunur. Manastırın mutfağı, sekizgen kubbesi, tonozlu yapısı ve bacası ile dikkat çeker. Yağmur suyunun biriktiği, 12 ton su taşıyabilen orijinal su varili, bir depoda sergilenmektedir. Hatıra eşyaların satıldığı bir dükkan da bulunuyor. Çünkü burası dış dünyaya açılmış bir manastırdır ve ikonlar, tahtadan eşyalar ve benzeri birçok hediyelik ve hatıra eşya satılmaktadır.
Meteora bölgesindeki, erişimin en rahat olduğu manastırdır ve herhangi bir tırmanmaya gerek kalmaz. Bir köprü vasıtasıyla ulaşılıyor. Diğer manastırlara göre daha az gösterişlidir. 18’nci yüzyılda 1798 yılında inşa edilen burası çevredeki tek kadın manastırıdır. Moni Aghiosu Stefanunun, Sırp hükümdarı Epirus Nicephorus II’nin oğlu olduğu düşünülmektedir.
Manastır, Aziz Antoninus Cantacuzenos tarafından kurulmuştur. Manastır 20’nci yüzyılda çok zarar görmüştür. II. Dünya savaşı sırasında Almanlar tarafından bombalanmış ve sonraki iç savaş sırasında talan edilmiştir.
İç savaş sırasında, manastırdaki fresklerin çoğu, Komünist isyancılar tarafından tahrip edilmiştir. Ardından, Aziz Stephen bir rahibe manastırı olmuştur ve 1961 yılında terk edilmiş, günümüzde manastırda Abbest Agathi Antoniou liderliğinde 28 rahibe yaşamaktadır.
Balkonundan, çevrenin muhteşem manzarası izlenir. Manastırda rahibeler, freskler ve altın detaylarla süslenmiş güzel bir şapel görülmektedir. Özellikle yemekhanesinde 15’nci yüzyıldan kalma freskler ilgi çekmektedir. Müzede ise, rahibeler tarafından yapılan el yapımı nakış ve diğer ıvır zıvır satılmaktadır.
Yunanistan Kalambaka Meteora Roussanou ManastırıYunanistan Kalambaka Meteora Roussanou Manastırı
5-ROUSSANOU MANASTIRI
Aziz Barbara adına adanmış bu manastır, bir kaya zirvesinin üstünde durmaktadır. Manastıra 1930 yılında yapılan bir ahşap köprüyle ulaşılmaktadır. Manastır Maximos ve Yanya Iosaph tarafından 1545 civarında kurulmuştur.
Manastırın adının anlamı bilinmemektedir. Manastır tüm kaya yüzeyini kaplar ve 3 seviyeden oluşmaktadır. Zemin katta kilise ve hücreler, iki üst katlarda misafir yerleri, resepsiyon salonları, sergi salonları ve yine hücre evleri vardır.
Kilisedeki freskler, ilgi çekmektedir. Manastır: II. Dünya savaşında Almanlar tarafından talan edilmiştir. 1940 yılından önce, 200 yıl boyunca bakıma muhtaç halde kalmıştır.
Daha sonra bölgesel arkeolojik hizmet birimi tarafından onarılmış ve 1988 yılından bu yana, 13 rahibelik küçük bir topluluk tarafından işgal edilmiştir. Güzel küçük bahçesinde, burada yaşayan rahibeler görülebilir.
Rahibeler, ziyaretçilere dostça yaklaşma eğilimindedir, avluda dinlenen ziyaretçilere şeker ikram ederler ve böylece kutuya küçük bir bağış koymanızı beklerler.
Yunanistan Kalambaka Meteora Agios Nikolaos Anapfsas Manastırı-St Nicholas
6-AGİOS NİKOLAOS ANAPFSAS MANASTIRI-ST NİCHOLAS
Buraya 1 km uzaklıktaki Kastraki köyüne yakın bu manastır, Aziz Nicholas adına, dik bir tepeye yapılmıştır. Mevcut manastır: Aziz Dionysius, Larisa Metropoliti ve Nikanoras tarafından 1510 yılında kurulmuştur. Manastır 1900’lü yıllarda terk edilmiş ve arkeolojik bölge hizmetleri tarafından 1960 yılında restore edilene kadar bakıma muhtaç harap halde kalmıştır.
1997 yılında Kalambaka rahipleri, her yaz turistlere manastırı açmaya başlamışlardır. Burada günümüzde bir keşiş ve başrahip yaşamaktadır.
Manastır binaları, üç katlı yükselen, yukarı yerine dışa uzatılır şekilde yapılmıştır. Kubbesi yüzünden, üstüne inşa zemin pencere vardır ve kaya üzerinde sığdırmak için, düzensiz kat planı vardır.
Geniş bir narteks batı tarafında uzanır. Yapının içi, Giritli sanatçı Theophanes tarafından, 1527 yılında boyanmış fresklerle süslüdür.
Özellikle bu fresklerin görülmesi önerilir. Üçüncü kat: eski yemekhanedir ve fresklerle süslenmiştir, son zamanlarda resepsiyon salonu (kemiklerin depolanması için) kullanılan bir şapel içermektedir.