YUNANİSTAN OLYNTHOS

 

Günümüzde, Halkidiki yarımadasında, Kuzey Yunanistan’dadır. Kalkidike’nin bereketli ovasında yer almaktadır.

Polygros ve Thessaloniki (Selanik) şehirlerine (80 km) oldukça yakındır. Selanik şehrinden araba ile yaklaşık 1-1.5 saat uzaklıktadır.

 

ÖNEMİ:

MÖ 7’nci yüzyılda kurulmuş olan Oynthos, özellikle MÖ 5 ve 4’ncü yüzyıllarda önemli bir şehir devlet haline gelmiştir.

Toroneos körfezinde stratejik bir konuma sahip olan Olynthos, Klasik Yunan döneminde önemli bir şehir devletiydi. Konumu, hem ticaret açısından ekonomik avantajlar hem de önemli deniz yollarına yakınlığı nedeniyle askeri açıdan önemliydi.

Makedonya krallığı ve Perslerle olan ilişkileriyle bilinir.

Aslen Makedonlar tarafından iskan edilmişti. Bu alan iki yuvarlak tepe üzerinde kurulu olması nedeniyle, oldukça ilgi çekicidir.

Persler, MÖ 479’da Olynthos’a saldırarak tüm sakinlerini katlettiler. Çünkü şehirlilerin krala karşı ayaklanacaklarından kuşkulanan Xerxes’in generali Artabazus, şehri kuşatıp ele geçirdi, şehir halkını Olynthos ve Potidaia arasında bulunan bataklıklarda katletti.

Şehir sonunda geriledi, ancak 45 yıl sonra Halkidiki’nin başkenti ilan edildiğinde tekrar yükselişe geçti. Bu dönem uzun sürmedi, çünkü Makedonya Kralı II Philip MÖ 348 yılında uzun bir kuşatmanın ardından, tüm şehri bir daha asla ayağa kalkmaması için yerle bir etti. Şehir bu felaketten sonra unutuldu.

 

MİTOLOJİ:

Mitolojiye göre Olynthos, aslan avı sırasında öldürülen Trakya kralı Strymonas’ın oğludur. Olynthos kentinin, Olynthos’un kardeşi Brangas tarafından, onun anısına ve onuruna inşa edildiği söylenir. Bir diğer rivayete göre, Olynthos, Yunan mitolojisinde Herkül’ün oğullarından biridir.

EVLER:

Yunan evleri hakkındaki bilgiler, buradan elde edilmiştir.

100’den fazla evin kazıldığı bu alan, bugüne kadar bilinen en büyük örnektir.

Olynthos; MÖ 432 ile MÖ 348 arasında II Philippos tarafından yok edilene kadar serpilmiştir.

MÖ 316’da ise son kez terk edilmiştir.

Kazılar 1928-1938 yılları arasında dört sezonda Hopkins Üniversitesinden Robinson tarafından yapılmıştır.

Binaların temelleri iyi durumda olduğundan kentin planı ve bireysel evlerin planları net olarak anlaşılabilmektedir.

Büyük ölçüde ortaya çıkarılmış kentsel alan, Priene’yi çağrıştırır.

Gerçekten de iki kentin nüfusu aşağı yukarı aynıdır.

Ancak, Priene’den farklı olarak dini yapılar noksan ve kamusal binalar azdır.

Kuşkusuz bu durum, arkeologların uygun yerleri kazmamış olmalarıyla ilişkilendirilir.

Evler belli açıdan Priene’yi andırır.

Ortak duvarları olan, bitişik evlerden meydana gelen bloklar, birbirine paralel, düz sokaklar boyunca düzgün biçimde dizilmiştir.

Benzer şekilde evler, sokaktan bir duvarla gizlenmiş ve içeride avlu odak olarak seçilmiştir.

Ama arada farklar da vardır.

Olynthos evlerinin normalde biçimleri dikdörtgen değil karedir.

Dahası, avlunun arkasında, avlu ile ardındaki küçük odalar arasındaki bir ara olan ve pastas adı verilen bir revak bulunur.

Ayrıca erkeklerin yemek yediği andron adı verilen bir oda vardır.

Evin bu en şık odası genellikle yer mozaikleriyle süslüdür ve genellikle daha küçük bir ön odadan geçiş verilerek diğer odalardan ayrı tutulmuştur.

Burada evin erkeği misafirlerini ağırlardı.

Birlikte duvarlara bitişik duran sofralara uzanarak yemek yerlerdi.

Antik Yunan toplumu erkeklere çok ciddi özgürlükler tanıyordu.

Ama saygın kadınlar için izin verilen alanlar idare ve bakımından sorumlu oldukları ev ve aileleriyle kısıtlıydı.

Eşler bu yemekli davetlere katılmazlardı.

Burada bulunan kadınlar sadece müzisyen ve eğlence sağlayanlardı.

Yedikleri açısından antik Yunanlılar sıkıcı, basit ve çeşitten yoksun gelebilir.

Bir kere, modern Akdeniz mutfağının ana malzemeleri olan domatesler, biberler ve patatesler henüz mevcut değildi.

Bu Yeni Dünya bitkileri, Avrupa’ya 16’ncı yüzyılda İspanyol kaşifler tarafından getirilmiştir.

Yenenler arasında, ekmek, yumurta, peynir, çorba, pişmiş tahıllar, balık (özellikle kurutulmuş ve tuzlanmış olarak), nadiren et, sarımsak, soğan, fasulye, mercimek, kabuklu yemişler, zeytinler, zeytinyağı (aynı zamanda kızartma da kullanılırdı), tatlı olarak ise incir ve diğer meyveler ile balla tatlandırılmış pastalar (şekerkamışı ve şekerpancarı mevcut değildi) bulunurdu.

Ana içeceklerden biri olan şarap, normalde 5 ölçek suya, 2 ölçek şarap olmak üzere seyreltilirdi. Krater yani karıştırma kabına ilk önce nazikçe su dökülürdü ki bazen deniz suyu, hatta tebeşir veya toz haline getirilmiş mermer gibi maddeler eklenirdi.

Bugün olduğu gibi belli yerler özel şaraplarıyla ünlüydü.

Rodos, Knidos, Sisam, Khios ve Lesbos’tan gelen Doğu Ege şarapları, özellikle övülürdü.

Bu adalar ve kentler ile Kuzey Ege’deki Thasos, kendine özgü biçimi olan kilden sade nakliye amforalarıyla şarap ihraç ederdi.

Çoğunlukla killeri henüz nemliyken sapları damgalanırdı.

Doğu Akdeniz’deki arkeolojik kazılarda yaygın olarak rastlanan bu damgalar imalatçılar, kamu görevlileri ve tarihler hakkında değerli bilgiler sağlar.

YER MOZAİKLERİ:

Özel evler ve kamusal yapılardaki yer mozaikleri geç Yunan ve Roma kentlerinin tipik özellikleridir. Yani, Yunanistan’ın bilinen en eski mozaik tabanlarından bazıları oldukça iyi mozaik tabanlar da bulunmuştur ve bunlar günümüzde görülebilmektedir.

Özellikle, keşfedilen eserlerin çoğu Olynthos köyündeki yerel müzede sergileniyor ve koleksiyon oldukça ilginçtir.

Evet, şimdi mozaikler hakkında ayrıntılı bilgi vermeye devam edelim.

Olynthos’taki yer mozaikleri Yunan dünyasından kalma en eskiler arasındadır.

İlk önceleri renkli çakıl taşlarıyla, daha sonraları ise betona yerleştirilmiş kesme taş parçalarıyla yaratılan yer mozaik desenleri, MÖ 5’nci yüzyıl sonlarında Olynthos ve Korinthos’ta ortaya çıkmıştır.

Geç klasik dönemde bu modanın neden Yunanistan’da ortaya çıktığı belli değildir.

Mozaikler kullanılan malzemenin türüne göre, iki ayrı guruba ayrılır. Bunlar: çakıl ve tessera.

Bu iki türden eskisi olan çakıl mozaiklerde: resimleri oluşturmak için doğal biçim ve renkleriyle çakıllardan yararlanılırdı.

Bazen pişmiş kil veya kurşun şeritler, dış çizgileri oluşturmak için eklenirdi.

Renklerin dikkatlice yan yana dizilmesiyle, resimlere gölge hissi verilebiliyordu.

Olynthos’un çakıl mozaikleri ünlü olmakla beraber, bilinen en kaliteli seri antik Makedonya’nın başkenti Pelia’dan gelmiştir.

Helenistik dönemin başlarında çakılların yerini, çeşitli renklerde kesilmiş taş, cam veya terakota parçaları, yani tesseralar almıştı.

MÖ 2’nci yüzyıla gelindiğinde, zanaatkarlar 1 mm kare lik parçaları bile kesebiliyorlardı.

Böyle küçük parçalardan yararlanılan mozaik tekniğine opus vermiculatum adı verilirdi.

Tesseralarla gölgeleme çok daha ayrıntılı şekilde yapılabiliyordu.

Ancak bir yere mozaik döşenmesi çok zaman aldığından, tesseralı mozaikler pahalıydı.

Yine de, Roma İmparatorluğu boyunca zenginlerin evleri ve bazı kamusal mekanlardaki yürüme yolları gibi yer süslemeleri geç antikçağlarda ve Bizans döneminde de başka kiliselerde olmak üzere duvar ve tavan süslemeleri ve Ürdün gibi bazı bölgelerde yer süslemeleri olarak mozaikler popülerliğini korudu.