Yunanistan Atina

2017.07.28.c.Atina.Şehir içi.14
Yunanistan Atina
2017.07.28.c.Atina.1.Genel.6a
Yunanistan Atina

Bu yazıda: Atina şehir merkezinde, en güzel ve en yoğun gezilmesi gereken yerleri tanıtacağım. Yanınızda bir Atina şehir haritası bulunsun, yazdıklarımı harita üzerinden işaretleyin ve Atina şehrini gezmeye başlayın.

Şimdi gezeceğiniz bölge, Atina şehrinde, eski ve yeni şehir bölgelerini birbirinden ayıran, Ermou caddesinin hemen kuzeyi, yani antik Yunan Agorasının hemen kuzeyindeki bölgedir.

Burası: şehrin en canlı ve hareketli bölgesi olarak öne çıkıyor.

Bölgenin cadde ve sokaklarında: barlar, tavernalar, marketler ve hediyelik eşya satılan dükkanlar bulunuyor. Dükkan ve mağazalar, sattıkları giysileri, askılara takarak dükkan önünde sergiliyorlar, esnaf lokantaları, börekçiler, masalarını sokaklara yerleştiriyorlar.

Yani, bu bölgenin kalabalık olmasının en önemli nedeni bu mekanların bol olması. İnsanlar omuz omuza yürümek zorunda kalıyorlar. Zaten, bölgenin kafeleri de çok meşhur. Tüm bu özellikleri nedeniyle, bölgeyi, İzmir-Kemeraltı’na benzetmek te mümkün. Bölge, Atina şehrinin yükselen yeni bir yıldızı konumunda.

Pazar günleri ise, sokaklar dev bir bit pazarına dönüşüyor. Yani, ikinci el ürünlerin satıldığı, bizim tabirimiz ile, işportacılar yoğunlaşıyor. Bu satıcılardan, birçok ikinci el ürünü ve ıvır-zıvırı satın alabilirsiniz, ama benden size öneri, iyi ve sıkı pazarlık yapmayı sakın ihmal etmeyin.

Bölgenin bir başka özelliği de, burada insanların gece rahatlıkla sokağa çıkabiliyor olması. Atinalılar, Plaka bölgesini turistlere kaptırınca, özellikle hafta sonlarında ve tatil günlerinde, kendileri, bu semti tercih ediyorlar. Hatta diyorlar ki: “şehirdeki mekanları kepenkleri kapanırken, gece Monastiraki’de yeni başlar”.

Monastiraki bölgesi

Gezimize, Monastiraki Meydanından başlıyoruz. Bulunduğunuz yerden, herhangi bir şekilde, Monastiraki meydanına gelmelisiniz.

2017.07.28.c.Atina.Şehir içi.12
Yunanistan Atina Monastiraki Platia Meydanı
2017.07.27.c.Atina.1.Genel.3c
Yunanistan Atina Monastiraki Platia Meydanı
2017.07.27.c.Atina.1.Genel.3f
Yunanistan Atina Monastiraki Platia Meydanı

MONASTİRAKİ PLATİA MEYDANI

Akropolis yamaçlarının hemen dışındadır. Yani Akropolis gezisi yapanlar, ardından hemen buraya gelirler ve bu bölgeyi gezerler. Çok büyük bir meydan değil ama meydan çevresinde: dondurmacılar, dönerciler, restoranlar, seyyar satıcılar o kadar yoğun ki, muhteşem bir hareketlilik var.

Hemen yan tarafta, mavi hattın metro istasyonu bulunuyor. Bu metro istasyonu özellikle Pire’ye gitmek isteyenler tarafından kullanılıyor, buradan Pire’ye tramvay kalkıyor. Meydanın hemen arkasında “Temple of heaheastus” yani “Rüzgar saati” bulunuyor. Antik döneme ait bu yapı güzel, mutlaka yanına gidin görün. (Meydana 250-300 metre uzaklıktadır.)

Meydanın merkezinde ise: Pandanassa kilisesi görülüyor. Bu kilise: 17’nci yüzyılda kurulmuş. Yine, meydanın güneyinde, 1759 yılında yapılan bir cami var. Daha önce sözünü etmiştim, Atina şehrinde, sadece iki cami var. Diğer cami, Atina Agorasının bölgesinde, Fethiye camisi.

Ama, yine hatırlarsınız, her iki caminin de, ibadete kapalı bulunduğunu söylemiştim. Bu meydandaki cami, Osmanlı döneminde, şehrin valisi tarafından yaptırılmış ve günümüzde “Yunan Seramik Sanatları Müzesi” olarak kullanılıyor. Yani, cami işlevi yok, ama ben müze işlevini de göremedim, yani cami kapıları kapalıydı.

Evet, meydandaki gezimizden sonra, doğu yönü istikametinde, Ermou caddesi üzerinde yürümelisiniz. Burası şehrin en ünlü caddesidir. Zaten bütün Atinalıları burada görmek mümkündür.

Burada, bir kilise görülüyor.

2017.07.28.c.Atina.Şehir içi.16
Yunanistan Atina Kapnikarea Kilisesi
2017.07.28.c.Atina.Şehir içi.20a
Yunanistan Atina Kapnikarea Kilisesi

KAPNİKAREA KİLİSESİ

Bu kilise, 11’nci yüzyılda yapılmış bir Bizans kilisesidir. 1830 yılında, kilisenin yıkılmasına karar verilmiş, ancak Yunanistan’ın ilk kralının babası Bavyera Prensi Ludwig’in kişisel çabalarıyla yıkılmaktan kurtarılmıştır. 1950 yılında kilise restorasyona tabi tutulmuş.

Gezimize devam ediyoruz, Ermou caddesi üzerinde, geri dönüp, batı istikametinde yürüyoruz.

2017.07.28.c.Atina.Şehir içi.9
Yunanistan Atina Ermou Caddesi
2017.07.28.c.Atina.Şehir içi.10
Yunanistan Atina Ermou Caddesi

ERMOU CADDESİ

Bu cadde: Syntagma Meydanından sonra, yaklaşık 1 km. uzanıyor ve şehrin öne çıkan alışveriş merkezlerinin bulunduğu bir yer. Cadde üzerinde: Avrupa markalarının satıldığı, çok sayıda dükkan ve mağaza görebilirsiniz. Yani tam bir alışveriş cenneti denebilir. Mağazaların birçoğunda satıcılar Türkçe konuşmayı biliyorlar.

Cadde üzerinde, bir süre ilerledikten sonra, Kerameikos Arkeoloji Bölgesine ulaşıyorsunuz.

Yunanistan Atina Keramikos Arkeoloji Bölgesi

KERAMEİKOS ARKEOLOJİ BÖLGESİ

Burada, MÖ.478 yılında yapılmış, şehir surlarının bir kısmını görebilirsiniz. Bu surlar üzerinde, aynı zamanda, şehrin giriş kapısı da var. Bu kapı: “Kutsal Kapı” olarak biliniyor ve bu kapıdan, Akropolis bölgesine uzanan yol: “Kutsal Yol” olarak tanınıyor. Akropolis bölgesini anlatırken, hemen giriş bölümünde, dört yılda bir düzenlenen Panathenaia şenliklerinden ve bu şenliklerdeki şenlik alayından, alayın yürüyüşünden söz etmiştim.

İşte o şenlik alayı, yürüyüşüne, buradan başlıyor ve Akropolis’e kadar yürüyorlarmış. Bu nedenle, bu şenlik alayının malzemelerinin saklandığı ve şenlik alayına katılanların hazırlandıkları bir yapı: burada bulunuyor. Bu yapı: Pompeio binası.

Yunanistan Atina  Kerameikos

Buranın asıl öne çıkan özelliği ise: antik dönem ve takip eden tarihi süreçte, burada çalışan çömlekçiler. Şehir surlarının iç kısmında kalan bölgede, kil yatakları varmış ve bu yüzden, şehrin ün kazanan çömlekçileri, burada yerleşmişler ve muhteşem seramik sanatı ürünleri üretmişler.

Zaten, seramik kelimesi de, buranın isminden türemiştir. Antik dönemde, burada üretilen çömlekler, dünyanın birçok yerine dağılmış ve bu muhteşem sanat eserleri, günümüzde de, birçok müzenin en nadide eserleri olarak ziyaretçilere sunulmaktadır.

 

Kerameikos Mezarlığı ve Geometrik Tarz Çömlekler:

Yunanistan’ın ilk dönemlerinden kalan iki ünlü mezarlığın, ikincisi Atina’ya aittir ve uzun zamandır kazılmaktadır. Kentin kuzeybatı dış mahallelerindeki Dipylon Kapısının hemen dışındaki Kerameikos Mezarlığı;

Antik Yunanlılar ölülerin ritüel açısından kirli olduklarına inandıkları için, mezarlıklar her zaman buradaki gibi kent surlarının dışında bulunurdu. Atina şehrinin bu ana mezarlığı da, Geç Heladik dönemden başlayarak, Roma İmparatorluğu boyunca gömüler bulunmuştur.

Dipylon sektöründeki MÖ 8’nci yüzyılın sonlarına ait kremasyon mezarlar 1.75 metreye kadar ulaşan yükseklikteki dev, tüm döneme adını veren o kendine özgü geometrik desenlerle bezeli vazolarla diğerlerinden ayrılırdı. Ya amfora (dar ağızlı ve iki dikey saplı bir biçim) ya da geniş ağızlı çömlek formundaki bu kapların sıvı sunuların ve yağmurun altındaki toprağa sızmasını sağlayan delikli tabanları olurdu. Özenli, karmaşık süslemeler cenaze sahnelerinin tasvir edildiği daha geniş şeritleri kuşatan menderesler, baklavalar ve diğer motiflerle dolu sayısız yatay sıradan meydana gelir ve bütün bunlar Attika’nın doğal turuncu-kırmızımsı kili üzerine siyah sırla çizilirdi.

İnsanlar ve hayvanlar büyük ölçüde silüet olarak, bedenleri üçgen, silindir, daire ve çizgilerden meydana gelen karikatürize bir tarzda tasvir edilirdi. Figürlerin yerleşiminde öncelik; anlaşılırlıktı. Eğer atlar yan yana duruyorsa, ressam kaç tane olduğunun sayılabilmesini sağlıyordu. Her baş, bacak ve kuyruk ayrı boyanırdı. Ölenin bedeninin gömülüşünü gösteren sahnede tüm öğeler (ceset, sedye ve ayakları, kefen) tek tek ve diğer figürlerle kesişmeyecek şekilde çizilirdi.

Burada ilk akla gelen Mısır sanatıdır. Mısır’daki mezarlarda, çizimlerdeki kesinliğin belli bir amacı vardı. Biçimin bütünlüğünün bozulmaması, o nesnenin öteki dünyada da büyün halde kalmasını garantiliyordu. Ama 200 yıl sonra Yunan çömlek ressamları bu geleneği bozacaklardı.

 

Surların içinde

Kerameikos çömlekçileri var iken, surların  dışında ise, Atina şehrinin mezarlığı görülüyor. Yani, ölülerin sur içine gömülmesi yasak. Ama, yine de burada, yani sur içinde birkaç mezar görülebiliyor.

Bunlar, MÖ.12’nci yüzyıldan kalmadır. Yunan tarihinin öne çıkan karakterleri, bu mezarlıkta gömülmüşler ve bunların gömüt eşyaları, yani gömüldüklerinde yanlarına konulan eşyalar, günümüzde, bu bölgede bulunan küçük bir müzede sergileniyor. Kerameikos isimli bu küçük müze, surların dışında ziyaret edilebiliyor.

 

Evet, bu bölgeyi de gezdikten sonra, şimdi daha kuzeye çıkıyoruz.

Hedefimiz: Omania Meydanı. Pireos caddesini takip ederek veya Monastiraki bölgesi içindeki ara sokaklardan geçerek, Omonia meydanına ulaşmak mümkündür.

Yunanistan Atina Omonia Square

OMONİA SQUARE (MEYDANI)

Burası, hem şehrin en eski meydanıdır ve hem de Atina şehrinin modern bölümünün kalbidir. Kelime anlamı: barış. Meydan, her zaman kalabalık, çünkü, burada kaliteli kafeteryalar, restoranlar ve bir kısım şirketlerin işyerleri bulunuyor. Ayrıca, satış marketleri, gıda marketleri, oteller ve Omonia metro istasyonu bulunuyor. Atina şehrinde, sporda herhangi bir başarı kazanıldığında, insanlar kutlamalar için bu meydanda toplanıyorlar.

Yunanistan Atina Omonia Square

Ancak, gece saatlerinde, bu meydanda aval aval çevrenize bakarak durur veya dolaşırsanız, hemen yanınıza bir kısım tipler gelebilir. Çünkü, bu meydan geceleri, şehrin uyuşturucu ve kadın ticaretinin yaygın olarak yapıldığı bir yer olarak öne çıkıyor.

Yani, uyuşturucu ve uyuşturucu kullananların bol olduğu bir yer. Ama, bu durumu pek umursayan yok, çünkü meydanın hemen ilerisinde polisler duruyor. Polislerin bu duruma karışmadıkları görülüyor. Yani, sonuç olarak, akşam saatleri geldiğinde, Omania meydanında bulunmamanızı öneriyorum.

Omania meydanından, kuzeye doğru çıkarsanız (28 Th Octovrıou (Patıssıon) caddesinden), yaklaşık 15 dakikalık bir yürüyüş sonunda, tarih severler için muhteşem bir müze karşınıza çıkıyor. Müzenin önünde: Polytechnıc School of Athens Okulu bulunuyor.

Yunanistan Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi-National Archeologıcal Museum

ULUSAL ARKEOLOJİ MÜZESİ-NATİONAL ARCHEOLOGICAL MUSEUM

Müze, ilk olarak, 1829 yılında kurulmuş ve 1953-1960 yılları arasında genişletilmiştir. Müzeye giriş ücretli ve resim çekmek yasak.

Müzede, ülkenin birçok farklı bölgelerinden getirilmiş, Yunan eserlerinin bulunduğu zengin koleksiyonlar sergileniyor. Bu eserler: antik Yunan dünyasının yaşam tarzını, günümüze taşımaktadır. Bu bayağı büyük müzeyi gezmek için mutlaka zaman ayırın, hatta, bence 3-4 saatlik bir zaman ayırmanız gerekebilir.

Yunanistan Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi

3,4,5,6 Nolu Odalar

Burası; tarih öncesi dönem eserlerinin sergilendiği bir yer. Bu koleksiyonda: özellikle “Altın Agemennon Maskesi” ni mutlaka görmelisiniz. Maskeyi, tarihle ilgisi olanlar bilirler, ünlü hırsız arkeolog Alman Heinrich Schliemann bulmuş. Ama, çalamamış ve Yunan kültürü olarak bugün bulunduğu ülkede sergileniyor. Halbuki, bizim Truva bölgesinde bulduklarını, rivayet odur ki, karısının şalvarı içine saklayarak çalmış ve Anadolu toprakları dışına çıkarmış. Evet, bu maskeyi bulun yine o.

Yunanistan Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi

Bu odalarda

Ayrıca: Mykenai bölgesinde bulunan “hazine” de muhteşem. Miken Sanat Bölümü olarak isimlendirilen yerde: Miken uygarlığının: altın, bronz, taş ve seramik kapları var. Ayrıca: fildişi, cam ve fayans mühürler ve yüzükler. İki altın kupadaki, boğa yakalama sahnesini mutlaka görmelisiniz. Ama tüm bunlardan daha da önemlisi, biraz önce sözünü ettiğim, Miken Liderlerin yüzlerini kaplayan altın mezar maskeleri var.

Bunların arasında, en ünlüsü, elbette “Agamennon Maskesi” Bu maske: yaklaşık 1200 yıl süresince, kral Agamennon’un cesedi üzerinde yüzünü kapatmış. 1876 yılında bulunan mask, MÖ.1550-1500 yılları arasında yaşadığı bilinen, kral Agamennon’a ait. Maske: altın yapraklar ile kaplı. O dönemde, erkek savaşçılar, kendi silah varlıkları ile gömülüyorlarmış.

Yunanistan Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi

Bir de, MÖ.3. binli yıllardan kalma, bir “Kyklad” figürleri koleksiyonu bulunuyor. Kiklad Sanat Bölümü olarak isimlendirilen yerde: Ege adaları Delos ve Keros’tan getirilen ünlü mermer heykelcikler var. Ayrıca: MÖ.3000’li yıllardan kalma, bronz kaplar var.

Bu odalarda bulunan diğer kalıntılar: Mezar objeleri olarak kullanılan kadın formları ve genellikle pek rastlanmayan bir erkek figürü “Arp çalan erkek” görülüyor.

Yunanistan Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi

7 : 35 Nolu Odalar

Bu odalarda, genellikle heykeller var. Yani, büyük bir antik dönem heykel koleksiyonu bulunuyor. Heykeller: heykel sanatının kronolojik gelişimini gösterecek şekilde sergileniyorlar. Önce: MÖ.7 ve 5’nci yüzyıllara kadar uzanan döneme ait erkek ve kadın figürleri, daha sonra ise klasik dönem, Helenistik dönem ve takip eden Roma ve Mısır dönemi eserleri sergileniyor. Heykellerde, yaygın olarak Yunan tanrıları işlenmiş. Ayrıca, Roma imparatoru Augustus’un bronz heykeli var.

15.Nolu Oda

Buranın başlıca eseri: Poseidon heykeli. Bu heykel: MÖ.460 yılında yapılmış ve günümüze ulaşmış. Bu heykelde: Poseidon: 3 çatallı mızrağı elinde görülüyor. Burada: ayrıca: denizden çıkarılan “Artemision Jokeyi” heykeli var. Heykelde görülen jokey: bir atı sürüyor. At: ön ayaklarını bir engelin üstünden atlarcasına havaya kaldırmış görülüyor.

36:39 Nolu Odalar

Burada, tanrıların babası Zeus’un: efsanevi doğum yeri olan Girit adasındaki İdaean Mağarasında bulunan adak eşyaları ve bronz koleksiyonu sergileniyor.

40:41 Nolu Odalar

Burada, Mısırdan gelme eserler, firavunlar dönemine ait eserler sergileniyor. Mısır Sanat Bölümü olarak isimlendirilen burada: müze envanterinde bulunan yaklaşık 6000 eserden, sadece 1100 tanesi sergileniyor.

Ziyarete açık bölümde: nadir heykeller, araçlar, mücevherler, mumyalar, bronz bir prenses heykeli, bozulmamış kuş yumurtaları, üzerinden bir ısırık alınmış 3000 yıllık bir ekmek, MÖ.670 yılı civarından kalma hiyeroglifler, İskenderiye’nin güneyinde, 1880 yılında bulunan, 70 cm. yüksekliğindeki, cüppe giyen bir heykel.

Müzede, görmenizi önereceğim diğer objeler

Yunanistan Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi Maraton Boy  Heykeli
Maraton Boy Heykeli

Bronz bir heykel. 1925 yılında, bulunmuştur. MÖ.325-300 yılları arasında yapıldığı sanılıyor. Bir kolunun yukarıda olması ve sağlanan merkezi  denge öne çıkıyor. Ayrıca, kas yapısı da çok ayrıntılı.

Knidos Aphrodite

Antik dönem Yunan heykeltıraşı Praksiteles’in en önemli eserlerindendir. Heykel: çıplak kadın formu heykellerinin en güzelidir. Çıplak tasvir edilen bu heykel, Praksiteles in en ünlü eserlerinden biridir. Ancak, bu heykel bir kopya. Aslı kayıp.

Yunanistan Atina Ulusal Arkeoloji Müzesi Artemesion Heykeli
Artemesion Heykeli

Tunç bir heykel. Artemision deniz tanrısı olarak bilinir. Heykel, 1926 yılında bulunmuştur. Bu yıl kazılan bir batıkta, MÖ.2.yüzyıla ait bir batıkta, bir dalgıç tarafından bulunmuştur. Heykelde: boş göz çukurlarına gümüş ile, kemik gibi kaşlar ve bakır ile,  dudak ve meme ilave edilmiştir.

Müzenin ikinci katı

Bu bölümde: çanak-çömlek ve bronz kaplar, duvar resimleri sergileniyor.

Evet, müze gezimiz bittikten sonra: şimdiki hedefimiz, Sintıgma meydanı. Ononia’dan yani müzeden çıktıktan sonra, Sintigma meydanına gidilen, birbirine paralel, 3 yol bulunuyor. Ama, bu yollardan; özellikle Stadiou caddesini seçmenizi öneririm. Çünkü, bu cadde üzerinde: pek çok büyük mağaza, lüks dükkan ve diğer çeşitli eşyaların satıldığı yerler bulunuyor.

Evet, Omonia meydanından, güneye, Stadiou caddesi üzerinden yürüyerek, ilerliyoruz. Bir süre sonra solunuzda, Klavthmonos Meydanı geliyor.

2017.07.28.c.Atina.Şehir içi.11
Yunanistan Atina Klavthmonos Meydanı

KLAVTHMONOS MEYDANI

Burada, 19’ncu yüzyıldan kalma kral Otto sarayı içine kurulan, Atina Şehir Müzesini (Museum of The City of Athens) görebilirsiniz. Meydanda Panepistimio Station metro istasyonu bulunuyor.

Bu meydanın hemen karşısında: Korai bölgesinden, hemen yandaki paralel caddeye, yani Panepistimou caddesine geçin. Burada: Atina şehrinin kültürel kalbine ulaşabilirsiniz. Buradaki yapılar: Ulusal Kitaplık, Atina Üniversitesi ve Yunan Akademisi. Üç bina da yan yana duruyor.

YUNAN AKADEMİSİ-ACADEMY OF ATHENS

Bu üç bina arasında yapım olarak en etkileyici olanıdır. 1859 yılında yapılmıştır. Mimarı Theophil von Hassen. Akademi binasının hemen girişinde: Platon ve Sokrates’in oturan figürleri görülüyor.

Evet bu üç yapıyı da gördükten sonra: güneye doğru, yani Sintagma meydanına doğru yürüyoruz. Ama, Panepstimou caddesi üzerindeyiz. Yolun ilerisinde, solumuzda bir müze var.

Yunanistan Atina Nümizmatik Müzesi-Nümismatik Museum

NÜMİZMATİK MÜZESİ-NÜMİSMATİK MUSEUM

Burası, Truva’nın ünlü hırsızı, Hendrich Schlieman tarafından kullanılan bir ev. Malüm: Schhieman, Truva hazinelerini çaldıktan sonra, Yunanlı karısının memleketine yani Atina’ya gelir ve bir süre burada kalır. Hatta, Truva hazinelerini önceleri Yunanlılara satmak ister, ancak Yunanlılar, bu hırsızın hırsızlık mallarını satın almaya yanaşmazlar.

Evet, bu ev günümüzde, Antik çağlardan, modern çağlara kadar uzanan döneme ait, yaklaşık 700.000 parçalık bir sikke koleksiyonuna ev sahipliği yapıyor. Giriş ücretli, bence gereksiz. Bu müzenin hemen karşısında: Ulusal Tarih Müzesi (National History Museum) bulunuyor.

2017.07.27.c.Atina.1.Genel.3h
Yunanistan Atina Syntagma Meydanı

SYNTAGMA MEYDANI

Başkentin merkezindeki en büyük meydandır.

Kelime anlamı: Anayasa meydanı. Meydanda,  çeşitli binalar var. Pek çok yol, bu meydanda birleştiğinden, sürekli bir hareketlilik ve yoğun bir trafik görülüyor. Ayrıca, Syntagma metro istasyonu, hemen meydanın köşesinde. Ayrıca, şehrin önde gelen otelleri de, bu meydanda bulunuyor.

Hatta şehrin en pahalı ve yabancı devlet başkanlarının Atina şehrine geldiklerinde konakladıkları oteller bu meydandadır. Meydanın tam merkezinde bir park var ve parkın hemen yanında küçük bir havuz bulunuyor.

Park, ağaçların gölgesinde banklara oturup dinlenebileceğiniz bir yerdir. Ayrıca yine bu meydanda, şehrin sanki bir buluşma noktası gibi kullanılan “Mc Donalt Restoranı” bulunuyor. Buranın masalarına oturup, gelip geçen kalabalığı izleyebilirsiniz.

Meydanın arkasında yani Mc Donalts restoranın sağ yanından içeri girdiğinizde ise, bu mağazalar ve dükkanlarla dolu ve kalabalık cadde yani Ermou caddesi sizi geziye ilk başladığımız Monastıraki meydanına götürür.

Ermou caddesinin bu bölümünü de gezin, çok hareketlidir. Son bir not, bu meydanın en büyük özelliklerinden birisi de Parlamento binasının burada olması nedeniyle, halkın protesto gösterilerinin burada yapılıyor olmasıdır.

Meydanda en göze çarpan yapı: Yunan Parlamento Binası (Eski Kraliyet Sarayı) .

2017.07.28.c.Atina.Meçhul asker anıtı.0j
Yunanistan Atina Parlamento Binası-Eski Kraliyet Sarayı

PARLAMENTO BİNASI (ESKİ KRALİYET SARAYI)

Bu bina: 1842 yılında, bağımsızlığın ardından, kraliyet sarayı olarak yaptırılmıştır. Özellikle: ön cephesinin görkemli görünüşü gayet güzel. Yapının girişi: meydana bakan bölümde, pentelik mermerlerinden yapılmış, sütunlu bir giriş bölümü var.

Binanın önündeki istinat duvarında ise, savaşlarda hayatını kaybeden tüm Yunanlılar adına yapılmış olan “Meçhul Asker Anıtı” görülüyor. Anıt: modern bir kabartma ile dekore edilmiş, mermer üzerine yapılmış.

2017.07.28.c.Atina.Meçhul asker anıtı.0b
Yunanistan Atina Meçhul Asker Anıtı
2017.07.28.c.Atina.Meçhul asker anıtı.0c
Yunanistan Atina Meçhul Asker Anıtı
2017.07.28.c.Atina.Meçhul asker anıtı.0e
Yunanistan Atina Meçhul Asker Anıtı

MEÇHUL ASKER ANITI

Meçhul asker anıtının önünde; ponponlu çorapları ve fırfırlı etekleri olan Yunan askerlerinin nöbet tuttuğunu görebilirsiniz. Değişik bir tür kıyafet içindeki bu askerlere “Evzoneler” deniliyor.

Ellerinde tüfekler ile, simetrik bir şekilde yürüyerek, sanki gösteri yapıyorlar. Turistler yanlarından geçerken, onları güldürmeye çalışsalar da, vakur bakışlarını koruyorlar. Bunların nöbet değişim törenleri de ilgi çekici.

Bu askerlerin hepsi birbirine benzesin diye, aynı bölgeden, aynı boyda ve esmer olanlar seçiliyormuş. Çünkü askerlerin hepsi, birbirine çok benziyor. (Nöbet değişim törenini izlemek isterseniz, saat başını takip etmeniz gerekiyor.) Bu nöbetçi askerler hiç kıpırdamadan durdukları için, bir başka asker ara sıra elindeki mendille bunların terlerini siliyor.

Yunanistan Atina National Garden-Ulusal Bahçe

ULUSAL BAHÇE-NATIONAL GARDEN

Parlamento binasının hemen arkasında ise, kral Ottonun eşi, Kraliçe Amalia tarafından tasarlanan “Ulusal Bahçe” görülüyor. Atinalılar, bunaldıklarında, şehrin ortasındaki bu milli parkı ziyaret ediyorlar. Çocuklu aileler, parktaki ördekli havuzda ve çiftlik hayvanlarının bulunduğu minik hayvanat bahçesinde geziniyorlar.

Bahçenin güneyinde ise, 1878 yılında Ulusal Sergi Salonu olarak tasarlanmış, “Zappion Sergi Salonu” bulunuyor. Burası, günümüzde, konferans salonu olarak kullanılıyor.

Gezimize devam ediyoruz. Şimdi: Sintigma Meydanından güneye doğru ilerleyen Amalias caddesinde yürüyorsunuz ve yaklaşık 5-6 dakika sonra, Vasilissis Olgas caddesiyle kesişen yerde, bir antik kalıntı karşınıza çıkıyor.

Yunanistan Atina Hadrian’s Arch

HADRİAN’S ARCH

Hadrianus, Atina’yı 133’de ziyaret etmiş ve ziyaretinin şerefine anıtsal bir kapı inşa edilmiştir. Hadrianus, tarih sayfalarına, gezgin imparator olarak geçmiştir. Anadolu’nun birçok yerinde, bu imparator adına yapılmış eserler görmek mümkündür.

Bu kapı Romalı ve Yunan biçimlerini bünyesinde birleştirir.

Alt kısmı bir Roma kemeri, ama üst katı Yunan sütun ve kiriş tarzındadır.

Yerleşik eski Yunan kentiyle, Romalılar tarafından kent surlarına ek yapılmış bir bölgede geliştirilen, yeni kesim arasındaki sınırı çizer.

Bu işlev, alt frizlerine kazınmış yazıtlarda da belirtilmiştir. “Burası Atina, Theseus’un antik kenti” (batıda-Akropolis bölgesine bakan yüzünde) ve “Bu Theesus’un değil Hadrianus’un kenti.” (doğuda)

 

Kapının hemen doğusunda ise, yine bir tapınak var.

Yunanistan Atina Zeus Olympias Tapınağı-Temle of Olympıan Zeus

ZEUS OLYMPİAS TAPINAĞI-TEMPLE OF OLYMPIAN ZEUS

Roma imparatoru Hadrianus’un şehirdeki diğer imar projeleri arasında, daha önce yapılmış Roma Agorasının yanına inşa edilen kütüphane ve MÖ 6’ncı yüzyıl sonlarında başlanan ve MÖ 175-164’te çok yol kat etmesine rağmen bitirilememiş, dev Zeus Tapınağı Olympieion’un bitirilmesi de vardır. Yani, bu tapınağın yapımı, yaklaşık 700 yıl sürmüş.

En azından Olympieion, Hadrianus’un kemerinin hemen doğusunda, yani Hadrianus’un kenti içinde kalıyordu.

Evet, burası, Yunan toprakları üzerindeki en büyük tapınaktır. Tapınak, Yunan tanrılarının babası Zeus adına adanmıştır. Zeus’un isminin büyüklüğüne izafeten, tapınak gayet büyük boyutlarda yapılmıştır.

Tapınak yapısının uzunluğunun 250 metre ve genişliğinin 130 metre ve yüksekliği 17 metredir.

Altın ve fildişinden yapılmış bir Zeus heykeli bulunan iç tapınak çevresinde, 108 tane sütun bulunduğu söyleniyor. Bu sütunların başları, muhteşem güzel.

Tapınak ilk yapıldığında, yani antik dönemde İlissos ırmağının kıyısında iken bu ırmak günümüzde, kent sokaklarının arasında kalarak kaybolmuştur.

Günümüzde, burada sadece, dev sütunlar görülüyor. Sütunlardan bir tanesi devrilmiş. Başkaca bir kalıntı yok. Ancak, tapınak bölümünde, arkada görülen Akropol manzarası ile birleşen görüntü, bu şehrin, bir zamanlar ne kadar görkemli olduğunu kanıtlıyor. Tapınak çevresinde, eskiden hamamlar varmış, ama daha gün ışığına çıkarılamamış.

Bölgede, dikkati çeken bir diğer yapı, bir stadyumdur. Hemen tapınağın arka tarafında, 4-5 dakikalık yürüyüş mesafesindedir.

2017.07.27.c.Atina.2.Stadyum.1a
Yunanistan Atina Panathenaiko Olimpik Stadyumu-Kallımarmaro
2017.07.27.c.Atina.2.Stadyum.1d
Yunanistan Atina Panathenaiko Olimpik Stadyumu-Kallımarmaro

PANATHENAİKO OLİMPİK STADYUMU-KALLIMARMARO

Vasılıssıs Olgas caddesini takiben yürüdüğünüzde, Vasileos Konstantınou caddesiyle kesişim yerindedir. Stadyum ilk olarak: MÖ.330 yılında, Panathenaia oyunları için yapılmıştır. Daha sonra ise, Herodes Atticus tarafından, MS.140 yılında yeniden inşa ettirilmiştir. Herodes Atticus, karısı Regilla’nın anısına, Akropolis’in güneybatı yamacına inşa edilen büyük odeion’u bağışlamıştı.

1896 yılına gelindiğinde ise, bu kez George Averoff tarafından, burada düzenlenen ilk modern olimpiyatların anısına, stadyum yıkılarak yeniden yapılmıştır. Stadyum: 2004 yılındaki Atina Olimpiyat Oyunlarında, yine, Olimpiyatlara ev sahipliği yapmıştır. Ancak, asıl olimpiyat oyunları, kentin daha kuzeyindeki bir bölgede bulunan spor kompleksinde düzenlenmiştir.

Evet, bu bölgedeki gezimiz bitiyor.

Bu bölgeden sonra: önereceğim şu olabilir. Doğruca Sintigma meydanına (Parlamento binasının bulunduğu meydan) geri dönün. Bu meydanda, doğuya doğru ilerleyen “Vasılıssıs Sofias Ave” caddesinde yürüyerek ilerlemeye başlayın. Bu cadde, şehrin önemli müzelerinin topluca bulunduğu bir yer.

Cadde üzerinde yürürken 5-6 dakika sonra, solunuzda bir müze var.

BENAKİ MÜZESİ

Andonis Benaki tarafından sahip olunan bir koleksiyon, 1954 yılında devlete bağışlanmış olup, bu müzede sergilenmektedir.

Benaki: Mısır’da yaşayan, Yunan kökenli biri. Bu nedenle, bu müzede sergilenen eserlerin çoğu da Mısır kökenli.

MÖ.7000’li yıllara kadar uzanan bir eser koleksiyonu sergileniyor. Helenistik ve Roma dönemine ait anforalar, takılar, gündelik eşya koleksiyonları göz kamaştırıcı. Ayrıca: Hıristiyanlık dönemine ait ve Anadolu’dan getirilen ikonalar, haritalar ve geleneksel eşyalar da sergileniyor.

Modern Yunanistan bölümünde ise: El Greco isimli sanatçının tabloları var. Ayrıca: Yunanlıların, Anadolu macerasına ışık tutan belgeler ve son olarak “İsmet İnönü” tarafından, Venizelos’a hediye edilen “tavla” görülüyor.

Müze binasında, hediyelik eşya reyonu ve bir de kafeterya var. Güzel bir müze, görmenizi öneririm.

Hemen yanında bir müze daha var.

GOULANDRİS MÜZESİ-MUSEUM OF CYCLADICART

Burası, Ege denizinde, Kyklad adalarında bulunmuş eserler sergilenen bir müze. Ama bu eserler, MÖ.2000-3000 yılları arasından kalma. Çoğu kadınlara ait mermer figürler, daha çok o dönem insanının toprak ana dinine taptığının en büyük işareti olarak öne çıkıyor. Ayrıca, müzede, güzel bir bronz kap koleksiyonu var. Bu koleksiyon ile birlikte Helenistik ve Roma dönemlerine ait, yaklaşık 400 parçalık, obje de bulunuyor.

Caddenin karşısında yine bir müze görülüyor.

Yunanistan Atina Savaş Müzesi-War Museum

SAVAŞ MÜZESİ-WAR MUSEUM

Müze bahçesinde, II. Dünya Savaşı, tankları ve uçakları bulunuyor. Bina içindeki galerilerde ise, tarihi üniformalar, zırhlar ve silahlar sergileniyor. Müzenin üst katında ise, bazı savaşlara ait taktikler ve savaş planları sergileniyor.

Caddenin aynı hizasında, 3-4 dakika yürüyüşle bir müze daha görülüyor.

Yunanistan Atina Ulusal Sanat Müzesi-National Gallery

ULUSAL SANAT MÜZESİ-NATİONAL GALLERY

Evangelismos metro istasyonunun hemen arkasındadır. Müzede sergilenen kalıcı koleksiyonun büyük kısmı, 19 ve 20 nci yüzyıl: Yunan ve Bizans eserlerine aittir. Fakat: El Greco, Picasso ve Delecroix gibi sanatçılara ait birkaç eserde sergileniyor.

Bu müzeyi de gezdikten sonra, caddenin hemen karşısında Evangelismos Hospital yani bir hastane görülüyor. Bu hastanenin yanından, Alopekıs sokağını takip ederek sol tarafa doğru yürüdüğünüzde, yine Atina şehrinin önemli meydanlarından biri olan Kolonaki meydanına ulaşıyoruz.

Bugünkü gezimizin son durağı: Kolonaki Meydanı.

Yunanistan Atina Kolonaki Meydanı

KOLONAKİ MEYDANI

Burası, Likavittos dağının güney eteklerindedir. Atina şehir merkezinin en revaçta olan bölgesidir. Buraya yürürken biraz yani hafifçe yukarı doğru yürümek gerekiyor.

Burada: şık butikler, apartmanlar, lüks evler, güzel restoranlar ve tasarımcı mağazaları var. Atina şehrinin, dışarıda yemek yenebilecek en güzel restoranları, bu meydan ve çevresindeki ara sokaklarda bulunuyor. Güzel giyimli Atinalıları, burada sıkça görmek mümkündür.

Ayrıca, geleneksel Yunan tavernalarının en güzel örnekleri de, yine bu civarda. Özellikle, geceleri ışıklandırılan şık restoranlar, butikler, barlar ve geniş sanat galerileri ve müzeler, buranın güzellikleri olarak öne çıkıyor.

Evet, bu günkü uzun ve yorucu gezimiz, burada bitiyor, meydandaki bir restoranda veya tavernada zaman geçirebilir ve sonra kaldığınız yere dönebilirsiniz. Burada metro istasyonu olmadığından kısa bir yürüyüşle Syntagma meydanına inip, Parlamento binasının önündeki metro istasyonunu kullanabilirsiniz.

Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler

Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Pire

PİRE

Atina şehrinin güneyinde, şehir merkezine 10 km. uzaklıktadır. Yani, bir anlamda, şehir merkeziyle bütünleşmiş olarak da düşünülebilir. Zaten Atina merkez tren istasyonundan, buraya çok sık tramvay seferleri düzenleniyor.

Yani, Atina şehrini ziyaret ettiğinizde, tramvaya binerek Pire’ye gelebilirsiniz. Diğer yönden ise, gemilerle gelindiğinde, Atina gezisi için gemiler Pire limanına yanaşır ve yolcular buradan otobüslerle Atina şehrine taşınırlar. Yani: Pire limanı, Atina şehrinin denize açılan yeridir.

Pire ismi: Perea kelimesinden gelmektedir. Perea kelimesinin Türkçe anlamı karşı demektir. Bu kelime, İstanbul’da Beyoğlu için de kullanılmıştır.

Pire: Yunanistan ülkesinin en büyük üçüncü yerleşimidir ve ülkenin en büyük limanını barındırır. Pire, birçok insan tarafından Ege denizindeki Yunan adalarına gitmek için bir liman olarak kullanılır.

Pire şehrindeki ilk yerleşimciler; MÖ.500 yıllarında olur. Daha sonra, takip eden tarihi süreçte, Makedonyalı Philippos zamanında, burası önemli bir ticari liman haline gelir. Başkente yakınlığı nedeniyle, ticari başarısı öne çıkmıştır.

Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Pire

Pire şehrinde ne görebilirsiniz?

Burada, yukarıda da sözünü ettiğim gibi, büyük bir liman var. Limanda, yüzlerce büyüklü küçüklü tekne görülüyor. İskele boyunca, güneye yürüdüğünüzde ise, Agia Triada Katedrali görülüyor. Körfezi; geniş bir gezinti yeri olan Akti Moutsopoulou çevreliyor. Burada, halk akşam ve hafta sonlarında gezinti yapıyorlar.

Liman kafelerinde oturup, dinlenebilir, çevreyi seyredebilirsiniz. Ama, marina denilen yerde, tekneler o kadar çok  ki,  denizi görmeden bir kafeteryada oturup bir şeyler içebilirsiniz. Hatta: Pire limanındaki restoranlardan birinde, mutlaka ahtapot yemenizi öneririm. Pire bölgesinin dar ara sokakları, Antalya’yı andırıyor. Pire içinde, denize girilebilecek küçük bir plaj bile var.

Zea limanının güneyinde

Pire Arkeoloji Müzesi var. Buraya, limandan yürüyerek ulaşmak mümkün. Bu müzede: kentteki antik tapınaklar ve diğer yerleşim yerlerinde yapılan kazılarda elde edilen heykeller ve başkaca bir kısım eser sergileniyor. Müzenin en değerli eseri ise;  Pire Kourosu denilen ve tanrı Apollon’u gerçek boyutlarında gösteren, bronz bir heykel. Müzenin zemininde ise, antik Zea Tiyatrosunun az sayıdaki kalıntısı görülüyor.

Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Pire

Pire şehrinde görebileceğiniz son yer

Helen Denizcilik Müzesi. Bu müze: antik deniz surlarını geçtikten sonra karşınıza çıkıyor. Buranın bahçesinde bir top var. Odalarda ise, MÖ.480 yılında yapılan Salamis Savaşından sahneler ve Yunan Bağımsızlık Savaşına ait çeşitli mektuplar ve objeler bulunuyor. Yani, tamamen milliyetçilik kokan bir yer.

Pire bölgesinde: Gounari caddesinde, Chios Shop isimli bir dükkan var. Burada: 1956 yılından bu yana, Ege denizinde, Sakız adasının geleneksel ürünleri satılıyor. Burayı ziyaret edebilirsiniz.

Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Aigiana Adası

AİGİNA ADASI

Saron körfezindedir. Atina şehrinin güneyinde, Saron körfezinin en büyük adası ve aynı zamanda karaya en yakın ada.

Özellikle, yaz aylarında muhteşem kalabalık oluyor. Zaten, zengin Atinalıların yazlık evleri ve malikaneleri, bu adada imiş.

Adaya giderseniz: burada sizi bir kıyı kasabası olan Aigina karşılıyor. Burada, limanda balıkçıların önünden yürüyerek kıyı yürüyüşü yapabilirsiniz. Ayrıca, sahil tavernasında güzel bir öğle yemeği yiyebilirsiniz. Bunların yanında: bu adanın “şamfıstığı” meşhur, mutlaka tadın. Hediyelik eşya olarak ise, yine adaya özgü seramiklerden satın alabilirsiniz.

 

Şimdi gelelim adanın antik döneme ait özelliklerine:

Atina’ya yakın olan Aigina Adası, arkaik dönemde bir ticaret merkezi olarak zenginleşti.

Belirgin şekilde kaplumbağa imgesi basılı sikkeleri ünlüdür.

Yerel bir tanrıça olan Aphaia’ya adanan tapınak yaklaşık MÖ 490’da adanın ücra kuzeydoğu kesiminde inşa edilmişti.

Batı alınlıkta heykeller yerinde durmasına rağmen, doğu alınlıktaki orijinaller bir şekilde hasar görmüş, 10-15 yıl sonra yerlerine yeni bir gurup yerleştirilmişti.

İki alınlıkta da Yunanlılar ile Troyalılar olduğu anlaşılan, ortasında Athena’nın durduğu savaş sahneleri vardı.

Yontulma tarihleri birbirinden uzak olmamakla beraber, bu örnekte hava ve dekorasyonda belirgin bir değişimi yansıtır.

Batı alınlıkta kesin şekilde arkaik tarzdayken, doğu alınlıkta artık yeni bir erken klasik tarzdaydı.

Arkaik farklılıklar, en iyi her iki alınlığın köşesinde duran yaralı savaşçı figürlerinin karşılaştırılmasından anlaşılır.

Batıdaki savaşçı: göğsünden saplanmış bir mızrak veya oku (günümüzde kayıp olan bu mızrak tunç veya ahşaptan yapılmış olabilir) çekip bacakları ve gövdesini gergin, zahmetli bir pozda tutarken, o tipik arkaik şekilde gülümsemeyi ihmal etmez.

Ölüm uzak gibi görünmektedir.

Doğudaki savaşçı: ciddi tasviri ise, en azından günümüzde çok daha inandırıcıdır.

Ağırlığını dik tuttuğu kalkanına verme şekline pek gerçekçi denmese de olgun sakallı yüzünün aşağı dönük duruşu yarasının ciddiyetini, acısının boyutlarını yansıtır.

Bu yeni ruh hali, poz ve kostüm (giyinik figürler için) ifadesi Olympia’daki Zeus Tapınağında heykellerden yola çıkarak geliştirilecekti.

 

Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Korinthos

KORİNTHOS

Korinthos: Atina şehrinin güney batısındadır.

Şehir: antik dönemde, Atina şehrinin en büyük rakiplerinden biriydi. Yani, şehir  devletler arasında, birbirine rakip iki şehir devleti. Ancak, şehir, Atina’nın birçok özelliğini taklit etmekten de geri kalmamış. Örneğin: şehir, Atina gibi, üzerinde dini tapınakların bulunduğu bir tepenin çevresinde kurulmuş.

Evet, uzun yıllar, Atinalılar ile savaşan Korinthoslular: özellikle, MÖ.8 ve 5’nci yüzyıllar arasında, ihtişamlı bir kent haline gelmiştir. Bu görkem, Helenistik  dönemde de devam etmiştir. MÖ.197 yılında, Romalılar, Makedonyalıları yenince, şehir, bölgenin merkezi haline gelir. Ancak, bu kez Romalılar ile karşı karşıya gelirler ve kent yok olur.

Yaklaşık 100 yıl boş kalan kent bölgesi, MÖ.44 yılında, Roma imparatoru Julius Caesar tarafından yeniden inşa edilir. Böylece: şehir, Roma eyaletinin başkenti olur. Hatta, Roma konsülü, burada ikamet etmeye başlar. Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz Paulus, MS.50-51 yılları arasında, bu kenti ziyaret eder. Takip eden tarihi süreçte, şehir yine düşman saldırıları ve birçok depremden olumsuz etkilenir.

Evet, günümüzdeki Korinthos kenti: yukarıda öneminden söz ettiğim antik Korinthos kentinden daha farklı bir yerde  kurulmuş. Korinthos şehrinden güneye  doğru ilerlediğinizde, antik şehrin kalıntılarına ulaşabilirsiniz.

 

Çömlek Süsleme Tarzı:

MÖ 8’nci yüzyıl sonlarında ve 7’nci yüzyıllarda çok sayıda denizaşırı bağlantısı ile aktif bir  ticaret merkezi olan Korinthos kenti, Atina’dakinden çok daha farklı bir çömlek süsleme tarzı geliştirdi.

İlk olarak Korinthos’ta yaklaşık MÖ 725’de görülen “Proto-Korint” doğululaştırıcı tarzı, yaklaşık 25 yıl sonra Atina tarafından benimsenmiş ve daha sonra MÖ 7’nci yüzyıl başlarında, Yunanistan’ın diğer bölgelerine yayılmıştı. Çizim tarzı yavaş yavaş geometrikten ayrılmaya başladı. Silüet, alttaki açık renkli kili ortaya çıkarmak için, siyah sırda kazınan çizgiler ve kimi zaman da mor veya beyaz gibi başka renklerle işlenen dış çizgilerle belirlenmiş olan açık alanlarla ifade edilen daha fazla iç ayrıntı ile canlılık kazanmaya başladı.

Korinthos’ta üretilen kayda değer vazolardan biri, günümüzde Brisith Museum’da bulunan yaklaşık MÖ 650 tarihli Macmillan aryballos’u adı verilen vazodur.

Korinthos’un başlıca ihraç ürünlerinden olan parfümlü yağları koymakta kullanılan minik, gözyaşı damlası biçimli veya yuvarlak bir şişe olan aryballos, Proto-Korint çömlekçiliğinde yaygın bir biçimdi.

Evet, şimdi antik Korinthos bölgesinde görebilecekleriniz şunlar:

Apollan Tapınağı

Bölgeye yaklaştığınızda, ilk göreceğiniz yer burası. Hemen karayolunun kıyısında, yüksekçe bir tepe üzerinde. MÖ.6’ncı yüzyılda yapılmış ve Dor düzeni bir tapınaktır. Antik şehrin en eski yapısı olarak önem kazanır.

Lekhaion Yolu

Roma döneminden kalma. Üzerindeki mermerlerde hala el arabalarının tekerlek izleri görülüyor.

Bema

Aziz Paulus’un, Roma valisi, yani konsülünün huzuruna çıktığı yer.

Müze

Burada da, bazı ilgi çekici buluntular görülüyor.

Akrokorinthos

Antik şehrin en yüksek yeri. Atina şehrindeki Akropolis taklit edilmek istenmiş bir yapılaşma. Buraya çıkmayı sakın ihmal etmeyin. Bu yüksek yer, MÖ.7’nci yüzyıldan bu yana, çeşitli savunma  tesisleriyle güçlendirilmiştir.

Özellikle, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde, çevresi, yüksek taş duvarlarla çevrilmiştir. Zirvede yani bu surların içinde ise: Aphrodite tapınağı, erken dönem Hıristiyan bazilikası, Bizans su sarnıçları, Frenk isimli bir kule, Osmanlı cami ve çeşmeleri görülüyor.

Tüm bunlardan söz ettik te, buradaki meşhur bir deniz kanalından söz etmemek mümkün değil.

Korint kanalı.0
Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Korinthos Kanalı
Korint kanalı.2
Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Korinthos Kanalı
Korint kanalı.1
Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Korinthos Kanalı

KORİNTHOS KANALI

Korint kanalı Atina şehrine 80 km uzaklıktadır. Kanal: bulunmadığı dönemlerde, yöredeki şehir devletlerinin gemileri, Akdeniz’in, özellikle kışın aşırı dalgalı sularında, zor şartlarda yolculuk yapıyorlarmış.

Antik Yunanlılar, dev gemilerini 6 km. genişliğindeki, kıstak bölgesinden geçiriyorlarmış. MS.67 yılına gelindiğinde ise, Roma İmparator Neron, bu kıstak bölgesinde bir kanal yapımını başlatır. Ancak, bu kanal, 1825 yıl boyunca tamamlanamaz. 1893 yılına gelindiğinde kanal tamamlanarak hizmete açılır.

1940 yılına kadar faaliyette bulunan kanal, çeşitli çökmeler nedeniyle 4 yıl kapalı tutuldu. En büyük çökme ise 1923 yılında oldu. 1944 yılında ise, geri çekilen Alman ordusu, yanları patlattı ve kanal yine kapandı ve 1944-1949 yılları arasındaki 5 yıllık süreç temizleme faaliyetleriyle geçti.

O patlamadan önce, Almanlar onarımı daha zor hale getirmek için, kanal içine demiryolu araçlarının önemli bir bölümünü attılar.

Kanalın uzunluğu 6343 metredir. Kanalın derinliği: 70 metre, genişliği 25 metre, yüksekliği 8 metredir. Kaya duvarlar, deniz seviyesinden 90 metre yükselir. Büyük gemiler, römorkörler tarafından çekilir.

Günümüzde çoğunlukla turist gemileri tarafından kullanılır. Yılda, kanaldan 15.000 gemi geçtiği söyleniyor. İki körfez arasında, aynı anda, sadece bir gemi geçişi sağlanabilmektedir.

Evet günümüzde kanal sadece uluslar arası nakliye için bir düğüm değil, aynı zamanda bir turistik ziyaret yeridir ve her yıl yüzlerce turist kanalı ziyaret ederek, bu büyük projeyi izlemekte, bungee jumping aktivitelerine katılmaktadır. Kanaldaki köprünün yükselişini ve bazı balıkların köprünün üzerinde çırpınışlarını göreceksiniz.

 

MYKENAİLİLER;

Mykenaililer, geç Helladik dönemde (Yunan anakarasında geç tunç çağı için kullanılan bir terim) yaklaşık MÖ 1650-1050’de Orta ve Güney Yunanistan’da egemen oldu.

Kültürleri iki bölgede biçimlendi.

Güneybatı Yunanistan’da Messinia’da ve Mykenai bölgesinde klasik Yunan döneminde Argos kentinin tahakküm ettiği Argolis’te.

MÖ onbeşinci yüzyıldan itibaren topraklarını Ege’nin karşı kıyılarına, Anadolu’ya kadar genişleterek bir zamanlar Minosluların denetimindeki toprakları ele geçirdiler.

Mısır ve Levant’daki yerleşik medeniyetlerin yanı sıra, Avrupa ve Batı Akdeniz ile kapsamlı temaslar kurdular.

Eğer Truva savaşına dair Yunan efsanelerinin ardında bir nebze de doğruluk payı olduğu kabul edilirse, bir noktada Kuzeybatı Anadolu’da Truvalılar ile savaştılar.

Mykenaililer, Yunanca’nın bilinen en erken biçimini konuşuyordu.

Minosluların Lineer A yazısından türetilmiş bir hece yazısı olan Lineer B kullanılıyordu.

Yunan dilinin ne zaman veya nerede, Yunanistan’da mı ortaya çıktığı, yoksa dışarıdan mı geldiği bilinmiyor, ama gelişimi, ilk örneklerinden biri Hititçe olan Hint-Avrupa dillerini konuşan başka halkların hareketlerine bağlanmıştır.

Arkeolojik kayıtlar, erken tunç çağının son evrelerinde, yaklaşık MÖ 2300-2000, maddi kültürde önemli değişimlere işaret ederken, sonra gelen orta Helladik ve Mykenai dönemleri boyunca düzgün bir gelişim gösterir.

 

Mykenai Medeniyetinin Sonu:

Nestor’un Sarayı yaklaşık MÖ 1200’de yıkılmıştı. Kimin sorumlu olduğu bilinmiyor, ama yıkım, Doğu Akdeniz’in yerleşik kültürlerini MÖ 13’ncü yüzyıl sonları ve 12’nci yüzyılda sarsan felaketler zincirine uyuyor.

Mykenai ve komşu Tiryns kalelerinin mimarisinden tehlike sezilir. Her iki yerde de sakinleri ya duvarlarla yeni çevrilen kuzeydoğu kısımda bir pınarı da duvar içine alarak (Mykenai) veya hemen dışarıdaki pınardan kalenin içine yeraltından bir geçit kazarak (Tiryns) su kaynaklarını güvenceye almak için uğraşmışlardır.

Mykenai bu dönemde bir dizi badire atlatmıştır. Bunlardan istilacılar sorumlu olabilir ama iklim değişiklikleri ve tarımda bereketsizlik nedeniyle patlak veren yerel karışıklıkların rol oynamış olması da mümkündür.

Nedenleri ne olursa olsun, MÖ 12’nci yüzyıl sonlarına gelindiğinde, saray ve kaleler ile onlara bağlı kentlere dayalı, Lineer B yazısı ile kayda geçirilmiş gelişmiş ekonomik ve toplumsal sistem çökmüştü. Ege Havzası dış ticaretin neredeyse durduğu ve lüks kalemlerin bulunmadığı bir köy temelli ekonomiye dönüşmüştü.

 

MYKENAİ:

Bu kültüre adını veren Mykenai kenti, denizden 15 km içeride, Argos Ovasının kuzey ucundadır. Kalesi ovaya hakim bir  tepenin üzerindeyken, kendisi daha büyük iki tepenin arasında korunaklı bir konumdadır.

Bu alan ilk defa 1876’da tarih öncesi Ege konusunun öncüsü Schliemann tarafından (Truva kalıntılarını bulup çalan) araştırılmış ve günümüze dek çeşitli Yunanlı ve İngiliz arkeologlar tarafından devam etmiştir.

Bir kentsel varlık olarak Mykenai, tuhaf derecede parçalı gibi görünür. Erozyon ve tunç çağı sonrası inşa faaliyetleri yüzünden, geç tunç çağı kasabasının kalıntıları dağınık şekilde korunmuştur. 600 yıllık tarihin bu parçalardan bir araya getirilmesi gerekiyor ki parçaların bazıları gayet etkileyicidir.

 

Mykenai Kuyu Mezarları:

Mykenaililer hakkında ilk çarpıcı kanıtlar, Mykenai’den geliyor. Bunlar: muhteşem altın hazineleriyle dolu kuyu mezarlarıdır.

Kuyu mezarlar, iki öbek halinde bulunuyor. Yaklaşık MÖ 1650-1550 olarak tarihlendirilen ilk gurup MÖ 13’ncü yüzyıl kalesinin dışında, modern otopark yakınlarındadır.

Alçak dairesel bir duvarla çevriliydiler. Bu öbek, 1951-52’de, ikinci keşif olduğundan, Mezar Dairesi B olarak bilinir. Daha sonra, yaklaşık MÖ 1600-1500 tarihli, kısmen Daire B’deki gömülerle çağdaş, kısmen daha sonraya ait gurup, Schliemann tarafından 1876 ve Panayiotis Stamatakis tarafından 1877 yılında kale girişinin hemen içinde bulundu.

Bu mezarlar da dairesel bir duvarla çevriliydi. Ama bu duvar neredeyse 250 yıl sonra, kalenin MÖ 13’ncü yüzyılda tekrar inşa edilmesi kapsamında yapılmıştı. Bu daha sonraki kuyu mezar öbeği, kolaylık olsun diye Mezar Dairesi A olarak bilinse de, mezarların kazıldığı tarihte çevrelerinde dairesel bir duvar olduğuna dair bir kanıt yoktur.

Bir kuyu mezar, anakayada veya birikmiş toprakla kazılan ve içi moloz duvarlarla çevrelenen bir kuyunun dibinde, taş döşeli dikdörtgen bir çukur veya hendektir.

Ceset çakıl taşı bir zemine yatırılırdı, mezarda bedenle birlikte nesneler de bırakılırdı. Hendek ahşap payandalarla desteklenmiş ince taş levhalardan bir çatıyla kaplanır ve kuyunun geri kalanı toprakla doldurulurdu. Cenaze şöleninden sonra, kalıntılar, kemikler ve yemek kapları kuyuya atılırdı. Tepeye topraktan tümsek yapılır ve pek çok vakada, kimi zaman oymalı bir stel veya ince taş levha mezar taşı olarak toprağa dikilirdi.

Çoğunlukla olduğu gibi mezar tekrar kullanılırsa, kuyu temizlenir ve mezarın çatısı kaldırılırdı. Bu zahmetli bir işti ve MÖ 15’nci yüzyıla gelindiğinde, kuyu tipi mezarların neden kullanım dışı kaldığı açıklanmaktadır.

Daire B’de, 14 gerçek kuyu mezar ve daha sonraki tarihlere ait işlenmiş taştan yapılmış bir mezar vardı. Burada 24 kişi gömülmüştü.

Daire A’da 6 kuyu mezar ve farklı gömülerin kalıntıları bulunmuştu. 6 kuyu mezarda 8 erkek, 9 kadın ve 2 çocuk olmak üzere 19 kişi gömülmüştür. Bu mezarlardaki eşyalar, Daire B’deki gömütlerden çok daha zengindi.

Bugün Atina’daki Ulusal Arkeoloji Müzesinde sergilenen bu eşyalar arasında: altın cenaze maskları, altın takılar, üzerinde altın, gümüş ve siyah metalik bir alaşım olan savatla tasvir edilmiş av sahneleri olan tunç hançerler, üzerine çekiçle kakma (bir rölyefi saç metali arka tarafından ince şekilde çekiçleyerek yapma tekniği) tarzda kale kuşatması resmedilmiş bir gümüş rhyton veya sivri dipli içki kadehi, çömlek, taş ve değerli metallerden kaplar da vardır.

Minos etkisi güçlüdür.

Mykenaililer henüz Girit’i ele geçirmemişti, ama orta Helladik dönemin kırsal durgunluğundan yeni çıkıyor olmalarına rağmen, Minosluların en iyi tasarım ve işçiliğe sahip olduğunu kabul etmişlerdi.

Minos tarzı, Mykenaili sanatçılar için Minos Giriti siyasal bağımsızlığını kaybettikten sonra uzun yıllar cazibe kaynağı olmaya devam edecekti. Ancak bazı motifler Minos kaynaklı olmayıp Mykenaililere hastır, örneğin: biraz önce sözünü ettiğim av ve savaş sahneleri.

Kuyu Mezar V’in üzerinde bulunan mezar steli de, kaba ama canlı at, savaş arabası, arabacı ve hizmetkar ile bunları çevreleyen kalın sarmallardan oluşan oyması ile bunun bir örneğidir.

Kedi tarzı kuyruğuna rağmen resimdeki yaratık aslında bir at gibi görünüyor, ki bu da bize atın Yunanistan’a kısa süre önce koyun, keçi, domuz ve inek gibi diğer evcil hayvanlardan uzun süre sonra orta tunç çağına girdiğini tekrar hatırlatır.

 

Atreus Hazinesi:

MÖ 15’nci yüzyıla gelindiğinde, Mykenai toplumunun üst tabakasının tercih ettiği gömülme biçimi artık kuyu mezar yerine “tholos” türü mezarlardı. “Tholoslar” karmaşık yapılardı.

Sıradan yurttaşlar için kayadan oyulmuş bir odadan meydana gelen bir oda mezar yeterliydi.

Yunanca tholos, yuvarlak bir yapı anlamına gelir ve antikçağlar boyunca Yunanlıların çok çeşitli işlevler için kullandığı yuvarlak yapılar için kullanılmıştır.

Mykenai dünyasında, tholoslar yuvarlak, kubbe biçimli, yontulmamış taşlardan veya istisnai olarak iyi kesilmiş işlenmiş taşlardan bindirme tekniği ile yapılmış ve  daha sonra bindirme için gerekli denge ağırlığını toprağın sağlaması için gömülmüş mezarlardır.

Mykenai tholoslarına ilk Messenia’da rastlanır. Ama en büyük ve en iyi bilinenler Mykenai’nin kendisindedir. Mykenai’deki 9 tholos’un en iyi durumda olanı, daha klasik antikçağda yanıltıcı şekilde Atreus hazinesi adı verilmiş olandır.

Çoğunun içi daha antik çağlarda boşaltılmış olduğundan tholos’ları tarihlendirmek zordur.

Taş işçiliği tekniklerine ve eşiğin altında bulunan tarihlendirilebilir bir çömlek birikimine dayanarak bu mezar için yaklaşık MÖ 1300 gibi diğerlerine göre geç bir tarih belirlenmiştir.

36 metre uzunluğunda ve ince işlenmiş taşlarla döşeli bir giriş veya dromos’tan yukarı, yuvarlak mezar odasına çıkılır. Dromos’un antik çağlarda açıkta olup, büyük kapılarının görülüp görülmediği ya da onların da toprağın altında gömülü olup olmadıkları bilinmiyor.

Orijinal olarak, tunç bağlantı parçalarına sahip, ahşap çifte kapıyla kapatılan ve iki yanında iki kat halinde yükselen yeşil taştan yarım sütunlar bulunan büyük girişten girilir.

Üst kattaki bir yarı rozet ve triglif friz için kırmızı porfir kullanılmıştı. Girişin tepesi iki büyük lento bloktan meydana geliyordu. Daha büyük olan iç bloğun boyu 8 metreden, ağırlığı ise 100 tondan fazladır. Basıncı azaltmak için, lento blokların üzerinde üçgen biçimli bir boşluk bırakılmıştır. Yukarıda sözünü ettiğim gibi, firizle örtülmüş olan boşluk dışarıdan görünmüyordu. Bu özelliğe payanda üçgeni adı verilir.

İçerinin çapı tabanda 14.5 metre olup yüksekliği 13.2 metredir. Yatay sıralar halindeki çivi delikleri duvarların metal kaplama tunç rozetlerle bezenmiş olabileceğini düşündürür.

Atreus Hazinesi ana kayadan oyulmuş bir yan odaya sahip olması açısından sıra dışıdır.

Diğer alanlardaki sağlam durumda örneklerden anlaşıldığı kadarıyla gömüler yerdeki, bu vakada muhtemelen yan odadaki çukurlara yerleştiriliyordu. Bunlara ait hiçbir iz kalmamıştır.

İlginçtir ki, daha kötü durumda olmasına rağmen neredeyse bire bir aynı, Minyas Hazinesi adı verilen bir mezar buradan çok uzaktadır. Aynı mimarın eseri olması gayet mümkündür.

 

Kale:

Müstahkem kaleler, özellikle Yunanistan anakarasının doğu kıyılarındaki Mykenai merkezlerinin tipik özelliklerindendir. Yerleşimin çekirdeği güçlü duvarlarla korunurdu. Tıpkı Minos sarayı gibi, bu çekirdek de dini, ekonomik ve idari türden çeşitli işlevlere sahipti. Ama Minos Sarayından farklı olarak, bu işlevler ayrı yapılarda yerine getirilirdi. Bu yapıların en göze çarpanı saraydır, ama Mykenai sarayı Minos kültüründeki emsallerinden bazı açılardan farklıdır.

Nüfusun çoğu duvarların dışında yaşardı. Mykenai dünyasından, mesela Minos Girit’indeki Gournia ile karşılaştırılabilecek, kapsamlı bir kent planı edinilmemiştir.

Ama Orta ve Güney Yunanistan’ın pek çok bölgesindeki yüzey araştırmaları, Mykenai varlığına dair bolca iz ortaya çıkarmıştır. Mykenaililerin kapsamlı bir yol sistemi vardı, arkeologlar su kaynaklarının güvenceye alınması, büyük ölçekli kanalizasyon sistemleri ve barajlar gibi başka inşaat projeleri belirlemiştir.

Projelerin en iyi bilineni olan Boiotia’daki alçak Kopais gölü havzasının sularının boşaltılması ve toprağın deniz yükselmelerinden bir dizi bentlerle korunması hala tunç çağı Ege’si için şaşırtıcı derecede iddialı bir girişim gibi görülür.

Mykenai’deki kale duvarlarının çevre uzunluğu 900 metre olup, kapsadıkları alanın yüzölçümü yaklaşık 38.500 metre karedir.

Bugün görünen duvarlarda, ana giriş kuzeybatıdan Aslanlı Kapıdandı.

MÖ 13’ncü yüzyıldan kalma bu giriş, dev yerel çakılkaya bloklarından yapılmış eşik, lento ve iki dikmeden oluşur.

Lento ve eşik bloklarında kapı kanatlarının iliştirildiği kapı direklerinin girmesi için yuvarlak delikler, dikmelerde ise kapalı kapıların arkasından sürülecek yatay bir sürgü için delikler görülür.

Lentonun üzerindeki payanda üçgeninin ön tarafı iki aslanı bir arma halinde, pençeleri tek bir sütunu tutan bir çift sunağın üzerinde durur şekilde gösteren çarpıcı bir rölyef yontma ise kapatılmıştır.

Kapı adını bu aslanlardan alır. Ancak başları kayıptır.Dolayısıyla bu hayvanın kartal başlı ve aslan vücutlu mitolojik Knossos’da Minos Sarayındaki Taht Odasında bulunan yontma taş koltuğun iki yanındaki fresklerde de bu tür griffonlar tasvir edilmiştir. Mykenaililer de, özellikle Pylos’taki sarayda bunlara yer vermişti.

Kale duvarlarında bugünkü ziyaretçilerce kolayca birbirinden ayırt edilen farklı türlerden duvar işçiliği örnekleri vardır. Bunlar arasında Aslanlı Kapıda kullanılan kesme çakıltaşı, Kiklop duvar, yani araları minik taşlarla doldurulmuş kabaca yerleştirilmiş dev bloklar ve çok daha sonraları Helenistik dönemde kullanılmış kaba işleme çokgen kireçtaşı ile yapılan duvarlar da vardır.

Kiklop duvarların adı, böyle büyük taşları ancak Kikloplar gibi devlerin taşıyabileceğine inanan daha sonraki Yunanlılarca verilmiştir. Kiklop duvarlara ayrıca Hitit Başkenti Hattuşa’da da rastlanır ki, Mykenaililer ile Hititler arasındaki bağlantıların ne kadar nadir olduğu düşünüldüğünde bu, kafa karıştırıcı bir rastlantıdır.

MÖ 13’ncü yüzyıl ortalarında veya sonlarında, daha öncekilerin genişletilmesi yoluyla tahkim edilmiş alan tamamlanmıştır. Yine bu dönemde Mezar Dairesi A da elden geçirilmiş, eski kuyu mezarlarının çevresine dairesel bir paraper duvar inşa edilmiştir. Kalenin içindeki yapılardan dikkat çekici olanlar arasında güneybatı sektöründe keşfedilen bir dizi tapınak ta vardır.

Bunlardan Freskli oda, duvar resimleri, Putlar evi de insansı ve sarmalanmış yılan biçimli grotesk kil figürinler içerir. Mykenai kazılarında tapınak adına bugüne kadar sadece böyle küçük, Minos saraylarındaki tapınakları andıran odalar bulunmuştur.

Lineer B tabletlerden elde edilen tanrı adları arasında daha sonraki Yunan döneminden aşina olunan Zeus, Hera ve Poseidon gibi adlar da vardır.

Aslanlı Kapıdan sonra zemin dikleşir. Duvarlarla çevrili kalenin içindeki en yüksek noktada tipik olarak saray dururdu. Yüksek ve korumasız konumu nedeniyle Mykenai’deki saray büyük ölçüde eriyip gitmiştir.

Bölük pörçük kalıntıların arasında duran ziyaretçi, Argos Ovasının tepeden görünen muhteşem manzarasıyla yetinmek zorunda kalır. Bir Mykenai sarayının planını daha iyi anlamak için Peloponnesos’un öbür yanına, Güneybatı Yunanistan’ın uç noktası olan Messenia bölgesindeki Pylos’a gitmek gerekir.

 

PYLOS

NESTOR’UN SARAYI:

1939 yılında Amerikalı arkeolog Blegen, güneydeki Navarin Koyu’na yukarıdan bakan bir tepede, modern Pylos kasabasına yakın bir konumdaki Ano Englianos’ta bir Mykenai Sarayı keşfetti.

Homeros’tan etkilenerek, sarayı İlyada ve Odyseseia’da geçen Pylos’un bilge hükümdarı Nestor ile bağdaştırdı. Burada bulunmuş bazı Lineer B tabletlerde sarayın adı (PU-RO) geçerken Nestor’unki geçmez, bu yüzden Blegen’in bu tespitine temkinli yaklaşmak gerekir.

Bugün görülen saray, büyük ölçüde MÖ 13’ncü yüzyılda yapılmış ve yaklaşık MÖ 1200’de yanmıştır. Bu sarayın savunma duvarlarının olmaması, bir Mykenai merkezi için sıra dışıdır. Her halde Mykenai’den farklı olarak, yakınlardaki rakipleri yoktu. Yıkımı uzaktan gelen istilacıların işi olmalı. Gerçekten de saray tarihi, tunç çağından bugüne 1990’larda Pylos Bölgesel Arkeoloji Projesi adlı iddialı bir disiplinler arası araştırma projesi tarafından belgelenmiş Güneybatı Messenia’da geniş bir bölgenin ana merkeziydi.

Bu küçük saray Knossos’takinin sadece dörtte biri boyutlarındaydı. Duvarlar kereste iskeletle güçlendirilmiş molozlardan yapılmış ve yüzleri soluk kireçtaşından kesme taşlarla kaplanmıştı.

Mütevazi bir girişin solunda iki arşiv odası (yaklaşık 1000 Lineer B tablet ve parçaları burada bulunmuştur) ve sağında muhtemelen bir kule vardı.

Ufak bir avludan geçtikten sonra, bu ve tüm Mykenai saraylarının belirleyici özelliği olan megaron’a ulaşılır. Megaron, Homeros tarafından büyük hole verilen addır. Schliemann’dan başlayarak klasiklere meraklı arkeologlar bu sözcüğü çeşitli hol benzeri odalar için kullanmışlardır. Mykenai mimarisinde bu sözcük ayrı bir anlam kazanmıştır. Mykenai megaron’u normalde tek bir eksen üzerinde dizilmiş dikdörtgen biçimli üç mekandan, yani sundurma, antre ve çok daha geniş olan ana odadan oluşan bir birimdir.

Pylos’taki ana oda şık, ama karanlık ve dumanlı olmalıydı. Odaya geniş, alçak, daire biçimli bir platform biçimindeki ocak hakimdi. Ocağın kenarı kireç sıva ile kaplanmış ve sarmallar çizilmiş, yanlarına ise alev desenleri yapılmıştı. Odanın zemini ve  duvarları sıvanmış ve fresklerle bezenmişti. Ocağın çevresinde dizili 4 ahşap sütun tavanı taşırdı. Sütunlar uzun zaman önce yok olmuştur, ama yerde içine yerleştirildikleri ufak yuvarlak delikler çevrelerindeki alçı zemin tarafından korunmuş olarak hala durur.

Dal, dalcıklar ve kilden yapılmış çatı da kayıptır ama ocaktaki ateşin dumanının çıktığı geniş kil borular durur. Pencerelerin türü veya var olup olmadıkları bilinmiyor. Zeminin kuzey duvarınca uzanan kısmında muhtemelen Knossos’taki Taht Odasındaki taş koltuğa benzer tasarımlı ahşap bir koltuk için bir oyuk vardır. Bunun yanında alçı zeminde ilginç ve açıklanamamış iki küçük çanak ile bunları birleştiren eğrisel yiv biçiminde bir oyuk vardır.

Megaronun çevresi sarayın önemli ekonomik faaliyetlerine adanmış odalarla çevrilidir. Lineer B tabletlerden anlaşıldığı kadarıyla, saray bu bölgedeki tarım ve imalat ürünlerinin toplandığı ve tekrar dağıtıldığı merkezdi. Şarap, zeytinyağı ve tahıl depoları ile metal işçilerinin, taş ustalarının ve parfüm imalatçılarının atölyeleri tespit edilmiştir.

Ayrıca saraydan bol miktarda çömlek çıkmıştır. Bir odada 2.853 ayaklı içki kadehinin bulunması üzerine Blegen, Homeros’un şiirindeki saygın bir kimse olan Nestor’un aslında mutfak eşyaları alıp sattığı yönünde bir espri yapmıştır.

 

ARGOLİS

Korinthios modern şehrinden güneye inen karayolu kullanılarak gidiliyor. Korinthios antik kentinin ise, yaklaşık 60 km. güneyinde kalıyor.

MÖ.15 ve 11’nci yüzyıllarda: burası, dünyanın en önemli merkezlerinden biri haline gelmiştir. Çünkü: Mykenai imparatorluğu, bu topraklar üzerinde kurulmuş ve Yunanistan anakarası ile, Kuzey Ege adalarına kadar ulaşan bir hakimiyet alanına ulaşmıştır.

Bunların askeri gücü, her ne kadar Homeros tarafından yazılmış olmasına rağmen, sanatsal açıdan ulaştıkları üst düzey, arkeolojik kazılar yapılana kadar bilinmiyordu.

Mykenai kenti kalıntıları, bizim Troya hazinelerini çalan, hırsız arkeolog Schliemann tarafından; kazılmış ve Korinthos kendinin güneyinde kalan bu korunaklı vadide, binlerce yıl yıkıntılar altında kalan kalıntılar ortaya çıkarılmıştır. Ancak, bölge tamamen unutulmuş ve kalıntılar bu yüzden, binlerce yıl mezar soyguncularının talanına uğramamıştır.

Kalıntılar arasında kazı yapıldıkça:

Bir sürü kral mezarı bulundu. Ancak, biraz önce de söz ettiğim gibi, mezar soyguncularından kurtulan bu mezarlardaki iskeletler, olduğu gibi duruyordu. Hatta, yüzleri, saf altın maskeler ile örtülüydü. Aile mezarlarında, zarif heykeller bulundu.

Ayrıca, karmaşık takılar vardı. Tüm bunlar, ünlü kral Agamennon’un dünyasını, günümüze taşır özellikler gösteriyordu. Evet, çıkarılan tüm bu eserler, Schlieman tarafından, çalınarak Yunanistan dışına çıkarılmamış ( çünkü karısı Yunanlı idi) ve Atina’ya götürülmüş ve Ulusal Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Evet, bu küçük Mykenai arkeoloji bölgesinde görebilecekleriniz şunlar:
Kiklop Duvarları

Bu  duvarlar, birbiri üzerine mükemmel bir hassasiyetle yerleştirilmiş, kaba yontulmuş, dev granit bloklardan oluşmuştur. Kiklop duvarları denmesinin ismi ise, şehrin düşmanlarının, bu duvarları yapanların insanlar olmadığına inanmalarının istenmesi, bu duvarların tek gözlü mitsel devler olan “Kykloplar” tarafından yapıldığına inanmalarının istenmesidir.

Dış duvarlar: MÖ.1250 yılından kalmadır. Bu duvarlarda bulunan “Aslanlı Kapı” kullanılarak, “iç tapınak” bölgesine geçilir. Aslanlı kapı: günümüz itibarıyla, Avrupa kıtasında bilinen en eski anıtsal heykeldir. Evet, Aslanlı kapıdan geçiyorsunuz ve karşınıza: kraliyet mezarlarının bulunduğu “A Mezar Bölgesi” geliyor. Daha sonra ise, Kraliyet Saray kalıntılarını görmek için, yerleşim yerinin tepesine tırmanmanız gerekiyor.

Duvarların dışında, birçok mezar daha bulunuyor. Bu mezarlardan en göze çarpanı ise: “Atreus Hazinesi” olarak da isimlendirilen “Agamennon Mezarı” dır. Burasını, Ankara-Polatlı yakınlarındaki Gordion antik kentindeki kral Midas mezarına benzettim.

NAVPLİO

Bu sahil kasabası: Mykenai arkeoloji bölgesinin, güneyinde, buraya araba ile 20 dakika uzaklıktadır. Yüzyıllar boyunca, stratejik önemi nedeniyle öne çıkmıştır.

Yüksek Palamidi kayalığında, Bizans ve Venedik dönemlerinden kalan kaleler var. Özellikle, 1828-1834 yılları arasında, Yunan bağımsızlık savaşı sonrasında, bağımsız devletin ilk başkenti burada kurulmuştur.

Kasabanın sokaklarında: tavernalar, limanda balıkçı tekneleri ve taze deniz ürünlerinin pişirilerek sunulduğu restoranlar var. Sahilde, kasaba halkı gibi, akşamları siz de gezinti yapabilirsiniz. Kasabanın hemen karşısında, dalgakıran açıklarında “Bourtzi” adası var.

Burada görebilecekleriniz şunlar;

EPİDAUROS ASKLEPİOS TEMENOS’U:

Epidauros, şifa tanrısı Asklepios’un kült merkezi olarak ün yapmıştı.

MÖ 4’ncü yüzyılda popülerleşen Asklepios ibadeti Yunan-Roma dini yaşamındaki önemli bir gelişmeye, gittikçe kısırlaşan resmi kültlerin doğrudan kişisel yakarışlara cevap veren tanrılarla dengeleme arzusuna işaret eder.

Yaygın bir efsaneye göre: Asklepion, Apollon’un ve Koronos adlı ölümlü bir kadının oğluydu. Kentauros Kheiron onu yetiştirmiş ve tedavi sanatını öğretmişti. Asklepios, genellikle elinde etrafına yılan dolanmış bir asa taşıyan, sakallı olgun bir adam olarak tasvir edilir.

Epidauros’taki başlıca halk festivali, Nisan sonu ile Mayıs başında gerçekleşirdi. Önce yıkanarak arınma, kurbanlar, resmi bir ziyafet ile atletizm ve müzik yarışmaları gibi tüm tanrılara ibadetle standart olan etkinlikler yapılırdı.

Aslepios’a özgün olan, yıl boyunca hastalıkların iyileşmesini isteyen kişilerin gerçekleştirdiği adaklardı. Yakarıcı ilk önce yıkanarak kendisini arındırır, daha sonra geceyi temenos’un içindeki uzun stoa, yani abaton’da geçirirdi. Asklepios veya onun kutsal yılanlarından biri bir rüyada görünür ve gerekli tedaviyi açıklardı. İyileşmesi durumunda hasta tıbbı sorun, tedavi ve başarılı sonucun kaydedilmiş olduğu bir steli şükranlarını göstermek için sunabilirdi. Bu tür yazıtlar, antik Yunanlıların tıbbi uygulamalarını renkli bir şekilde canlandırmayı sağlar. Bazı kayıtlar son derece imkansız olayları anlatır

Örneğin: 5 yıl boyunca hamile olan bir kadın tanrıya yalvarmış ve daha sonra 5 yaşında bir erkek çocuk doğurmuştur. Daha inandırıcı olan diğerlerinde ise özel rejimler, egzersiz ve banyo terapilerinden bahsedilir.

 

Temenos:

Düz arazi üzerinde ağaçlar arasında, ufukta sarp tepelerle huzurlu bir yerdedir. Burada 1881’de Yunan arkeologlar Kavvadis ve Stais tarafından kazılara başlanmıştı.

Kutsal alanın içinde, MÖ 4’ncü yüzyıldan kalma başlıca yapılar Asklepios tapınağı, tholos veya yuvarlak bina (burada thymele olarak bilinir) ve abotondur. Binalar büyük ölçüde yok olmuş, sadece temelleri kalmıştır.

Biri dışında, burada gerçekleştirilen faaliyetler hakkında yazıtlar ve edebi metinler kadar canlı bir resim çizmezler. Buna istisna gizemli, akıl kurcalayıcı temelleriyle tholos’tur. İç içe altı tüf (volkanik bir taş) çember kesimi, ana kattan bu mahzene inen ahşap basamaklar olduğunu ima eder. Bu benzersiz labirentin, hatta bu yapının amacı belli değildir.

Günümüze ulaşmış mimari parçalardaki yüksek kalite işçilik, tholos’un kesinlikle seçkin bir yapı olduğunu gösterir. Taşlara yazılmış yapım kayıtlarına göre, inşaatı 30 yıldan fazla sürmüş ve masraflar sürekli ama azar azar gelen bağışlarla karşılanmıştır. Ama inanç sarsılmamış ve yapı bitirilmiştir.

Popüler görüşlerden biri, mahzeni tanrının kutsal yılanlarının evi olarak yorumlar, ama Epidauros konusunda önde gelen uzmanlardan Tomlinson tholos’u bir ölümlü olarak Asklepios’a (Asklepios’u bir tanrı olarak onurlandıran tapınaktan farklı olarak) adanmış bir cenaze anıtı olarak görmeyi tercih eder.

Epidauros Tiyatrosu

Epidauros’taki en iyi korunmuş yapı, temenos yakınlarındadır.

Bu yapı: Holykeitos; (MÖ 5’nci yüzyılda yaşamıştır) tarafından tasarlanan ve MÖ 4’ncü yüzyıl sonlarında yapılan tiyatrodur.

Tiyatro gösterileri Yunanlılar için dini ritüellerdi yani bu kutsal merkezde bir tiyatro olması şaşırtıcı değildir.

Tiyatronun kapasitesi yaklaşık 14.000 kişiydi. Yani bu festivallerin geniş bölgesel cazibesinin olduğunu gösterir.

Eğimli oturma bölgesi yani cavea, bir tepenin yamacına yaslanmıştı ve bir dairenin yarısından fazlasını kaplıyordu. Taş oturma yerleri, mekana kalıcılık veriyordu. Seyirciler, yerlerine ulaşmak için çeşitli geçitlerden yararlanırdı.

Yatay diazoma, cavea’yı alt ve daha dik olan üst yanlarda bölüyordu.

Oturma alanı boyunca, üst yarıda daha sık aralıklı olmak üzere dikey merdivenler vardı.

Cavea’nın dibinde, dairesel orkestra bulunurdu.

Şarkı söyleyen ve dans eden koro, performansını burada yapardı.

Bunun arkasında solo sanatçıları için bir platform ile arka perdeden oluşan skene adı verilen sahne yapısı bulunurdu.

Yunan tiyatrosunda skene, cavea’ya bağlı olmayıp her iki yanında parodos adı verilen ve burada, Epidauros’ta sütun ve lentolu kapı çerçeveleriyle donatılmış geçitlerle ayrılırdı.

Daha sonraları Romalılar skene’yi artık yarım daireye indirgemiş cavea’ya bağlayarak tek bir mimari yapı yaratacaktı.

Zaman içinde, Yunan ve Roma tiyatrosunda solo aktörlerin ağırlıklı olması nedeniyle, sahne yapısı ile dikey arka perdesi gittikçe karmaşıklaştı.

Epidauros’daki skene’nin sadece temelleri kalmıştır.

Yunanistan Atina Yakın çevre gezilecek yerler Daphne

DAPHNE

Atina şehir merkezinin, 10 km. batısındadır.

Burada: daha önceki dönemlerde bir Apollon Tapınağı bulunan yerde, “Daphne Manastırı” var. Bu manastır, MS.5.yüzyılda yapılmıştır. 11’nci yüzyılda ise, yapıya, etkileyici mozaikler eklenmiş. 16’ncı yüzyılda ise, Ortodoks keşişler tarafından, Manastır yeniden inşa edilmiştir.

Kilise yapısında: taş ve kiremitten yapılmış bir kubbe var. Ancak, burada görülebilecek en ünlü objeler: iç kısımdaki dekorasyonda kullanılan mozaikler ve ana girişte bulunan “İsa” mozaiği.

 

Yunanistan Atina Alışveriş

Yunanistan Atina Alışveriş
2017.07.28.c.Atina.Şehir içi.10
Yunanistan Atina Alışveriş
2017.07.28.c.Atina.Şehir içi.9
Yunanistan Atina Alışveriş
2017.07.28.c.Atina.Şehir içi.14
Yunanistan Atina Alışveriş

Atina şehrinde alışveriş konusuna başlamadan önce sizin de gezerken dikkatinizi çekeceği gibi, sanırım en son ekonomik krizleri nedeniyle birçok dükkan ve mağazanın kapalı bulunduğunu göreceksiniz. Özellikle, ara sokaklarda kapalı mekanlar yoğunluktadır.

Evet, şimdi şehirdeki alış-veriş konusuna başlayalım.

Atina şehri: alışveriş imkanlarından önce, tarihi özellikleri ve güzellikleriyle öne çıkıyor. Yani, bu şehirde ucuz alışveriş yapmanız mümkün değil. Ayrıca: alışverişte, öne çıkan, buraya özgü mutlaka almanızı önereceğim ürünler de yok.

Sadece: geziniz esnasında, ileride hatırlamak amacı ile, hediyelik ufak-tefek objeler ve özellikle magnetler (birçok yerde tanesi 3 Euro ve 4 tanesi 10 Euro’dan satılıyor, daha ucuz bulmak mümkün değil) satın alabilirsiniz. Bunların başında ise: burada görülen antik değerlerin, küçük birer kopyası, heykelcikler, üzerine firizlerdeki resimlerin işlendiği tabaklar, kupalar vs. olabilir.

Bu alışverişlerinizde, yine çok hassas bir konu olarak, şunu hemen hatırlatmam gerek.

Bu şehirde yapacağınız harcamalarda, sakın kredi kartınıza güvenmeyin. Çünkü: birçok yerde, kredi kartı geçmiyor, nakit “Euro” tercih ediyorlar. Hatta: KFC, Mc Donalds gibi uluslar arası ün kazanmış fast-food restoranlarında bile kredi kartının geçmediğini görmek, tam bir sürpriz oldu. Bunun yanında, marketlerin çoğunda da, pos cihazları yok, yani kredi kartı geçmiyor, yanınızda nakit bulundurun.

Kredi kartı kullanmamak, kredi kartı yolsuzluklarına karşı da sizi koruyacaktır, bence nakit bulundurun. Nakit derken, hemen arada bir konudan söz etmek istiyorum. Benim bulunduğum turdan bir kişi: taksiye bindiğinde, taksi şoförünün kendisine verdiği para üstünde bulunan 5 Euro’nun sonradan sahte olduğunu anladığını anlattı, baktık, gerçekten 5 Euro, renkli fotokopi çekilmiş, bu yüzden, özellikle taksilerde veya alışveriş yaptığınız yerde verilen para üstünü iyi kontrol edin ve sahte para almamaya dikkat edin.

Alışveriş yerlerinin çoğu, genellikle Pazar günleri haricinde, saat: 09.00-20.30 arasında açık kalıyorlar. Ancak, şehir merkezi dışında bulunan süpermarketler, saat: 18.00’de kapanıyorlar. Bu arada siestadan söz etmemek olmaz.

Pazartesi ve Çarşamba günleri siesta günleridir ve bu günlerde dükkan ve mağazaların çoğu, saat 14.00 de kapanır ve bir daha açılmazlar. Aslında bu siesta her gün uygulanıyormuş ama ekonomik krizden sonra haftada iki gün uygulamaya başlamışlar. Yani: saat 14.00 den sonra şehirde çok az yerin ve özellikle hediyelik eşya satan yerlerin ve restoranların açık olduğunu göreceksiniz.

Şehir merkezinde, cadde ve sokaklarda, bolca büfeler var. Bu büfelerde satılan, bir kısım gıda maddesi ve içeceklerin fiyatları, ülkemizdeki fiyatların iki misli. Ama, yine de, birçok Avrupa başkentine göre, bu fiyatlar, biraz daha uygun denilebilir. (örnek: bir küçük şişe su 0.5 Euro)

Yunanistan’da alışveriş denilince, ilk akla gelenlerden veya buraları bilenlerin söylediklerine göre: en uygun alışveriş mekanı “Jambo” denen büyük alışveriş yerleri, yani bir tür AVM’lerdir. Özellikle ülkemizde Trakya bölgesinde ve İstanbul’da yaşayanların birçoğu, hafta sonlarında günübirlik Yunanistan’a geçerek hemen Dedeağaç bölgesinde bulunan veya daha içlerdeki Jambo mağazalarında alışveriş yapıyorlarmış.

Bu Jambo mağazaları çok büyük, içeride saatlerce kalmak mümkün, binlerce ürün var ve fiyatları uygun, ancak Pazar günleri kapalı olduğunu unutmayın.

NE SATIN ALINIR

SERAMİK

Atina şehrinde, Keramikos denilen bölgede, daha önce de sözünü ettiğim gibi, dünyanın ilk seramik ustaları yetişmiş. Antik parçaların, elde yapılmış ve boyanmış güzel kopyalarını bulup satın alabilirsiniz. Bunlar arasında: geleneksel biçime sahip vazolar, kaseler, testiler olabilir.

Tüm bunların yanında, modern seramik sanatı eserleri de bulmak mümkündür. Ben gezerken öyle her yerde yoğun satılan seramik eserler görmedim ama seramik eser almak isteyenler varsa, bunların satıldığı yerleri şehirde sorarak bulabilirler.

HEYKELLER

Atina şehrinde, antik Yunan dönemini çağrıştıran, bolca irili-ufaklı heykelcikler bulup satın alabilirsiniz. Özellikle: Zeus, Poseidon, Athena gibi tanrı ve tanrıçaların kopya heykelcikleri çok tutuluyor.

Bunların yanında: firizlerin resmedildiği süslü tabaklar, duvar maskeleri, Miken başlıkları olabilir. Bunun yanında, Atina şehrinde gezdiğiniz veya gezeceğiniz müzelerin hepsinde, müzede bulunan eserlerin birçoğunun kopyaları satılıyor, bunları da tercih edebilirsiniz.

DERİ EŞYALAR

Yörede işlenen derilerden imal edilmiş: ayakkabı, çanta ve giyim eşyaları bulmak mümkün. Ancak, bunların kalitesi, Fransız ve İtalyan üretimi kadar üst düzey değil. Bir de, caddelere yayılan bir çarşaf üzerinde, çanta satan Nijeryalılar göreceksiniz.

Bu Nijeryalılar pek yaygın değil, yani görmedim diyebilirim, ama Nijeryalıların kollara takılan bileklik, süs bilekliklerden sattıklarını gördüm, hemen kolunuza yapışıyorlar, kolunuzu uzattınız mı birkaç tane renkli örme bileklik takıyorlar ve ücreti istiyorlar.

Yunanistan Atina Alışveriş

YİYECEK-İÇECEKLER

Yunan kırsal kesiminde üretilen: bal, zeytin, zeytinyağı, badem ve fındık gibi yiyecekleri satın alabilirsiniz. Bunların elbette, en güzel ve lezzetlileri ülkemizde de var. Satın alırken bunu unutmamak gerek. Ama, ülkemizde bulamayacağınız, örneğin “Yunan rakısı Ouzo” olabilir.

Burada yine bir ayrıntı var, Yunanlılar Uzoya rakı demiyorlar, esas Yunan rakısının Girit adasında üretildiği söyleniyor. Girit adasında üretilen rakının has rakı olduğu ve Uzoya rakı denilmesinin, gerçek rakıya hakaret olduğunu söylüyorlar.

Ayrıca: yine, buraya özgü “Yunan konyağı Metaxa” düşünülebilir. Ama, Ouzo, kişisel olarak benim hoşuma gitmedi, yani tadına bakmadan alırsanız, beğenmeyebilirsiniz. Tercih sizin.

Tüm bunların yanında, Atina sokaklarında, birçok yerde “Lovers” denilen oyun kartları satılıyor. Ancak, bu oyun kartları, cinsel içerikli resimler taşımasıyla öne çıkıyor, yani bu oyun kartları, porno görüntüler taşıyor.

Hatta ve hatta, değişik ilişki türlerine ait resimlerle karşılaşmak ta mümkün, bunu bilerek satın almanızı öneririm. Bunun dışında: içki denilince, Atina şehrinde özellikle sakız likörü almanızı öneririm. Ama, Sakız adası yapımı sakız likörü almalısınız.

Son bir not: Atina şehrinde güzel peynirler satıldığını duydum, peynir pazarı varmış ama gidip görmedim, siz Atina şehrini ziyaret ettiğinizde, mutlaka peynir pazarını sorun ve görün.

Yunanistan Atina Alışveriş Mekanları

ALIŞVERİŞ MEKANLARI

PATİSSİON STREET

Bu cadde üzerinde, Afrikalı göçmenlerin ve özellikle Nijeryalıların: yerlere attıkları bir çarşaf üzerinde sattıkları: çanta, gözlük, saat gibi objeleri bulabilirsiniz. Bunlar, elbette orijinal değil ve orijinal benzeri. Pazarlık yapmadan sakın satın almayın, hatta, söyledikleri fiyatın yarısını teklif edin.

ERMOU-EOLOU-STADİOU CADDELERİ

Bu mekanlarda: giyim eşyaları ve ayakkabı gibi ürünlerin satıldığı yerler var. Ama, genellikle büyük markalar ve Avrupalı markaların ürünlerinin satıldığı, yüksek fiyatlı mağazalar var.

PLAKA BÖLGESİ

Bu mahallede gezin ama sakın alışveriş yapmayın. Çünkü, fiyatlar muhteşem pahalı. Mahallenin dar sokaklarında, turistik eşya satılan minik dükkanlar var. Bu dükkanlarda, hediyelik eşyalar satılıyor. Ayrıca: tişört ve el yapımı sanat eserlerinin satıldığı dükkanlar, sanat galerileri var. Bizim tabirimizle, sokaklarda satış yapan işportacılar da yoğun.

SYNTAGMA MEYDANI

Bu meydanda: mont, eldiven, kürk, kaban, deri ceket, bronz ve seramik eşyalar ve objelerin satıldığı, birçok dükkan var.

Ermou

Bu mağazada: giyim eşyaları, hediyelik objeler satılıyor.

KOLONAKİ BÖLGESİ

Burada: butikler ve Avrupa’nın çeşitli markalarının ve tasarım ürünlerinin satışlarının yapıldığı yerler var. Atinalıların gözde alışveriş merkezleri burada bulunuyor. Ancak, fiyatlar çok yüksek. Eğer para harcamak istemezseniz, sokak ve cadde aralarında dolaşabilir, kafelerde oturup, alışveriş için koşuşturanları seyredebilirsiniz.

Tsakalof Street

Bu cadde, dünyanın en pahalı alışveriş caddelerinden biri olarak önem kazanıyor. Aynı zamanda, şehrin en ünlü alışveriş mekanıdır. Buyurun, gezin.

Kolonaki

Burada, ünlü markaların (Bulgari, Gucci gibi) tasarım ürünlerini bulabilirsiniz.

MONASTİRAKİ BÖLGESİ 

Şehrin, en eski Pazar alanıdır. Pazar günleri kurulan bit pazarında: hatıra eşyaları, çini objeler gibi şeyler bulabilirsiniz. Metro istasyonunun hemen yanında: bit pazarı var. Bu pazarda: antika eşyalar ve özellikle ucuz hediyelikler bulabilirsiniz. Şehirde, bir Pazar gününüzün bir kısmını buraya ayırabilirsiniz.