Yunanistan Girit adası

girit.fresk.1
Yunanistan Girit adası

 

Ülkemizden buraya gidenlerin çoğu; genellikle 1920’li yıllarda, buradan zorunlu göçe tabi tutulan insanlarımızın; ileriki kuşak akrabaları. Çünkü: yüzyıllarca burada yaşayan insanlarımız; gün gelmiş ve bir çırpıda, burayı terk etmek zorunda kalmışlar. Osmanlıların diğer egemenlik sürdürdükleri çoğu yerde olduğu gibi, burada da, pek fazla mimari kalıntısı, eseri kalmamış.

Ama; yine de,

Nasıl ki, bizim insanlarımız oradan ayrılmış ise, Anadolu’nun en güzel yerlerinden kopup oraya yerleşen insanlar ve takip eden nesillerdeki yakınları; adada öyle bir hayat kurmuşlar ki, gezdiğiniz ve gördüğünüzde, sanki Ege kıyılarımızdaki bir sayfiye yerinde bulunuyor gibi hissedeceksiniz kendinizi. Elbette; bu duygu insana büyük rahatlık veriyor.

Müstakil, bir-kaç sıkıntılı ilişki dışında, inanın buranın insanı bizleri seviyor ve yakın davranıyor. Hem de, bu sevgi yalnızca turizm ve gelir beklentisi dışında, hissedebildiğim kadarı ile içten gelen bir sevgi. Yine de; bir kısım insanın, Türk olduğunuzu duyduğunda, suratını buruşturduğunu da şahit olacaksınız, çünkü tehcir yani karşılıklı değişim döneminde Yunan topraklarından ülkemize gelen soydaşlarımız kadar, Anadolu’dan da birçok Rum, Yunan topraklarına geri gönderildi.

ULAŞIM


Adanın: Rodos, Santorini ve Atina-Pire Limanından deniz yolu ile ulaşım bağlantısı var. Marmaris üzerinden Rodos bağlantısı ile de, denizden buraya ulaşabilirsiniz. Atina üzerinden uçakla veya Pire’den feribotla da adaya ulaşabilirsiniz.

Yalnız: Atina üzerinden uçakla ulaşım hem çok pahalı, hem de uçaklar pek konforlu değil. Uçak tercih ederseniz: İstanbul-Atina uçuşu, yaklaşık 70 dakika sürüyor. Daha sonra Atina-Girit Heraklion hava alanı uçuşu ise: 30 dakika sürüyor.

girit.genel.1
Yunanistan Girit adası Genel Özellikleri

GENEL ÖZELLİKLERİ

ADANIN ÖZELLİKLERİ:

Modern Yunanistan’ın en büyük adası olan Girit, yaklaşık 200 km uzunluğunda ve en geniş noktasında 58 km genişliğindedir. Ege denizinin güney ucunu kaplayan bu ada, Yunanistan ile Afrika arasındaki son kara parçasıdır. Girit coğrafyası çetin dağlar ile araya sıkışmış bereketli tarım topraklarından oluşurken, Akdeniz iklimi yağmurlu, serin kışlar ve uzun, sıcak kuru yazlar anlamına gelir. 

 

MİNOS TARİHİ:

Minosluların kullandığı “hiyeroglif” ve “Leneer A” yazıları tam anlaşılamamıştır. Yani okunaklı kaynakların yokluğu Minos tarihinin hala gizemini korumasına neden olmuştur. 

Minos medeniyetinin zirve noktası olan Yeni Saray döneminde, Minoslular Güneydoğu Yunanistan ve Güneybatı Anadolu’nun kıyı bölgeleri de dahil olmak üzere Güney Ege’ye hakim olmuşlardır. Muhtemelen yaklaşık MÖ 3500’lerde doğmuş bu uygarlık MÖ 2700 ile 1450 yılları arasında en parlak dönemini yaşamıştır. 

Tüm dünyada yaygın olarak kullanılan bir ad olan “Minos” terimi, ülkenin mitolojik kralı Minos’tan esinlenilerek İngiliz arkeologlar tarafından türetilmiş ve daha sonra köklü bir biçimde yerleşmiştir.

Ancak Giritlilerin bu dönemde kendilerini ne olarak adlandırdıkları bilinmemektedir. Eski Mısır kaynaklarında Keftiu, Sami dillerinde Kaftar ve Suriye’deki Mari kentinde bulunan yazıtlarda Kaptara olarak geçen bir yer adının Girit adasına ait olduğu sanılmaktadır. 

Yeni Saray dönemi, yaklaşık MÖ 1450’de dalgalar halinde gelen ve nedenleri henüz bilinmeyen yıkımlarla sona erer. 

Yunanistan anakarasındaki Mykenaililer, bu çöküşe ya katkıda bulunmuş veya bundan yararlanmışlardı.

Yükselişe geçtiler ve anlaşıldığı kadarıyla, bu dönemde Knossos ve Hanya’yı işgal etmişlerdi.

Güney Ege’deki Minos topraklarının denetimini ele geçirdiler ve muhtemelen geç tunç çağı süresince Girit’i işgal etmeye devam ederek kendi dil (Yunancanın bilinen en eski biçimi) ve yazı sistemlerini idari araçlar olarak kabul ettirdiler.

Bu dönemin, MÖ 14’ncü ve 13’ncü yüzyılların kalıntıları hakkında bilinenler azdır ve Knossos tarihi de özellikle tartışmalıdır. 

Girit uygarlığının dağılmasından sonra ortaya çıkan Odysseia destanında, Homeros, Girit’in yerlilerini Eteokritiki olarak adlandırmıştır. Bunların, Girit uygarlığının yıkılması ile Miken uygarlığının oluşması arasındaki süreçte, önceden adada yaşayan Giritlilerin torunları oldukları sanılmaktadır. 

Evet, Minos uygarlığı adada MÖ 2600-1100 yılları arasındaki dönemi kapsayan 1500 yıl süresince yaşamıştır. Özellikle MÖ 18 ve 16’ncı yüzyıllarda, en önemli dönemlerini yaşamışlardır. O dönemde, şehirde 100 bin kişinin yaşadığı tahmin ediliyor. 

Daha da önemli bir husus: Bunlar, takip eden dönemde Helen uygarlığına esin kaynağı olmuşlar ve dolayısı ile Avrupa bu kültürü, kendi tarihi süreci içindeki temeli kabul ediyor. Yani, Avrupalılar, kendi kültürlerinin ilk temel taşı olarak Minos uygarlığını kabulleniyorlar. 

 

Minos uygarlığının bitişi:

Bu muhteşem uygarlığın nasıl bittiğini öğrenmek isteyenler olabilir. Minos bölgesinde tarihi süreç içinde, iki büyük deprem yaşanır. MÖ 1450 yılında Girit adasına 62 km uzaklıktaki Thera adasında, büyük bir deprem olur. Daha doğrusu volkanik patlama olur. Bunun yarattığı sarsıntı sonucu, Thera adası üçe bölünür ve çevrede büyük felaketlere yol açan sarsıntılar ve tsunami yaşanır. 

MÖ 15’nci yüzyıla gelindiğinde ise, yine büyük bir deprem olur ve bölgedeki yapıların büyük bölümü yıkılır, ayrıca sürekli olarak yükselen medeniyet, çevredekiler tarafından yapılan saldırılar, işgaller ve ticaret yollarının değişmesi, bu muhteşem medeniyetin yavaş yavaş yok olmasına ve tarih sahnesinden çekilmesine neden olur. 

 

BÖLGE COĞRAFYASI

Girit, büyük çoğunluğu dağlarla kaplı olan bir adadır ve pek çok doğal limana sahiptir. Girit’te, tektonik hareketlenmeler sonucu meydana gelen depremler nedeniyle, yükselen yer bölümleri ve deniz altına gömülen kıyı kesimlerinin varlığına ilişkin pek çok kanıt bulunmaktadır.

Homeros’un yazdıklarında belirttiğine göre: Girit’in doksan kenti vardı. Minos kültür ve uygarlığının yükselmeye başlamasından sonra, ada büyük olasılıkla, beş politik bölüme ayrılmıştı. Bu bölümlerin arasında: Tunç çağına gelindiğinde farklar oluşmaya başladı. Adanın kuzeyinin Knossos’tan, güneyin Festos’tan, orta kesimlerin Malya’dan, doğu ucunun Kato Zakros’tan ve batı ucunun da Hanya’dan yönetildiği düşünülmektedir.

TOPLUM VE KÜLTÜR

Giritliler, deniz aşırı ülkelerle alım-satım işlemleri yapan, işlerinde ileri tüccarlardı. Giritlilerin kültürleri, MÖ. 1700’lerden başlayarak yüksek derecede bir ilerleme göstermektedir. Birçok tarihçi ve arkeolog, adalıların bu dönemde, tunç çağının en önemli varlıklarından kalayın ticaretini yaptığına inanmaktadırlar.

Büyük olasılıkla Kıbrıs’tan getirilen bakır, kalay ile karıştırılır ve tunç elde edilirdi. Giriş uygarlığının ve buna bağlı olarak bakırdan yapılma gereçlerin kullanımın düşüşe geçişi ile demirin kullanımın yaygınlaşması arasında bir ilişki olduğu sanılmaktadır.

Girit ticareti safran alım-satımında da ileriydi. Ege kıyılarında bolca bulunan safran, ile ilgili olarak Santorini’de bulunan safran toplayıcıları freski, dünyaca üne sahiptir. Bunun yanında arkeolojik araştırmaları Giritlilerin bu dönemde seramik, bakır ve çok daha lüks mallar olan altın ve gümüş ticareti de yaptıklarını belirtmektedirler.

SANAT

Minos sanatına ilişkin çok büyük bir koleksiyon, Girit’in kuzey kıyılarında Knossos yakınlarındaki Kandiye kentindeki müzede bulunuyor. Minos sanatı, tüm öğeleriyle özellikle de seramik yapımlarındaki gelişim evreleriyle konu üzerinde araştırma yapan arkeologların Minos tarih ve kültürünü dönemlere ayırmasına yardımcı olur.

 

MÜBADELE


Evet, bir gemimiz (İsmi Giresun) : 1924 yılında, 300 yıllık topraklarından koparılan binlerce Giritli soydaşımızı, İzmir’e getirdi. Mübadele gemisiydi bu. 30 Ocak 1923 günü, Türkiye ile Yunanistan arasında yapılan ön anlaşmayla: 2 milyon insan yurtlarından oldu. Anadolu’da yaşayan 1 milyon Ortodoks ile Atina ve Ege adalarında yaşayan, yaklaşık 800 bin Müslüman, yaşadıkları topraklardan koparıldılar.

Girit’in: Kandiya, Resmo ve Hanya kentlerinde yaşayan, onbinlerce Türk, 300 yılı aşkın süredir bulundukları topraklardan sökülüp Anadolu’ya getirildi. Onları: İzmir, Ayvalık, Bodrum ve İskenderun limanlarına çıkaran Giresun gemisi: 106 metre boyunda idi ve 1910 yılında satın alınmıştı.

delos.tarih.1
Yunanistan Girit adası Turizm

TURİZM


Girit, Yunanistan’ın en popüler turizm bölgelerinden biridir. Yunanistan’a turistik girişlerin, %15’i: Kandiye Heraklion havaalanından veya limanından yapılır. Bu şehre inen charter uçaklarının sayısı, Yunanistan’a inen toplam charter uçaklarının beşte birine eşittir. 2004 yılı içinde, toplam iki milyon turist, Girit’i ziyaret etmiştir. Girit’te, turizm, Yunanistan genelinden daha hızlı gelişmektedir. Lüks otellerden, aile pansiyonlarına kadar, her çeşit turistik tercihe hitap edecek altyapı mevcuttur.

 

ADADAKİ SARAYLAR HAKKINDAKİ GENEL BİLGİLER:

Adadaki arkeolojik kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkarılmış en önemli, en bilinen yapı türleridir. 

Ancak: “Saray” sözcüğünün yanıltıcı olabileceğini vurgulamakta yarar var. 

“Saray” bir kraliyet konutunu çağrıştırmıyor.

Minos Girit’inde kimlerin yönetici olduğundan emin değiliz.

Daha sonraki Yunanlılar bir Kral Minos’tan söz etmişlerdi.

Ama tunç çağının kendisinden yöneticilere dair resimler, metinsel veya başka türlü bir kanıt yoktur.

Yine de saray kavramı arkeolojik yazımda yerleşmiştir, bu sarayı kraliyetten ayrı tutmak ve çeşitli işlevler içeren geniş bir mimari kompleks olarak düşünmek en iyisidir. 

Tunç çağı Girit’inde bilinen 4 büyük saray kompleksi vardır. Sarayların en çok görüldüğü yerler, ayrıca yerel gelişmenin de en çok olduğu yerlerdi.

Knossos, Mallia, Phaistos ve Kato Zakro.

Aynı kesmetaş tekniği ile yapılmış, benzer tasarımlı daha küçük yapılara Galatas, Gournia ve Petras’ta rastlanmıştır.

Bugüne kadar adada bulunan ve toprak altından çıkarılan her bir sarayın, kendine özel bir özelliği vardır ve hiçbiri birbirine benzemez. Ancak kendilerini diğer yapılardan ayıran ortak özelliklere sahiptirler.

Her bir saray, iç ve dış merdivenler ile ulaşılabilen çok katlı yapılardır. Sarayları oluşturan öğeler arasında kuyular, çok büyük kolonlar, depo ve kilerler ile geniş avlular da vardır. 

 

girit.yemek.gyros
Yunanistan Girit adası Ne Yenir-Ne içilir

NE YENİR- NE İÇİLİR 


Mutfak konusunda: bize epeyce benziyorlar. Menülerinde, Yunan spesiyali diye geçen yemekler: güveç, dolma, şiş kebap, kabak-patlıcan kızartması, cacık, çeşit çeşit mezeler. Burada: bu yemekler bizim mi, yoksa onların mı tartışmasına girmek istemiyorum. Tek gerçek: Girit’te aç kalmasınız, çünkü yemeklerin çoğu tanıdık. Üstelik porsiyonlarda, oldukça doyurucu.

Girit’te özellikle yenebilecek yemeklerin başında: “gyros” ve “souvlaki” gelmektedir.
Gyros: bu bizlere pek yabancı değil, bizim döner. Bu yüzden ayrıntılı anlatmak istemiyorum.


Souvlaki ise: evet, o da yabancı değil, şiş kebap. Bunlar, bizlere yabancı değil, ama yabancılara yabancı ve bir güzel kendi kültürleri gibi satıyorlar maalesef.
Kleftaki diye bilinen bir yemekleri, bizdeki kağıt kebabına benziyor. Aliminyum folyoya sarılı bir biçimde sunuyorlar.


Ayrıca: kabak çiçeği dolması yemeden sakın geçmeyin.
Ayrıca: etli olarak da farklı usullerle pişirilen “Maghrata” yemeği (Ege bölgesinde arapsaçı olarak da bilinir) anasonlu tadıyla Girit mutfağının en meşhur lezzetlerindendir.
Bir çoğumuzun adını duyunca irkildiğimiz salyangoz’un yemeği, bu adada çok meşhur. Eğer denemeleri seviyorsanız, yemenizi tavsiye ederim. Hiç de kötü değil.
Bunun yanında: Giritliler “otçu” olmalarıyla tanınırlar. Her çeşit otu yemeleriyle ön plana çıkıyorlar.


Bu özelliklerini en iyi anlatan bir deyim: “bahçene Giritli gireceğine, inek girsin”

Bildiğiniz midyenin üzerine limon sıkıp, çiğ çiğ yemek alışkanlıkları da vardır. Girit mutfağında zeytinyağı demek her şey demek. Onların bir yıllık zeytinyağı tüketimi, kişi başına 30 litre iken, bu oran ülkemizde maalesef yalnızca 1 litredir. Aynı zamanda: Girit insanında, asla kalp rahatsızlıkları görülmez, ciltleri parlak ve buruşuksuzdur.

Bunlar: elbette zeytinyağının mucizeleri. Gerçek bir sağlık iksiri. Zaten: her gittiğiniz restoranda olmasa da çoğunda; masaya oturduğunuzda, hemen zeytinyağı ve karabiber getiriyorlar. Ekmeğinizi, karabiber ekilmiş zeytinyağına keyfe bandırıp yiyebilirsiniz, muhteşem bir lezzet.


Kahvaltıda, yemeklerde, meze olarak hep zeytinyağı kullanılıyor.

Zeytinyağı: evlerde, manastırlarda, küçük değirmenlerde, büyük, modern fabrikalarda, çok özel organik çiftliklerde, her zaman her yerde üretiliyor ve tüketiliyor.

girit.yemek.souvlaki
Yunanistan Girit adası

 

İçkilere gelince. Malum bizim rakı, onların uzosu. Hiçbir fark yok. Gerçi işin uzmanları, belki aroma farkı yakalayabilirler, ama büyük olasılıkla, siz de ikisinin aynı olduğunu düşüneceksiniz. Yunanlıların bir çeşit daha rakıları var.

Bunun imside: ”tsikoudia”. Bu da, sözüm ona Girit’e özgü bir rakı çeşidi imiş. Ama: bu konularda biraz bilgisi olanlar, bunun da İtalyanların mahalli içkisi “grappasına” benzediğini söylüyorlar. Özellikleri mi? Tatsız, saf etil alkol içiyormuş gibi bir tat alıyorsunuz. Boğazınızı yakıyor. Sertliği yüzünden, küçük bardaklarda ikram ediliyor. Bildiğiniz gibi uzun rakı bardaklarında değil.


Burada yani Girit’te: içki olarak denemenizi önereceğim başlıca içki ise: sakız likörü. Bu hafif tatlı liköre bayılacaksınız. Hatta: hediyelik veya daha sonra kullanmak üzere, satın da alabilirsiniz.

DİĞER


Evet, Girit: Akdeniz’in ortasında: sarışın ve genelde yeşil gözlü insanların yaşadığı bir ada.
Ege denizinin bu en büyük adasının: uzunluğu 250 km. ve genişliği ise 54 km. dir. En dar yeri: 13 km. olan adanın kuzeybatı ucu: Mora’dan 110 km. kuzeydoğu ucu, Anadolu’dan 200 km. güney ucu ise Bingazi’den 325 km. uzaklıktadır.
İlk yabani zeytin ağacının, MÖ.60 bin yıllarında bu bölgede yetiştiği, ilk sistematik zeytinciliğin ise, neolitik çağda, yine bu bölgede yapıldığı biliniyor.

Buranın en büyük özelliklerinden biri de: her Giritli de olmasa bile çoğu Giritlide silah bulunmasıdır. Bazen: kızlarına ters bakan insanlara silah çekecek kadar silah meraklısı olduklarını duydum.

Girit’te trafik çok düzenli değil. Türkiye’yi aratmıyor. Tabelaları yetersiz ve özensiz. Araba kiralarsanız; trafikte biraz zorluk yaşayacağınız kesin.

Tavernalar, bizim Türkiye’de adlandırdığınız tavernalardan değil. Onlar, genel olarak restoranlara taverna diyorlar. Kapısında taverna yazan her yerde: canlı müzik, sirtaki, tabak kırma gibi bildiğiniz veya hayal ettiğiniz taverna ögelerine rastlamak mümkün değil.

GİRİT İNSANI


Girit insanı çok sıcak. Yolda kime bir şey sorsanız, size yardımcı olmaya çalışır. Neredeyse, herkes İngilizce biliyor. Turist olduğunuzu anladıklarında, ilk soru “nereden geliyorsunuz?” Türkiye’den yanıtını alınca, herkes yüzünde gülücüklerle karşılık veriyor. (Çok çok nadir, surat asan da görebilirsiniz)

Tıpkı bizim ülkede, Girit kökenli kişiler olduğu gibi, Girit’te de, Anadolu kökenli birçok kişi var. Mübadele sırasında, Ayvalık’tan birçok kişi Girit’e gitmek zorunda kalmış. Ama, bugün bunların çocukları ve torunlarına rastlıyorsunuz.

NE SATIN ALINIR


Minos uygarlığına ait figürler, zeytinyağı sabunları, çeşitli otlar en çok satılan hediyelik eşyalar. Rakı bardakları da yaygın, tercihinize göre ilginç gelirse alabilirsiniz. Hani, burada malum zeytin çok yoğun. Ama özellikle “delice” zeytinleri var, adaya özgü. Buradan hediyelik götürecekseniz, mutlaka o zeytinden götürmenizi öneririm.

girit.genel.2
Yunanistan Girit adası Gezilecek Yerler

GEZİLECEK YERLERİ

girit.kandiye.en güzel resim
Yunanistan Girit adası Heraklion-Kandiye

HERAKLİON (KANDİYE) ŞEHRİ:


Girit’in başkentidir. En kalabalık, en merkezi şehridir. Buraya: Türkler “Kandiye” demişler. Pek çok turistin, Girit’e ilk adımını attığı yer. Burada: 400 yıllık Venedik hakimiyetinden geriye çok şey kalmış.

Ada gezinizde, burayı merkez tutmalısınız. Burası: eski görünümlü bir kent. Evlerin hemen hepsi eskimiş. Yollar bakımsız. Sahil kesimi yıkık dökük binaların işgalinde. Romalılar döneminde önemli bir liman, Venedik’liler döneminde ise Egenin ticaret merkezi olan “Heraklion”: bugün tüm önemini yitirmiş, kalabalık, gürültülü, tozlu ve cazibesi azalmış bir kent görünümünde.

Kıyıda:

Görkemli Venedik kalesinin hakim olduğu liman, görüntüyü biraz olsun düzeltiyor.

Denize doğru uzanan limanın sonunda, Cenevizlilerden kalma bir kale var. Buraya: kules (kule) adını veriyorlar. Şehir oldukça hareketli. Trafik çok düzensiz. Bize oldukça tanıdık gelen: yol çalışmaları, kazılar, tozlu yollar, korna sesleri.

girit.aslanlı meydan çeşmesi.
Yunanistan Girit adası

Kent merkezinde, en sık rastlayacağınız objelerden biri de: çeşmeler. Girit’te egemenlik kuran çeşitli ulusların hepsi, bir sürü çeşme yaptırmış. Roma çeşmeleri, Osmanlı çeşmeleri. Çoğu: Venedik duvarları üzerine oyularak yaptırılmış. Kandiye’nin en bilinen yeri: Aslanlı çeşmenin olduğu meydan. Lion Square meydanı. Bu meydanda bulunan çeşme: yapımından yıllar geçse de, günümüzde hala akıyor. İsmi: Morosini çeşmesi. 1628 yılında yapılmış.

Meydanın diğer bir özelliği de:

Yine tanıdık isimlerin bulunması. “İzmir kebap” Evet: tanıdık isim, bildik tatlar. Kebapları mutlaka deneyin, çünkü gerçekten Girit’te aç kalmak, yemek beğenmemek mümkün değil.

Kentin en hareketli diğer bir meydanı: Venizelou Meydanı. Bu meydanın kuzeyinde liman, güneyinde ise alışveriş pazarları, batısında “Hanya kapısı” var.

Çarşısı: size çok tanıdık gelecek. Biraz “Mahmutpaşa”, biraz “Mısır çarşısı”. Sokakları temiz ama kıta Avrupa’sının pırıl pırıl sokakları yok.

girit.arkeoloji müzesi içi.1
Yunanistan Girit adası

HERAKLİON ARKEOLOJİ MÜZESİ

Müze: 4 katlı ve 20 odalı. Her katında, farklı dönemlere ait eserler sergileniyor. Müzeyi gezmek için: 2-3 saat zaman ayırmanız gerek. Zengin koleksiyonu ile gezilmeye değer yerlerdendir.

Özellikle: Helenistik heykeller, müzenin en ilgi çekici parçaları. Burada: Girit’in zengin tarihinde yer alan pek çok eseri bir arada görmeniz mümkün. Pişmiş topraktan yapılmış heykelcikler ise, ziyaretçileri Girit’in en eski antik çağlarına götürüyor. Ayrıca: ünlü Minos uygarlığına ait pek çok eseri bir arada görmeniz mümkün.

girit.festos diski.esasresim.1
Yunanistan Girit adası

Müzenin en ilginç parçası: “Phaistos Diski”. Phaistos bölgesinde yapılan kazılarda bulunan, yaklaşık 3500-4000 yaşındaki diskin özelliği, üzerindeki dilin hala çözülememiş olması. Bundan daha da ilginci: diskin üzerindeki yazıların elle çizilerek değil, Çin’de baskı tekniğinin bulunmasından 2500 yıl öncesinde, kile baskı tekniğiyle yapılmış olması. Phaistos diskinin çözülemeyen bu gizemleri, kimilerinin bu diskin uzaylılar tarafından yapıldığını bile ileri sürmesine kadar varmış.

girit.aghios.arkeoloji müzesi.
Yunanistan Girit adası Tarih Müzesi

GİRİT TARİH MÜZESİ

Küçük ama etkileyici bir müzedir. Modern, doyurucu ve iz bırakan bir düzenlemesi var. 1953 yılında, Girit Tarihi Araştırmaları Derneği tarafından kurulmuş.
Müzenin birinci katında: tarihi süreci takip ederken, İngilizceye çevrilmiş, savaş dökümanları, size günümüz yanlı haberleri anımsatacak. Yüzyıllarca, Osmanlı hakimiyetinde yaşamış olmalarını, adeta yok sayıyorlar. Kayıtlara göre, adada gerçekleşen çatışmalarda ( her nasılsa) örneğin 2800 Hıristiyan’a karşılık, 36.000 Türk ölmüş görünüyor. Bunun dışında; Osmanlılar, ada yaşamında neler yapmışlar, neler bırakmışlar, hiçbir bilgi yok. Yalnızca, müzenin dördüncü katında, küçücük bir camekan içinde ”ve adadaki diğer azınlıklar” diyerek, birkaç parça resim ve birkaç parça bilgi var. Ancak, pek de önemli değil.


Evet müzenin ikinci katı: Dünyanın en sevilen Yunan yazarı (“Zorba” adlı romanın yazarı) Kazancakis; Girit-Heraklion doğumlu. Odasının orijinali, notları, çantası, fotoğrafları, başka dillere çevrilen kitapları ve kitapların çeviri baskıları, kişisel hatıraları, dünya basınında çıkan haberler; imrendirici bir yorumla sunulmuş ziyaretçilere. Grafik tasarımlar, videowall tasarımlar, slayt oyunları, orijinal parçalar, film gösterileri.

Müzede Kazancakis’in yaşamına tanık olmak yalnızca büyük yazara ve şehrine bir kez daha hayran olmakla bırakmıyor kişiyi. Bu arada: bu ünlü yazarın, şehir merkezindeki meydanda, bir de anıtını görebilirsiniz.

girit.genel.4
Yunanistan Girit adası Venedik Surları ve Limandaki Kale

VENEDİK SURLARI VE LİMANDAKİ KALE

Görülmeye değer Venedik izlerindendir. Kale: şehrin önemli yapılarından biri. Havaalanı ya da limandan şehir merkezine doğru ilerlerken, hemen kendini gösteren kale, kenti boydan boya çevreleyen Venedik duvarlarının, denize uzanan ucunda yükseliyor. Hemen karşısındaki kıyıda ise, cephanelikler duruyor. Zamanında: saldırılara karşı kent buradan korunuyormuş.

AZİZ MİNAS KATEDRALİ

Aziz Minas: Mısırlıdır. 1941 yılında, Girit’te İraklion şehrinin; Almanlar tarafından bombalanmasından kurtulmasında aktif rol oynamıştır. 1942 yılında Almanların Kuzey Afrika’dan kovulmasında da aktif faaliyet göstermiştir. Bu büyük mucizevi faaliyetleri yüzünden, Mısır’ın koruyucu azizi olmuş.

Kriti İraklio’nun koruyucusu ve Kıbrıs’ta da sıtma doktoru oldu. Yapmış olduğu bu büyük işleri için, Hıristiyanların kendisine besledikleri sevgiden dolayı, onun adına birçok yerde manastırlar ve kiliseler yaptırılmış. Bunun sonucunda, evrensel saygı duyulan bir sima haline gelmiş. Evet, burada da, onun adına yaptırılmış bir kilise var. Kentin önemli kiliseleri arasında.

girit.agios titos kilisesi.
Yunanistan Girit adası Agios Titus Kilisesi

AGİOS TİTUS KİLİSESİ

Osmanlılar döneminde cami olarak kullanılmış. Bizans döneminde 962 yılında yapılan ve Venedikliler tarafından onarılan bina, 1925 yılında bir kez daha yenilenmiş. Şu an Ortodoks kilisesi olarak hizmet vermeye devam ediyor.

DİKTE MAĞARASI

Kandiye’nin 50 km. kadar doğusunda bulunuyor. Efsaneye göre: Zeus, Girit’ke bu mağarada büyüdü. Annesi Rheia, onu çocuklarından biri tarafından tahttan indirileceğine inanan kocası Kronos’tan burada sakladı.


Biraz daha ayrıntıya girmek gerekirse: Rheia; aslına bakarsanız, bize pek yabancı değil. Kybele. Aslen: Anadolu’lu bir tanrıça, hem de ana tanrıça. Kybele; Rhea olarak Girit’i ziyaret eder.

Yalnızlığı dolayısıyla: güneş ve buhardan, sevgili olarak Kronos’u yaratır. Analık duygusunu ve özleyişini doyurmak üzere, Dikte Mağarasında, bir güneş oğlu doğurur. Kronos ise, çocukları kıskandığı için onları öldürmektedir. Kybele; bu işe çok öfkelenir. Kronos’un sol elini ister ve beş parmağını keserek, Daktil’ler, yani beş parmak tanrılarını yaratır. Kybele; altıncı olarak doğurduğu tanrıya: “Zagreus” adını verir.
Muhteşem güzel bir mağara. Anlatmak değil, görmeniz gerek, mutlaka gidin.

 

KNOSSOS ŞEHRİ:

Knossos’ta Saray çevresindeki 10 kilometre kare genişliğinde bir bölge, on yıllar boyunca Atina’daki İngiliz Arkeoloji Okulu tarafından incelenmiştir. Kazılar ve yüzey araştırmaları kapsamında neolitik çağ, tunç çağı ve klasik antikçağa ait yapılar, mezarlar, yollar ve diğer öğeler genel kent planına kaydedilmiştir. 

Amnisos’taki kıyı yerleşiminin Knossos’un limanı olarak hizmet verdiği anlaşılmaktadır.

Bu bölge üzerine uzman olan Hood, yeni saray döneminde Knossos’taki saray ve kentin 75 hektarlık bir alan kapladığını ve 12.000 nüfusu olduğunu tahmin etmiştir. Alanı 20 km kare olarak tahmin edilen kent, liman ve hemen civarındaki art bölge dahil geniş Knossos bölgesinde, 15-20.000 kişinin yaşamış olabileceği tahmin edilmektedir. 

Knossos şehrindeki, günümüze ulaşan en önemli bölge “Büyük Saray” dır. Tamamen açığa çıkarılmış tek yeni saray dönemi, Minos kasabası Gournia’dır.

Doğu Girit’deki bir tepenin üzerinde, denizin kenarında bu küçük yerleşim, 20’nci yüzyıl başlarında Amerikalı Harriet Boyd Hawes tarafından kazılmıştır. 

Bu dönemde, Gournia’da tepenin üzerinden yerleşime egemen durumda saray benzeri bir yapı vardı. Tepenin yamaçları, dolambaçlı taş döşeli sokaklara bölünmüş küçük ev bloklarıyla kaplıydı. Evler genelde iki katlı olup, zemin katında hayvanlar ve depolama için kullanılan odalar, üst katta da ev sahibinin yaşam alanı bulunurdu. Evin merkezinden yukarı bir merdiven çıkardı. Buradan düz çatıya veya hafif materyallerle kaplı (örneğin saman örgü) terasa çıktığı yerde inşa edilmiş bir örtüyle korunurdu. Bu ve başka özellikleri, Knossos’dan çıkan Kasaba Mozaiği adı verilen bir dizi küçük fayans levhada ve Arkhanes’te bulunan şaşırtıcı bir kil ev modelinde de görülür.

Bu sarayın bulunduğu yerde, ilk saray yapısı MÖ 2000 yılında yapılmıştır. Ancak bu saray yaklaşık 300 yıl sonra MÖ 1700 yılında büyük bir depremde yıkılır. Ancak, eskisinin yerine, daha büyük ve yeni bir saray inşa edilir. Bu büyük saray, Minos kültürünün en büyük başarısı ve aynı zamanda Girit’te kurulmuş en güçlü şehir devletinin merkezi olmuştur. 

 

girit.knossos.en güzel resim
Yunanistan Girit adası Knossos Sarayı

MİNOS’UN SARAYI

Kent merkezine 8 km. uzaklıkta, güneye düşüyor. Kent merkezinden; her 15 dakikada bir kalkan otobüsler ile gidebilirsiniz. Kandiye şehrinin, 3 km. güneydoğusunda bir tepe üzerindedir.

Salonları, odaları ve bahçeleriyle, 63 bin metre karelik bir alana yapılmıştır. Kereste ve taştan yapılmış çok katlı yapının, 1400 odası olduğu söyleniyor. Sarayın su sistemi, çömlekten oluşturulmuş borularla yapılmıştır. Tuvaletlerde ise sifon sistemi bulunuyormuş. Duvarlar alçı kaplıdır ve üstlerinde ve tavanlarda muhteşem freskler bulunmaktadır. Bu resimlerde, balıklar, çiçekler, boğaların üzerinden atlayan gençler, prensler, saray kadınları resmedilmiştir. 

Yapı kalbini oluşturan ortadaki dikdörtgen bahçenin çevresinde dizili, dört ek binadan oluşmaktadır. Bu her bir bölümün ayrı işlevi vardı.

Evet, su saray: Minos medeniyetinin tipik özelliklerinin kaynağıdır.

 

Arkeolojik Araştırmalar:

İlk olarak 1878 yılında, bir tüccar ve aynı zamanda antikacı olarak bilinen, yani arkeolojiyle bir ilgisi olmayan Minas Kalokairinos tarafından, Büyük Sarayın batı kanadındaki bazı bölümlerin ortaya çıkarılmasıyla Kaunos şehri kalıntıları keşfedilmiştir. 

Ancak bölgedeki ilk düzenli kazılar, 1900 yılında, Amerikalı Sir Arthus Evans tarafından başlatılır. 

Kendisi, bölgenin tamamını satın alır ve 1932 yılına kadar olan süreçte, araştırmalarına devam eder. Bu araştırmalarda, sarayın ana kısmı, şehrin büyük bölümü ve birçok mezarlık ortaya çıkarılır. 

Aynı zamanda, kamuoyunun kalıntıları daha iyi anlayabilmesi için mimarinin ve çeşitli nesnelerin bazı kısımları da restore edildi. 

Knossos’da yerleşim, neolitik dönemde başlamış ve tunç çağı boyunca, hatta sonrasında devam etmiş olmasına rağmen, günümüzde görünen kalıntılar büyük ölçüde Yeni Saray dönemine ve onu izleyen 75 yıla yayılan (yaklaşık MÖ 1700-1375) altın çağına aittir.

1.3 hektarlık bir alan kaplayan saray, alçak bir tepenin üstünde, denizden 10 km içeride sulak bir vadide, günümüzdeki Kandiye (Herakleion) kentinden fazla uzak olmayan bir bölgededir.

Bu alan tahkimatsızdır, hatta savunma duvarlarının eksikliği Yeni Saray dönemindeki Minos kasaba ve saraylarının çarpıcı bir özelliğidir. 

Tahkim eksikliği, belki de adada Knossos’un önderliğinde bir siyasal huzur çağına işaret eder. 

Saray kompleksi konut (gerçi burada kimin oturmuş olduğundan emin olunmamaktadır), idari merkez, hazine, tarım ve imalat ürünleri için depolama ve kült merkezi gibi pek çok işleve hizmet ediyordu. 

Genel olarak geride kalan bodrum katıdır ve yukarıda sayılan etkinliklerin çoğu küçük bodrum odalarından anlaşılmıştır. 

Altık büyük ölçüde yok olmuş üst katların görünüş ve amaçları belli değildir. Her şeye rağmen, bu kısımların tekrar canlandırılmasına yardımcı olabilecek bazı kanıtlar mevcuttur.

Güneydoğuda “Konut Bölümü” ndeki Büyük Merdiven, en az üst üste dört katı birbirine bağlıyordu.

Sarayın batı cephesindeki düzenli girintiler, kalınlaştırılmış zemin katı duvarları, dökülmüş molozlar (parçalanmış duvar resimleri gibi) ve üst katlarda yerlerinde bulunan büyük sütun kaideleri, üst katlardaki büyük kamusal odaların bir bodrum odaları öbeğinin üstünü kapladığına işaret ediyordu. 

Dolayısıyla sarayın orijinal görünüşü, daha geniş ve küçük odaların genel dengesi, günümüzdeki canlandırılabilenden çok farklı olmalıdır. 

Knossos’taki saray, karmaşık planı ile daha sonraki Yunanlıların çarpıcı efsanelerinden Kral Minos ile Minotauros ve labirente bağlanır.

 

Efsane:

Mitolojiye göre: Minator (Minos’un Boğası anlamına geliyor) ve labirent efsanesi, bu antik kentte gerçekleşiyor. Hani şu Daidalos ile oğlu İkarus’un bal mumundan kanatlarıyla uçarak kurtulmak istedikleri labirent.

Konossos’ta labirentin izleri kalmamış ama uçabilmenin özgürlüğüne kapılıp, güneşe daha da yakınlaşmak isteyen İkarus’u anacaksınız. 

Evet, efsaneye göre: Minos’un karısı Pasiphae bir boğaya karşı tutkuya kapılır. 

Usta Daidalos’a içine girebileceği bir inek modeli yaptırır. 

Model o kadar ustacadır ki boğa aldanır.

Sonuçta Pasiphae yarı insan, yarı boğa Minotauros adı verilen bir canavar doğurur. Önce bir şok yaşarlar, ama bu yaratığı başkalarına gösteremeyecek olduklarını düşünürler ve ona “Minotauros” adını vererek, Knossos Sarayında ünlü mimar Daidalos’un tasarladığı labirent (Labyrenthos) biçimindeki daracık ve kasvetli olan sevimsiz bir koridora hapsederler. 

Minotauros: karnı acıktığında, gök gürültüsünü andırır vahşi ve güçlü sesiyle bağırır. Bunun üzerine, kendisine, özensiz hazırlanmış yiyeceklerden ya da pişirilmemiş vahşi hayvan parçalarından oluşan yiyecekler verilir. Evet, her şeye rağmen, bu zavallının yaşadığı hücrenin benzersiz bir manzarası vardır. Alabildiğine görkemli bir vadiye bakıyordu. Evet, günümüzde bu hücreyi görebiliyorsunuz. Sarayın duvarlarında halen görülen freskler ise, insanı büyüleyecek güzelliktedir. 

Efsanenin bir başka yönü daha var. 

Theseus, Atina kralı Aegeus’un oğludur ve Girit kralı Minos’un Atinalıların oğullarını öldürtmesine müthiş kin duymakta ve intikam duygusu ile yaşamaktadır. 

Çünkü her yıl 7 Atinalı genç erkek ve Atinalı 7 bakire kız, yarı insan-yarı hayvan şeklindeki korkunç yaratık Minotauros’a verilmek üzere adaya gönderilmektedir. 

Theseus, bu korkunç canavarı öldürmek için adaya gönderilen 7 Atinalı gençten biri olmak için gönüllü olur. Diğer kurbanlar ile birlikte, siyah yelken açan bir gemiyle, Girit adasına doğru yola çıkarlar. Ancak yola çıkmadan hemen önce, Theseus’un babası, Atina Kralı Aegeus, oğluna Minotor’u öldürürse, aynı gemiyle geri dönerken, siyah yerine beyaz yelken çekmesini söyler. 

Evet, kurbanlar Knossos şehrine varırlar. Ancak, Minos kralının kızı Ariadne, kurbanlar içindeki Theseus’a aşık olur. Theasus’un asıl amacını öğrendiğinde ise Minotor’u öldürmesi için ona yardım etmeye karar verir. Ariadne, Theseus’a Minotor’u öldürdükten sonra, labirentten çıkabilmesi için ipek bir iplik verir. 

Theseus, uzun bir mücadele sonunda, Minotor’u öldürür ve sevgilisi Ariadne ile birlikte, geldikleri gemiye binerek Atina’ya doğru yola çıkarlar. Ancak Theesus, Ariadne’yi daha sonra almak üzere Naxos adasına bırakır. Bu arada, babasına verdiği sözü unutur ve bindiği gemideki siyah yelkeni değiştirmez, bunu gören Atina Kralı, oğlunun öldüğünü düşünür ve kayalıklardan atlayarak intihar eder. 

Her ne kadar tunç çağında Minos veya ailesinin varlığına dair hiçbir kanıt olmasa da, Evans’ın “Minos Sarayı” adını verdiği kalıntılar labirent efsanesini akla getirir. 

Planda bol miktarda küçük oda görülür ve ilk bakışta bu pek anlamlı gelmez.

Ama Minos mimarisi kendi mantığına sahipti.

Gerçekten de, saraylar ile diğer alanlar arasındaki genel benzerlikler, labirentimsi planın Knossos’a has değil, genel bir özellik olduğunu ve bu kat planlarının bilinçli şekilde yapıldığını gösterir. 

 

Sarayın iç mimarisi:

Knossos’taki saraya kuzeybatı yönünden, günümüzde Kraliyet Yolu olarak bilinen taş döşeli sokaktan yaklaşacak olursanız: ilk olarak birbiriyle dik açıyla buluşan sığ basamaklı, biri sarayın kuzey girişine doğru doğuya, diğeriyse saltaşı döşeli batı avlusuna ve batı girişine doğru güneye giden iki merdivenden oluşan alçak bir komplekse ulaşılır. 

Merdivenlerin dibindeki taş döşeli küçük alanda ritüel dansların yapıldığını düşünen Evans, bu bölgeyi Tiyatro Alanı olarak adlandırmıştır. 

Bu merdivenlerin muhtemelen insanları sarayın iki girişine yönlendirmek gibi bir işlevi vardı.

Sarayın boyutları düşünüldüğünde iki saray girişi de mütevazidir.

Burada büyük holler yerine, orta avluya veya üst kata merdivenlere ulaşan dar koridorlara çıkıyordu.

Kuzey girişten, üst kattaki bir şölen odasını destekleyen, sütunlu holün bir tarafından geçilir. 

Hemen doğuda çok sayıda pişirme kabı bulunması, buralarda bir mutfak olduğunu ima eder. 

 

Orta Avlu:

Dikdörtgen biçimli orta avlu, tüm Minos saraylarının standart bir niteliğidir. 

Knossos’takinin boyutları yaklaşık 50 x 25 metre olup, diğer saraylardakinden biraz daha geniştir. 

Kuzey-güney yönünde uzanan avlunun merkez ekseni, güneyde başlıca coğrafi öğe olan Yuktas Dağının çentikli zirvesine doğru bakar.

Minoslular dağ tepelerini kutsal kabul ederdi. 

Zirve yakınlarına tapınaklar inşa ederler ve bazen de burada olduğu gibi önemli yapılarını onlara doğru yerleştirirlerdi.

Sarayın çoğu kısmına erişim sağlamanın yanı sıra orta avlu aynı zamanda boğa sporlarının yapıldığı yer olabilir. 

Minos sanatının günümüze ulaşan örnekleri arasında erkekler (veya oğlanlar), kadınlar (veya kızlar) ve boğaların dahil olduğu bir spora dair birkaç tasvir de vardır. 

Bunlardan biri sarayın kuzeydoğu sektöründeki Taş Musluk Avlusundaki Boğa Atlayıcıları Freskin’de (ayrıca Toreador Freski olarak da bilinir) bulunur.

Bu resimlerden elde edilen kanıtlar, biraz akıl karıştırıcıdır, ama anlaşıldığı kadarıyla spor ya boynuzlarından tutarak ya da sırtına ellerini koyup güç alarak bir boğanın üzerinden atlanması şeklindeydi.

Bazı tasvirlerden görüldüğü kadarıyla boynuzlanma riski büyüktü.

Bu sporların dini veya sükelür hangi bağlamda yapıldığı bilinmiyor. 

girit.knossos sarayı saklama kapları.1

Bodrum odaları:

Orta avlunun batı yanındaki bodrum odaları, kült faaliyetlerine ayrılmıştı.

Kuzey duvarına bitişik durumda, sırtı alev biçiminde kesilmiş, kolsuz, taştan bir koltuğa dayanarak Evans’ın Taht Odası adını verdiği yer aslında bir kült odasıydı. Burada karşılıklı duran bir duvarın içine döşenmiş bir taht bulunur. Bu kraliyet tahtıdır.

Bu küçük kompleks koltuk, duvarlar boyunca taş sekiler, duvarlarda boyalı griffon (aslan vücutlu, kartal başlı, büyülü koruyucu varlıklar olan hayal ürünü yaratıklar) resimleri ve ana odaya bitişik, kutsal su havuzu adı verilen ana odanın zemininden aşağı inen ve iki merdiven ile erişilen, alçı taşla kaplı bir çukurdan meydana geliyordu.

Minos saraylarının ve villalarının başka bir standart özelliği olan kutsal su havuzları, yıkanmak için (Minoslular zaman içinde kil küvetlerde yıkanmaya başladılar) veya ritüel mesh veya gusül amacıyla da kullanılabiliyordu. 

Küvetli banyonun duvarlarında, narince olmayan hatta biraz hoyratlığa yatkın olan pastel mozaikli duvarlar muhteşemdir. 

Evet bunlar, narsistçe davranan, kişisel hijyenin yanı sıra, estetik güzelliğe çok fazla önem veren, en güzel olmak için çabaladıklarından, günlük banyolarını yaptıkları küvetlerinin içine vadide yetişen bir takım otlardan ve mis kokulu kır çiçeklerinin taç yapraklarından atan ve banyolarından sonra da vücutlarını zeytin yağı ile ovan ya da vücutlarına diğer kişi tarafından masaj yaptırtan, harikulade bilinçli insanlar.

Taht Odasının güneyinde, üst kata çıkan geniş merdivenlerin ardında, Üç Mihraplı bir cephe ve Tapınak Mahzeni adı verilen, yere kazılmış içi taş döşeli, iki çukurun da dahil olduğu kült eşyaların saklandığı ambarlar vardı.

 

Minos Heykelleri:

Buralarda, hepsi Minos heykellerinin tipik özelliği olan, çok katlı, fırfırlı etekler ve göğüsleri açıkta bırakan dar kısa kollu ceketler giyen, kollarına yılanlar sarılı olan kadın heykelcikleri bulunmuştur. 

Bu figürlerin Minosluların taptığı tanrıların başında olduğu sanılan tanrıçayı temsil ediyor olabilir veya bu kadınlar rahibeler olabilirler.

Heykeller cam yakın bir madde olan fayanstandır. 

 

Dar depo odaları:

Kült odalarının batısında, kuzey-güney doğrultusunda bir koridora bağlanan bir dizi dar depo odası vardır.

Bu odalarda içi alçıtaşı, alçı veya kurşunla kaplanmış ve yere dikilmiş kutular ile pithos’lar (büyük kil testiler) bulunmuştur.

Pithoslar, Minosluların geçim temelli (tarımsal) ekonomisinde önemli ürünler olan zeytinyağı, tahıl ve mercimek için kullanılırken, kutular değerli eşyaların yanı sıra gıda ürünleri saklamakta kullanılırken, Knossos’un daha sonraki Saray sonrası dönemin ekonomisi hakkında önemli bilgiler Lineer B yazısıyla yazılmış kil tabletlerden elde edilmiştir. 

Ama bu tabletler, sarayın Mykenailerce işgal edildiği dönemle bağdaştırılmıştır. 

Daha önceki Minosluların denetimindeki ekonomik faaliyetleri ne kadar yansıttıkları net değildir. 

girit.knossos sarayı.1

Kuzeydoğu ve Güneydoğu söktörü:

Sarayın kötü derecede hasarlı kuzeydoğu sektörü, taş vazo üretimi gibi zanaatların atölyelerinin merkeziydi.

Güneydoğu sektörü ise Konut Bölümü idi.

Evans’ın rekonstrüksiyonları sayesinde, ziyaretçiler bu odaları daha iyi anlayabilirler. 

Tepenin güney ve batısı gibi doğrusu da aşağı doğru eğimlidir.

Ama bu yanda sarayı inşa edenler eğimden yararlanarak orta avlunun hizasından iki kat aşağı kadar tepeyi oymuşlardır. 

Oval kesitli, aşağı doğru incelen ve yuvarlak siyah başlıklara sahip kırmızı sütunlu bir Büyük Merdiven (kırmızı ve siyah renkleri duvar resimlerinden elde edilen kanıtlara göre restore edilmiştir) buradan aşağıya iner.

En alt kattaki ana odalara Evans, Kraliçe’nin Megaronu ve İki Başlı Balta Holü adını vermiştir. 

Her ikisi de Minos ev mimarisinin kilit özelliklerini sergiler. 

girit.knossos.genel.1

Kraliçenin Holü:

Mykenai saraylarının megaronlarıyla karışmasını önlemek adına Kraliçenin Holü olarak adlandırılması, daha uygun olacak mekan, kutsal su havuzu bulunan bir ana oda ile batı tarafında buraya bağlı bir hamamdan meydana gelir. 

Doğuya doğru bakıldığında ilk önce bir dizi dörtgen sütun, onların ardında da çift kolonlarla gidilen bir ışık kuyusu, yüksek duvarlarla çevrili minik bir açık hava avlusu görülür. 

İlk sıra sütunun yanlarında, ahşap kapı kanatlarının sıcak aylarda hava dolaşımı istendiğinde katlanıp sokulabileceği veya ana odayı dışarıya kapatmak için sütunlar arasındaki boşluğa doğru açılabileceği nişler bulunur. 

Bu tür, kısmen ya da bütün olarak bir dizi sütunlardan bir duvara dönüştürülebilecek bölmelemeye kapılı sütunlu bölge denir. 

Işık kuyusu, bu alt kata hava ve ışık sağlıyordu.

Kraliçe’nin Holü çoğu geometrik desenlerden oluşan duvar resimleriyle bezenmişti.

Kuzey duvara bir yunuslu fresk yerleştirilmiştir.

Ama orijinal yeri burası değildir.

Yandaki ışık kuyusunda bulunan resim parçaları, yukarıdaki odalardan birinin süslü zemininde düşmüştü.

Fresk, Minosluların sanatsal tema olarak deniz canlılarına duyduğu sevgiyi gösterir. 

Kraliçe’nin Holünün bir yatak odası olduğu sanılıyor. 

Ama modern zamanlarda verilen bu havalı ada rağmen aslında kimin odası olduğu bilinmiyor. 

Batıya doğru bir koridordan küçük odalara, üst katlara çıkan merdivenlere ve bir tuvalete ulaşılıyordu.

Tuvalet sarayın bu kısmında sıhhi temizlik sağlayan kapsamlı bir taş döşeli kanalizasyon sistemine bağlanıyordu. Burada, dünyanın ilk kanalizasyon sistemindeki akıl almaz düzende görülen ve sağlam kalan künkler göreceksiniz. 

girit.knossos saray kalıntısı.2

İki Başlı Balta Holü:

Daha büyük olan İki Başlı Balta Holü’nün planı biraz daha farklıydı.

Alçı taşından saltaşlarıyla döşeli ve kapılı sütunlu bölmelerden bakıldığında ikinci bir odanın içinden bir ışık kuyusunun göründüğü bir ana odası vardı.

Ama burada ana odanın üç yanı, kapılı sütunlu bölgelerle kapalı ve ikinci oda da ilki kadar büyüktür.

Ayrıca, ışık kuyusunun aksi yönde, ana oda bir kolonada ve terasa dönüşür.

Buranın aşağıda bir dere ve ileride dağ yamacı ile özel ve huzur verici bir bahçe veya ağaç korusu manzarası olduğu düşünülebilir. 

Holün adı, duvarlarına oyulmuş sembollerden gelir.

Çift başlı balta Minoslular için mistik açıdan önemli gibi görünmektedir. 

İster özel daire, ister kamuya açık kabul odası olsun, bu odada neden bu kadar çok balta oyması bulunduğu bilinmemektedir.

  

KANDİYE ŞEHRİ YAKINLARINDA KUMSALLAR

Kent merkezine yakın; “Hersonissos” bölgesinde denize girebilirsiniz. Burada; plajlar var. Girişleri ücretsiz. Yalnızca, yapacağınız etkinliğin (bungee jumping, su kayağı, kaydırak vs. gibi) ücretini ödüyorsunuz. Deniz, kumsal ve şezlonglar ise, herkese açık. Bunun dışında: bu bölgede, çok sayıda bakir koylar da var. Buralar: tesislerin olduğu yerler gibi kalabalık değil. Ancak: kıyıları kum değil, çakıl taşlı.

girit.aghios.liman.güzelreism
Yunanistan Girit adası Hania-Hanya

HANİA (HANYA) 


Girit’in diğer bir önemli kentidir. Osmanlı’nın en sevdiği kasabadır. Adaya giden turistlerin, Kandiye’den sonraki adresleri Hanya’dır. Girit’in kuzeybatı kıyısında yer alır. Osmanlı döneminde adanın idari merkezi konumundaydı. Günümüzde önemli bir turizm merkezi olan kent, 70 binlik nüfusuyla, Kandiye’den sonra, adanın ikinci büyük yerleşim bölgesidir.

Eski limanı, tarih kokan sokakları, şirin kahveleri, birbirinden otantik restoranları ile hoş bir manzara çiziyor. Venedik izleri, kalesi ve mimarisiyle her noktasında kendini gösteriyor. Tipik bir Akdeniz kentidir. Osmanlılar bu kenti ilk aldıkları zaman: limana ayak basan ilk yeniçerinin adına, bir cami yaptırmışlar. Hasan Camii. Limanın en ucundadır.

Caminin minaresi:

1970 yıllarına kadar duruyormuş. Ancak, sonrasında çıkan bir fırtınada, yerle bir olmuş. Ancak: satılan kartpostallarda o minareyi görmek mümkün. Bu cami: Venedik çizgisinin baskın olduğu Hanya kentinde bulunan en önemli Osmanlı eseridir.

Vakıflar aracılığıyla özel mülkiyete geçen yapı, artık galeri olarak kullanılıyor.

Birbirinden güzel evlerin sıralandığı eski liman, daracık sokaklar, küçük kahveler, restoranları ile Hanya: tipik Akdenizli. Romalılar, Bizanslılar, Venedikliler, Cenevizliler, Osmanlılar ve Mısırlılar, bu kente sahip olabilmek için oluk oluk kan akıtmışlar. Osmanlı: Girit’te, ilk burayı almış ama, o zamandan bu zamana bir tek limandaki “Yeniçeri Camisi” ayakta kalabilmiş. Venedik ise: kalesiyle, mimarisiyle her köşeye damgasını vurmuş.

Liman ve kalesi, kentin en ilgi çekici noktalarından biridir. Liman bölgesi boyunca, lezzetli Akdeniz balıklarından tadabileceğiniz lokantalar var.

Hanya’da arkeoloji ve denizcilik müzeleri, tarih hakkında bilgi sahibi olmak için birebir.

Hanya:

Sebze, baharat, taze balık satılan kapalı pazarı, hediyelik eşya satan küçük dükkanları, balık restoranları ile bildik bir Akdeniz kenti. Tıpkı Cunda, Alaçatı, Çeşme, eski Bodrum gibi. Sokaklarda dolaşıp durun, hiç yabancılık çekmesiniz.

Hanya’nın yakın çevresini gezmek isterseniz: otobüsle gidebileceğiniz: “Kastelli Kisamou”yu önerebilirim. Bir sahil kentidir. Güzel kumsalları var.

girit.resmo limanı.en güzel
Yunanistan Girit adası Retimnon-Resmo

RETİMNON (RESMO)


1924 Nüfus Mübadelesi öncesinde adada Türk nüfusun yoğun olarak yerleşik olduğu şehirlerden biriydi. Bu nedenle, burada da Osmanlı çizgisi her köşede karşınıza çıkıyor. Heraklion ve Hanya ile otobüs ile bağlantı var. Ayrıca: yıl boyunca, Pire Limanı ile düzenli tekne seferleri de varmış.

Girit’in diğer turistik merkezlerine nazaran, hemen hemen hiç bozulmadan günümüze kadar gelmiş. Zarar gören yapılar ise, aslına uygun olarak restore edilmiş. 16’ncı yüzyılın: edebiyat, sanat merkezi olan Rethimnon da Girit’in gözde kentlerinden biri. Osmanlı: en çok bu kentte iz bırakmış.

Bir Venedik kilisesinden Osmanlılarca camiye dönüştürülen Nerantzes Camisinde, şimdi müzik sesleri yükseliyor. Çünkü: yapı, üçüncü dönüşümünde, kentin konser salonu olmuş. Buraya: “Loggia”ismi veriliyor. Venedik dönemine ait bu yapı, 17’nci yüzyıl başlarında yapılmış. Giriş güney yönünde, üç yarım daire kemerler üzerinde yükseliyor.

Venedik döneminde: soylular için toplantı ve dinlenme yeri olarak kullanılmış. Şehir Osmanlılar tarafından alınınca, Loggia’nın batı tarafına bir minare inşa edildi ve burası camiye dönüştürüldü.

Şehirde, bir de Türk Okulu var.

Saint Francis Kilisesinin yanında bulunuyor. Girişinin üzerindeki bir yazıtta; 1796 yılında inşa edildiği belirtilmiş.

İki katlı cumbalı evlerin sıralandığı daracık sokaklarda yürüyüş yapabilirsiniz ve kendinizi Foça’da, Ayvalık’ta veya Bodrum’da hissedebilirsiniz. En keyifli yanlarından biri de, kalabalık çarşısından içerilere doğru uzandığınızda, yan yana geçmekte zorlanacağınız o muhteşem, tematik fotoğraflara ev sahipliği yapan sokakları. Modernlik ve eski zamanın çekiciliği harmanlanmış. İyi turizm tesisleri var. Girit Üniversitesi Edebiyat Fakültesi burada kurulmuş. Sanatsal etkinlikler yoğun olarak yapılıyor.

Üstelik, kent merkezinden yürüyerek kumsala inilebiliyor. Bu sahil kıyısında yer alan şık butik otellerde konaklamak mümkün.
Resmo’da: Haziran aylarında şarap festivali düzenleniyor. Yaz aylarının gözde mekanlarından biri.

Burada bir Arkeoloji Müzesi var.

Müzede: Gerani Mağarası ve Ellenes Amariou mağarasında bulunan: figürler, takı ve aletler sergileniyor. Ayrıca: çeşitli seramiklerde var. Bunun yanında: Tarihi ve Halk Sanatları Müzesi (tablolar ve çeşitli halk sanatları eserleri sergileniyor) ve Folk Art Koleksiyonu (kostüm ve mücevherler sergileniyor, çanak ve çömleklerde var) sergilenen bir mekan var.

girit.matala.1
Yunanistan Girit adası Matala

MATALA


Mires istikametinde, güneye doğru ilerliyeceksiniz. Yol üzerinde Megari Verisi isimli küçük bir köyü geçiyorsunuz. Daha sonra: Deka kasabası ve en güneydeki Tibaki kasabasının yanında, Libya denizine bakan Komos antik şehrini geçiyorsunuz. Bu arada: Komos antik şehrinin bulunduğu bölgede, çadırlı kamping alanları var.
Matala: Komos Beach’in sağ yan koyunda. Sahil yolu yok. Heraklion ile arasındaki uzaklık: 67 km. Burası: antik kent devleti Gortys’in limanıymış. MÖ. 220 yıllarında, Helenistik dönemde: “Gorty kanunlarına ait olduğu belirlenen tabletlerde: evlenme, boşanma, mülk, satışlar, kölelik ve buna benzer yasalar: Dor-Girit lehçesiyle yazılmış.

Ayrıca

Roma dönemine ait kaya mezarlarına sahip bu küçük kasaba, son 40 yıldır da burada bir hippi kolonisi barındırıyor. Tüm işletmeler onlara ait. Kalınabilecek küçük evler var. Salaş cafeler ve lokantalar, enfes, bakir bir beach ve önünde “turkuaz” renkli Libya denizi. İçi ılık ve kumsuz, kireç taşlarıyla kaplıdır. Kum yerine, minik parlak taşlar var. Kendisiyle baş başa kalmak isteyenlerin gizli yeridir. Üstsüzler, ya da en çıplaklar. Beyaz dar sokakların arasında dolaşan yaşlanmış Hippiler.

Tüm dükkanlarda, hizmet vermekte olanlarda, onların çocukları ve torunları. Yiyeceklerin pek çoğu organiktir. Satılan renkli giysiler ve boncuklar harika. Evet, bu bakir diyarları görmelisiniz.

girit.lerapetra plajı.
Yunanistan Girit adası Lerapetra-Yerapetre

LERAPETRA (YERAPETRE)


Evet, burası Avrupa’nın en güneyi. Herakleion’a 106 km. uzaklıkta. Buradaki seralarda: sebze ve meyve üretiliyor. Ayrıca: doğu ve batıda güzel plajlar var. Şehir, son yıllarda, önemli bir ticari ve turistik merkez haline gelmiş.

Şehrin:

Kendi limanı ve bir Venedik kalesi (kales) var. Osmanlılar zamanında teslim alınınca, kendi ihtiyaçlarına göre, kasaba yeniden yapılandırılmış. Eski şehir, günümüzde hala bir durgunluk içinde. Orada, cami ve karşısında güzel ve restore edilmiş bir çeşme var. Şehrin arkeoloji koleksiyonu, Osmanlı Okulunda sergileniyor. Burada sergilenen eserlerden en önemlileri şunlar: ayin kapları ve diğer kaplar, kavanozlar, baltalar, kil çömlekçi çarkı, lahitler, kırmızı-figür kaplar, kabartma süslemeler, Yunan-Roma lambaları, Romal heykel Viglia ve tanrıça Demeter heykeli bulunuyor. Ayrıca: 1856 yılında inşa edilmiş, katedral görülmeye değer.

girit.aya nikolaos.1
Yunanistan Girit adası Aghios Nikolaos

AGHİOS NİKOLAOS


“Mirabello” körfezi kıyısında konuşlanmış olan bu şirin tatil limanı, kasabadaki arkeoloji müzesi ile görülmeye değer yerler arasında. Buranın en dikkat çekici yanı: denizin, çok ince bir kanaldan karaya doğru süzülerek küçük bir göl yaratmış olması. Buralılar: o girintiye, göl diyorlar. Gölün çevresinde, sıra sıra, ışıl ışıl restoranlar dizili.


Evet, Aghios Nikolaos, modern bir şehir olarak inşa edilmiş. Pek çok turist çeken pitoresk limanı ve çevresinde çok sayıda ilginç site var. Ayrıca: şık mağazalar, büyük restoranlar, tavernalar, barlar ve diskolar.
Burada birde arkeoloji müzesi var. Zengin ve ilginç eserler sergileniyor.

SİTİA (SİTYA)


Tarihi MÖ.4’ncü yüzyıla dayanan Bizans ve Venedik döneminde gelişmiş olan ve her Ağustos ayında, Sultaniye Üzüm Şenliklerinin yapıldığı bir yer. Adanın doğusunda. Şarap ve zeytinyağı üretim merkezidir.


Girit adasının en doğu kısmında bulunmaktadır. Burada: 1984 yılında açılan bir arkeoloji müzesi de bulunuyor. Ayrıca: Folklor Müzesi var. Burada: Sitya halkının günlük hayatta kullanmış oldukları: dokumalar, tahta ve yerel kostümler ve eserler sergileniyor. Evet: bu şehir: güzel meyhaneleri, yiyecek içecek stantları, restoran, bar ve kulüp ve kafeteryaları ile, turizmin hizmetinde. Ayrıca: canlı gece hayatı ve güzel plajlar gerçekten harika.

EL GRECO MÜZESİ


Resmo yakınlarında “El Greco” isimli bir köyde. Bu kişi: yani El Greco, İtalya’nın Toledo şehrinde bulunan önemli bir kilisenin duvarına, boylu boyunca “İsa’ya Peygamberliğinin müjdelenmesi” resmini yapmış. O çalışması, bugün hala çok konuşulan ve kıymetli bulunan bir çalışma imiş. Adını taşıyan bu köydeki müzede ise: diğer resimlerinin kopyalarına yer verilmiş. Amaç: köyün turistik ve sanatsal değerlerini, o köyde yaşamış birinin sahip olduğu ün sayesinde arttırmak. Asıl adı: Domenikos Theotokopulos olan bu zat, “El Greco” diye anılıyor.

İspanyol olan ressam, 1540 yılında, Kandiye yakınlarında doğmuş. Sonradan, vatanı olarak benimsediği ve “El Greco-Yunanlı” diye anıldığı İspanya’da 1614 yılında ölmüş. Adı, bugün Velazquez ve Goya ile birlikte, İspanyol resminin ustaları arasında sayılıyor. Önemli eserleri arasında: “Orgaz Kontu’nun Toprağa Verilişi”, “Espolio”, “İsa’nın Vaftizi”, “İsa Çarmıhta”, “Teslis” ve “Apokalypsis Görüntüsü” bulunuyor. El Greco Müzesinin hemen yanında, Panayia Kilisesi adlı küçük bir yapı var. O da görülmeye değer, zamanınız varsa, oraya da uğramalısınız.

girit.venedik kalesi.1
Yunanistan Girit adası

SONUÇ


Girit çok büyük bir yer. Burayı tam olarak keşfedebilmek için, asgari bir haftalık bir süreye ve bir araç kiralamanızı öneririm.

Yunan adaları genel özellikleriyle ilgili yazım.

Yunan adaları gezi planı hakkındaki yazım.

 

 

Yunanistan Andros adası

andros adası.1
Yunanistan Andros Adası

Yunanistan Andros Adası:

Yunan ana karasına en yakın adadır. Moda yarımadasının doğusundadır.

ULAŞIM

Atina’nın 29 km. doğusundaki Rafina Limanından 2 saat süreli bir feribot yolculuğu ile ulaşılabilir. Bu nedenle: ada, özellikle hafta sonları ve yaz tatillerinde Atinalılarla dolup taşar.

 

GENEL ÖZELLİKLERİ

Guruptaki diğer adalara nazaran, daha çok yeşil olan kıyıda ve tepelerde: zengin armatör ailelerinin güzel malikaneleri görülüyor.

Adanın kırmızı toprağı: Mykonos ve Paros’un çorak toprağı ile tezat teşkil ediyor.

Ada: güllük gülistanlık olduğu kadar, temiz meydanları, cadde ve sokakları, restore edilmiş Neo-klasik mimarili irili-ufaklı evleri ve billur gibi deniziyle göz kamaştırıyor. Buranın: gül tatlısı çok meşhur, mutlaka tadın.

Yalnız: bu adanın hiçbir turistik broşürde adını görmeniz mümkün değil. Çünkü: burada yaşayan insanların hali vakti yerinde, bu misafirperver insanlar, turist çekmek için hiçbir gayret göstermiyorlar.

Ada: aslında dinlenilebilecek bir yer. Barları, pubları, balık lokantaları var ama hepsi de kulak patlatmayı önleyen “desibel” kurallarına uyuyorlar.

Ada: geri kalan Ege adalarına oranla yemyeşil ve bol suyu var.

GEZİLECEKYERLER

KROHA KASABASI

Batı sahilinde: büyük “Gavrio Limanı”; bütün adaya hizmet veriyor. Ama: asıl kasaba: “Khora” dır.

Turist rotasının dışında kalan, adanın doğu kıyısı “Andros Kasabası” olarak bilinir. Khora’nın büyük bölümü; uzun yıllardır değişmemiş. Çünkü: Atinalı, hafta sonu ziyaretçileri; çekici kasaba evlerini yenileyerek, buraya zarif bir atmosfer kazandırmışlar.

MODERN SANAT MÜZESİ

Andros’un kültürel merkezi; “Goulandri” ailesine çok şey borçludur. Çünkü: Androslu merhum Vasilis ve Elise Goulandris ailesinin miras bıraktığı Golandris Vakfı: Avrupalı modern ressamların tablolarından, seçme bir koleksiyonun sergilendiği Modern Sanat Müzesini hizmete açmıştır.

Ünlü ressam Picasso’nun Antik Yunan tasarımları, burada sergileniyor. Bu geçici sergilemeler, bu müzede sürekli olarak yenileniyor. Başka sanatçıların eserleri de, zaman zaman sergileniyor.

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Goulandri ailesi: ayrıca, orijinali “Praksiteles” tarafından yapılan heykelin 2’nci yüzyıl kopyası olan Andros Hermesi’ni barındıran Arkeoloji Müzesinin kurulmasında da etkili olmuştur.

BATSİ BÖLGESİ

Merkezdeki Gavrio isimli ana limana nazaran, burası daha turistik. Evet, adada ana gezinti bölgesi olan “Batsi”, batı kıyısında, Gavrio’nun 8 km. güneyindedir. Küçük merkez, hala balıkçı kasabasının izlerini korumaktadır.

Ama; modern oteller ve apartmanlar da inşa edilmiş. Merkezdeki plajı: ailelerin, güney yönündeki “Delavogias Kumsalı” da, çıplakların gözdesidir.

Batsi’nin yukarısındaki tepelerde uzanan, 14’ncü yüzyıldan kalma “Zoodohos Pighi Manastırı”: adadaki birkaç tatlı su kaynağından biri olan ve en kutsal pınarlardan biri olan su kaynağını koruyormuş.

 

ZAGORA:

Andros adasının batı kıyısında MÖ 8’nci yüzyıldan bir kasaba olan Zagora, demir çağındaki mütevazi Yunan yerleşimlerinin bir örneğidir. 6-7 hektarlık bir alanı kaplayan Zagora, oldukça küçüktü. Ege Denizine tepeden bakan 150 metre yüksekliğindeki konumu, etkili savunma konusunda bir kaygı göstergesidir. Aşağıdaki sarp kayalıklar yerleşimi üç yandan korurken; karadan erişim de yaklaşık 40 metre uzunluğunda ve 2 metre kalınlığında, tek girişli bir duvar tarafından engellenmiştir. Su yakında mevcut değildi, bölgedeki pınarlardan taşınması gerekiyordu. Çatılardan dökülen yağmur suları da toplanıyor olabilir. Ortak duvarlı ev öbeklerinden oluşan kasabanın nüfusu 1.000 civarında olmalı.

Evler tek katlı olup, düz çatıları ahşap sütunlarla taşınan ahşap çatı kirişlerinin üzerine döşenen kille kaplı, ince kil taşı parçalarından meydana geliyordu. Büyük bir merkez oda ile genellikle bir avlu, depo ve hayvan barınağı amacıyla kullanılan ikincil odalarla beraber dikdörtgen bir planı oluştururdu.

Modern zamanlarda olduğu gibi o zaman da ana yapım malzemesi olarak tabakalara ayrılabilen yerel kiltaşı kullanılırdı. Yunan dünyasının farklı yerlerinden, örneğin ilkel Smyrna’da, güneşte kurutulmuş kerpiçten yaygın olarak kullanılır ve normalde nemin duvarları temellerini tahrip etmemesi için taş temeller üzerine yerleştirilirdi. Zeminler sıkılaştırılmış topraktandı, duvar ve çatılarda izolasyon için kilden yararlanılıyordu.

Zagora’yı kazan Avustralyalı ekip, kentin merkezinde ufak bir tapınak tespit etti. Bu kült mekanının geçmişi muhtemelen daha eskiye dayanıyordu. Ancak tapınak MÖ 6’ncı yüzyıl ortalarında, kasaba terk edildikten uzun süre sonra inşa edilmişti. Bu kutsal mekanın önemi anlaşıldığı kadarıyla köylülerin soyundan gelenlerce de yaşatılmıştı.

Zagora’daki  tapınak bağımsız olarak duruyordu. Sadece duvarlarının en alt kısımları kalmış olmasına rağmen yapım kalitesinin yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Tapınak bir sundurma ile çatısının düz olduğu düşünülen bir ana odadan meydana geliyordu. Binanın basit planı Yunanistan’daki demir çağı tapınaklarının bir tipik özelliğidir.

Normalde çok iyi korunamamış bu tapınakların orijinal görünümleri, MÖ 8’nci yüzyıl sonu, 7’nci yüzyıl başlarına tarihlenen biri Perakhora’dan, diğeri ise Argos bölgesindeki tanrıça Hera’ya adanmış Argos Heraion’undan iki kil modelle görülebilir. Perakhora’da bulunan modelin zemin planı apsisli  (bir ucu eğri) ve sazdan çatıları sembolize ettiği sanılan parabol biçimli  bir çatı profiline sahipken, Argos Heraion’unda bulunan daha sonraki modelin dikdörtgen biçimli bir odası ve sivri veya beşik biçimli bir çatısı vardı. Her ikisinin de dış cepheleri geometrik desenlerle bezelidir.

 

 

 

 

Yunanistan Santorini adası

genel.1
Yunanistan Santorini adası

Yunanistan Santorini adası; Atina’nın Pire limanından, 6-7 saatlik bir feribot yolculuğu ile gidiliyor. Ama feribot nispeten daha rahat ve ucuz. Ancak: biletleri erken ayırtın ve feribota erken gidin. Özellikle yaz aylarında, bazen biletler hemen tükeniyor ve bazen aynı koltuğa iki bilet kesiyorlar. Daha hızlı feribot seferberi de var ama fiyatı iki kat yükseliyor. Bunlar 3 saatte gidiyormuş.

Bir de hava ulaşımı var. Atina ile ada arasındaki uçuş sağlanıyor. Eğer bol paranız varsa, bu adada, aşık olduğunuz insan ile rahat rahat ve bol romantik anlar yaşayabilirsiniz. Bol paranız varsa; kesinlikle, manzaralı bir otelde, sevgiliniz veya karınız ile birlikte, romantik, sessiz ama pahalı bir tatil geçirebilirsiniz.

genel.2.gün batımı
Yunanistan Santorini adası Yeri

YERİ

Asıl adı: Thera iken, Venediklilerin buraya santa-irini adını vermesinden sonra, bu isme kavuşmuş. Yunan adaları içinde en güzel manzaraya sahip ve bu yüzden dünyanın en çok fotoğrafı çekilen adası.

Güney Ege Denizinde, Yunanistan ana karasına yaklaşık 200 km. uzaklıkta. Yaklaşık: 73 km. karelik bir alana sahip. Merkezde, bir lagün var ve bunun çevresi, yüksek sarp kayalıklarla çevrili. Lagün merkezinde, su yaklaşık 400-1300 metre derinlikte. Böylece: her türlü nakliye için güvenli bir liman olabiliyor.

Thera veya ortaçağdaki adıyla Santoron, Güney Ege’de bir zamanlar, tek ve düzensiz biçimli bir volkanik adanın parçaları olan bir takımadadır.

MÖ ikinci binyıl ortalarında volkan patladığında, adanın merkezi denize çökmüş ve suyun üzerinde geriye sadece parçalanmış dış çember, yani bugün görülen adalar kalmıştır. Tunç çağından beri devam eden volkanik faaliyetler, kalderanın ortasında yeni bir ada meydana getirmiştir. Buradan hala duman tütmeye devam eder.

Evet, adanın tarihi kayıtlarında görülen en büyük volkanik patlama: 3600 yıl önce, Minos uygarlığı sırasında olmuş. Bu patlama sırasında ortala çıkan volkanik küller ve dev tusunami dalgaları; 110 km. ötede, Girit’te kurulu bulunan büyük Minos uygarlığını ortadan kaldırmış. Hatta: bu patlama ile, denizlerin içinde yok olup, ortadan kalkan Atlantis ile bağlantı kuranlar da az değil.

genel.en başa gibi
Yunanistan Santorini adası Genel Özellikleri

GENEL ÖZELLİKLERİ

Santorini (Thira) adası: volkanik bir ada, yalnızca, dünyanın en büyük volkanik çöküntüsünü çevrelemesi nedeniyle bile olsa; dünyanın mutlaka görülmesi gereken, ilgi çekici yerlerinden biridir.

santorini.volkanik krater.1
Yunanistan Santorini adası

Santorini

Büyük bir yanardağ patlamasının, adanın ortasını atmosfere gönderip, dünyanın gelecek yıllardaki iklimini değiştirdiği, MÖ. 1500 yılına kadar, Kykladlar’daki diğer adalardan pek farklı değildi. Akdeniz’deki büyük gel-git dalgalarıyla gelen su; toprakta kalan 11 km. uzunluğundaki boşluğu doldurdu.

Adadan, günümüze kalanlar: asıl yuvarlak adanın dış kenarlarıdır. 300 metre yükseklikteki dimdik uçurumlar, ortadaki bu yanardağ kraterini kuşatıyor. Beyaz badanalı evlerden oluşan yerleşim yerleri: bu kraterlerin doruklarına yerleşmiş durumda. Bu görüntüsü ile, Santorini adası: uzaktan, kenarlarındaki kreması erimeye başlamış bir pastaya benzetilebilir.

Burada evlenmek moda. Ancak: bu moda nedeniyle, evlilik tarihi almak isteyenler 2 yıl sonrasına ancak alabiliyorlarmış. Evlendirme dairesi her an dolu imiş.

Adada ulaşım kiralık arabalar ile sağlanıyor. Yollarında araba ile gezerken ki bu pek uzun sürmez, çünkü ada ufaktır, yolun yanındaki toprağın ve kumsalın rengi sürekli değişmektedir. Ufak bir ada olmasına rağmen: havalimanı ve büyük bir limanı var. Limandan; yerleşim merkezine giden yol, koca bir dağı tırmanıyor, çok dik ve yılan gibi kıvrılıyor.

santorini.havaalanı.1
Yunanistan Santorini adası

Ada hilal biçiminde olduğundan, her noktasından iç deniz görülüyor.

Volkanın orta kısmından buharlar çıkıyor, bu esnada batan güneş sanki bu dünyanın güneşi değil, muhteşem bir görüntü. Oia denen yerdeki güneşin denize batışı, bunu görmek isteyen turistlerin yamaçlardaki evlerin önünde birikmelerine sebep oluyor. Her yer, gün batımı levhaları ile donatılmış. Burada, insanlar sanki güneş batışını ilk defa izliyorlarmış gibi.

Merkezden, iç denize teleferik var. Ama; eşeklerle inmek, turistlerin daha tercih ettikleri bir yol. Ancak: sizde, böyle bir yolu seçerseniz adrenaline hazır olun.

Volkanik kayaların içine oyulmuş otellerde kalmak, muhteşem bir duygu.

Evet, gezmek üzere bu adaya gittiğinizde, oraya varınca: doğuda, dik kraterin ilerisinde, güzel asma bahçeleriyle kaplanmış düzlükleri görecek ve şaşıracaksınız.

Aslında, burada her yıl 100.000 şişeden fazla şarap üretilip, dünyanın dört bir yanına dağıtılıyormuş. Asma bahçelerindeki sarmaşıklar son derece yaşlı ve dayanıklı. Winsanto diye adlandırılan şarabı meşhur.

Aslında, bu adanın iklimi üzüm yetiştirmek için uygun değil. Ama, halk asma dallarını bükmek suretiyle, varolan suyun minimum kayıp ile kullanılmasını sağlayan bir yöntem geliştirmiş. Bazı dükkanlarda, bükülmüş asma dallarının kurutulmuşları, dekoratif eşya olarak satılıyor.

Bu adada; öyle çok muhteşem güzellikte plaj yok.

Hem adayı gezmek ve tanımak hem de denize girmek için yapabileceğiniz en iyi şey: tekne ile volkanik ada turuna çıkmaktır. Ancak: bu tekne turuna çıkmadan önce, sakın 50 Euro’luk bir tura çıkmayın, perişan olursunuz.

Çünkü: ufacık bir takada, Avrupa ve Amerikan işçi sınıfından, 100 kişi ile omuz omuza dayanışma duygularınız güçlenir. Sizin iyi bir tekne turu için ödemeniz gereken para: 100 Euro civarında olması gerek.

Bu tekne turunda; hala tüten volkanı gezebilirsiniz. Yalnız, bu gezinizde, dönüşte çöpe atabileceğiniz bir şeyler giymenizde yarar var. Çünkü, her yer kül olduğundan ayaklarınız ve ayağınıza giydiğiniz giysi kapkara ve bir daha kullanılmaz hale geliyor. Bu volkan, 1953 yılında son patlamasında, sesinin İspanya’dan duyulduğunu söylüyorlar.

Evet, bu tür bir gezide çamur banyosu yapabilir, doyasıya denizde yüzebilirsiniz. Harika bir kıyı restoranında, nefis balık yersiniz ve gezinin sonunda, eğer isterseniz adanın diğer tarafında bulunan Oia bölgesinde inersiniz.

Adaya gitmeden önce, mutlaka otel ayırtın. İndirim ve daha çok olanaklar sunan interneti tercih etmenizi öneririm. Santorini pahalı bir ada. Her şey, Türkiye’de olduğundan en az 2 ve hatta 4 kat pahalıdır.

Yeme, içme, otel ulaşım, turlar buna dahil. Gecesi, şahıs başı 30 Euro olan bir otel bulunca sevinmeyin, muhtemelen o yer ya her yere uzaktır, ya da banyo küvetinde perdesi bile bulunmayın, musluğundan tuzlu su akan bir yerdir.

Doğru dürüst bir yerde kalmak istiyorsanız, şahıs başı, gecelik 100 Euro gözden çıkarmanız şart. Ama: öyle mavi-beyaz kilise ve deniz manzarası istiyor, üstüne üstelik bunu Fira’da (en büyük koy) istiyorsanız, zaten gecelik 250 Euro, gözden çıkarmanız şart.

Peki, adada neler yapabilirsiniz? Bu adanın siyah kumlu plajı, volkanik kayaların tepesindeki köyleri, bir de ortada volkanik adası var.

Tercihinize göre:

Deniz-kum olayından haz etmiyorsanız, köylerde dolaşabilirsiniz. Ama, unutmayın ki, deniz güzel. Ama amacınız yüzmek ise, manzaradan vazgeçin ve gençlerin mekanı olan PERİSSA bölgesinde bir yerde konaklayın.

Çünkü: güzel manzaralı şirin köyler, hep tepelerde bulunuyor. Buralarda konaklarsanız, otobüse binip sahile inmeniz gerekir. Sahilde: üstünüzü değiştirecek, duş yapacak bir yer bulamasınız. Sahilde yalnızca şezlong ve şemsiyeler var. Bu yüzden amaç yüzmek ise, dediğim gibi, sahile yakın bir yerde konaklamanızda yarar var.

Büyük olan, ana adanın dışına çıkmayın. Eğer jeoloji meraklısı ve sülfür buharının kokusunu merak ediyorsanız, aktif volkanın bulunduğu Caldera adasına gidin. Onun dışında, diğerleri pek cazip değil. Kalitesiz ve kazık yerler.

santorini.plaj.2
Yunanistan Santorini adası Plajları

Yüzmenin dışında: binin eşeklere, için şarapları, daracık sokaklarda dolaşın. Yalnızca, şunu unutmayın, bunanın fiyat standartları, ülkemizden yüksek.

Santorini plajları

Güneşin altında yakıcı bir ısıya ulaşan, ince, siyah ve kırmızı volkan kumundan oluşmuşlar. “Kamari” ve “Perissa”:otelleri, barları ve restoranlarıyla giderek büyüyen bir sayfiye yeri. Fira ve Akrotiri’ye yapılacak bir geziden sonra, dinlenmek için güzel bir fırsat bulabilirsiniz.

santorini.plaj.1
Yunanistan Santorini adası Plajları

Bu arada: buranın plajlarındaki kum ve çakıl renkleri; koyudur. Bu nedenle, su önemli ölçüde sıcaktır çünkü lav ısı emici işlevi görür. Ayrıca: bilmelisiniz ki, adada denize girmek biraz zordur. Çünkü deniz kenarındaki taşlar inanılmaz kaygan. Bir denize girme teşebbüsünde aman dikkat, düşebilirsiniz.

Restoranlar

Fiks menülere aldanıp, gördüğünüzün iki katı hesap ödeyebilirsiniz. Ekmek, su, peçete, çatal-bıçak, servis fiks menü hesabına dahil olmayabilir. Fiyatları çaktırmadan iyice gözden geçirin. Yoksa ben bunu 5.50 Cent gördüm, 55 Euro nereden çıktı demeyin, faydası yok.

Fira’da, ucuz yemek için :goody’si tercih edebilirsiniz. Sakın ama sakın chicken burger yemeyin. Paranıza ve ağız tadınıza yazık olur. Ama kalamar ve karides gibi, fast-food tarzı deniz ürünlerine dair menüleri tercih edebilirsiniz. Fiyatlar fazla anormal değil.

Nerelisiniz sorusu: Adada yüzde yüz sorulur. Bana çıkmaz demeyin, hazırlıklı olun.

santorini.fira nea adası.1
Yunanistan Santorini adası Adada gezinti planı

ADADA GEZİNTİ PLANI

Evet: Atina’dan bindiğiniz feribot; Santorini’ye göz kamaştıran volkan ve deniz manzaraları eşliğinde varıyor. Liman olmadığından, büyük feribotlar, açıkta demirliyorlar ve başka teknelerle karaya çıkılıyor. Ticari feribotların çoğu, kıyının daha ilerisindeki yeni “Atnios” limanına geliyorlar.

Ama, manzara sarhoşluğunu üzerinizden attıktan sonra; dikkatinizi çekecek ilk şey; size el-kol sallayan, sizi bir taksiye veya arabaya atıp, istediğiniz yere götürmeye çalışan insanlar olacak. Evet, bunların topundan uzak durun.

Çünkü: kimisi kazıkçı ve dolandırıcıdır. Eğer yanınıza sinsice yaklaşıp gel seni götüreyim, nereye istersen gibi konuşursa “beni alacak birileri var” deyin, çünkü bunların amacı, sizi normal otobüslerle, şahıs başı 1.50 Euro’ya gidilen yere 6 Euro’ya götürmek.

Siz feribottan çıkınca, bavulunuzu alın ve nereye gidecekseniz, üzerinde tabelası olan otobüsü bulun ve şoför ile fiyatı konuştuktan sonra ki (bu asla 2 Euro’yu aşmamalı) binin. Bu otobüsler, genelde uzun mersedesler.

santorini.beyaz kubbe caved
Yunanistan Santorini adası

Eğer

Fira bölgesinde kalacaksanız: otobüsler yerine eşekler veya teleferik tercih edebilirsiniz. Çünkü: burada, 587 basamaktan oluşan, taşlık dar bir patika, Fira kasabasını, küçük rıhtıma bağlıyor. Günümüzde: burada, gemilerle gelen turistleri kasabaya taşımak için bekleyen bir eşek filosu var.

Bu adada: eşekten düşme veya eşek tarafından ezilme olasılıklar çok fazla. O yüzden eşeklere dikkat etmelisiniz. Daha hızlı bir yöntemi tercih edenler ise; deniz seviyesinden, kayalıklara doğru, birkaç dakikada, döne döne çıkan teleferiği kullanıyorlar. Ama teleferik için muhteşem uzun kuyruklar oluşuyor.

Evet, genellikle yeni evlilerin balayı için tercih ettikleri romantik ada, iki ana merkezden oluşuyor. Fira ve Oia.

Adanın asıl kasabası: “Fira”. Fira, en büyük kasabadır. İçinde pek çok şey bulunur, pahalıdır, kalabalıktır ve günbatımında manzarası çok güzeldir.

Adanın merkezi. Burada görülmese gereken yerler; çarşı bölgesinden yürüyerek, panoramik tepeye ulaşın. Buradan, adanın karşısındaki Thirassia, kameni volkan adası ve Oia köyünün muhteşem manzarasını seyredin.

Manzaralı kafe, restoranlardan birini seçip, güneşin batışını seyretmek bir adet haline gelmiş. İçerisindeki uzun kıvrımın, merkezinde bulunan yüksek uçurumun tepesinde kurulmuş. Çarpıcı manzaralara sahip binalar, suya doğru iniyor.

Trafik gürültüsü olmadan; serbest bir şekilde dolaşabileceğiniz dar geçitleriyle; Fira; alışveriş sevenler için tam bir cennet. Alışverişte: ikonlardan, faberge yumurtalarına, en iyi kalite mücevherden en beğenilen tasarımcıların giysilerine kadar her şeyi burada bulabilirsiniz.

Burada: sadece demir ve camdan muhteşem böcekler, balıklar ve balık kılçıkları heykelleri sergileyen ve yapan dükkanları gezebilirsiniz. Hediyelik eşya için, Fira’daki çarşıyı öneriyorum, binlerce alternatif var ve ucuz.

ŞARAP MÜZESİ

Koutsoyannopoulos şarap müzesi. Altındaki mahzenlerinde, hareketli kukla sistemleriyle küçük odacıklarda şarap üretiminin nasıl yapıldığı canlandırılıyor. Sonrasında şarap tadımı yapabiliyorsunuz. Buradan hediyelik şaraplar ve eşyalar almanız mümkün.

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Butiklerin ve barların arasında, kültürel açıdan ilgi çekebilecek iki yer var. Meydanda, teleferik istasyonunun hemen yanında bulunan: Arkeoloji Müzesi. Burada: adada bulunan çömlekler ve sanat eserleri sergileniyor.

MEGARON GYZİ MÜZESİ

Teleferik istasyonunun kuzeyindeki “Megaron Gyzi Müzesi” ise, 17’nci yüzyıldan kalma, restore edilmiş güzel bir evde bulunuyor. İçinde: sergilenen eserler arasında, en güzel olanlardan biri, 1956 depreminden önce, ada manzaralarını gösteren fotoğraf sergisi.

Evet, Fira, güzel bir yer. Ama ziyaretçiler dar sokakları doldurunca sıkıcı oluyor. Kuzeye doğru, biraz ileride, hayatın daha sakin olduğu küçük bir köy var.

santorini.yel değirmenleri
Yunanistan Santorini adası Oia bölgesi

OİA BÖLGESİ

Adanın öbür tarafındadır. Adanın kuzey ucunda ve en güzel yeri. Fira’ya kıyasla, çok daha şirin, çok daha sakin ve çok daha şık mekanları barındıran bir yer.

En önemli özelliği ise, bir ayin şeklinde güneşin batışını izlemek. Yüzlerce kişi, Oia’nın batışın en iyi izlenir yerinde toplanıp, sessizce (evet burası çok önemli çünkü konuşmaya kalkarsanız, yanınızdakiler susmanız için uyarıyorlar) güneşi uğurluyorlar.

Güneşin ufuk çizgisinden tam kaybolduğu anda ise, çiftler birbirleriyle gayet romantik bir şekilde öpüşüyorlar. Bu arada, bir kısım seyirci tarafından yaratılan bir bir alkış seramoninin tüm tılsımını bozuyor ve ve ayin bitiyor.

santorini.oia gündüz
Yunanistan Santorini adası Oia köyü

OIA KÖYÜ

Ia (oya diye okunur) köyü, kuzey kayalıklarına yerleşmiş. Kendine has, bizim Bodrum evlerine benzeyen, beyaz evleri, mavi kubbeli kiliseleriyle, daracık, pırıl pırıl sokaklarıyla, yel değirmeni mahallesiyle rüya gibi bir yer.

Köyü: bir baştan başa dolaşıp, fotoğraflar çekiyorsunuz ve bir sürü sevimli kafeler, restoranlar görüyorsunuz. Manzaralı olanlara geçin ve bir şeyler yeme içmenin keyfini yaşayın. Olağanüstü manzara ile birleşince, büyük bir haz yaşayacaksınız. Tüm Ege ve volkan adası, ayaklarınızın altında.

santorini.oia gece
Yunanistan Santorini adası Oia Köyü

Geçmiş zamandan bu yana, birçok sanatçının evi olan Ia, Fira’ya nazaran bohem bir atmosfere sahip. Yamaçlara inşa edilen evler ilgi çekici.

Bazıları, sanat galerilerine ve koleksiyonu yapılabilecek çeşitli ürünlerin satıldığı mağazalara dönüştürülmüş. Mimari: Kyklad tarzının güzel örneği ve bu köy, çok renkli cepheleriyle, dünyada en çok fotoğrafı çekilen köylerden biri imiş.

PERİSSA

Perissa denen yerde, uzun, siyah bir plaj ve birkaç restoran var. Perissa ile Antalya-Beldibi birbirine benziyor. Redbeach denilen yerde kiremit rengi kumlar ve gene kiremit rengi bir dağ oyuğu önünde, muhteşem bir denize girebiliyorsunuz. Ancak: plaj kalabalık ve insanlar dip dibe.
Evet, genel olarak, burası: ucuzdur. Ancak otelleri kötü, ama sahil şeridi burada bulunuyor.

Geceleyin restoran ve barlara gidilir. Buradaki restoran ve barlar fena değil. Önereceğim yerlerin başında, The Volcano isimli bir taverna/restoran var. Yemekleri güzel ve ekonomiktir. Ayrıca:200 metre ileride bir de Yunan tavernası önerebilirim. Turizm rantı tarafından bozulmamış, yemeklerinin mutfağa gidilip seçildiği, buzuki çalınan ve arada yaşlı bir-iki adamın çıkıp sirtaki oynadıkları bir mekan.

Bu mekanın yemekleri çok güzel. Yine de söylediğim gibi; diğer adalardan uzak durun, çünkü özellikle yemeklerde, arzu etmediğiniz kötü yiyeceklere büyük paralar ödemek zorunda kalabilirsiniz.

Konaklamak için, buradaki “Youth Hostel Anna” yı seçerseniz: kalacak yere çok para ödememiş olursunuz. Ayrıca: çok sayıda, Kanadalı ve Avustralyalı ile tanışırsınız. Yalnız, ada genelde romantik bir ortam olduğu için: kesinlikle çift gitmeniz şart. Yoksa: 2-3 gün orada kalıp: İos ya da Mykonos’a gitmeniz daha eğlenceli olur.

PİRGOS KÖYÜ

Devam ediyoruz. Adanın tam kalbinde: Pirgos köyü var. Burada bulunan Venedik kalesi görülmeye değer. Köyün ilerisindeki kayalık uçurumda: 17’nci yüzyıldan kalma: “Profitis İlias Manastırı” var. Yol: girişe doğru tırmanırken, Santorini’nin dik bayırlarda yetişen ünlü domatesleriyle dolu tarlalarından geçeceksiniz. Domatesler volkan kayasında yetişmesi nedeniyle çok farklı, ama çok çok lezzetli.

Manastır; yalnızca rahipler içeride ayin yaparken açık olmasına rağmen ziyaret edilmeye değer. İlyas Peygamberin 15’nci yüzyıldan kalma ikonu, manastırın gururu. Manastırın, aynı zamanda, ikonlar ve el yazmalarıyla birlikte, keşişlerin hayatına dair ipuçlarının sergilendiği, bir de müzesi var.

Ne yazık ki, dağın zirvesi, aynı zamanda, uydu ve dijital teknoloji ile Yunan Silahlı Kuvvetleri tarafından paylaşılmış. Bu güzel manzaranın fotoğrafını çekmek, ne yazık ki, yasak.

santorini.thira gece
Yunanistan Santorini adası Thira antik başkent

THİRA ANTİK BAŞKENT

Bu kayalık çıkıntının kuzey yamacında: MÖ.3’ncü yüzyıla tarihlenen ve “Thira”da denen, adanın antik başkenti bulunuyor. Site: geniş bir bölgeye yayılmış. Ancak, bazı kalıntıların kötü durumda olması ve heyelan tehlikesi, sitenin zaman zaman kapanmasına yol açıyor. Yola çıkmadan önce, Fira’daki turizm bürosundan, sitenin açık olup olmadığı hakkında bilgi almanızda yarar var.

 

 

AKROTİRİ

1967 yılında, ana ada Thera’nın güney ucundaki Akrotiri’deki yeni kazılardan elde edilen olağanüstü sonuçlar, dikkatleri tunç çağındaki patlama ve bunun Ege bölgesindeki etkilerine yöneltmiştir.

Modern köy Akrotiri’nin yanında, MÖ 2000 yılları civarına tarihlenen tam bir kent bulunmuştur.

Akrotiri’de kazı çalışmalarını yöneten Yunanlı Marinatos uzun zamanda, Thera’daki patlamanın Yeni Saray döneminin sonlarında, Minos Girit’indeki yaygın yıkıma (yaklaşık MÖ 1450) neden olduğuna veya bunu tetiklediğine inanıyordu. Bu kuram, Akrotiri’de ponzataşı ve küller altında gömülü bütün bir kasaba ile doğrulanmış gibi görünüyordu.

Ama Akrotiri’de bulunan çömlekler, Girit’teki daha erken bir evre ile çağdaştır. Dolayısıyla patlamanın tarihi artık genellikle yaklaşık MÖ 1520 olarak alınır. Ancak bu tarih, son derece tartışmalıdır. Gröland’dan buz çekirdekleri ve İrlanda’daki ağaçların halkalarındaki büyüme izleri gibi bilimsel kanıtlara dayanan argümanlar ile Ege, Levant ve Mısır arasındaki arkeolojik materyallerin eşleştirilmesi konusunda yeni yorumlar kimileri daha erken yaklaşık MÖ 1628 yılını savunmaya itmiştir.

Patlamanın Girit üzerindeki etkileri ne olursa olsun, Yeni Saray döneminin sona erişi üzerinde doğrudan bir etkisi olmadığı açıktır.

1974 yılında bir kaza sonucu araştırmacı Yunanlı Marinatos yaşamını kaybettiğinde, Akrotiri’nin sadece ufak bir kısmı ortaya çıkarılmıştı. Her şeye rağmen, antik kasaba hakkında iyi bir fikir edinmek mümkündür. Üçüncü katlarına kadar evler korunmuş durumdadır. Kapılar, pencereler, merdivenler kanalizasyon boruları ile kerpiç, kaba taşlar ve destek için dal ve payandalar eklenmiş duvarlar görülebilir.

Sokaklar düz ve sabit genişlikte olmayıp gelişigüzel şekilde dönmekte, genişlemekte veya daralabilmektedir. Kimi zaman küçük meydanlar oluşur. Mimari Minos Girit’ini andırır, ama biçim ve yapım tekniklerinin ayrıntıları farklılık gösterir. Örneğin: Theralılar kapılı sütunlu bölgeleri tercih ediyorlardı, ama nadiren ışık kuyuları kullanıyorlardı. Xeste 4 kodlu binanın kuzey cephesi ilginç ve Girit’te rastlanmayan bir taş işçiliği tekniği sergiler. Kesme taş sıralarının genişliği tepeden aşağı inildikçe azalır.

Akrotiri, Vezüv Dağının patlamasıyla gömülen Roma kentinden esinlenerek bir tunç çağı Pompei’si olarak nitelendirilmiştir. Ancak önemli bir açıdan Pompei’den  ayrılır. Akrotiri sakinleri, belki de sarsıntılar veya dumanlar nedeniyle tehlikenin farkındaydılar ve değerli eşyalarını da alarak kaçmışlardı.

Evlerde terk edilmiş nesneler arasında çömlekler ve pişirme aletlerinin yanı sıra yataklar gibi mobilyalar, taş aletler ve vazolar vardır, ama neredeyse hiç metal veya gerçekten değerli lüks eşya yoktur.

Ancak, çok sayıdaki duvar resimlerini götürememişlerdi.

Freskler genelde iyi durumdaydı hatta tunç çağı Ege’sindeki benzerlerinin tümünden açık ara iyi durumdalardı, gerçi sadece duvarların diplerinde birikmiş sıva parçaları biçiminde günümüze ulaşmışlardı. Parçaların restore edilmesi ve birleştirilmesi çok zahmetli bir iştir.

Resimlerin en önemlisi 40 cm genişliğinde, bir gurup şık tekneyi iki kasaba arasında yolculuk halinde gösteren uzun bir şerittir. Bu minyatür resim, Batı Evinin üst katındaki bir odadadır. Orada beş kasabanın halkını ve çeşitli toprak şekillerini gösteren daha geniş kapsamlı bir duvar dekorasyon çalışmasının bir parçasıydı.

Konutun tam olarak ne olduğu tartışmalıdır. Hangi kasabalar ve hangi olay?

Resmi kapsamlı şekilde analiz eden Lyvia Morgan’ın yorumu, orada görünenin ufak bir Thera kasabasından önemli bir merkez olan Akrotiri’ye doğru, ilkbahar sonlarında deniz yolculuklarının tekrar başlamasının kutlandığı bir festival sırasında denizde bir geçit töreni olduğu yönündedir.

Gelelim günümüze: evler, meydanlar ve caddelerin bulunduğu kalıntılar, sıcak ve hayli kalabalık olabilen bir koruyucu çatının altında sergileniyor. Bu nedenle, buraya mümkün olduğunca günün erken saatlerinde gitmenizi öneririm.

 

 

KAMARİ BÖLGESİ

Görülmese gereken bir yer. Çakıl ve volkanik kumlarından dolayı, beyaz, siyah ve kırmızı diye adlandırılan plajları var. Volkanik patlamadan dolayı, denizde koca koca kayalar mevcut. Denizi temiz, fakat bence bizim Ege kıyılarından sonra, öyle çok fazla beğenilecek bir yanı yok.

Tatil yeri olduğu için, sahilde bir sürü, bar, kafe, restoran ve dükkanlar var. Eğer bu bölgede konaklamak isterseniz: Tercih etmenizi önereceğim otel: Epevlis oteli.

Yunan adaları genel özellikleri hakkındaki yazım.

Yunan adaları gezi planı hakkındaki yazım.