Ürdün Caraş Gerasa Jerash

Caraş, Ürdün’ün başkenti Amman’ın (antik Philadelphia) 48 km kuzeyindedir. Gilead dağlarının yakınındadır ve iyi durumdaki asfalt yolla ulaşılabilir. Harabelere arabayla ulaşmak bir  saatten kısa sürer.

Antik çağlardan beri Gerasa olarak adlandırılan Jerash harabeleri, Petra’dan sonra Ürdün’ün en popüler ikinci turistik yeridir. (Gerasa, büyük duvar anlamına gelir.)

Gerasa, buradaki modern kasabanın daha iyi bilinen adıyla Caraş, Roma yapılarının ve özellikle de kent planının iyi korunmuş olması sebebiyle, çok ilgi çekicidir.

Kent planı büyük ölçüde standart ızgaraya uygun, ama Roma öncesi yerleşimler ve topografik koşulların sonucu gibi görünen büyüleyici tuhaflıklar içerir.

Antik kent Helenistik dönemde, bir ihtimal Selefki kralı IV. Antiokhos Epiphanes (MÖ 175-164) tarafından Chrysorhoas (Altın Irmak) üzerindeki Antiokhos olarak kurulmuştu.

Kısa süreliğine Yahudi Hasmon krallığının eline geçen kent, MÖ 63’te Romalılara geçti ve Pompeius tarafından Ürdün Irmağı vadisi ve civarında 10 kentten oluşan Decapolis gurubuna eklendi.

Hadrianus burayı 130’da ziyaret etti.

Kent orta boyutlu olup, MS 1’nci yüzyılın ikinci yarısında yapılan surların kuşattığı alan, yaklaşık 100 hektar kadardır.

Chrysorhaos Irmağı kentin ortasındaki bir vadiden kuzey-güney yönünde akar.

Antik Caraş her yanda ırmağa doğru eğimli bir arazide inşa edilmiştir.

İkinci yüzyıl başlarında, nüfusun 10.000-15.000 olabileceği tahmin edilir.

3’ncü yüzyıl ortalarından 4’ncü yüzyıl sonlarına kadar kent geriledi.

Çünkü 363’de Celile depreminde hasar gördü.

Daha sonra, Hıristiyanlığın önemli merkezlerinden biri oldu ve tarım, madencilik ve kervan ticaretlerinden elde ettiği zenginliği İranlı Sasaniler (614’de) ve Araplar (635’de) tarafından ele geçirilince, sona erdi ve daha sonra zamanla terk edildi.

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:

Antik kentin doğu yarısı üzerinde, 1878’de Çerkez mülteciler tarafından modern bir köy kuruldu.

Gezginler sayesinde, 19’ncu yüzyılın başlarından itibaren, antik kent, Batı Avrupa’nın dikkatini çekti.

Yüzeydeki araştırmalar, 19’ncu yüzyılın sonlarına doğru yoğunlaştı.

20’nci yüzyılda ses dalgalarıyla aramalar yapıldı ve kalıntılar açığa çıkarıldı.

Kudüs’teki İngiliz Arkeoloji Okulu ile işbirliği içinde Yale Üniversitesi burada 1928-34 yılları arasında kazılar yaptı.

Modern zamanlara kadar, yakınlarda antik malzemeleri tekrar kullanmaya meyilli yerleşimlerin bulunmaması nedeniyle, Caraş’taki mimari eserler nispeten iyi durumdadır.

MİMARİ:

Helenistik ve Roma İmparatorluk tarzlarının zengin, başarılı bir harmanıdır.

Nefes kesici düzensiz oval plazası ve kolonadlı kuzey-güney yönündeki carda sokağı ile kentsel yerleşimi de ihtişamlıdır.

Günümüzde görünen kalıntılar büyük ölçüde Roma döneminden sokaklar ve kamusal yapılardan ibarettir.

Özel veya evlere ait pek az kalıntı kazılmıştır.

 

GEZİLECEK YERLER:

CARDO MAXİMUS:

Burası şehrin ana caddesidir. Orta Doğu’da Roma şehirciliğinin en iyi korunmuş kalıntılarından biridir.

Sütunlu cadde olarak da bilinir. Kuzeyden güneye doğru uzanmaktadır.

Yaklaşık 800 metre uzunluğundadır. Kaldırım taşları, arabaların tekerleklerinin sıkışmaması için çapraz olarak yerleştirilmiştir. Başlangıçta çeşitli tezgahlar, satıcılar ve dükkanlarla çevriliydi.

Bu alan ayrıca Deecumanus Maximus (doğu-batı ana caddesi) ile kavşağı işaretleyen Kuzey Tetrapylon gibi dikkat çekici antik mimariye ve karmaşık halka açık çeşmelere, hamamlara ve şehir surlarına da ev sahipliği yapmaktadır.

Burayı ziyaret ettiğinizde, cadde boyunca yürüyebilir ve bir zamanlar şehrin ticari merkezinde gerçekleşen hareketli günlük yaşamı hayal edebilirsiniz.

HADRİANUS BÜYÜK ZAFER KEMERİ:

Kalıntılara güneyden yaklaşıldığında, muhtemelen Hadrianus’un 128-129’daki ziyaretinin anısına yapılmış büyük bir zafer kemeri görünür.

20 metre yüksekliğinde ve 25 metre genişliğinde olan bu Roma kemer, Roma imparatorluğundaki en büyük kemerdir. Kemer ahşap kapılarla başlangıçta 22 metre yüksekliğindeydi.

37.5 metre genişliğindeki bu geçidin, üç kemerli açıklığı ile her iki yanında ek kemer desenleri vardır.

Sütunlar üstte değil altta başlıklarla süslenmiştir. Kemerin şehir surlarından nispeten uzak olması, Jerash’ın en parlak döneminde güneye doğru genişleme planının olabileceğini göstermektedir. Genişleme gerçekleşmemiştir.

Yapıya bir yazıt iliştirilmiştir. Yazıtta, yapının Hadrianus’un imparatorluk ziyaretini onurlandırmak amacıyla Flavius Agrippa adlı birinin bağışı sayesinde yapıldığı belirtilmektedir.

NYMPHAEUM:

MS 191 civarında inşa edilmiştir. Şehrin ana çeşmesidir. Bu tür yapılar, klasik Yunan ve Roma kültüründe geleneksel olarak perileri sulamak için tapınaklardı.

Antik Yunan’da Nympaheum terimi, başlangıçta doğal oyukları, mağaraları veya doğal su kaynaklarına sahip koruları tanımlamak için kullanılıyordu. Burada periler ve su tanrılarının yaşadığına inanılıyordu ve bu nedenle onlara tapınılıyordu. Daha sonra doğal mağaraların yerini yapay mağaralar aldı, bunlar su kaynaklarının yakınında bulunan özel kuyu yapıları veya pavyonlardı.

Evet Nymphaeum artık su üretmiyor olabilir ama yaklaşık 1000 yıllık bir yapı için hala dikkate değer derecede iyi durumdadır. Çeşmenin çevresinde yarım daire şeklinde duran Korint sütunlarına hayran kalacaksınız. Muhtemelen sonradan eklenen mermer havuz da yerinde duruyor. Yapının taş işçiliğindeki detaylı oymaların ne kadarının kaldığına dikkat edin. Çeşmenin suyu başlangıçta taş aslanların ağzından fışkırırdı. Suyu alttaki havuza akıtan 7 asla başı var.

Bu çeşmeler gibi çeşmeler, Roma vatandaşları için bir buluşma noktasıydı, buraya günlük su almak veya işlerine giderken durup içmek için gelirlerdi. Antik kentin en parlak döneminde, çeşmenin önündeki caddenin hayat dolu olduğu zamanlarda, buranın nasıl göründüğünü hayal edin.

HİPODROM:

Hemen kuzeydedir.

Seyirci sporları için inşa edilen bu devasa yapı, bölgedeki en büyük ve en iyi korunmuş yapılar arasındadır.

MS 117-138 yılları arasında hüküm süren imparator Hadrian döneminde inşa edilmiştir.

15.000-17.000 seyirci kapasitelidir ve araba yarışları için kullanılmıştır. Bugün burayı ziyaret ettiğinizde göreceğiniz gibi, oturma alanlarının bir kısmı hala yerinde bulunmasına rağmen, kapasite önemli ölçüde azalmıştır.

Hipodromun ölçüleri 244 x 52 metredir. Geleneksel 12 başlangıç kapısından daha az sayıda olan 10 başlangıç kapısını görün. Bunlar özenle restore edilerek orijinal görünümlerine kavuşmuştur.

Ayrıca gladyatör dövüşleri için bir arena olarak kullanılmıştır. Günümüzde burada çeşitli araba ile ilgili aktivitelerin yeniden canlandırılması sağlanmaktadır.

 

ANA KAPI VE SURLAR:

Ana kapı güneydedir.

Ana kapılar kuzey ve güneyde olup, Petra’dan kuzeye Bostra ve Şam’a giden ana kentler arası yola çıkar.

Bu iki kapı tam karşılıklı değildir.

OVAL FORUM:

Her antik Roma kentinde forum, toplumun merkezi, siyasi kararların alındığı, halk toplantılarının yapıldığı ve genellikle pazarların kurulduğu yerdi. Roma imparatorluğu döneminde Gerasa olarak bilinen Jerash’daki Forum’u ziyaret ederek mimari açıdan diğer antik Roma forumlarının çoğundan farklı, iyi korunmuş bir örneği göreceksiniz.

Evet: güney kapıdan çapraz şekilde Oval Forum’a gelinir.

Biçimi düzensiz ve hafifçe güneye doğru meyilli olan bu meydanın boyutları yaklaşık 66 x 99 metredir.

Taşları iç içe dairesel sıralar halinde döşenmiştir.

Her iki yanında, İon düzeninde kolonadlarla kuşatılır.

Zemin sempozyumun oval şekline uygun olarak özenle kesilmiş taşlardan yapılmıştır.

Oval Forum, Bernini’nin Vatikan’daki barok San Pietro Meydanı gibi etkileyici ve akıl karıştırıcı, muhteşem şekilde yaratılmış mekanlardan biridir.

Meydan bir kırılma noktası işlevi görür, çünkü cardo burada hafifçe yön değiştirerek dümdüz kuzey kapısına gider.

Bu noktadan itibaren kent, imparatorluğun ilk dönemlerinden kalma olduğu anlaşılan, dik açılı bir ızgara plan çevresinde yerleşmiştir.

Güney kapısı ile oval meydan arasındaki farklı yönelimin daha eski bir kent planını yansıttığına inanılır.

Cardo, sokakların kesiştiği iki ana noktada birer tetrapilon ile donatılmıştır.

Bunların en güneyde olanı çevresinde dükkanlar (taberna) bulunan dairesel bir alan yer alır.

Cardo’nun böyle işaretlenmesi sıra dışı ve etkileyicidir ve kent içinde yapılan yürüyüşe görsel vurgu katar.

Evet forumun uçsuz bucaksız alanına adım attığınızda, buranın ne kadar önemli olduğunu hemen anlayacaksınız. Bu geniş alan, mümkün olduğunca şehir nüfusunun çoğunu barındıracak şekilde tasarlanmıştır. Alanın kenarlarını çevreleyen sütunlara hayran kalacaksınız, ayrıca forum’un bu dönemdeki antik Roma yapılarında son derece nadir görülen alışılmadık oval şekline de dikkat etmelisiniz.

Son olarak, Oval Meydan’ın Cardo’dan önce kurulduğu düşünülüyor. Meydanın merkezinde bir zamanlar bir heykelin yer aldığı düşünülen bir kaidenin kalıntıları bulunmaktadır.

 

ZEUS TAPINAĞI:

Üç eğrisel kenarın üçüncüsü olan güneybatı yanında bir tepe ve buradaki bir podyum üzerinde yüksekte, birinci yüzyıl başlarından kalma ama 160’larda bitirilen bir Zeus Tapınağı vardır.

Tapınak, Gerasa şehrinin orijinal yerleşim merkezine (günümüzde müzenin bulunduğu yer olan Kamp Tepesi) bakan bir tepenin doğu yamçında yüzyıllar önce inşa edilmiştir.

Oval Meydandan 8 sütunlu kare bir sundurmaya çıkan bir merdiven vardı. Bu tapınak ön cepheye vurgu yapılması ve buraya çıkan etkileyici basamaklarla Roma-Suriye tarzındadır.

Solda, şehrin ana ekseninin (Cardo) Zeus Tapınağına ustaca bağlandığı Oval Meydan’ın doğu sütunlu geçidi bulunur.

Buradan avlunun dört tarafı tonozlu geçitlerle çevrili kutsal alana (cella) giriliyordu.

Yüksek tavanlı tek cella: 8 x 12 yivsiz sütundan oluşan bir peristille çevrilidir.

Cella’nın duvarlarının dışında festonlu nişler, iç yüzeyde ise geniş pilastrlar vardır.

Temenosun kuzey yarısında naos (tapınak veya mabet) birkaç aşamada inşa edilmişti. Demir çağında kayalık bir çıkıntının üzerinde bir mağara bulunan bir kült alanı vardı. MÖ 2’nci yüzyıldan itibaren inşa edilip, yeniden inşa edilen ve yıkılan naos versiyonlarıyla tamamen örtülmüştü.

Roma dönemi naos’u; beyaz ve kırmızı kireçtaşı bloklardan oluşan kareli bir desenle inşa edilmiş ve Korint sütunlarından oluşan çift revaklı bir podyumdan oluşuyordu. İki katlı yapı, daha eski bir Helenistik tapınağın kült heykelini barındıran kare planlı bir yapı olan Hammana etrafında inşa edilmişti. Naos, muhtemelen İkinci Yahudi isyanı sırasında yıkılmış ve ardından MS 135-140’da daha küçük bir versiyonla yeniden inşa edilmişti. Bu dönemde Helenistik döneme ait anıtın tüm kalıntıları sökülüp, Roma Tapınağının temeli olarak özenle gömülmüştü.

Önünde, güneyde büyük bir sunak vardı.

En üst platformdaki tapınak, yaklaşık 41 x 28 metre ölçülerinde bir podyum üzerinde duruyor ve MS 162-163’te tamamlanıp kutsanmıştı.

Giriş duvarlarında çatıya çıkan basamaklar ve bitişikteki Güney Tiyatrosuna açılan bir kapı bulunmaktadır.

Evet günümüzde Zeus tapınağı, kalıntıların ve şehrin muhteşem manzarasını sunan Oval Forum’a bakmaktadır.

Evet, Arkeolojik alanın müzedeki maketi, kompleksin nasıl görünebileceğini yeniden inşa etmek için kullanılmıştır.

MS 450/455’de antik Zeus Tapınağı, Hıristiyan rahipler tarafından manastıra dönüştürüldüğünde, Piskopos Placcus, bu tapınağın bloklarını kilise binaları ve günümüzde kendi adıyla bilinen termal banyolar için yeniden kullanılmasını sağladı.

Günümüzde naosun temellerinde yapılan kazılarda, daha eski bir anıta ait yüzlerce yeniden kullanılmış blok keşfedilmiştir. Görünüşe göre daha eski anıt, kasıtlı olarak gömülmüş ve bu nedenle iyi korunmuştur. Bulunan oyma, sıvalı ve boyalı bloklar sayesinde, bu küçük kare anıtın mimarisinin ve iç ve dış dekorasyonunun oldukça net bir görüntüsünü yeniden yaratmak mümkün olmuştur.

ARTEMİS TAPINAĞI:

Kent merkezinde başlıca Roma yapısı, MS 136 yılında inşa edilmiş olan Artemis Tapınağıdır. Zeus ve Leto tanrılarının kızı Artemis’i övmek için inşa edilmiştir. Hem bereket hem de avcılık tanrıçası olan Artemis, Roma kültüründe önemli bir figürdü.

Şehrin en yüksek noktasındadır.

Zengin süslemelere sahip tapınağın: 6 x 11 sütunları Korint düzenindedir ve uzunluğu 52.5 metredir.

121 x 161 metre boyutlu, revaklı bir platform arkasına doğru, cardo’dan kentin tepesinin batı yamacı boyunca yukarı çıkan geniş basamakların en tepesinde etkileyici bir konumda bulunur.

Klasik Toskana-Roma tarzında ön cepheye vurgu yapar bir şekilde tapınağın giriş sundurması derin tutulmuştur.

Burada sık sık hayvan kurban edilirdi ve bina, sıcak havalarda bile ölü hayvanların kokusunun içeride kalmasını önleyen bir hava akışı tasarımına sahipti.

Tapınağın altında amacı bilinmeyen geniş bir yeraltı tonoz sistemi bulunmaktadır. Tapınak bu yeraltı tonoz sistemi üzerine oturmaktadır. Arkasında, sadece Roma rahibinin girebileceği bir adytum veya iç tapınak bulunmaktadır. Bir tanrı için bir niş ve iki yan odadan oluşmaktadır. Odalardan birinde tonozlara iner bir merdiven, ikincisinde ise çatıya çıkan bir merdiven bulunmaktadır. Bu da tepesinde bir sunak olabileceğini göstermektedir.

Tapınak, bir zamanlar şehrin en güzel mermer süslemeleriyle en süslü tapınağıdır.

Ancak Zeus Tapınağından 15 yıl önce başlanan Artemis Tapınağının çalışmaları, Zeus Tapınağının alt terasından Artemis Tapınağına ve ardından tekrar büyük Zeus Tapınağına kaydırılması, şehir güçleri arasında bir çekişmenin varlığını gösterir.

Evet Artemis Tapınağının inşası hiçbir zaman tamamlanamamıştır. Planlanan toplam 32 sütundan sadece 12’si dikilebilmiştir.

Günümüzde yapının sadece bir kısmı ayakta kalmıştır. Çünkü tapınak, imparatorluk genelinde Pagan tapınaklarının sistematik olarak kaldırılması sırasında, 4’ncü yüzyılda kısmen yıkılmıştır.

12’nci yüzyılda Arap egemenliği altında tapınak bir kaleye çevrilmiş, ancak sonunda Hıristiyan Haçlılar tarafından ciddi şekilde hasar görmüştür. Bu talihsizlikle, tapınağın bölgenin en iyi korunmuş yapı olmamasına neden olsa da orijinal görünümü hakkında fikir sahibi olmak mümkündür.

HAMAM KOMPLEKSİ:

Cardo’nun doğusunda iki hamam kompleksi vardır.

Kuzeydekinde, taştan gerçek bir pandantif kubbe çatıya sahip, iyi durumda bulunan bir oda vardır.

Cardo’nun batı yanında, kuzey tiyatrosu ile bunun kuzeyinde dikdörtgen biçimli bir plaza yer alır.

Daha küçük, üçüncü bir tiyatro ise kent surlarının dışında, kuzeydedir.

KUZEY KAPI:

Caraş’ın kent planındaki son tuhaflık, 115’de inşa edilen kuzey kapıda karşımıza çıkar.

Kapının kat planı takoz biçimindedir.

Kuzeydeki Pella kentinden gelen yol Caraş’ın cardo’suyla tam eksende buluşmaz.

Onun yerine kuzeybatıdan 18 derecelik bir açıyla gelir.

Bu takoz biçimiyle kuzey kapısı, hem Pella yolu (kuzeyde) hem de kentin cardo’suna (güneyde) tam karşıdan bakar.

Böyle yön değişimlerini gizleme işlevi bulunan yapılara, Roma imparatorluğunun doğusunda başka yerlerde de rastlanır.

Buna en şık örneklerden  biri, merkezi kolonadlı sokaktaki 30 derecelik bir değişimi örten Palmyra’daki Anıtsal Kemerdir.

GÜNEY KAPISI:

MS 130’da inşa edilmiştir. Başlangıçta surlar boyunca uzanan, 4 kapıdan biri olan bu kapı, oval biçimli bir meydanda 56 adet 8 metre yükseklikteki sütun bulunan Oval Forum’a çıkar.

GÜNEY TİYATROSU:

Tapınağın yanında, hatta aynı tepeyi paylaşır olarak, orijinal hali MS 90 yılına ait ve şık bir sahne yapısı veya scaenae frons’a sahip Güney Tiyatrosu bulunur.

Üç tiyatronun en büyüğü ve en eskisidir.

3000-5000 kişilik kapasiteye sahip bu mekan, Zeus Tapınağının yanında bulunan iki tiyatronun daha büyüğüdür. Bazı koltuklarda koltuk numaraları hala görülebiliyor.

 

Tiyatro akustik düşünülerek tasarlanmıştır. Sahneye çıkıp yüksek sesle konuşun, sesiniz arkadaki koltuklara kadar ulaşacaktır. Pratik hususla bir yana, bina aynı zamanda oldukça güzeldir. Sahneye açılan kapının çevresindeki süslü dekorasyona dikkat edin. Oyuncular buradan görünürdü. Orkestra çukuruna giden geçitler de hala duruyor.

Evet güney tiyatrosu, bu kadim şehrin mücevheridir. Orijinal durumuna çok yakın kalmış ve gerçekten muazzamdır.

KUZEY TİYATROSU:

MS 165 civarında inşa edilmiştir.

Bu tiyatronun taşları, konsey, yöneticiler ve dokumacılar gibi belirli insan gurupları için hangi koltukların ayrıldığına dair fikir veren iyi korunmuş yazıtlara sahiptir.

Şehrin en güzel kısmı burasıdır. Güney Tiyatrosuna benzer şekilde daha küçük bir tiyatrodur ve günümüzde hala çeşitli performanslar ve etkinlikler için kullanılmaktadır.

Ürdün Petra

Ürdün Petra

 

Petra kelimesi: Yunancada “taş” veya “kaya” anlamına gelir. 6 Aralık 1985 tarihinde, UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek, koruma altına alınmıştır.

7 Temmuz 2007 tarihinde ise, “Dünyanın 7 Harikasından biri” olarak seçilmiştir.

Özellikle “İndiana Johannes” film serilerinin burada çekilmiş olması, insanların, burayı tanımasında büyük katkı sağlamıştır.

Evet: 14’ncü yüzyılda terk edildikten sonra, 400 yıl boyunca toprak altında kalan ve bulunan bu kayıp şehir: egzotik ortamını hala sürdürmeye devam etmektedir.

Ürdün Petra

ÜRDÜN ULAŞIM

İstanbul-Ürdün/Amman kenti havaalanı arasındaki uçuş uzaklığı: yaklaşık 2 saat 10 dakika kadar sürmektedir. Amman şehrinde: “Kraliyet Alia Havaalanına” inilmektedir.

YERİ

Ürdün’deki (Jordan) Lut gölünün, 50 km. güneyinde, günümüzdeki “Umman” topraklarının, güneybatısındadır. Yani: Lut gölü ile Akabe körfezi arasında kalmaktadır. Ürdün şehrinin, 262 km. güneyindedir. Amman’ın ise, 133 km. kuzeyindedir.

ULAŞIM

Petra şehrine ulaşım için: öncelikle uçakla “Amman” şehrine inmeniz ve daha sonra: karayolu ile: Maan şehrine ulaşmanız ve oradan Petra şehrine geçmeniz gerekir.

Amman şehrinden, Petra şehrine ulaşmak için: çöl karayolunu tercih ederseniz 5 saatlik bir araba yolculuğu, diğer yolu tercih ederseniz 3 saatlik bir araba yolculuğu yapmanız gerekir.

Kahverengi tabelalar, turistler için yolu belirlemektedir. Taksi ile gitmek isterseniz: Amman şehrinden bir taksi kiralayabilirsiniz. Ücret yaklaşık 50 Ürdün Dinarı olacaktır. Ancak, sürücü ile daha uygun bir fiyata anlaşabilirsiniz.

Ürdün Petra

PETRA GİRİŞİ

Buraya giriş için tek bir yer vardır. Bu giriş yeri: genişliği yalnızca birkaç metreye kadar ulaşan: “siq” yani “yarık” denilen yerden girilir. Burası: kayaların içinde, karanlık ve dolambaçlı bir çatlaktır.

Bu geçidin tam olarak uzunluğu: 1 km. civarındadır ve renkli kumtaşı kayalıkların içinde, kıvrılarak geçen dar bir geçittir.

Hatta: bu geçidin kayalık duvarları üzerine, çok sayıda, küçük Nabatean mezarı yapılmıştır. Ayrıca: şehre ilk içme suyunu taşıyan kil borulardan oluşan kanallar da, buradan geçmektedir.

PETRA GENEL

Çölün bu gizemli yerinde, 1000 civarında anıt bulunmaktadır. Bir zamanlar: burada: çeşmeler, bahçeler ve sürekli su kaynakları bulunuyormuş. Siteyi gezmek için: 3 veya 4 günlük bir zaman ayırmanız gerekir.

Özellikle: buranın genellikle ve hep kalabalık olduğunu kabullenin, yani burada dünyanın dört bir yanından insanlar ve hatta yoğun kalabalıklar görmeniz kesindir.

Ürdün Petra

Antik şehri gezmek için: en iyi zaman: sabah erken veya öğleden sonra geç saatlerdir. Özellikle, girişteki “siq” bölümünü, yürüyerek geçmenizi öneririm. 1 km. uzunluğundaki bu bölüm mutlaka yürünmelidir.

Şehir içinde ise: at arabası veya eşek veya at kiralayabilirsiniz. Ancak, bu at arabaları derme-çatma yapılmış ve genellikle, fazla yolcu alınıyor, yani 4 kişilik yere, 6-7 kişi biniyor ve yolculuk ızdırap haline geliyor.

Özellikle, tırmanış için eşek tercih edilmektedir. Çünkü, bazı yerler oldukça dik tırmanma gerektirebilir.

Özellikle: Al-Deira yolu, yaklaşık 800 adımdır ve muhtemelen 1 saatlik bir yürüyüş yapmanız gerekir. Kurban yeri ise: yine 1000 adım civarında ve yaklaşık 40-45 dakikalık bir yürüyüş yapmanızı gerektirir. Siteye girmek için motorlu araçlara izin verilmiyor.

Ziyaret zamanı

Buranın kışın ziyaret edilmesi önerilmez. Çünkü: kışlar soğuk, yağmurlu ve rüzgarlıdır. Yaz aylarında da, özellikle akşamları serindir ve buna göre tedbir almanız uygundur.

Ayrıca: bulunduğunuz yerin bir İslam ülkesi olduğunu unutmamak ve buna göre giyinmekte yarar var. Yani: bayanların kolsuz giysiler, gerek erkek ve gerekse bayanların şort giymeleri önerilmez.

İkamet: Petra şehrini ziyaret etmek istediğinizde: şehrin yakınlarındaki: Wadi Mosa kasabasında bulunan otellerde kalabilirsiniz. Bu kasabada: ayrıca, yerel restoranlar ve Pizza-Hut gibi, dünya markası fast-food zinciri mağazaların şubeleri de bulunmaktadır. Oteller derseniz: her zevke ve bütçeye uygun, lüks oteller bulunmaktadır.

Petra antik şehri

Her gün: saat: 06.00-18.00 arasında ziyaret edilmektedir. Giriş ücretlidir. Ücretler: yetişkinler 16 dolar, öğrenci ve 12 yaş altı çocuklar:; 8.5 dolardır.

Giriş için: 3 günlük daha uygun fiyatlı bilet almanız da mümkündür. Örneğin: yetişkinler için, 1 günlük giriş 16 dolar iken, 3 günlük giriş ücreti: 23 dolardır.

Ürdün Petra
Ürdün Petra

 

Bölgeden hediyelik eşya satın almak isterseniz: seramik, gümüş ve boncuk işi gibi el sanatı, yerel ürünlerden satın alabilirsiniz. Bunların satıldığı dükkanlar bulunuyor.

Musa Vadisinde, bir vakıf tarafından işletilen gümüş atölyesi bulunuyor. Burada: yerel Bedeviler tarafından yapılan gümüş takılar bulup satın alabilirsiniz.

Ancak, alışveriş için yanınızda mutlaka nakit bulundurmalısınız. Yani, kredi kartı kabul etmiyorlar, bilginiz olsun.

Son olarak, bu bölgede: diğer bir elişi ürünü: sedef kakma kutular var. Bunlar da bir hayli ilginçtir.

Alışveriş yaparken, mutlaka pazarlık yapın. Bu konuda bilgisi olanlar hatırlayabilirler, özellikle İslam dünyasında pazarlık normal kabul edilir. Siz de, buradan alışveriş yaparken, size teklif edilen fiyatın, en az üçte birlik bölümünü düşürmelisiniz.

Petra konusunda

Turistler için yapılan bir etkinlikten de söz etmek istiyorum. Bunun adı: “Petra by night”. Bu ekstra tur için bilet aldığınızda: gurup, saat: 20.00 civarında, Petra şehrinin giriş kapısında toplanıyor ve saat: 22 civarında kapılar açılıyor ve toplananlar: mum ışığı eşliğinde, yaklaşık 1 km. lik yolu yürüyerek geçiyorlar ve hazine denilen yapının önünde bu hızlı yürüyüş tamamlanıyor.

Bu hazine denilen yapının önünde: yerlere serili kilimler üzerinde bir süre kekik çayı ikramı eşliğinde dinleniliyor ve ortamın gizemli havası yaşandıktan sonra, geri dönülüyor ve tur bitiyor. Bu tur, yaklaşık 30 dakika gidiş ve 30 dakika dönüş olmak üzere, muhtemelen 1 saat civarında sürüyor.

Denemenizi önerinim ama biraz yorulmayı göze almanız gerekiyor. Yani, şart değil, Petra şehrini gündüz görmeniz de yeterli gelecektir. Tercih sizin.

Ürdün Petra Tarihi

PETRA TARİHİ

Petra şehrinde yaşadığı bilinen ilk yerleşimciler: Edomitler’dir. Bunlar: Sami dilini konuşurlar ve İncil’de bunlar hakkında “Esau” nun torunları diye söz edilir.

Ancak, şehirdeki inanılmaz mimari, bunlar değil de, bunların ardılları olan “Nabateanlar” zamanında yapılmıştır. Nebatanlar: göçmen Araplardır. Ancak, MÖ.4’ncü yüzyılda, göçmenliği bırakıp, bölgenin çeşitli kısımlarına yerleşmeye başlamışlardır.

Çünkü: şehir: Araplar-Asurlular-Mısırlılar-Yunanlılar-Romalılar arasında kullanılan bir ticaret yolu üzerindedir. Bu yüzden, şehir, ayrıcalıklı bir konum kazanmış ve gelişmiştir.

Dolayısı ile, ticaret yolunu ele geçiren Nebatanlar: kısa zamanda zengin olurlar ve Petra şehrini hızla geliştirirler. Şehir, dönemin baharat ticaretinin merkezi haline gelir. Bu ticaretten kazanılan gelir: şehirde sürekli yeni yapılar yapılmasına sebep olur.

Özellikle

Şehirleri, sıcaktan kavrulan bir çölün kıyısında olduğu için, su ihtiyacını karşılamak için, son derece gelişmiş barajlar inşa ederler.

Ayrıca: su depolama ve sulama sistemleri geliştirirler. Ancak, Nebatanların bu zenginliği, komşularını rahatsız eder ve MÖ.4’ncü yüzyılın sonlarında, Selefki kralı Antigonus, şehre saldırmaya başlar.

Bu saldırıların ardı arkası kesilmez ve MÖ.64-63 yıllarında, Petra şehri Romalı general Pompey tarafından işgal edilir.

Ancak, bu işgale rağmen, Petra şehri, Roma döneminde de gelişimini sürdürür. Şehre, Roma döneminde, büyük bir tiyatro ve sıra sıra sütunlar dizili büyük bir cadde ve şehrin girişindeki “siq” çatlığı boyunca uzanan bir “Zafer kemeri” yapılır.

Hatta: yine aynı dönemde, şehrin nüfusunun: 20-30 binli rakamlara ulaştığı söylenir.

Şöyle ki: Petra şehrinin zenginliğinin en büyük kaynağı olan ticaret yolu, tarihi süreç içinde, yolunu değiştirince, şehrin önemi gitgide azalmaya başlar.

4’ncü yüzyılda: şehirde, Bizans egemenliği görülür. 363 yılında ise, büyük bir deprem, şehre büyük zarar verir. Yüzyıllardır şehirde yaşayan Nebatanlar, bu deprem üzerine, şehri terk ederler.

Ancak, yine de şehrin tamamen terk edilmesi konusunda, net bilgiler mevcut değildir. Çünkü: şehir, aniden terk edilmemiştir.

Bunun kanıtı: şehirde, herhangi bir değerli objenin bulunmamasına bağlanmaktadır, yani: şehir aniden değil de, planlı olarak terk edilmiştir.

551 yılında, şehirde, yine büyük bir deprem olur ve neredeyse tamamı yıkılır.

7’nci yüzyıla gelindiğinde ve şehir Müslüman Araplar tarafından ele geçirildiğinde, şehirde, neredeyse hiçbir şey bulunmamaktadır.

747 yılında, bir deprem daha olur ve şehrin yapısı tamamen değişir.

Bu deprem sonucu: şehir, 12’nci yüzyıla kadar ıssız kalır.

13’ncü yüzyılda, bölgeye gelen Haçlılar, şehirde küçük bir kale yaparak yerleşirler.

Ancak, onlar da kısa süre sonra şehri terk ederler ve Petra şehri: kum fırtınaları ve sellere teslim olarak, bulunmasına kadar geçen uzun yıllar boyunca toprağın altına gömülür.

PETRANIN BULUNMASI

1812 yılına gelindiğinde: İsviçreli gezgin kaşif Johann Ludwig, Arap yarımadasını tanımak maksadı ile, Müslüman bir tüccar kılığına girip bölgeyi dolaşırken, Petra şehrinin hemen dışındaki, küçük bir yerleşim yeri olan “Elji” ye yolu düşer.

Burada iken, şehirlilerin bazılarından, Musa vadisinin hemen yanındaki kayıp bir şehirden söz edildiğini duyar.

Bunun üzerine: bu kayıp şehirdeki bir ibadethanede kurban kesmek istediğini söyleyerek, kendisine bir rehber aramaya başlar. İki köylü: Petra şehrine girişi sağlayan “siq” geçidine kadar, kendisini götürürler.

Ludwig: büyük olasılıkla, bu esnada, Harun Peygamberin Tapınağının kalıntıları üzerinde kurban kesmiş ve bu esnada, çevresinde gördüğü bir kısım yerin haritasını çıkarmış ve buranın Petra olduğunu anılarına yazmıştır.

BARAJ VE SULAMA SİSTEMİ

Siq geçidinin girişinin sağ tarafında: bir baraj görülmektedir. Bu baraj: 2000 yıl önce, Nebateanlar tarafından yapılmış bir mühendislik harikasıdır.

Bugün olduğu gibi, binlerce yıldır, yoğun yağışlar olduğunda, Musa vadisinden, Siq geçidinin olduğu yere, sular akmaktadır.

Yağışlar iyice yoğunlaştığında ise, bu akan sular, Petra şehrini sular altında bırakmaktadır. Hatta, en son olarak, 1964 yılında, Petra şehri yine sular altında kalmıştır.

Bunun üzerine, yöre Hükümeti: Petra şehrini sellerden korumak için, bu suların aktığı yere baraj yapmaya karar veri. Bu barajın inşaatı sırasında ise, Nebateanlar’ın, muhtemelen MÖ.2’nci yüzyılda yaptıkları bir baraj kalıntısı ile karşılaşırlar.

Bu eski baraj: sel suyunun yönünü değiştiriyor ve suların, yine insanlar tarafından kullanılmasını sağlayacak: tünellerden geçerek, şehrin kuzeyindeki depolara yönelmesini sağlıyordu.

Ürdün Petra
Ürdün Petra
Ürdün Petra

PETRA ŞEHRİNDEKİ GEZİNTİ

Evet, 1 km. uzunluğundaki, uzun, soğuk ve karanlık ve bir tarafı dimdik yükselen kaya olan, dar siq geçidinden girdikten sonra: “Hazine” denilen yer ile karşılaşıyoruz.

Ürdün Petra  El-Khazneh-Hazine

EL-KHAZNEH-HAZİNE

Burası, şehirdeki Yunan ve Roma kültürünün izlerini taşıyan en önemli yapıdır. Özellikle, ön cephesi, güneş parladığında göz kamaştırmaktadır. Özellikle: sabah güneşinde, yapının ön cephesi: soluk gül rengini alır.

Tam olarak, ne zaman ve ne amaçla yapıldığı bilinmemektedir. Muhtemelen, MÖ.1’nci yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.

Buraya “Hazine” isminin verilmesinin sebebi: yapının en üst kısmında bir taş vazo bulunmakta olup, bir zamanlar bunun içinde bir firavun hazinesinin saklı bulunduğu efsanesinden kaynaklanmaktadır.

Bu hikayeye inanan Bedeviler: vazoyu vurup düşürerek, içindeki hazineyi ele geçirmek için, belli aralıklarla, vazoya ateş ediyorlarmış.
vazonun üzerinde, bugünde görülebilen birçok küçük delik, bu olayın bir kanıtıdır.

Hazine yapısının ön cephesi: sert kumtaşı kayalar oyulmak suretiyle oluşturulmuş ve günümüze kadar iyi korunmuştur. Bu ön cephede: etkileyici sütunlar, Nabatean tanrıları ile mitolojik karakterleri gösteren heykeller görülüyor.

Yapının yüksekliği: 40 metre ve genişliği: 27 metredir. Tam olarak, neden yapıldığı bilinmemektedir.

Ancak, bir kralın, arka bölümlerde bulunan mezarının anıtı olarak yapıldığı düşünülmektedir.

Bir diğer olasılık ise, buranın bir tapınak olduğudur. Ancak, hangi tanrı yada tanrılara adandığı konusunda bilgi bulunmamaktadır.

QASR AL-BİNT FİRAUN-DUSHARES TAPINAĞI- FİRAVUNUN KIZININ KALESİ

Burası, Petra şehrinde günümüze kadar ayakta kalabilmiş nadir yapılardan birisidir. MÖ.30 ile MS.40 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir. Nebateanlar’ın ana tanrısı “Dhushares” e adanmıştır. Şehirdeki kutsal yerlerin en önemlisidir. Sütunlu caddenin sonundadır.

Yapı: duvarcılık sanatı kullanılarak: sarı kumtaşından yapılmıştır ve yükseltilmiş bir platform üzerinde durmaktadır. Yapının duvarlarının yüksekliği: 23 metredir. Şehirdeki, en geniş ön cepheye sahip yapıdır.

Binanın iç kısmı: 3 odaya ayrılmıştır. Ortadaki oda: ibadethane olarak kullanılır.

Ürdün Petra Kanatlı Aslanlar Tapınağı

KANATLI ASLANLAR TAPINAĞI

Yapı: hemen, Dushares Tapınağının karşısındadır. Tapınak: İslamiyet öncesi, bolluk tanrıçası “Allat” adına adanmıştır. Lut gölü yazıtlarında: tapınak, Petra şehrindeki “Afrodit Tapınağı” olarak geçer.

Tapınak: MS.28 yılında yapılmış ve MS.363 yılındaki depremde yıkılana kadar kullanılmıştır.

Giriş yolunun her iki tarafında: işlenmiş 2 aslan figürü vardır. Tapınak yapısı: şehirdeki en önemli Nebatean yapısıdır ve Amerikalıların 20 yıllık bir arkeolojik araştırmaları ve kazı çalışmaları sonucu ortaya çıkarılmıştır.

Yapı: tek bir binadan oluşmaz. Yapının içinde: oturma salonları, ibadethaneler, atölyeler bulunmaktadır.

Yani, büyük bir ibadet merkezidir. Hatta, bu atölyelerden birinde, yöreyi ziyaret edenler için hediyelik eşyalar yapıldığı bilinmektedir.

Ürdün Petra El Deir Manastırı
Ürdün Petra
Ürdün Petra

 

EL DEİR MANASTIRI

Şehirdeki en büyük ve en dikkati çeken yapılardan birisidir. Yüksek bir dağlık kesimde: kayalara oyularak yapılmıştır. Yani, konumu harikadır.

Yapı: MS.76 ile 106 yılları arasında yapılmış olup, Bizans döneminde, MS.330 ile MS.1453 yılları arasında tapınak olarak kullanılmıştır.

Yapının genişliği: 50 metre ve yüksekliği: 45 metredir. Girişinin yüksekliği: 8 metredir.

Ürdün Petra Kraliyet Mezarları

KRALİYET MEZARLARI

Buraya, tiyatronun bulunduğu yerden bir merdiven ile inilir. Bu mezarlar: şehirde bulunan 500 civarındaki mezarın en etkileyici olanlarıdır. Dolayısı ile, Nabatean krallarına ait oldukları düşünülmektedir.

Ürdün Petra Semaverler Mezarı

SEMAVERLER MEZARI

Burası, muhtemelen MS.70 yıllarında yapılmıştır. Derin bir avlu ve her iki tarafında bulunan revaklardan oluşmaktadır. Mezar soyguncularının ulaşamaması için, cephede, mezarlar yüksek ve küçük mezar odaları şeklinde yapılmıştır.

Ürdün Petra Kurban Yeri

KURBAN YERİ

Tiyatro bölgesindedir. Buraya ulaşmak için, yarım saat süren bir tırmanış yapmanız gerekiyor. Muhteşem dağ manzarası görebileceğiniz tırmanma yolu, düz zirveye kadar uzanıyor. Dağın yüzeyi oyularak yapılmış, 2 adet, 7 metre yüksekliğinde kaya dikilitaş var.

Bunlar arasında: 30 metre var.

Bunlar: Nabateanlar’ın en önemli tanrıları olan “Dushara” ve eşi “Al-Uzza” adına yapılmışlardır.

Özellikle, kurban kesme yerleri, çok iyi korunarak günümüze ulaşmıştır.

Ürdün Petra Harun Mezarı

HARUN MEZARI

Petra şehrini çevreleyen dağların en yüksek ve hakimi: Harun’un dağı (Cebel Harun) olarak bilinir.

Bu dağın yüksekliği: 1350 metredir. Dağın doruğu kutsal olarak bilinir ve kabul edilir.

Çünkü: burada, Musa peygamberin kardeşi Aaron’un gömülü bulunduğuna inanılır.

Bu yüzden, bu zirveye: 14’ncü yüzyılda: bir cami yapılmıştır ve caminin beyaz kubbesi, çevredeki birçok yerden görülür.

Yapı: Memluk sultanı tarafından yaptırılmıştır.