
Mardin Savur: Öncelikle şunu belirtmekte yarar var, ülkemizin gurur kaynağı Profesör Doktor Aziz Sancar, 1946 yılında Savur’da dünyaya gelmiştir.
ULAŞIM
Mardin il merkezine 45 km uzaklıktadır. Savur-Diyarbakır arası uzaklık: 106 km. Savur-Batman arası uzaklık: 95 km. Savur-Ş.Urfa arası uzaklık: 235 km.

TARİH
Savur’da 1’nci yüzyılda Hıristiyanlık yayılmaya başlamıştır. MS 352 yılında burada Episkoposluk bölgesi kurulmuştur.
İlk Episkopos Mor Krafus; Sasani (Pers) İmparatoru II. Şabur tarafından tutuklanıp Nusaybin’e götürüldü.
Şabur’un ikinci adamı, Mor Krafus’a inancından döndüremeyince: 3 Ocak 352 tarihinde öldürttü.
Pers istilası bölgeye çok zarar verdi. Şehri dahi boşalttırdılar. Şehit edilen Mor Krafus’un öğrencilerinden, Savur’un Mişte köyünden Aziz Mor Şmuyel, rahiplik silkesine girdiğinde, Savur’u terk etmiş ve Nusaybin ile Midyat arasındaki kırsal kesimde kalan “Bagok” dağında inzivaya devam etti.
Hmerin köyü yakınlarında bir manastır inşa etti ve 7 yılda 30 rahip topladı.
Sasanilerin istilasından bu manastır da etkilendiğinden Mor Şmuyel, manastırını terk etmek zorunda kaldı.
Manastırı terk ederken, Perslere rüşvet vermiş ve Episkopos Mor Krafus’un cesedini onlardan alabilmiştir.
Mor Şmuyel, kendi manastırını terk ettikten sonra MS 397 yılında Midyat-İdil yolu üzerinde olan ve Midyat’tan 25 km uzaklıktaki Mor Gabriel manastırının temelini atmış ve bu manastırı inşa ettikten sonra Mor Krafus’un cesedini buraya nakletmiştir.
1998 yılı itibarı ile Savur ilçesinde, demircilik yapan sadece iki Süryani ailesi vardır.

GENEL
Savur, Süryanice “Savro” kelimesinden türetilmiştir. Savro, “boyun” anlamındadır.
Arapçası da Savr olarak kullanılmaktadır. Savur ilçesi ve Savur kalesinin Mardin kalesinden daha eski olduğu tahmin edilmektedir.
İlçe dağ yamacında kurulmuştur.
Rakımı 900 metredir. İlçenin içinden Savur çayı geçmektedir.
Kuzeybatıda bulunan geniş düzlüklerde tahıl ekimi yapılır. Savur, dünyaca ünlü üzümler diyarıdır.
Ayrıca Savur’da bahçelerin birçoğunda kavak ağacı yetiştiriliyor.
Kavaklar kesilip Irak’a gönderiliyormuş.
Burada gölgelik yapımında kullanılıyormuş.
Tarlalarda yetiştirilen kavak fidanları büyütülüyor, uygun boya gelenler kesilip, soyuluyor kamyonlara yüklenerek Irak’a gönderiliyormuş.

SAVUR ÜZÜMÜ
Bölgede mezrone üzümünden Tayfi üzümüne kadar, tadına doyum olmayan üzümler yetiştiriliyor.
Bunlar: kuru üzüm ve reçel olarak değerlendiriliyor.
Ayrıca üzüm pestili, bastik ve cevizli sucuk yapılıyor. Daha önce burada şarap fabrikası varmış, ancak fabrika şu anda kapalı durumda.

GEZİLECEK YERLER

SAVUR YENİ (ULU) CAMİİ:
Gazi (Kaplan) Mahallesindedir.
Minareye geçişi sağlayan açıklığın üzerindeki kitabeye göre, cami Seyyid Emir Hacı Abdullah Bey tarafından 1880 yılında yaptırılmıştır. Diğer bir kitabede ise, caminin 1912 yılında oğlu Ömer Bey tarafından tamir ettirildiği yazılıdır.
Çeşitli dönemlerde restorasyon geçiren caminin kubbesi 2001 yılında kurşunla kaplanmıştır. Dikdörtgen bir alana konumlanan caminin yapımında kesme taş kullanılmıştır. Kuzeybatıdaki girişin alınlığında damla motifi içerisine alınmış kitabe bulunmaktadır.
Minber ve vaaz kürsüsü geometrik ve bitkisel motiflerle süslenmiştir. Bazı bölümleri betonarme malzeme ile inşa edilen yapının duvar, sütun ve kubbe yüzeyleri boyanmıştır.

GAZİ MAHALLESİ ESKİ CAMİ:
Gazi Mahallesindedir.
Yığma tekniğiyle inşa edilen yapıda kesme ve moloz taş kullanılmıştır. Dikdörtgen bir alana oturtulan caminin, dört kitabesi bulunmaktadır. Birinci kitabe, yazı stili bakımından 13’ncü yüzyılı işaret eder. Yani en erken tarihli kitabe budur. Buna dayanarak cami, 13’ncü yüzyılda Artuklular döneminde inşa edilmiş olmalıdır.

KÜLTÜR MERKEZİ:
Devlet Mahallesinde Vatan caddesi üzerindedir.
Eğimli ve dörtgen bir alana kuzey-güney doğrultusunda konumlandırılan yapı, eyvanlı ve 3 katlı olarak kesme ve düzgün kesme taş kullanılarak yığma tekniğiyle yapılmıştır.

HACI ABDULLAH BEY KONAĞI
İlçe merkezinde Devlet Mahallesinde bulunan ve 1850 yılında inşa edilen bu yapı, en özgün, en güzel ve bozulmamış bir konak olarak önem kazanıyor.
Konak müze gibi korunmuştur.
Duvarları sura benziyor, taş ve ahşap işçiliği mükemmeldir.
Konak, özel kişiler tarafından butik otele dönüştürülmüştür. 22 odası var.

Konak misafirlerine geçmişin dünyasını yaşatıyor. Duvar kenarına yerleştirilmiş divanlar, salonun tasarımındaki sanat ve simetri, değerli eşyalar, zengin armağanlar konağa ayrı bir hava katmıştır.
Duvarlarda şatafatlı süslemeler, renk rent ve kat kat tavana doğru yükseliyor.

DEREİÇİ KÖYÜ
İlçe merkezine bağlı bu köy, önemli bir Süryani köyüdür. İlçe merkezini Dereiçi köyüne bağlayan yol, derenin kenarından geçiyor.
Yol boyunca dutluklar ve eski su değirmenleri var.
Ülkemizde hem Protestan hem Ortodoks ve hem de Katolik kiliselerinin birlikte bulunduğu bir köydür.

Köye vardığınızda ise, taş evleri göreceksiniz.
Köyde bulunan şarap üretim tesislerinde üretilen şaraplar bir zamanlar Akdeniz ve Ege bölgesinde çok meşhurdu.
Ancak günümüzde köyün büyük kısmı bomboş.
Köy halkının çoğu Süryaniler, buradan ayrılarak İsveç’e gidip yerleşmişler.
Köyün hikayesi oldukça ilginçtir.
1960’lı yıllarda köy dışına başlayan göç hareketi, zamanlar terör ve ekonomik sebeplerle artmış ve köyün nüfusu hızla düşmüştür.
Köy bugün tamamen boş değildir.
Köy muhtarı günümüzde köyde kalan az sayıda hanenin köy dışına gitmesini önlemek için bazı ekonomik faaliyetlerde bulunmuştur.
Muhtar köyde bir şarap fabrikası yaptırıyor.
Amaç köy dışına göçü engellemek, köylüye iş imkanı sunmak ve köylünün kazanmasını sağlamaktır.
Zaten köy oldukça zengin bağların hemen dibindedir.
1992 yılında fabrikanın açılışına çok az bir süre kala, bölgenin gelişmesini engellemek isteyen terör örgütü tarafından bu süreci yönlendiren köyün muhtarı katledilir.
Muhtarın öldürülmesinin ardından köydeki kalan evlerde hızla boşalır ve köylüler köy dışına göç edip giderler.
Fabrika ve 300 dönüm üzüm bağı da sahipsiz kalmıştır.
Köyde: 3 kilise bulunuyor.
Bunlar: Mor Abay, Mor Teotuto ve Mor Şabay kiliseleridir.
Kilise bahçelerindeki mezar taşları, oldukça güzel işlenmiştir.
Ayrıca, terkedilmiş evlerin arasında yaşayan 8 hane bulunmaktadır.
Köy Süryani köyü olmasına rağmen, köyde bir cami yapılmış ve camiye bir imam atanmıştır.
Bunun üzerine, çevre köylerden buraya bazı Müslüman aileler gelerek yerleşmişlerdir.

MOR YUHANNA KİLİSESİ
İlçe merkezine bağlı Dereiçi köyünün güneyindedir. Kadim Süryani Ortodoks kilisesi olarak da bilinir.
Kilise 370 yılında inşa edilmiştir. Yapımında kesme taş ve moloz taş kullanılmıştır. Ancak yapının mimari özellikleri 8’nci yüzyıla tarihlenen Mor İzozoel ve Mor Kuryakos kiliseleriyle benzerlik göstermektedir.
Kilisenin yapılış tarzı ve kilisenin mezbah kapısında görülen motifleri, eski çağlardan kalma bir yapı olduğunu belirtmektedir.
Dikdörtgen bir alana oturtulmuş kilise, iki katlı olarak inşa edilmiştir.
Mezarlık alanındaki mezarların ayak ve baş şahidelerinde bitkisel ve geometrik süslemeler görülür. Atriumun doğusunda bulunan şapele batıda yer alan yuvarlak kemerli girişten geçiş sağlanır. 2’nci kata doğuda yer alan merdivenden çıkılır. 2’nci kat: öğrenci odaları, misafirhane, papaz evi ve lavabolardan oluşmaktadır.
2’nci katın kuzeyinde, altıgen kaideye oturtulmuş altı paye ile desteklenmiş üzeri dilimli kubbeli çan kulesi yer almaktadır.
Kilisenin en büyük özelliği:
Bu kilise, Süryani kiliseleri arasında önemli bir olaya ev sahipliği yapmıştır.
Şöyle ki, 1782 yılında Mardin Deyrulzafaran Manastır’ı Patriki 3. Gevargis vefat eder.
Bunun üzerine, yeni patrik seçimi için Süryani Ortodoks kilisesinin tüm metropolitleri toplantıya çağırılır.
Metropolitlerden, Musul Metropoliti Matta ve Halep Metropoliti Diyonosiyos Mihayel Cevre: patrikliğe aday olduklarını açıklarlar ve Deyrulzafaran’a doğru yola çıkarlar.
Halep Metropoliti Mihayel Cevre: ilk olarak Manastıra ulaşır ve dört metropolitin onayını alarak 28 Ocak 1782 tarihinde patrik olarak takdis edilir.
Bu olay, Süryani kilisesi açısından dönüm noktası olur.
Ancak, Musul Metropoliti Matta, Deyrulzafaran’a ulaştığında durumu öğrenir ve Mihayel Cevre’nin patrikliğinin gayrimeşru olduğunu iddia eder.
İtirazı karşılık bulamayınca “Dereiçi” beldesine gelir.
Mihayel Cevre’nin patrikliğini onaylamayan diğer metropolitler de Turabdin’deki Süryani Cemaatinin liderleri, Dereiçi’ndeki Mor Yuhanna Kilisesi yani burada toplanırlar.
Burada Metropolit Matta’yı, Ocak ayında takdis edip patrikliğe yükseltirler.
Bu nedenle Mor Yuhanna kilisesi, Süryani kiliseleri arasında böyle tarihi bir olaya ev sahipliği yaptığı için önemli bir yere sahiptir.
Tarihi ibadethane yakın zaman önce restore edilmiş olup hala işlevini korumaktadır.

SAVUR KALESİ
İlçenin en yüksek noktalarından birinde, bir tepede kurulmuş olan bu kale, bölgeyi tamamen kontrol altında tutabilecek bir görüş alanına sahiptir.
İnşa tarihi bilinmez. Roma döneminde yapıldığına dair değerlendirmeler mevcuttur. Kaynaklara göre, 1133 yılında Musul Emiri Zengi ve Artukoğlu zamanında kalenin kuşatıldığına dair kayıtlar vardır. 1258 yılında Moğol istilası sırasında bölgedeki hakimiyet mücadelelerinde kalenin adı geçiyor. 1515-1516 yılları arasında Mardin kalesi ve çevresiyle birlikte Osmanlı hakimiyetine geçtiği biliniyor.
Evet, kale, dik yamaçlı tepenin üst düzlüğüne kurulmuş, dışında düzleştirilmiş bir platform yani yassı alan üzerindedir.
Yerleşim dokusunun kent dokusuyla entegrasyonu söz konusudur. İlçe merkezinin geleneksel taş evleri, dar sokakları ve yamaç yerleşimiyle uyumlu şekilde gelişmiştir.
Kale etrafında iki oda bulunduğu, merdiven ve yollarla erişimin güç olduğu vurgulanmıştır.
Günümüze sadece birkaç duvar kalıntısı ulaşmıştır.
Kale mevkii, tarihi kalıntılardan ziyade geniş açılı manzarası nedeniyle ziyaret edilmektedir. Kalede ışıklandırma çalışmaları yapılmış, zirvesine Türk bayrağı dikilmiş, restorasyon ve turizme açılma hedefleri ön planda düşünülmektedir. Ayrıca seyir terası inşa edilmesi planlanmaktadır.

BAŞKAVAK KÖPRÜSÜ
İlçe merkezine bağlı, eski adı Ahmedi olan Başkavak köyündeki bu köprü, Savur çayı üstünde kuruludur.
Kitabesine göre yapı, Hacı İbrahim Bey tarafından 1755 yılında yaptırılmıştır.
1861 yılında ise, Hacı İbrahim Bey’in oğlu Hacı Emir Abdullah Bey tarafından tamir ettirilmiştir.
Köprü: doğu-batı istikametinde uzanır.
Sivri kemerli, 14 gözlü ve yolu düz olan köprüler gurubuna girer.
Döşeme uzunluğu 70.50 metre, genişliği 3.10 metredir.
Köprünün orta bölümü 2.90 metre, uç kısımları ise 2.30 metre yüksekliktedir.
Yapı, 14 kemer gözlü olup, kemerler 15 ayağa oturur.
Doğudaki iki kemer gözü kısmen toprakla dolmuştur.
Kemer gözleri ortaya doğru genişlemekte ve büyümektedir.
Taşıyıcı olarak sivri kemerlerin kullanıldığı köprüde, onarımlardan kaldığı anlaşılan yuvarlak kemerlere de rastlanılmaktadır.
Köprü, 1997 yılında tescil edilerek koruma altına alınmıştır.
Günümüzde sağlam olup yayaların ve hayvanların geçmesi için kullanılır.

HİSARKAYA KÖYÜ KÖPRÜSÜ
Köprü: Savur ilçe merkeziyle Hisarkaya köyü yolunda, Çemülhan olarak adlandırılan mevkiindedir.
Köprünün kitabesi olmadığından ne zaman yapıldığı bilinmiyor.
Ancak muhtemelen Hacı Abdullah Bey döneminde (1880 yılı civarı) yapıldığı tahmin ediliyor.
Köprü: yapım tekniği ve malzemesi bakımından, Hacı Abdullah Bey döneminde Savur’da inşa edilen diğer eserlerle benzerlik gösterir.
Ayrıca yapı, Hacı Abdullah Bey’in onarttırdığı Başkavak köyü köprüsü ile aynı malzemeye sahiptir.
Buradan hareketle köprünün 19’ncu yüzyılın ikinci yarısında Savur Emiri Hacı Abdullah Bey tarafından yaptırıldığı söylenebilir.
Eser günümüzde sağlamdır ve kullanılmaktadır.
Köprü, doğu-batı istikametinde uzanmaktadır.
Yuvarlak kemerli, üç gözlü, yolu eğimli olan köprüler gurubuna girer.
Yapının döşeme uzunluğu 28.10 metre, genişliği 3.50 metredir.
Yüksekliği 4.30 metredir.
Günümüzde yayaların ve hayvanların geçmesi için kullanılmaktadır.
Yapı dört ayak üzerine oturur. Memba yönünde, üst kısımları yarım piramidal külahla sonlanan üçgen tabanlı selyaranlar vardır.
Bu selyaranlar günümüzde kısmen yıkılmıştır.
Üzerinde süslemesi bulunmayan yapının kemer açıklıkları ve ayakları, düzgün kesme taş, diğer kısımları ise kaba yontu taştan yapılmıştır.

HACI AHMET AĞA KÖPRÜSÜ
İlçe merkezine bağlı Sürgücü köyündedir.
Savur çayı üzerine kuruludur. Beş gözlü olarak tasarlanmıştır.
Yaklaşık 50 metre uzunluğunda, kesme taştan yapılmıştır.
Farklı dönemlerde tamir görerek ayakta kalmayı başarmış olan köprünün 18 ya da 19’ncu yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.