Paris Ne yenir-Ne içilir

Paris Ne yenir-Ne içilir

KAHVALTI

Paris Ne yenir-Ne içilir; Fransız kahvaltısı: croissant, pain au chocolat, pain aux raisins gibi çeşitlerin genel adı olan “viennoiserie” yanına “cafe creme”den oluşuyor. İçine bazen de: baget etmek, tereyağı ve reçel ekleniyor. Yani: sabah kahvaltısında genellikle tuzlu tercihleri yok. Onlar için sabah güne tatlı ile başlamak tercih sebebi.

Evet, sabah kahvaltıları “Paul”de muhteşem. Çikolatalı kuru savanları veya içine istediğiniz herhangi bir şeyi koyabileceğiniz sandviçleri var.

Ayrıca, bunların dışında, güne başlarken, kaldığınız yerin yakınlarındaki fırınlardan “kuru savanlar alarak, bunları tadabilir ve güne başlayabilirsiniz.

Şehirde: o kadar çok etnik kökenli insan var ki, sonuçta bunların kendi yemek kültürünü yansıtan restoranlar da yoğunlukta. Yani: Fransız’dan, Vietnam’a kadar pek çok değişik yemek çeşidi bulabilirsiniz.

Şehirde, 2 Çin mahallesi var. Bunlar: Place d’Italie ve Belleville işçi sınıfı bölgelerindedir. Buralarda, etnik yemekler bulabilirsiniz.

Ancak, kayda değer Fransız restoranları yoktur. Birkaç Vietnam lokantasının yanı sıra, büyük ve ucuz Çin lokantaları bulunuyor.

Şehirde yemek yemenin en güzel yanlarından biri: restoranların çeşitliliğidir.

Bistrolar: küçük ve genellikle uygun fiyatlarda, az sayıda seçenek sunan restoranlardır. Belle Epoque döneminden kalan bistrolar: çinko barları, aynaları ve şık seramikleriyle güzeldir.

Çoğunlukla: geleneksel ve yöresel yiyecekler sunulur. En iyi restoranların aşçıları, kendi bistrolarını açarlar ve bunlar hem kaliteli hem de ucuz yerler olabilirler.

Brasserie’ler: genellikle, büyük, eğlenceli, kalabalık yemek salonlarıdır. Çoğuna: Alsace atmosferi hakimdir, Alsace şarabı ikram edilir ve lahana salataları ve sosisleriyle ünlüdürler. Mönüleri çok geniştir ve çoğu, gün boyunca hizmet verip, geç saatlere kadar açık kalırlar.

Hafta sonları, pek çok yerde, “brunch” sunulur. Bunların fiyatları ise, 15 Euro civarındadır.

Çoğu restoran, ödemelerinizde “Visa” kredi kartı kabul ediyor.

Paris Ne yenir-Ne içilir Ne yenir

NE YENİR

Paris sokaklarında, bol bol krep yiyebilirsiniz, hem de her türlüsünden. Özellikle: çikolatalısını öneririm. Uzun ekmeklerle yapılan sandviçler de çok lezzetli. Herhangi bir kafeye oturursanız, et ve patates kızartması öncesinde, mutlaka soğan çorbası içmelisiniz. Fransız mutfağı yemek kültürünü öğrenmek isterseniz: et yemekleri üzerinde yoğunlaşmalısınız.

Et yemeklerinde: klasikleşmiş dana eti, kuzu eti ve domuz eti yanında, geyik eti ve yaban domuzu eti de bulunuyor. Zaten: şehirdeki restoranlara gittiğinizde, ilk olarak et suyu sunuyorlar. Bu et suyunun, vücudu “restore ettiğini, güçlendirdiğini” düşünüyorlar. Bu yüzden zaten yemek yenen yerlere “restoran” ismi verilmiş ve giderek tüm yemek sunan yerlere, bu isim verilmiş.

Dolayısı ile, et yemekleri üzerine yoğunlaşan Fransız mutfağında, vejetaryenler zorluk çekerler. Yine de, restoranlarda salata bulmak mümkün. Zincir restoranlarda: salata, pizza ve sandviç bulunabiliyor.

İlla ki, memleketimin yemekleri diyenler için ise: Türk mahallesi girişindeki İstanbul Kebapçısını önerebilirim. Zaten bu mahallede, her yer “Türk”

Bu arada

Yemek fiyatları konusunda biraz bilgi sahibi olmak isterseniz: genellikle orta dereceli bir restoranda, yaklaşık 30 Euro ödeyerek karnınızı doyurabilirsiniz. Bunun yanında: Hippo steak: 15 Euro, Mc.Donalts Big Tasty: 7.5 Euro. Monoprıx Chicken sandviç: 3.5 Euro.

Eğer: ekonomi yapmak istiyorsanız, tüm öğünlerinizi: Fransız market zinciri olan “Monoprix” ten yapabilirsiniz.

Fransızların arasına karışmak ve onların yaptıklarına benzer bir tecrübe yaşamak isterseniz: baget ekmek, biraz Fransız peyniri ve bir şişe şarap alarak, Sen nehri kıyısında, piknik yapabilirsiniz. Özellikle: İle Saint-Louis bölgesinde piknik yaparsanız, inanın tadına doyamazsınız.

Bu arada: Fransa’da elbette, en güzel ve en taze balığı: Paris’te bulmanız mümkün. Çünkü: gerek Manş Denizi ve gerekse Atlas Okyanusundan, buraya her türlü balık geliyor. Hem de, bol ve taze.

Tüm bunların yanında: Fransız pastanelerini ihmal etmeyin. Bu pastanelerde, rengarenk bir dünya ile karşılaşırsınız. Her biri birer sanat eseri olan: kekler, pastalar, çikolatalı tartlar, tatlı ekmekler, drajeler, bisküviler ve profiteroller. Bunların hepsi: gerçekten muhteşem tatlar.

Paris Ne yenir-Ne içilir Fransız peynirleri

FRANSIZ PEYNİRLERİ

Fransız peynirleri, şehirde öne çıkıyor. Özellikle, ama yemeğin ardından, genellikle, “Blue Rokfor” peyniri tercih ediliyor. Peynir konusunda, tarihi süreçte, söylenen bir söz var. Charles de Gaulle: bir keresinde “256 çeşit peynir üretilen bir ülkeyi, yalnızca tek bir kişinin yönetmesi nasıl beklenir”.

Evet, bu ülkede, resmi rakamlara göre: yaklaşık 400 civarında peynir çeşidi üretiliyor.

NE İÇİLİR

Çoğu restoranlarda, yemek siparişi vermeden önce içki isteyip istemediğiniz sorulur. Tipik bir aperatif “kir” ya da “kir royal” olabilir. Ancak, bunlar dışındaki içkiler, genellikle yemekten önce içilmez. Bistrolar ve brasserie’lerde, mönüyle birlikte şarap listesi de gelir. Daha pahalı restoranlarda, yemek siparişi verildikten sonra, şarap garsonu tarafından, ayrı bir şarap mönüsü getirilir.

Akşamları içki içmek isterseniz, önerim “kir royale” Bistro a vin (şarap barı) lerde, Fransız peynirleri ve diğer çeşitli mezeler ile servis edilen, birçok çeşit Fransız şarabını deneyebilirsiniz. Et yemeğiyle kırmızı şarap ve balık ile beyaz şarap tercih edebilirsiniz.

Paris Ne yenir-Ne içilir

MENÜ VE SİPARİŞ VERİLMESİ

Küçük restoran ve bistrolardaki ve hatta bazı büyük brasserie’lerdeki mönüler: genellikle el yazısıyla hazırlanır. Okumanız bu yüzden biraz zor olabilir. Yardım isteyebilirsiniz. Garson, genellikle, önce entree (giriş yemeği) siparişinizi alır. Sonra da ana yemeğe geçer. Tatlı siparişi, yemek bitmeden önce ana yemekten sonra alınır.

Soğuklarda, genellikle: mevsim salataları ve sebzeleri ya da sıcak veya soğuk sebze tabakları ve turtalar olabilir. Füme som balığı, sardalye, ringa ve balık salataları gibi, küçük  porsiyonlu yiyecekler de bulunur.

Ana yemekler arasında: et, tavuk ve balık bulunur. Şık restoranlarda, sonbaharda av hayvanlarının etiyle yapılan yemekler ikram edilir. Yemek sonrasında: kafeinsiz kahve veya bitki çayları da içebilirsiniz.

Paris Ne yenir-Ne içilir Fast-Food restoranları

FAST-FOOD RESTORANLARI

Paris şehrinde: 3 bölgede Mc. Donalts restoranlarından var. Bunlar: Montmartre, Saint-Michel ve Caumartin bölgelerindedir. Bu restoranları ararken, Fransızlara sorarsanız “Macdo” diye sormanız gerekir.

Şehirde, bunların rakibi olarak “Quick” restoranları bulunuyor. Bunlar: Fransızlar tarafından oluşturulmuştur. Temizlik, servis ve yemek kalitesi aynıdır.

Paris Ne yenir-Ne içilir Restoranlar

RESTORANLAR

ALAİN DUCASSE

Montaigne caddesindedir. Burası, özellikle, moda çekimleri için en gözde mekanlardan biridir. Burada, çok çeşitli ve değişik lezzetler bulmak mümkündür.

ALLARD

6.Bölgede bulunuyor. İlginç bir mekanda kurulu. Dış cephesi, 1720 yılından bu yana değişmemiş. 20.yüzyılın önemli bir kısım sanatçısı, burada sürekli yemek yemişler. Gitmeden önce, mutlaka rezervasyon yaptırmalısınız.

Çünkü, her masa dolu. Özgün dekoru ve geleneksel Fransız yemekleriyle, mükemmel bir lokanta.

Yemeklerin kalitesi mükemmel. Fiyatları derseniz, muhtemelen kişi başı, içki dahil, yalnızca 50 Euro ödemeniz yeterli. Ayrıca, fiyatı muhtemelen 34 Euro civarında olan “fiks-menü” de seçebilirsiniz.

BATEAU MOUCHE

Sen nehri kıyısındadır. Burada, mutlaka akşam yemeği yemelisiniz. Yemekten sonra: “Cafe de Flore” nin terasında, kahve içmelisiniz.

CAFE CARMEN

Pigalle bölgesindedir. Burası, tarihi süreç içinde, “Carmen” operasının bestecisi olan, George Bizet’in evi imiş. Hatta, Bizet’in, burada, Proust ve Gounod gibi arkadaşlarıyla eğlenirken, burada “Carmen” operasını bestelediği ve kağıda döktüğü söylenir. Burası, günümüzde: klasik Fransız yemeklerinin sunulduğu, yüksek tavanlı bir restorana dönüşmüş.

CHARTİER

Montmartre bölgesinde bulunuyor. Burası, şehrin en eski lokantalarından birisi. Binanın dış duvarında yazılı “Bouillon Chartier” yazısı, yaklaşık 200 yıl önce, burayı öne çıkaran “et suyu” konsomesini hatırlatıyor. Burada: ne kristal avizeler, ne de pahalı servis takımları var.

Kapının önünde mutlaka bir kuyruk göreceksiniz. Ancak, mekan çok büyük, bu kuyruğa girmekten korkmayın, kısa süre sonra içeri girebiliyorsunuz.

Masanıza oturduğunuzda, küçük tahta sandalyeli, üzerine beyaz kağıt örtüler serilen masaların aralarında, üzerinizdeki paltoları koymak için, pirinçten raflar var.

Salon: cam tavandan aydınlatılıyor. Garson: beyaz bir kağıda yazılı mönüden seçtiğiniz siparişleri, kağıt masa örtüsüne not alıyor, hesabı da, yine yemek yiyenlerin önünde, örtü üzerinde topluyor.

Duvarlarda: üzerinde emaye numara etiketleri bulunan, küçük raflar var. Bunlar, restoranın geçen yüzyıldaki müşterilerinin peçelerinin içinde saklandığı çekmeceler.

CHEZ MİCHEL

Belzunce bölgesindedir. Fiks mönü: 30 Euro civarındadır.

Paris Ne yenir-Ne içilir Hippopotamus

HİPPOPOTAMUS

Burası, şehrin birçok yerinde bulunan bir yerel yemek zinciri. Burada, yalnızca tavuk ve et yemekleri bulabiliyorsunuz.

Kişi başı, muhtemelen 15 Euro civarında, rahatlıkla karnınızı doyurabilirsiniz.

Biftekler ve tavuk şişi özellikle lezzetli ve öneririm. Ismarladığınız etin pişme derecesini kendiniz belirliyorsunuz, bu da büyük bir keyif.

JULES VERNE (7.Bölge)

Eyfel kulesinin tepesinde bulunan, muhteşem bir restorandır.

LA CHİBERTA

Arsene Houssaye bölgesindedir. Şehrin en gözde restoranıdır. Mimarisi, geometrik olarak düzenlenmiştir. İç mimarisi ve nefis yemek menüsü, mekanın şıklığı ile birleştirilmiş ve Parisliler tarafından en çok tercih edilen restoranlardan biri haline gelmiş.

LE DAUPHİN

St. Honore bölgesindedir. Louvre Müzesinin bir blok kuzeyindedir. Bu tesis, 1945 yılından bu yana, aynı aile tarafından işletiliyor. Tesiste: geleneksel lezzetler ve çeşitli yörelere ait şaraplar ve kahveler var. Bunların yanında: muhteşem tatlılar bulunuyor.

LE PROCOPE

Odeon bölgesindedir. Tarihi süreç içinde, ünlülerin özellikle rağbet ettikleri bir yer olarak öne çıkıyor. Voltaire, Benjamin Franklin, Rousseau, buranın sürekli konaklayan müşterilerinin birkaçı. Yapının terası, güneş alıyor. Ayrıca: terastan şehir manzarası mükemmel. Yemekler ise, muhteşem lezzetli.

Paris Ne yenir-Ne içilir Leon De Bruxell

LEON DE BRUXELL

Deniz ürünleri sevenler için uygun bir yer. Özellikle: buraya giderseniz, “rokfor soslu midye” tercih etmenizi öneririm. Midyeler, geniş tencerelerde geliyor ve yanında “french fries” servis yapılıyor. Fiyatları da, nispeten makul.

LE TEMPS DES CERISES

Butte-aux-Cailles bölgesindedir. Yemek yemek için, uygun fiyatlı bir yer arıyorsanız, burası  tam size göre bir yer. Zevkle yemek yiyebileceğiniz, şirin bir restoran.

LUCAS CARTON

8.Bölge-Madeleine’dedir. Gitmeden önce mutlaka rezervasyon yaptırmanız şart. Kredi kartı kabul ediyorlar.

JULES VERNE

7.Bölgededir. Eyfel kulesinin, 3.katındadır.

GEORGES

Şehrin en sanatsal semti sayılan “Centre de Pompidou”dadır. Avangard bir stile sahiptir. Gümüş rengi zemin ve mekanın dört köşesinde, tavandan, masalara değecek şekilde sarkan, büyük kırmızı, alüminyum toplar, salonda değişik bir atmosfer yaratıyor.

Restoranın en çarpıcı özelliğiyse, Sen nehrine hakim muhteşem manzarasıdır.

GUY SAVOY

17.Bölge-Toyon’dadır. Gitmeden önce, mutlaka rezervasyon yaptırmanız gerekiyor. Kredi kartı kabul ediyorlar.

GRAMAFON

Montreul semtinde, yaklaşık 3 yıldır burada hizmet veriyor.

Burası bir Türk restoranı. Zengin mutfağı ile, öne çıkıyor. Burada: lezzetli meze çeşitleri, salata, yemek, içki ve tatlı çeşitlerinde, Osmanlı mutfağı tanıtılıyor. Dış ve iç görünüm olarak, çok lüks bir ortam yok.

Ama, lokantanın işletenleri olan Türk aile, çok candan ve samimi yaklaşımları ile, insanları buraya çekmeyi bilmişler. Yolunuz düşerse, kendinize güzel bir ziyafet çekebilirsiniz.

KOROVA

Champ Elyesse bölgesindedir. Bu ilginç restoran: UFO’yu andıran dekorunda, bembeyaz duvarlar, çevreye serpiştirilmiş flat plazma monitörler ve bir örgüye benzer, beyaz kumaştan perdeler süslüyor.

Ünlü bir Fransız TV sunucusu olan sahibi Jean Luc Delarue, burada, hem ilginç dekor ve hem de kendi şöhretini kullanarak, restoranı, şehirde tercih edilen bir yer haline sokmuş.

MURANO URBAN RESORT

Marais bölgesindedir. Burası: bir butik otel. Modern tasarımı, beyaz dekoru var. Müşteri profili ise, şehrin aristokratları. Bünyesinde: spa, gym, restoran ve bar var. Mekanda: lüksün sınırları yok.

Odalarda bulunan: LCD ekranlı tv, dvd, teras ve yüzme havuzu, kendinizi özel hissetmenizi sağlamak üzere oluşturulan lükslerden yalnızca birkaçı. Özellikle, burada, Pazar günleri sunulan “brunch” muhteşem keyif veriyor, şehirliler özellikle bu branch ı çok seviyorlar.

Paris Versay Sarayı-Versailles

Paris Versay Sarayı-Versailles

Paris Versay Sarayı-Versailles; En baştan şunu söylemem gerek: Paris şehrini ziyaret ederseniz, buraya mutlaka gidin.

Turla giderseniz giriş ücreti hariç 50-55 Euro isteniyor, ama kendiniz metro ve trenle giderseniz, ödemeniz gereken para sadece ulaşım için harcanacak ; 4-5 Euro olacaktır.

Sadece metro ve tren planı alıp, planlar üzerinde bilinçli bir işaretleme ve takip yeterlidir.

Burası şehir merkezinden, yaklaşık 30-35 dakikalık bir RER (metro hattına bağlı ama yer üstünde hareket eden bir tür tren) yolculuğu ile ulaşılıyor.

Şehir merkezinden, İnvalides metro istasyonuna gelip, RER denilen banliyö trenine binmeniz gerekiyor.

Tren: 25-30 dakikalık bir yolculuktan sonra, Versay Kasabasına ulaşıyor.

Trenden inince, istasyondan 7-8 dakika yürüyorsunuz ve Avrupa’nın en büyük sarayı işte karşınızda.

Paris Versay Sarayı-Versailles

GİRİŞ

Bu kısa yürüyüşten sonra saray bölgesine geldiğinizde, öncelikle sarayın ön bölgesindeki altın sarısı renkli demir parmaklıklar ilginizi çekecektir. Zaten burayı ziyarete gelen kalabalık topluluklar, önce bu altın renkli ve muhteşem korkulukların önünde resim çektiriyorlar. Tur otobüsleri bu bölümde yani meydanda toplanıyor.

Trenle gelenler yürümesine rağmen turla gelenler bu meydanda toplanıyor. Ama, trenle gelenler yürüdükleri güzergahta, birçok hediyelik eşya satan dükkanla karşılaşıyorlar ki, burada özellikle Versay Sarayı ile ilgili ne ararsanız bulup satın alabilirsiniz. Turla gelenlerin böyle bir imkanları yok.

Sarayın önü kalabalık.

Ama bir yandan da güvenlik tedbirleri üst düzeyde. 4 kişilik guruplar halinde, elleri silahlı askerler dolaşıyorlar. Sanırım sivil giyimli polisler de vardır ama askerler hemen dikkati çekiyor. Sol taraftan, içeri girdiğinizde, hemen sol yanda: Saray giriş biletlerinin satıldığı yer var. Ayrıca yine Sarayla ilgili hediyelik eşyaların satıldığı küçük bir bölüm var ki, buraya mutlaka girmenizi öneririm, ilginç bir yer.

Eğer önce saraya girmeyip sadece bahçeyi gezmek isterseniz, veya saraya giriş bileti yüksek sadece bahçeyi gezeyim derseniz, buradan yani sol yandan doğru ilerleyin ve saray binasının yanından arka bölüme yani esas bahçenin olduğu yere geçin. Buraya geçtiğinizde, sarayın arkadan muhteşem manzarasını ve bahçenin tüm güzelliğini görebilirsiniz.

Bahçenin diğer bölümleri, bulunduğunuz bu zeminden daha aşağıda, burada aşağıda daha ayrıntılı anlatacağım büyükçe bir havuz var. Buradan ilerleyip merdivenlerden aşağıya inerseniz, yine bir havuz, yemyeşil alanlar ve her iki yanda, özel düzenlenmiş ama dışarıdan görülmeyen, uzun yeşil çitlerle çevrilmiş değişik bahçeler göreceksiniz ki, bunların arasına girip gezinebilirsiniz.

Bahçede aşağıya doğru yürümeye devam ederseniz, muhteşem bir tabiat, yeşillikler, çiçekler, ağaçlar, havuzlar, heykeller…. Yürüyüş yolunun hemen kıyısındaki banklara oturup dinlenebilirsiniz. Biraz ileride, kafeler var, orada oturup bir şeyler içebilirsiniz, ama buranın tek kelime ile tarifi: muhteşem bir peyzaj, muhteşem bir görsellik.

Saraya girmek isterseniz, yaklaşık 1 saat kadar kuyrukta sıra beklemeniz gerekecektir. 12Burada: 2 çeşit bilet satıyorlar. Bunlar: 13 ve 20 Euro’luk biletler. Aralarındaki tek fark ise: Kraliçe Marie Antoinette’nin dairesinin görülmesi. Zaten bu dairede: yatak örtüsü ve perdelerin rengi solmasın diye, flaşlı fotoğraf çekilmesine izin vermiyorlar.

Bu arada: girerken size bir “aido guide” yani “sesli anlatım cihazı” veriyorlar. Girdiğiniz odanın numarasını tuşlayınca, bu odanın tarihçesini dinleyebiliyorsunuz.

Paris Versay Sarayı-Versailles

TARİHİ SÜREÇ

Sarayın yapımına: kral 13.Louise döneminde başlanır. Bu sırada, burada bir av köşkü yayılır. Daha sonra, yaptırılan bu köşk: Le Vau tarafından büyütülür. Kral 14.Louise: bu küçük köşkü, büyülttürür ve saraya, klasik şeklini verdirir.

Çünkü: o dönemde, Fransa’nın Vaux vikontu ve Maliye Başmüfettişi olan Nicolas Fouquet, Vaux şehrinde, kendisi için büyük bir saray yaptırmıştır. Yani: Kral 14.Louise, kıskançlık sonucu, bu küçük av köşkünü büyütür. Devlet benim diyen ve “Güneş Kral” unvanını alan Louise, sarayın devasa bahçesinin korusunda avlanır, binlerce konuğunu burada ağırlardı.

Paris Versay Sarayı-Versailles

Son olarak

1760 yılında, Gabriel sarayından, saraya avlu kanatları eklenir. Bunun sonucunda, binanın cephesi: 540 metre uzunluğa ulaşmıştır. Evet, sarayın inşaatında 30.000 işçi çalıştığı ve sarayın inşaatının tam 50 yıl sürdüğü söyleniyor. Sarayın 1300 odası bulunuyormuş.

Bir diğer ilginç notta şu: bir bayram günü, sarayın bahçesindeki fıskiyelerden akan suyun, 600 000 Parislinin, bir günlük su tüketimine eşit olduğu söylenir.

Paris Versay Sarayı-Versailles giriş

Fransa Kraliçesi Marie Antoinette: Avusturya’dan gelin olarak geliyor, bu muhteşem şatoda, lüks içinde yaşıyor ve bu yaşantısı, kanlı bir ihtilal sonucu, giyotinde başı kesilerek bitiyor.

Hüzünlü mü bilmiyorum, ama işte sonuçta kendi yaşadıklarının dışında, halkın yaşadıklarını asla önemsemeyen aristokratların, giyotinde ölümle biten yaşamları.

Paris Versay Sarayı-Versailles

Tüm bunların yanında

1871 yılında, Otto Von Bismarc önderliğindeki Prusya; Napolyon Bonaparte’ı yeniyor ve Frankfurt antlaşması, bu sarayda imzalanıyor ve Almanya birleşiyor. Bu, Fransızlar için küçük düşürücü bir durum olarak tarih sahnesinde yerini alıyor. I. Dünya Savaşı sonunda, Almanya yenilince, Fransızlar intikam alırcasına, 1919 yılında, burada masaya oturuyorlar ve Almanya küçük düşürülüyor.

Ama, Almanya bunu unutmuyor ve II. Dünya Savaşında, Paris işgal edilince, Versay Antlaşmasının imzalandığı tren vagonu müzeden çıkarılıyor ve Fransızlarla, orada masaya oturuluyor. Yani, yine Fransızlar küçük düşürülüyor. Burası: Fransa ve Almanya arasında, diplomaside, karşı tarafa üstünlüğü kabul ettirmek için kullanılan simgelerden biri haline geliyor.

Paris Versay Sarayı-Versailles

ÖNEMİ

Bahçesi ve aynalı salonu dışında, pek bir özelliği olmayan, yalnızca üç-beş odası gezilebilen bir yer. Odaların hepsi boş, eşyaları ne yapmışlar meçhul. İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı burayı rahatlıkla aşar.

Ama yine de, burası Fransa’nın en ünlü ve muhteşem yeridir. Bu nedenle: dünya mirası anıtları arasına alınarak korunmaktadır. Buradaki eşsiz binalar ve muhteşem şato gerçekten çok etkileyici. Zaten, aslında burası bir Fransız şatosudur. Ancak, günümüzde müze olarak kullanılıyor.

Paris Versay Sarayı-Versailles

Muhteşem süslemeli yapı, uygun restorasyonlar sonucu, ihtişamından hiçbir şey kaybetmemiş ve günümüze kadar sağlam olarak ayakta kalabilmiş. Yapının bahçesinde: bronz ve kurşundan yapılmış 400’den fazla heykel ve birçok, süslü çeşme bulunuyor.

Sarayın bahçe tarafındaki cephesi: Le Vau tarafından yaratılan son eserdir. Klasik Fransız mimarisine örnek olmuştur. Roma imparatorluk çağından bu yana, ilk kez, böyle büyük ölçüler kullanılmış olması ilginç.

Bunun nedeni: zengin ve merkezi krallık yönetimi. İtalya, Almanya ve İngiltere’de, siyasi ortamlar farklı olduğu için, bu saray ve benzeri büyüklükte ve lüks yapılar yapılmadı. Sarayın en büyük özellik taşıyan yeri: bahçesi oldu.

Fransızlar: bu tarihi süreç nedeniyle, bu sarayı görmezden gelmek istedikleri için olsa gerek, uzun yıllar kapalı tuttular. Ancak, özel izinler ile, özel misafirlerin gezmelerine izin verdiler. Daha sonra, balayından gelen zengin ve ünlü Amerikalı olan Roosvelt tarafından saray restore edildi ve ziyarete açıldı.

GEZİ PLANI

Evet, sarayın içi ihtişamlı. Saray yaşamına ait detaylar (yataklar, resimler, heykeller) orijinal haliyle korunmuş ve sergileniyor. İç mekan: dış cepheden daha başarılıdır. Sarayın içindeki tören odaları: uzun bir aks üzerinde dizilmiş olup, birbirlerine açılırlar. Bütün saray: kralın: yatağı, odası ve dairesi çevresinde düzenlenmiştir.

Hanedan prenslerinin, saraylıların daireleri, bakanların büroları, kabul, eğlence, tapınma ve gezinme yerleri; güzel bir plana göre düzenlenmiştir.

Paris Versay Sarayı-Versailles

Gezinize: Şapelden başlayın. Şapel: İç mekan olarak, çağın en başarılı örneklerindendir. Kare payeler ve kemerlerden oluşan alt strüktür üzerinde, ince sütunlar yükseliyor. Dekorasyonu, güzel bir mimari üslubu ortaya koyuyor. Planı bozmayan hafif kabartmalar mimarinin öne çıkan unsurları olarak görülüyor.

Paris Versay Sarayı-Versailles

Opera salonun ile devam edin.

Salonda mutlaka ilginizi çekecektir, her yan ahşap. Çünkü: akustik sağlanması amaçlanmış.

Mermer avlu çevresinde, 3 farklı bina gurubu var. Kral 14. Louise, bu küçük şatoyu muhafaza etmek istediğinden, mermer avluya, iki kanat ilave ettirmiş.

Kanatlar arasında geçiş yaparken, heykellerle dolu, uzun koridorlarda yürüyorsunuz. Bu heykeller: Bourbon hanedanlığı boyunca hüküm sürmüş kralları, kraliçeleri, sanatçıları gösteriyor.

Paris Versay Sarayı-Versailles

Şapel ve Opera bölümlerinden sonra:

Sarayın odaları var. Odaların duvarlarında: bu sarayda yaşamış kraliyet mensuplarının resimleri var. Bu tablolar arasında: kraliçe Marie Antoinette’ye ait olanlar da bulunuyor. Yatakların üstünde: devekuşu tüyleri, koridorlar boyunca yine bir sürü heykeller, mermerden yapılmış şömineler, kristal avizeler.

Ama: bu odaları gezerken, Paris şehir merkezinde ki o ünlü koku yine, burnunuzun direğini kıracak, malum idrar kokusu. Zaten, Fransızların, bu kötü kokuları sindirmek için, parfümü icat ettikleri söylenir. Bu kadar muhteşem bir saray yapan kültür: bu sarayın içine, banyo ve tuvalet yapmamış.

Tüm ihtişam ve lükse rağmen, sarayda, tuvalet ve banyo yok. Yani, pislik içinde yaşanan sözüm ona lüks. Zaten: Sarayda, avluya girdiğinizde, sarayın inanılmaz bir dışkı ve ağır yağ gibi esans koktuğunu hissedeceksiniz.

Dönemin kralları: yılda bir kez, kraliyet bahçesindeki küçük havuzda, halkın gözleri önünde, iç çamaşırlarını çıkarmadan, suya bir kez girip-çıkmak suretiyle, duş alıyorlarmış. Fransa, biraz önce de söylediğim gibi, bu yüzden parfümün kalbi. Tarihe adını yazdırmış. Filmlere, kitaplara konu olmuş.

Paris Versay Sarayı-Versailles

Evet, gezimize devam ediyoruz.

Sarayın içindeki büyük dairelere, eski Yunan ve Roma tanrıları olan: Diana, Merkür, Mars, Apollon gibi isimler verilmiş. Sarayın oda ve dairelerinden çıkarak, veliahtların yaşadığı bölüme yani kanada geçiyorsunuz. Burada: her kral döneminde, tahtın varisleri ve eşleri yaşarmış. Hatta: Marie Antoinette, Versay Sarayına veliaht prenses olarak geldiğinde, bir süre burada yaşamış.

Paris Versay Sarayı-Versailles

Gezimize devam ederken, sarayın en önemli bölümüne geliyoruz. Burası: Aynalar galerisi.

Paris Versay Sarayı-Versailles Aynalar Galerisi

AYNALAR GALERİSİ

Merkezi terasın bulunduğu yerdedir. Sarayın en önemli dairesidir. Bahçenin en güzel yerine bakar. 75 metre uzunluğundaki bu salonun iki duvarı, boydan boya 400 adet ayna ile kaplıdır. İç dekor: Le Brun tarafından yapılmıştır. Bu galeri: saraya, yumuşak bir barok havası verir. Bütün duvar uzunluğu boyunca kullanılan aynalar yüzünden, galerinin aydınlık olması sağlanmıştır. Galeri: tamamen yeşil mermerle kaplanmıştır. Salonun tavanındaki resimler: Le Brun tarafından yapılmıştır.

Paris Versay Sarayı-Versailles

I. Dünya Savaşı sonunda, 1782 yılında, Amerika ve İngiltere arasında yapılan ve Almanya’nın yenilgisinin onaylandığı anlaşma, bu salonda imzalanmıştır.

Paris Versay Sarayı-Versailles Bahçeler

Son olarak

Bahçeye çıkıyoruz. Burası: gerçekten muhteşem bir yer. Hemen sarayın ön tarafında bulunan havuzda: Güneş tanrısı Apollonun arabası bulunuyor. Aynı şekilde, koruluklarda: su perileri arasında dinlenen Apollon heykeli, yine çok göz kamaştırıyor.

Paris Versay Sarayı-Versailles Bahçede Havuz

Evet, bahçe hakkında, ayrıntılı bilgi

Bahçenin mimarı: Le Notre. Paris şehrinden Versay sarayına gelen, 3 yol: sarayın ön avlusunda, kralın atlı heykeline doğru yönelir ve bu alanda birleşirler.

Sarayın: Kasabaya bakan cephesinde, ahırlar ve servis avluları var. Dekoratif bahçe, çok akıllıca, arka tarafa yerleştirilmiş.

Büyük kanalın çevresinde toplanmış olan asimetrik planlı arka bahçe: sonradan yapılan şehircilik planlarında da etkili olmuş. Haç şeklinde olan büyük kanal, 2 km. uzunluğunda ve ormanların arasından geçiyor.

Ağaçlar arasında: çiçek panelleri, su bahçeleri, merdivenler ve köşkler dizili. Bahçenin barok planı, tabiata öyle güzel uyum sağlamış ve etkili olmuş ki, büyük kralın şanı da böylece öne çıkarılıyor. Çünkü: Büyük Kanaldan, Saraya uzanan büyük caddenin aksında, kralın yatak odası bulunuyor.

Paris Versay Sarayı-Versailles gölet

Bu büyük kanal boyunca yürüyebilirsiniz. Ama zaman kaybetmek istemeseniz: 5 Euro ücret ödeyip, mini trene binerek kanal boyunu gezebilirsiniz. Mini tren: kuzey terasından kalkıyor. Sırası ile: Küçük Trianon, Büyük Trianon ve Büyük Kanal geziliyor. Durakları var, inip, yürüyerek gezinize devam edebiliyorsunuz. Daha sonra gelen trene binerek, diğer bir durağa geçebiliyorsunuz.

Paris Versay Sarayı-Versailles

Evet, Versay’da

Bina ve bahçe uyumu mükemmel. Geniş teraslamalar, yolların bütünlüğü, bitkilerin ve ağaçların düzeni, su oyunlarının hepsi, bir geometrik düzendedir.

Paris Versay Sarayı-Versailles Bahçeler

Evet: bu bahçe gerçekten çok özel. Ağaçların hepsi aynı boyda. Çimler, yüzyıllardır aynı desenlerle kesilmiş. Havuzlar, muhteşem güzel heykellerle dolu.

Paris Versay Sarayı-Versailles Petit Trianon

PETİT TRİANON

Burası: Versay korusunun ucundaki bir villa. Kraliçe Marie Antoinette, çocuklarını  doğurduktan sonra, Versay Sarayındaki sıkı kurallara dayalı yaşamdan uzaklaşmak için, bu villaya taşınmış ve burada sade bir hayat sürmüş. Burası: yapı olarak, ufacık, kutu gibi bir yer. Merdivenlerle üst kata çıktığınızda, kraliçenin, elinde bir gül bulunan güzel tablosunu görebiliyorsunuz.

Paris Versay Sarayı-Versailles Temple D’amour

Bu yapıyı çevreleyen koruda: gizli bir yapı var. Bu yapı: Temple D’amour (Aşk Tapınağı) olarak anılıyor. Kraliçe, buradaki zarif mermer yapıda, sevgilisi Kont Fersen ile buluşuyormuş.

Paris Versay Sarayı-Versailles

Evet, buradan sonra, köye ulaşıyorsunuz.

MARİE ANTOİNETTE KÖYÜ

Burası, genç kraliçenin, köylü gibi sade bir hayat sürdürmek için, halktan toplanan paralar ile oluşturduğu, minyatür bir köy. Köyde: değirmen, kuğuların yüzdüğü göl, küçük evler var. Köy: gerçekten büyüleyici. Köyün son bölümünde ise: Buduar (müzik odası) var.

Petit Trianon’dan sonraki durak: Grand Trianon.

Paris Versay Sarayı-Versailles Grand Tirianon

GRAND TİRİANON

Burası, pembe mermerlerle yapılmış bir yapı. Bu köşk: kral Louise 14. ün en sevdiği yermiş. Özellikle, bahçeleri muhteşem göz alıcı.

Paris Versay Sarayı-Versailles

Evet, gezimiz sona eriyor.

Fransa Mont-St-Michel

Fransa Mont-St-Michel

Buralardan yolu geçen veya Paris şehrine gezmeye giden ve zamanı olan gezginlere, mutlaka buraya gitmelerini ve muhteşem güzelliği görmelerini öneriyorum.

Evet: Mont-St-Michel: Burası: Normandiya ile Britanya arasındaki sınırda bulunan bir adadır. 9’ncu yüzyıldan sonra, burada yerleşim görülür. Tamamı kesme taşlardan yapılmış evler inşa edilir ve bu evler, kayalığın tepe noktasına doğru uzanırken, en tepeye kilise oturtulur ve kilisenin çan kulesi de gündeme geldiğinde, kaya parçasının yani adanın muhteşem bir manzarası ortaya çıkar.

Buraya ulaşmak için, Paris’ten trene binebilirsiniz. Yolculuk, gidiş-geliş toplam 6 saat sürmektedir ve Paris şehrinde, buraya tur düzenleyen seyahat acentaları bulunmaktadır.

Evet, kilise deniz seviyesinden, yaklaşık 80 metre yükseklikte inşa edilmiştir ve çan kulesi de eklenince, gerçekten muhteşem bir görüntü ortaya çıkıyor. Zaten adanın en yüksek noktası, deniz seviyesinden 92 metre yüksekliktedir.

Sonuçta burada bulunan “Merveille de I’Occident” denilen yer, tam bir “Batı Dünyası Harikası” olarak değerlendiriliyor. Bu nedenle: Mont Saint-Michel adası ve körfezi: 1979 yılında, UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası” listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Ada, her yıl yaklaşık 3 milyon civarında turist tarafından ziyaret edilmektedir.

Fransa Mont-St-Michel

Gel-git

Adanın çevresindeki koyda, gel-git büyük önem taşıyor. Çünkü: sular geldiğinde ki saniyede 1 metrelik bir hızla gelmektedir, yaklaşık 12.20 metrelik bir su yüksekliği sağlanıyor. Yüksek gel-git: 36 ile 48 saatte bir gerçekleşiyor.

Bahar gel-gitleri sırasında: deniz, kıyıdan 15 km. uzağa gidiyor ve çok hızlı bir şekilde tekrar geri gelebiliyor. Evet, adanın en büyük özelliği, bu muhteşem görsellik yanında, Avrupa’nın en hızlı gel-git olaylarının yaşandığı yer olmasıdır.

Buraya yolunuz düşer de giderseniz, sabah saatlerinde gördüğünüz kumsalın, öğleden sonra saatlerinde deniz tarafından doldurulduğunu ve kaya bloğunun adaya dönüştüğünü görebiliyorsunuz.

Fransa Mont-St-Michel
Fransa Mont-St-Michel
Fransa Mont-St-Michel

GEZİLECEK YERLER

Adada yapılacak gezi için: öncelikle demir parmaklıklar ile güçlendirilmiş; “Kral kapısı” yani “Boulevard kapısı” denilen yerden giriliyor. Daha sonra “Grande Rue” veya ana cadde karşınıza çıkıyor. Bu ana cadde üzerinde: müzeler, alışveriş mağazaları ve 15 ile 16’ncı yüzyıllardan kalma evler göreceksiniz.

Yine bu ana cadde üzerindeki “St-Pierre kilisesi” balıkçıların koruyucu azizi adına adanmış ve 15-16’ncı yüzyıllarda yapılmış bir yapıdır.

Yürümeye devam ettiğinizde: “Grande Degre” denilen yere ulaşıyorsunuz. Surlara doğru ilerlerken, Abbey kilisesini görebilirsiniz. Daha sonra ise, körfezin güzel ve eşsiz manzarası karşınıza çıkıyor.

Evet: tepenin eteklerinden en üst noktaya doğru uzanan evler ve en tepe noktada kilise-manastır görülüyor. Sokakların tümü, kesme taştan ve iki kişinin ancak geçebileceği genişlikte yapılmıştır.

Sokakların kalabalık olduğunu unutmayın, yani bu muhteşem güzelliği gezmek biraz zahmetli de olsa, inanın değecektir. Gücünüz yeterse, kilisenin sarmal merdivenine tırmanarak, bölgenin muhteşem manzarasını izleyebilirsiniz.

Bu arada: kaya üstündeki yerleşimi gezebileceğiniz gibi: kayanın bulunduğu alanda da gezebilir ve fotoğraf çekebilirsiniz, ancak burada muhteşem bir balçık var ve kaymadan yürümek pek mümkün değil.

Ayrıca: gel-git olaylarını da takip etmek gerekir. Eskiden: gel-git olayları takip edilmediğinden, buraya ulaşmaya çalışanlar, 15 km. uzaklıktan, yarım saat içinde kıyıya ulaşan denizin 15 metreye varan derinliğinden olumsuz etkileniyorlarmış.

Abbey bölgesini gezmek isterseniz: yıl içinde sürekli açık olduğunu bilmelisiniz. Yalnızca: 1 Ocak, 1 Mayıs ve 25 Aralık tarihlerinde kapalıdır. Rehberli turlar eşliğinde gezilebilir.

Manastırın girişinde giriş bileti almanız gerekiyor. Bilet ücretleri, yetişkinler 9 Euro, öğrenciler 5.5 Euro’dur. Ancak: AB üyesi olan ve olmayanlar için ayrı bilet ücreti alınıyor.

Fransa Mont-St-Michel Merveille De I’Occident Abbey
Fransa Mont-St-Michel
Fransa Mont-St-Michel

 

 

MERVEİLLE DE I’OCCİDENT-ABBEY

Bu muhteşem manastır: denizdeki bir kayanın üzerinde dik yamaçlara doğru yükselmektedir.
Dağın: su üzerinde kalan granit kısımların çevresindeki koylar çamurla dolduğundan, burası ada görünümünü kaybetmiştir.

Bu arada, terasların oluşturulduğu bu granit blokların, buraya 40 km. uzaktan getirildiği söyleniyor.

Yalnızca: gel-git esnasında, burası ada görünümünü alır. İlkbahar ve Sonbahar mevsimlerinde: deniz, 15 kilometrelik bir mesafede, hızla ilerler ve manastırın bulunduğu kaya parçası ada haline gelir.

Aslında: burası ilk yapıldığında, kumların üzerinde yürüyerek buraya gelen hacılar için, bu durum tehlike yaratıyormuş, çünkü burayı yani adayı anakaraya bağlayan yol: 1874 yılında yapılmıştır.

Gelelim, bu muhteşem manastırın yapılış hikayesine

709 yılında yakınlardaki Avranches şehrinin piskoposu: bir rüya görür ve rüyasında “St Michael” kendisinden bir kilise yaptırmasını ister.

Bunun üzerine, piskopos: bir zamanlar “Kelt” mezarlığı olan ve “Mont-Tobme” olarak bilinen bu araziye: küçük bir kilise yaptırır. Günümüzde, St. Michael’in altın heykeli, kilise kulesinin tepesinde, tüm adaya bakar konumda bulunmaktadır.

966 yılında ise, bu kez Normandiya Dükü, kaya üzerinde bir Romanesk kilise yaptırır. 11’nci yüzyıla gelindiğinde, kaya tepe üzerinde, Romanesk manastır yükselir. 1017 yılında, Benedikten keşişleri, kahverengi granit bloklarla desteklenen platform üzerine, düz çatılı manastırı inşa etmeye başlarlar.

İlk manastır binaları yine aynı dönemde, kuzey duvarı karşısına inşa edilir. 12’nci yüzyıla gelindiğinde, Romanesk manastır binaları, batı ve güneye doğru uzanmaya devam eder. 13’ncü yüzyılda ise, Fransa kralı Philipp Augustus tarafından yapılan bağış ile, manastırın yemekhane bölümü tamamlanır.

14’ncü yüzyılda, “Yüz yıl savaşları” sırasında, İngiliz saldırılarından korunmak için, manastır çevresine büyük bir set çekilir ve hatta toplar yerleştirilir. 15’nci yüzyılda, 1421 yılında, manastır-kilise restorasyon geçirir.

Fransız Devrimi ve imparatorluk günlerinde ise, burası bir hapishane olarak kullanılır. 19’ncü yüzyılın sonunda ise yeniden restore edilir ve Hıristiyanların “hac yeri” olarak kullanılır.
Manastırın 1000 yıl kutlamaları ise, 1966 yılında yapılmıştır.

Evet: buraya yolunuz düşerse: 1 saat süren rehberli bir tura katılabilirsiniz. Bu tur ile: en üst terastan koyun muhteşem bir manzarasını izleyebilirsiniz. Ayrıca: manastır binasının 3 katını gezebilirsiniz.

En üst katta: kilise, manastır, yemekhane bulunuyor.

Orta katta: “Salle des Chevaliers” yani “Şövalyeler Salonu” ve Salle des Hotes” yani “Konuk Salonu” görülüyor.

En alt katta: depo ve imarethane görülüyor.

Fransa Mont-St-Michel Manastır Kilisesi
Fransa Mont-St-Michel
Fransa Mont-St-Michel

Manastır Kilisesi

Kilisenin koro bölümü ilgi çeker.
Arkadlı avlunun deniz tarafındaki muhteşem sütunlarını görmelisiniz.

Fransa Mont-St-Michel Archeoscope Museum

Archeoscope Museum

Bu muhteşem anıt ve kutsal yerin tarihini ve inşaat aşamalarını öğrenmek isterseniz, bu müzeyi ziyaret etmeniz gerekir.

Tarih Museum

Burada: eski silahlar, tablolar, heykeller ve saatlerden oluşan bir koleksiyon sergileniyor.