Çanakkale Biga Parion antik kenti

 
Parion

Çanakkale Biga ilçesi Kemer Köyü sınırları içindedir.

Biga-Lapseki karayolunun 15’nci kilometresinden kuzeye ayrılan 14 km lik bir yolla ulaşılır.

Çanakkale il merkezine 90 km ve Biga merkeze ise 30 km uzaklıktadır.

Parion’da MÖ 5’nci yüzyıldan MS 3’ncü yüzyıl sonlarına kadar tarihlenen gümüş, bronz ve bakır sikkeler bulunmuştur.

Genelde üzerlerinde bir gorgo başı tasviri ile Parion anlamına gelen “ARI” yazısı yer almaktadır. Sikkeler üzerindeki bu yazıdan dolayı burasının Parion olduğu anlaşılmıştır.

Parion

Evet: antik Parion, batısında Lampsakos, doğusunda Priapos ve güneyinde Skepsis gibi önemli kentlerle çevrilmiştir.

Konumu: denize dil şeklinde uzanan Bodrum/Tersane Burnu ve hemen gerisinde fazla yükseltili olmayan bir arazide, günümüzde aktif olmayan bir akarsu havzasının iki yanında konumlanmış, gemiler için oldukça korunaklı koya sahip önemli bir liman kentidir.

Parion antik kenti limanlar

Parion’un iki limana sahip antik bir şehir olduğu biliniyor.

Kent bu elverişli konumu ile kurulduğu andan yıkıldığı ana kadar bölgeye hakim olmak isteyen tüm egemen güçlerin önem verdiği bir kent olmuştur.

Farklı bilimsel görüşler olmasına rağmen, şehrin MÖ 709 yılında kurulduğu düşünülüyor. Ancak antik kentteki arkeolojik kazılarda çıkan veriler, kent imar tarihinin MÖ 625-620 arasındaki döneme tarihlendiği görülmektedir.

Parion antik kentinde bulunan sikkeler

Parion sözcüğünün anlamı hakkında ise net kayıtlar yok. Söylentilere göre, Truva dönemindeki “Paris” bir zamanlar burada yaşamış ve buna istinaden şehre “Paris’in yeri” anlamına gelen “Parion” ismi verilmiştir.

Parion şehrinin ismi, tarih sürecinde, ilk kez “Heredot” tarafından gündeme getirilir. Pers kralı Dareis, MÖ 513-512 yıllarında, İskit seferine çıktığında, Parionlular onun yanında sefere katılırlar.

Antik kentin: MÖ 431-404 yılları arasında Atinalılar ile Spartalıların arasındaki Peloponnesos savaşlarında Atinalıların tarafında yer almıştır.

Parion

Sokrates’in öğrencisi olan Alkibiades: MÖ 410 yılında 86 kadırgalık donanması Parion’da toplandığını belirtir ve Parion limanının büyüklüğünü ve konumunu göstermesi açısından bu bilgi önem taşımaktadır.

Günümüzdeki kazı çalışmalarında: kuzey limanı ve güney limanı olarak iki liman bulunduğu anlaşılmıştır. Kuzey limanı, güney limanına göre yani ticaret limanına göre biraz daha küçük boyutlu ve iç kısmı, kentin içinden geçen çayır biriktirdiği alüvyonlar ile dolmuş durumdadır. Bu da limanın biraz daha küçük boyutlu ve belki bir askeri liman olabileceğini gösteriyor. Çünkü Parion bir lejyon kolonisi, bu yüzden buranın bir askeri liman olma ihtimali yüksektir.

Parion

Evet tarihi geçmişe devam edelim.

MÖ 5’nci yüzyıl sonları ve MÖ 4’ncü yüzyıl başlarında, Trakya’nın iç kesimleri ile sıkı bir ticari ilişki içerisindedir.

Büyük İskender, Pers zaferinden sonra burayı kendisine bağlar.

Daha sonra şehirde Trakya kralı Lysimachos’un egemenliği görülür.

MÖ 241 yılında ise, Bergama Krallığı, şehri hakimiyeti altına alır.

Daha sonraki dönemde, Romalılar şehri ele geçirir.

Ünlü coğrafyacı Strabon: şehir hakkındaki yazılarında, buranın zengin toprakları ve bağları bulunduğunu yazar. Ayrıca: bu bölgede yakınlarda bulunan bir “Nemesis” mabedinden söz eder. Bu mabet yıkılınca bütün hazinesi ve hatta taşları bile yerinden sökülerek, Parion şehrine taşınmış ve şehirdeki mabette, görkemli bir sunak inşa edilmiştir.

Bizans döneminin son yıllarında Parion, önemli bir piskoposluk merkezi olur.

Sonuç olarak şehrin önemini şöyle anlamak mümkündür: Parion koloni olmayı iki kez (Hadrian ve Augustus dönemlerinde) elde etmiş bir kent olarak önem kazanıyor. Anadolu’da iki kez elde etmiş kent sayısı yok denecek kadar azdır. Odeon 1200 kişilik bir alan. Böyle bir büyüklük Anadolu’da yoktur. Tiyatronun sahne binasına bakıldığında da belki üç katlı bir cephe karşımıza çıkıyor. Yani 5-6 bin kişilik bir tiyatrodan söz ediyoruz.

Evet son olarak, oldukça büyük bir hayalden söz etmeden olmaz. Söylenenlere göre, Hun İmparatoru Atilla’nın burada öldüğü ve binlerce kilo ağırlığındaki altın, gümüş ve bronzdan yapılmış lahdinin burada gömülü olduğu sanılmaktadır.

Yine bir efsane: Burada Ophiogenlerin (Yılan yaratılışlı) yılan kabilesine mensup oldukları anlatılır. Ophiogen erkeklerinin, yılan tarafından ısırılan kişilerin yaralarını devamlı okşayarak zehri kendi vücutlarına aktarıp ateşi, acıyı dindirerek tedavi ettikleri söylenir. Efsaneye göre kabilenin gerçek kurucusu, yılandan insana dönüşen bir kahramandır. Bunun kabilesinde bir süre nüfusu devam etmiş Libyalı Psyllerden olması muhtemeldir.

 

Parion antik kentinde Tiyatrodan çıkan bir lahit

GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR

Kemer köyünde bir ilkokul inşaatı ile Parion şehri uykusundan uyanmaya başlamıştır. 2008 yılında İÇDAŞ A.Ş. Parion kazılarına sponsor olmuştur. Aslında öncesinde, Parion antik kentinin 1 km güneyinde İçdaş şirketi tarafından bir termik santral kurulması istenmiş, ancak sivil toplum örgütleri ayağa kalkmıştır.

 

BAKIRTEPE TÜMÜLÜSÜ

Çevrede çok sayıda tümülüs vardır. Bu tümülüslerden biri yani Bakırtepe tümülüsü, 1970 yılında Çanakkale Müzesi yetkilileri tarafından kazılmış ve içinden bir kadına ve bir erkeğe ait iki lahit bulunmuştur. Çevredeki diğer tümülüsler ise, köylüler ve define avcıları tarafından tahrip edilmiştir.

 

GÜNEY-TAVŞANDERE NEKROPOL ALANI

Güney/Tavşandere Nekropolisi, antik kentin güneyinde, güney kapısı ve güneydoğusundaki tepeler arasında kalan küçük bir vadi içerisinde yer almaktadır.

Nekropolis’in kuzey hattını oluşturan ana kaya yamaç sınırının batı yönde belirlenmesi ve açığa çıkarılan oygu mezarların kuzeybatı yönde devamını görebilmek için çalışmalar bu yöne kaydırılmıştır.

Açmanın kuzey ve doğusunda dağılmış kiremit mezarlara ait olduğu düşünülen kiremit parçaları, birkaç parça iskelet parçası ve muhtemelen yamaçtan akarak gelen olasılıkla Helenistik döneme ait sağlam bir pişmiş toprak alabastron ele geçmiştir.

Kiremidin arada boşluk olmadan doğrudan iskeletin üzerine kapatılması, iskelete ait kemiklerin kiremit ve anakaya arasında sıkışarak oldukça tahrip olmasına sebep olmuştur.

Parion antik kentinde bulunan Savaşçı Lahdi

Savaşçı Lahdi

2010 yılı kazılarında nekropol bölgesinde bulunan savaşçı lahdi büyük ilgi çekiyor. Kum taşından yontulmuş lahitte, koku kabı, ter temizleme aleti ve bronz bir iğne bulunmuştur. Ter temizleme aletinin, sporcular tarafından kullanıldığı biliniyor.

İskeletin başının sağına bırakılmış koku kabı üzerinde ise, savaşa gitmek üzere, siyah figür kullanılarak yapılmış, ailesine veda eden bir savaşçı resmi vardır.

Kabın, MÖ 6’ncı yüzyıla ait olduğu sanılıyor. Bu figürün, kazı ekibi tarafından yapılan yorumu şudur: İki yanında bulunan annesi Hakabe ve karısı Helena ile kız kardeşlerine veda eden Paris, daha sonra Truva savaşlarına katılıyor. Figürler, Parion şehrinin kuruluş tarihi ve mitolojisi hakkında fikir vermesi açısından ilginç bulunmuştur.

Parion antik şehri Mezar taşı

Mezar taşı

Güney Nekropolünde yapılan çalışmalarda, son derece önemli bir mezar ile karşılaşılmıştır. Burada 2004 yılında Kemer köyü ilkokulu yapımı sırasında bazı bölgeler kepçeyle kazılmıştır. Tahrip edilen alanlar vardı. Ancak o bölgeyi düzeltirken bir mezar odasına rastlanmıştır. 1 metreye 1 metre boyutlarında, kenarları yivli sütunlu bir mezar steli bulunmuştur. Bu stel, bölgede ele geçirilen en iyi mezar steli olması açısından önemlidir.

Stel üzerinde iki ana figür vardır. Sol tarafında oturur vaziyette kadın, hemen onun arkasında ise stelin orta bölümünde uzanmış bir erkek figürü yer almaktadır.

Stelin sağ tarafında, mezar sahibi erkeğin hizmetçileri ve atına yer verilmiştir. Stelin sol tarafında, mezar sahibesi kadın ve ona özgü eşyalar ile hizmetçisi görülür. Mezar stelinin alt bölümünde Latince bir yazı bulunmaktadır. Bu yazıtta “Lucius’un azat ettiği Lucius Furnius Lesbonax, bu mezar stelini kendisi ve karısı Furnia Sympnerusa için yaptırdı” yazmaktadır.

Burada önemli olan şudur: Lesbonax ismi bir latin ismi değildir. Karısının ismi de Latin ismi değildir. Bunlar Grek isimleridir. Hatta Lesbonax isminin, Lesbos adasından yani şimdiki Midilli adasında yaşayan biri olduğu söylenebilir. Bunlar köleymiş ve sonrasında Roma vatandaşlığı verildiği düşünülüyor. Romalıların bu kente geldiği zaman burada bulunanları köleleştirdiği, daha sonra da bu kişilere vatandaşlık verdiği tahmin edilmektedir.

Sonuç olarak mezar stelinin, 1900 yıllık olduğu düşünülüyor.

Mezarın üstü beş taşla kapatılmıştır. Burada dört gömü evresinin bulunduğu tespit edilmiştir. Bu evrelerde toplam on bireyin gömüldüğü belirlenmiştir. Bunlardan birinin çocuk, diğer dokuz tanesinin ise yetişkin olduğu anlaşılmıştır. Mezarın içinde de her birey için ayrı ayrı ölü hediyeleri bulunur.

 

Çocuk Lahdi:

Nekropol alanında yapılan çalışmalarda mezarlığın orta kesiminde arkaik döneme tarihlenen bir kireçtaşı omurgalı çocuk lahdi bulunmuştur. Lahit 135 cm boyunda ve 56 cm enindedir. Lahdin açılması sonrasında, verilere göre yaşı yaklaşık 10-12 olan kız çocuğuna ait iskelet ortaya çıkarılmıştır. Doğu-batı yönünde düzenlenmiş lahdin içerisinde sırt üstü yatırılmış, bronz kolye taşı ve parmağında bakır yüzüğü, sağ tarafında bir mermer koku kabı yer alan, kemikleri erimiş bir iskeletle karşılaşılmıştır. MÖ 6’ncı yüzyıla ait çocuk lahdi ilgi çekmiştir.

Parion antik şehri su kemerleri

SU KEMERİ:

İmparator Hadrianus dönemindeki imar projesinin bir parçası olarak, MS 2’nci yüzyılda yapılmıştır. Söz konusu su sistemi, kentin 12 km güneyindeki Kolonai (Çataltepe) bölgesinden su getirmek için inşa edilmiştir.

Parion antik şehri Roma hamamı

ROMA HAMAMI:

Kentte büyük bir Roma hamamı, yamaç hamamı olarak adlandırılmış ayrıca başka bir hamam bulunmuştur.

Burada Roma hamamından söz etmek istiyorum.

Üstü günümüzde bir gölgelikle örtülmüş olan Roma Hamamının, ilk olarak MS 2’nci yüzyılın ilk çeyreğinde yapıldığı tahmin ediliyor.

Yapı 200 yılı aşkın bir süre kullanıldıktan sonra, MS 4’ncü yüzyılın ikinci yarısında Got istilasında büyük bir tahribata uğramış, sonraları tekrar onarım görerek varlığını 5’nci yüzyıla kadar sürdürmüştür.

MS 5’nci yüzyıl başından itibaren kısmen çöplük olarak kullanılmaya başlandıktan sonra, aynı yüzyılın ikinci yarısında tamamen bir çöplüğe dönüştürülmüştür. Bu durum MS 7’nci yüzyıla kadar devam etmiştir.

Parion antik şehri Roma hamamı

Bir hamamda bulunması gereken tüm parçalar, bu binada görülebilmektedir.

Günümüze kadar iki ılıklık bölümü ve bir soğuk su havuzu toprak altından çıkarılmıştır. Ilıklık bölümlerinin bir zamanlar tabandan ve duvarların içinden ısıtıldığı anlaşılmıştır.

Antik çağda hamamlar bir şehrin en önemli yapılarıdır. Özellikle deniz kenarında bulunan bu tarz kentlerde hastalıkların şehre girmesini engellemek amacıyla, birden fazla hamam bulunurdu.

Parion şehrindeki kazı çalışmaları sırasında şu ana kadar üç farklı hamam yapısı bulunmuştur.

Parion antik şehri Roma hamamı

Bu durum kentte: temizliğe verilen önemini yansıtmaktadır.

Bu hamamlardan birinin sadece Romalı askerler tarafından kullanılıyor olması ve yapılışı sırasında Anadolu’da rastlanmayan bir teknikle yapılmış olması, buranın Anadolu dışından etkilendiğini gösterir.

Parion antik şehri Yamaç hamamı

YAMAÇ HAMAMI:

Bir yamaçta yer alması nedeniyle bu isim verilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda bir Roma dönemi hamamı olduğu saptanan yapının başlıca üç evre geçirmiş olduğu anlaşılmıştır. İlk olarak MS 1’nci yüzyıla tarihlenir.

Çalışmalarda, yapıda su havuzları, su deposu, su boruları ve temiz su hattının parçası olan künkler bulunmuştur.

Parion antik şehri Agora ve dükkanlar

AGORA:

Antik kentin merkezi olduğu belirtilen ve tiyatro, hamam ve odeonun bulunduğu bölgede, agora ve dükkanlar da yer alıyor. Ancak, buranın yapımından sonra büyük ölçüde tahrip edildiği ve değişikliğe uğradığı anlaşılmıştır. Buluntulardan edilen sonucu göre, buranın MS 2’nci yüzyıl sonu ile MS 4’ncü yüzyıl başlarında arasında bir dönemde yapıldığıdır. Sonradan MS 5 ile 7’nci yüzyıllar arasında eklemeler yapılmıştır. Bölgede bulunan sikkelerden agora ve dükkanların MS 11-12’nci yüzyıllara kadar kullanıldığını kanıtlıyor.

Parion antik şehri tiyatro

TİYATRO:

MS 2’nci yüzyılın ikinci yarısına tarihlenir.

Mimari bezemeleri ve kabartmaları göze çarpar.

Tiyatroda ilk çalışmalar: orkestrada bir bölümü kaldırılan geç dönem duvarlarının oturduğu tabakada yapılmıştır.

Bu bölümde yürütülen çalışmalarda bulunan Bizans seramikleri, geç dönem duvarının Bizans dönemine ait olduğunu kanıtlamıştır.

Bu duvar altındaki çalışmalarda, 2 tane bronz torzo, bir kırık Hermes başı ve kabartma parçası bulunmuştur.

Parion antik şehri tiyatro sahne bölümü

Orkestra da yaklaşık 7 x 15 metre boyutlarında bir alan kazılmış ve orkestra zemininin tamamen tahrip edildiği görülmüştür.

2014 kazı çalışmalarında, üst bölümü açığa çıkarılan cavea cephe duvarının tamamı, zemin seviyesine kadar kazılmıştır.

Uzmanlar, oturma kısmının doğuya ve denize bakıyor olmasından dolayı, Parion tiyatrosunun bu özelliği nedeniyle Afrodisias tiyatrosuna benzediğini söylüyorlar.

Parion antik kenti tiyatro

Bu cephe duvarının önemli bir özelliği, iyi işçilikli duvarların üzerindeki gladyatör grafitilerinin işlenmesidir.

Evet tiyatro yaklaşık 5 bin seyirci kapasitelidir.

İmparator Hadrian’ın ziyareti sonrasında yapılan eklemelerde binalar daha da ihtişamlı hale getirilmiştir.

 

Gladyatör dövüşleri:

Kazılarda ortaya çıkarılan bazı yazıtlarda, Parion antik kentinde her 5 yılda bir gladyatör oyunlarının yapıldığı anlaşılmıştır.

Gladyatör dövüşlerinin bir kentte sürekli olması maliyeti düşünüldüğünde pek mümkün değildir. Bu nedenle belirli aralıklarla yapılmaktadır. Tiyatroda gladyatör dövüşlerinin yapıldığı yazıtlarda var ama bize en önemli görsel kanıtı sunan ise tiyatronun belirli yerlerine kazınmış gladyatör grafitileridir.

Sonuç olarak: tiyatronun en büyük talihsizliği, geç dönemde eklenen bir sur duvarının tiyatronun sahne binasından geçmesi ve sur duvarının inşasında ise kullanılan malzemelerin oturma sıralarındaki taşlar olmasıdır. Bu yüzden oturma sıralarının büyük bölümü eksiktir.

Parion tiyatrodan çıkan alınlık

Tiyatrodan çıkarılanlar:

Tiyatrodan çıkarılanların bulunduğu açık alanda inanılmaz güzellikte kabartmalar bulunmaktadır. Tiyatrodan çıkan alınlıkta resmedilmiş olan Demeter, kızı Perseppone ve Hades ile ilgili kabartma özellikle ilgi çeker.

Parion şehri Titiron heykeli

PARİON KENTAUROS-TRİTON:

Tiyatroda Kentauros-Triton heykeli bulunmuştur.

Tiyatro sahne binası içinde aktör odaları denilebilecek bölüme diğer bloklarla birlikte taşınmıştır.

1.30 metre yüksekliğindeki heykelin baş kısmı kırık olarak ele geçmiş ve onarılmıştır.

Kolları kırık olan heykelin alt bölümü de kayıptır.

Benzeri görülmeyen bu heykelin, yapının alınlık bölümünde köşelere yerleştirildiği düşünülmektedir.

Heykel MS 2’nci yüzyıla tarihlenmektedir.

 

ROMA VİLLASI:

Hemen antik tiyatronun karşısında inşa edilen villa, önemli bir kişinin ikamet ettiğinin göstergesidir.

Kalorifer sistemi, 2000 yıl önce de kullanılıyormuş. Roma dönemine ait 2 bin yıllık geçmişe sahip villanın, kalorifere benzeyen bir sistemle ısıtıldığı ortaya çıkmıştır. Isıtma sisteminde ateşin yandığı bir merkez var. Burada ısıtılan su ya da ortaya çıkan buhar, duvar ve zemine yerleştirilen kanallar yardımıyla binanın içinde sürekli devirdaim yaparak, sıcaklığın belirli bir oranda tutulmasını sağlıyor.

Villanın Roma döneminin gösterişli hayatını yansıtan bir mimari yapıya sahip olduğu anlaşılmıştır.

Villanın avlusunun sütunlarla çevrili olduğu görülüyor. Villanın yapımında kullanılan malzemelerin hepsi birinci sınıf, kaliteli mermer ve taşlardan yapılmıştır. Yapının merkezinde bir havuz, havuzun çevresinde sutünlar bulunuyor.

 

Parion antik şehri Odeon

ODEİON

Başlangıçta buranın bir stadyum olabileceği düşünülmüştür. Ancak ortaya çıkan cavea bölümünün kavisi sonucunda Odeon olduğu anlaşılmıştır.

Kentin en çok göze çarpan yapılarından olan odeon, belki de Troas bölgesinin en sağlam odeon yapılarından biridir. Zemini mermer kaplı bu yapı, yaklaşık 950-1050 kişilik olup meclis toplantılarının yapıldığı, zaman zaman da küçük temsillerin yapıldığı bir yapıdır.

Parion antik kenti Odeon sahne zemini

Genel anlamda, Grek kültüründe görülen merdivenlerin altında yer alan aslan ayağı şeklinde süslemeler burada da görülmektedir. Bu aslan ayağı şeklindeki süslemeler oturma yerlerini bölgen merdivenlerin altında rahatlıkla görülebilmektedir.

Sahne binasının tahrip olmasına rağmen kazılar sırasında çıkan parçalarının bir kısmıyla sahne binasının yıkılan bölümlerinin ayağa kaldırılması çalışmaları devam etmektedir.

Bir yangın geçirdiği anlaşılan sahne kısmında bir Artemis ya da Roma mitolojisindeki adıyla Diana heykeli parçalarına ve başka heykel parçalarına rastlanmıştır.

 

Odeon Definesi:

2010 yılı kazı çalışmaları sırasında, Odeion’ra 249 adet Geç Roma dönemi sikkesinden oluşan bir define bulunmuştur. Odeon definesi sikkelerinin imparatorlara göre dağılımına bakıldığında göze çarpan konu, sikkelerin Theodosius Hanedanlığı döneminde MS 375-450 yoğunlaşmasıdır. Arcadius, Honorius ve II Theodosius dönemlerine ait çok sayıda örneğin bulunduğu define sikkeleri, MS 3’ncü yüzyılın ikinci yarısından MS 5’nci yüzyılın ilk yarısına kadar uzanmaktadır. En erken MS 5’nci yüzyılın ilk yarısında kaybedildiği düşünülen Odeon definesinin, yapının ilk kullanımının son evresini temsil ettiği sikkeler olduğu söylenebilir.

 

LAHİTLER

Biga’nın Kemer köyü yakınlarında patlayan su borularının onarılması için yapılan kazıda, MÖ 4’ncü yüzyıla ait olduğu sanılan üç lahit bulunmuştur. Lahitlerden ikisinde değerli eşyaya rastlanmaz, bir lahitte ise bir avuç altın boncuk, yüzük, üç tane mermi çekirdeği büyüklüğünde altın, iki adet broş, bir altın alınlık ve sapsız bir ayna çıkmıştır.

 

PARİON LAHDİ:

Helenistik çağ girlandlı lahitlerin erken örneklerinden biri, yine Parion yakınındaki Bekirli Köy’de bulunmuştur.

 

PARİON ARTEMİSİ:

Odeion harabesi içinde bulunan MS 2’nci yüzyıla tarihlenen 1.70 metre boyundaki heykelin, parçalar halinde, tanrıça Artemis’e ait olduğu düşünülmektedir.

Bazı parçaları kayıp, giysili kadın heykelinin, sol elinde tuttuğu yay ve sol el orta parmağı altında sıkıştırılmış ok ile sol yanında duran kütüğün üzerine yerleştirilmiş, sıçrar durumdaki köpek-tazı ve önündeki geyik-ceylan başı ve muhtemelen sırtındaki sadak dolayısıyla Tanrıça Artemis’e ait olabileceği tahmin edilmektedir.

Heykel yüksek kaliteli mermerden yapılmıştır. Muhtemelen yangında yok olmuş, üst gövde parçaları da dikkate alındığında, bugüne kadar ele geçen Tanrıça Artemis heykelleri arasında çok yakın bir benzeri bulunmayan, özgün bir kopya olduğu düşünülmektedir.

Heykelin başka parçalarının da bulunmasıyla, restorasyon sonucunda sergileneceği belirtilmiştir.

Parion antik kentinde bulunan Bronz Amfora (Truva Müzesinde sergilenmektedir)

PARİON BRONZ AMFORASI:

Güney Nekropolünde bir taş mezarda bulunan iskeletin dizleri hizasında, bir yanı üzerine yatmış durumda bulunmuştur. Mezar armağanı olarak konulduğu düşünülüyor.

MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenmektedir.

Kaide, gövde, kapak, aplikler, kulplar olarak 7 parçanın birleştirilmesiyle oluşturulmuş metal kap, 34 cm yüksekliğindedir.

Gövdesindeki ana sahnede: tanrı Dionysos’la ilgili bir törende, kendinden geçerek parmak uçlarında dans eden üç Satir ve üç meneaddan oluşan, yüksek kabartma tekniğinde 6 figür görülmektedir. Figürlerin ellerinde Thyrsos ve meşaleler, sırtlarında arkaya doğru savrulmuş panter postu vardır.

Kulplarda Eros figürleri bulunur. Eros figürlerinin yaptığı Eros heykelleriyle antik çağda ünlü olan heykeltıraş Praxiteles’in orijinal eserlerinin bir kopya versiyonu olduğu düşünülüyor.

Amforanın mezar tabanına gelen yan yüzü çürümüş, kulpları ile kulpun hemen altına denk gelen Eros kabartmaları ve kaidesi kopmuştur. Amforanın döküm tekniğiyle yapılmış, halka zincir tutamaklı bombeli dış kapağı ve içinde bir başka kapak daha vardır.

Evet amforanın kaidesi İonik Kyma ile süslenmiş ve üçgen ayrıntılar içinde gümüş kullanılmıştır.

Eser günümüzde Truva müzesinde sergileniyor.

Parion antik kenti Aşıklar Şapeli

HAÇ PLANLI KİLİSE-SEVGİLİLER ŞAPELİ:

Parion antik kentinin en önemli ziyaret yelerinden birisi de halk arasında Aşıklar Tepesi olarak adlandırılan ve İçdaş fabrikasının sınırları içinde kalan bir tepe üzerinde yapılan kazılar sırasında ortaya çıkarılan haç planlı bir kilisedir.

Parion antik kenti Aşıklar Lahdi

Aşıklar Lahdi:

Haç planlı kiliselere her yerde rastlanabilir. Ama buradaki yapıyı eşsiz kılan, kazılar sırasında ortaya çıkan iki farklı mezardaki üç bedendir.

Biri tek olarak gömülmüşken (tam göğüs hizasında bir haç bulunmaktadır), iki beden tek mezarda yan yana ve birbirine sarılmış durumdadır.

İşte burayı eşsiz kılan da budur.

Dünyada üç tane örneği bulunan sevgililer mezarı İtalya ve Ukrayna’dan sonra Parion antik kentinde ortaya çıkmıştır.

Bu yüzden mezar oldukça değerlidir.

Evet şimdi gelelim bu mezarın hikayesine:

Apollonius’a aşık olan Maria ve Maria’yı gücünü kullanarak elde etmek isteyen Roma valisinin hikayesidir.

Roma valisine direnen iki genç ve bu iki gence yardım eden bir rahip.

Ne olursa olsun ayrılmak istemeyen genç çift bir rahipten yardım ister.

Bu haç planlı kilise, gizlice evlenen gençlerden ve rahipten intikamını almaya karar veren valinin onları öldürmesi sonrası gömdükleri yerdir.

 

Çanakkale Biga

Çanakkale Biga: Biga’ya, bir kez gittim. Önce ilçe merkezinde gezdim, kalabalık ve modern görünümlü bir yöremiz. Daha sonra Karabiga bölümüne gittim ve özellikle Karabiga’nın güzelliğine hayran oldum. Mutlaka burayı görmelisiniz. Özellikle: Karabiga’da, deniz kıyısındaki restoranlarda muhteşem deniz manzarasına karşı mutlaka zaman ayırın.

Çanakkale Biga

ULAŞIM

Edremit körfezine ulaşmak isteyenlerin kullandıkları: Bursa-Balıkesir yolu üzerinde bulunmasa da, Bandırma üzerinden bu bölgeye ulaşmak isteyenler ve de özellikle İstanbul üzerinden, Bandırmaya (İstanbul Yenikapı-Bandırma arası, deniz otobüsü bulunmaktadır) gelip de, Edremit körfezine ulaşmak isteyenler, Biga’dan geçmek durumunda kalıyorlar. Biga her ne kadar iç bölgelerde kalsa da, Biga’nın Karabiga nahiyesi, deniz kıyısında ve Marmara Denizinin kıyısında muhteşem bir güzellik sunuyor ziyaretçilerine.

Evet, Biga: İl merkezi Çanakkale’ye, Lapseki üzerinden: 84 km. uzaklıktadır. Bursa ve İstanbul’a toplamda: 3 saat uzaklıktadır. İzmir’e ise 6 saat uzaklıktadır. Ankara’ya, 8 saatlik otobüs yolculuğu ile ulaşılır.

Biga

TARİHİ

Biga’nın, tarih sahnesinde ilk kez: Truva kralı An Comenen tarafından, MÖ.2000 yıllarında kurulduğu düşünülmektedir. Kuruluş yeri olarak ise: günümüzde, Biga-Çiçekli mezarlığının, güneybatısında kalan “Öğlen kavakları” yöresi olduğu düşünülüyor. Burada, bolca eski kalıntılara rastlanmaktadır.

Su kaynaklarının da bulunması, eskiden burada bir yerleşim bulunduğunun en büyük kanıtıdır. Dolayısı ile, antik “Pega” kentinin, burada kurulmuş olması ihtimali yüksektir. Ancak, burada günümüze değin, herhangi bir arkeolojik kazı yapılmamıştır.

Takip eden tarihi süreçte, bölgede egemen olan topluluklar şunlardır: Frigler ve Misyalılar. Daha sonra ise, İonlar görülür. MÖ.560 yıllarında ise, Lidyalılar. Daha sonra Persler ve MÖ.334 yılında, Büyük İskender. Yalnız burada, tarih açısından özellik arz eden bir durum var.

Büyük İskender ve Persler arasında, Anadolu’nun ele geçirilmesiyle sonuçlanan “Granikos Savaşı” Kocabaş Çayı kıyısında, Çınar köprü köyünün yakınlarında gerçekleşir. Büyük İskender, Perslerle, bu çayın kıyısında, MÖ.334 yılında karşılaşır ve bu savaşta, İskender, sayıca kendi ordusundan çok üstün olan Pers ordusunu, büyük bir bozguna uğratır.

Pers ordusunun bozguna uğramasında, paralı Yunanlı askerlerin büyük etkisi olur ve İskender, özellikle bu paralı Yunan askerlerini öldürtür. İskender’in tarih sahnesinde yerini alması açısından, bu savaşın büyük önemi var.

MÖ.73 yılında Romalılar bölgede egemenliği ele geçirirler. İmparatorluk ikiye bölününce, bölgede Bizanslılar egemen olurlar. Anadolu Türk Beylikleri sırasında, Karesi Beyliği, Biga ve çevresinde egemen olur.

Bölgenin tarihinde, bu dönemlerde yaşanan en büyük olay: 1302 yılındaki büyük depremdir. 1350 li yıllarda, bu bölgede yine büyük bir deprem olur.

Biga, ilk olarak Selçuklu Sultanı Alaaddin’in Beylerinden “Bayboğa” tarafından ele geçirilir ve ismine izafeten, yöreye “Boğa” ismi verilir. Bu isim: bu yörenin boğalarıyla ün kazanmış olmasıyla da ilgili olabilir. 1353 yılında, Şehzade Süleyman, Anadolu’dan Rumeli’ye geçiş yolunda, Biga’nın Kemer köyündeki iskeleyi kullanır. Devam eden süreçte, Osmanlılar, yörede egemen olurlar.

1921 tarihinde, Biga ilçe olarak konumunu alır. Bu tarihte, Biga Yunan işgaline uğrar. Ancak, 12 Eylül 1922 tarihinde, Yunanlılar, Biga’yı İngilizlere terk ederler. 18 Eylül 1922 tarihinde ise, Türk Ordusu tarafından, Biga, Anavatan topraklarına katılır.

Biga’nın sözcük anlamı: Yunancada “kaynak” ve “pınar” anlamına gelmektedir. Kelime kökeni ise: Pegasus olduğu düşünülüyor. Pegasus, hatırlayanlarınız olabilir “efsanevi kanatlı at”.

Antik çağda ise, Biga isminin anlamı: iki tekerlekli savaş arabasıdır. Başka bir söylentiye göre: şehrin surları dışında, herhangi bir saldırı anında, düşmanı korkutmak için serbestçe ve iri bir kara boğa gezdirilir. Kent, adını bu boğadan da almış olabilir.

 

BİGA EFSANELERİ

Pegasus

PEGASUS EFSANESİ

Bellorophon, Pegasus isimli kanatlı ata sahip olunca, onun sayesinde birçok zaferler kazanır. Ama, bu durum onun gurura kapılmasını ve Pegasus’a bindiğinde, atı doğruca gökyüzüne sürmesine neden olur. Ancak, Pegasus’u tam bu sırada bir at sineği ısırır ve üzerindeki Bellorophon’u atar. Kendisi, gök yüzüne gider.

BALIKKAYA EFSANESİ

Söylenenlere göre: zamanında bir kadın, Allah’ın gökyüzünde olduğunu ve ona ulaşmak için: 40 veya 1000 deveyi üst üste koymanın yeterli olacağını söyler ve ardından: “Allah’a ulaşamazsam taş olayım” der. Derken, bir gün: 40 veya 1000 deveyi üst üste dizer, kendisi de en üste çıkar, ancak “Allah’a” ulaşamaz ve orada taş kesilir.

Biraz önce söylediğim gibi, her iki efsane arasında benzerlik var. Her ikisinde de, gökyüzüne ulaşmak asıl hedef. Ama ulaşılamıyor.

 

Biga

GENEL

Biga: antik dönemlerden buyana gelen Kocabaş Çayının sol kıyısında, eğimli bir yüzey üzerinde kurulmuştur. Ancak, yakın zamanlarda, çayın sağ bölümü de yerleşime açılmıştır.

İlçe merkezi denizden 15 km. iç kesimde kalmasına rağmen, deniz kıyısında “Karabiga” bölümü bulunmaktadır. Marmara denizi kıyısında, Biga’nın 72 km. sahili bulunmaktadır.

Ekonomi: burada tarım ve hayvancılık öne çıkıyor.

İklim: yazları sıcak ve kurak Akdeniz iklimi, kışları ise kar yağışlı ve soğuk karasal iklim görülmektedir. Nem fazlalığı, Karadeniz iklimini anımsatır.

Nüfus özelliklerine bakıldığında ise, ilçe dışına büyük bir göç hareketinin bulunduğu izlenmektedir. Okuma-yazma oranı ise: % 99 seviyesindedir. Çanakkale-18 Mart Üniversitesine bağlı: Biga İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ve Biga Meslek Yüksek Okulları da, ilçenin hayatında öne çıkmaktadır.

Bu okulların öğrencilerinin yaşam tarzı ile Bigalı yerli halkın yaşam tarzı arasında elbette farklılıklar sık sık gündeme geliyor ve genellikle büyük metropollerden gelen öğrenciler, burada yaşamanın sıkıntılarını hissediyorlar.

Konaklama: Biga ilçesinde: özel sektör tarafından işletilen, 44 odalı bir termal kaplıca tesisi bulunmaktadır. Başkaca bir tesis yok.

Ülkemizdeki en modern ilçelerden biridir. Türkiye’nin en çok köyü olan ilçesi olması nedeniyle, yerli halk, Çarşamba günleri bütün köylülerin merkeze inmesiyle zenginleşir.

Son olarak: mübadele sırasında, Rumların, bölgeyi terk ederken toprak altına gömdükleri altınlar, söylenenlere göre, daha sonra buraya yerleşenler tarafından bulunmuş ve pek çok kişi zengin olmuş. Günümüzde bile, insanlar bahçelerini kazıp define arıyorlarmış.

 

NE YENİR

Biga denilince akla hemen gelenler şunlar: cevizli lokum, peynir helvası ve köfte.

Özellikle, burada üretilen “peynir tatlısı” mutlaka tatmanız gereken bir lezzet. Hatta, satın alıp, yakınlarınız için hediyelik olarak bile düşünebilirsiniz. Köftesi bir kez tadıldığında,  diğer köfteler, insana kıyma yumağı gibi gelir. Mutlaka denemelisiniz.

NE SATIN ALINIR

Biga’dan peynir tatlısı ve helva satın alabilirsiniz. Gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için, kesinlikle iyi bir alışveriş, iyi bir hediyelik olacaktır. Daha iyi bir şey almak isterseniz, “Yağcıbedir halısı” satın alabilirsiniz. Bu yörede, Yağcıbedir halıları meşhur.

 

Biga

GEZİLECEK YERLER

Biga Ulucami

ULU CAMİ

İlçe merkezinde, Turan Mahallesi Ulucami sokaktadır.  

Fatih Sultan Mehmet tarafından, Manisa Sancakbeyi olarak görev yaptığı dönemde yaptırılmıştır. Çünkü: Sultan Mehmet, Edirne’ye geçerken, bir gece burada konaklamış ve bu sırada, bu bölgede cami ve hamam bulunmadığını görmüştür. Bunun üzerine: cami ve hamam yapılmasını emreder ve yapılır. Başka bir kaynağa göre ise, 1854 yılında Sultan Abülmecid döneminde halk tarafından yaptırılmıştır. 

Cami ve hamamdan oluşan külliye: Evliya Çelebinin gezi anılarında da yazılıdır.

Evet, bu cami, Biga’nın en eski camisidir. Osmanlı dönemi mimari özelliği taşır. Caminin iç kısmında destek direği yoktur. 

Cami dışında, burada, birçok türbe ve mezar da bulunmaktadır. Mezar taşları ve kitabeler ile tarihi mezar alanları dikkat çekmektedir. Caminin ön cephesinde “Acı çeşme” adında tarihi bir çeşme vardır. 

Biga Şehitlik

BİGA ŞEHİTLİĞİ

Namazgah/Hamdibey Mahallesi şehitliği olarak da isimlendirilir.  İlçe merkezinde Hamdibey Mahallesi, Namazgah semtindedir. 

Çanakkale savaşında yaralanarak Biga Harp Hastanesine getirilen ve tedavi edilirken şehit olan, 173 askerimiz burada gömülüdür. Ayrıca Milli Mücadele dönemi kahramanlarından Köprülü Hamdi Bey, Kani Bey ve bazı erler ile Jandarma komutanının da mezarları bulunmaktadır. 

Şehitliğin kapısında: Meşhet yazılı mermer kitabeden, yapımının 1916 yılında olduğu görülmektedir. Mehmet Sadık tarafından yaptırılmıştır. 

Meşhet sözcüğü, Osmanlıcada “şehitlik” anlamına gelmektedir.

Şehitliğin anıtlı bir giriş kapısı vardır. Uzunluğu 45 metre, genişliği 40 metredir. Şehitlik içinde: şehitler için dikilmiş güzel bir anıtta bulunuyor. Anıtın yüksekliği: 6 metreye yakın. Kaidesi ise, bu yörede bolca bulunan “yeşilimsi” bir taş. Bunun üzerinde; top mermisi şeklinde mermer bir sütun bulunuyor. Anıt: Kayserili Mehmet Sadık Usta tarafından yapılmıştır. 

Çanakkale şehitleri için yapılan sembol mezar taşlarından: fesli olanlar erlere, kabalaklı olanlar rütbeli askerlere aittir. Şehitlerin künyeleri de yazılmıştır. Ancak, Yunan işgali sırasında, bu künyeler Yunan askerleri tarafından tahrip edilerek, yok edilmiştir.

Evet, ziyaretçiler için protokol günlerinde (Örneğin: 18 Mart Çanakkale şehitleri günü gibi) törenler düzenlenmektedir. 

Biga Halimbey Konağı

HALİMBEY KONAĞI KENT MÜZESİ

İlçe merkezinde Turan Mahallesi, Şehit Kanibey Sokaktadır. 

Konağın inşa tarihi kesin olarak bilinmemekle birlikte, 1900’lü yılların başında narenciye ve gübre ticaretiyle uğraşan Halim Bey tarafından ailesi için yaptırıldığı bilinmektedir. 

En büyük özelliği: Avrupai bir mimari tarz kullanarak yapılmış olmasıdır. 4 katlıdır. Çatı kısmı geleneksel kırma çatılıdır. 

Bodrum katı tuğladan, üst katları ise ahşap malzemeden inşa edilmiştir. Konağa ait bahçe ve hamamın su ihtiyacını karşılamak için birbirine bağlantılı iki sarnıç bulunmaktadır. 

II. Derece  tarihi eser olarak tescillenmiş ve koruma altına alınmıştır. 2004 yılında, buranın restorasyonu yapılmış ve Belediye tarafından “Kent Müzesi” olarak dizayn edilerek halkın ziyaretine açılmıştır.

Müzede: sergilenen eserler arasında: kılıç, tabanca, mermi gibi silahlar, semaverler, kap-kacak, eski mutfak aletleri, radyo, saat, cep saati gibi eski teknolojik cihazlar, eski kitaplar, gazeteler, dergiler, çeyiz eşyaları, gelinlikler, bindallılar, tekstil ürünleri sayılabilir. 

 

KIRKGEÇİT TERMAL TESİSLERİ-KIRKGEÇİT KAPLICALARI

Ilıcabaş köyü sınırları içindedir. İlçe merkezine 18 km. uzaklıktadır. Biga-Çan kara yolu üzerinden, 12 km. uzaklıktadır. Yolu asfalttır. 

Suyun özellikleri: sıcaklık: 52 derecedir. Suni soğutma yapılmadan, doğal ısıyla kullanılabilmektedir. Sülfat ve klorür iyonları ile bor elementi hakimdir. Radyoaktivite oranı ise; 6.5. Kükürt ve hidrojen de bulunmaktadır. Suyun içilerek kullanılmasına izin verilmiyor. 

Peki su hangi hastalıklara iyi geliyor? Romatizmal hastalıklar, kronik bel ağrısı, osteoartrit, yumuşak doku rahatsızlıkları, spor yaralanmaları, stres bozuklukları, sinir sistemine bağlı rahatsızlıklar.

Termal tesislerde, konaklamak ta mümkün. (İrtibat telefonu: 0286-3948008)

44 oda vardır. Odalarda genellikle balkon, termal su verilen banyo, tuvalet, mini buzdolabı, televizyon, telefon, merkezi ısıtma sistemi vardır. Süit odalar yerden ısıtmalı olup jakuzili banyolar da mevcuttur. 

Kapalı termal havuz ve açık havuzlar vardır. Ayrıca: Türk hamamı, spa, göbek taşı, aile banyoları gibi termal sağlık ve rahatlama tesisleri bulunuyor. 

 

Karabiga

KARABİGA

Burası bir yerleşim yeri. Deniz kıyısında bulunmasına rağmen, “Kara” biga ismi verilmiştir. Karabiga isminin, Osmanlı döneminde “Yanık, Siyah Biga” anlamına geldiği, bir yangın ya da tahrip sonrası oluşan islenmişlik nedeniyle bu adın verildiği yönünde rivayetler bulunmaktadır. 

Biga şehir merkezindeki otobüs terminalinden, buraya, her saat başı belediye otobüsleri çalışıyor.

Evet, Karabiga, Biga’dan yaklaşık 26 km. kuzeyde, Marmara Denizi güney kıyısında Karabiga yarımadası üzerindedir. Rakım 16 metredir. Burada yaklaşık 3000 kişi yaşıyor. Ekonomik olarak, balıkçılık ve özellikle karides, tarım (pirinç ve üzüm), hayvancılık ve sanayi faaliyetleri vardır. Karabiga karidesi adıyla bilinen jumbo karides, bölgeye özgü bir ürün haline gelmiştri. 

Buraya gittiğimde: gözlerime inanamadım. Muhteşem bir manzara. Deniz kıyısında restoranlar var, buralarda tamamen deniz manzarası eşliğinde, leziz deniz ürünlerinin tadına bakabilirsiniz.

Yemekten sonra ise, yürüyerek, sahil boyunca dolaşın, limandaki balıkçı teknelerini ve ağlarını tamir etmekle uğraşan balıkçıları, balık satılan tezgahları izleyin. Gerçekten buralara yakın olanlar için, Karabiga mutlaka uğranılması gereken bir yer.

Günümüzde: Karabiga’da “Karabiga Kaleleri” olarak bilinen kalıntılar: muhtemelen MÖ.7.yüzyılda burada egemenliklerini sürdüren “Milet” kolonisine ait.

Bu kalıntıların ismi ise, Anadolu uygarlıklarının Kır Tanrısı Priapos’tan geliyor. Bir liman kenti olarak öne çıkıyor. Kent zamanla büyük üne kavuşur, özellikle bağlarından toplanan üzümlerden yapılan şarap, öne çıkar. MÖ.334 yılında, burada Romalılar egemen olurlar.

Büyük İskender, daha önce sözünü ettiğim gibi, günümüzde Kocaçay olarak isimlendirilen Granikos çayının kıyısında, Perslerle yaptığı savaşı kazanır. Daha sonra bölgede egemen olan Bizanslılar, İspanyadan getirttiği paralı Katalan askerlerini, burada konuşlandırır ve Türklere karşı savaşta kullanır. 1364 yılında, şehir, Osmanlıların egemenliğine girer.

Savaşta, kent yakılır-yıkılır. Osmanlılar, bunun üzerine, isli-is kokan bu şehre, Kara şehir anlamında “Karapiga” ismini verirler. Sanırım yazının başında söz etmiştim, deniz kıyısında bulunmasına rağmen, niye buraya Karabiga ismi verilmiş diye. İşte, buraya Karabiga ismi verilmesinin sebebi bu.

Kalıntılar: yerleşim yeri merkezinden, yaklaşık 3 km. uzaklıkta. Bölgede herhangi bir resmi kazı çalışması yapılmamış, ancak SİT alanı olarak ilan edilerek koruma altına alınmış.

Bunun dışında, Karabiga bölgesinde yapabilecekleriniz şunlar: biraz önce dediğim gibi, sahil kıyısındaki restoran ve kafelerde mutlaka oturup, bir şeyler yiyip-içebilirsiniz.

Limandan tekne kiralayarak, denize açılıp balık tutabilirsiniz. Denize girmeyi düşünürseniz, alternatifleriniz var elbette: Kadınlar hamamı plajı, Kocakum ve küçük mersin gibi koylardan denize girebilir ve buralarda aynı zamanda çadırlı kamp yapabilirsiniz.

Nato bölgesinde: zamanınız varsa, çam ağaçlarının gölgesinde piknik de yapabilirsiniz.

 
Karabiga Kemer Köyü

KEMER KÖYÜ

Kemer köyü, denize sıfır konumuyla dikkat çeken, sakin ve doğal yapısıyla öne çıkan bir köydür. 

Kemer köyünün en büyük özelliği, Parion antik kentine ev sahipliği yapmasıdır. Parion antik kenti hakkındaki ayrıntılı tanıtım yazımı, yine bu sitede isim yazarak bulabilirsiniz. 


 
Karabiga Kalafat köyü

KALAFAT KÖYÜ

Burası, 100 yıllık bir Boşnak köyü. İlçe merkezine, 3 km. uzaklıktadır. Çanakkale şehir merkezine ise 95 km uzaklıktadır. 

Köyün en dikkat çeken doğal zenginliği, Kalafat yakınlarındaki Nilüfer gölüdür. Bu gölde özellikle yaz aylarında lotus çiçekleri (nilüferler) su yüzeyini süsler ve doğa tutkunları için görsel bir şölen sunar. Bu çiçeklerin en canlı ve yoğun hali, sadece kısa bir süre görülebilir. 

Karabiga Kalafat köyü Nilüfer gölü

Gölün tamamı 7 dönüm. 2 dönümlük bölümünde, nilüfer çiçekleri yetişiyor. Kurak mevsimlerde, bu çiçeklerin kurumaması için, Belediye tarafından sulama yapılıyormuş.

Bolu-Abant yöresini bilenler için, göz yüzeyindeki nilüfer çiçeklerinin yarattığı güzellik, gerçekten muhteşem bir doğal görüntü sunuyor. Zaten, bu göl, Türkiye’de, Abant gölünden sonra, nilüfer çiçeklerinin yetiştiği, ikinci göl olarak öne çıkıyor.

Karabiga Balıkkaya Tepesi

BALIKKAYA TEPESİ

İlçe merkezi, Balıkkaya tepesi eteklerinde kurulmuştur.

Denizden ortalama yükseklik 50 metre iken, tepede yükseklik 200 metreye kadar ulaşır. Tepede, büyük bir kayalık var. Bu kayalık, kaygan taşlardan oluşmuş. Kayalık içinde bir de mağara bulunuyor. Mağaranın içinde, kucağında bebeği olan kadına benzeyen bir kayalık bulunuyor. Kadının göğüslerinden önceleri süt, şimdi ise su aktığına inanılıyor.

Bigadiç Kalesi

BİGADİÇ KALESİ

İlçenin doğusunda, bir tepe üzerinde bulunmaktadır. İlçe merkezinden araçla kaleye ulaşmak mümkündür. 

Achyraos kalesi olarak da bilinir. Panaromik bir vadi manzarası sunmaktadır. 

Kalenin, 11.yüzyılda, Bizanslılar tarafından yapıldığı “Achyraos” kalesinin üzerine inşa edildiği söyleniyor. Roma’dan Konstantinopolis’e uzanan askeri güzergah üzerinde stratejik bir karargah olarak kullanılmıştır. 

Burası, işgal yıllarında Yunanlılar tarafından karargah olarak kullanılmış, kalenin dış surları, günümüze kadar sağlam olarak gelmiştir. 

Karabiga Hisarköy

HİSARKÖY

İlçe merkezine 23 km. uzaklıkta, Hisarköy sınırları içindedir. Karayolu ile ulaşım sağlanmaktadır. 

Burada: antik kalıntılar bulunmaktadır. Bu kalıntılar: tonozlu köprü ve tüneller, tiyatro ve yazıtlar görülmektedir. Buranın, Roma döneminde önemli bir kaplıca merkezi olduğu anlaşılmıştır.

Hisarköy, Roma döneminde önemli bir kaplıca merkezi olarak kullanılmıştır. Köy içinde: tonozlu köprüler, tüneller, postamentler ve tiyatro kalıntıları bulunmaktadır. Bu yapılar, bölgenin tarihi önemini ve Roma dönemindeki kullanımını göstermektedir. 

Sıcak suyu flörürlü sodyum ve bikarbonat içermektedir. Çeşitli hastalıklara iyi geldiği düşünülür. Köydeki kaplıca, bu sıcak su kaynaklarından beslenmektedir. 

 

Lapseki tanıtımı.

Gelibolu tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

Truva tanıtımı.