
Ninive, günümüzde Irak’ın kuzeyindeki en büyük kent olan Musul’un hemen karşısında, Dicle nehrinin doğu kıyısında büyük bir alan kaplar ve 19’ncu yüzyıl ortalarından bugüne dek çok kez incelenmiştir.
ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:
Buradaki ilk kazılar, 1847 yılında Austen Henry Layard tarafından yapılmış ve bu çalışmalar George Smith ve Rassam tarafından devam ettirilmiştir.
TANIMI:
Nimova, antik dünyanın en önemli kültür merkezlerinden biriydi.
İnsan medeniyetinin gelişiminde önemli rol oynadı.
Çünkü çeşitli sanat ve eğitim dallarının ortaya çıktığı en büyük metropoldü.
Asurlular tarafından siyasi merkez olarak kabul edilmiş ve ilk dini başkentleri Aşur’dan hemen sonra geliyordu.
Şehrin ana höyüğü olan Kuyunijk’te yapılan kazılar, MÖ 6000-MS 600 yılları arasında yerleşim yeri olarak kullanıldığını göstermiştir.
Ninova, önceleri kraliyet ikametgahıydı ve sonunda MÖ 700 civarında Kral Senacherib tarafından Asurluların başkenti olarak ilan edildi.
Senacherib’in halefleri, MÖ 612 yılındaki yıkıma kadar burada yaşadılar.
Ninova şehir surlarının çevresi 12 km den uzundur ve 6 kapı kazılmıştır. Uçsuz bucaksız bir metropol ve şehri geçmenin 3 gün sürdüğü bildiriliyor.
Kuyunujik höyüğünde Senacherrib sarayının taht odası süiti yeniden kazılmış olup, kralin fethini tasvir eden kabartma levhaların bir kısmı hala yerindedir.
Kuyunjik’in 1.6 km güneyinde bulunan imparatorluk cephaneliğinin bulunduğu Nebi Yunus Höyüğü, Yunus Peygamberin sözde mezarını içeren bir caminin etrafında toplanmış evlerle örtülmüştür.

ÖNEMİ:
Yeni Asurluların son başkenti Ninive idi.
Ninova süryaniler için “kök ve vatan” demektir.
Sanherib (MÖ 704-681) bu eski kenti başkent yaptıktan sonra, büyüktü, donattı ve çalışmalarının ayrıntılı kayıtlarını bıraktı.
Yeni sokaklar ve meydanlar tasarladı.
Benzersiz Saray (180 x 190 m ölçülerinde) adı verilen çok şık bir saray inşa ettirdi.
Çok çeşitli otlar ve meyve ağaçlarıyla dolu, harika bir park yaptırdı.
Kuşlar ve yabani hayvanlar için bir alan yaptırdı.
Kente su getirmek için çeşitli araziler boyunca 18 kanaldan oluşan bir su sistemi vardı ve su kemerinin birkaç bölümü, yaklaşık 40 km uzaklıktaki Jerwan’da keşfedildi. Anıtsal su kemeri, 2 milyondan fazla taş ve su geçirmez çimentodan yapılmıştı. Romalıların su kemer inşa etmeye başlamadan 500 yıldan fazla bir süre önce inşa edilen su kemerlerinin üzerinde şu sözler yazılıydı:
“Dünyanın kralı Sanherib, Asur kralı. Ninova çevresine doğru uzanan, suları birleştiren çok uzak bir su yolu döşedim. Dik yamaçlı vadilerin üzerine beyaz kireçtaşı bloklarından bir su kemeri gerdim, o suların üzerinden akmasını sağladım”
Ama bu doğa aşığı hükümdar, yönetimi de ihmal etmedi.
İmparatorluk süresince ayaklanmalara sert karşılık verdi ve Kudüs’e dokunmamaya karşılık Yahuda kralıyla zorlu bir anlaşma yaptı.
Tanrıları, Mezopotamya boyunca uzun geçmişten beri yüceltilen asi Babil’i bile yağmaladı ve yıktı.
“Efendim, Asur’un yüreğini dindirmek için, yüce kudreti karşısında halklar diz çöksün diye, en uzak halklara hediye olarak Babil’in tozunu kaldırttım ve Asur’daki Yeni Yıl Festivali Tapınağında birazını kapalı bir küpte sakladım”
Bu kere, bu kibir cezasız kalmadı.
Sanherib tapınakta dua ederken, kendi oğlu veya oğullarınca “koruyucu tanrıların heykelleriyle ezilerek” öldürüldü.
Yaklaşık 75 yıl sonra Babilliler de intikamlarını alacaktı.
Asurbanipal kitaplığı adı verilen arşivde, aralarında Gılgamış Destanının da bulunduğu binlerce çivi yazılı tablet ele geçmiştir.

MİMARİ ÖZELLİKLERİ:
MÖ 7’nci yüzyıldan kalma duvarları yaklaşık 13 km uzunluğundadır. Bunu çevreleyen su dolu bir hendek bulunur. Surların kalındığı ise, yer yer 45 metre genişliğe kadar ulaşıyordu.
Bu surlar; 750 hektarlık dev bir alanı çevreler.
Khanwar nehri, şehrin merkezinden akarak batı tarafında Dicle nehrine katılıyordu.
Burayı antik Yakındoğu’da bu tarihe kadar bilinen en büyük kent yapar.
Sadece Babil zaman içinde burayı geçecektir.
Burada bir zamanlar 120 bin kişinin yaşadığı düşünülüyor.
Batı sektöründe, ırmak boyunca, diğer Yeni Asur kentlerinden de aşina olunduğu üzere, kentin geri kalanından yüksek iki tepe vardır.
Bunlar: kale ve cephaneliktir.

Şehrin Kapıları:
15 giriş belirlenmiştir. Akropolis’in surlarını kesen 15 büyük kapı, kısmen kerpiçte, kısmen de taştan inşa edilmişti. Yaklaşık 5 km uzunluğundaki uzun doğu kesiminde 6 kapı vardı. 800 metre uzunluğundaki güney kesimle sadece bir kapı vardı.
Aşur kapısı, yaklaşık 4 km uzunluğundaki batı kesiminde 5 kapı, yaklaşık 1.9 km uzunluğundaki kuzey kesimde ise Adad, Nergal ve Sin olmak üzere 3 kapı vardı. Bu girişlerin birçoğunun taştan yapılmış dev heykellerle (lamassu) kaplı olduğu bilinmektedir.

Nergal kapısında, Sanherib’e atfedilen iki kanatlı taş boğa heykeli yeniden inşa edildi.
Irak Eski Eserler Dairesi tarafından yanına bir müze inşa edildi.
Adad kapısında birçok yazılı çini vardı ve Sin kapısı olduğu düşünülen kapıda, kemerli bir kapıdan geçerek siperlere erişim sağlayan bir rampa veya merdiven boşluğuna açılan bir koridor vardı.

En etkileyici olan Şamaş Kapısıydı. Irak Eski Eserler Dairesi adına Tarık Madhloum tarafından keşfedilen kapı: iki hendek ve bir su yolu üzerinden, kemerleri doğal konglomeradan oyulmuş bir dizi köprüyle ulaşılıyordu. Duvar kireçtaşı kaplıydı ve arkasında bir savunma yolu uzanan mazgallı bir korkulukla taçlandırılmıştı. Yapı, Sanherib damgası taşıyan kerpiç ve pişmiş tuğlalardan inşa edilmişti. Uzun, çıkıntılı bir burcun ortasında 4.5 metre genişliğnde bir giriş vardı ve bu burç, 6 kule ile daha da güçlendirildi.
Kapının iç tarafındaki kabaca oyulmuş taş levhalar bir kulenin yanışını tasvir ediyordu, bu oymaların Ninova’nın düşüşünü temsil etmesi ve Asur sonrası döneme ait olması mümkündür.
Kapının iç planı, Layard ve Rassam tarafından keşfedilen, oyulmamış ortostatlarla (dik levhalar) kaplı 6 büyük odayı içerir.

Botanik Bahçeleri;
Ninova’nın ünlü bahçeleri, her bitki ve hayvan sever için mutlaka görülmesi gerekin bir yerdir.
Teraslı saray bahçelerinin, Amanos Dağının bir kopyası olduğu ve her türlü aromatik bitki ve meyve ağacına ev sahipliği yaptığı söylenir.
Şehrin hemen dışında, Hatti diyarından (Günümüz Türkiye’sinde) aromatik ağaçlar, meyve ağaçları ve Keldani dağlarından ve topraklarından (günümüz Irak’ın güneyinden) gelen ağaçlardan oluşan eşsiz bir koleksiyona sahip botanik bahçeleri bulunmaktadır.
Bahçeler, karmaşık bir kanal ağı ile sulanmaktadır. Av koruma alanlarında yaban domuzu, karaca ve bir aslan bile görmek mümkündür. Günümüzde faal olan, bahçe dükkanı, imparatorluğun dört bir yanından çiçeklerin yanı sıra çok çeşitli yemeklik otlar ve şifalı bitkilerle doludur.

Ziggurat:
Bu devasa tapınak kulesi, kale höyüğünde gururla yükselir ve şehrin her köşesinden görülebilir.
Kule, bir dizi dik merdivenle erişilebilen ardışık katlardan oluşur.
Güneşte pişirilmiş tuğlaların farklı renklerde sırlanmış fırınlanmış tuğlalarla kaplanmasıyla inşa edilmiştir.
Ne yazık ki, günümüzde, ziggurat genel ziyaretçilere kapalıdır ve sadece rahiplerin erişimine açıktır, bu yüzden ihtişamını uzaktan hayranlıkla izlemeniz gerekecektir.
İştar Tapınağı:
Savaş ve tutku tanrıçası Ninovalı İştar’a adanmış bu tapınak kompleksi, bin yıldan fazla bir süredir aynı yerde duruyor.
Yakındaki Nabu tapınağı ise, edebiyat, yazıcılar ve bilgelik tanrısına adanmıştır.
Her iki tapınak da renkli sırlı çini ve tuğla cepheleri, oyma taş duvar panelleriyle kaplı iç mekanları ve çok sayıda zengin altın ve gümüş süslemeleriyle dikkat çekiyor.

Kraliyet Hayvanat Bahçesi:
Asur kralları, av parklarını ve eğlence bahçelerini geyik, ceylan ve hatta aslan gibi hayvanlarla doldururlardı. Bir rölyefte, bir dişi aslan ve muhteşem yeleli bir aslan, pastoral bir bahçede dinlenirken görülmektedir.

Asurlular için aslanlar dünyadaki tüm tehlikeleri temsil ediyordu, bu nedenle bu rölyefteki sakin aslanlar, kralların vahşi doğa güçlerini kontrol etme yeteneklerinin bir göstergesi olabilir. Kraliyet av parklarında aslanlar da avlanırdı.

Asur kralları, drama dolu halk gösterilerin bir parçası olarak bu korkunç hayvanları öldürerek imparatorluğu korumaya layık olduklarını kanıtlamışlardır. Asur aslan avı, Kral Asurbanipal’in sarayındaki rölyeflerde ünlü bir şekilde tasvir edilmiştir.

Kraliyet Botanik Bahçeleri:
Ninova’daki kraliyet bahçeleri muhteşemdi. Dağlara doğru 50 km’den fazla uzanan kanallarla sulanıyor ve böylece yıl boyunca her türlü bitkinin yetiştiği bir vaha haline geliyordu. Son zamanlarda efsanevi Babil Asma Bahçelerinin (Antik dünyanın 7 harikasından biri) aslında Ninova’daki bahçeler olduğu ve daha sonraki yazarların Ninova ile Babil’i karıştırdığı iddia ediliyor. Öyle olmasa bile, Asurbanipal’in bahçeleri kesinlikle etkileyici ve egzotikti. Kral, imparatorluğun dört bin yanından bitkiler toplayıp başkentine getirmişti.

KOYUNCUK TEPESİ-SARAYLAR:
Sanherib’in sarayı en az 80 odadan oluşuyordu ve bunların çoğu heykellerle kaplıydı.
Ünlü sarayın büyük kısmında K tablet koleksiyonu bulundu.
Bazı ana kapıların iki yanında, insan başlı boğalar vardı.
Kral Sanberid’in Rakipsiz Saray adını sonuna kadar hak eden yapı, yaklaşık 500 x 250 metrelik bir alanı kaplıyor ve şehre bakan yüksek bir terasta yer alıyordu. Sarayın dış cepheleri, cilalı beyaz sıva ile kaplanmış ve mavi sırlı tuğlalarla kaplanmış kireçtaşı bloklardan oluşan bir temel üzerine dikilmiş onbinlerce pişmiş tuğladan yapılmıştı. Sedir ağacından yapılmış devasa kapılar, süslü parlak bakır şeritlerle süslenmişken, kemerler ve saçaklar renkli sırlı çinilerle süslenmişti.
Saray, oda ve koridorlarla çevrili birkaç büyük, taş döşeli avludan oluşmaktadır.
Vahşi aslanlar şeklinde kaideleri olan dökme bronz sütunlar dikkat çeker.
Tam bir teknoloji harikasıdır.
Hitit saraylarının kusursuz bir kopyası olduğu söylenen, revaçta olan Bit-Hilani odası mutalka ziyaret edilmelidir.
Gelelim taht odasına: devasa insan başlı kanatlı boğaların çevrelediği üç girişi olan kuleli bir cephesi bulunur. Taht odasının ötesinde, sarayın idari, törensel ve evsel bölümleri bulunmaktadır, ancak buralar ziyarete kapalıdır.
Sarayın görkemli odaları, hepsi parlak renkli, hikaye sahneleri ve koruyucu büyülü figürlerle oyulmuş taş duvar panelleriyle dekore edilmiştir. Tüm kabartmaların bir araya getirildiğinde 3 km uzunluğa ulaşacağı söylenir.

Asurbanipal Sarayı:
Büyük Asur Krallarının sonuncusu Asurbanipal’ın (MÖ 668-627) sarayları buradadır. Hükümdarlığı döneminde; Asurlular batıda Kıbrıs’tan doğuda İran’a kadar uzanan ve bir dönem Mısır’ı da içine alan dünyanın en büyük imparatorluğuydu. Asurbanipal, Asur imparatorluğunun kralı olma konusunda mütevazi değildi, kendine “dünyanın kralı” diyordu.
Asur’un en büyük krallarından biri olmasına rağmen, Asurbanipal, tahta çıkmak için uygun bir aday değildi çünkü kralın küçük oğluydu. En büyük ağabeyi ve tahtın varisi öldüğünde, babası Esarhaddon, bir sonraki büyük oğlu Şamaş-şum-ukin’i devre dışı bıraktı ve Asurpanibal’i veliaht yaptı. Bu cesur bir hareketti. Esarhaddon’un kendi babası, küçük kardeşlerini tahta çıkardıktan sonra oğulları tarafından vahşice öldürülmüştü. Şamaş-şum-ukin’i Babil kralı yaptı. Kulağa o kadar da kötü gelmiyor, değil mi? Aslında tam olarak değil, O kardeşine hesap vermek zorundaydı. Gerilimler daha sonra top yekün bir savaşa dönüşecekti.
Evet Asurpanibal hakkında bilgi vermeye devam edelim. Çünkü bu şehirde onun da sarayı vardı. Asurbanipal, tebaası arasında popülerdi ancak düşmanlarına karşı acımasızdı. Yenilmiş bir kralın çenesine köpek zinciri taktığı ve onu bir köpek kulübesinde yaşamaya zorladığı söylenir. Bu antik dünyanın standartlarına göre bile oldukça acımasızdı.
Asurbanipal, Mısır ile bir savaş devraldı ve bu savaşı ele alarak düşmanlarını yok etti ve imparatorluğu daha da büyüttü. Elam devleti Asur’a karşı ayaklanmaya çalıştığında, Asurbanipal onları ezdi. Elam kralını ve oğlunu kendi kılıcıyla öldürdüğünü iddia etti. (Gerçekte savaşta değil de sarayın güvenliğinde evindeydi.) Elam kralının başı, bahçedeki bir ağaca süs olarak asıldığında, Ninova’daki saraya geri getirdi. Çoğu insan bunu çok açık bir uyarı olarak görecektir.
Düşmanlarını ezmek sadece dış tehditlerle sınırlı değildi. Kendi kardeşini de yok etti. Daha önce de gördüğümüz gibi, Asurbanipal, Şamaş-şum-ukin Babil kralı ilan edilmişti. Asurbanipa’e hesap vermekten bıkan kardeşi, imparatorluktaki diğer ücra halklarla bir koalisyon kurarak ona karşı komplo kurdu ve Babil adına tartışmalı şehirleri ele geçirdi.
Asurbanipal komployu keşfettiğinde, Babil’i 2 yıl boyunca kuşattı. Açlıktan ölmemek için kendi çocuklarını yiyen insanlara dair korkunç hikayeler vardır. Sonunda Asurbanipal’in kardeşi, yakalanmaktan kurtulmak için yanan sarayında can verdi ve suç ortakları da öldürüldü.
Evet kraliyet saraylarına devam edelim.
Asurbanipal, kraliyet başkenti Ninova’dan hüküm sürdü. Ninova şehri, Asurbanipal’in büyükbabası Sanherib tarafından, büyüklüğü ve ihtişamıyla antik dünyayı hayrete düşüren biyük bir şehre dönüştürüldü. Asurbanipal, saltanatının büyük bölümünde tüm halk için bir hayranlık nesnesi olarak inşa edilen Rakipsiz Saraydan hüküm sürdü.
Koyuncuk’taki iki kraliyet sarayından da, etkileyici yontulmuş levhalar çıkarılmıştır.
İşlenen konular, Kalah’ta II Asurnasirpal dönemindekilerle aynı olup, aslan avları ve askeri seferlerle kralın gücü yansıtılmıştır.
Asurbanipal’in Elamlılar karşısındaki ilk zaferi Nenive’deki sarayında şaşırtıcı bir rölyefle kutlanmıştır.
Hoş bir bahçede, sedirde uzanan kral ile yanında koltukta oturan kraliçesi hizmetkarlarınca serinletilirken bir yandan da içkilerini yudumlarlar.
Sol tarafta bir müzisyen harp çalar.
Bu huzurlu sahnenin ortasında ağaçların birine asılmış bir kesik baş durur.
Bu, Til-Tuba Savaşında öldürülen Elam Kralı Teumman’ın başıdır.
Bu heyecandan uzak tarz ile, kraliyet sarayının yontma dekorlarını görme ayrıcalığına erişenlere, düşmanların başlarına gelenler ve hükümdarların soğukkanlılığını gösteriyordu.
Sanherib sarayının taht odasında ve bitişikteki bazı odalarda restorasyon çalışmaları devam etmektedir.
İki ana odanın tüm girişleri kanatlı boğa heykelleriyle çevrili olarak bulunmuştur ve 19’ncu yüzyıl kazıcılarının hiçbirinin kaydetmediği bir dizi ortostat bulunmuştur.
Bu levhalardan biri, kulelerle ağır bir şekilde savunulan yabancı bir şehrin Asur ordusuna teslim oluşunu tasvir etmektedir.
Taht odasının bitişiğindeki taş döşeli bir banyo ve büyük antrede en az 40 oyma ortostat bulunmaktadır.
Temsil edilen konular arasında Sanherib’in dağlık bölgelerde yaşayan halklara karşı yürüttüğü seferler, kuşatılmış şehirler ve Asur ordusu birlikleri yer almaktadır.
Asurbanipal tarafından inşa edilen kütüphane:
Düşmanlarını ezip aslanları öldürmese de, belki de uygunsuz bir şekilde Asurbanipal bilimsel uğraşlardan hoşlanıyordu.
Bir kral için alışılmadık bir şekilde okuyabiliyor ve yazabiliyordu.
Bilimsel yetenekleriyle övünmeyi severdi ve hatta saray kabartmalarında kendini kılıcının yanında kemerinde bir kalem (yazmak için kullanılır) ile tasvir ederdi.
Kalem, kılıçtan daha güçlü olabilir, ancak Asurbanipal, ikisinde de oldukça becerikliydi. Asurbanipal, dünyada sistematik olarak toplanan ve kataloglanan ilk kütüphaneyi kurdu. Sahip olmaya değer her kitabın bir kopyasını istedi ve adamlarını dünyadaki tüm bilgiyi toplamak için imparatorluğun dört bir yanına gönderdi.
Asur kitapları çoğunlukla kağıda değil, kil tabletlere semboller oluşturmak için küçük kamalar kullanan çivi yazısı adı verilen bir yazıyla yazılırdı. Toplamda bu tabletlerden yüz binlercesini topladı ve bunların yaklaşık 30 bin tanesi şu anda İngiltere’de Britihs Museun’dadır.
“Ben, Asurbanipal, Nabu’nun (yazı tanrısı) bilgeliğini öğrendin, ne kadar varsa, bütün uzmanların yazıcılık uygulamalarını ele geçirdim, onların talimatlarını inceledim” demiştir.
Asurbanipal’in kütüphanesi, MÖ 612 civarında s arayın yanan duvarlarının altına gömülmüş ve 2.000 yıldan fazla bir süre kayıp kalmıştır. Kütüphanenin ilk kırık ve dağınık kalıntıları, 1849 yılında bulunmuş ve şu anda British Museum’da sergileniyor.
O zamandan beri dünyanın dört bir yanından bilim insanları bu parçaları incelemişler ve Asur kültürü hakkında bildiklerinizin çoğu bu metinlerden gelmektedir.
Eserler arasında Gılgamış Destanı da vardır. Günümüzde dünyanın en eski edebiyat eserlerinden biri olarak kabul edilen bu eserin bir kısmı, günümüzde Tufan Tableti olarak adlandırılan tablete kaydedilmiştir. Büyük Tufan’ın öyküsünü anlatan ve o zamana kadar sadece İncil’den bilinen bir kitap.

Asurbanipal neden tabletler topladı?
Asurbanipal olağanüstü bir kraldı. Yazıtlarında, bilgisinin genişliği ve derinliğiyle övünür. Diğer Asur kralları orduyu uzak diyarlara seferlere götürürken, Asurbanipal evinde kalırdı. Asurpanibal’in saraylarının duvarları, birçoğunda kemerine sıkıştırılmış bir yazı kalemi ile tasvir edilen kral kabartmaları da dahil olmak üzere oyma kabartmalarla süslenmişti.
Asurbanipal’in babası, genç prensin eğitim almasını istiyordu çünkü bu imparatorluğu yönetmek için güvendiği uzmanlığa erişmesini sağlayacaktı. Asur bilimi tanrıların iradesini anlamaya odaklanmıştı, bu yüzden kütüphanesi de tanrılardan gelen alametleri yorumlayan metinlere odaklanmıştı.
Ancak Asurbanipal’in edebi kitaplara da ilgisi vardı. Asurbanipal, muhtemelen duygusal nedenlerle, eğitimi sırasında yazdığı tabletleri hala saklıyordu. Koleksiyonundaki tabletlerin çoğu, sarayına ait olduklarını belirten bir tür kütüphane damgası taşıyordu.

NEBİ YUNUS TEPESİ:
Nebi Yunus adı verilen diğer tepe, Koyuncuk’un 1 km güneyindedir.
İkisinin arasından antik kenti kuzey ve güney kısımlara ayıran Dicle’nin kollarından Husur ırmağı geçer.

Nebi Yunus tepesinde, büyük balığın karnından kurtulduktan sonra, Ninivelilere vaaz verdiğine inanılan Yunus Peygamber ile bağdaştırılmış bir Müslüman türbesi vardır.
Metta oğlu Yunus, Asur İmparatorluğunun başkenti Ninova (Ninive) hakkına gönderilmiş bir peygamberdir. Yunus, 33 yıl onları tanrının dinine davet etmiş, kendisine bu süre içinde sadece 2 kişi inanmıştır.
Bu dini alan ve çevresinde sınırlı kazı yapılabilmiştir.
Yine de Asur savaş makinasının kalbinin burası olduğu açıkça belirlenmiştir.
Cephanelik:
Nebi Yunus höyüğünde bir cephanelik inşa etti.
Mısır’ın fethini kutlamak amacıyla girişine Firavun Taharka (Tarku) heykellerini ganimet olarak dikti. Bunlar 1954 yılında Irak Eski Eserler Dairesi adına Fuad Safar tarafından keşfedildi.
ESKİ KENT TEPESİ:
Bu iki önemli tepe dışında, kentin kuzeybatı köşesinde, kral tarafından inşaat yaptırılmayıp bir tür yukarı sınıf bölgesi işlevi gören “eski kent tepesi” nde de kazılar yapılmıştır.
Yakınlarda seramik ve bakır atölyeleri bulunmuştur.
AŞAĞI KENT:
Kentin geri kalan çok büyük kısmı olan Aşağı Kent, 1990’larda bir yüzey araştırması yapılana dek pek keşfedilmemiştir.
1991 yılında Körfez Savaşı bu çalışmaları durdurdu.
Ama Musul kenti, antik kentin güney kısmına genişlemeye başladığından, bu önemli kurtarma çalışmasının acil tekrar başlatılması gerekti.
ASURBANİBAL:
Kral Sanherib’den sonra gelen oğlu Esarhaddon (hükümdarlığı MÖ 681-669) tahta geçmiş ve babasının yapı çalışmalarını sürdürmüştür. Esarhaddon Mısır seferinde öldüğünde annesi Zakutu (yaklaşık MÖ 718-668) oğlu Asurbanipal’in yeni kral olarak tahta geçmesini yasallaştırmıştır.
MÖ 7’nci yüzyıl sonlarında Asurbanipal, Akropolis’in kuzeybatı ucunda yeni bir saray inşa ettirdi.
Ayrıca büyük kütüphaneyi yaptırdı.
Verileri toplamak ve kopyalamak için, yazıcıları topladı.
Ülke genelindeki antik metinler, K Koleksiyonu, 20.000 den fazla tablet veya tablet parçasından oluşuyordu ve Mezopotamya’nın kadim kültürünü kapsıyordu.
Konular edebi, dini ve idari olup, tabletlerin çoğu mektup biçimindedir.
Temsil edilen öğrenim dalları arasında matematik, botanik, kimya ve sözlük bilimi yer almaktadır.
Kütüphane, antik dünya hakkında çok sayıda bilgi içermekte ve gelecek nesiller için akademisyenlere ilham kaynağı olacaktır.
Asurbanipal’in ölümünden 14 yıl sonra, Ninova, bir daha asla toparlanamayacağı bir yenilgiye uğradı.
MÖ 612 yılında Babilliler, İskitler ve Medler tarafından şehrin yağmalanmasını temsil eden geniş kül izleri, Akropolis’in birçok yerinde bulundu.
MÖ 612 yılından sonra şehir önemini yitirdi.
Ancak bazı Seleukos ve Yunan kalıntıları vardır.
MS 13’ncü yüzyılda şehir, Musul Atagelreri altında bir miktar refah içinde görüldü.
Daha sonra evler en azından MS 16’ncı yüzyıla kadar iskan edilmeye devam etti.
Ölümü:
Asurbanipal’ın hayatı iyi belgelenmiş olsa da ölümü bir sır olarak kalmıştır. 19’ncu yüzyılda arkeolojik keşifler yapılmadan önce, Asurbanipal sonrası yazarlar tarafından Sardanapalus olarak biliniyordu ve Asur’un son kralı olarak romantikleştiriliyordu. Bir Farsça anlatıma göre, Ninova düşmanlarının eline düştüğünde, sarayında cariyeleriyle, altın ve gümüşle birlikte kendini yaktı.
Ancak arkeolojik kanıtlar, Asurbanipal’in Asur’un son kralı olmadığını ve Ninova’nın düşüşü sırasında ölmediğini kanıtlamıştır. Ancak ölümünden kısa bir süre sonra MÖ 612 yılı civarında imparatorluk zayıflamış ve çeşitli guruplar Asur şehirlerini yağmalayarak imparatorluğun çöküşüne yol açmıştır. Ondan sonra gelen krallar hakkında çok az şey bilindiğinden, Asurbanipal’in Asur’un son büyük kralı olduğuna inanılır.
ŞEHRİN SONU:
MÖ 612 yılında, Medler, İskitlerden de yardım alarak, 3 aylık bir kuşatmadan sonra Ninive şehrini ele geçirip yağmaladılar.
HEYKELLERİN PARÇALANMASI:
İşid, Musul’un da içinde bulunduğu Ninova eyaletinde bulunan bir arkeoloji müzesini (Nineveh Arkeoloji Müzesi) yerle bir etti.



