Çanakkale Lapseki

Çanakkale Lapseki: Deniz kıyısında, şirin ve muhteşem güzel bir yer. Ben burada bulunduğum; bir gece, iki gün boyunca, güzel zaman geçirdim. Özellikle ilçe merkezindeki öğretmen evi, konumu ve yemekleriyle çok güzeldi.

Ayrıca: boğazın karşı kıyısına servis yapan araba vapurlarının yanaştığı iskele. İskele’de bir akşam balık tutmayı bile deneme şansım oldu. Özellikle: arabalı vapurlar iskeleden ayrılırken, denizde oluşan muhteşem karışıklık, köpük ve kum karışımı içinde, gayet büyük boy balık tutmak mümkündü. Ancak tabii günümüzde buranın en büyük özelliği 1915 Çanakkale köprüsüdür. 

 

Çanakkale Lapseki

ULAŞIM

İlçe merkezinin, il merkezi olan Çanakkale’ye uzaklığı: 35 km. dir. Lapseki-Biga arasındaki uzaklık: 59 km. Lapseki-Bandırma arası uzaklık: 131 km.

Lapseki ile, Gelibolu arasındaki feribot:24 saat süreyle çalışıyor.

TARİH

Bölgenin eski adı: “Lampsakos” dur.

Efsaneye göre: şehrin adı Bebrik Kralı Mandron’un kızı Lapseke’den gelmektedir.

Lampsakos şehri: MÖ 670 yıllarında, Foçalıların yani Kolophonluların kurduğu sanılmaktadır. Daha sonra ise, yörede Miletoslular egemen olurlar. Çünkü: Miletoslular, Ege kıyılarında kendilerine uygun bir yer bulamazlar ve daha kuzeye, yani bu bölgeye gelirler.

Bölgedeki birçok şehri koloni haline getirdikleri gibi, Lampsakos (Lapseki) şehrini de, kolonileştirirler. Bu dönemde: yörenin şarabının ünü, çok uzak yerlere kadar yayılır. Hatta: İran hükümdarları Darius ve Kserkes; buradan şarap getirtirler. MÖ 471 yılında şehir Perslerin yönetimine girmiştir.

Pers savaşlarındaki yenilgilerden sonra ise, Persler, şehri Yunan Komutan Themistokles’e ganimet olarak vermişlerdir. Daha sonra Atina önderliğindeki Attika-Delos Deniz birliğine katılan şehir, MÖ. 412 yılında birlikten çıkmak istemiş, ancak tamamıyla Atina’nın kontrolüne geçen birlikten ayrılmasına izin verilmemiştir.

Peloponnesos savaşının sonlarına doğru MÖ 405 yılında Spartalıların eline geçen şehir, daha sonra Persler tarafından işgal edilmiştir. MÖ 362 yılında özgürlüğünü kazanan şehir, MÖ 335 yılında Atinalı komutan Khares tarafından işgal edilmiştir.

Ardından Romalılar bölgede hakimiyet kurmuştur. Lampsakos, Ortaçağ’da önemli bir liman olmuştur.

1356 yılında ise: Gazi Süleyman Paşa tarafından fethedilerek, Osmanlı yönetimine alınmıştır. Türklerin, Avrupa yakasında, ilk çıkış yerleri olan “Çardak Beldesi” Lapseki ilçesi sınırları içinde bulunmaktadır.

Burası, Türklerin Rumeli’ye geçiş noktası olduğundan, Osmanlılara karşı düzenlenen ilk haçlı seferlerinin hedefidir. 1359 yılında, Pierre Thomas komutasındaki 20 kadırgalık bir Haçlı Donanması: Lapseki’ye çıkarma yapmış, ancak pusuya yata Osmanlı kuvvetleri tarafından geri püskürtülmüştür.

Lapseki isminin kaynağı: Lapseki yöresinin: Anadolu’ya yapılan, Helen göçlerinden önce de: Pityausa ismi ile burada bulunduğu biliniyor. Pityausa şehrinde: Foça doğumlu Fobus ve Blebüsus isimli iki kardeş, kral Mandrom’a hizmet etmektedirler.

Kral: bu iki kardeşi, Foçalı göçmen kafilesini göndermek üzere görevlendirir. Kafile: kardeşlerden Fobus’un nezareti altına girer.Ancak: bunlar ilerlerken, yörede yaşayan ve Berbrykoslar denen bölge yerlilerinin saldırısına uğrarlar.

Göçmenler, yerliler tarafından öldürülecekleri sırada: kral Mandrom’un kızı Lampseke: araya girer ve göçmenleri, ölümden kurtarır. Bu nedenle: Helen göçmenleri: kendilerini ölümden kurtaran, kralın kızı Lampseke’ye bir tanrıça gibi bağlanırlar ve sonradan ele geçirdikleri Pityausa şehrine, onun ismini verirler.

Çanakkale Lapseki

GENEL

Çanakkale boğazındaki, 4 önemli yerleşim merkezinden biridir. Marmara Denizinin Çanakkale boğazı ile birleştiği yerde, Anadolu yakasında kurulmuştur.

İlçe insanları: geçimlerini meyvecilikle sağlamaktadırlar. Özellikle: kiraz, şeftali ve elma bol ve ucuzdur.

Bunun dışında: ilçe halkının yoğunluğu yurt dışında işçi olarak çalışmaktadır. Özellikle yaz aylarında, karşı kıyıya sefer yapan araba vapuruna bindiğinizde, buradaki araçların çoğunun yabancı plakalı olması, bunun en büyük göstergesidir.

NE YENİR

Lapseki yöresinde, yemenizi önereceğim tek yerel lezzet: Sardalya balığı.

GEZİLECEK YERLER

 

SÜLEYMAN PAŞA CAMİSİ-LAPSEKİ CAMİİ

Caminin banisi olarak Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşa gösterilmektedir.

İlk olarak 14’ncü yüzyıl ortalarında yapıldığı anlaşılan cami, yöredeki birçok eser gibi defalarca tamir görerek özgün niteliğini yitirmiştir.

Hatta, İkdam gazetesinin 17 Şubat 1897 tarihlinde yayınlanan bir haberine göre, cami çok harap olduğundan yıktırılarak yeniden yaptırılmıştır.

Bu kayıt, bugünkü caminin MS 1896-1897 tarihli yenilenenin ürünü olduğunu göstermektedir.

Şimdiki haliyle derinlemesine dikdörtgen planlı, tek minareli ve ahşap tavanlıdır.

Caminin doğu tarafındaki hamamın sadece bir mekanı kalabilmiştir.

LAPSEKİ DALYAN MAHALLESİ 

Burası: ilçe merkezine 1 km. uzaklıkta, Lapseki-Çardak arasındaki bir yerdir. 1983-1984 yılları arasında yerleşime açılmıştır. Halk plajı, kafeler, restoranlar ve pansiyonlar var. Sessiz ve sakin bir tatil düşünenler için çok uygun. Zaten: Marmara denizinde, denize girilebilecek en temiz yer.

İKİ ATLI TÜRBESİ

Buranın ilginç bir hikayesi var. Buna göre: Osmanlı Padişahı Orhan Gazi zamanında: Gazi Süleyman Paşa komutasındaki kuvvetler, Lapseki yakınlarına gelirler. O dönemde, Lapseki Bizanslıların elindedir. Orhan Gazi’nin fermanını, Lapseki’ye götürmek üzere, üç süvari askeri görevlendirilir. Bu süvarilerin atları: al yani kırmızı renktedir.

Süvariler: 1356 yılında, Lapseki’ye girerken: şu anda kabirlerinin bulunduğu yerde, Bizans askerleri tarafından şehit edilirler. Bu şehitlerden iki tanesinin cesedi, hemen oraya gömülür, fakat diğer üçüncü şehidin cesedi bulunamaz.

Bu olay nedeniyle: buraya, “İki Atlı Türbesi” ismi verilmiştir. Lapseki ilçe merkezinin güneydoğusunda, Çanakkale boğazına hakim bir noktada, küçük bir tepe üzerinde bulunmaktadır. İlçe merkezine uzaklık, toplam 1 km. dir. Yolu bozuk olan türbe bölümünde; üzeri açık iki kabir bulunmaktadır.

BOSTANCI ORMAN İÇİ DİNLENME VE PİKNİK ALANI

İlçe merkezine, 25 km. uzaklıktadır. Burası: kayın, gürgen ve meşe gibi orman ağaçlarıyla kaplıdır. Yolu asfalttır. İki kaynak suyu bulunmaktadır. Ayrıca: piknik masaları ve ocaklar var. Lapseki halkı, özellikle sıcak yaz günlerinde, bu piknik alanına yoğun olarak gitmektedirler.

ÇARDAK

Antik Abarnis ile ilişkilendirilmeye çalışılan Çardak Beldesi, Erken Osmanlı devrinde teşekkül etmiş önemli bir menzil ve liman yerleşimidir.

Erken Osmanlı devrinde, Bursa-Edirne yolunun boğazın Anadolu yakasındaki menzilidir. Limanı, Lapseki limanı ile birlikte hem askeri hem de ticari taşımacılık için önem taşımıştır.

Burada Fatih devrinden Yakub Bey’in külliyesi ve aile mezarlığı, geç devire ait bir cami, yerleşime adını verdiği sanılan bir kalıntı, tarihi mezarlık ve konutlar dikkati çekmektedir.

Çardak ta geç devirden kaldığı anlaşılan bir hamam yakın tarihte yıkılmıştır.

Çardak kasabasının günümüzdeki yaşam alanında yerleşimin de Fatih ve II Beyazıt dönemlerinde Kaptan-ı Derya olarak görev yapmış olan Gazi Yakup Bey sayesinde olduğu ortaya çıkmıştır.

Gazi Yakup Bey: Çardak Kasabasında, konaklama yeri olarak han, hamam ve su kuyuları, fırın ve aşhane gibi eserlerle, temel yaşama yönelik hizmet birimleri oluşturmuştur. Ayrıca, bunlara ilave olarak medrese, zaviye, mektep gibi yapılarla Çardak Kasabasında eğitim birimleri de tesis etmiş ve bu anlamda eğitimi de önemsemiş ve desteklemiştir.

Gazi Yakup Bey’in şahsi gelirleriyle Çardak Kasabasında inşa ettirdiği eserlerden günümüze: han, cami, su kuyularından bazıları ve hamam ulaşmış olup bunlardan cami ve han, hala kasaba halkına hizmet etmektedir. Su kuyularından Çardak iskelesi yakınlarında olanların yerleri belli değildir. Ancak üç tanesinin yeri bilinmektedir.

ÇARDAK İSKELESİ:

Eskiçağa dayanan geçmişe sahip olmasına karşın yakaya (Rumeli) geçişin yapıldığı yer durumunu, Osmanlı devrinde de sürdürmüştür.

Yıldırım Beyazıt döneminde Gelibolu’nun donanma üssü olarak seçilmesi, Osmanlı’nın denizcilikte ilerlemesinde ve bölgenin gelişmesinde önemli bir dönüm noktası olmuştur.

II Murat döneminde Gelibolu-Çardak arasında ulaşım “At Kayığı” denilen yelkenli ve kürekli tekneler ile yapılmıştır.

Aslen Tımarlı sipahilerin nakli için tahsis edilmiş olan At Kayıklarında, Gelibolu’daki Acemi Oğlan Ocağına gönderilenler de günlük bir akçe karşılığında hizmet görmüştür.

Ticari geçişler açısından da Dimetoka’dan gelen ticaret yolunun önem kazandırdığı Çardak Mevkii, Gelibolu üzerinden geçişlerin sağlandığı bir menzil olarak Osmanlı’nın kullandığı önemli bir iskele ve geçiş güzergahı olmuştur. Oldukça işlek olan bu hat ile Bursa ipekleri Karacabey-Biga-Çardak-Çanakkale-Edirne üzerinden önce Rumeli’ye ardından da Dubrovnik-Ancona yoluyla Floransa’ya ulaşmaktadır.

 

ALEMSULTAN MEVKİİ:

Günümüzde Çardak Kasabasında Osmanlı’nın ilk varlık gösterdiğine dair iz, Rumeli’ye kalıcı geçiş sürecinde Süleyman Paşa’nın “Otağ Çadırı” nı kurduğu “Alemsultan” mevkiidir.

Kasaba halkı arasında; Sultan-ı Alem anlamında Alemsultan olarak anılan bu mevki, Farsça cehar dört sütun ve üzerindeki tak dolayısıyla cehar-ı tak” olarak anılmış ve zamanla bu isimlendirme “Çardak” adına dönüşmüştür.

Çardak adının kaynağı ile ilgili ayrıca Süleyman Paşa tarafından “Alemsultan” mevkiinde bir mescit yaptırıldığı ve Süleyman Paşa’nın otağını buraya kurduğu ve burası için halk arasında “Nereye gidiyorsun!” şeklindeki soruya “Çağırda’ğa” diye cevap verildiği bu söylemin zamanla “Çardak’a” dönüştüğü şeklinde hiçbir dayanağı olmayan bir rivayet te bulunmaktadır.

1938 yılında Çardak kasabasında yapılan incelemeden sonra hazırlattırılan raporda, Alemsultan Meviinde incelenmiş ve Çardak Kasabasının Osmanlı’nın Rumeli’ye geçişinde bir hazırlık yeri olduğu, Alemsultan mevkiinde müzeler müdürlüğü tarafından dört taş sütunla  tespit edilip buraya bir de küçük bina inşa ettirildiği, inceleme tarihinde binanın yıkık olduğu ve Çardak halkınca yıkıntıların kaldırılarak buraya tarihi bir anıt dikme teşebbüsünde oldukları belirtilmiştir.

SALBAŞ AĞACI:

Çok büyük çapta ve oldukça eski bir çınar ağacı olan Salbaş ağacı, kasabanın kuzey doğusundaki mevkide bulunmaktadır.

Halk arasında Osmanlı’nın Rumeli’ye kalıcı geçiş sürecinde bu ağacın dallarından iki sal yapılıp Rumeli’ye bu sallarla geçildiği anlatılagelmiştir.

Çardak kasabasında menkıbeye göre her yıl Mayıs ayında temsili olarak Rumeli’ye geçiş ritüeli yapılır.

Osmanlı Beyliği’nin Rumeli’ye kalıcı geçişi ile ilgili bilgi içeren kaynaklarda, bu olaya, Osmanlı’nın Gelibolu’ya (Çimbi Kalesine) geçmek üzere “Gereceden aşağı Viranca hisar denilen yere gelmesi” şeklinde yer verilir.

Salbaş Ağacı, 30.08.2002 tarihinde meydana gelen şiddetli fırtınada parçalanıp yıkılmış, günümüze gövdesinin bir kısmı ulaşmıştır.

ÇARDAK YAKUP BEY KÜLLİYESİ

Vakfiye kayıtlarına göre cami, dokuz hücreli bir medrese, medresenin yanında bir mektep ve türbe olmak üzere bir menzil, bir zaviye, bir hamam, aşevi, mutfak, fırın, bir muallim evi, bir han, bir ambar ve beş adet kuyudan oluşmaktadır.

Bunlardan medrese, mektep, zaviye, aşevi, mutfak, fırın, muallim evi, ambar yok olmuştur.

Sadece cami, han, kuyular ve hamamın kalıntıları günümüze ulaşmıştır.

CAMİ:

Abdullah Bin Yakup Bey tarafından, 15.yüzyılda yaptırılan külliye: cami, medrese, mektep ve han yapılarından oluşur. Kubbe sağır ve yüksek, 8 köşeli bir kasnağa oturur. Caminin duvarları: iki sıra tuğla ve moloz taştır. Minare kapısı: revağın içindedir. İç süslemeler ise, son dönemdendir. Son cemaat yerindeki sütunlar ve başlıkları devşirmedir. 

Günümüzde ibadete açıktır. Medrese caminin kuzeyindedir. 9 odadan oluştuğu bilinen yapı, tümüyle yıkılmış durumdadır. Külliyeyi oluşturan yapılardan olan han; 62 x 19 metre boyutlarındadır. Duvarları düzgün moloz taştandır.

 

HAN:

61.90 x 18.45 metre boyutlarında, iki sahınlı ve ahşap çatılı bir yapı olup, kuzey cephesindeki taç kapıda üç kitabe yuvası bulunmaktadır.

Buradaki kitabelerden biri yok olmuştur.

Diğer iki kitabeye göre, hanın inşasına 1462/63 tarihlerinde başlanmış ve 1463/64 tarihlerinde tamamlanmıştır.

İçerideki ve kapı revağındaki sütunlar ve başlıklar devşirmedir.

Yapının içinde, uzun kenarlara bitişik olarak 50-60 cm yüksekliğinde seki uzanır.

Bu sekilerin yaslandıı duvarlarda ocaklar ve dolap nişleri yer alır.

 

HAMAM:

Bugün harap durumda gelebilmiş olan Yakup Bey hamamının soyunmalığı ve külhanı yıkılmıştır. Enine sıcaklıklı, iki halvetli tipte bir yapıdır.

 

ÇARDAK ÇAMLIK

Lapseki-Çardak beldesi merkezindedir. Sahil ile bütünleşmiş bir konumdadır. Çardak çamlığında: yeşilin tüm tonlarını bulmak mümkün. Çamlığın bir bölümünde ise: çay bahçeleri ve piknik alanları bulunuyor.

KUM ADASI (LAGÜN GÖLÜ)

Kum adası Çardak Kasabasının sahil kesimindedir.

3.7 km uzunluğunda, maksimum 100 metre genişliğinde ve 1.5 metre yüksekliğe sahiptir.

Kıyı okunun uzanışına bağlı olarak burada 1.3 km kare yüzölçümüne sahip bir lagün meydana gelmiştir.

Zincirbozan mevkiine kadar tali bir yol oluşturan kıyı oku, Çardak Beldesinin 5 km doğusunda bulunan Bayramdere’nin Marmara Denizine taşıdığı çakıl ve kumların 2.5 km güneybatı yönünde taşınıp çökelmesiyle meydana gelmiştir.

Kum adanın varlığının daha eski tarihlerde var olduğunu ortaya koyan bilgiler de bulunmaktadır.

Buna göre Kum adadan MÖ 405 yılında Atinalılar ile Sparta-Pers ittifakı (Paleponnesoslular) arasında gerçekleşen Aigospotamoi savaşından bahsedilmekte ve bu savaşta Atinalıların Paleponnesoslular’ın yelkenlerini Abanis’teki Kum adada bularak burada imha ettikleri bilgisi verilmektedir.

 

 

ABARNİS

Antik çağda Mysia bölgesinde, günümüzdeki Çanakkale ili Lapseki ilçesine bağlı Çardak Burnu yakınlarında, bir kıyı yerleşimidir. Lapseki ilçesine yaklaşık 5 km uzaklıktadır. 

Yörenin diğer isimleri: Abarnos, Aparnis’dir.

MÖ 405 yılında Aigospotami deniz savaşı münasebetiyle anılan Abarnıs adlı yer Çardak Burnu mevkiindedir.

Adının Yunanca olmadığı, muhtemelen Luwi-Pelasges kökenli olduğu kabul edilir.

Bazı kaynaklara göre, ismi, bölgede bulunan bir su pınarından gelmektedir.

Tarihi kayıtlarda şehirle ilgili geçen husus şudur: Yunanlı tarihçi Ksenophon: Konon’un Lysandros ile olan çatışmaları sırasında Sparta filosunun yelkenlerini çaldığı, filosunu yeniden düzenlediği ve savaşlardan haber getirmek üzere Paralus’u Atina’ya gönderirken Salamis Kralı I Evagoras’ın yanına sığındığından bahseder.

Atinalı Amiral Kanon, deniz muharebesinde Paleponnesosluların gemilerinde hareketi kısıtlayan sadece açık denizde kullandıkları yükçe ağır keten yelkenlerin olmadığını fark etmiş ve kısa bir araştırmadan sonra bu yelkenleri Kum adada bulmuştur.

Ayrıca Argonautika gibi destanlarda, Rodoslu Apollonios’un anlattığı rota içinde Abarnia’nın ismi geçer.

Stratejik konumu nedeniyle, antik dönemde deniz yolları ve bölgesel geçiş açısından önemli olmuştur.

Aynı bölgede Lampsakos (Lapseki) gibi daha ili bilinen antik kentlerin yakın olması, Abarnis’in bölgesel ölçekli antik kentler arası ilişkiler bağlamında potansiyel ilgi odağı olmasını sağlar.

ARKEOLOJİK KALINTILAR:

Antik şehirde herhangi bir arkeolojik araştırma yapılmamıştır.

Toprak üstünde gözle görülür kalıntılar da sınırlıdır ve yok denecek kadar azdır.

Evet günümüzde Abarnis şehri toprak altındadır ve yerleşim büyük ölçüde toprakla örtülüdür.

 

LAMPSAKOS

Bugünkü Lapseki ilçe merkezinin bulunduğu yerde, MÖ 670 yıllarında Kolofon ve Fokaia’dan gelen İyonlar tarafından kurulmuştur.

Antik çağda kentin ismi Pityousa’dır.   

Yunancada Lampsaki ve Türkçede Lepsek olarak adlandırılmıştır.

Lampsakenos, Lampsacum olarak da isimlendirilir.

Hellespont üzerindeki Misya’da, en ünlü Yunan yerleşimlerinden biridir. Burası bir Phokaia kolonisi, şarabıyla ünlü ve Priapus tapınım merkeziydi.

Pers işgali sırasında, Pers kralı Lampsakos ve civarındaki mükemmel şarapların üretildiği bölgeyi şarap ihtiyacını karşılamak için Atinalı devlet adamı Themistokles’e bağışlamıştır.

Phokaia ve Milet gibi İyon şehirlerinden gelen kolonistleri kabul etmeden önce Pityusa veya Pityussa adıyla var olduğu biliniyor. Yani kuruluşu MÖ 7’nci yüzyıla kadar inmektedir.

Trakya’daki Chersonesos’ta, Calliipolis’in karşısında yer alıyordu ve mükemmel bir limana sahipti.

Heredot: Trakya’daki Chersonesos’a yerleşmiş olan yaşlı Miltiades’in Lampsaceno’lara savaş açtığını, ancak onu gafil avlayıp esir aldıklarının anlatır. Ancak Mitliades’i destekleyen Kroisos tarafından tehdit edilirler ve onu serbest bırakırlar.

Şehir İyonya isyanı sırasında MÖ 546 yılında, Perslerin eline geçer.

Fakat Lampsakos, Perslerin üstünlüğünü kabul ederken bile, ülke Pippocles adında yerli bir Prens veya Tiran tarafından yönetilmeye devam etti.

MÖ 479’da: Mycale savaşından sonra, Lampsakos Atina’ya katıldı.

Ancak Sicilya’ya yapılan büyük Atina seferinin başarısız olmasından sonra isyan etti. Ancak müstahkem yapıya sahip olmadığından, Strombichides komutasındaki bir filo tarafından kolayca geri alındı.

MÖ 334 yılında Büyük İskender Granikos savaşını kazanır ve MÖ 281 yılına kadar şehir Lysimachos’un elinde kalır.

MÖ 133 yılında Pergamon kralı, III Attolos’un mirası ile Roma İmparatorluğunun egemenliği altına girer.

Krallığın sadık bir müttefiki olan Lampsakos, artık Anadolu’nun batısında pek çok polis gibi Roma hakimiyetine girer.

MÖ 197 yılında, Roma’ya elçi gönderen, Anadolu’nun ilk Grek devletlerinden biridir.

Lampsako’a ait olduğu kabul edilen Latince lejantlı sikkeler ile Appianus’un ifadeleri, yerleşimin bir Roma kolonisine dönüşümünün en açık kanıtlarıydı.

Lampsakos’a atfedilen MÖ 1’nci yüzyılın ikinci yarısı ilk yallarına tarihli sikkelerin ilk tipinde ön yüzlerde defne çelenkli Caesar başı ile C G I L lejantı, arka yüzlerde ise öküzün çektiği sabanı süren rahip betimi bulunur.

Bu sikke betimi açık bir şekilde koloninin sınırlarının çizilişini sembolize etmekteydi.

Strabon zamanında: Lampsakos hala gelişen bir şehirdi.

Tarihçi Kharon, Hatip Anaksimenes ve Epikuros’un öğrencisi Metrodorus gibi birçok seçkin yazar ve filozof bu şehirde doğdu.

Metrodorus, burada uzun yıllar ikamet etmiş ve şehrin bazı vatandaşlarını yakın dostları arasında saymıştır.

Lampsacus, Lysippus tarafından yapılmış, yere kapanmış bir aslanı temsil eden güzel bir heykele sahipti. Ancak bu heykel, Agrippa tarafından Campus Martius’u süslemek üzere Roma’ya götürüldü.

1356 yılında Gazi Süleyman Paşa, Güreci ile Lapseki arasına gelerek ilk defa fetih amacıyla Gelibolu’ya geçmiştir. Daha sonra Osmanlı döneminde Asya’dan Avrupa’ya geçiş olarak Çardak-Gelibolu hattı kullanılmıştır.

 

 

GELELİM GÜNÜMÜZE:

Bölgenin antik adı muhtemelen buraya yerleşmiş olan Trakyalı Bebryces’ten gelen Bebrycia idi. Lamsaki adı, hala Lampsacus’un muhtemelen yakınında bulunduğu küçük bir kasabayla bağlantılıdır. Çünkü Lamsaki’nin kendisinde antik çağa ait hiçbir kalıntı yoktur.

Günümüzde: Lampsacus’un altın ve gümüş staterleri, çeşitli koleksiyonlarda bulunmaktadır. İmparatorluk sikkeleri Augustus’tan Gallienus’a kadar gitmektedir.

Evet, Lampsakos antik kenti, günümüzdeki Lapseki ilçesinin altında kalmıştır ve görünürde bir kalıntısı mevcut değildir.

Bugün Lapseki mezarlığının bulunduğu tepenin üstü oldukça geniş ve düz bir alan biçimindedir. Bu nedenle ilkçağ Akropolis’inin burada bulunduğu düşünülmektedir.

Ancak bugün Lapseki ilçesinin eski bazı binalarında, ilk çağ yapılarından alma mermer sütun parçalarına rastlanır.

Öte yandan, arkeolojik Sit alanındaki eserlerin müzelere taşındığı ve günümüzde alanda herhangi bir arkeolojik kalıntı bulunmadığı bilindiğinden, 3’ncü derece arkeolojik Sit alanı tescil statüsündeki nekropol alanı, sondaj kazısı yapılması koşuluyla yapılaşmaya açılmıştır. Zaten 1915 Çanakkale köprüsü ayakları da bu bölgededir.

 

PAİSOS-APAİOS

Çanakkale Lapseki ilçesinin 10 km kuzeydoğusunda, Bayramdere’nin denize döküldüğü yerde, oldukça yüksekte kurulmuştur.

Sözcük anlamı, Luwi-Pelasg dilinde “akarsu” anlamına gelir.

Kent, MÖ 7’nci yüzyılda Miletoslular tarafından ele geçirilmiştir.

Perslere karşı ayaklanmışlar, sonra da Darius tarafından MÖ 497 yılında şehir ele geçirilmiştir.

Attika-Dellos deniz birliğine katılan ve ödedikleri aidatları içeren listede Paisos’un adı da geçmektedir.

Antik yazarlardan Polyyainas, kentin terk edilişine ait yazdığı bir öyküde şunları belirtir:

“Parion ile Lampsakos kentleri bir sınır anlaşmazlığına düşerler ve sonunda çözümü yarışmakta bulurlar. Yarışma koşullarına göre, iki kent halkı, kendi kentlerinden diğerine yola çıkacaklar ve sonunda karşılaşacakları nokta, iki kent arasındaki sınırı meydana getirecektir. Ancak, Lampsakos’lular yarışmaya hile karıştırarak 200 stad yol aldıkları halde Parion’lular sadece 70 stad gidebilmişlerdir. Bu durum karşısında, Paisos, Lamsakos’un sınırları içinde kalınca halk kenti terk eder.”

Ünlü coğrafyacı Strabon: “LAmpsacus ve Parium arasındaki dönemde Peasus adında bir şehir ve nehir vardı. Ancak şehir harabe halindeydi. Paeseniler meskenlerini değiştirdiler.

 

KALINTILAR:

Şehir tamamen toprak altında olduğundan herhangi bir kalıntı yoktur. Hatta kentin yeri de tam olarak tespit edilmemiştir.

 

PERKOTE-PALEO PERKOTE

Lapseki sınırları içinde, Sindal ile Akçalan köyleri arasında, Umurbey (Praktios) ırmağının kuzeyinde bir bölgededir.

Şehrin isminin kelime anlamı: “Yüksek hisar” demektir.

Şehir antik Mysia bölgesinde, Helenistik-Roma döneminde Çanakkale Boğazının Asya yakasında bir kentti.

Attik Deniz Birliği vergi listesinde Perkote ve Palaiperkote olmak üzere iki kent adına rastlanır. Ödedikleri vergi miktarına göre, şehrin nüfusu tahmini 265 kişi olmalıdır.

Şehir, Abydos, Arisbe ve Paisos gibi bir Milet kolonisidir.

Kentin adı, Yunan destanlarında geçer.

Örneğin: Homeros, İlyada destanında Percote’den savaşa katılan birlikler olduğunu yazmıştır. Ayrıca: şehrin Praktios nehrinin yakınında olduğunu aktarır.

Eresuslu Phanias’a göre: “Persli Artaxerxes, Themistokles’e evi için yatak takımlarıyla birlikte Percote şehrini vermiştir.

Herodotos: İonya ayaklanmasına katılan Perkote’nin MÖ 94 yılında Pers kralı Dareios tarafından, Abydos’tan sonra ele geçirildiğini ifade eder. Pers kralı Artakserkses Lampsakos’u şarabı, Prkote’yi ise yatağı ve kıyafeti için Spartalı Themistokles’e vermiştir.

Antalkidas MÖ 387’de Atinalılara fark edilmeden gemiyle Perkote’ye doğru hareket etmiştir.

Büyük İskender, MÖ 334 yılında, ordugahını kurduğu Arisbe’den bir gün sonra Perkote’ye ulaşmıştır.

Argonautlar, Hellespontos’daki yolculukları sırasında Abydos ve sonra Perkote’nin önünden geçmişlerdir.

Percote, Truva savaşı sırasında Kral Priam’a yardım etmek için birlik göndermiştir. Percote şehrinden bir yerli Antilochus , Truva savaşında yaralanır. Percote şehrinden iki yerli, Truva savaşında Diomedes ve Ulysses tarafından öldürülür.

Mitolojide, kentin yöneticisi Merops adlı bir figürdür. Merops’un çocukları ve soyu Percote ile bağlantılıdır.

Perkote adına sikke bastırılmamıştır.

Kent, zamanla önemini kaybetmiş, Strabon döneminde kent pek parlak durumda değildir. Strabon, Percote şehrinin Hellespont kıyısındaki kesin yerinin bilinmediğinden bahseder.

 

KALINTILAR:

Antik şehirde tam olarak bilimsel kazılar yapılmamıştır.

Kalıntılar genellikle yüzey seviyesindeki izler ve taş temeller, harabe kalıntıları şeklindedir.

Aşağı ve Yukarı kale olmak üzere çift kale özelliğinde ve en eski kalıntıları Orta Paleolitik döneme uzanan, kale kalıntıları, muhtemelen Geç Tunç çağı ile Demir çağı arasına tarihlendirilebilir.

 

 

 

 

HACIGELEN BİBERLER KALE YERLEŞMESİ;

İlçenin Hacıgelen köyü güneydoğusunda bulunan biberler Obasının doğusunda Kaletepe üzerinde bir kale yerleşmesi vardır.

Ulaşımı zor bir konumdadır.

Çağ ağaçlarıyla kaplı Kaletepe üzerinde yer yer küçük açıklıklar mevcuttur.

O dönemden kalma kale duvarının tamamı yıkılmış durumdadır. Günümüzde, yoğun bitki örtüsü nedeniyle kale buluntusuna rastlanmamıştır.

Fakat duvar yapısının özelliği, bölgedeki diğer benzer yerleşimlerle karşılaştırıldığında, kalenin kuzeyindeki Erdağı’nda bulunan yerleşme ile benzerlik gösterdiği görülmüştür.

Kale duvarları ve bölgenin tarihi göz önüne alındığında, MÖ 600-400 arasında bölgeyi hakimiyet altına alan Perslerin kıyı bölgelerini kontrol altında tutmak için iç bölgelere yapmış oldukları kontrol ve güvenlik noktalarından biri olduğu düşünülüyor.

 

GÜRECİ LİMAN YERLEŞMESİ:

Güreci köyü sınırları içinde, Üstünlü mevkiindedir.

Güreci köyünün kuzeyinde Marmara denizi kıyısında bulunan alan halen balıkçı barınağı olarak kullanılmaktadır.

Deniz içine doğru uzanan duvar kalıntıları arasında pithos (küp) parçaları görülür.

Bölge iki tepe arasında bulunan bir vadiden oluşmaktadır. Batıdaki tepede ise konut olabilecek temel kalıntıları mevcuttur. Doğudaki tepe üzerinde birkaç kaya mezarı tespit edilmiştir.

Yerleşmede moloz taş ve çamur harcı ile inşa edilmiş olan duvarlar, deniz kıyısında çok daha iyi görülmektedir.

Bu küçük yerleşmenin yüzeyinde bulunan seramikler, yerleşmenin MS 5-6’ncı yüzyıllar arasında olduğunu gösterir.

 

ŞEVKETİYE ASARKALA KALESİ;

Lapseki ilçe merkezinin kuzeydoğusundadır ve Lapseki ilçe merkezine 18 km uzaklıktadır.

Tepe, Çanakkale-Biga karayolu üzerinde Asarkale mevkiinde bulunmaktadır.

Köyün kuzeyinde, Bozburun üzerindeki fazla geniş olmayan ancak oldukça sarp tepe üzeride duvarları kireç harcı ve moloz taş ile örülmüş bir kale vardır.

Kale, Çanakkale-Biga asfaltının hemen kenarında, sivri bir kayalığın tepesinde kurulmuştur.

Tepenin deniz tarafı dik bir kayalık, güney yamaçları ise daha az eğimlidir.

Tepe yoğun bitki örtüsüyle kaplıdır.

Tepenin çevresinde çalılıklar arasında çok az görülebilen yıkık durumda moloz taşlardan yapılmış kireç harçlı, kale duvarı kalıntıları vardır.

Kalenin bulunduğu yerde MS 12-13’ncü yüzyıllara ait Bizans seramikleri bulunmuştur.

Kalenin kuzeyinde ve güneyinde küçük teknelerin konaklayabileceği koylar bulunur.

Bu yapı, kalede daha ziyade bir gözetleme kulesi işlevinde olup esas yerleşme tepenin güneyinde yer almaktadır.

Alanın ulaşımı oldukça zordur.

 

 

 

 

Biga tanıtımı.

Bandırma tanıtımı.

Çanakkale tanıtımı.

Gelibolu tanıtımı.