Konya Sarayönü Claudia-Laodikeia

Claudia-Laodikeia (Ladik)

Konya Sarayönü ilçesine bağlı Ladik Mahallesi sınırları içindedir.

Tarihte Laodikeia Katakekaumene adıyla bilinir.

Anadolu’daki 7 Laodikeia şehrinden biridir.

“Katakekaumene” (Yanık Laodikeia) ismi, muhtemelen bölgenin volkanik yapısından veya geçmişte yaşanan büyük bir yangından kaynaklanmaktadır.

 

Kuruluşu;

Şehir, MÖ 3 yüzyılda Helenistik dönemde Seleukos Kralı II Antiochos tarafından annesi Laodike adına kurulmuştur.

 

Roma Dönemi:

Roma İmparatoru Claudius döneminde şehir büyük bir gelişme göstermiş ve “Claudiolaodikeia” ismini almıştır.

Kentin önemi, o dönemdeki ana ticaret yolları üzerinde (Vila Sebaste) kilit bir noktada bulunmasından geliyordu.

Ayrıca Ladik’i çevreleyen kuzeydeki Bayamlı antik taş ocakları son derece önemlidir. Bu ocaklardan antik Laodikea için taş sağlandığı gibi Sarayönü ve Kadınhanı gibi ilçelerdeki antik yerleşmelere de taş sağlanmaktaydı.

Ladik’in bu taş ocakları dışında, en önemli özelliklerinden biri de Roma döneminde işletilen cıva yataklarıdır.

 

Hiristiyanlık dönemi:

Bizans döneminde önemli bir piskoposluk merkezi haline gelmiştir.

Bölgedeki erken Hıristiyanlık izleri oldukça belirgindir.

Claudia-Laodikeia (Ladik)

 

ARKEOLOJİK KALINTILAR

Bugün antik kentin yüzeyinde yapılan çok büyük yapılar (tiyatro veya stadyum gibi) doğrudan görünmese de, Ladik kasabasının geneline yapılmış çok sayıda tarihi eser mevcuttur.

 

Ladik Halı Pazarı ve Meydanı:

Kasabanın meydanında ve çeşitli sokaklarda antik kente ait sütun başlıkları, kaideler, lahit kapakları ve yazılı taşlar açık havada sergilenmektedir.

 

Epigrafik Zenginlik:

Bölge, Anadolu’nun en zengin yazıt koleksiyonlarından birine sahiptir

Bu yazıtlar sayesinde kentin sosyal yapısı, askerlerin varlığı ve dini inanışlar hakkında detaylı bilgiler edinilmiştir.

 

Kaya Mezarları:

Kasabanın çevresindeki yamaçlarda Roma dönemine ait kaya mezarları bulunmaktadır.

 

Maden Yatakları:

Antik dönemde bu kentin çevresinde cıva madenlerinin işletildiği bilinmektedir.

Bu da kentin ekonomik gücünün bir parçasıdır.

Bu ocakların, 1970’li yıllara kadar Etibank’ın aracılığıyla işletildiği bilinmektedir.

Ladik’te civanın yanında Roma mimarisinde oldukça elzem olan kurşunun de elde edildiği sanılmaktadır.

Ladik’in 2 km güneyinde bulunan Çırakman mevkii Roma ve günümüzde yapılan maden çalışmalarının olduğu alanların başında gelir.

Bu alanda, Etibank’a ve ayırt etmesi güç olsa da Roma dönemi madenciliğine ait galeriler bulunur.

Günümüzde maden çalışmaları durdurulduğu için buradaki galerilerin girişleri büyük oranda kapatılmıştır. Ancak kapatılan ocakların bazılarının girişleri ve bazı galerilerin de çökmelerden dolayı gidiş istikametini yüzeyden anlamak mümkün olmaktadır.

Bu madencilik bölgesinde yer yer kesilmiş ana kayalardan, bu alanın Antik dönemde taş ocakları olarak da kullanıldığını göstermektedir.

Burada maden ocaklarının batı bölümünde, antik bir mimari de dikkat çeker. Burada ana kayaya oyulmuş havuz şeklinde bir işlik ve batısında ana kayaya oyulmuş mezar bulunmaktadır.

 

 

 

 

GÜNÜMÜZ:

Ladik modern yerleşim tam altında kaldığı için kapsamlı kazılar yapılması zordur.

Ancak yol çalışmaları ve inşaat temel kazıları sırasında sık sık yeni buluntular ortaya çıkmaktadır.

Bölgeden çıkarılan eserlerin birçoğu günümüzde Konya Arkeoloji Müzesinde sergileniyor.

Burayı ziyaret ederseniz, Ladik sokaklarında gezerken, bir evin duvarlarında Roma dönemine ait bir yazıt veya bir çeşme yalağı olarak kullanılan bir lahit parçası görmeniz mümkündür.

Konya Karahöyük

Konya Karahöyük

Konya’nın Meram ilçesindedir.

Şehir merkezinin yaklaşık 15 km güneydoğusunda, eski adıyla “Harma” olarak bilinen bölgededir.

Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biri olan Karahöyük, yaklaşık 27 m yüksekliğinde ve geniş bir alanı kaplayan devasa bir yerleşim tepesidir.

 

Önemi:

Anadolu’nun en eski yerleşimlerinden biri olarak arkeoloji dünyasının dikkatini çekmektedir.

Evet, bölge kesintisiz şekilde Hitit öncesi dönemlere kadar bilgi sunmaktadır.

 

Mimari yapılar:

Kazılarda geniş saray kompleksleri, depolar ve sur sistemleri ortaya çıkarılmıştır.

Özellikle dönemin yönetici sınıfının oturduğu büyük yapılar, kentin siyasi gücünü göstermektedir.

 

Kazılarda bulunanlar:

Kazılarda: MÖ 2000’lere tarihlenen kamusal yapılarda gümüş plakalar, kremasyon mezarlar, oyuncaklar ve mutfak setleri gün yüzüne çıkarılmıştır.

Özellikle tüccarlara ait olduğu düşünülen, kumaşa sarılı gümüş levhalar, höyüğün dönemin en önemli ticaret merkezlerinden biri olduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.

 

Mühürler ve ticaret:

Karahöyük’ü diğer yerleşim yerlerinden ayıran en önemli özellik, burada bulunan binlerce mühür baskısıdır yani bulladır.

Bu mühürler, Karahöyük’ün o dönemde çok önemli bir idari ve ticari merkez olduğunu kanıtlamaktadır.

Anadolu’nun en zengin mühür koleksiyonlarından biri buradan çıkarılmıştır.

 

Ticaretin somut kanıtları:

Karahöyük kazılarında bulunan kumaşa sarılı gümüş levhalar, bilim dünyasında heyecan yaratmıştır.

Bu buluntular muhtemelen bir tüccara aittir.

Levhalar “İlk Ticaret Odası” benzetmesiyle tanımlanır.

3500 yıl öncesine tarihlenen bu objeler, dönemin tüccarlarının vergi sistemi, mühür kullanımı ve ekonomik ilişkileri hakkında somut veriler sağlamaktadır.

Ayrıca, üzerinde işaretler bulunan sayma kil parçaları, o dönemin muhasebe ve hesap yöntemlerine dair ipuçları sunuyor.

 

Günlük Yaşamdan Sosyal Yapıya Işık Tutan Bulgular.

Kazılarda bugüne kadar 60 bebek mezarı, farklı üretim kalıntıları ve kamusal yapı malzemeleri ortaya çıkarılmıştır.

Bu durum, höyüğün sadece bir ticaret merkezi değil, aynı zamanda önemli bir yerleşim alanı olduğuna işaret ediyor.

Buluntular, dönemin toplumsal yapısını, ekonomik faaliyetlerini ve dini pratiklerini bütüncül bir şekilde anlamaya katkı sağlıyor.

 

Buluntular:

Çıkarılan eserlerin büyük bir kısmı günümüzde Konya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Eğer bölgeyi ziyaret ederseniz, mühür baskılarını ve devasa seramik küpleri müzede yakından görebilirsiniz.

Höyük alanı ise açık hava müzesi niteliğinde olup, arkeolojik dokusuyla tarih meraklıları için ilgi çekmektedir.

 

Konya Sille

Konya Sille

Sille, Konya’nın Selçuklu ilçesinde, derin ve dar bir vadinin iki yakasında kurulmuştur.

Konya merkezden sadece 8 km uzaklıktadır. Aracınız ile dar bir yolda ilerlerken, dağların arasında unutulmuş bir yere gidiyormuşsunuz hissi veriyor.

Arkeolojik verilere göre, bölgede yerleşimin tarihi Neolitik Çağa kadar gider.

Deniz seviyesinden yaklaşık 1115 m yüksekliktedir.

 

Tarihi:

Burada yapılan araştırmalarda MÖ 8-7 yüzyıl Frig uygarlıklarına ait kalıntılar bulunmuştur.

Antik dönemde “Sylata” ya da “Sylla” olarak isimlendirilen Sille’nin Roma döneminde iskan gördüğü, şehir içinde bulunan antik mimariye ait taş eserlerden anlaşılmaktadır.

Sille, Frigyalılardan bugüne kadar yerleşim görmüş ve Bizans döneminden itibaren de Konya’nın önemli bir yerleşim yeri ve Erken Hıristiyanlık döneminin ilk merkezlerinden, İstanbul-Kudüs arasındaki hac yolunun önemli bir durak noktası olmuştur.

Sille’nin önemi 1071 yılından sonra Selçukluların Konya’yı ele geçirip başkent yapmalarıyla artmıştır.

Sille Cumhuriyet öncesinde gelişmiş, 18 bin nüfusa sahip bir kenttir.

Nüfusun çoğunluğu Rum idi.

1923 yılından sonra yapılan nüfus değişim politikası çerçevesinde Sille’deki Hıristiyan halk Yunanistan’a göç etmiştir.

Sille Aya Elana Kilisesi

Aya Elena Kilisesi:

327 yılında Bizans İmparatoru Constantin’in annesi Helena, hac için Kudüs’e giderken Konya’ya uğramış ve buradaki ilk Hıristiyanlık çağına ait oyma mabetleri görmüştür.

Bunların en göze batanı “Ak Manastır” (Hagios St Chariton)

Bu manastır, dünyada kurulmuş ilk manastırlar arasındadır. Geniş ve mağara gibi kayaya oyulmuştur. 6-7 şapeli ve birçok hücresi vardır. Bu manastırda bulunan Mikael Hommenos ve Makaeles oğlu Abaramhan’a ait mezar taşları, Konya Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

İnananların zorlu koşullara rağmen din ve ibadet için verdikleri mücadeleden etkilenen Helena, Hıristiyanlara Sille’de bir mabet yaptırır.

Aya Elena Kilisesinin yapılış tarihi 327 Roma, yani Ayasofya’dan 200 yıl önce, tarihte kilise olarak yapılmış ilk bina olma özelliği taşımaktadır.

Kilise, düzgün kesme Sille taşından yapılmıştır. Avlusunda kayalara oyulmuş odalar vardır. Kilisenin kuzeye açılan kapısından, dış nartekse giriliyor. Burada, kadınlar mahfeline çıkan, iki yönlü taş merdivenler bulunuyor.

Kilisenin ana kubbesi, dört fil ayağı üzerine oturtulmuştur. Kilisenin içinde ahşaptan alçı süslü vaaz kürsüsü ve apsisle ana mekanı ayıran alçılı kafes, tam bir sanat harikasıdır. Mutlaka görün.

Kubbe geçişlerinde ve taşıyıcı ayaklarda Hz İsa, Meryem Ana ve Havarilere ait freskler vardır.

Kilisenin iç kapısının üstünde, Yunan harfleriyle yazılmış bir tamir kitabesi vardır.

Bu kitabe, 1833 tarihlidir. Bu kitabenin üzerinde kilisenin dördüncü tamirinin, Sultan Mecit döneminde yapıldığı yazılıdır.

 

Diğer Tarihi Yapılar:

Sille’de Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait camiler, hamamlar, çeşmeler, köprüler gibi Türk-İslam eserleri de vardır.

Sille Çay Camii

Çay Camisi:

Sille Deresinin güneyindedir ve bu yüzden “Çay Camii” adıyla anılmıştır.

Sille’nin en eski çarşı merkezinde bulunurken, çarşının kapanıp boşalması sonucu bir mahalle camisi konumuna düşmüştür.

Kesin yapım tarihi bilinmemektedir. 1976 yılında Silleli Halil İbrahim Sayar öncülüğünde büyük bir onarım görmüştür.

Çarşının boşaltılıp yerlerine evlerin yapılmasıyla bir mahalle camisine dönüşmüştür.

Tarihi mahallede 19 yüzyılda inşa edilen Sille Çay Camisinin mihrap, minber ve kürsüsünde zengin ahşap işçiliğinin en güzel örnekleri yer alır.

Sille Halil Ağa Hamamı

Halil Ağa Hamamı:

Sille’nin Konya girişinde, Sille Deresinin kuzey kıyısında yer alan Ak Hamam, 1884 yılında Hacı Ali Ağa tarafından onarılmış ve o zamandan beri Konya’nın en önemli tarihi hamamlarından biri olmuştur.

Yapı moloz taş ve tuğladan yığma olarak inşa edilmiştir. Çifte hamam olarak düzenlenen yapının erkekler girişi üzerindeki kitabeden 1884 tarihinde Hacı Ali Ağa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Soyunmalık, soğukluk ve sıcaklık bölümlerinden meydana gelen yapı, zamanla metruk hal almış ve 2005 yılında restore edilerek 2006 yılında hizmete açılmıştır.

Hamamın cephelerinde Sille’nin geleneksel dokusunda bulunan çizgili derzler bulunmaktadır. Ayrıca hamamın kubbelerinin üzeri küçük Sille taşlarıyla kaplanmıştır.

Hamam, günümüzde Sille sakinleri ve ziyaretçilerin kültür buluşma noktası haline gelmiştir. Sergiler, söyleşiler ve sanatsal etkinlikler düzenlenmektedir.

Buradaki sergileri gezerken, geleneksel Sille çömlekçiliği ve halıcılık örneklerini de yakından görebilirsiniz. Yani, burası günümüzde hamam olarak faaliyet göstermiyor.

Sille Konağı

Sille Konağı

Sille Hükümet Caddesi üzerindedir. 353 yıllık bir Rum evidir. İki katlı bu taş yapı, bir kilise papazının eviymiş. Restore edildikten sonra 2003 yılında restoran olarak faaliyete geçen bu mekanda, yöresel ızgaralar, bamya çorbası, etli sarma, su böreği, ekmek salması ve tava çeşitleri yiyebilirsiniz.

Sille Halıcılık

Kültür ve El Sanatları:

Sille çömlekçilik sanatı, halı ve kilimcilik, mumculuğu ile halk sanatları açısından zengin bir mekandır.

Sille’de dokunan özel desenleri, kompozisyonları ve kullanılan kök boyaları ile dikkat çeken halı çeşidi oldukça değerlidir. Sille Beş Göbek halıları en değerli halılar olarak kabul edilir.