
Ulaşımı zor bir yer. Aydın-Milas arasında, ara yani pek kullanılmayan bir yol üzerinde. İlçenin hemen girişinde, büyük karpuz maketleri var. Yani, bunları görünce, burada karpuzun meşhur olduğunu hemen anlıyorsunuz.
ULAŞIM
Karpuzlu ilçesinin, il merkezi olan Aydına olan uzaklığı: 56 km. dir.
Aydın-Çine-Yatağan yolu üzerinden: Çine öncesinde veya Çine içinden sapılarak ulaşılır. Yeri, nispeten biraz sapa kalıyor. Karpuzlu-Çine arası uzaklık: 29 km. Karpuzlu-Milas arasındaki uzaklık: 31 km. Karpuzlu-Kuşadası arasındaki uzaklık: 117 km. Karpuzlu-Nazilli arasındaki uzaklık: 107 km. Karpuzlu-Söke arasındaki uzaklık: 107 km. Karpuzlu-İzmir arasındaki uzaklık: 186 km. Karpuzlu-Fethiye arasındaki uzaklık: 228 km. Karpuzlu-Muğla arasındaki uzaklık: 98 km.

TARİHİ
Yörenin, Karpuzlu olmadan önceki ismi “Demircidere”. Cumhuriyetin ilk yıllarında, burada, Demircidere isimli bir köyün varlığı biliniyor. Buraya, bu ismin verilmesinin nedeni ise: köyün hemen yanından geçen derenin kıyısında bulunan birkaç demirci dükkanı. 1971 yılından sonra, Demircidere ismi “Karpuzlu” olarak değiştirilmiştir. Bu isim ise, Karpuzlu ovasından gelmektedir.
İsim kökeniyle ilgili incelemeden sonra, buranın tarihine ait, birkaç cümle söylemek istiyorum. Antik dönemde, bu yörede kurulan Karia devleti, bu yöreyi de içine almıştır. Karyalılar, MÖ.4000 yıllarından itibaren, yörede görülmeye başlanırlar.
Tarihi süreç içinde, İlçenin bugün kurulu bulunduğu yer pek öne çıkmasa da, Alinda isimli antik kent, önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Alinda şehri ise: önceleri Hititlerin elinde iken, daha sonra Büyük İskender tarafından ele geçirilmiş ve MÖ.328 yılında, Karia kraliçesi Ada’ya verilmiştir.
GENEL
İlçe arazisi: engebelidir. Genel bitki örtüsü: çam ormanları ve zeytinliklerden oluşur.
İklim değerlendirildiğinde: yazları sıcak ve yağışsız, kışları ılık ve yağışlı Akdeniz ikliminin egemen olduğu görülür.
İlçe toprakları verimli değildir. Karpuzlu ovasında ise: her ne kadar mısır ve pamuk üretimi yapılsa da, sulu tarım olmadığından, sadece belli bir kesimin ekonomik kalkınmasını olumlu yönde etkilemektedir. Yani, yaşam tarıma bağlı olarak sürdürülüyor. En başta da söylediğim gibi, teknolojik gelişmelerden de, pek nasibini alamamış bu şirin ilçemiz, günlük yaşamda halen geleneklerini sürdüren insanların yaşadığı bir yer olarak önem kazanmaktadır.

GEZİLECEK YERLER

ALİNDA
Karpuzlu ilçesinde bir yamaca kuruludur. Yani, Karpuzlu ilçe merkezinin hemen üst tarafındadır. Modern yerleşim ile antik kalıntılar iç içe geçmiş durumdadır.
Önemi:
Karia bölgesinin en sağlam kalmış ve stratejik açıdan en önemli merkezlerinden birisidir.
Kent özellikle granit taş işçiliği ve devasa Pazar yapısıyla yani Agora ile dikkat çeker.
Tarihi:
Kentin geçmişi Hitit metinlerine kadar uzanır.
Hitit kaynaklarında adı “Iyanlanti” olarak geçer ve MÖ 14 yüzyıla kadar tarihlenir. Hitit İmparatorluk yıllıkları ve yazılı belgeleri, Batı Anadolu’daki “Arzawa” toprakları içinde bir yerleşimden bahseder. Bu kentin ismi, yukarıda belirttiğim gibi Iyanlanti olarak geçer.
Dilbilimciler ve tarihçiler, bu ismin zamanla Helen ağzında evrilerek Alinda ya dönüştüğünü kabul ederler.
Kentin tarihindeki en parlak ve en çok bilinen dönemi MÖ 4 yüzyıldır.
Bu dönem, Karia bölgesini yöneten Hekatomnos Sülalesi ile doğrudan bağlantılıdır.
Ünlü Mausolos’un kız kardeşi olan Kraliçe Ada, MÖ 344 yılında kocası (ve kardeşi) İdrieus öldükten sonra tahta geçer. Ancak diğer kardeşi Piksodaros, Ada’yı tahttan indirerek onu sürgüne gönderir.
Ada, MÖ 340 yılında Alinda’ya çekilir.
Kent halkı Ada’yı büyük bir sadakatle kabul eder ve burası Ada’nın küçük ama bağımsız krallığının merkezi yani başkenti olur.
Ada, Alinda’yı bir savunma üssü olarak tahkim eder.

KRALİÇE ADA
Karia tarihinin en güçlü ve hüzünlü figürlerinden biri olan Kraliçe Ada, sadece bir hükümdar değil, aynı zamanda diplomatik zekasıyla bir halkın kaderini değiştiren bir stratejisttir.
Ada, Karia bölgesini Pers İmparatorluğu adına yöneten ancak iç işlerinde bağımsız olan Hekatomnos ailesinin kızıydı.
Aile yapısı, iktidarı korumak için kardeşlerin birbiriyle evlenmesi üzerine kuruluydu.
En büyük ağabey Mousolos ve II Artemisia abla (Dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnas Mozolesini yaptıran ikili), İdrieus ve Ada (ortanca kardeşler), en küçük kardeş Piksodoros. (Taht krizini başlatan isimdir.)
Ada, eşi İdrieus ile birlikte MÖ 351-344 yılları arasında Karia’yı huzur içinde yönetti.
Ancak İdrieus ölünce, küçük kardeşi Piksodaros darbe yaparak Ada’yı başkent Helikarnassos’tan kovdu.
MÖ 340 yılında sürgüne gönderilen Ada, sığınacak yer olarak sarp kayalıklar üzerinde kurulu Alinda’yı seçti.
Burada halkın büyük desteğini aldı.
Piksodaros, Pers desteğine rağmen Alinda’yı ele geçiremedi.
Ada, burada yaklaşık 6 yıl boyunca “sürgündeki kraliçe” olarak yaşadı ve İskender’in Anadolu’ya geçişini bekledi.
Makedonyalı Büyük İskender, Persleri yenerek Anadolu’da ilerlerken Alinda tarihi için bir dönem noktası taşır.
Kraliçe Ada, İskender kente yaklaşırken onun yanına gider ve kentin anahtarlarını ona sunar.
Onu kendi oğlu (veliahtı) olarak kabul ettiğini açıklar.
İskender bu jestten etkilenir ve Ada’yı tüm Karia’nın kraliçesi ilan eder.
İskender, Halikarnassos’u (Bodrum) kuşatırken Ada’nın sağladığı yerel destekten yararlanır.
Bu dönemde Alinda, askeri bir karargah işlevi görür.
İskender’e olan bağlılığın bir nişanesi olarak kent kısa bir süreliğine “Alexandria pros Latmos” (Latmos dağı yakınındaki İskenderiye) olarak anılır.
İskender’den sonra kent, Helenistik dünyanın önemli bir ticaret ve kültür merkezi olur.
Bugün görülen devasa 3 katlı Agora, bu dönemde inşa edilir.
Alinda, verimli Çine ve Karpuzlu ovalarına hakim konumuyla bir ticaret düğüm noktasıdır.
MÖ 129 yılında Roma’nın Asya eyaletine dahil olur.
Roma döneminde kent, özerkliğini koruyarak kendi adına sikke (madeni para) basmaya devam eder.
Bu sikkelerin üzerinde genellikle kentin sembolü olan Karia tipi çift ağızlı balta (Labrys) ve tanrı Apollon figürleri görülür.
Bizans dönemine gelince, Bizans kayıtlarında Efes Metropolitliğine bağlı bir piskoposluk olarak geçer. Bu dönemde kentte kiliseler inşa edilmiş, ancak antik yapılar (özellikle Agora ve Tiyatro) işlevlerini yitirmeye başlamıştır.

Krialı Prenses Ada mezarı:
1989 yılında Bodrum’da (Halikarnassos) bir temel kazısı sırasında bozulmamış bir lahit bulundu. İçinde altın taçları, takıları ve ipek elbiseleriyle gömülmüş bir soylu kadın vardı.
Yapılan incelemeler ve kafatası değerlendirmeleri sonucu, bu kadın öldüğünde 40 yaşlarında olduğu ve iki doğum yaptığı anlaşıldı.
Arkeologların büyük bir kısmı, bu görkemli mezarın Kraliçe Ada’ya ait olduğuna inanmaktadır.
Bugün bu buluntular ve kadının canlandırılmış yüzü, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Bodrum Müzesinde, Krialı Prenses salonunu mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.
GÜNÜMÜZDE ÖNE ÇIKAN MİMARİ YAPILAR:
Alinda’nın en büyük özelliği, yapıların çoğunun mermer yerine bölgenin yerel taşı olan granit kullanılarak inşa edilmiş olmasıdır.

AGORA VE PAZAR YAPISI
Kentin en görkemli yapısıdır.
Alinga şehri sarp bir yamaç üzerine kurulu olduğu için düz bir zemin oluşturmak amacıyla çok katlı bir set (teras) inşa edilmiştir.
Boyutları yaklaşık 100 m uzunluğunda ve 15 m genişliğindedir.
Dışarıdan bakıldığında 3 katlı bir görünüme sahiptir.
En alt kat, üstteki yapıları taşıyan devasa bir istinat duvarı ve depo işlevi görür.
Yapının tamamında bölgenin yerel granit taşları kullanılmıştır.
Bu taşların dayanıklılığı sayesinde yapı, binlerce yıldır ayakta kalmayı başarmıştır.

Alt Kat-depolar:
Bu kat, yamacın eğimini dengelemek için inşa edilmiştir ve birbirine paralel kemerli galerilerden oluşur.
Burası genellikle tüccarların mallarını sakladıkları serin ve güvenli depo alanları olarak kullanılmıştır.
Orta Kat-Dükkanlar:
Şehrin ana ticaretini döndüğü yerdir.
Burada yan yana dizilmiş küçük dükkanlar bulunur.
Bu dükkanların önü, halkın güneşten ve yağmurdan korunarak alışveriş yapabileceği sütunlu bir yürüme yolu yani stoa ile kaplıdır.
Üst kat-Sosyal ve siyasi alan:
En üst kat, geniş bir açık alana açılır.
Burası sadece ticaret için değil, kentin ileri gelenlerinin toplandığı, siyasi kararların tartışıldığı ve halkın sosyalleştiği bir meydandır.

Genel özellikleri:
Alinda Agorasını özel kılan, mermer yerine işlenmesi çok daha zor olan sert granit kullanılmasını rağmen gösterilen titiz işçiliktir.
Taşlar birbirine harç kullanılmadan, sadece mükemmel bir kesim ve ağırlık dengesiyle kenetlenmiştir.
Deprem bölgesi olan Anadolu’da, bu yapının hala ilk günkü heybetini koruyor olması, Karia mimarlarının statik konusundaki bilgilerini kanıtlar.

Bugün:
Günümüzde Alinda şehrine gittiğinizde, modern Karpuzlu ilçe merkezinde başınızı kaldırdığınızda yukarıda bu devasa duvarı hemen görebilirsiniz.
Agoranın güney cephesi tamamen tam yüksekliğiyle ayaktadır.
İç kısımdaki galeri ve oda yapıları, hala gezilebilir durumdadır.
Yapının üzerindeki taş işçiliğinde, kentin sembolü olan çift ağızlı balta (Labrys) kabartmalarına rastlamak mümkündür.

TİYATRO:
Akropolün güneybatı eteğindedir. Agoradan yukarı kısma ilerlemek zor gibi görünse de antik dönemde kullanılan dolambaçlı patika ile tiyatroya tırmanmak hiç de zor değildi.
Orta büyüklükte olan ve Helenistik dönemde inşa edilen tiyatronun caveası yani oturma sıraları, zeytin ağaçlarıyla iç içe geçmiş halde günümüze ulaşmıştır.
Büyük İskender tarafından yaptırılan tiyatro binasında 35 oturma sırası vardır.
Yaklaşık 5000 seyirci kapasitelidir.
Alinda tiyatrosu doğal bir eğim üzerine oturtulmuştur.
Tiyatronun güneydoğuya bakan cavea bölümü, yani antik tiyatrolardaki oturma kısımları iyi korunarak günümüze ulaşmıştır.
Tiyatronun sahne binası tamamen yıkılmış olsa da Helenistik dönem özellikleri taşımaktadır.
Tiyatro, Roma döneminde de ilavelerle kullanılmaya devam etmiştir.

Gelelim günümüze:
Alinda, dünyada son birkaç tane kalmış kazı yürütülmeyen antik tiyatrolardan birine ev sahipliği yapmaktadır.
Bu nadir özelliği, tiyatroyu arkeoloji dünyası açısından son derece değerli kılmaktadır.

Tiyatronun içinde sağlam kalmış bir tünel vardır.
Ziyaretçiler bu tüneli yağmurdan korunmak amacıyla kullanmaktadırlar.

SU KEMERİ:
Şehrin su ihtiyacını karşılamak için inşa edilen ve günümüze bir kısmı ulaşan su kemeri, Roma dönemi mühendisliğinin güzel bir örneğidir.
Kentin genelinde olduğu gibi su kemeri yapımında da bölgenin karakteristik yerel granit taşları kullanılmıştır.
Alinda’da mermer kullanımı neredeyse hiç yoktur, bu da yapıya daha rustik ve sağlam bir görünüm kazandırır.
Akropolün batı yamacında bulanan bu kemer, günümüzde dört ayak üzerinde yükselen yuvarlak bir kemer şeklinde ayakta kalmıştır.
Roma döneminin tipik mühendislik özelliklerini taşıyan bu yapı, kentin yüksek rakımlı bir tepe yani Akropol üzerinde kurulu olması nedeniyle suyun belirli bir eğimle şehre ulaştırılmasını sağlıyordu.
Kemer tek başına bir yapı değildir. Kentin gelişmiş su sisteminin (sarnıçlar, kanallar ve dağıtım hatları) bir parçasıdır.

Günümüz:
Su kemeri kalıntılarını bulmak için akropolün batı tarafına doğru kısa bir yürüyüş yapmanız gerekir. Tiyatronun üst kısmından bu bölgeye patikalar uzanmaktadır. Kemerin bulunduğu nokta, Karpuzlu ovasına hakim bir konumdadır.

SUR VE KULELER:
Alinda, savunma amaçlı çok güçlü surlarla çevrilidir.
Kentin surları ve kuleleri, özellikle MÖ 4 yüzyıl (Hekatomnoslar sülalesi ve Kraliçe Ada dönemi) askeri mimarisinin en saf örneklerini sunar.
Alinda şehrinin savunma hattı, kentin üzerine kurulduğu sarp tepeyi çevreleyen yaklaşık 3-4 km uzunluğunda bir kuşaktan oluşur.
Surların tamamında, bölgedeki ocaklardan çıkarılan devasa yerel granit bloklar kullanılmıştır.
Granit, işlenmesi zor bir taş olduğu için Alinda’nın surları rustik yani kaba yontulmuş ve son derece dayanıklı bir görünüme sahiptir.
Duvarlarda izodomik teknik adı verilen, taşların belirli bir düzenle ve harçsız yani kuru duvar olarak birbirine kenetlendiği bir yöntem kullanılmıştır.
Bu, Helenistik dönem savunma sanatının zirvesidir.
Duvarların kalınlıkları bazı noktalarda 2 m yi aşmaktadır. Bu da kenti o dönemdeki koçbaşları ve kuşatma makinelerine karşı korunaklı kılmıştır.
Surlar boyunca belirli aralıklarla yerleştirilmiş kuleler, Alinda’nın askeri gücünü simgeler.
Kulelerin çoğu dörtgen planlıdır. Ancak arazinin eğimine göre stratejik noktalarda farklı formlar da görülür.
Kentin en yüksek noktasında yani Batı Akropol de bulunan ana kule, hem bir gözlem kulesi hem de bir iç kale işlevi görür. Buradan tüm Karpuzlu ovası ve Alabanda’ya giden yollar kontrol edilebilir.
Bazı kule kalıntılarında, okçuların veya hafif mühimmat atan makinelerin kullanımı için tasarlanmış dar pencere açıklıkları hala seçilebilmektedir.

Gelelim günümüze:
Bugün ziyaretçilerin en net görebilecek sur parçası, tiyatronun üst tarafındaki sırt boyunca uzanan kısımlardır.
Şehre giriş sağlayan ana kapılardan birinin kalıntıları, kulelerle desteklenmiş haliyle hala ayaktadır.

NEKROPOL VE MEZARLIK:
Şehrin güneyinde yoğunlaşan Karia tipi lahitler, bölgenin ölü gömme geleneklerini yansıtır.
Nekropol alanı, kentin savunma duvarlarının dışında, özellikle güney ve güneybatı yamaçlarında geniş bir alana yapılmıştır. Karia bölgesinin ölü gömme geleneklerini en saf haliyle yansıtan bu alan, tipik bir Karia tipi nekropol özellikleri taşır.
Alinda’da en çok karşılaşılan ve kentin simgesi haline gelen mezar tipi Lahit mezarlardır. Ancak alanda farklı formlar da mevcuttur.
Alinda’nın en karakteristik özelliği Karia tipi lahitlerdir. Bu lahitler genellikle yekpare yerel granit bloklardan oyulmuştur. Kapakları genellikle semerdan yani üçgen çatılı formdadır ve köşelerinde akroter adı verilen çıkıntılar bulunur.
Kaya mezarları, sarp yamaçlarda, doğrudan ana kayaya oyulmuş basit oda mezarlar veya nişler şeklinde görülür. Bunlar genellikle daha mütevazi ailelere veya dönemlere aittir.
Podyumlu mezarlar, bazı önemli kişilere aittir. Yüksek bir kaide veya podyum üzerine yerleştirilmiştir. Bu, mezarın anıtsallığını arttırmak ve statü göstermek amacıyla yapılmıştır.
Mezarlarda yerel granit kullanılmıştır. Granit çok sert bir taş olduğu için bu mezarlar üzerindeki süslemeler, mermer mezarlara kıyasla daha sade ve kütleseldir. Ancak bu durum, mezarlara binlerce yıl doğa şartlarına direnme gücü kazandırmıştır.
Bazı lahitlerin gövdelerinde, ölen kişinin adını veya mezara zarar vereceklere yönelik beddualar içeren Grekçe yazıtlar hala seçilebilmektedir.
Bazı lahitlerin iç kısımlarında, ölünün başının yerleştirildiği taşın bir yastık gibi yontulduğu görülür.
Bu, Karia bölgesindeki ince işçiliğin ve ölüye verilen değerin bir göstergesidir.
Gelelim günümüze:
Alinda’nın en ilginç yanlarından biri, antik nekropolün gününüzdeki Karpuzlu yerleşimiyle iç içe geçmiş olmasıdır. Evlerin bahçelerinde, sokak aralarında veya tarlaların ortalarında anıtsal lahitlere rastlamak mümkündür. Antik dönemde Alinda’dan Alabanda’ya giden yolun kenarları boyunca sıralanmış mezarlar bulunur. Bu, gelip geçenlerin ölen kişiyi anması ve ailenin prestijini görmesi için bilinçli bir tercihtir.
Sonuç: Alinda Nekropol alanındaki yüzlerce lahidin bir kısmı zamanla açılmış veya parçalanmış olsa da, tepeden bakıldığında ovanın manzarasıyla birleşen bu taş kent oldukça mistik bir atmosfer sunar.
Aydın ili tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.
