Afyonkarahisar Sandıklı

Afyonkarahisar Sandıklı
Afyonkarahisar Sandıklı

Afyonkarahisar Sandıklı: Ankara-Antalya karayolu üzerinde, özellikle Hüdai kaplıcaları ile öne çıkan, tanınan bir yerdir.

 

ULAŞIM

İl merkezine uzaklığı 60 km dir. Antalya-Denizli karayolu ve İzmir-Ankara-İstanbul demiryolu hattı üzerindedir. Sandıklı-Antalya arası 228 km, Sandıklı-Ankara arası 332 km. Sandıklı-İzmir arası 322 km., Sandıklı-İstanbul arası 515 km, Sandıklı-Konya arası 287 km, Sandıklı-Bursa arası 320 km. dir.

Afyonkarahisar Sandıklı
 

 

GENEL

Ege bölgesinin İç Batı Anadolu bölümünde, Antalya-Ankara kara yolu üzerindedir. İlçenin dört bir tarafı dağlarla çevrilidir. İlçe merkezinde rakım 1070 metredir, ama güneybatıya gidildikçe rakım düşer.

Sandıklı ekonomisinde “haşhaş” üretiminin önemli bir yeri vardır. Haşhaş kültürü, Sandıklı insanının günlük yaşamında çok yoğun yerini alır, hamur işlerinden başka kullanılan sıvı yağa kadar, haşhaş yaşamın değişmez bir parçası olmuştur.

Sandıklı’nın ortasından geçen ve halen üstü kapalı olan çayın kenarında, bir zamanlar 7 tane tabakhane bulunuyormuş. Çevre illerden toplanan deriler bu tabakhanelerde işlenip, ihtiyaç fazlası yurt dışına ihraç ediliyormuş.

 

TARİHİ

Sandıklı ismi nereden gelir? İlçe düz bir ovada, çevresi dağlarla çevrili ve kısmen çukur bir yerde kurulmuş olduğundan, bu durum sandık manzarası gösterir ve bu yüzden ilçeye “Sandıklı” ismi verilmiştir.

Ancak bir diğer bilgiye göre, Hititler bu yöreye “Samuka” adını verirler ve kelime anlamı “Sanduk” dur. Sonradan bölge İyonların saldırısına uğrar ve Samuka şehri “Kutsal Sandık” anlamında “Apamiyakivatos” ismini alır.

Son bir rivayet: Selçuklu komutanlarından Emir Sanduk Bey tarafından, bölge 1072 yılında fetih edilmiştir ve buraya Emir Sanduk ismine atfen “Sandıklı” ismi verilmiştir.

Evet gelelim ilçenin tarihi geçmişine. Yörenin ilk kuruluş tarihi ve kimler tarafından kurulduğu bilinmez. Ancak ilçe merkezine 13 km uzaklıktaki Kusura Kasabasında: Hitit imparatorluğu zamanında Kussar (Kursora) krallığının hüküm sürdüğü bilinir.

Daha sonra Frig hakimiyeti görülür. Frigya arazisinde bölgenin ismi “Pentapolis” dir ve bölgenin 5 büyük şehrinden biri olduğu, şehir adına sikke basıldığı bilinir.

1071 Malazgirt zaferi sonrasında, Emir Sanduk adındaki bir bey, Afyon ve civarını fetih eder. Yörenin tarihi geçmişi hakkında ilginç bir hikaye var. Germiyanoğullarından Sabibataoğulları,

Sandıklının Bizanslıların elinde bulunduğu sırada, muhtemelen 1115 yılında, Bizans beylerinden birinin oğlunun düğününe katılır ve düğüne giderken, beraberinde hediye süsü verilmiş, 80 sandık yüklü 40 deve götürür. Ancak develerde bulunan sandıklarda askerler gizlidir ve bu askerler bir ara sandıklardan çıkar, ufak bir çatışma ile Sandıklı’yı ele geçirirler. Bu nedenle, buraya Sandıklı ismi verilir.

Sandıklı Kurtuluş savaşında önemli bir merkezdir. Kurtuluş savaşı esnasında, ilçe Yunanlılar tarafından birkaç defa işgal edilir, sonra geri alınır. Son yani kesin kurtuluş tarihi, 12 Eylül 1921 günüdür.

Büyük Taarruzun ünlü komutanlarından Miralay Reşat Bey, vefatının ardından Sandıklı Şehir Mezarlığına defnedilmiş ve adına bir anıt mezar yaptırılmıştır. Ancak takip eden süreçte, naaşı Ankara Devlet Mezarlığına nakledilmiş, ancak anıt mezar yerinde muhafaza edilmiştir.

Atatürk, 13 Mart 1930 tarihinde, Antalya’dan Ankara’ya dönerken Sandıklı’ya uğramış ve bir müddet kalmıştır.

1934 yılında kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesinin ardından, 1935 yılında yapılan ilk belediye başkanlığı seçiminde, Sandıklı’da Cemile Yaman isimli bir bayan Belediye Meclis Azası olarak seçilerek belediye meclisine girer.

1924 yılında ilçe olur.

Sandıklı Leblebi
 

 

NE SATIN ALINIR

Sandıklının nesi meşhur denildiğinde ilk akla gelen “leblebi” dir. Evliya Çelebi, Sandıklı’dan söz ederken “Sandıklı’da 40 leblebici dükkanı bulunduğunu yazar” Ancak bu dükkanlardan günümüze sadece birkaç tanesi gelmiş olsa da, modern imalathanelerde üretim yapan leblebiciler, Sandıklı’da oldukça meşhurdur. Evet Sandıklı’dan leblebi satın alabilirsiniz.

Sandıklı Meslek Yüksek Okulu
 

 

SANDIKLI MESLEK YÜKSEK OKULU

Afyon Kocatepe Üniversitesine bağlıdır. 1993-1994 öğretim yılında, Turizm ve Otel İşletmeciliği ve İşletme programları ile öğretime başlamıştır. 1994-1995 yıllarında, kendi binasına taşınmıştır. Son olarak, 7 normal öğretim programı ve 5 ikinci öğretim programı olmak üzere 12 programda öğretim yapılmaktadır.

 

SANJET

Sandıklı Hüdai kaplıcalarında ve diğer açılmış kuyulardan sıcak su rezervleri, İlçe merkezinde bulunan iki ana eşanjör sistemine su basılır ve normal şebeke suyu ısıtılır. Isıtılan su, sıcak su hattına sevk edilir ve böylece binaların ısıtılması sağlanır. İlçe merkezindeki konutların yüzde 85’i ısıtılmaktadır. Ayrıca Hüdai kaplıcalarının ısıtılması ve termal kullanımı için jeotermal su kullanıma hazır hale getirilmektedir. 

 

NE YENİR-NE İÇİLİR

Yöreye özgü yemeklerde genellikle haşhaş ve patates bolca kullanılır. Buraya yolunuz düşerse “ekşili kabak yemeği” tatmalısınız. Ayrıca “toyga çorbası” denemelisiniz. Kaymak, Sandıklı mutfağının vazgeçilmezleri arasındadır. Tatlı olarak kaymaklı ekmek kadayıfı önerilir.

Afyonkarahisar Sandıklı
 

 

GEZİLECEK YERLER

Sandıklı Ulu Camii
 

 

ULU CAMİ

İlçe merkezinde Cuma mahallesi, Yukarı Pazar Meydanındadır. Sandıklı’nın en büyük camisidir. 

Cami, 1379 yılında Germiyanoğulları döneminde ünlü beylerden Alaeddin Keykubat’ın oğlu Bahauddin Ömer tarafından yaptırılmıştır. 

Caminin mimarı hakkında bilgi yoktur. Muhtemelen Sandıklı Kadısı Abdullah oğlu Aydemir olduğu düşünülmektedir.  

Bir belgede, burada mezarlık içinde bulunan bir kilise yıkılarak üstüne bu caminin yapıldığı yazılıdır. İç kapı sağında dokuz satırlık Arapça kitabe vardır.

Önceleri tek kubbeli bir mescit olarak yapılmıştır.

16’ncı yüzyılda onarım sırasında pencereler seviyesinden yeniden inşa edilmiş, 20’nci yüzyılda kapalı bir son cemaat yeri ve avlusuna bir şadırvan ilave edilmiştir.

Sandıklı Ulu Camii
 

Cami, günümüzde kubbe ile örtülmüştür.

Kare planlı bir harim, harimin kuzeyinin bütünü ve batı cephesini içine alan bir son cemaat yeri, son cemaat yerinin bittiği noktada, batı cephesinin ortasında yer alan bir minareden oluşur.

Sandıklı Ulu Camii
 

Yapının pencerelerinin üst kesimlerinden itibaren, 19’ncu yüzyılda yapılan onarımla yenilenmiştir.

Çünkü malzeme ve inşa tekniği değişmektedir.

Belli bir seviyeye kadar duvar kaba yontu ve moloz taşla, aralarına yer yer tuğla kullanılarak, yığma duvar tekniğiyle inşa edilmiştir.

Belirtilen seviyenin yukarısında ise tek sıra kesme taş, beş sıra tuğla almaşık düzendedir.

Sandıklı Ulu Camii
 

Kubbe, dışarıdan altıgen bir kasnak üzerine oturtulmuştur.

Süslemenin en yoğun ve en dikkat çekici yüzeyi olan kubbe, Arapça yazılar, cami tasvirleri ve bitkisel süslemelerle göze çarpar.

Kubbenin göbeğinde dev bir madalyon ve dışını çevreleyen çelenk motifi ile gırland motifli şeritler vardır.

Madalyonun merkezinde “Mührü Süleyman” olarak bilinen altı kollu yıldız ve bu yıldızı çevreleyen sülüs yazısı görülür.

Siyah zemin üzerine yerleştirilen motifin çevresinde ince dört şerit sıralanır.

İçten dışa doğru olarak sırasıyla, ilk şeritte kıvrım dallar ve bu dallardan çıkan tohumlar, ikinci şeritte yan yana dizilmiş bir kompozisyonda yaprak ve çiçek motifleri, üçüncü ve dördüncü şeritte ise alçı kabartma girland motifleri bulunur.

Sandıklı Ulu Camii
 

Kubbenin alt kısmında, kuşatma kemerinin üstünde ve mihrap ile aynı eksene denk gelen, caminin en dikkat çeken süslemelerinden olan iki cami tasviri görülür.

Sağ taraftaki tasvirin hemen yanında “Resmi Sultan Ahmet Camii Şerifi”, sol taraftakinin altında “Resmi Tophanei Amire Camii Şerifi” yazmaktadır.

Yazıların altında ise, 1870 tarihi bulunur. Mimari tasvirler, dönemin diğer cami tasvirlerinden farklı olarak bir çerçeve içine alınmadan ya da bir doğa ile iç içe tasvir edilmemiş, bundan ziyade bağımsız, havada uçarmış gibi tasvir edilmiştir.

Renk olarak gri ve mavi tonları kullanan sanatçı, iki boyutlu perspektif algısı yaratmıştır. İki camide de iki cephe tasvir edilirken yine iki caminin ön ce sağ cepheleri gösterilmiştir.

Sandıklı Ulu Camii
 

Pencere alınlıklarında ise genel olarak geometrik ve bitkisel süslemeler yer alır.

Alt seviyede bulunan mazgal pencere alınlıklarında iç içe geçmiş palmetlerin, rumilerle sonlandığı kıvrım dalların ve merkezinden kübik bir form hissi veren vazodan çıkan çiçek motifinin bulunduğu kompozisyonlar tasvir edilmiştir.

Sandıklı Tarihi Hisar Kalesi
 

 

TARİHİ HİSAR KALESİ-SANDIKLI KALESİ

1325 yılında, Germiyan sultanı Çelebi Hüsamettin Yakup Bin Umur Bey tarafından, Mimar Çoban’a yaptırılmıştır.

Kale, yığma topraktan oluşan bir höyük üstündedir. 3 kat surla çevrilmiştir.

Güneye bakan dış kale kapısı üzerindeki, iki büyük parça mermerden oluşan kitabe, önemli bir tarihi belgedir.

Bu kitabe, kale zamanla yıkılınca, bulunduğu yerden alınmış Çavuş Camii yanına getirilerek, buradaki cami çeşmesinin yan dikmelerine konulmuştur.

Kale kitabesinde bir sıfat “Büyük Çelebi” sözü dikkat çeker.

Çelebi, Mevlana Celaleddin Rumi’nin evlatlarına verilen bir sıfattır.

Mevlana’nın torunu Mutahhare hanımın oğlu olduğu kesin olarak bilinen Hüsameddin Çelebi I, Yakup Bey’in bu kitabede Çelebi Azam sıfatını kullanmasının anlamı budur.

Büyük Çelebi Hüsameddin Yakup bin Umur’un ismi Sandıklı kale yazıtında geçmesine rağmen, türbesi Şuhut ilçesi Seydisultan (Ulupınar) dadır.

Ancak günümüzde, kalenin sadece 10 metrelik bir bölümü ayakta kalmıştır.

Sandıklı Ali Çavuş Çeşmesi
 

 

ALİ ÇAVUŞ ÇEŞMESİ

Hisar mahallesinde, Çavuş camisine bitişik bir Osmanlı dönemi çeşmesidir.

Kesme taş kaplama olup, her iki kemer ayağındaki mermer yazıtlar, Sandıklı kalesinin Germiyanoğlu Yakup tarafından günümüzde Hisar denilen höyük üzerine kale yapıldığını gösteren kale yapım yazıtlarıdır.

Çeşme, 19’ncu yüzyılda yapılmıştır ve yapım kitabesi, kemer iç yüzeyine yerleştirilmiştir.

Sandıklı Miralay Reşat Bey Mezar Anıtı
 

 

MİRALAY REŞAT BEY MEZAR ANITI

27 Ağustos 1922 günü Çiğiltepe’yi ele geçirmekle görevlendirilen 57’nci Tümen Komutanı Miralay Reşat Bey, Başkomutan Gazi Mustafa Kemal’e tepeyi yarım saat içinde ele geçirmek için söz vermiştir.

Ancak sözünü yerine getiremez ve tabancası ile intihar eder.

Ne var ki, bu kahramanın intiharının ardından kısa bir süre sonra Çiğiltepe, Türk askerleri tarafından ele geçirilir.

Sandıklı Miralay Reşat Bey Mezar Anıtı
 

Büyük Taarruzun ünlü komutanlarından Miralay Reşat Bey, vefatının ardından Sandıklı Şehir Mezarlığına defnedilmiş ve adına bir anıt mezar yaptırılmıştır.

Ancak takip eden süreçte, naaşı Ankara Devlet Mezarlığına nakledilmiş, ancak anıt mezar yerinde muhafaza edilmiştir.

Sandıklı Yunus Emre Mezarı
 

 

YUNUS EMRE MEZARI

1985 yılında İlçeye bağlı Yeniçay köyünün ismi “Yunus Emre Mahallesi” olarak değiştirilmiştir.

Bu mahallede Çanlı ve Sel isimli iki çay bulunmakta ve bu çayların birleştiği noktada bir mezarlık vardır.

Sandıklı Yunus Emre Mezarı
 

Bu mezarlığın içinde “Yunus Emre” nin mezarının bulunduğu iddia edilir.

Önceleri bir taş yığını olan mezar, sonradan yaptırılmıştır.

Daha fazla ayrıntıya girmek istemiyorum, malum Anadolu’da bir çok yerde Yunus Emre’nin mezarı olduğu iddia edilen yerler var, ama unutmamak gerekir ki, hepsi iddia, burası da iddia.

Sandıklı Taptuk Emre Türbesi
 

 

TABTUK EMRE TÜRBESİ

Türbe, bir çıkmaz sokağın arasında kalmıştır. Yunus Emre ve Tabtuk Emre Türbelerinin arası 100 metredir.

Sandıklı Tabtuk Emre Türbesi
 

Yunus Emre’nin hocasıdır. Daha doğrusu Yunus Emre, Tapduk Baba’nın dervişidir.

Horasan erlerinden olan Taptuk Emre, Cengiz Han’ın baskıları nedeniyle Anadolu’ya göç etmiştir.

Türbe, önceleri kesme taştan yapılmış bir mezar iken, sonra üstü betonarme bir çatı ile örülerek türbe haline getirilmiştir.

Sandıklı Kültür ve Sanat Evi
 

 

SANDIKLI KÜLTÜR VE SANAT EVİ

Bu bina; 1932 yılında inşa edilmiştir. Erken Cumhuriyet dönemi mimari özelliklerini taşır.

Ahşap ve kerpiç malzeme kullanılarak yapılmıştır.

Bina 2006 yılında Karagözler sülalesinden satın alınmıştır.

Her türlü kültürel ve sanatsal faaliyetlerde kullanılmak üzere, üst katta ayrıntılı tadilat yapıldı.

Binanın giriş ve orta katı, kıraathane olarak kullanılıyor.

Ayrıca halk oyunları ve Türk halk müziği ve benzeri kurslar açılıyor.

Sandıklı Hıristiyanlık Devri Yazıtı
 

 

HIRİSTİYANLIK DEVRİ YAZITI

Phrygia bölgesindeki Sandıklı Ovası: Helenistik ve Roma dönemlerinde Eukarpitikon Perion ovası olarak adlandırılmakta ve burada Eukarpia (bugünkü Emirhisar), Brouzos (Karasandıklı), Hieropolis (Koçhisar), Otrous (Yanıkören ya da Otluk) ve Stektorion (Menteş) adında, 5 şehir bulunuyordu. 

Bu şehirler, Bizans döneminde birlik oluşturmuş ve yöreye Pentapolis (Beş Şehir) ismi verilmiştir. 

Pentapolis’e üye olan Koçhisar’da bulunan bir mezar yazıtı parçası, sadece Anadolu’da eren Hıristiyanlık dönemine ait bilgileri arttırmakla kalmaz, aynı zamanda kilise kayıtlarına göre MS II yüzyılda, bu yörede yaşamış olduğu söylenip yazılan Aberkios (Latince Abercius, Avircius, Avercius) adındaki bir Hıristiyan Azizi ile ilgili kuşku ve tartışmalara da son vermiştir. 

Aziz Aberkios’un hayat hikayesi kadar, Hıristiyan yazıtlarının kraliçesi diye nitelenen bu yazıtın bulunuş öyküsü de son derece ilginçtir. 

Yazıtın bulunuş hikayesi:

IV Yüzyılda yaşayan, bir Hierapolis’li Roma İmparatorlarından Marcus Aurelius devrinde (MS 161-180) Phrygi’daki Hierapolis kentinin piskoposu olan Aberkios adındaki bir Hıristiyan Azizin hayat hikayesini ve onun yarattığı mucizeleri ayrıntılarıyla kaleme almıştır. 

Latince olarak Vita Abercii (Aberkios’un Hayatı) adı ile bilinen bu metin sayesinde büyük bir ün kazanan Aberkios, Kilise tarafından her yılın Ekim ayının 19’ncu gününde anılır ve hatta Havari Paul ile bir tutulur olmuştur. 

Vita Abercii adlı eserde, Aberkios hakkında şu bilgiler yer almaktadır. “Üzerine ellerine meşaleler alan kızgın bir kalabalık Aberkios’un evine yönelirler. Amaçları evi yakıp yıkmak ve Aberkios’u öldürmektir. Aberkios yanına müritlerini alıp pazar yerine (Agora) götürür ve orada vaaz vermeye başlar. Oraya ulaşan kalabalık tam piskoposa saldıracak iken, bir rastlantı sonucu, üç kişiye sara (epilepsi) nöbeti gelir ve Aberkios onları oracıkta iyileştirir. Bunun üzerine saldırganların tümü Hıristiyanlığı kabul eder ve ertesi günü en az 500 kadar kişinin vaftiz töreni yapılır. Bu olayı izleyen günlerde Aberkios’un evi sadece Büyük Phrygia’dan değil, aynı zamanda Asia, Lydia ve Karia eyaletlerinden gelen inançlı ziyaretçilerin hücumuna uğrar. 

Birkaç gün sonra Aberkios’un vaazını dinlemek üzere kör bir zengin kadın gelir. Bu kadın, İmparatorun dostu olan ve onunla önemli konularda sık sık yazışan, nüfuslu ve saygın kişi Euxeinianus Pollio’nun annesi Phrygella’dır. Phrygella, Hıristiyanlığa geçtiğini açıklar açıklamaz gözleri görmeye başlar. 

Aberkios ve müritleri, Hierapolis’in civarındaki köy ve çiftlikleri ziyaret ederler. Bir hamamları olmadığı için, köylülerin sağlık durumu içler acısıdır. Suyu bol bir nehir olan Kludros’un (günümüzdeki Karadirek ya da Hamam Çayı) yanında Agros adlı yere geldiklerinde, Aberkios diz çöküp burada bir sıcak su fışkırsın diye dua eder. Ardından bir gök gürlemesi ile birlikte, onun diz çöktüğü yerin hemen az ilerisinde, yerden sıcak su yükselmeye başlar. Yöre halkı daha sonra burada yıkanabilmesi için derin havuzlar inşa eder.

Bir gün bir cin, Aberkios’a güzel bir kadın kılığında görünür ve Aberkios’a Roma’da görüşeceklerini söyler ve ortadan kaybolur. Bu cin Roma’ya uçar ve Marcus Aurelius’un 16 yaşındaki kızı Lucilla’yı ele geçirir ve onu çıldırtır. O sırada Lucilla, Marcus Aurelius’un taht ortağı Lucius Verus’la evlenmek üzeredir. Bu arada Marcus Aurelius, Verus’u Parthlarla savaşmak üzere doğuya göndermiştir. Yapılan plana göre, Marcus Aurelius ve nişanlıların belli bir tarihte Ephesos’daki Artemis Tapınağında buluşup düğün yapacaklardır. Ama bu plan suya düşer, çünkü Marcus Aurelius, Verus’a bir mektup yazarak Germanların Ren nehrini geçtiklerini ve Romalıların kent ve köylerine saldırılar düzenlediklerini, bu nedenle kendisinin doğuya yolculuk etmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle düğünün ertesi yıla ertelenmesi gerektiğini belirtir. Bu mesaj Verus’a Ephesos’a doğru yaptığı gemi yolculuğu sırasında ulaşır. Buna biraz kızar yine de kışı geçirmek üzere Antiokheia’ya gider. 

Evet bu anılar, bu yazılar böyle devam eder.

19’ncu yüzyılın bazı bilim adamları, Aberkios’un Hayat Hikayesinden (Vita Abercii) ve onun mezar taşına ilişkin söylemlerin doğruluğundan kuşku duyuyorlardı. Çünkü Aberkios’un biyografisi sonraki bir devirde, yani onun ölümünden en az 200 yıl sonra yazılmıştı.

Eğer İskoçyalı Profesör W.M. Ramsay’ın 19’ncu yüzyıl sonlarında Phrygia bölgesinde yaptığı devrim niteliğindeki keşif ve saptamaları olmasaydı, Aberkios’un gerçekten tarihi bir kimlik olup olmadığı konusunda kuşkular sürecekti.

Bu bilim adamı, Sandıklı ovasının kuzeyinde bulunan Kılandıras (Karadirek) köyündeki caminin önünde, MS 215-216 yıllarına tarihlenen ve Antonius oğlu Aleksandros adındaki bir Hıristiyana ait olan ve Hieropolis kentinin adını kaydeden bir mezar yazıtı buldu. 

“Seçilmiş bir kentin vatandaşı olarak, bedenim için bir istirahatgah olsun diye, bu mezarı sağlığımda yaptırdım. Ben Aleksandros: Antonius’un oğlu ve Aziz Çoban’ın bir öğrencisi. Ama kemse benim mezarımın üzerine bir başka ölü gömmesin. Bunun aksine davranan kişi, Romalıların hazinesine 2000, sevgili vatanım Hieropolis’e de 1000 altın sikke ödesin. Bu yazı, 300 yılının, 6 ayında, benim sağlığında yazıldı. Gelip geçene ve bizi hatırlayana huzur dilerim.”

Ramsay, efsanevi Aberkios’un mezarını bulmak için, 1883 yılında Sterrett ile birlikte tekrar Sandıklı yöresine geldi. 

Ramsay ve Sterret, bugünkü Hüdai kaplıcalarında, erkekler hamamının girişindeki duvarda kullanılmış iki mermer yazıt parçası buldular. Bu iki parçayı bir araya getirdiklerinde bunların Phrygia’da çok yaygın olarak görülen formdaki bir mezar altarına ait olduğunu anladılar. Aleksandros’un mezar şiirindeki alıntılardan, Vita Abercii’den ve yeni bulunmuş olan bu iki yazıt parçasından hareketle Aberkios’un mezar şiirinin tam bir metnini elde etmek mümkün oldu. Aberkios’un 22 mısralık şiirinin düzyazı olarak çevirisi şöyledir.

“Seçilmiş bir kentin vatandaşı olarak bedinim için bir istirahatgah olsun diye, bu mezarı sağlığımda yaptırdım. Adım Aberkios. Ve ben Aziz Çoban’ın bir öğrencisiyim. ………………………  Ben Aberkios, bunların taşa yazılmasını bizzat kendim emrettim. Doğrusu, bu sırada 72 yaşındaydım. Bunları anlayan ve inancı olan herkes Aberkios için dua etsin.”

Sonuç olarak, günümüz Hıristiyanlık dünyası tarafından Aziz olarak anılan ve kimi zaman İsa’nın Dört Havarisi ile eşdeğer görülen Aberkios, hiç kuşku yok ki günümüz Sandıklısı’nın yanıbaşındaki Koçhisar’da (Hieropolis) yaşamış, burada piskopos olarak görev yapmış ve yine burada gömülmüştür. 

Sandıklı’da Hüdai Kaplıcaları bölgesinde, 1892 yılında bulunan Aziz Abercius’a ait bir kitabe, o zamanın padişahı Sultan II. Abdülhamit tarafından Vatikan’a hediye edilmiştir.

Vatikan’a hediye edilen bu kitabe, Aziz Abercius’un mezarının Sandıklı’da bulunduğunu gösterir ve Hıristiyanlık tarihi açısından son derece önemlidir.

Hatta, Hıristiyanlık Devri Yazıtlarının Kraliçesi” olarak değerlendirilir.

Sandıklı Vita Abercil Kitabı
 

 

Vita Abercil Kitabı

Aziz Abercius, Hüdai kaplıcalarının yakınında bulunan Hieropolis (günümüzdeki Koçhisar) şehrinde yaşamış ve 1600 yıl önce yazdığı kitabında hayatını anlatmıştır.

Bu kitabın Türkçeye çevrilmesi ve kaplıca tarihine ışık tutması bekleniyor.

Kitaptan anlaşıldığı üzere: kaplıca sıcak sularının doğal yollarla çıktığı yerler Dümbültek tepe mevkiidir.

Buradan çıkan suların biriktiği, dağıtımlarında kullanılan taşlar ve oyulmuş havuzlar bulunmuştur.

Bu mevkide, kuyu benzeri bir yerden köpürerek, fokurdayarak çıkan sular kaynadığı için “Dümbüldek” ismi verilmiştir.

Yine bu kitapta yazan bir olay var.

Roma İmparatoru Marcus Aurellius’un 16 yaşındaki kızı hasta olur.

Kızının tedavisi için, iki adamını Sandıklı’ya gönderir.

Aziz Abercius’u Roma’ya davet eder.

Bu davet üzerine Roma’ya giden Aziz Abercius, imparatorun kızı Lucilla’yı tedavi eder.

Roma imparatorunun annesi Faustina, Abercius’un bu iyiliğine karşılık, Hüdai kaplıcalarına bir mimar gönderip hamam yaptırır.

Bu hamam günümüzde yoktur.

Sandıklı Hüdai Kaplıcaları
 

 

HÜDAİ KAPLICALARI

Kaplıcalar ilçe merkezine yaklaşık 8 km uzaklıktadır.

İl merkezine ise 70 km uzaklıktadır. Afyonkarahisar-Antalya karayolunun 65’nci kilometresinde, güney batı yönündedir.

Kaplıcaların 20 km ilerisinde Akdağ Tabiat Parkı vardır.

Sandıklı Hüdai Kaplıcaları
 

Önce biraz bölgenin tarihinden söz edelim.

Çünkü Sandıklı’nın şifalı sularının tarihi çok eski dönemlere kadar gider.

Hatta şifa dağıtan çamur banyolarının ünü Frigyalılara kadar uzanır.

Frigya arazisinde bulunan Sandıklı, o dönemde “Pentapolis” olarak biliniyordu.

Hz İsa’nın 12 havarisinden biri olan Paulus, bu yörede piskoposluk yapmıştır.

Yahudiliğin tarihçesini anlatan Talmud’un 315’nci sayfasında, Frigler döneminde, bu yörenin şarap ve hamamlarının meşhur olduğu yazılıdır.

Frigler ve sonraki dönemde buraya Frigya Salutaris (Şifalı Frigya) denilmiştir.

Sandıklı Hüdai Kaplıcaları
 

Latincede “dertlerden kurtulma” anlamına gelen “salut” sözcüğü yerine günümüzde “Allah korusun, şifa versin” anlamına gelen “Hudai” kelimesi kullanılmaktadır.

Sandıklı Hüdai Kaplıcaları
 

Kaplıcaların bulunduğu alan, bir termal tatil köyüdür.

Burada: doğal saunalar, kardelen çamur banyoları, umumi ve saatlik havuzlar, apart ve kür merkezleri vardır.

Kaplıcalarda bulunan termal su, yer altından 72 derece sıcaklıkta çıkar.

Çamur banyoları

Hüdai kaplıcalarını, diğer kaplıcalardan ayıran en önemli özellik, ünü tüm dünyaya yayılmış olan çamur banyolarıdır.

Bu mucizevi çamur banyoları 500 metre devam eden jeolojik bir çatlağın, farklı yerlerinde kaynayıp 68 derecelik sıcaklığa ulaşan şifalı su ile özel şekilde hazırlanan toprağın karışımından oluşur.

Sandıklı Hüdai Kaplıcaları
 

Toprak, 68 derece sıcaklıktaki şifalı su ile karıştırılınca 40-45 derece sıcaklıkta bir çamur oluşur.

Bu toprak, kaplıca yakınlarından sağlanan, çok az kumlu kızıl bir kildir.

Çamur banyosu küvetini 30 cm kalınlığında dolduran kil, üzerinden geçirilen sıcak kaplıca suyu ile çamur haline getirilir.

Sıcak kaplıca suyu, çamurun üzerinde 3-5 cm kalınlığında bir süre bekletildikten sonra kesilerek küvetten tamamen akıtılır.

Sonra kürekle açılan çamurun içine, hasta başı dışarıda kalacak şekilde uzanır, üstü çamur ile örtülür.

Belirli bir süre çamurun içinde kalan hasta için günde bir defa bu işlem uygulanmalıdır.

Bu çamur banyosunun: nevrit, nevralji, kırık-çıkık tedavileri, her türlü romatizmal hastalıklar, çocuk felci ve kadın hastalıklarında yararlı olduğu onaylanmıştır.

Sandıklı Akdağ Tabiat Parkı
 

 

AKDAĞ TABİAT PARKI

İlçe merkezine bağlı Sorkun köyünden 10 km sonra, köy meydanında yönlendirme tabelaları bulunuyor.

Milli parka ulaşım yolu oldukça zorlu, virajlı ve dar parke bir yolla buraya ulaşılıyor.

Tabiat Parkı, Türkiye’nin 49’ncu Milli Parkı olarak ilan edilmiştir. 

Sandıklı Akdağ Tabiat Parkı
 

Buraya giriş ücretlidir.

Göl kenarında oldukça fazla piknik yeri ve içme suyu vardır. Ayrıca, küçük stantlarda gözleme, katmer, ayran, ızgara köfte ve çay satılıyor.

Sandıklı Akdağ Tabiat Parkı
 

Park alanında 124’Ü endemik olmak üzere 1058 bitki türü bulunmaktadır. Ayrıca bölge yabani hayvan hayatı açısından da oldukça zengindir. Burada Yılkı atları ile geyikleri görmek mümkündür. Yine kara akbaba, kızıl akbaba, sakallı akbaba ve küçük kartal gibi yırtıcı kuşlar da bulunuyor. 

Burada: patika yollar, atlı gezi yolları, bisiklet parkurları, yaban hayatı izleme noktaları, gölet, gölcükler ile günübirlikçiler ve kampçılar için yapılmış sosyal tesisler ve bungalovlar bulunuyor.

Bungalov evler de buranın canlanması için güzel bir girişim olmuştur. 

Sandıklı Akdağ Tabiat Parkı
 

Yürüyüş yapmak isteyenler, yaklaşık 20 km uzunluğundaki kanyona girebilirler ve özellikle kanyonda Çivril gölüne dökülen Akçay görülmelidir. Kanyon boyunca trekking yapılıyor.

Sandıklı Tokalı Kanyonu

TOKALI KANYONU:

Akdağ Tabiat Parkındadır. 

Büyük iki kaya arasına sıkışmış bir başka kayadan dolayı, bu kanyona Tokalı Kanyon denilmiştir. Bu sıkışmış kanyon, yani toka, kanyonun son bölümünde bulunuyor. 

Evet burayı geçmek için, özel kıyafetler giymek gerekiyor. Tahminen 20 km uzunluğundadır. Yürüyüş yaklaşık 7-8 saat sürmektedir. 

Kanyonun içinden Çivril gölüne dökülen Akçay geçmektedir. 

Kanyonun genişliği 10-15 metreden 1-1.5 metreye kadar daralıyor. 

Kanyonu geçerken bazen yüzmek, bazen de tırmanmak gerekiyor. 

Gerekli emniyet tedbirleri alınmadan kanyonu geçmek mümkün değil.

Bu nedenle mutlaka uzman kişilerle birlikte, onların nezaretinde kanyon geçilmelidir. 

Kanyon boyunca önünüze çıkan kayalara inip çıkmak yorucu olsa da sonuna ulaşıp Tokalıyı görünce yorgunluğunuz geçecektir. 

 

Sandıklı Kusura Höyük

 

KUSURA HÖYÜĞÜ:

Kusura höyük, İlçe merkezinin 12 km güneyinde, Kusura köyünün batısındadır. Kusura Kasabasında, başkenti Kusura olan Hitit İmparatorluğunun bir bağlısı Kussar krallığı hüküm sürmüştür. 

Kusura höyük, Anadolu’da Cumhuriyet döneminde kazısı yapılan ilk örneklerden birisidir. Kusura kazısı, 1935-1937 tarihleri arasında Amerika Cambridge Üniversitesi adına arkeolog Winifred Lamb tarafından yapılmıştır. Kazı sonucunda: MÖ 3000-1500 yılları arasına tarihlenen üç kültür katı ortaya çıkarılmıştır. 

Tepenin çapı 400 metre, yüksekliği ise 14 metredir. 

En yoğun yerleşme: B katındadır. (Eski Tunç Çağı Ö 2500-2000) 

Burada bazı sokaklar çevresinde yan yana dizilmiş evler, odalar bulunmuştur. Birbirine bitişik küçük odalardan oluşan dikdörtgen evlere, uzun duvarların ortasından açılan kapılardan girilmektedir. Odaların temelleri taştan, onun üstündeki duvarları kerpiçten yapılmıştır. Odalarda fırın ve onun yanında ocak bulunmaktadır. Oda zemini sıkıştırılmış topraktan, tavanı, direklerin taşıdığı atkılar üzerine dizilen kalasların ve merteklerin üzerine sıvanan çamur ve toprak tabakasıyla örtülmektedir. 

Kusura B yerleşmesi, Orta ve Geç Tunç Çağına (MÖ 2000-1500), yani Asur Ticaret Kolonileri ile Eski Hitit devleti zamanlarını göstermektedir. Bu dönemde şehrin etrafında oldukça kalın ve düzgün bir surla çevrilmiş, daha büyük ve sağlam binalar inşa edilmiştir. 

Buradan çıkarılan eserler, Afyonkarahisar Müzesindedir ve Bakır Çağını yansıtır. 

Sandıklı Kusura İdolü

Son bir not: Christies müzayede şirketi, 2014 yılında TC Kültür Bakanlığının kanıt niteliğinde sunduğu bütün belgelere rağmen, Kusura höyükte bulunan 4700 yıllık “Kusura İdolünü” satışa koymuş ve 43.750 sterline satmıştır. 13.4 cm yüksekliğindeki mermer idolün tanıtımında, Kusura kökenli olduğu da yazılmıştır. 

 

 

 

Afyonkarahisar şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.