Hattuşaş ve Yazılı kaya

Hattuşaş ve Yazılı kaya

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: Hattuşaş, Yazılı kaya ve Alacahöyük bölgelerine birkaç kez gittim. En son olarak  Eylül 2023 tarihinde yine bu tarih hazinesi yerleri gezdim ve izlenimlerim aşağıdadır. Eğer burayı ziyaret etmek isterseniz, bu notların bir çıktısını alırsanız, bölgeyi bilinçli olarak gezebilirsiniz.

Zaten, bu ülke toprakları üzerinde yaşayan her kesin, bence burayı gidip görmesi gerekir. Özellikle, öğrencilerin buraya götürülmesi ve günümüzden binlerce yıl önce bu topraklarda yaşayan insanların oluşturduğu medeniyeti, yaşam alanlarını görmeleri gerekir. Çünkü bu insanlar günümüzden binlerce yıl önce, halen yaşadığımız topraklar ve hatta daha büyük bir alanda, büyük bir imparatorluk kurmuşlardır.

Hattuşaş ve Yazılı kayanın bulunduğu bu bölge: 1986 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. 1988 yılında ise, bölge “Milli Park” statüsüne alınmıştır. 

Ziyaret gün ve saatleri şöyledir: haftanın her günü, saat: 08.00-17.00 arasında gezilebilir. Bu saatler, turizm sezonuna bağlı olarak saat: 19.00’a kadar uzatılabilmektedir.

ULAŞIM

Hattuşaş ve Yazılı kaya;

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: Hattuşaş (günümüzdeki ismiyle Boğazköy) bölgesine ulaşım zor değildir. Yollar gayet güzel, sadece Sungurlu’dan sonra ara yollara saptığınızda, biraz sıkıntılı yollar bulunmasına rağmen, genelde yollar ulaşımı olumsuz etkilemiyor.

Bölgede: Hattuşaş-Alacahöyük’ten oluşan bir gezi yapmayı düşünürseniz, bence önce: Yazılı kayadan başlamalısınız.

Ankara yönünden gelenler için, Çorum-Samsun karayolu üzerinde Sungurlu ilçesini 7 km geçtikten sonra, anayoldan sağa ayrılıyorsunuz ve yaklaşık 22 km sonra, bir üç yol ağzına geliyorsunuz. Burada: Yazılı kaya bölümü 1 km ve Hattuşaş bölümü yine 1 km uzaklıktadır. Yukarıda belirttiğim gibi, önce Yazılı Kaya bölümünü gezmek uygundur. Daha sonra aynı yoldan geri dönerek, Hattuşaş bölümüne geçebilirsiniz. Zaten bölgede yeterince “Tabela” bulunuyor.

Yazılıkaya Maket
Yazılı kaya Tapınak girişi
Yazılı kaya Tapınak girişi
Yazılı kaya Tapınak girişi merdivenler
Yazılı kaya Tapınak girişi

 

YAZILI KAYA

Hattuşaş ve Yazılı kaya;

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: Yol ayrımından yaklaşık 1 km gittikten sonra, bir otopark bölümüne ulaşılıyor. Helen sağ bölümde tuvalet ücretli ve yine biraz ileride yöresel el sanatları ürünlerinin satıldığı büyükçe bir tezgah vardır.

Son gittiğimde tuvaletin önünde ücret alan kişi yoktu, ama tuvaletler de oldukça pisti. Bu tezgah çalışanları, bir yandan, ellerinde çakı taşları oymayı sürdürüyorlar, bölgeye has simgeleri, taşlara oyup satıyorlar. Önceki gezilerimde, burada yöreyi anlatmak isteyen küçük çocuklar var. Bunlar küçük bir harçlık karşılığında size yöre hakkında bilgi veriyorlar.

Evet, burada herhangi bir giriş ücreti ödeme durumu yoktur. Taş merdivenler, sağ yanda bazı temel kalıntıları, ağaçlık alanlar ve sol ileride, büyük kaya blokları görülüyor. Bu temel kalıntılar, tapınakta görevli rahiplerin kaldıkları yerlerdir.

Önce: Yazılı kaya hakkında genel bilgiler vermek istiyorum.

Hattuşaş bölgesinin en etkileyici mekanı, şehrin biraz dışında bulunan ve yüksek kayalıklar arasında gizlenmiş Yazılı Kaya Tapınağıdır. Günümüze kadar bulunmuş, bilinen Hitit kaya anıtlarının en büyüğüdür.

Hattuşaş şehrinin yani imparatorluk başkentinin en büyük ve en etkileyici kutsal mekanıdır. Hattuşaş şehrinde, aşağı şehirdeki büyük tapınağın yaklaşık 1.5 km kuzeydoğusundadır. Ama, bu kayalık açık hava mabedi, Hattuşaş şehrinin birçok yerinden görülebilmektedir.

Kullanım amacı

Hattuşaş ve Yazılı kaya;

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: Burada özellikle ilkbaharda yeni yıl kutlamaları yapılıyordu. Yani: yeni yıl şenliklerinde, burası bir “Şenlik Evi” idi. Hitit dini törenlerine ait yazılı metinlerde: yeni yıl ve ilkbahar törenlerinde, bir araya gelen tüm tanrılar: Fırtına tanrısının evinde yani burada toplanırlardı. Bu şenliklerde: şehrin diğer tüm tapınaklarında bulunan tanrı ve tanrıça heykelleri, törensel bir alay ile buraya yani Yazılı Kaya’ya taşınırdı.

Mabet

Hattuşaş ve Yazılı kaya:

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: Mabet: yani asıl kaya tapınağı: dışarıda, halen kullanılan merdivenin hemen sağındaki bölümde, büyükçe bir yapı kompleksi şeklindeydi. Bu kompleksin, günümüze ulaşan herhangi bir kalıntısı bulunmuyor, sadece temel taşları görülmektedir. Ancak: yapılan araştırma sonuçlarına göre: bu kompleksin ahşap iskeleler ile desteklenen, kerpiç duvarlı ve düz damlı olduğu tahmin ediliyor.

Bu kompleksten günümüze sadece: A ve B odası olarak isimlendirilen, iki bölüm yani oda kalmıştır. Tapınma alanı olarak kullanılan bu bölümler: yükseklikleri 12 metreye ulaşan kaya bloklarıyla çevrilidir. Üstleri hiçbir zaman kapatılmamıştır. Halbuki; Hattuşaş şehrinde bulunan diğer tapınaklardaki kült odalarının üzeri kapalıydı. Her iki bölümde: kayaların üzerine, kabartma olarak: 90’dan fazla tanrı, tanrıça, hayvan ve hayal ürünü yaratık figürleri işlenmiştir. Bu figürlerde bulunan tanrı ve tanrıçalar dizini: İmparatorluk tanrıları olan Fırtına tanrısı ve Güneş tanrıçalarının maiyetidir.

Yeşillikler arasında, yaklaşık 50 metrelik bir merdivenden ilerleyerek ilk önce sol yanda bulunan açık alan yani “A” odası görülüyor.

Yazılı kaya A Odası
Yazılı kaya A Odası
Yazılı kaya A Odası

 

A ODASI

Hattuşaş ve Yazılı kaya:

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: Burası, diğer odaya nazaran daha büyüktür. Bu bölümün her iki yanında: özel bir düzeni ve tertibi görülen, kireçtaşı kayalardan oluşan duvarlara işlenmiş tanrı ve tanrıça kabartma figürleri bulunur ve bu figürlerin birçoğu, seçilebilecek güzellikte günümüze kadar ulaşmıştır.  

Bunlar: ülkenin önemli tanrı ve tanrıçalarıdır. Sol yanda tanrılar (iki figür hariç) ve sağ yanda ise tanrıçalar betimlenmiştir. Her figürün yanında, hiyeroglifle tanrının adı yazılmıştır. Bu figürlerin tümü: bir yöne bakıyorlar ve odanın arka duvarına doğru yani dipteki ana sahneye doğru ilerler durumdadırlar.

Yazılı kaya A Odası Tanrıların geçit töreni
Yazılı kaya A Odası Tanrıların geçit töreni
Yazılı kaya A Odası Tanrıların geçit töreni

Hattuşaş ve Yazılı kaya:

Bunların ileride tam ortasında ana sahne tasvir edilmiştir. Ana sahnede: Fırtına tanrısı Teşup ve eşi Güneş tanrıçası Hepat karşılıklı durmaktadır ve kendilerine doğru gelen; gerek sol ve gerekse sağ yan duvarlarda betimlenen tanrı ve tanrıçaları karşılamaları tasvir edilmiştir.

Yazılı kaya A Odası
Yazılı kaya A Odası
Yazılı kaya A Odası

 

 

 

 

 

Yazılı kaya A Odası

           

Yazılı kaya A Odası
Yazılı kaya A Odası

Hattuşaş ve Yazılı kaya;

Ana sahneden uzakta, ama tam ana sahnenin karşısındaki duvarda bulunan kaya blokunun üstünde: daha büyük boyutlarda yani odanın en büyük figürü: büyük Kral IV. Tuthaliye figürü görülmektedir.

Tanrı veya tanrıça değil de, bir kral figürünün bulunmasının sebebi: Yazılı kaya kutsal alanının, MÖ 13’ncü yüzyılda son şeklini almasında, bu kralın büyük hizmetinin bulunduğu tahmin edilmektedir.

Kral: en yüksek tanrılara saygısını sunmak istercesine: iki tepe üzerinde görülmektedir ve Güneş tanrıçasının törensel kıyafetini giymiş, elinde egemenlik sembolü olan “ucu kıvrık asa” tutar durumdadır.

Yazılıkaya B Odası girişi

 

 

 

 

 

Yazılıkaya B Odası girişi
Yazılıkaya B Odası girişi
Yazılıkaya B Odası girişi
Yazılıkaya B Odası
Yazılıkaya B Odası

 

B ODASI

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: A odasından çıktıktan sonra, hemen sol yanda, büyük kaya bloklarının arasında ilk yarık değil, ikinci yarıktan içeriye doğru, önce sol ve sonra sağa 5 metre kadar yönelince, buraya ulaşılıyor. Yani: burası A odasının tersine, dışarıdan görülemiyor. Bilinmediği takdirde, bulunması pek mümkün olmaz. Buraya girildiğinde: sadece gökyüzü görülüyor.

Burası: uzun yıllar toprakla dolu olarak kalmış ve 19’ncu yüzyıl ortalarında, kazılarak ortaya çıkarılmıştır. Bu yüzden, yani toprakla dolu olarak kalmış olması nedeniyle, burada bulunan kaya kabartmaları daha iyi korunmuş ve daha belirgindir.

Bu oda: MÖ 13’ncü yüzyıl sonlarında, büyük olasılıkla Kral II Şuppiluliuma tarafından, ölen babası Kral IV Tudhaliye anısına yaptırılmıştır. Ayrıca: odanın hemen girişinde, yerdeki büyük kireç taşı kaide üzerinde, Kral IV Tudhaliya’nın bir heykelinin bulunduğu düşünülüyor.

Buradaki kabartmalar, diğer odada olduğu gibi, kuşaklar yani sıralar halinde değildir. Yan duvarlarda: bağımsız figürler işlenmiştir.

Yazılıkaya B Odası
Yazılıkaya B Odası

 

Girişin hemen sağındaki duvarda: bir dizi, sıra halinde yer altı dünyası ile ilişki kuran yer altı tanrısı kabartması bulunur. Burada görülen 12 tanrı figüründe: gömlek, kemer, kısa etek ve ucu yukarıya dönük ayakkabıları bulunur. Omuzlarında “orak” biçimli kılıç taşıyorlar. Sivri başlıklarında “boynuz” bulunması, bunların tanrı olduğunu ifade eder.

Yazılıkaya B Odası
Yazılıkaya B Odası

    

Bunun hemen karşısında: Fırtına tanrısı Teşup’un oğlu Şarumma (kralın koruyucu tanrısıdır) : Büyük Kral VI Tuthaliye sarılmış ve ona kılavuzluk eder yani yol gösterir biçimde betimlenmiştir. Ayrıca yine burada görülen bir kartuşta: hiyeroglif yazılar ile: kabartma olarak: öbür dünya, ahiret, cennet ve kralın ismi yazılıdır.

Yazılıkaya B Odası
Yazılıkaya B Odası

 

Yazılıkaya B Odası

 

Bu tasvirin hemen solunda: dikey duran bir kılıç görülüyor. Bu büyük kılıç tasvirinde: sap bölümünde “dört aslan figürü” ve en üstte “boynuzlu sivri başlık” görülür. Boynuzlu sivri başlık: tanrı ifadesidir. Bu figür: yer altı tanrısı Negral’i yani diğer ismiyle Kılıç tanrısını betimlemektedir.

Yazılıkaya B Odası
Yazılıkaya B Odası
Yazılıkaya B Odası Sunaklar
Yazılıkaya B Odası

 

Yazılıkaya B Odası

Son olarak, yine sağ bölümde, ana kaya bloğu içine oyulmuş delikler yani nişler bulunuyor. Bunlar: sunak yani adakların konulduğu yerlerdir.

Yazılı Kaya bölümündeki gezimiz bitiyor ve bu kutsal alanlardan çıkıyoruz, hemen sol bölümde yeşillikler içindeki çeşmeye uğramayı ihmal etmeyin. Yeşillikler içinde, yazının en başında belirttiğim gibi, buranın bir kompleks olduğunu kanıtlayan bir kısım yapıya ait temel kalıntılarını görebilirsiniz. Aracınızı park ettiğiniz otopark bölümünün olduğu yerden ise, gitmeden önce Hattuşaş şehrinin uzaktan manzarasını görebilirsiniz.

HATTUŞAŞ-HATTUŞA-BOĞAZKALE

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: Hattuşaş: Anadolu kültür tarihi içinde, büyük bir imparatorluğun başkenti oluşu nedeniyle önem kazanmaktadır.

Tarihi Süreç

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: Bölgedeki ilk yerleşim izleri: Kalkolitik (Taş) dönemine, yani MÖ 5000 yıllarına kadar iner. Bölgenin ilk yerli halkı Hattiler’dir.

Hattiler, burada bir şehir kurmuşlar ve bu şehre “Hattuş” ismini vermişlerdir. Bu ismin yani şehrin isminin anlamı “Gümüş” demektir. Bu şehir ve Hatti uygarlığı: MÖ 1700 yılında, ilk Hitit kralı Kuşşara Anitta tarafından yakılır-yıkılır. Bulunan bir Hitit belgesine göre: kral Anitta; burada yakıp yıktığı şehirle ilgili olarak; “Benden sonra gelecek kral Hattuşaş şehrini yeniden kurarsa, tanrının fırtınasıyla vurulacaktır” diye lanetlemiştir.

Ancak kralın ölümünden kısa bir süre sonra: yaklaşık MÖ. 1700’lerde, burada “Hattuşaş” adıyla yeniden bir şehir ve MÖ 1600’lerde Kral I. Hattuşili (MÖ 1665-1640) tarafından, Hitit İmparatorluğunun başkenti yapılır. Çünkü kral I. Hattuşili: Anadolu’da ilk kez, merkezi bir krallık kurmuş ve geniş bir coğrafi bölgeyi, politik ve kültürel açıdan etkisi altına alabilecek büyük bir devlet kurmayı başarmıştır.

Hititler: her ne kadar savaşçı karakterleriyle tanınsalar da, birçok bölgedeki devletleri anlaşmalar yolu ile vergi vermekle yükümlü kılmışlar ve bu bağımlı krallıklar, kendi iç işlerinde belirli bir serbestlik içinde yaşamışlardır. Yeni kurulan Hitit devletinin başkenti seçilen Hattuşaş: başlangıçta sadece 75 hektarlık bir alanı kapsıyordu.

Şehir başkent seçildikten sonra, büyük bir anıtsal yapılaşma görülür. Şehir, başkent yapıldıktan sonra: şehirde büyük bir anıtsal yapılaşma görülür. 2 kilometre genişliğindeki şehir, saray, tapınaklar ve mahalleleriyle, MÖ 13’ncü yüzyıldaki eski haline döner.

Din ve Tapınaklar

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: Hattuşaş şehri, Hitit imparatorluğunun hem idari başkenti, hem de ülkenin dini merkeziydi. Hitit metinlerinde, Hattuşaş ülkesi “Bin Tanrılı Ülke” olarak belirtilir. Bu tanrı çokluğu: bir gelenekten kaynaklanır. Hititler, diğer ülkelerin, özellikle de yendikleri komşularının tanrılarını, kızdırıp gazaplarına uğramaktan korktukları için, armağan ve dualarla, saygılarını dile getirir ve kendi tanrıları arasına katarlardı.

Ayrıca, her şehrin koruyucu bir tanrısı vardı. İmparatorluğun çeşitli şehirlerinde tapınılan bu tanrılar için: başkent Hattuşaş şehrinde de tapınaklar bulunuyordu ve bunlardan 31 tanesi gün ışığına çıkarılmıştır. Aşağı şehirde, ülkenin en yüksek tanrıları olan Fırtına tanrısı ve Arinna’nın Güneş Tanrıçasına adanmış, “Büyük Tapınak” vardır. Hitit tapınakları: sadece tanrıların evi değil, aynı zamanda kendi toprak ve işlikleri olan ve bunları kendi personeliyle işleten kurumlardı.

Hattuşaş ve Yazılıkaya kazı çalışmaları

Kazı çalışmaları

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: 1834 yılında arkeolog ve mimar Charles Texier: Orta Anadolu’da bir keşif gezisine çıkar. Antik yazarlardan Strabon’un sözünü ettiği Galat kavmi Trokmilerin başkenti Tavium’u ararken, 28 Temmuz’da Boğazköy’e gelir.

Texier, harabelerin ölçümlerini yapıp kent planını çıkarır, kent kapılarının ve şehir surlarının resimlerini çizer. Onu en çok heyecanlandıran şey: Yazılıkaya’daki kabartmalar olur.

Texier’in yayınladığı çizimlerden etkilenen W. Hamilton, 1836 yılında Boğazköy’e gelir. Hamilton Yazılıkaya ve Büyük Tapınağın çizimlerini yapar, o da buranın Tavium olduğunu düşünür.

20 yıl kadar sonra Afrika kaşifleri Heinrich Barth ve Andreas David Mordtmann: Boğazköy’e gelirler. Onlar da buranın Pteria olduğunu savunurlar. 1861 yılında, Boğazköy’e gelen gurup arasında yer alan Georges Perrot, Edmont Guillaume ve fotoğrafçı Jules Delbet, Yazılıkaya’nın çizimlerini yapıp fotoğraflarını çeker.

1864 yılında ise bölgeyi ziyaret eden İngiliz misyoner Henry Van Lennep çalışmalarını 1870 yılında yayınlar. Daha sonra 1882 yılında Bergama kazısını yapan Karl Humann Boğazköy’ü ziyaret eder ve Yazılıkaya’daki kabartmaların kalıbını çıkarır, kent planını çizer.

1893-1894 yıllarında Ernest Chantre, ilk sistemli kazılara başlar. Chantre, Yazılıkaya, Büyük Tapınak ve Büyükkale kazılarında, pişmiş toprak kaplar yanında Akadca yazılmış tablet parçaları bulur. Bu tabletler Asur uzmanı Hugo Winckler’in dikkatini çeker.

1906 yılında ilk bilimsel kazı çalışmalarına İstanbul Arkeoloji Müzesi adına Theodor Makridi Bey ile birlikte Hugo Winckler tarafından başlanır. İlk kazı sezonunda bulunan tabletler arasında, anlaşma taslakları ve Mısır Firavunu 2’nci Ramses ile Hitit Kralı 3’ncü Hattuşili’nin birbirlerine yazdıkları mektuplar vardır. Bundan da anlaşılır ki, burası, Hatti ülkesinin, Hitit İmparatorluğunun başkenti Hattuşaş’tır.

Bu keşif ilgili çevrelerde heyecan uyandırır ve sonraki yıl, ikinci kazı mevsimi gerçekleştirilir. Aynı yıl, kazı ile birlikte toprak üstünde gözle görülebilen bina ve şehir suru kalıntılarının ölçümü ve fotoğraflarla belgelendirilmesine de ağırlık verilir. Ayrıca 1996 yılına kadar geçerliliğini koruyan topografik plan çıkarılır.

Makridi ve Winckler: 1911-1912 yıllarında da kısa bir süre çalışırlar, ardından 1913 yılında Winckler’in ölmesi, 1’nci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nın patlak vermesi ile kazı bir süre sekteye uğrar. Bu zaman içerisinde tabletlerle ilgili çalışmalar müze depolarında devam eder.

1931 yılında, Hitit başkentinin araştırılmasında yeni bir dönem başlar. Kazı başkanı olarak Kurt Bittel atanır. Bittel o yıl, bir ay sürecek olan kazılara Büyükkale’de devam eder ve önemli sonuçlar elde eder. Kurt Bittel’in 1931 yılında başlayıp 1978 yılına kadar devam ettirdiği ve birçok önemli sonuçlar elde ettiği Boğazköy kazılarına 1978 yılından itibaren Peter Neve başkanlık eder.

1993 yılı sonuna kadar kazıları yürüten Dr Peter Neve’nin ardından, 1994-2004 yılları arasında, Dr Jurgen Seeher başkanlığında sürdürülen kazılar, 2005 yılından itibaren Doç Dr Andreas Schachner başkanlığında devam etmektedir.

Hattuşaş
Hattuşaş
Hattuşaş
Hattuşaş

 

GEZİ

Evet, Yazılı Kaya bölümünü gezdikten sonra, Tabelaları takip ederek, Huttaşa şehrinin kalıntılarının bulunduğu yere kolaylıkla gelebilirsiniz.

Öncelikle bilmeniz gerekir ki, şehir yürüyerek değil, araçlar ile geziliyor. Yani: şehrin içinde bir yol güzergahı var ve bu güzergah üzerinde, önemli yerlerde aracınızı park ederek, rahatlıkla gezebiliyorsunuz. Ama elbette önce giriş kapısından bilet almak gerekiyor.

2020 yılı itibarıyla giriş ücreti 12 TL. dir, sadece kişilere giriş ücreti alınıyor, yani araç için ayrı ücret yok, müze kart geçerli, 65 yaş üstü giriş ücreti ödenmiyor. Giriş bileti alırken, size bir de gezi güzergahını belirleyen küçük bir harita veriliyor. (gayet güzel bir uygulama)

Hattuşaş Aşağı şehir temsili surlar
Çorum Boğazkale  Hattuşaş Aşağı Şehir

 

HATTUŞA ŞEHRİNDE GÜNLÜK YAŞAM:

Hattuşa şehrinde bugüne kadar yapılan kazılar bölümünde, konut ve işlik olarak kullanıldığı anlaşılan birçok mahalle tespit edilmiştir. Bu mahalleler şehrin küçük bir bölümünü oluşturuyordu. Bu konutlarda ele geçen buluntulara göre: şehrin ekonomik hayatında tarım ve zanaat ve ticaretin önem kazandığı düşünülür. Ancak konutlar ve işliklerin büyük bölümü, şehir surları içinde değildi. Aşağı şehirde, Büyük Tapınağın batısında, bir konut alanı tespit edilmiştir. Yukarı şehir ve Sarıkale’nin batısında ise, vadide tek tük ev kalıntıları bulunmuştur. 

 

AŞAĞI ŞEHİR

Surlar

Evet biletinizi alıp, içeriye girdikten sonra, ilk ilginizi çeken yapı: hemen soldadır. Bu görseli anlatmadan önce, Hattuşaş şehrinin surlarından söz etmek istiyorum.

Çivi yazılı bir metinde, MÖ 16’ncı yüzyıl başlarında, Hitit kralı I Hantili döneminde, Hattuşa şehrinde bir sur inşa edildiği belirtilmektedir. Arkeolojik araştırmalarda, Büyükkale’nin aşağı kısmında bulunan poternli surun güneydoğu bölümündeki yapının, Büyükkale’nin kuzeybatı yamaçtaki silolarla olan bağlantısı, MÖ 17’nci yüzyılın sonları ya da MÖ 16’ncı yüzyılın başlarında inşa edildiğini gösterir.

Surların özellikleri:

Sur duvarları çoğu zaman, yığma toprak setler üzerine yapılmıştır. Surlar sandık duvar tekniği özelliğini taşır. Buna göre, öncelikle birbirine paralel iki duvar yapılır. Bunlar, dikey ara duvarlarla birbirine bağlanır. İki duvar arasında oluşan bölümlere, destek dolgusu olarak toprak, taş ve kerpiç artıkları doldurulur. Böylece sur kalındığı arazinin yapısına göre yer yer 3.5 metre ile 8 metre arasında değişirdi.

Zaman içinde, kentin gelişimine göre, bölümler halinde inşa edilen Hattuşa surları, MÖ 13’ncü yüzyılda 7 km uzunluğa sahipti. 

 

Sur duvarlarının özellikleri:

Taş kaideler üzerine, kerpiç tuğlalarla örülmüş üst yapı vardı. Bu üst yapıda, yükseklik 8 metreye kadar çıkabiliyordu. 

 

Surlarda bulunan kulelerin özellikleri;

Surların üzerinde, 30-40 metre aralıklarla yerleştirilmiş kuleler vardı. Ancak bu kuleler, normal duvar seviyesinden daha yüksekti. Gerek sur duvarları ve gerekse kulelerin üstü, yuvarlatılmış mazgal dişleriyle donatılmıştı. Bu siperler, kentin savunucularını, aşağıdan atılacak oklardan koruyordu. 

Sur kulelerinde, çok sayıda büyük pencere bulunuyordu. Kulelerdeki bu pencereler ve bunların olası biçimleri hakkında ayrıntılı bilgi yoktur.

Aşağı Şehirdeki Sur:

MÖ 17’nci yüzyıl sonlarında yapılan poternli sur, Aşağı şehri güvence altına almıştı. Büyükkale’nin kuzeybatı yamacına inşa edilmişti. Bununla bağlantılı silo kompleksi de, aynı döneme aittir ve Hitit döneminin ilk kapsamlı inşa programını oluşturur. 

MÖ 16’ncı yüzyılda yoğun bir yerleşime sahip olan Yukarı şehrinde, o dönemde bir sur hattı bulunduğu varsayılmaktadır. 

Hattuşaş temsili kent surları
Hitit kent surunun ayağa kaldırılması

Hitit kent surunun iki kule ve üç duvar gövdesinden oluşan 65 metrelik kısmının ayağa kaldırılması projesi 2003-2005 yılları arasında tamamlanmıştır.

Bu kısım için gerekli 64 bin fırınlanmamış kerpiç tuğla, kazılardan elde edilen Hitit kerpiçlerinin boyutları esas alınarak yalnız kerpiç toprağı, saman ve su kullanılarak, geleneksel metotlarla üretilmiştir.

Sağlamlaştırılan taş temelleri üzerine, Hitit modelleri örnek alınarak örülen duvarlar yine aynı malzemeyle sıvanmış, üst kenar mazgal dişleriyle donatılmıştır. Kazılarda bulunan kil modellerden elde edilen bilgilere göre, kuleler iki katlıydı. Tuğla, harç ve sıva için yaklaşık 2400 ton kerpiç toprağı ile yaklaşık 100 ton saman ve ortalama 1500 ton su, ayrıca dolgular ve rampalar için yaklaşık 1750 ton dolgu toprağı kullanılmıştır. Gerek duvar bedenleri ve gerekse kulelerin üstüne, su geçirmezlik özelliğinden dolayı hem Hitit döneminde, hem de halen günümüzde düz damlara serilen ve bölgede “çorak” adı verilen malzeme serilerek sıkılaştırılmıştır.

Hesaplanan iş gücüne göre: Hitit döneminde, 1000 işçi, 1 yılda şehir surlarının sadece 1 kilometrelik bölümünü yapabilmiştir. Yani 6.5 kilometrelik şehir surları, 1000 işçi tarafından, muhtemelen 7 yılda bitirilmiştir.

Böylesine anıtsal bir kerpiç yapı, dünyada ilk kez gerçek boyutlarında, yerinde, yeniden inşa edilmiştir. Oluşturulan üçüncü boyut sayesinde, Hitit mimarlığında hakim malzemenin aslında kerpiç olduğunu ve bu malzemeden yapılan binaların anıtsal boyutlara ulaşabileceğini ziyaretçilere aktarmak mümkün olmuştur.

Hattuşaş’ın 6.6 km uzunluğundaki dış surlarının ancak yüzde birinin ayağa kaldırıldığı düşünülürse, Hititli yapı ustalarının üstesinden geldiği projenin boyutlarının ne kadar olağanüstü olduğu ortaya çıkmaktadır.

Evet, burayı uzaktan görüp gezimize devam ediyoruz. (yanına gitmenize gerek yok, içine girilmiyor)

Araçla ilerlemeye devam ediyoruz.

Çorum Boğazkale  Hattuşaş Aşağı Şehir 1 Nolu Tapınak-Büyük Mabed-Depo alanları
1 Nolu Tapınak-Büyük Mabed-Depo alanları

Hemen önündeki otoparka aracınızı bırakabilirsiniz.

Hattuşaş Büyük Tapınak Aslanlı Küvet
Hattuşaş Büyük Tapınak Aslanlı Küvet

 

Genel özellikleri:

Aşağı şehrin tam ortasındadır. Hattuşa şehrindeki en önemli tapınaktır. Ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Çünkü inşa yazıtı yoktur. Ancak, MÖ 13’ncü yüzyıl ortalarında hüküm süren Büyük Kral III Hattuşili tarafından yaptırıldığı düşünülüyor. MÖ 1200 civarında tüm şehirle birlikte yok edildi. Yapım tekniği ve iki “adyton” yani kutsal alan bulunması nedeniyle, Hitit tapınak mimarisinde önemli bir yere sahiptir. Kült odaları, birbirine paralel yerleştirilmiştir. 

Büyük tapınak, titizlikle işlenmiş büyük taş levhalarla döşeli 5-8 metre genişlikte bir sokak ve bunun gerisinde bulunan bir dizi yapı ile, şehrin geri kalanından ayrılmıştır. Bu düzenleme, tapınağın hem İmparatorluğun dini merkezi olma konumunu, hem de ekonomik önemini vurgular. 

Hattuşaş Büyük Tapınak Aslanlı Küvet
Aslanlı Küvet:

Tapınağın hemen önünde, yekpare yani tek parça taştan oyulmuş su teknesi bulunuyor. Uzunluğu 5.5 metredir. Bu dikdörtgen küvet, iki köşesine oyulmuş aslan başlarından dolayı “Aslanlı Tekne” olarak anılmaktadır. Hattuşa sfenkslerinde olduğu gibi, bu tekne üzerinde de aslan figürünün işlenmesi, hem mimari bir donatı unsuru olarak, hem de Anadolu kültür tarihinde aslan figürü kullanımı açısından önemlidir. Kuvvet ve güç temsilcisi olarak kabul edilen aslanlar, Hititlerin özellikle anıtsal mekanlarında tasarladıkları ön avlulu girişlerde kullanılmıştır. 

Taş tekne üzerinde herhangi bir akıntı deliği yok, bu yüzden su teknesi olarak kullanıldığı kabul edilmiştir. Büyük Tapınakta karşılaşılan bu Aslanlı Tekneden sonra, yine bu alanda zemine gömülmüş bir su teknesi daha bulunmuştur. Bu su teknelerinin işlevleri kesinleşmemiştir. 

Muhtemelen: dini ritüellerde önemli rol oynamıştır. 

Şaşırtıcı bir gerçek, bu aslanların tıpkı Geç Asur aslanları gibi, beş bacaklı olmalarıdır. Günümüzde, üzerindeki taş keski izlerine göre, Roma/Bizans döneminde taş ustaları tarafından parçalanarak tahrip edilmiş ve ne yazık ki bir kısmını da alıp götürmüşlerdir. 

Tapınak yanındaki cadde:

1967-1968 yıllarında tapınağın güney kısmında yapılan kazılarda, tapınak alanının güneybatı cephesi boyunca, sert kireçtaşından büyük levhalarla döşeli, 8 metre genişliğinde bir cadde ortaya çıkarılmıştır. 

Hattuşaş Büyük Tapınak Gabro Taşı
Gabro Taşı-Yeşil Monolit TAşı:

Yeşil gabro taşının, yazılı kaynaklarda herhangi bir kayıt olmasına rağmen, kültsel bir anlam taşıdığı düşünülür. Gabro taşı: koyu zeytin yeşili renkli bir taştır. Bu taş, serpantinit veya nefrittir. (yeşim) Temini ve nakliyesi bu kadar zor olan bu taşın, sadece tapınağın en kutsal iki mekanında ve avludaki münferit bir yapıda kullanılmış olması, bu alanların özel anlam ve kutsallığını ifade eder. Evet, tapınağın avlusunda bulunan bir yapının duvarlarının taş kaidelerinde gabro taşı kullanılmıştır. Bu alan, tapınağın kireçtaşından yapılan diğer bölümlerinden ayrılır. Hitit yazılı metinlerinde sık olarak kutsal taşlardan söz edilse de, hiç birinde yeşil renkte olduğu belirtilmez.

Günümüzde yekpare yani tek parça ve büyük boyutlu bir gabro taşı bloğu, tapınağın önünde, özenle düzleştirilmiş olarak durmaktadır. Ancak bu blok, orijinal yerinde değildir. Çünkü hemen yakınındaki eşik taşından da anlaşılacağı gibi taban seviyesinin altında durmaktadır. 

Gelelim bu taş hakkındaki söylentilere: bu yeşil taş, Boğazköy yöresinde bulunan bir taş türü değildir. Bu taşın, Mısır’da bulunduğu ve Kadeş anlaşmasının ardından, II Ramses tarafından hediye olarak gönderildiği söylenir. Hatta taşın “Nefertiti Taşı” olduğu ve Kraliçe Nefertiti tarafından hediye edildiği de söylenmektedir. Taş ışığı yansıtır ve dokunan bir çok kişi, taşın garip bir enerji verdiğini söylerler. Neyse, taş günümüzde ziyaretçiler için bir dilek taşı haline gelmiş, siz de taşa dokunarak bir dilekte bulunabilirsiniz. 

Hattuşaş Büyük Tapınak giriş merdivenleri ve iki yanda muhafız kuleleri

 

Hattuşaş Büyük Tapınak, giriş holü ve avlu
Hattuşaş Büyük Tapınak avlu
Hattuşaş Büyük Tapınak
Mimari özellikleri;

Tapınağın eni 42 metre ve uzunluğu 65 metredir. Ölçüleri küçük olmasına rağmen, yapım ayrıntılarıyla diğer tapınaklardan üstündür. Özellikle, yapıda kullanılan “monolitik” taşların büyüklüğü hemen göze çarpar. Toplam kapladığı alan 2730 metre karedir. Yan binalarla birlikte, toplam alanı 14.500 metre karedir. Tapınak kompleksi, belirgin bir simetriye sahiptir. Sadece, kuzeybatı köşede, dışa taşan bir bölüm vardır. 

Teras:

Tapınak, 8 metreye kadar molozlarla yükseltilmiş bir terasın üzerindedir. Bu yüzden, bu alandaki daha eski yapı katları toprak altında kalmıştır. 

Duvarların kaideleri:

Duvarların kaidesinde, devasa kireç taşı bloklar kullanılmıştır. Bunların ağırlıkları 20 ton ve üzerindedir. Hatta en büyük blok 40 ton civarındadır. Kalker blokların uzunluğu 5 metreyi bulur. Bu büyüklükteki yapı blokları, şimdiye kadar başka bir Hitit yapısında görülmemiştir.

Devasa taş bloklar, muhtemelen Hattuşa şehrinin yaklaşık 8-10 km güneydoğusunda dağlık alandaki taş ocağından elde edilmiştir. Tabii bu durumda bu büyük taş bloklar buraya nasıl getirilmiştir sorusu akla gelir. Bu devasa blokların, bu engebeli arazi üzerinden ve muhtemelen hatta kışın donduğu bilinen “Budaközü” deresi yolu ile Hattuşa şehrine taşındığı düşünülmektedir.

Hatta bu hat üzerinde, Hattuşa şehrinde kullanın gabro taşı bloklarından koptuğu anlaşılan kırık parçalara rastlanılmıştır. Bu taş bloklar, oldukça ince işlenmiştir ve muhtemelen “demir” ile şekillendirilmiştir. Ancak Hitit döneminde, demir ender bulunur bir malzemeydi. Bunun yerine, bronzdan yapılmış çekiç ve keskiler kullanılıyordu.

Ancak bunlar da taşın işlenmesi için yeterince sert değildi. Bu yüzden Hititler, taş malzemenin işlenmesi için “diyorit” ve başka sert kayaçlardan yapılmış vurgu ve çekiç taşları kullandılar. Bu çekiç taşlarının içlerine, genellikle ince bir sap yerleştirmek için delik açtılar.

Bu yüzden hem çekici tutmak kolaylaştı, hem de aletin darbe gücü arttırıldı. Günümüzde taş blokların yüzeyinde “beyaz nokta” şeklinde çekiç izlerini görebilirsiniz.

Duvar kaidelerinin bir bölümünde, geniş gömme ayaklar var. Ancak bunlar günümüzde sadece taş kaidelerinin alt kısmında görülebilir. Ancak bu çıkıntıların, aslen kerpiçten yapılmış duvar örgüsünde de devam ettiği tahmin edilir. Bu görsel çıkıntı, büyük duvar yüzeyini, görsel olarak bölümlere ayırır. Böylece, yapıya daha anıtsal bir görünüm kazandırılır. 

 

Taş blokların birbiri üzerine yerleştirilmesi tekniği:

Blokların birbirine bağlanacak şekilde yerleştirilesi için yüzeyleri düzleştirilmiştir. Duvarların sağlamlığını arttırmak için, taş bloklar, kalın bronz dübellerle birbirine sabitleniyordu. Bunun için öncelikle ana kaya üzerinde, taş bloğun oturacağı büyüklükte bir yatak yapılırdı. 

Dübel delikleri:

Buraya matkapla dübel delikleri açıldı. Bu dübel delikleri, boru şeklinde tunç matkaplar ile, su ve kum yardımıyla taşa oyulurdu. Delme işleminde, döndürülen bir metal boru yardımıyla, taş halka biçiminde kesilirdi. Sonra ortada kalan çekirdek denen taş kütlesi kırılarak çıkarılırdı. Buna göre ahşaptan yapılmış bir düzenek içine, bronz matkap borusu yerleştirilirdi.

Bir ip yardımıyla bu boru ileri geri  döndürülürdü. Delinen noktaya kireçtaşı üstünde 3 cm çapında bir boru ile yaklaşık 10 dakika içinde 1-1.5 cm lik bir derinliğe ulaşılır.

Sonra ana kayadaki deliklere karşılık gelen noktalara, taş bloklarda, matkapla açılan deliklerin içine bronz dübeller yerleştirilir. Böylece taş bloğun ana kayaya sabitlenmesi sağlanır. 

Günümüzde bu taş kaidelerin her yerinde, ahşap veya bronz dübeller ile açılan dilekleri görebilirsiniz. Kapıların birinde ise kritik noktalarda, taşın taşa dübellendiği açıkça görülebilir. İki köşe bloğu arasında bulunan yatay bir aralıktan bakıldığında, iç kısımda dikey olarak duran ve erozyona karşı yaklaşık 3300 yıldır kaymayı önleyen bir tunç dübel görülebilir. 

Duvarlar:

Taş kaidelerin üzerinde duvarlar var. Duvarlar, tahta çerçeve ile desteklenen kerpiç tuğlalarla örülmüştür. Duvarların sıva katmanları, yer yer damarlara ayrılmıştır ve muhtemelen çoğu zaman boyalıydı. 

Evet şimdi tapınağın genel planı ve gezimize başlayalım.

Tapınağın ana giriş kapısı, güneydoğudadır. Merdivenle çıkılan giriş kapısının sağında ve solunda, küçük odacıklar vardır. Bunlar muhtemelen kapı nöbetçilerin odalarıydı. 

Kapılar ve geçitte: masif bloklardan yapılmış üç büyük eşik vardır. Kapı kanatları, ağır ve ahşaptır.

Kapıların eşik taşı üzerinde oluşturduğu dönme izleri, günümüzde de görülebilir. 

Kapı: büyük yassı taşlarla döşeli tapınak yoluna açılır. Dini bayramlarda alaylar, bu kapının içinden geçerek kutsal alanı çevreleyen avluya girerlerdi. 

Bu avluda toplanan, renkli giysili büyük kalabalıklar: bayraklar, müzik ve tütsülerin yarattığı mistik atmosferde: ilahiler söyleyerek kurban ve diğer dini törenleri yapıyorlardı.

Tapınağın diğer kapıları ise: biri güney cephesinde, biri batıda ve biri doğuda olmak üzere üç ek girişi daha vardır. Bunlar kesinlikle kutsal alana bağlı personel için ayrılmıştır. 

Anıtsal girişten hemen sonra “Avlu” var.

Avlu her zaman dikdörtgen ve tapınaklarda kült odasına yönelmiş olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Hitit yazılı kaynaklarına göre, dini törenlerin büyük bölümü tapınak avlularında yapılırdı. Tapınağın iç avlusu: kireçtaşından devasa bloklarla döşenmiştir. Avlunun boyutları: 27 x 20 metredir. Avlunun üstü açıktır, yüksek duvarlarla çevrilmiştir. Asıl kült yerleri, avlunun karşısındadır. Avluda, halen duran su giderlerini görebilirsiniz. 

Ayrıca: avlunun doğu ve batı yanında bulunan, birbirine paralel yerleştirilmiş mekanlar var. Bu mekanlara giriş, sadece avlunun güneybatı ve güneydoğu köşelerinde bulunan birer kapıdan yapılır. 

Bağımsız bir yapı-Soldaki Yıkanma/Arınma odası;

Tapınağın taş döşeli avlusunun kuzeydoğu köşesinde, Hitit tapınaklarında yapılan törenleri konu alan tabletlerde bahsedilen “Yıkanma odası evi” kalıntıları bulunmaktadır. Bu metinlere göre, kral bir kapıdan (hilammor) geçer ve bir avlu (hilas) dan geçer ve kutsallar kutsalına girmeden önce ellerini yıkar ve burada ritüel törenleri gerçekleşir. Bazı metinlere göre ise, kral ve kraliçe burada tören giysilerini giyerlermiş.

Bu bağımsız yapının temel kısmı, yeşil gabro taşından inşa edilmiştir. 

Hitit yazılı kaynaklarında sık sık kutsal taşlardan söz edilse de hiçbir zaman bunların yeşil renkte olduğundan söz edilmez. 

Yine avlunun doğu ve batı yanlarında, birbirine paralel yerleştirilmiş mekanlar var. Bu mekan dizileri, Yazılıkaya betimlerinde de görülen tanrı dizilişlerine göre tanrılara aittir. 

Bu mekanlara giriş, sadece avlunun güneybatı ve güneydoğu köşelerinde bulunan birer kapıdan yapılır. 

Sütunlu Galeri:

Gabro taşından inşa edilmiş, sütunlu bir galeriden geçerek, tapınağın kutsal alanına ulaşılır. Kutsal alan: yapay bir teras üzerinde yükselir.

Adyton-KUTSAL ALAN:

Tapınağın en kutsal bölümü olan buraya sadece sayılı birkaç rahip, kral ve kraliçeler girebiliyordu. 

Tapınağın en kutsal bölümüdür. Kült odası yer döşemesi ahşaptır. Kapı uzun duvar üzerinde açılmıştır. Kısa kenarlardan bir tanesinde, iki pencere ve bu pencerelerin arasında duvar önünde, kült betiminin yapıldığı düşünülmektedir.

Hitit tapınaklarında, sadece kısa kenarlarda değil, uzun kenarlarda da bir yada iki pencere açıldığı düşünülecek olursa ve Büyük Tapınakta da bunun uygulandığı kabul edilecek olursa, kült betiminin oda içerisinde üç ya da dört pencereden aydınlatıldığını söylemek mümkündür.

Kült odasındaki bu bol güneş ışığı kullanımı, Ön Asya’daki diğer kültürlere uzak bir kullanım biçimidir. Ancak Hitit tapınaklarındaki gün ışığı kullanımı, Hititlerin Helenlerden önce açık havada ibadet ettiklerini kanıtlamış olmaktadır.

Mezopotamya’da pencereler evlerin avlusuna bakmaktaydı fakat Hitit tapınaklarında pencereler evin dış duvarına diğer bir deyişle manzaraya doğru açılmıştır. Büyük Tapınak kült odasında, heykele gün ışığı gelecek şekilde pencereler tasarlanmıştır. 

Buradaki büyük tapınakta 2 tane Adyton bulunuyor. Bunların arasında: hem iki mekana ve hem de girişe açılan bir geçit mekanı var. 

Burada 2 cella birbirine paralel yerleştirilmiştir. Bunun anlamı: burada tapınım gören tanrıların aynı seviyede olduklarını işaret eder. 

Hangi Tanrılar tapınım görmüştür?

Mevcut veriler, büyük tapınakta hangi tanrıların tapınım gördüğünü belirtmiyor. Muhtemelen Hitit panteonunun en önemli tanrı çifti olan Fırtına Tanrısı ile Güneş Tanrıçasına adandığı düşünülür. 

Batı Cella/ Kült odası:

1960’lı yıllarda tespit edilmiştir. Ancak Roma döneminde yoğun tahribata uğramıştır. 

Doğu Cella/Kült odası:

Kuzeydoğudaki cella odası günümüze ulaşmıştır.

Her iki yanında birer pencere vardır. Ayrıca, bir kült heykeline ait olduğu düşünülen büyük bir kaide var görülür.  Kaide: koyu gri mermer bloklarındandır. Kaidenin üst kısmında, kült heykelinin içine oturtulduğu derin bir oyuk var. Bu derin oyuk, kült heykelinin boyutları hakkında fikir verir.

Kült Heykellerinin görünümü:

Yazılı kaynaklara göre, örneğin Hatti Fırtına Tanrısı: şu şekilde tasvir edilmiştir. Gökyüzünün Fırtına Tanrısı, bir erkek heykeli, altın kakmalı, oturur durumda, sağ elinde bir topuz, sol elinde sağlık sembolü olan bir işaret tutar. Erkek biçimindeki iki dağ üzerinde ayakta durur. Gümüş kakmalı, aşağısında gümüş bir kaide …………

Yazılı kaynaklarda: kült heykellerinin: altın, gümüş, bronz, demir veya üzeri bu değerli madenlerden biriyle kaplı, ahşaptan yapıldığı tespit edilmiştir. 

Hattuşaş Büyük Tapınak Depolarda bulunan küpler
Hattuşaş Büyük Tapınak Depolarda bulunan küpler
Hattuşaş Büyük Tapınak Depolarda bulunan küpler
Hattuşaş Büyük Tapınak Depolarda bulunan küpler
Depolar

Tapınak kompleksinin kuzeybatı kanadındadır.

Büyük tapınağı: 200’e yakın depo odası çevrelerdi. Bunlarda: ayinlerde kullanılan araç ve gereçler, eşyalar, çivi yazılı tabletlerin arşivleri ve erzak muhafaza ediliyordu. Ancak: tapınağın çevresindeki büyük depo kanatlarındaki 82 oda kazıldığında: bir buluntuya rastlanmadı.

Sadece kuzeybatı bölümündeki depo odalarında: yüzlerce toprağa gömülü büyük erzak küpleri bulundu. (Bunların bir kısmı günümüzde görülmektedir.)

Pişmiş topraktan yapılmış, zemine gömülmüş, oldukça büyük çömlek kaplar vardır. En büyükleri 2000 litrelik olabilen bu küpler: tapınağa vergi olarak gönderilen erzak içinde öncelikle tahıl, fasulye, yağ ve şarap depolamakta kullanılıyordu.

Tapınağın güneybatısındaki yapı kompleksi: tapınak görevlilerinin çalıştığı bir iş evi olarak kullanılıyordu. Burada merdiven kalıntıları bulunmuştur. Muhtemelen depolarının bazılarının iki katlı olduğu düşünülür. Üst katlarda muhtemelen tapınak personelinin yaşam ve çalışma odaları vardı. 

Arşiv bölümü:;

Depo kompleksinin karşı kanadındadır. Odaların bazılarında ahşap raflara yerleştirilen, tapınağın çivi yazılı kil tabletlerinden oluşan arşiv vardı. Bu bölümdeki iki depo odasında: binlerce çivi yazılı kil tabletin bulunduğu arşiv ortaya çıkarıldı.

Bu tabletler: bu arşiv odasında, tahta raflara diziliyordu. Ancak son çıkan büyük yangında: bu kil tabletler ateşten etkilenerek tuğla haline dönüştüler ve günümüze kadar sağlam olarak geldiler.

Evet tapınaktan çıkıyoruz, hemen ön bölümde bulunan otoparkta aracımıza binip, yukarı  doğru gezimize devam ediyoruz.

Hattuşaş Aslanlı Kapı
Hattuşaş Aslanlı Kapı
Hattuşaş Aslanlı Kapı

 

Hattuşaş Aslanlı Kapı
Hattuşaş Aslanlı Kapı

YUKARI ŞEHİR

Aslanlı kapı

Güneybatıdaki bu kapı: güney surunun iki anıtsal kapısından biridir. Kentin ana giriş kapısıdır. Şehre gelen ziyaretçiler, ziyaret amaçları ne olursa olsun bu kapıdan şehre girer çıkarlardı. Aşağıdaki kaide taşının ortasında bir çukur var. Bu çukura, şehre girmeden önce, şehrin koruyucu tanrılarına “kokulu yağ” ya da “sıvı” adaklar sunuluyordu. Bu sunu taşı, Anadolu’ya gözgüdür ve Truva şehri kapılarında da görülür.

Kapı: 2 kule arasındadır. Dikdörtgen planlı kuleler: 15 x 10 metre ebatlarındadır.

Kapının dış yüzeyinde: sol kulenin üst bloklarındaki kaba işçilik, bu kapı yapısının tamamen bitirilmeden kullanıma açıldığını gösterir. Bu durum, İmparatorluğun çökmesi ve burada çalışan işçilerin işi bırakmasıyla ilişkilendirilir. Veya başkentin Kral Muwatalli tarafından, MÖ 13’ncü yüzyılın ilk 30 yılı içinde, Hattuşa’dan Tarhuntassa’ya taşınması ile de açıklanabilir. 

Buna göre, Aslanlı kapının MÖ 13’ncü yüzyıl gibi nispeten daha geç bir tarihte yapıldığı düşünülür. 

Kapı: içeriye doğru açılır. Kapının dış yüzeyindeki her iki yanda bulunan pervazlarda: ön kısımda,  2 aslan yontusu görülür. Zaten kapı ismini, bu iki aslan heykelciğinden almıştır. Açık ağızlı ve içi zamanla başka bir madde ile doldurulmuş büyük gözlü aslanların, koruyucu nitelikleri vurgulanır.

Sağ yanda görülen aslan orijinaldir. Bu aslanın başının hemen solunda, sol yandaki aslandan farklı olarak: öğlen güneş ışığı vurduğunda görülebilin hiyeroglif işaretler bulunmaktadır. Sol yanda görülen aslan orijinal değildir, orijinali Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinde sergilenmektedir. Büyük ölçüde aşınmış olmasına rağmen, aslan yelesindeki ince işçilik görülebilir. Aslan yelesindeki ince detaylar, dik tutularak kullanılan bir demir kamanın küçük darbeleriyle işlenmiştir.

Büyük taş blokların oluşturduğu pervazların bulunduğu yerde: bir iç ve bir dış kapı geçidi vardır. Kapı geçitlerinde: sıkça kullanılan sivri kemerler görülür. Bu kapı geçitlerinde: büyük ahşap kapılar bulunur. Bunların dışı bronzla kaplıdır.

Kent surlarının ve kapılarının bakımı ve korunması “hazunnu” yani “Şehir bey” ine aitti. Bu kişinin görev tanımında, her akşam kapı kanatlarına geçirilen büyük bronz bir sürgü ile kapıların mühürlenmesi vardı. Bu sürgülerin oturduğu oyuklar, günümüzde Aslanlı kapı ve Kral kapasının yan duvarlarında görülebilir.

Hattuşaş Yer kapı
Hattuşaş Yer kapı
Hattuşaş Yer kapı önden sfenksli kapıya çıkan merdivenler

 

Yer kapı-Tünel

Burası şehrin güney sınırını oluşturur. Şehrin en yüksek yerindedir. Büyükkale ile birlikte şehrin neredeyse her yerinden görülebilen tek noktadır.

Aynı zamanda, bir zamanlar üzerinde bulunan 10 metre yükseklikteki sur duvarlarıyla birlikte, kentin güneyindeki bölgelerle görsel ilişiği kesmiştir. Dolayısıyla sur içinde bulunan bir kişi, düzeni Hitit kralları tarafından belirlenen ve kontrol altında tutulan, tümüyle yapay bir kent peyzajı ile baş bara kalır.

Gerek Hitit dünyasında ve gerekse eskiçağ kültürleri arasında, benzersiz bir yere sahiptir. Hattuşa şehrini tacıdır.

Günümüzde Yer kapının güneyinde bulunan ve 1980’li yılların başında çitle çevrilerek keçilere karşı koruma altına alınmış olan küçük ormanlık alan, bir zamanlar bu bölgenin büyük bir bölümünü kaplayan ve kış şartlarına dayanıklı, geniş yapraklı ağaçlardan oluşan bir ormanı barındırıyordu.

Yığma Toprak Set:

Doğal yamaca, yığma toprak yerleştirildikten sonra tepe düzleştirilmiştir.

Hitit yapı ustaları, buradaki tepeyi yığma toprak ile yükseltmişler ve üstüne şehir surlarını oturtmuşlardır. 

Yığma toprak setin, taban genişliği 80 metre, yükseklik 30 metre ve uzunluk ise 250 metredir. Bu boyutlar, yapıya çevresindeki araziye hakim bir konum kazandırır. Kuzeyden, Hattuşa şehrine gelirken, yaklaşık 20 km den fazla bir uzaklıktan (o dönemin şartlarında yaklaşık 1-1.5 günlük bir yolculuk) görülebiliyordu. Ancak yazılı kaynaklarda, yer kapı hakkında hiçbir kayıt bulunamamıştır.

Setin yüzeyi;

Yığma toprak setin yüzeyine, duvara dik açı oluşturacak şekilde “beyaz kalker taş” döşenmiştir. Kama şeklindeki taş parçaları, toprağa çakılmış ve üstü daha sonra eğime uygun şekilde düzleştirilmiştir. Yani burası “kaldırım taşı döşeli” bir sırt görünümündedir.

Hititler, burayı Mısır’da bulunan Keops piramidinden biraz daha geniş yapmışlardır. Yapının tamamı, sivri üst kısmı olmayan, devasa bir kesik piramit görümündedir. Sivri üst kısmın yerine, toplam 8 metre yükseklikteki şehir surları vardı. Bu sur duvarlarında ise, daha yüksek 4 kule bulunuyordu.

Bu görüntü, muhtemelen son derece anıtsal bir etki yaratıyordu. Yeni yer kapının bir prestij kapısı olduğu söylenebilir.

Taş döşeli bu tepenin sağında ve solunda: 81 ya da 102 basamaklı, dar ve dik merdivenler bulunur, bu merdivenler ile, vadiden Sfenksli kapıya çıkılır.

 

Genel özelliği:

Yer kapı’nın kentin dışına bakan güney yamacına: yamacı tamamen kaplayan ve birbirine bitişik yerleştirilmiş, açık renkli kireçtaşı döşemesi vardır. Bu döşeme, yer kapıya anıtsal bir görünüm kazandırır. Kente yaklaşan ziyaretçi, ister istemez, üst kısmı kesik bir piramit izlenimi uyandıran bu döşeme, gerçekten de MÖ 14’ncü yüzyıldan itibaren artan Hitit-Mısır ilişkisi doğrultusunda, Hititlerin Giza piramitlerinden etkilenmiş olabileceğini akla getirir. 

Bu yığma setteki toprağın çoğu, surun dış kesiminden çekilmiş ve bu yüzden dış kesim çukurlaşmıştır. Bu durum: yığma sete, daha anıtsal bir görünüm verir.

Setin dış yüzü taş döşelidir ve kesik piramit görünümündedir.

Dış cephede, üzerindeki beyaz kireç taşları nedeniyle, uzaktan parlak ve ihtişamlı bir görüntü vermektedir. 

 

Ne amaçla yapılmış ve kullanılmıştır?

Bu kapının: koruma değil, gösteriş amaçlı; şehrin, devletin ve dinin gücünü ve büyüklüğünü vurgulamak için yapıldığı düşünülmektedir.

Çünkü: yapay setin üzerinde, çıkışla aynı hizada, iki yanında sfenks betimleriyle süslenmiş yaya girişleri var. Öte yandan, yer kapının dış cephesi, kireçtaşı ile döşenmiş olmasına rağmen, düşman için kolayca tırmanılır niteliktedir. 

Bir diğer olasılık: söz konusu kireçtaşı döşemenin yer kapıyı oluşturan yığma toprağın kaymasını engellemek ve yağmur sularıyla birlikte, yamaçtan aşağıya akmasını önlemektir.

Anıtsal etkinin arzu edilmekle birlikte, ikinci planda kaldığı tahmin edilmektedir. 

Sonuç olarak:

Yer kapının savunma amaçlı kullanılmama sebepleri şunlardır: 

a-Her iki yanında basamaklar bulunması.

b-Oldukça kolay tırmanılabilir taş döşeli cephesi olması.

c-Aşağı potern/tünel girişinin uzaklardan görünebilir olması.

Peki, savunma amaçlı değil, yapılma sebebi nedir? Bir olasılık: yer kapının Aşağı şehirdeki tapınaklardan başlayıp Yukarı şehre uzanan tören alayları ve diğer törenler sırasında, bir nevi sahne işlevi gördüğüdür.

Yığma setin altından geçen potern ya da yer kapının orta kısmında bulunan ve kapı kanatlarında Anadolu’ya özgü kanatlı yaratıkların betimlendiği sfenksli kapının söz konusu törenlerde işlevi bilinmiyor. Ancak, geniş olmayan sfenksli kapının, yayalar tarafından kullanıldığı tahmin ediliyor.

Dini törenler:

Yerkapı tepesi yani yapay tepe: büyük olasılıkla aşağıda toplanan kalabalık için, dini ayinlerin yapıldığı devasa bir sahne görevi görüyordu. Sfenksli kapı açılır ve muhtemelen bir rahip elindeki kült simgeleriyle görünürdü. Aşağıdaki izleyiciler bu sahneyi görmek için beklerdi.

Sfenksli kapı muhtemelen sıradan bir giriş kapısı değildi. Çünkü kapıya dışarıdan ancak yapay bir tepenin iki yanındaki iki dik ve dar merdivenle ulaşılıyordu. Ancak bu iki taraftaki dik ve dar merdivenlerde dinsel geçit töreni yapıldığı düşünülmüyor.

Çünkü elinde tanrı heykeli taşıyan birinin, bu dar ve dik basamaklarda dengesini kaybetmesi, asla düşünülemezdi. Böyle bir durum kötü bir işaret olarak yorumlanırdı. Bu heykeller tanrıları betimlemekle kalmıyor, onları temsil ediyordu. Bu yüzden dinsel törenlerde bu tür riskler alınamazdı. Peki bu merdivenler ne ve kimler için yapılmıştı.

Bu sorunun cevabı bilinmiyor. Tek bilinen, bu oldukça dik merdivenlerin, yukarı çıktıkça daraldığı ve en üst noktada sadece bir kişinin geçebileceği kadar dar olmasıdır.

Yani, sanki aşağıdaki yoğun kalabalıkların sıraya girerek, bir anda değil, tek tek olacak şekilde yukarıya çıkmalarının düzenlenmesidir.

Hattuşaş Yer kapı potern-tünel
Hattuşaş Yer kapı potern-tünel
Hattuşaş Yer kapı potern-tünel
Hattuşaş Yer kapı potern-tünel

Potern-Tünel

Sfenksli kapının altında, şehre doğrudan girişi ya da çıkışı sağlayan bir geçit vardır. Eski şehrin duvarlarının altındaki benzeyen bir potern, yapay tepenin altından geçip Yukarı şehirden vadi tabanına kadar iniyor.

Muhtemelen, yığma set yapılmadan önce yani günümüzden 4000 yıl önce inşa edilmiştir.

İnşa Tekniği:

Bu potern, yapının tümü inşa edilmeden önce yapılmıştır. Tünel kiklop türü iri taşlarla, bindirme tekniğiyle yapılmıştır. Yani, eklenen her yeni taş, alttakinden biraz daha öne çıkarılarak yerleştirilmiştir. En tepeye kilit taşı olarak, sivri bir blok yerleştirildiğinde, sivri bir tonoz oluşur. Kullanılan iri taşlar, yanlarda derin bir şekilde toprağa gömüldüğü için, bu yapı tarzı oldukça sağlamdır.

Tünelin uzunluğu 71 metredir. Yükseklik 3 ile 3.5 metre arasındadır.

Neden yapılmış, ne için kullanılmıştır?

Bu tünelin; neden yapıldığı konusunda çeşitli fikirler vardır. 

Bir varsayım: düşmanları arkadan vurmak için, gizli bir geçit olabilirdi. Tünelin çıkışı uzaktan görülebiliyordu. Bu yüzden acil çıkış kapısı olduğu düşünülemez.

Ayrıca o zamanlar ok ve yayla ancak 50-60 metrelik bir mesafede hedef alınıyordu. Savunmacıların surlardan attıkları oklar, aşağıda kendi adamlarını tehlikeye düşürebilirdi. 

Muhtemelen bu yapı yani tünel, tahkim amacı taşımıyordu. Tepe; 35 derece eğimli yani dik değildir. Usta bir savaşçı koşar adımla, çok rahat tepeye çıkabilirdi. Yanlardaki merdivenler de bunu kanıtlıyor. Derinde kaldıkları için düşmanlar görünmeden buradan yakarı çıkabilirdi.

Zaten saldırganlar biraz daha sağa ya da sola kayarak çok daha rahat tırmanabilirlerdi. Çünkü bu noktalarda, surların bulunduğu tepe daha az eğimliydi. 

Ancak en güçlü görüş: şehre saldıran düşmanı arkadan çevirmek değil, kült törenleri veya geçitleri için barış döneminde şehrin kapısı olarak kullanıldığı görüşüdür.

 

Tünelin kapısı:

Dışarıdan rahatlıkla görülebilen tünelin ağzı, o dönemde bir kapı ile örtülüyordu. Tünelin dış kısmını, kürsü şeklinde öne çıkıntılı bir kapı yapısı oluşturur. Tünel kapısı bir zamanlar iki taraflı olarak ahşap kapılarla kapatılıyordu. 

Eğer tünelden geçerseniz, şehrin çam ve meşe ormanlarıyla kaplı dış kısmına ulaşırsınız. Tünelden çıkınca, yığma tepenin bittiği sola doğru yürüyün, burada taş merdivenler var, buradan yukarı çıkıp, şehrin iç bölümüne ulaşılmaktadır.

Bu merdivenlerden çıkarken: birinci bölümde 34 basamak ve ikinci bölümde 54 basamak vardır. Merdivenler uç yani tepe noktasında daralır ve buradan tek tek geçmek gerekir. Çünkü merdivenlerden çıkarak şehre girmeyi düşünen büyük kalabalıklar, daralan merdivenler sayesinde teker teker ve kontrol edilerek şehre girebilirler.

Hattuşaş Yer kapı zemin üstü döşemesi
Hattuşaş Yer kapı zemin üstü döşemesi
Hattuşaş Yer kapı potern-tünel
Hattuşaş Yer kapı merdivenleri
Hattuşaş Yer kapı merdivenleri
Hattuşaş Yer kapı önündeki ormanlık alan
Hattuşaş Yer kapı

Sfenksli kapı

Önce Hitit sfenslerinden söz etmek gerekir. Bunlar Mısır sfenkslerinden farklıydı. Çünkü Hitit sfenksleri, kadın şeklindeydi. İnsan başlı, kanatlı aslan bedenli bu melez yaratıklar, kutsal güçleri temsil ederdi. Bu durum nasıl anlaşılır.

Tamamen yuvarlak biçime sahip, içe dönük sfenkslerin miğferlerinde kutsallığın simgesi olan “boynuz” görülür. Sfenkslerde, aslan bedenlerinin ucunda, kedilere özgü kuyruk bulunur. Bunlar: Yukarı kentte, gülerek aşağı kenti selamlamaktadır. 

Evet: bu yığma setin üzerinden geçen surun orta bölümünde, üstte, toplam dört sfenksle korunan, görkemli bir “Sfenksli kapı” vardı. 

Burası sıradan bir kapı değildir. Çünkü bu kapıya, dışarıdan sadece yapay tepenin iki yanındaki iki dik ve dar merdivenden çıkılarak ulaşılır. 

Aslanlı kapı ve Kral kapıdan farklı olarak: bu kapı, iki kulenin arasında değil, kulelerden birinin içinde yapılmıştır.

Ayrıca: kapı girişlerinin üstü, sivri kemerli değil, düzdür. Sadece: dış geçit, tahta kapılarla örtülüyordu. Her 4 kapı pervazı: sfenkslerle bezelidir.

Sfenksler:

Aslanlı kapıdan farklı olarak, burada bulunan sfenkslerden, iki tanesi hatta en canlı görünenleri şehre bakıyor, yani içe dönüktür. Bu içe dönek iki sfenks, adeta bir tapınak hissi uyandırıyor. Özel günlerde rahipler, tanrıların imgelerini taşıyarak bu kapıdan geçiyor olmalıdırlar.

Diğer iki tane sfenks ise, dışa bakıyordu. Ancak günümüzde bunlardan sadece dışa bakan bir tanesi özgün konumdadır yani günümüze ulaşmıştır. Ancak ağır hasarlıdır.

Burada bulanan halen yerindeki hariç üç sfenksten ise, sadece iki tanesi günümüze ulaşmıştır. Bunlardan bir tanesi İstanbul Arkeoloji Müzesindedir. 

Sfenksler: yangında çok hasar gördüklerinden, 1907 yılında yerlerinden sökülerek Almanya’ya götürülmüşler ve daha sonra geri getirilmiş ve halen Boğazköy Müzesinde: diğer sfenksle birlikte (ikisi birden) sergilenmektedir. (Bunların bu gidip-gelme macerasını, Boğazköy Sfenksinde anlatacağım) Günümüzde: buradaki her iki sfenks de kopyadır.

İç kapının pervazlarındaki sfenksler ise, üç boyutlu olarak betimlenmiştir, büyük kanatları ve yukarı kalkık kuyrukları görülür.

İç taraftaki kapı kilitlenmiyordu. Bu durum, buranın kutsal bir yerin girişi olabileceğini düşündürür. Dış taraftaki kapı ise, belki de sadece özel durumlarda açılıyordu. Muhtemelen özel günlerde rahipler, tanrı heykellerini taşıyarak bu kapıdan geçiyorlardı.

Sfenksli kapıdan çıktığınızda: şehrin iç bölümünde, tapınak kalıntılarını-temellerini görebilirsiniz. Burada: merkezi tapınak mahallesi bulunuyor. Bu mahallenin bulunduğu dar alanda: 28 tapınak tespit edilmiştir.

Bu tapınakların çoğunda: Hitit mimarisi özellikleri görülmektedir. Bunlar: taş temeller, üstünde kerpiç duvarlar ve ahşap hatıllı dikmelerle sağlamlaştırılmış yapılardır. Yapıların boyları ve oda dağılımları: belli bir prensibe dayanmaktadır.

Yer kapı hakkında sonuç değerlendirme:

Muhtemelen taş döşeli yer kapı sırtı, daha çok şehrin, devletin ya da dinsel inancın gücünü simgeliyordu. 

Üzerlerinde surları ve kuleleriyle, çok uzaklardan görülebilen, bu bembeyaz tepe, güneyden kente yaklaşan ziyaretçiler için, ülkenin simgesi olarak etkileyici bir manzara sergilemiş olmalıdır.

Bu devasa yapının önünde, itaatkar bir şekilde içeri kabul edilmeyi bekleyen bir prensin, kendini nasıl güçsüz hissettiği kesindir.

Tüm yapı, görsel etki yaratmaya yöneliktir. 

En güçlü görüş: Yer kapının görkemli savunma duvarları, dinsel törenlerle ilgidir. Yukarı kent tapınaklarından yola çıkan dinsel alaylar, Kral kapısından geçip, basamakları çıkarak Sfenksi kapıdan geçer, oradan Aslanlı kapıdan geçerek şehre ulaşırdı.

Hattuşaş Tapınaklar Mahallesi
Hattuşaş Tapınaklar Mahallesi
Hattuşaş Tapınaklar Mahallesi
Hattuşaş Tapınaklar Mahallesi

Evet, buranın gezisiyle ilgili birkaç not vermek istiyorum. Daha az yorgunluk için: önce aracınızı bıraktığınız yerden, tünele girmeden merdivenlerle yığma tepenin üstüne çıkın, sonra Sfenksli kapı ve şehrin manzarasını seyredin, sonra kapıdan arkaya geçin, şehrin dışının görüntüsünü görün, kireçtaşı duvarı görün ve sol yana doğru yürüyün, merdivenlerden aşağıya inin, merdivenler bitince sağ yana ilerleyin, tünele girin, tünelden çıkınca, aracınızın bulunduğu yere geleceksiniz. Bu rotanın tersini yaparsanız, bayağı yorucu oluyor.

Hattuşaş Yukarı Şehir Kral Kapı
Hattuşaş Yukarı Şehir Kral Kapı

 

Hattuşaş Yukarı şehir Kral Kapısı

Kral Kapı

Büyük sur yayının, kuzeydoğu bölümündedir. Surun güneybatısındaki aslanlı kapıya benzemektedir.

Gayet iyi korunarak, günümüze kadar gelmiştir.

Kapıda: iki kapı kulesi vardır. Kapı kuleleri yaklaşık 10 x 15 metre ölçülerindedir.

Kapı kuleleri arasında, iki yüksek sivri kemer biçimli, kapı geçidi görülür. Sivri kemerli kapı geçitlerinin yüksekliği 5 metredir.

Ancak buradaki kapa kabartma resmi, diğer kapılardan farklı olarak, şehre bakan iç tarafa yapılmıştır.

İç kapının solundaki blokta: silahlarıyla betimlenen bir savaşçı kabartması bulunur. Savaşçının boyu: miğferinin ucundan, ayak tabanına kadar 2.25 metredir.

Zengin bezemeli, kısa bir etek giymiştir. Geniş kemerinde: kabzası hilal biçimli, ucu yukarıya dönük kılıç vardır. Uzun saçları, omuz üzerinden aşağıya dökülür.

Başında: büyük yanaklı ve sorguçlu miğfer görülür. Miğferin ucundan başlayan şerit, dirseğe kadar iner. Miğferin önünde, kıvrık boynuz vardır. Bu kıvrık boynuz: “tanrı” figürüdür. Bu yüzden, burada betimlenen figürün: Hava tanrısı Teşub ile Güneş tanrıçası Hebat’ın oğlu, aynı zamanda Kral IV Tadhaliya’nın koruyucu tanrısı Şarrumma olduğu tahmin ediliyor. Kral IV Tadhaliya, burada kendi koruyucu tanrısı adına, bir anıt diktirmiş olmalıdır.

Her ne kadar ahşap kapılar kapatılsa da, bunlar koçbaşı ile kırılabiliyor veya yangın çıkarıp yakılarak imha ediliyorlardı. Bunu önlemek, kapıya hücum edecek düşmanı, kapı nöbetçileri tarafından iki taraflı kıskaca almak için: ön sur duvarının yanında, bu kapıya ulaşan yolun dışa bakan yanında bir kule vardır.

Büyük sur yayının güneydoğu kesimindedir. Gayet iyi korunarak günümüze kadar ulaşmıştır,

Bu kapıda da: iki kapı kulesi bulunmaktadır. Kapı kuleleri arasında, iki yüksek sivri kemer biçimli kapı geçidi görülüyor. Ancak, burada, kapı kabartma resmi, diğer kapılardan farklı

Kapı: iki kanatlıdır, büyük ahşap kapılarla kapatılıyordu.

Ön sur duvarının yanından ilerleyerek, bu kapıya ulaşan yolun, dışa bakan yanında da kuleli bir duvar var.

Çorum Boğazkale  Hattuşaş Yukarı Şehir 2 Nolu Hiyeriglifli Oda

2 Nolu Hiyeroglifli Oda

Güney kale yakınlarında, büyük kalker bloklarda inşa edilen, iki taş oda vardır. Bunlardan, özellikle 2 No’lu odada, günümüze kadar mükemmel olarak korunarak gelmiş kabartmalar görülür.

Girişin sol bölümündeki kabartma

Burada: Hattuşaş şehrinin bilinen en son kralı ve odayı inşa ettiren kral II. Şupiluliuma görülür. Kral: burada kısa etekli, kemerinde kılıcı, sağ elinde mızrağı, sol omuzu üzerinde yayı ile, bir savaşçı olarak gösteriliyor. Ayağının ucu sivri ve yukarı kıvrık ayakkabıları, başında tanrıların tipik başlığı (önde üç boynuzu bulunan sivri külah) vardır. Boynuzların önünde: Luvi hiyeroglifleriyle kralın unvanı ve ismi yazılıdır. Burada: kralın kendisinin tanrılaştırılarak tasvir edildiği görülür. Halbuki kral, karşı duvardaki yazıttan anlaşıldığı kadarı ile hala hayatta ve aktiftir.

Yukarı şehirde; güney kale yakınlarında, büyük kalker bloklarından inşa edilen, iki taş oda bulunmuştur.

Bunlardan, özellikle 2 No’lu odada günümüze kadar mükemmel olarak korunagelmiş kabartmalar görülmektedir.

Çorum Boğazkale  Hattuşaş Yukarı Şehir Arka Duvar
Arka duvar

Burada güneş tanrısı tasvir edilmiştir. Uzun mantolu, ucu sivri ve yukarı kalkık ayakkabılı, sol elinde güç sembolü olan kıvrık değneği görülüyor. Başı üzerinde: kanatlı güneş kursu bulunuyor. Bu nedenle: Güneş tanrısı olduğuna inanılıyor ve sağ elinde biraz değiştirilmiş, Mısır hayat sembolü olan “Anklı” tutan tanrı, hayat verici özelliktedir.

Çorum Boğazkale  Hattuşaş Yukarı Şehir Nişantaş
Çorum Boğazkale  Hattuşaş Yukarı Şehir Kral Kapı Nişantaş

 

Nişantaş

Hemen hiyeroglif odasının karşısındadır.

Burada: üzerinde büyük bir yapı bulunan kaya bloğu görülür. Kaya bloğunun üstünde: kayaya işlenmiş, temel yataklarından ve günümüze ulaşan tek tük taş bloktan: yapının duvarlarının doğrultusu görülür. Kaya bloğu üstündeki bu yanının işlevi bilinmiyor.

Burada bir yazıt vardır. Kayalık ismini: Luvi hiyerogliflerinde yazılmış bu yazıttan alıyor. Yazıt; 8.5 metre uzunluğunda ve 11 satırdan oluşmaktadır. Yazıt: kaya yüzeye işlenmiş, ancak açıkta kaldığından, günümüze kadar olan süreçte oldukça aşınmıştır. Bu yüzden, yazıtın içeriği tam olarak anlaşılmıyor. Bilinen tek şey: yazıtın Hattuşaş’ın bilinen son kralı II. Şappiluliuma’ya ait olduğudur.

Evet, araç yolu üzerinde ilerlediğimizde: karşımıza çıkan yapılar şunlardır:

Nişan taşın kuzeyinde Büyük kale-kral sarayının hemen önündeki alanda: bazı resmi binalara ait olduğu sanılan kalıntılar görülür.

Asfalt yolun batısındaki alanda: Batı yapısı vardır. Batı yapısının, sadece bodrum katına ait birkaç duvar, günümüze ulaşmıştır. Bu bodrum odalarında: 3000’den fazla “bulla” adı verilen, Hitit büyük krallarına ve memurlarına ait, kil üzerine mühür baskısı bulunmuştur. Bullalar: belge ya da malların resmileştirilmesini sağlıyordu. İp ya da deri ile bağlanıyor ve buraya konan kil topağı üzerine mühür basılıyordu. Yangın sonucu, her şey yanıp kül olmuştu. Ancak ateşte pişerek sertleşen bullalar, günümüze kadar korunarak ulaşmıştır.

Hemen Hiyeroglifli odanın karşısındadır.

Burada, üzerinde büyük bir yapı bulunan kaya bloğu görülüyor. Kaya bloğunun üzerinde: kayaya işlenmiş, temel yataklarından ve günümüze ulaşan tek-tük taş bloktan, yapının duvarlarının doğrultusu görülebilmektedir. Kaya bloğu üstündeki bu yapının işlevi bilinmiyor.

Büyük Kale-Saray

Burası: eski şehrin en yüksek yeri, şehre ve kuzeydeki ovaya tamamen hakim durumdadır. Şehrin asıl merkezi burasıdır. Buradaki en eski yerleşim izleri, Tunç Çağı’na kadar gitmektedir. Bugün görülen yapıların çoğu: MÖ 13’ncü yüzyıldaki, surun genişletilmesine paralel olarak yürütülen imar çalışmalarının ürünüdür.

Burada Hitit krallarının sarayı bulunuyordu.

Kalenin dört tarafı: sarp kayalıklarla ve surlarla çevrilidir. Burada: kraliyet ailesi yapıları vardı. Direkli galerilerle çevrili avlular, konutlar, depo binaları ve büyük bir kabul salonu olan büyük bir saray kalıntısı ortaya çıkarılmıştır. Büyükkale’ye ulaşım: bugün kullanılan modern merdivenlerin hemen altında, sağ tarafta görülen, restore edilmiş iki duvarın tuttuğu ve Nişan taş önlerinden başlayıp bu bölüme kadar uzanan rampa ile sağlanmaktaydı.

Büyük kalenin asıl önemi: Hitit ve Anadolu tarihini aydınlatan, 30 binden fazla çivi yazılı kil tabletin burada bulunmuş olmasıdır.

Boğazköy  Müzesi
Boğazköy  Müzesi Bahçesi Hitit savaşçı arabaları replikaları

 

BOĞAZKÖY MÜZESİ

Hattuşaş ve Yazılı kaya;

Boğazkale ilçe merkezinde bulunmaktadır. Ancak, müzeyi bulmak zor. Ben şahsen müzeyi ararken, biraz dolaştım ve birkaç kişiye sormak zorunda kaldım. Peki, niye yetkililer müzeye gidiş yolunu belirleyen birkaç “Tabela” koymazlar?

Müze: 12 Eylül 1966 tarihinde ziyarete açılmıştır. Burada: Hattuşaş kazılarında ortaya çıkarılan ve çevreden müzeye gelen eserlerin depo ve sergilemesi yapılmaktadır.

Hitit  dönemine ait eserlerin ağırlıklı olduğu müzede: Kalkolitik, Eski Tunç, Hitit, Frig, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler de sergilenmektedir.

Müzeye giriş ücreti 5 TL, ama müze kartı geçerlidir. Özellikle çalışanlar mükemmel insanlar, tertemiz bir müze, gezmenizi öneririm. Müzede, ana binanın arkasında tertemiz tuvaletler var.

Boğazköy  Müzesi Bahçesi

 

Bahçe

Müzenin bahçesinde: Roma ve Bizans dönemlerine ait, mezar taşları ve mezar stelleri bulunuyor. Yani, pek de fazla ilgi çekmeyen taş eserler var.

Boğazköy  Müzesi
Boğazköy  Müzesi Kil Tablet
Boğazköy  Müzesi Kil Tablet

Birinci Salon

Burada: kalkolitik, Eski Tunç ve Asur Ticaret kolonileri çağına ait pişmiş toprak eserlerin sergilendiği vitrinler ve bu salondan, büyük salona geçilen bölümde ise Yazılıkaya’dan getirilen Tanrıça İştar kabartması bulunmaktadır. Müzenin en önemli eseri bence budur.

Boğazköy  Müzesi Sfenks
Boğazköy  Müzesi Sfenks
Boğazköy  Müzesi Sfenks
Boğazköy  Müzesi Sfenks

 

Bunun  dışında, hemen girişte: Hattuşaş bölgesinin Sfenksli kapısından sökülerek buraya getirilen iki sfenks görülebilir. Bunlardan özellikle bir tanesi, 1907 yılından onarılmak üzere götürüldüğü Almanya’dan, geçen yıl gelmesiyle anavatanına kavuşmuş olması nedeniyle ilgi çekmektedir.

Bu sfenkslerin daha ayrıntılı hikayesini yazının sonunda bulabilirsiniz.

Boğazköy  Müzesi
Boğazköy  Müzesi
Boğazköy  Müzesi
Boğazköy  Müzesi
Boğazköy  Müzesi

İkinci salon

Hattuşaş ve Yazılı kaya;

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: Burada, kronolojik olarak yapılan teşhir düzenlemesinde, Asur Ticaret kolonileri çağı ile eski Hitit dönemine ait büyük boy gaga ağızlı testiler ve bunların buluntu durumlarını gösteren fotoğraflar bulunmaktadır. Bu vitrinlerin devamındaki vitrinlerde ise Eski Hitit ve İmparatorluk dönemlerine ait pişmiş toprak ve taş eserler, Frig dönemine ait boyalı seramik kaplar, fibulalar, Roma dönemine ait pişmiş toprak ve cam eserler, Bizans dönemine tarihlenen kiliseye ait bronz malzemeler sergilenmektedir.

Ayrıca, müzede yer alan orta vitrinlerde, yine Hitit dönemine ait çivi yazılı tabletler, mühür, baskılı pişmiş toprak bullalar, silindir ve damga mühürler, bronz baltalar, iğneler, kalıplar ve kabartmalı seramik parçalar teşhir edilmektedir.

Müzede, benim ilgimi çeken birkaç eserden söz etmek istiyorum. Sağ bölümde: döküm kalıbı var. MÖ.3000’li yıllara ait olduğu yazılı bu döküm kalıbı ile, halka şeklinde heykelcikler üretiliyormuş.

Döküm kalıbı hakkında ayrıntılı bilgi: MÖ 3000-2000 yıllara tarihlenen döküm kalıbı: halka şeklindeki heykelciklerin üretiminde kullanılıyordu. Bu stilize dişil figürler, yüksek olasılıkla bir tanrı ya da başka bir doğaüstü varlığı temsil etmekteydi.

Çamlıbel Tarlasında yaşayan topluluğun dini yaşamlarında önemli rol oynadıkları düşünülmektedir. Halka şeklindeki figürlere, esas olarak MÖ 5 ve 4’ncü bin yıllarda, güney Balkanlarda (Bulgaristan) çoğunlukla mezarlarda rastlanmıştır. Kuzey Anadolu’da az sayıda bulunan bu figürler, iki bölge arasındaki ortak dini inanışlara dair kanıt teşkil etmektedir.

Bir diğer ilgimi çeken obje: törensel kaptır. MÖ.1945 yılına ait olduğu yazılı bu kap; Asur ticaret kolonilerine aittir. Anadolu’da çok nadir bulunan eserlerden birisidir. Yangında tahrip olmuş bir binada ele geçirilmiş. Çaydanlık formunda olan bu kabın en belirgin özelliği: içerisindeki boru sistemi sebebiyle ancak 180 derece döndürüldüğünde akıtabilmesidir.

Evet, bunların dışında pek fazla ilgi çekici olmayan bir müze. Yani, Hattuşaş gezisinden, o muhteşem güzellikleri gördükten sonra, bu müze biraz yavan mı geliyor bilmiyorum, belki de aramış olmanın, ulaşımın güç olmasının olumsuz etkisi mi demeli, bilmiyorum. Ama, gezip görmek tercihinize kalmış.

Boğazköy Sfenksi-Berlin macerası

Çorum Boğazkale Hattuşaş ve Yazılı kaya: Hitit Başkenti Hattuşaş’ta ilk sistematik kazılara İstanbul Müzeleri’nden Makridi Bey ve Alman Hugo Winckler tarafından, 1906 yılında başlanmıştır.

1907 yılı kazı çalışmalarında anıtsal Yer kapı kompleksinin üzerinde açığa çıkartılan Sfenksli kapıdaki dört sfenksten biridir.

Hitit imparatorluk çağına (MÖ 13’ncü yüzyıl) tarihlenmektedir.

1917 yılında kazı çalışmalarını yürüten Alman heyeti ile varılan anlaşma gereğince diğer sfenks ile birlikte temizleme, onarım ve yayın çalışmalarının yapılabilmesi için, iade edilmek üzere Berlin’e götürülmüştür.

Onarımı tamamlanan sfenkslerden biri 1924 yılında ülkemize iade edilirken bu sfenks, Berlin Pergamon Müzesi’nde kalmıştır.

Berlin’deki Sfenksin iadesi içi 1938 yılına kadar görüşmelere devam edilmiştir. Ancak 2’nci Dünya Savaşının başlaması ve savaş sonrası Berlin Müzelerinin Doğu Almanya’da kalmasından dolayı ilişkiler kesilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Doğu Almanya’yı 1973 yılında resmen tanımasıyla birlikte 1974 yılında Sfenksin iadesi ile ilgili görüşmeler yeniden başlamıştır.

Sfenksin ülkemize iadesi amacıyla, 1987 yılında UNESCO’ya başvurulmuş ve gündeme alınması sağlanmıştır.

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü ile Alman heyetleri arasında 18 Nisan 2011 tarihinde gerçekleştirilen toplantıda, Sfenksin ülkemize iadesi konusunda mutabakata varılmıştır.

Bunun üzerine Berlin’de Alman ve Türk heyetleri arasında 13 Mayıs 2011 tarihinde yapılan toplantıda 94 yıldır Berlin Pergamon Müzesi’nde bulunan Boğazköy Sfenksi’nin ülkemize iadesi konusunda “Mutabakat Zaptı” imzalanmıştır.

Bu mutabakat zaptı gereği sfenks, 27 Temmuz 2011 tarihinde Almanya’dan İstanbul Arkeoloji Müzesine getirilmiştir. Burada restorasyon ve konservasyon çalışmaları tamamlana Sfenks, 94 yıl önce ayrıldığı topraklarına 4 Kasım 2011 tarihinde geri dönmüştür.

Sfenks: insan (kadın) başlı, kanatlı ve aslan gövdelidir. Başında bir tür miğfer bulunmaktadır.

Çorum tanıtımı.

Sungurlu tanıtımı.

Alaca tanıtımı.

 

 

Çorum

Çorum

Çorum denilince, benim ilk aklıma gelenler: leblebi ve tarihe olan merakım nedeniyle, Hititler. Tarihe ilgisi olanlar için: yaklaşık 3500 yıl hüküm süren Hitit uygarlığının, 450 yıllık başkenti Hattuşaş burada bulunuyor.

Yani, gerek Hattuşaş ve gerekse Alacahöyük bölgelerinde: muhteşem bir tarihi süreç gezisi yapabilirsiniz. Özellikle: ülkemizde yaşayan insanların bir kısmının bildiği ve hatta Ankara-Kızılay-Sıhhiye Meydanında büyük bir anıt halinde bulunan “Güneş Kursu” ve bir zamanlar yerli bir sigaranın üzerinde bulunan, bir zamanlar yine Ankara Belediyesi tarafından amblem olarak kullanılan ve halen Ankara-Anadolu Medeniyetleri Müzesinde, bence en büyük sanat eseri olarak sergilenen “Güneş Kursları” işte buradan çıkarılmıştır.

Yani, bunları değerlendirirken şunu düşünmek gerek. Hititler, her ne kadar kuzey bölgelerinden bir yerlerden gelerek Anadolu içlerinde ve hatta Suriye bölgesinde büyük bir medeniyet kurmuşlar ve biraz önce sözünü ettiğim gibi, yaklaşık 3500 yıl yaşamışlar. Ancak, kuzeyden geldikleri için, Orta Asya bölgesinden gelen atalarımız gibi, bu topraklarda binlerce yıl yaşayan bu insanlar, atalarımız olarak kabul edilmiyorlar, sanırım köken çatışması var.

Ben yine de, üzerinde yaşadığımız bu topraklarda, 3500 yıl hüküm süren bu insanların: kültürlerini incelemek, yaşadıkları yerleri görmek ve benimsemek taraftarıyım. Bu nedenle: özellikle tarih meraklılarının, Adıyaman-Kahta-Nemrut dağında gördükleri güzelliklerin benzerlerini burada görebileceklerini düşünerek, buraları da ziyaret etmelerini öneriyorum.

Son olarak, giriş kısmında belirtmek istediğim bir konu daha var. Çorum şehri: bir zamanlar, Avrupa’nın en temiz şehirlerinden biri seçilmiş. Gerçekten çevre temizliği açısından gayet temiz bir şehir olarak öne çıkıyor.

Çorum

ULAŞIM

Şehir otogarı il merkezindedir.

Çorum-Ankara arasındaki uzaklık: 245 km. Çorum-İstanbul arasındaki uzaklık: 609 km. Çorum-Sinop arasındaki uzaklık: 172 km. Çorum-Tokat arasındaki uzaklık: 189 km. Çorum-Amasya arasındaki uzaklık: 92 km. Çorum-Yozgat arasındaki uzaklık: 104  km. Çorum-Çankırı arasındaki uzaklık: 156 km.

Çorum

TARİH

Çorum yöresi, Karadeniz bölgesinin, İç Anadolu bölgesine açılan bir kapısıdır. Hitit imparatorluğu, Suriye ve Akdeniz  kıyılarına kadar uzanan medeniyetini, yörede bulunan Hattuşaş ve Boğazkale ilçelerindeki yerleşimlerinden yönetmişlerdir. Buna bağlı olarak, yörede, MÖ.4000 yıllarından itibaren yerleşim görülmüştür.

Anadolu’nun Türkleşmesinden sonra, Çorum ve yöresine, Türkmen boyları yerleşirler ve bunlar, Çorum ve yöresini, otlak ve yayla olarak kullanırlar ve bunun sonucunda, yörede daha önce yerleşik olan Hıristiyanlar, göçe zorlanırlar. Bu Türkmen boyları, takip eden süreçteki, Haçlı seferlerinde, Haçlı ordularını yıpratarak, büyük zayiatlar verdirirler.

1308 yılında, Selçuklu devleti yıkılınca, yöre, Eretna Beyliği ve Burhanettin Ahmet yönetimine girer. 1398 yılında ise, Yıldırım Beyazıt tarafından, yöre, Osmanlı topraklarına katılır.

Çorum isminin ortaya çıkışı: tarihi süreç içinde, Çorum’da büyük bir deprem ve sel felaketi yaşanır. Bunun devamında, yörede yaşayanlar, Müslümanlığı kabul ederler. Ancak: Danişmentoğulları’ndan Ahmet Gazi’nin şehri kuşatması sırasında ise, bu kez, yöredeki Bizans valisi Restor ile anlaşarak, Hıristiyanlığı kabul ederler.

Bu dönemde, biraz önce söylediğim doğal felaketlerin bölgede yaşanması nedeniyle, bu yörede yaşayan halka “cürümlü” denilmiş ve bu kelime zamanla değişerek, günümüze “Çorumlu” olarak gelmiştir. Yalnız: bu konuda son bir şey söylemek gerekirse, Çorum kelimesinde bulunan “Rum” hecesi ilginç geliyor. Kesin bilmiyorum ama, bir zamanlar burada yoğun bir “Rum” nüfus bulunması (tehcirden önce)  bunun nedeni olabilir mi?

Çorum

GENEL

Çorum: Orta Karadeniz bölgesinin iç kesimindedir. Yörenin, deniz seviyesinden yüksekliği: 800 metredir.

Yörenin en büyük akarsuyu olan Kızılırmak: yaklaşık 182 km. uzunluktadır.

Bölgenin doğal bitki örtüsü: bozkır. Bunlar: ilkbaharda yağışlarla birlikte yeşerirler ve sonbaharda ise kururlar.

İklime gelince: yörede, Karadeniz ikliminden, İç Anadolu iklimine geçiş iklimi görülür. Buna bağlı olarak: yazlar sıcak ve kurak, kışlar ise soğuk ve kar yağışlı geçer.

Şehir: Kuzey Anadolu Fay Hattı üzerindedir ve fay hattı, il merkezinin 20 km. kuzeyinden geçmektedir.

Ekonomik etkinlikler değerlendirildiğinde ise, nüfus yoğunluğuna oranla, gelişmiş bir şehirdir. Ekonominin temelini, un ve tuğla fabrikaları oluşturmaktadır. Özellikle: un fabrikaları yoğun ve bunun sonucunda Çorum unu önem kazanıyor. Tarım ve hayvancılık ise, sanayi tesisleri yanında, nispeten daha geride kalmıştır.

HİTİT ÜNİVERSİTESİ

Şehirde, Gazi Üniversitesine bağlı fakülte ve yüksek okullar, birleştirilerek, 2006 yılında, Hitit Üniversitesi kurulmuştur.

Ancak, bir kampüs yaşamı tam olarak oluşturulamamıştır. Liseden bozma binalarda eğitim sürdürülüyor. Üniversite bünyesindeki fakülteler: İktisadi ve İdari Bilimler, Mühendislik, Fen-Edebiyat, İlahiyat, Tıp ve Veteriner Fakülteleridir. Enstitüler: Fen Bilimleri, Sağlık Bilimleri ve Sosyal Bilimler Enstitüleri var. Yüksek Okullar: Beden Eğitimi ve Spor ve Sağlık Yüksek Okulları bulunuyor. Bu okullarda, günümüzde, yaklaşık 7 bin öğrenci eğitim görmektedir.

LEBLEBİ

Bu sarı leblebi. Kuru nohuttan yapılıyor. Yaklaşık 45 günlük bir uğraşıdan sonra, kuru nohut, leblebi oluyor. Yörede yetiştirilen nohut, iriliği ve lezzetiyle önem kazanıyor. Sonuçta, bu güzel nohuttan üretilen leblebiler de, lezzetiyle öne çıkıyor. Ama: günümüzde, yörede üretilen nohut’un, leblebi üretimini karşılamadığı ve dışarıdan nohut getirtildiği biliniyor.

Bunun doğal sonucu olarak ise, has Çorum leblebisi kalitesinde, bir nebze de olsa gerileme söz konusu. Ayrıca: nohutun kavrulması aşamaları da, üretilen leblebinin kalitesinde önemli  bir faktör. Leblebi yapmak için: genellikle ateş tuğlası, kerpiç ve tavadan oluşan bir kavurma ocağı gerekirken, günümüzde tüp gaz ateşinde de kavurma işlemi uygulanmaktadır.

Ama günümüzde her ne kadar nohut’un büyük bölümü, şehir dışından gelse de, sanırım Çorumluların leblebiyi bu kadar lezzetli yapmalarının başında, kavurma teknikleri geliyor. Yoksa, nohutun geldiği yörelerde, leblebi bu tür lezzetli yapılamıyor.

Evet, Çorum il merkezinde, her köşe başında leblebici dükkanları var. Siz, satın almak istediğinizde, altın sarısı renk ve büyük boyutlu leblebi aramalısınız. Ayrıca: leblebinin çeşitleri de farklı sunuluyor. Bunlar: acılı, tuzlu, karanfilli ve diğer başka lezzetleri barındıran leblebi çeşitleri var.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Çorum denilince, hani bir yemek veya tatlı kültürü olarak bilinmese de, burada “leblebi” öne çıkıyor. Leblebi hakkında yukarıda ayrıntılı bilgi verdiğim için, burada tekrar söz etmek istemiyorum.

Yöresel yemeklerden tatmak isterseniz: mayalı, yanıç, cızlak, keşkek önerebilirim. Tatlılardan ise, hedik, has baklava olabilir. Çorum baklavası, gül burma denemelisiniz. Son olarak: tüm bu yemekleri beğenmedi iseniz, burada Çorum Mantısı yemenizi öneririm, muhteşem bir lezzet. Özellikle: et suyunda haşlanmışını tercih edin.

NE SATIN ALINIR

Çorum ilinde, gerek kendiniz ve gerekse yakınlarınız için satın alabileceğiniz başlıca hediyelik ürün: leblebi. Evet, bu şehirde leblebinin farklı tat ve lezzetlerde üretilen çeşitlerinden satın alabilirsiniz.

Çorum

KONAKLAMA

Öğretmenevi      Bahçelievler Mahallesi           364-2217920

HİTİT YÜRÜYÜŞ YOLU

Ülkemizde Kültür Bakanlığı tarafından desteklenen 14 yürüyüş rotasından ikisi Çorum bölgesinde bulunmaktadır.

Unesco logosu taşımaya hak kazanan Hitit Yolu, yerli ve yabancı doğaseverler tarafından ziyaret edilmektedir.

Görkemli tarihiyle dünyanın gözünü kamaştıran Hititlerin antik kentlerinden geçen Hitit Yolu, konuklarına İç Anadolu coğrafyasının doğal güzelliklerinden ve kültürel etnik mozaiğinden örnekler sergiliyor.

Rotaların omurgasını Boğazkale-Hattuşaş-Şapinuva, Alacahöyük-Alaca-Şipanuva ve Boğazkale-Alacahöyük güzergahları teşkil ediyor.

Alaca Çayı Vadisi ve İncesu kanyonu ise doğayla tarihin buluştuğu alternatif rotaları içeriyor.

Eski kervan ve göç yollarından geçen 236 kilometre boyunca işaretlenen 17 yürüyüş parkuru, alternatif güzergahlarla birlikte toplam 385 kilometreye ulaşıyor. Altı dağ bisikleti rotasının toplam uzunluğu ise, 406 kilometre civarındadır.

KIZILIRMAK HAVZASI GASTRONOMİ VE YÜRÜYÜŞ YOLU

Türkiye’de bir ilk olarak doğa, tarih ve mutfak kültürünü buluşturan bir eko  turizm çalışması Gastronomi ve Yürüyüş Yolu.

Saklı kalmış güzellikleri ortaya çıkaran, unutulmaya yüz tutmuş yemekleri ortaya çıkaran, unutulmaya yüz tutmuş yemekleri yaşatmayı hedefleyen ve Çorum’un aslında bir lezzet durağı olduğu iddiasını ortaya koyan Gastronomi ve Yürüyüş Yolu, Kızılırmak nehrinin kılavuzluğunda trekking, bisiklet, kültür, manzaralı araç yolu ve cip safari gibi farklı konseptlerdeki rotalarıyla, aktiviteye olduğu kadar damak tadına da önem veren doğaseverleri bekliyor.

GEZİLECEK YERLER

ÇORUM MÜZESİ

Daha önceki dönemlerde: Hastane, Ziraat Mektebi, Makine Meslek Yüksek Okulu olarak kullanılan bina: gerekli restorasyonları yapılarak, müzeye dönüştürülmüş ve 2003 yılında ziyarete açılmıştır.

Müze binası 4 katlı olup, bu katlarda, birbirinden bağımsız: Arkeolojik ve Etnografik teşhir salonları bulunuyor.

Arkeolojik Eserler Salonu: 1.Kat:

Alacahöyük, Kuşsaray ve Büyük Güllücek kazılarında bulunmuş eserler sergileniyor. Buranın en ilginç eseri: Alacahöyük prens ve prenses mezarlarından, bir “L” mezarı, aslına uygun olarak yapılmış ve teşhir edilmektedir. Aynı dönemde görmenizi önereceğim: Yörüklü kazısında bulunmuş ve Hitit dönemine ait en eski buluntu olduğu düşünülen iki kabartmalı vazo var.

Bu vazolardan birisi: dört firizli ve diğeri ise daha küçük ve boynu üzerinde, tek kabartma friz bulunmaktadır. Bu katta bulunan son muhteşem kalıntı: Hitit kralı II. Tuthaliya’ya ait bir bronz kılıç. Bu kılıç üzerinde: çivi yazısı var. MÖ.1430 yılından kaldığı bilinen bu kılıç: bu katta sergileniyor.

Arkeolojik Eserler Salonu: 2.Kat:

Bu katta: Hitit yazılı belgeleri yani çivi yazılı tabletler sergileniyor. Ayrıca: Hitit mühürleri de, burada sergileniyor.

Arkeolojik Eserler Salonu: 3.Kat:

Burada: seramik eserler sergileniyor. Ayrıca: bu katta, daha sonraki dönemlere (Frig, Helenistik,  Galat, Roma, Bizans) ait eserler sergileniyor. Bu eserler arasında: çok sayıda sikke var. Yani, sikke koleksiyonu bu katta bulunuyor.

Arkeolojik Eserler Salonu:4.Kat;

Burada: Roma dönemine ait: kandiller, cam eserler, altın ve gümüş süs eşyaları ve Bizans dönemi eserleri sergileniyor.

HAVUZLU PARK VE SAAT KULESİ

İl merkezindedir.

Saat kulesi: minare biçiminde: Çorumlu Hasan Paşa tarafından, 1894 yılında: sarı renkli kesme kum taşından yapılmıştır. Üzeri: kurşun kubbe ile örtülüdür. Dört bir yanda: saat kadranları görülüyor. Şerefe bölümüne, 82 basamaklı bir merdivenle çıkılıyor. Kulenin yüksekliği: 27.5 metredir.

Kulenin güneydeki kapısı üzerinde: 1312 tarihli bir mermer kitabe var.

ÇORUM KALESİ

Şehir merkezinin güneyinde, bir tepe üzerindedir. Günümüzde, burada halen yerleşim var. Yani, insanlar yaşıyor. Hatta: Osmanlı döneminden bu yana, kale içinde yerleşim bulunduğu biliniyor.

Kale: Selçuklu dönemi mimari özelliklerini taşıyor. Yine de, yaptıran ve yapılış tarihi hakkında net bilgiler yok. Sur duvarlarının yüksekliği: 7 metre ve genişliği ise, 2.40 metredir. Kapısı: kuzey bölgesinde ve 2.70 x 3.40 metre ölçülerindedir. Kale yapısının içinde, günümüzde büyük bir mescit görülüyor.

ÇATAK TABİAT PARKI

İl merkezine, 22 km. uzaklıktadır.

Burası: Orman İşletmeleri tarafından işletilmekte olup, il merkezine yakın olması nedeniyle, tercih edilen günübirlik mesire yeridir.

Park bölümünde: karaçam ağaçlarının hakim olduğu ormanlık alan var. Bu park, genellikle Mayıs-Ekim ayları arasındaki yaz döneminde ziyaret ediliyor. Ziyaretçiler, burada piknik yapıyorlar.

HAMAMLIÇAY KÖYÜ KAPLICASI

İl merkezine 12 km. uzaklıkta, Hamamlıçay köyündedir.

Bölgede: 10 tane kabin var. Kaplıca suyunun sıcaklığı: 42 derecedir. Bu suyun yararlı geldiği ileri sürülen hastalıklar ise şunlardır: romatizmal hastalıklar, cilt hastalıkları ve böbrek taşlarının düşürülmesidir.

Hattuşaş ve Yazılı kaya tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

Alacahöyük tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.

 

Samsun Vezirköprü

Samsun Vezirköprü

Vezirköprü, Samsun arasındaki uzaklık: 110 km. dir. Vezirköprü, Havza arası: 20 km, Vezirköprü Merzifon arası 40 km, Vezirköprü Durağan arası 60 km, Vezirköprü Amasya arası 61 km. dir.

TARİHİ

İlçenin tarihi Hititlere kadar uzanır. Hititler döneminde bölgede bir yerleşim yeri kurulmuştur. Bu yerleşim yeri, günümüzdeki yerleşim yerinin 2.5 km uzağındadır. Frigyalılar tarafından yıkılan bu şehir, Bizanslılar tarafından yeniden kurulmuş ve ismi “Fezimon” dur. O dönemde, şehir yöredeki en zengin şehirlerden birisidir.

Bizans-Selçuklu çatışmalarında şehir yeniden harabeye döner. 1160 yılında Selçuklu Sultanı Mesut, aynı yerde şehri üçüncü defa kurmuş ve “Gedegra” ismini vermiştir. 1695 yılında şehir bu kere Celali isyanları sırasında yine yakılıp yıkılır.

Aynı dönemde, Taşkale ve Toprakkale yapılır ve insanlar bu kalelere sığınırlar. Ardından Köprülü Mehmet Paşa, şehri yeniden imar ettirir. İlçe 1925 yılında Amasya’ya bağlı bir ilçe iken, Samsun iline bağlanır ve “Vezirköprüsü” adını alır. Bu isim günümüze kısaltılarak “Vezirköprü” olarak ulaşmıştır.

Samsun Vezirköprü

VEZİRKÖPRÜ YÖRESİNİN TARİHİ SÜREÇ İÇİNDEKİ GELİŞİMİ

Samsun Vezirköprü Adatepe Höyüğü

ADATEPE HÖYÜĞÜ

Adatepe: MÖ 5500’lü yıllardan başlayarak yaklaşık 2500 yıllık bir sürecin tüm izlerini barındırır. Doğal bir tepe olduğundan her dönem önemli bir yerleşim yeri olmuştur. Çünkü, bu tepe, yekpare yani tek parça bir kayadan oluşur ve bu yüzden savunması kolaydır.

Zamanla, tepenin 400 dönümlük taraçasının çevresi, basit bir surla çevrilmiştir.  Dairesel bir yerleşim yere olan bu doğal kalenin tam ortasında bir tapınak forumu vardır.

Yerleşim yerleri ve tarım alanları, bu forumun çevresinde, merkezden dışarıya doğru dairesel şekilde genişleyerek büyümüştür.

Günümüzde Adatepe yerleşiminin kıyısında Tepecik denen yerde yapılan arkeolojik araştırma sonuçlarına göre: burası önemli bir dokuma merkeziydi.

Ayrıca, ilkel ticaret yolları buradan geçiyordu ve bu yüzden önemli bir dokuma ticareti söz konusuydu.

OYMAAĞAÇ HÖYÜĞÜ

Bu höyükte, tarihi süreçte birkaç bin yıl, yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Hatta, buranın Hatta ve Hititlerin kutsal kenti olan “Nerik” olduğu iddia edilmektedir.

Nerik: Asurdan başlayıp Kaniş karumunda konaklayan, oradan Karadeniz’e kadar uzanan ticaret kervanlarının önemli uğrak yerlerinden biridir ve fırtına tanrısına adanmıştır.

Oymaağaç’daki yerleşim, Hitit öncesine kadar gider. Ancak buranın önemi, Anadolu’da Hititler öncesinde Hatti uygarlığı ile başlar.

Hatti uygarlığının da, MÖ 3000’li yıllarda Hitit öncesinde izleri görülür. Yani, Oymaağaç, en parlak dönemini Hatti uygarlığı döneminde yaşamıştır.

Burada: Hatti döneminde, Güneş Tanrıçası Vuruşemu ve Fırtına Tanrısının oğlu ve yine Fırtına Tanrısı Nerik adına kurulmuş bir tapınak vardır.

Bu yüzden, Oymaağaç, Hatti döneminde, Marassantiya (Kızılırmak) nehrinin bereketli topraklarının kıyısında kurulmuş önemli bir dinsel merkezdir.

Kent, takip eden Hitit döneminde de bu dinsel önemini sürdürür. Ancak en parlak dönemine MÖ 1275 yılında ulaşır.

Çünkü, ünlü Hitit Kralı III Hattuşili, yeğeninden Hitit Krallığını alıncaya kadar, Nerik şehrinin de bulunduğu bölgenin kralı idi. III Hattuşili, aynı zamanda bir rahip idi.

Zaman içinde yeğeni III Mürşili’yi yener ve Hitit kralı olur. III. Hattuşili, güçlü bir imparatorluk kurar.

Ancak diğer Hitit krallarından farklıdır. İktidarının ilk yıllarında, dünyanın ilk yazılı anlaşması olan Kadeş Savaşı sonundaki Kadeş anlaşmasını imzalar. (MÖ 1270) (Bence bu anlaşmanın en önemli bölümlerinden birisi de anlaşmanın altında Hititler adına, Kral III Hattuşili ve eşi Puduhepa’nın mührünün olması, kadına verilen değerin ifadesi olarak önemlidir.)

Nerik şehrinde, Fırtına Tanrısı’nın rahibi olan Kella adında biri tarafından “İlluyanka Efsanesi” anlatılmıştır. (Efsaneyi merak edenler için, Tarihinizinde.com sitemden isimle aratıp okuyabilirler)

Evet, sonuç olarak Hitit kralı III Hattuşili, ne kadar süre kaldığı bilinmese de, bir süre Vezirköprü ilçesinin bulunduğu bölgedeki Nerik (günümüzdeki Oymaağaç) şehrinde kalmıştır.

Nerik şehri, Deniz kavimleri denen savaşçılar tarafından, tüm Anadolu’da olduğu gibi Hitit imparatorluğunun yıkılmasıyla birlikte, yok olmuştur.

ESENKÖY

İlçe merkezinin 15 km güneybatısında Esenköy bulunur. Hitit imparatorluğunun yıkıldığı MÖ 1200 tarihinde, Demir çağı başlar.

Muhtemelen Anadolu’ya kasıp kavuran deniz kavimleri, demir silahlar kullanıyorlardı. Demir çağı döneminde de, Vezirköprü bölgesi yine önemli bir yerleşim yeri olarak görülür.

Esenköy bölgesinde, yörede yaygın ismiyle “Paflagon” tipi kaya mezarları vardır. Bu mezarların bulunduğu bölge burada bulunan mimari parçalar değerlendirildiğinde önemli bir yerleşim yeridir.

Aynı dönemde, Oymaağaç höyükte de yerleşim sürmektedir.

KARTAL BURUNLU KALE-SAGYLİON

Günümüzde Kocakaya köyünde, Eğrikale denen yerde, Sgaylion isimli muhteşem bir kale yükselir. MÖ 585 yılında bölge, Pers satrapları tarafından yönetilen Pontus hakimiyetine girer.

Vezirköprü, Pontus devletinin iki başkenti olan Amasya ve Sinop arasında doğal geçiş yoludur ve buna istinaden önemli bir şehir kurulur. (Günümüzde Vezirköprü ilçesinin birçok yerinde bolca Pontus kralları tarafından bastırılan paralar bulunmaktadır.)

Ancak: Pontus Kralı Mitridates Eupator, tüm Anadolu’yu egemenliği altına aldığında, Kırım’daki oğlunun ihanetine uğrayınca, MÖ 63 yılında, Pontus krallığı da yıkılır.

ROMA DÖNEMİ

Roma döneminde, Romalı General Lucullus Vezirköprü’yü de içine alan genişçe bir bölgeyi ele geçirir ve Roma döneminde Vezirköprü oldukça zengin bir şehir olarak tarihi kayıtlara girer.

Neredeyse bugünkü yerleşim yeriyle aynı yerde oturan Roma kentinin mezarlığı bile, günümüzde Yenimahalle mezarlığı ile aynı yerdedir. 

Şehirde zengin bir yerleşim olan Yukarı Şehir bölümü, günümüzdeki Cumhuriyet Mahallesiyle örtüşür. MS 41-54 yılları arasında, Roma İmparatoru Calaudius tarafından, burada planlı bir kent inşa edilir ve tarihi süreç içinde kent sürekli gelişir ve zenginleşir, en parlak günlerini İmparator Antonius Pius döneminde yaşar.

Samsun Vezirköprü

SELÇUKLU DÖNEMİ

Şehir, Selçuklular döneminde Danişmendlilerden alınınca, Sultan Mesud, 1160 yılında, burada “Gedekara” kasabası adı ile yeniden kurar.

Evliya Çelebi’ye göre, Vezirköprü “Şehzade ve Paşaların sayfiye yeri olarak kullanılıyordu. “

Şehir daha sonra Celali isyanları sırasında çeteler tarafından tahrip edilir, şehri sık sık basan eşkıyalardan korunmak için halk Taşkale ve Toprakkale isimli iki kale yapar.

Bu kalelerin yerinde, günümüzde mahalleler vardır ve bu kalelerin ismiyle anılır.

Samsun Vezirköprü

GENEL

İlçe yeşil örtüsü ve benzersiz bitki örtüsüyle oldukça güzeldir. İlçenin ortasından akarsu geçer. Bölgenin en yüksek yeri “Keltepe” ve “Sarıçiçek yaylası” dır. Türkiye’nin en fazla köye sahip ilçesidir.

İlçe Karadeniz bölgesinde bulunmasına rağmen, Kızılırmak vadisi boyunca Akdeniz iklimi yani ılıman iklim görülür.

Kıyı kuşağının nemli ve ılıman iklim tipi, iç kesimlerde karasal iklime dönüşür. İç kesimlerde, kıyılara göre kışlar daha soğuk ve yazlar daha sıcak geçer.

NE YENİR

Samsun Vezirköprü Kaz Tiridi-Kaz Asma

Kaz Tiridi-Kaz asma

İlçe merkezine 6 km uzaklıktaki Bahçekonak köyündeki “kaz asma” geleneği asırlardır sürdürülmektedir.

Günümüzde “Aralık-Mart” ayları arasında yapılır. “Sıra geceleri” olarak adlandırılan gelenek ile, köy halkı onar kişilik guruplar oluşturur, her hafta bir evde toplanılır, en az 20 gün beslenen ve sonra kesilerek temizlenmiş kaz, özel yapılmış bacada iple asılarak pişirilir.

Bu sırada oklava ile itilir, 3-4 saat çevrilir. Altına eriyen yağların biriktiği bir tava konur. Biriken yağlarla bulgur pilavı yapılır. Pilavın üzerine iyice kızaran kazın eti didilerek konur.

Kaz suyu ve yağı ile yapılan bulgur pilavı, saç ekmeği ile yenir. Bu esnada sohbet edilir, çeşitli oyunlar oynanır, şakalar yapılır.

Köyde üretilen 5 bin civarında kazın, en az 2 bin tanesi bu yolla tüketilir. Evet, bu gelenek sürdürülüyor, denk gelirseniz tatmanızı öneririm.

Samsun Vezirköprü Oymaağaç Oğlak Kebabı

Oymaağaç Oğlak Kebabı

İlçe merkezine bağlı Oymaağaç köyüne özgüdür. Yörede çok eskiden beri var olan bir gelenektir. Mayıs-Kasım ayları arasında, oğlak etinden yapılır.

Hem soğuk, hem de sıcak olarak yenilebilir. En önemli özelliği: oğlak etinden yapılıyor olmasıdır. Genellikle burada köylerde, köy evlerinin bir odası oğlak kebabı odası olarak ayırılır. Odada, odun ateşi yakılabilecek bir bacalı ocak bulunur.

Sırığa geçirilmiş oğlak, bu ocakta yaklaşık 3-4 saat boyunca çevrilerek pişirilir. Eriyen yağlar büyükçe bir sinide toplanır ve etle birlikte tandır ekmeği bu yağa banılarak (bana tiridine bandım denir) yenir.

Samsun Vezirköprü Katık Böreği

Katık Böreği

Yöreye özgü bu börek türü: ince yarma, süzme yoğurt, sıvı yağ, dereotu, maydanoz ve tereyağı ile yapılır.

NE SATIN ALINIR

Tahtaköprü Kilimi

Dokumacılık, yörede oldukça eski bir meslektir. Özellikle Adatepe köyü, Tepecik ören yeri sakinlerince, MÖ 3000 ile MÖ 1200 yılları arasında, yoğun bir şekilde dokumacılık yapılmıştır.

Vezirköprü yöresinde dokunan kilimler, iki temel motif üzerine kurulur. Bunlardan biri: hatlar arasında genellikle boynuz ve çengel motifleri bulunur.

İkincisinde ise: Türkmen kilimlerinde görülen eli belinde, çengel, boynuz, saç örgüsü motifleri vardır.

Tahtaköprü kilimlerinin en özel yönü: kullanılan renklerin kök boyalarından ve Vezirköprü yöresinde yetişen bitkilerden elde edilen renkler olmasıdır.

Burada kullanılan desenler isimlerini, yörede yetişen bitkilerden alır. Elde edilen dokumalar, heybe, öynük, kilim olarak kullanılır.

Burada dokunan ürünlerin bir diğer ayırt edici özelliği ise, yöre insanının kültür ve tarihi geçmişine dayanmış olmasıdır. Evet günümüzde yörede dokumacılık, Halk Eğitim Merkezinde açılan kurslar vasıtasıyla devam ettirilmektedir.

Samsun Vezirköprü Susuz Bezi

Susuz Bezi

Tamamen el dokumasıdır. Düz dokuma tekniği ve gelep (pamuk ipliği), çıkrık, çözgü dolabı, tarak, mekikli dokuma tezgahı, mekik, masura, cımbar malzeme ve araçları ile dokunur.

Geçmişte ve günümüzde: peşkir, çeşitli örtü, çember, içlik ve don olarak kullanılır. Motif olarak: mühür, tarak dişi, koyun gözü, yarım ay, zincir, baygun ve şeker desen veya motifleri kullanılır.

Ağırlıklı renkler ise, sarı, kırmızı, yeşil, pembe, beyaz, turuncu, fıstık yeşili, ceviz yeşilidir. Susuz bezinin üretimi, günümüzde Halk Eğitim Merkezinde açılan kurslar aracılığı ile yürütülmektedir.

Samsun Vezirköprü Semaveri

Vezirköprü Semaveri

Çay kültürünün ayrılmaz bir parçası olan semaver, tarihte ilk olarak 18’nci yüzyılda Urallar bölgesinde görülür. Adını Rusçada “kendi kendine” anlamına gelen “samo” ve “kaynamak” anlamına gelen “varit” sözcüklerinin bir araya gelmesinden oluşur.

Anadolu’ya göç eden Tatarlar sayesinde bu özellik Vezirköprü ve Havza civarına yayılmıştır. Vezirköprü’de ilginç olan yassı tip semaverler üretilmesidir.

Yuvarlak tipli semaverler ise Rus semaveri olarak tanınır. Semavercilerin el işi ve göz nuru işlediği semaverler, daha çok galvanizli saç, bakır ve pirinçten üretilir. İlginizi çekerse, satın alabilirsiniz.

Samsun Vezirköprü Meslek Yüksek Okulu

VEZİRKÖPRÜ MESLEK YÜKSEK OKULU

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesine bağlıdır. 2005-2006 eğitim yılında Üniversitenin merkez Kurupelit kampüsünde faaliyete başlamış, 2006-2007 yılında ise Vezirköprü’de kendi binasında hizmet vermeye başlamıştır.

 

Samsun Vezirköprü

GEZİLECEK YERLER

Samsun Vezirköprü Evleri

VEZİRKÖPRÜ EVLERİ

Vezirköprü evleri, Karadeniz bölgesinde ikinci bir Safranbolu evleri gibidir. Köprülü Mehmet Paşa ve diğer Köprülüler tarafından, İstanbul saray geleneğini yansıtan mimari yapılar ilçeye taşınmıştır. Zenginler, evlerini sarayvari yaptırıp içini de aynı oranda lüks ile döşetmişlerdir.

Evler, kendilerine özgü kargir karkas yapısıyla, içlerindeki ahşap ve kireç kalıplama işçiliğiyle Vezirköprülü’lerin ve yapan ustaların zevkini yansıtır.

İlçe merkezindeki bu evler: 2011 yılında başlatılan bir proje ile 216 ev restore edilmiş, sağlamlaştırılmış, evlerin sokağa bakan cephelerindeki alt yapı, elektrik ve telefon hatları yer altına alınmıştır.

Samsun Vezirköprü Evleri

Ayrıca yine burada koruma altına alınmış tescilli bina olarak 59 tane özel sivil mimari ev vardır. Bu evlerin hepsi özel mülkiyettir.

Buralara yolunuz düşerse, bu evlerin bulunduğu sokaklarda gezintiye çıkan, Safranbolu’da UNESCO tarafından koruma altına alınan evlere benzetilmiş, oldukça değişik ve güzel bir görünüm kazandırılmıştır.

Samsun Vezirköprü Kavlağan-Çınar Ağacı

KAVLAĞAN-ÇINAR AĞACI

İlçe merkezinde Orta cami mahallesinde polis karakolu önündeki parkın içinde oldukça büyük bir çınar ağacı vardır ve Vezirköprülü’ler bu ağaca “Kavlağan” derler ve şehrin ortasındaki bu ağaç bir buluşma yeridir. Çınar ağacının yaklaşık 260 yaşında olduğu söyleniyor.

2012 yılında tescillenerek koruma altına alınan ağacın boyu 25 metre, çevresi 530 cm dir. Evet bu ağaçla ilgili birkaç not: anıt ağaç, İstiklal Mahkemeleri ve daha önceki dönemlerde suçluların asıldığı bir ağaç olarak kullanılmıştır.

Yöre insanı bu ağaca: kara ağaç, koca ağaç, dar ağacı ve ibret ağacı ismini takmıştır.

Samsun Vezirköprü Atatürk Anıtı

ATATÜRK ANITI

Anıt, ilçe merkezinde Fazıl Ahmet Paşa Mahallesi Fazıl Ahmet Paşa caddesi üzerindedir ve 1981 yılında yapılmıştır. Bir kaide üzerine oturan anıt: 2.60 metre yüksekliktedir. Anıt heykeltıraş Rahmi Ertemiz tarafından yapılmıştır.

Atatürk’ün asker kişiliğine uygun olarak özel bir boya ile haki renge boyanmıştır. Anıtın çevre düzenlemesi de oldukça güzeldir.

Samsun Vezirköprü Köprülü Mehmet Paşa Anıtı

KÖPRÜLÜ MEHMET PAŞA ANITI

Belediye parkı içindedir. İlçeye çok büyük hizmetleri olan, Osmanlının en zor yıllarının sadrazamı Köprülü Mehmet Paşa hiçbir zaman memleketini unutmamış, onca uzaklığa ve yoğun çalışmasına rağmen memleketine hizmet etmiş, halkın sevgisini kazanmıştır. Anıtı, 1958 yılında halkın yardımlarıyla yaptırılmıştır.

Samsun Vezirköprü Orta Camii-Yörgüç Paşa Camisi

ORTA CAMİİ (YÖRGÜÇ PAŞA CAMİSİ)

İlçe merkezinde Orta cami mahallesinde 100 yıl caddesindedir. Sultan II. Murat’ın vezirlerinden Yörgüç Paşa tarafından 1431 yılında yaptırılmıştır. Orijinal cami yapısı, 1944 yılındaki depremde yıkıldığından, şekli ve mimarisi hakkında bilgi yoktur.

Yıkılan caminin yerine, 1944 yılında günümüzde görülen cami yapılmıştır. Ancak bu yeni yapılan caminin herhangi bir mimari özelliği yoktur.

Samsun Vezirköprü Taş Han

TAŞ HAN

İlçe merkezinde Orta Cami Mahallesindedir. Kitabesi yoktur. Yapı hakkında herhangi bir belge veya kayıt da yoktur. Yanının malzeme ve teknik özellikleri dikkate alındığında muhtemelen Osmanlının son dönemlerinde yapıldığı düşünülmektedir.

Samsun Vezirköprü Taş Han

Yani: 17 ile 19’ncu yüzyıllar arası tarihlenebilir. Yapı, son derece bakımsız bir durumda iken 2006 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Günümüzde yapı otel olarak hizmet vermektedir.

Samsun Vezirköprü Taş Medrese

TAŞ MEDRESE

İlçe merkezinde Fazıl Ahmet Paşa mahallesindedir. 1662 yılında Fazıl Ahmet Paşa tarafından yaptırılmıştır. Orijinal yapıda çatı kurşun kaplama iken, sonradan kiremitle kaplanmıştır. Yapının içi ve dışında, pembe Karacaviran taşı kullanılmıştır.

Kurşun kaplı kubbelerin arasında tuğladan kare biçimli bacalar bulunur. Kubbeli medrese odalarında ocak ve kitap rafları görülür. Kare planlı dershane ve mescit bölümleri kubbeyle örtülüdür. Kubbe kasnağındaki vitrayla pencereler sonradan yapılmıştır.

1964 yılına kadar çeşitli amaçlar için kullanılan Medrese: Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Samsun Vezirköprü Tarihi Arasta ve Bedesten

TARİHİ ARASTA VE BEDESTEN

İlçe merkezindedir. Bedesten ve arasta, yaklaşık 77 x 55 metre ölçülerinde, geniş bir alana yapılan büyük bir ticari yerdir. İnşa kitabesi yoktur. Evliya Çelebi: bedesteninin çevresindeki arastadan bahsetmez.

Bedestenin Hacı Yusuf Ağa hayratı olduğunu yazar. Öte yandan Vakıflar Genel Müdürlüğü arşiv belgelerine göre: Ayşe Hanım adına düzenlenen, 1696 tarihli, dört sayfalık Osmanlıca vakfiyede, bedesten ve arastaya ait dükkanların vakfiye tarihinden önce inşa edildiği anlaşılır.

Vakfiyede: Ayşe Hanım’ın (Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın eşi) Vezirköprü’deki vakıf eserlerine gelir sağlayan taşınmazlar arasında görülen bedesten ve arastanın maalesef inşa tarihi yazılı değildir.

Ancak: iç ve dış olmak üzere iki bölümlü bedestenin; 1160 yılında Yusuf Ağa tarafından yaptırıldığı kabul edilir. Dört kapısı ve 110 dükkan bulunur. Bedesten bölümü: kare planlıdır ve kubbeyle örtülüdür. Kubbeler, duvarlara bitişik tuğla kemerlere oturur.

Bedesten bölümüne: dört yandan basık kemerli kapılardan girilir. İç bedesten bölümü: kervansaray olarak kullanılmıştır. Bedestenin çevresini Arasta çevreler. Arastaya, yuvarlak kemerli bir kapıdan girilir.

Arastanın kuzeyinde, tonozlu dükkanlar bulunur. Arastada, bedestene bakan bölümdeki dükkanlar yer kazanmak için üçgen yapılmıştır.

Bedesten 1990’lı yıllarda tütün deposu olarak kullanılmıştır. Ayrıca kapıların önündeki eyvanlar kapatılarak dükkan yapılmıştır. 1998 yılındaki onarımda ise, kapı önlerindeki bu sonradan yapılan dükkanlar kaldırılmış, kapılar özgün görünüme kavuşmuştur.

Zemine ve sekisine beton dökülerek düzenlenmiştir. 2007 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yine kapsamlı bir restorasyon yapılmıştır.

Samsun Vezirköprü Abdullah Derici Konağıı

ABDULLAH DERİCİ KONAĞI

İlçe merkezinde, Ortacami mahallesinde, Mahkeme önü sokakta, tarihi evler arasındadır. 1804 yılında Eski Belediye Başkanlarından Abdullah Derici’nin babası tarafından yaptırılmıştır.

Konak, 15 yıl süre ile maliklerinden ücretsiz olarak Belediye tarafından kiralanmış ve 2015 yılında restore ve dekorasyon yapılarak hizmete açılmıştır.

Yapı: 2 katlıdır. Zemin katta bulunan yerler: mutfak, kiler ve günlük oda olarak döşenmiş, hol sergi salonu yapılmıştır. Kiler olarak kullanıla bölüm: konak “Hükümet Konağı” olarak kullanılan dönemlerde günlük “Nezarethane” olarak kullanılmıştır.

İkinci katta: 5 oda bulunur ve ayrıca geniş bir hol vardır. Hol: haremlik ve selamlık olarak iki bölümde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler sırasındaki dekorasyonda, konağa ait asıl eşyalar yanında, ilçenin Susuz mahallesinde dokunan kilimler, heybeler ve çantalar da kullanılmıştır.

Konak: Pazartesi hariç her gün saat 08.30 ile 17.30 arasında ücretsiz gezilebilir.

Samsun Vezirköprü Çifte Hamam

ÇİFTE HAMAM

İlçe merkezinde Fazıl Ahmet Paşa Arasta ve Bedesteni bitişiğindedir. Kitabesi olmadığından yapılış tarihi ve yaptıran bilinmez. Ancak Dört sayfalık Osmanlıca kitabede: yapının Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın eşi Ayşe Hatun tarafından 1696 yılında yaptırıldığı yazılıdır.

Samsun Vezirköprü Çifte Hamam

Hamam: son olarak 2007 tarihinde restore edilmiş, güzel ve bakımlı bir görünüme kavuşturulmuş ve günümüzde çifte hamam olarak faaliyetini sürdürmektedir. Erkekler bölümü arastaya çıkan bir ara sokağa, kadınlar bölümü ise caddeye açılır.

 

FAZIL AHMET PAŞA MEDRESESİ

İlçe merkezinde Fazıl Ahmet Paşa mahallesindedir. Kitabesi yoktur. Ancak bazı kayıtlarda, Fazıl Ahmet Paşa tarafından yaptırıldığı belirtilir. Yapım tarihi olarak, muhtemelen Paşa’nın sadarette bulunduğu 1661-1676 yılları arası olmalıdır.

Yapı 1964 yılından beri İlçe Halk Kütüphanesi olarak kullanılmaktadır. 2010 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilmiştir. Yapının boyutları, doğu-batı doğrultusunda 37,60 x 30,10 metredir.

Girişi batıdandır. Batı cephesi ortasında ana kapı, bunun solunda ise küçük başka bir kapı bulunur. Yapının dış cephesinin tamamında, muntazam kesme taş işçiliği görülür. Dershane ve hücrelerin içi ve avluya bakan yüzeyler sıvayla kaplıdır. Ocak bacalarında tuğla kullanılmıştır.

KALE CAMİİ

İlçe merkezinde Taşkale mahallesindedir. Orijinal kitabesi yoktur, ancak batı kısmında avlu duvarının üzerine sonradan konulduğu anlaşılan iki satırlık kitabe vardır. Bu da ilçe merkezindeki birçok yapı gibi, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa’nın eşi Yusuf Ağa kızı Ayşe Hatun tarafından 1696 yılında yaptırılmıştır. (Bu durum: Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivindeki dört sayfalık Osmanlıca vakfiyede yazılıdır.)

Bu vakfiyede: camiden başka, Ayşe Hanım tarafından inşa ettirilen cami (Toprakkale camisi), Taşkale içinde yaptırılan bir çamaşırhane, çarşı içinde yaptırılan ikiz hamamdan ve ayrıca bir takım çeşmeden ve bunların su yollarından söz edilir.

Vakfiyeye göre, bu cami: yakınlarında bulunan bir veya daha fazla çeşme ve çamaşırhane ile birlikte inşa ettirilmiştir. 1943 yılındaki depremde, caminin minaresi ve son cemaat yeri kubbeleri yıkılmıştır.

1960 yılında aslına uygun olarak yeniden yaptırılmıştır. 2006 yılında yeniden restore edilen cami, halen ibadete açıktır.

KALE HAMAMI

İlçe merkezinde Kale camisine bitişiktir. İnşa kitabesi yoktur. Ancak daha önce söz ettiğim gibi, Vakfiyesinde belirtildiği üzere Ayşe Hatun tarafından 1696 yılında yaptırıldığı düşünülmektedir. 1945 yılındaki depremde ciddi hasar görmeyen yapı, 1960 yılında onarılmıştır.

Son olarak 2007 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edilerek bakımlı ve güzel bir görünüme kavuşturulmuştur. Girişi kuzeydendir.

Tek kubbeli, büyükçe bir soyunmalık, bunun önünde solu tuvalet olarak düzenlenen, kubbe ve beşik tonozla örtülü ılıklık bulunur. Günümüzde hamam olarak fonksiyonunu sürdürmektedir.

 

NAMAZGAH CAMİİ

İlçe merkezinde Köprülüler caddesindedir. Tarihi namazgah, yeni canimin (Köprülü Mehmet Paşa Camisi) kıble duvarına birkaç metre, Namazgah Camisine ise yaklaşık 40-50 metre uzaklıktadır. Bu yüzden bu camiye Namazgah Camisi ismi verilmiştir.

Caminin kitabesi yoktur. Ancak bugünkü caminin yerinde, eskiden Köprülü Mehmet Paşa tarafından yaptırılan, ancak 1906 depreminde yıkılan bir cami bulunduğu bilinmektedir.

Günümüzdeki camide, önceki orijinal caminin sadece minber ve mihrabı kullanılmıştır. Günümüzdeki camı, 1915 yılında mahalle sakinleri tarafından yaptırılmıştır.

Cami, 2008 yılında restore edilmiştir. Caminin kıble yönünde, hemen yanında Köprülü Mehmet Paşa camisi yaptırılmıştır.

SAAT KULESİ

İlçe merkezinde Fazıl Ahmet Paşa Medresesinin 50 metre batısında, Saathane meydanındadır. Kule: 1906 yılında Sultan II Abdülhamit döneminde yaptırılmıştır. Yüksekliği 15 metredir. Kaidesi sekizgendir.

Silindirik bir gövdesi vardır. Gövdenin yukarısı, minare şerefelerine benzer yapılmıştır. Kulenin dört yüzünde, yuvarlak saat kadranları vardır.

Saat kulesinde: mermer levha üzerine, kartuşlar içerisinde, ikişerden dört sıra ve sekiz satır halinde, sülüs harfleriyle kabartma olarak yazılmış ve günümüzde kısmen tahrip olmuş Osmanlıca kitabe vardır.

Samsun Vezirköprü Tacettin İbrahim Paşa Camisi

TACETTİN İBRAHİM PAŞA CAMİSİ

İlçe Merkezinde Çanaklı Mahallesindedir. Halk arasında “Kurşunlu camisi” olarak da bilinir. Kitabesi yoktur. Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivlerinde bulunan Arapça vakfiyesine göre, 1495 yılında, Hacı Beyzade Mevlana Safiyüddin oğlu İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır.

Vakfıyede yapı “imaret” ifadesiyle kaydedilmiştir. İmaret üç bölümden oluşur. Birinci bölüm: misafirlerin istirahatlerine yönelik her birinin önünde sofa bulunan iki odadan oluşan tabhanelerdir.

İkinci bölüm: mutfak, ekmekhane, kiler, ambardır. Üçüncü bölüm: ahır, abdesthane ve diğer müştemilattır.

Günümüzde: duvarlarla çevrili geniş bir avlu içinde, imaret olarak nitelenen cami ve tabhaneler bölümünü içeren, önünde şadırvan bulunan cami mevcuttur.

Üçüncü bölüm olarak yazılan yerlerle ilgili herhangi bir işaret ve kalıntı yoktur. 1943 yılındaki depremde, caminin mihrap önü kubbesi, son cemaat yeri ve minaresi tamamen yıkılmıştır. 1955 yılında mahalle sakinleri tarafından da bazı tehlikeli yerleri yıkılır.

Aynı dönemde, cami, mahalle sakinleri tarafından orijinal duvarları üzerine, moloz taşla, ahşap tavanlı ve kiremit çatılı olarak yenilenir. 1989 yılında ise Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından ayrıntılı ve sağlam bir restorasyon yapılır ve cami, 2000 yılında ibadete açılır.

 

İLÇE MERKEZİ DIŞINDA GEZİLECEK YERLER

Samsun Vezirköprü Kurt Köprü

KURT KÖPRÜ

İstavloz çayı üzerinde, Vezirköprü Tekkekıran ve Havza Kayabaşı köyü arasındaki yoldadır.

Kitabesi yoktur. Bu yüzden hangi tarihte ve kim tarafından yaptırıldığı bilinmemektedir. Ancak köprünün mimari görünüşü, malzeme ve teknik özellikleri, erken dönemleri işaret eder. Bu köprünün 1 km uzağında, başka bir antik köprü vardır.

O antik köprünün tahrip olması nedeniyle bu köprü yapılmıştır. Yapılış tarihi muhtemelen 13’ncü yüzyıldır. Köprü: vadide kayalık iki yaka arasında yapılmıştır. Boyu 86 metre, genişliği 4.5 metre ve yüksekliği 15 metredir.

Köprü; ortasında bulunan ayak üzerinde, sivri kemerli ve iki gözlüdür. Bunun doğusunda sivri kemerli bir başka göz, batısında ise küçük sivri kemerli bir boşaltma kemeri bulunur. Köprü, zeminden 5.5 metreye kadar taş, bunun üstünde ise kesme taş ve tuğla kullanılmıştır.

Aşağı kesimlerde kullanılan taşlar arasında Roma ve Bizans dönemine ait bezeli devşirme taşlar görülür. Köprünün geçit kısmı düzdür, ama diğer yerlerinde olduğu gibi tahribata uğramıştır.

Türkiye’nin tek mihraplı köprüsü olan Kurt Köprüsünün özgün dokusu, 2009 yılında Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından yapılan restorasyonda yoğun zarar görmüştür.

 

EĞRİ KALE-KOCAKAYA KALESİ-HAYDAR BEY KALESİ

İlçe merkezine bağlı Kocakaya köyündedir. Kaleye çıkmak için, köyden itibaren oldukça dik patikalardan 1 saatlik bir yürüyüş gerekir. Zorlu tırmanıştan sonra, bulutların üzerindeymiş gibi his veren kaleden, tüm Vezirköprü ovası ve Altınkaya Baraj gölü görülebiliyor. Kalede, su sarnıcı ile birlikte yer yer sağlam kalmış, burçları ve yapı izlerini görebilirsiniz.

 

SAGYLİON KALESİ

İlçe merkezine bağlı Büyükkale köyündedir.

Kaleye çıkış kolaydır, araçla yanına kadar gidilebilir. Sadece köyden sonra yarım saatlik bir patika yol kullanılır.

Ünlü coğrafyacı Sinoplu Strabon’a göre: “Kral Pharnakes’in oğlu Alyattes, krallığını ilan eder. Ordu peşini bırakmaz. Alyattes Sayglion kalesine sığınır.

Ancak ummadığı bir sürprizle karşılaşır. Alyattes’in buraya sığınabileceğini düşünen Lykomedes, sarnıcı büyük taşlarla doldurmuştur. Alyattes uzun süre dayanamaz ve burada öldürülür.”

Bugün, kalenin surlarının bir kısmı hala ayaktadır. Alyattes’i susuzluğa mahkum eden sarnıç hala taş doludur.

İNCİRLİ KIŞLAKLARI

İlçe merkezinden 12 km uzaklıkta Yeşiltepe köyüne yakındır.

Tarihi bir kalenin taş merdivenlerini tırmanarak, yukarı çıkıldığında, muhteşem bir baraj manzarası ile karşılaşırsınız.

Burada: kagir kışlak evleri, 200 yıllık taş örgü çeşme, tarihi kilise kalıntısı ile eski Rum köyü İncirli’nin yapı kalıntılarını gezebilirsiniz.

Samsun Vezirköprü Esenköy Kaya Mezarları

ESENKÖY KAYA MEZARLARI

İlçe merkezine 12 km uzaklıkta Esen Mahallesindedir.

Burada bulunan kaya mezarları, yörede Demir çağından kalma önemli eserler olarak dikkat çeker. Kaya mezarları bölümünde: kaya, dıştan üç sütun olarak görülür. İç kısımda ise: iki oda ve bu iki odanın önünde sütunlar arasında kalan bir koridor bulunur.

Kaya mezarların yüksekliği 5 metredir. 3 metreye kadar olan bölüm diktir ve diğer kısımda, dar bir merdivenle kaya mezarın içine girilebilir.

Ön taraftan bakınca, dimdik ve keskin bir kaya görünümünde olan mezar arka taraftan bakınca bir tümülüse benzer.

Samsun Vezirköprü Şahinkaya Kanyonu

ŞAHİNKAYA KANYONU

İlçe merkezine 13 km uzaklıkta, Kızılırmak nehrinin en derin yerindedir. Kızılırmak burada birdenbire darlaşan çok dik yamaçlı bir boğaza girer.

Takriben 5 km uzunluğundaki bu boğazdan Kuruçay köyü yakınlarında çıkan Kızılırmak yeniden genişler ve yayvanlaşarak bir vadi ile Karadeniz’e doğru yoluna devam eder.

Samsun Vezirköprü Şahinkaya Kanyonu

Kanyon: dağ oluşumu ve akarsuyun aşındırması sonucu oluşmuştur. Yamaçların çok dik ve dar oluşu ile ideal bir baraj yeri manzarası gösterir. Kanyon, 1988 yılında tamamlanan Altınkaya Baraj gölünün içinde kalıyor.

Baraj gölünün suyunun yükselmesiyle bugünkü görünümü kazanmıştır. Kanyonun uzunluğu 3250 metredir. Su derinliği ortalama 106 metredir. Kanyon yüksekliği ise 340 metreye kadar çıkmaktadır.

Sarp kayalıklar arasında, Kızılırmak nehrinin turkuaz renkli suları, bambaşka bir görüntü yaratır. Buralara yolunuz düşerse, Şahinkaya kanyonunu mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

Samsun Vezirköprü Şahinkaya Kanyonu Tekne Turu

Tekne turu

Tekne turları yaklaşık 40 dakika sürüyor. İnsanlar tekne turunda, devasa yamaçları gözlemliyorlar. Kanyona, Türkmen köyü ve Vezirsuyu Tabiat Parkından olmak üzere iki farklı noktadan tekne turları düzenlenmektedir.

ÖZYÖRÜK KAYA MEZARI

İlçe merkezine 20 km uzaklıktaki Özyörük köyündedir.

Anıt mezar, bir doğal kale formundadır. Antik bir merdivenle ulaşılmaktadır. Ancak buraya yani mezara tırmanış oldukça tehlikelidir.

Samsun Vezirköprü Vezir suyu Tabiat Parkı

VEZİRSUYU TABİAT PARKI

İlçe merkezine 23 km uzaklıktadır.

Park alanı büyüklüğü 23 hektardır. Şahinkaya kanyonu, buraya 7 km uzaklıktadır. Park alanı, her yıl, çevre yörelerden gelen binlerce kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Tabiat parkında tekne gezileri düzenleniyor.

Samsun Vezirköprü Kunduz Ormanları

KUNDUZ ORMANLARI

İlçe merkezine 51 km uzaklıktadır. İlçe merkezinin batısındadır.

Buraya: Kunduz Ormanları veya Kunduz yaylası denir. Kunduz dağı: doğu-batı uzanımlıdır ve turizm amaçlı kullanılan bölümünün ortalama yüksekliği 1100-1500 metredir. En yüksek yeri ise 1791 metredir. Kunduz ormanlarında, her sene çeşitli festivaller düzenlenir. Ayrıca yine kunduz ormanlarında bir “Geyik Üretme Çiftliği” vardır.

Samsun Vezirköprü Kunduz Ormanları

Burada çok sayıda geyiği izleyebilirsiniz. Yaz aylarında ormanın temiz havasından yararlanmak, dinlenmek ve piknik yapmak için yoğun tercih edilir. Yine, Kunduz ormanlarında, Soğuksu deresinin geçtiği yerde bir kamp alanı vardır ve burada çadır kurabilirsiniz.

Samsun Vezirköprü Kunduz Ormanları Geyik Üretme Çiftliği
Geyik Üretme Çiftliği

Kunduz dağında, dev bir hayvanat bahçesi görünümündeki alanda sadece Kızıl Geyikler bulunur. Çiftlikte sayıları arttırılmaya çalışılan 35 adet kızıl geyik vardır. Bunlardan 7 tanesi, 2012 yılında doğaya salınmıştır.

OYMAAĞAÇ HÖYÜĞÜ

Höyük: yaklaşık 4-5 hektar büyüklüğünde bir alanı kapsar. Höyük, tarihi süreçte birkaç bin yıl, yerleşim yeri olarak kullanılmıştır. Bu yüzden: Vezirköprü ovasının en önemli antik yerleşim alanıdır.

Orta Tunç çağı döneminde höyüğün Hititlerin dini merkezi Nerik şehri olduğu tahmin ediliyor.

Buranın yani Nerik şehrinin önemini anlaşılması için, biraz ayrıntılara girmekte yarar var.

Nerik: Asurdan başlayıp Kaniş karumunda konaklayan, oradan Karadeniz’e kadar uzanan ticaret kervanlarının önemli uğrak yerlerinden biridir ve fırtına tanrısına adanmıştır.

Oymaağaç’daki yerleşim, Hitit öncesine kadar gider. Ancak buranın önemi, Anadolu’da Hititler öncesinde Hatti uygarlığı ile başlar. Hatti uygarlığının da, MÖ 3000’li yıllarda Hitit öncesinde izleri görülür. Yani, Oymaağaç, en parlak dönemini Hatti uygarlığı döneminde yaşamıştır.

Burada: Hatti döneminde, Güneş Tanrıçası Vuruşemu ve Fırtına Tanrısının oğlu ve yine Fırtına Tanrısı Nerik adına kurulmuş bir tapınak vardır. Bu yüzden, Oymaağaç, Hatti döneminde, Marassantiya (Kızılırmak) nehrinin bereketli topraklarının kıyısında kurulmuş önemli bir dinsel merkezdir.

Kent, takip eden Hitit döneminde de bu dinsel önemini sürdürür. Ancak en parlak dönemine MÖ 1275 yılında ulaşır. Çünkü, ünlü Hitit Kralı III Hattuşili, yeğeninden Hitit Krallığını alıncaya kadar, Nerik şehrinin de bulunduğu bölgenin kralı idi.

III Hattuşili, aynı zamanda bir rahip idi. Zaman içinde yeğeni III Mürşili’yi yener ve Hitit kralı olur. III. Hattuşili, güçlü bir imparatorluk kurar. Ancak diğer Hitit krallarından farklıdır.

İktidarının ilk yıllarında, dünyanın ilk yazılı anlaşması olan Kadeş Savaşı sonundaki Kadeş anlaşmasını imzalar. (MÖ 1270) (Bence bu anlaşmanın en önemli bölümlerinden birisi de anlaşmanın altında Hititler adına, Kral III Hattuşili ve eşi Puduhepa’nın mührünün olması, kadına verilen değerin ifadesi olarak önemlidir.)

Evet, sonuç olarak Hitit kralı III Hattuşili, ne kadar süre kaldığı bilinmese de, bir süre Vezirköprü ilçesinin bulunduğu bölgedeki Nerik (günümüzdeki Oymaağaç) şehrinde kalmıştır.

Nerik şehri, Deniz kavimleri denen savaşçılar tarafından, tüm Anadolu’da olduğu gibi Hitit imparatorluğunun yıkılmasıyla birlikte, yok olmuştur.

Gelelim günümüze

Burada 2005 yılında resmi arkeolojik kazı çalışmalarına başlanmış ve halen yürütülmektedir. İlk olarak kazılar Alman Arkeolog Rainer Czichon tarafından başlatılmıştır.

Bugüne kadar devam eden kazılarda: çanak-çömlekler, törenlerde kullanılan küçük kaplar, Roma dönemine ait toplu mezarlar, Hiyeroglif yazılı mühür ve çivi yazılı tablet parçaları bulunmuştur. Bu parçalar da, buranın Neri şehri olduğunu kanıtlamaktadır.

Hitit Kralı III Hattuşili, yılda birkaç kez Hattuşa’dan Neri şehrine gelerek hava tanrısına saygısını gösterir, özel ziyafetler düzenlermiş.

Samsun Vezirköprü Oymaağaç Höyüğü

Karadeniz bölgesindeki ilk çivi yazılı tablet burada bulunmuştur.

Samsun