
Konum olarak: kolay ulaşılabilecek bir yerde. Ağrı’ya çok yakın ve İran transit karayolu üzerinde bir ilçe.

GENEL
Ağrı il merkezine uzaklık; 32 km. dir. İlçeden geçen: Türkiye-İran transit yolu, ulaşımı kolaylaştırmaktadır.
Denizden yükseklik; 1660 metredir. Ağrının orta kesiminde bulunan ilçenin, büyük bölümü: 2000 metreden yüksek dağlarla kaplıdır. Türkiye’nin en yüksek göllerinden olan Balık Gölünün yarısı, Taşlıçay ilçesi sınırları içindedir.
Taşlıçay ve çevresinde: önemli antik kent yoktur.
GEZİLECEK YERLER;

ÜÇ KİLİSE
İlçenin 18 km. doğusunda, Taşteker köyündedir.
Taşkeser köyü, Osmanlı döneminde “Üç Kilise köyü” olarak bilinmekteydi.
1805 yılında Diyadin bölgesinden geçen Fransız seyyah Pierre Amedee Jaubert uzaktan bakıldığında, kaleyi andıran bir manastıra denk geldiğini kaydetmiştir. Üç kilise köyündeki bu manastırda bulunan rahipler, seyyahın ifadelerine göre her ne kadar münzevi halde iseler de eşkiyanın sebep olduğu tehlikelerden şikayetçi idiler. Keşişler, ziyaretçilerini duvar üzerinden bir ip atarak içeriye kabul ediyorlardı ve aldıkları tek sadaka olan ekmekten ve sütten ikram ediyorlardı.
1838 yılında bölgede bulunan Erzurum İngiltere Konsolosu James Brant: kayıtlarında köydeki üç adet kiliseye yer vermiş, ancak kiliselerden ikisinin yıkık bir halde bulunduğunu eklemiştir. Brant’a göre: köydeki manastır 306 yılında inşa edilmişti.
1850 yılında kiliselerden biri ayaktaydı. Burası Beyazıd Sancağında bulunan Ermenilerin ruhani merkeziydi. Aynı zamanda Üçkilise, düzen bozucu veya kanun dışı hareketleri olan rahipler için bir sürgün yeriydi.
Evet şimdi de Evliya Çelebi’nin yazdıklarına bakalım. Bunların üç yüksek dağ üzerinde üç muazzam kilise/manastır olduğunu, her birinde 100-150 Ermeni din adamı bulunduğunu, kiliselerden ilkinin Enüşirvan zamanında inşa edildiğini, bu mabette zamanında 50-100 düzgün sevimli Mecusi hizmetkar oğlanların, gelen gidenlere cansiperane hizmet ettiklerini, ikinci kilisenin ise Bizans Kayseri tarafından inşa edildiğini ve üçüncü kiliseyi de Ermeni Zenan’ın bina ettiğini kaydeder.
Kilise ile ilgili gördüklerini anlatmaya devam eden Çelebi, 500 den fazla bakire Ermeni kızın bulunduğunu, genelde alığsız bakla yediklerini, buraya yakından ve uzaktan gelen herkese ve bineklerine hizmet ve ikramda bulunulduğunu, İsa Mesih’e inanan Ermenilerin, kafiristandan buraya ziyarete geldiğini, gayet güçlü vakıfları bulunduğunu, bu vakıfların her birinde beşer-onar mihmandar ve kırkar-ellişer işbazların hizmet ettiğini, Herisesinin/Keşkeğinin de dünyaca meşhur olduğunu belirttikten sonra, başpapazın talimatıyla 200 ruhbanın, Evliya’nın içerisinde bulunduğu elçiler ve diğer zevatı ziyafete davet ederek yemekten sonra hediyeler verdiğini anlatır.
Evliya Çelebi, Üçkilise ile ilgili bir rivayetten söz eder. “Kilisenin en büyük binası Enüşirvandır. Oraya yılda Ermenilerden kırk-ellibin kişi gelerek toplanır. Dağın tepesinde çimenlik ve düzgün bir alanda ellerindeki eski antika halıyı yere sererek, o dağlardaki ne kadar bitki ve şifa olacak ağaç varsa hepsini büyük bir kazan içine doldururlar. Halının üzerine bir saçayağı koyarak büyük bir ateş yakarlar. Ateş halıyı asla yakmaz. Sonra pişen yiyeceği aralarında pay ederek bir kısmını yerler, pek çoğu da sevap ve şifa olsun diye geldikleri memleketlere götürür.
Çelebi bu işin sırrını papazlara sorduğunda: Vallahi bu halı üzerinde Hz İsa anasından doğmuştur. İsrail oğullarından korkusundan bir mağaraya kapanan Hz İsa oniki havarisiyle ot toplayarak bu halı üzerinde yemek pişirerek havarilerin karnını doyurmuştur. Yahudilerin Hz İsa’dan bir mucize istemeleri üzerine de ölmüş bir adamı, yine bu halı üzerinde diriltmiştir. Çelebiye göre, halı sanki ipekten yapılmış gibidir. Fakat ne pamuktur ne de yün. Bir çeşit sincap renginde büyük bir seccadedir ve çok ağırdır. Halı Kıbrıs’ta çıkan bir taştan örülmüştür. Çünkü söz konusu taşı tokmakla dövdüklerinde keten gibi olduğundan, iplik gibi eğrilerek, abdest mendilleri, donlar ve gömlekler yapıldığını ifade etmiştir.
Evet bu girişten sonra, Üçkilise ye devam edelim.
Ağrı-Doğubayazıt karayolunun ve Murat nehrinin güneyinde bulunan köy, eski tarihlerde kutsallığı ile ön plana çıkmaktadır.
Birçok: tarih, gezi ve din kitaplarında: bu üç kilisenin ismi geçer.
Ermeniler ve Batılılar, üç kiliseyi: “Surp Ohannes” (Dera Fılla) adı ile bilirler.
Nuh Peygamberin mezarının da, buralarda bulunduğu söylentileri yaygındır.
Ayrıca: mitolojik söylentilerde: burada; Urartuların “Güneş Tapınağı” (Derka Fılla) bulunduğu ve kalıntılarının halen var olduğu belirtilir.
Güneş Tapınağı;
Şöyleki: Miladi yılların başlangıcında: Arsaklı Türkleri, burada: “Bagavan” adlı, büyük ve ünlü bir “Güneş Tapınağı” yaparlar. (Bir başka söylentiye göre ise, köyün tepesindeki Güneş Tapınağı, Urartular tarafından yapılmıştır.)
Bagavan, kelime anlamı olarak “Tanrıların şehri” demektir.
Ermeni Manastırı:
Sonradan: Ermeniler, burada bir manastır yaparlar.
Hıristiyanlık öncesi, Ermenistan’ın en önemli pagan tapınma yeriydi.
Hıristiyanlık öncesi dönemde Ermeni ülkesindeki en ünlü Zerdüşt ateş tapınağı buradaydı. Tarihçi Horenli Movses’e göre: MÖ 3 yüzyılda İran hükümdarının küçük kardeşi olup Ermenistan valisi veya kralı atanan Vağarşak tarafından inşa edilmişti.
Pagan döneminde, bu kasabada Dikran’ın kardeşi Majan başrahibinin türbesi ile ona bağlı ateşgah ve misafirhane saygı görürdü. Burada sonsuz bir ateş sürekli yanmaktaydı.
Navasart’ın ilk günü, büyük yortu kutlanırdı. (Navasart: Ermeni takviminin ilk ayının ilk günüdür)
Başlıca ateşgah Vanadur’a adanmıştı.
Ermenistan’ın Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra: Aziz Grigor tarafından yıktırılan tapınağın yerine, Surp Hovhannes Kilisesi yaptırılmıştır. Rivayetlere göre, Ermenilerin Gregoryan Hıristiyanlık mezhebini kabul edip vaftiz oldukları ilk yerdir.
Evet, bugün, köyün üst tarafındaki dağın tepesinde: tapınak kalıntıları ve bina temelleri görülmektedir.
Evet, Surp Hovhannes Kilisesinden devam edelim.
631-639 yılları arasında yaptırılan kilise 46 metre uzunluğunda ve 27 metre genişliğinde ve 20 metre yüksekliğindeydi. Kilisenin 5 giriş kapısı ve 51 penceresi bulunuyordu.
Sürekli yağmalara maruz kalan kilise, 1953 yılında yıktırıldı.
Ermenilerin çok önem verdiği manastır : 1953 yıllarında sökülerek, taşları, Ağrı Merkez Camisinin yapımında kullanılmıştır.
Günümüze, bu kiliseden belirli bir iz ve kalıntı gelmemiştir.
20.000 metrekarelik bir alan üzerine kurulu olan bu kilisenin, günümüzde, sadece temelleri durmaktadır.
Kilisenin güney batısında: içme suyu ihtiyacı için, o dönemden kalan, 40 metrelik derinlikte, üç kuyu var.
Köyün güneyinde: 2000 metre yükseklikteki dağın tepesinde ise: süt deposu olarak kullanılan bir oda var.
Odanın ölçüleri: 4 x 3 metre boyutlarında ve 3 metre derinlikte.
Burada: kiliseye ait koyunların sütü sağılarak, süt deposuna boşaltılıyormuş ve buradan da, yerin altına döşenmiş 25 cm. çapındaki boralarla, köyün içindeki kiliseye aktarılıyormuş.
Kilisenin 50 metre güneyinde, Ermenilere ait mezar taşları var.

BALIK GÖLÜ
Doğal güzellikleriyle bilinen göl çevresinde yürüyüş, doğa fotoğrafçılığı ve kamp gibi aktiviteler yapılabilmektedir. Yüksek rakımda yer alması sebebiyle doğa severler için huzurlu bir kaçış noktasıdır.

MURAT NEHRİ
İlçeden geçen bu önemli akarsu, hem bölge halkı için ekonomik ve besin kaynağı hem de doğal güzellik sunan bir alandır.
Nehir kenarında yürüyüş yapmak ve piknik yapmak için uygun alanlar vardır.

TAŞLIÇAY HÖYÜĞÜ
Höyük Taşlıçay ilçesi Hürriyet Mahallesindedir.
Bölgede antik yerleşim izlerine sahip bir höyük olarak öne çıkar. MÖ 1 nci bin yıllarına dayanan buluntular içerdiği belirtilmiştir. Höyük kayalık zemin üzerine kurulmuş olup, küçük bir bölümünde yerleşim izine rastlanmıştır. Günümüzde çevresi tek katlı, bir kısmı kaçak olan konutlar ile çevrilidir. 1 nci derece arkeolojik sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.
Ağrı şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.
Doğubayazıt tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.