Şanlıurfa Birecik

Birecik

Bir zamanlar, yakın doğunun önemli bir merkezi, bölgenin en önemli tersane kenti, aynı zamanda bir zamanların kendircilik, zeytinyağcılık ve sabunculuk imalat merkezi, günümüzde mi?

Evet, ayakta zor durabilen bir kasaba. Birecik tersanesinde: Osmanlı devleti zamanında faaliyet göstermiş tersanede, Fırat ve Dicle üzerinde çalışan küçük boyda ırmak gemileri yapılırmış.  1571yılında, 400 geminin yapıldığı kaydedilmiş. Bunların: 250 si askerler için ve 150 si zahire için inşa edilmiş gemilerdir.

Şimdi kayık bile yapılmıyor. Bir de kelaynak kuşları. Üretim istasyonuna gidip görün. Gerekli tedbirler alınmamış olsa, nesilleri tükenecekti.

Kendircilik derseniz? Fırat kıyısında yetişen kendir bitkisinin işlenmesi bu zanaatı geliştirmiştir. Genellikle evlerde kadınlar tarafından işlenen kendir bitkisi nehir kıyısında kurulan “Kabiye” lerde işlenerek halat haline getirilmektedir. Çok az sayıda usta tarafından sürdürülen bu el sanatı bütün fabrikasyon ürünlerine rağmen hala yaşamaya devam etmektedir.

ULAŞIM

Gaziantep-Şanlıurfa karayolu üzerindedir. Şanlıurfa-Birecik arası uzaklık: 80 km. dir.

Şanlıurfa Birecik

GENEL ÖZELLİKLERİ

İlçe Fırat nehri kıyısında konumlanmıştır. Hem nehir hem de karayolu bağlantıları ilçenin genel özelliklerinde önemli yer tutar.

1951-1956 yılları arasında Fırat nehri üzerine, o dönemde Türkiye’nin en uzun köprüsü olarak yapılan Birecik köprüsü; sonucunda, bölgede büyük gelişmeler yaşanır. İlçenin rakımı 450 metredir.

Birecik ismi, Aramice/Süryanice de “Birthe/Birtha” kökenlidir ve kale/gözetleme yeri anlamına gelmektedir.

NE YENİR

Birecik’te buraya has: Mumbar (koyun bağırsağından yapılır), yeşil mercimekten yapılan Haspeli Aşı, çiğköftelik etten yapılan Şırşırlı deneyebileceğiniz tatlardan. Özellikle: mumbar.

Birecik Kelaynak Kuşları

KELAYNAKLAR

Nuh Peygamberin bereket sembolü olarak “Tufan” da gemisine aldığı kelaynaklar, geçmişte Türkiye’den Kuzey Afrika’ya, Arap Yarımadasından Fasa kadar, çok geniş bir bölgede ürerlermiş.

Ancak: avcılık, üreme alanlarında rahatsız edilmeleri, yaşam alanlarının değişmesi ve beslenme alanlarında kullanılan zirai ilaçlardan zehirlenmeleri sonucunda, sayılarında ciddi azalmalar ve dağılım olmuştur.

Günümüzde, kelaynaklar, nesli tükenmekle karşı karşıya olan kuş türlerinden biridir. Dünyada yalnızca Nil Vadisinde ve Birecik’te bulunmaktadırlar.

Birecik’te üremek için “Kayalar altı” denilen bölgeyi seçmişlerdir.

Bu seçimde: Aşağı Fırat Havzasının, Güneydoğu platolarına göre ılımlı ikliminin, tarlalardaki haşaratın bu kuşların besinleri oluşunun, İlçenin jeolojik yapısına dahil kayaların: alkalik, yani ak ve yumuşak olduğundan dolayı kolay işlenir olmasının ve de halkın söylentisine göre “Allah’ın bir bereket müjdesi” olduğu bilinci ve inancıyla, bu kuşlara ve yumurtalarına zarar vermemeleri etken olmuştur.

Günümüzdeki deyimiyle, “Sevgililer günü” olarak kutlanan 14 Şubat tarihinde, bu kuşlar Birecik’e göç ederler.

Önceki yıllarda, gökyüzünün bu kuşlarla kaplandığı bilinir.

Bunların geliş tarihinde; yörede etkinlikler düzenlenir, esnaflar ve Fırat kıyısındaki kayıkçılar başta olmak üzere, ilçede bayram havası yaşanır.

Kelaynak kuşları: başlarında tüy olmaması nedeniyle, kelaynak ismini alırlar.

Boğazı ve gagası erişkinlerde koyu kırmızıdır.

Ortalama ömürleri: 25-30 yıl kadardır. 1-1.5 kg. ağırlığa kadar erişirler. Bu kuşların en önemli özelliği: tek eşli olmalarıdır.

Eşlerine çok sadıktırlar. Öyle ki eşi ölen bazı kelaynak kuşlarının, yemeyi-içmeyi terk edip, ya da kendini kayalardan aşağıya bırakarak intiharı seçtikleri çok görülmüştür.

Birecik Kelaynak Kuşları Üretim İstasyonu

KELAYNAK KUŞLARI KORUMA İSTASYONU:

Evet, Birecik’te kelaynak kuşlarının üremeleri için “Üreme İstasyonu” yapılmış. Baraj gölü kıyısında Birecik çıkışındadır.

1997 yılında Kelaynak Üretim İstasyonu kurulmuş, 2 adet ergin ve 9 adet yavrunun doğadan yakalanıp kafeslere alınmasıyla çalışmalar başlatılmıştır. 2021 tarihinde 72 rekor yavru üretilmiştir.

Birecik Kelaynak Kuşları Üretim İstasyonu

1990 yılına kadar göç etmesine izin verilen kelaynakların dönüşleri devam etmiş. Ancak 1990 yılında, yalnızca bir kuş, göçten dönmüştür. Ancak, dönüş sürekli aksayınca, 1998 yılından itibaren göç için bırakılma bitirilmiştir.

 

KELAYNAK ÇEVRE FESTİVALİ:

Yörede bolluk ve bereket sembolü olarak görülen ve kutsal sayılan kelaynaklar adına 1984 yılından bu yana düzenlenmekte olan bir festivaldir. Festivalin amacı: ilçe ekonomisine katkı sağlamak, turizm faaliyetlerini yörede canlandırmak ve bir çevre koruma bilinci oluşturmaktadır.

 

Şanlıurfa Birecik

TARİHİ

Birecik, gerek yüzey şekillerinin elverişliliği ve gerekse Fırat nehri kıyısında bulunması nedeniyle, tarih boyunca önemli medeniyetlerin yerleşimlerine sahip olmuştur.

Tarihi süreç içinde: MÖ.9’ncu yüzyılda Asurluların eline geçen şehir, sırasıyla Pers, Makedonya, Roma ve Bizans egemenliklerine ev sahipliği yapar.

780 yılında Arap işgaline uğrar. 11’nci yüzyılın sonlarında ise; Selçuklu egemenliği görülür. 1517 yılında, Osmanlı topraklarına katılır. 1919 yılında bir süre İngiliz işgali altında kalır.

Şanlıurfa Birecik Köprüsü

BİRECİK KÖPRÜSÜ

Köprü Fırat nehri üzerinde Birecik ve Nizip ilçelerini birbirine bağlayan D 400 karayolu üzerindedir.

Köprü olmadan önce, ulaşım feribotlar ile sağlanıyordu. Köprü 1951-1956 yılları arasında yapılmıştır. Köprünün uzunluğu 720 metre, genişliği 11 metredir. Köprü Türkiye’nin ikinci büyük betonarme nehir geçiş köprüsüdür. (Birinci köprü: Fırat üzerinde bulunan Karkamış çelik demiryolu köprüsüdür.)

Birecik Köprüsü

Her iki tarafta 1.5 metre yaya kaldırımı bulunur. Nehir üzerinde beş kemer vardır. Kemerlerin her birinin açıklığı 57 metredir.

Son bir not, köprünün şantiye mühendisi Yüksek Mühendis Kadri Çile, 1953 yılında işten çıkarılan bir işçi tarafında, şantiye de görevinin başındayken öldürülmüştür. Mezarı köprü başındadır.

Birecik

GEZİLECEK YERLER

Şanlıurfa Birecik Kalesi

BİRECİK KALESİ

Fırat’ın doğu yamaçlarında yükselen kale; kalker üzerinde kurulmuştur. Yüzey şekillerinin elverişliliği ve Fırat kıyısında bulunmasından dolayı, tarih boyunca önemli yerleşimlere sahne olmuştur.

Şanlıurfa Birecik Kalesi

Kale, tek önemli tarihsel yapıdır. İlçe merkezinde yer alır. Asurlular zamanında yapılmıştır. Dönemin hükümdarı II. Salmaneser’in MÖ.859-824 yılları arasına onartarak, kendi adını verdiği kalenin son biçimi ise, 13’ncü yüzyılda atılmış. Çeşitli dönemlerde onarım görmüştür. Üzerine inşa edildiği, beyaz kalker tepeden dolayı; Beyaz kale olarak da isimlendirilmektedir.

Birecik Kalesi

Büyük kesme taşlardan yapılan yapıda; yüksekliği 30-40 metreyi bulan duvarları üstünde, 12 burç bulunmaktadır.

En büyük yenilemeyi, Memluklar zamanında yaşamış olan kale, Yavuz Sultan Selim zamanında da tamir edilmiştir.
Kalenin büyük kısmı tahrip olmuştur. Halen bir kısmında restorasyon çalışmaları sürdürülmektedir.

Şanlıurfa Birecik Surları

BİRECİK SURLARI

Kent doğuda, güneyde ve kuzeyde bir sur duvarıyla sınırlandırılmıştır. Bu sur duvarı kısmen günümüze kadar ulaşmıştır. Sur duvarı dışında yer alan teraslar üzerinde bağlar ve bağ evleri bulunmaktadır.

İlçe merkezini çevreleyen surlar, büyük tahribata uğramış ve günümüze yalnızca; bazı burç kalıntıları ve kısmen ayakta kalan iki kapısı gelmiştir.

Birecik Surlar

Ne zaman yapıldığı tam olarak bilinmeyen surların; 2 kapısı 1 burcu ve duvarında bir kitabesi bulunmaktadır. Bu kitabelere göre; 1483 yılında, Memluklu döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir.

Ayakta kalıp günümüze ulaşan kapıları: Urfa kapısı ve Meçan kapısı olarak bilinir. Günümüze ulaşamayan diğer kapılar ise kuzeybatıdaki Bağlar Kapısı ve güneydeki Meydan Kapısıdır.

 

URFA KAPISI-BAB-I RUHA

Birecik’in doğu tarafındaki sur duvarlarının üzerinde yer almakta olup, Urfa yönünden girişi sağlamaktadır. Tam olarak ayakta kalarak, günümüze kadar gelmiştir.

Sur dışına açılan doğu kapısını, boydan boya dolaşan şerit kitabeye göre; 1483 yılında Memluklu Hanı Kayıtbay tarafından, Yunus Şeref’e yaptırılmıştır.

Kapının ana yapım malzemesi: kesme taştır.

Kapının kuzey tarafında sur duvarına bitişik “Kule Mescidi” güney tarafında ise iki adet dikdörtgen mekan bulunmaktadır.

Birecik Meçan Kapısı

MEÇAN KAPISI-VADİ-İ CENG

Şehir surlarının güneydoğu tarafında yer almaktadır.

Kuzeybatı ve doğu duvarları tamamen ayakta iken, güney duvarı ise kısmen yıkılmış durumdadır.

Günümüzde, ancak bir bölümü görülmektedir. Kapıyı; batı ve güneyden kuşatan, şerit kitabeye göre; bu kapının da, Memluklu Sultanı Kayıtbay emriyle Yunus Şeref’e yaptırıldığı anlaşılmış olup, yapım tarihi 1484 yılıdır.

Meçan kapının kuzeybatı ve doğu duvarları, tamamen, güney duvarı ise kısmen ayaktadır.

Şanlıurfa Birecik Rum Kale-Hromgla

RUM KALE (HROMGLA) 

Rumkale, Birecik Ovasının kuzeyinde, Fırat nehrinin kıyı kesiminin doğusunda, Şanlıurfa yoluna bakan bir tepe üzerindedir. Birecik’i kuzeyden ve kuzeydoğusundan sınırlar. 20’nci yüzyılın başlarında, kuzeyden Hısn-ı Mansur, doğudan Urfa ve Suruç kazaları, güneyden Birecik, batıdan Pazarcık ve Ayıntab (Antep) kazaları ile çevrili olduğu belirtilir. Kazanın merkezi: Halfeti kasabasıdır.

Yerleşimi nedeniyle Rumkale; Asur kralı III. Salmanassar tarafından, 855 yılında alınan Şitamrat Şehri olarak kabul edilmektedir. Buna karşılık: Nöldeke, yerleşimi Fırat kıyısında, bugünkü Belkıs köyünün yukarısındaki Urum (Hörum) olarak kabul etmiş, sonraki araştırmacılar Urima’nın, Rumkale olduğunu öne sürmüşlerdir.

Urima Piskoposluğundan Ermeni Kogh Vasil; Franklardan almış olduğu Harsn Msur, Sareş ve Uremn havalisini, Antakyalı Tancredeye geri verir. Süryani vakahinamecilerine göre: Kogh Vasil ve sonra dul zevcesi adına yönetimin başına geçen Kürtig’in elinde, Kayşum Raban, Behesne ve Kal’a şehirleri bulunmaktadır. Rumkale, Süryanice isimli olan Kala’a, büyük bir olasılıkla Kogh Vasil’in Uremn’ine karşılık gelmektedir.

13’ncü yüzyılda

Rumkalede, birçok Yahudi bulunmaktaydı. Yahudi patriği: II. Ignece, diğer eserlerinin yanı sıra, Rumkale’de muhteşem bir kilise yaptırır. Sonraları, kaleyi patriklik makamı olarak seçer. 1252 yılında Rum kalede ölür ve yerine Yukubi patriği geçer. Rumkale de bu olaylar yaşanırken, aynı zamanda yerleşim, Memluklu saldırılarına maruz kalır. Memluklu hükümdarı Kalavun zamanında, Baysarı’nın komutasındaki Mısır Ordusu; Suriye güçleriyle birleşerek, 1279 yılında Rumkale üzerine yürür ve kaleyi ele geçirirler.

1516 yılında, Mercidabık Savaşından sonra, Rumkale, Osmanlı egemenliğine girer. 17’nci yüzyılda, Rumkaleyi ziyaret eden Evliya Çelebi, şöyle yazar.” Bir tepe üzerinde de gayet sağlam ve müstahkem bir kale olduğunu, 1516 tarihinde Mısır Hakimi Melik Gavri’den Sultan Selim tarafından alınarak imar edilmeye çalışıldığını, ancak 17’nci yüzyılda o kadar mamur olmadığını, dışarıda camisi, hanı, hamamı ve küçük çarşısı bulunduğunu, Merzeban suyunun kale dibinde Fırat’a karıştığını belirtir.”

1838 yılında

Rumkaleyi ziyaret eden Maraşal Von Moltke, eski Roma Surlarının kalıntılarını dolaştığını, derin ve sarp vadi içinde akmakta olan Fırat nehrinin, gümüş bir şerit gibi, ayaklar altında uzandığını, bir zamanlar İskender, Kurus Ksenefon, Sezar Julianın: ay ışığında bu nehri atlarının sırtında geçtiğini yazar.

Eskiden Fırat nehri üzerinde bir köprü bulunduğu, Romalıların burada hemen hiç yolu bulunmayan bir bölgede koloni kurmalarının sebebinin bu olabileceğini belirtir. Rumkale’de, kayanın nerede bittiği ve insan eserinin nerede başladığını kestirmenin güç olduğunu, kaya duvarının üzerinde beyazımsı taştan 60 ayak yüksekliğinde mazgallar, burçlar ve kulelerle donatılmış surlar bulunduğunu, altı kule kapısının olduğunu söyler.

Şanlıurfa ile Gaziantep arasında sınır oluşturan Fırat Nehri kıyısında yükselen Rumkale’den güneye doğru nehir kıyısı izlenirse, Suriye sınırları içindeki Carabulus’a kadar birçok kalenin yer aldığı görülür. Aynı noktadan kuzeye doğru yol alındığında, Samsun’a kadar başlıcalarını Amasya, Tokat ve Sivas kalelerinin oluşturduğu tahkimat yapılarıyla karşılaşılır. Rumkale, bu kaleler zincirinin en önemli halkasıdır.

Fırat’ın batı yamaçlarında ve sert kalkerli kayalar üzerinde inşa edilmiştir. Doğu, kuzey ve batısındaki duvarlar, yüksek kayalarla çevrilidir. Kale günümüzde harap durumdadır. Büyük ve kesme taştan inşa edilen kalenin güneydoğuya açılan tek kapısı var. Kalede, kale beyinin konağının kalıntıları, 17’nci yüzyılın ikinci yarısına ait Aziz Merses Ermeni Kilisesi, çok sayıda kalıntı, su sarnıçları ve bir de kuyu bulunmaktadır.

Evet, Rumkalede, neler görebilirsiniz?

Kale, Aziz Nerses Kilisesi ve Barşavma Manastırını görebilirsiniz.

Bu arada: inşaatı sürmekte olan Birecik Barajı bu kaleyi de etkileyecektir. Yaklaşık 500 metre yükseklikte bir tepe üzerinde konumlandırılmış olması nedeniyle, Rumkale, barajın 385 metreye kadar yükselecek suları altında kalmayacak, ancak zaten güç olan ulaşımı, daha da zorlaşacaktır. Halen Rumkale’ye ulaşmak için üç yol var. Birinci yol: Şanlıurfa’nın Halfeti ilçesine gidip, sal ile Fırat Nehrinden Kale meydanı köyüne geçip, sonra da yaklaşık 45 dakika süreyle, engebeli arazide zor bir yürüyüşü göze almak gerekiyor.

Ulaşımın ikinci yolu ise: Gaziantep’in Yavuzeli ilçesine bağlı Kasaba Köyü üzerinden ve Kasabadan sonra yaklaşık 45 dakika sürecek bir yürüyüşün ardından, Merzimen Çayının geçilmesi gerekiyor. Son olarak Nizip’in Kamışlı Köyü üzerinden, yaklaşık bir saatlik bir yürüyüş ile Rumkale’ye ulaşılıyor. Her üç güzergahta, Rumkale’nin yakınlarına ulaşılarak görkemli manzarayı fotoğraflamak imkanı var. Kalenin üstüne tırmanmak ise, ayrı bir çaba gerektiriyor.

Birecik Ulu Cami

BİRECİK ULU CAMİİ:

Yerleşmenin kuzey-batı yönünde yükselerek Ortaçağ kentini taçlandıran tarihi kalenin güney eteklerinde ve vaktiyle Fırat nehri kıyısında yer aldığı anlaşılan Ulu Cami, kuzey-güney yönünde uzanan dikdörtgen planlı bir oturum alanına yayılan ve farklı tarihlerde yapılan tamir, tadil ve tevsii işlemleriyle günümüze ulaşmıştır.

Günümüzde, sıkışık ve düzensiz bir kentsel alanda ve çevresi üç yönden konutlarla çevrili durumdadır. Yapının geçmişte Fırat nehri kenarında yer alan batı cephesinin tamamı, kenti batı sahili boyunca kat eden geniş bir cadde oluşturmak amacıyla, 1970’li yılların başında doldurulmuştur. Bu fiziki değişiklik sırasında, anılan cephenin asli unsurları da caddeni dolgu toprak kotunun altında bırakılmıştır.

Caminin güney cephesinin doğu kanadındaki pencere üzerinde yer alan iki satırlık sülüs hatlı Arapça kitabede, “1215 senesinde bu mescidin yapılmasına, Ahmet Efendi oğlu Hacı Mustafa çaba göstermiştir” yazılıdır.

Cami avlusunun kuzeyindeki tek şerefeli minarenin kapısı üzerinde yer alan Osmanlıca üç satırlık kitabede ise, yapım tarihi olarak 1232 yazılıdır.

Evet sonuç olarak: yapılış tarihi bilinmediği halde, 1364-1365 yıllarında Memlük Sultanı Melik Eşref Şaban tarafından inşa ettirildiği düşünülmektedir.

Birecik Keloşk Yapıları

KELOŞK YAPILARI KALINTILARI

İlçe merkezine bağlı İnceler köyünde yer alan yapılar, yöre halkı tarafından “Kalecik” anlamına gelen “Keeloşk” olarak bilinmektedir.

Roma dönemine tarihlenen alanda, iki yapı kalıntısı ve bir kaya mezarlığı bulunmaktadır.

Bilecik Keloşk Yapıları
Büyük Yapı Kalıntısı:

Uzun kenarı doğu-batı yönünde, dikdörtgen planlı bir yapıdır. Yapının yarıdan itibaren batı bölümünün iki katlı, doğu bölümünün tek katlı olduğu anlaşılmaktadır. Kalıntılara ve mimari izlere dayanarak yapının üzerinin düz direk damlı olduğunu söylemek mümkündür. Büyük blok kesme taşların üst üste konulmasıyla yapının tüm cephelerinde yüksek ve dar dikdörtgen pencere açıklıkları açılmıştır. Bu açıklıkları şebekeye benzeten köylüler, buraya Kafesli Kilise-Şebekeli Kilise anlamına gelen “Deyr Şebek” adını vermişlerdir. Roma devrine ait olduğu tahmin edilen büyük yapının mahiyeti anlaşılamamıştır.

 

Küçük Yapı Kalıntısı:

Büyük yapının 5 metre kuzey doğusundadır. Doğu batı yönünde, dikdörtgen planlı olan bu yapının doğu, batı ve kuzey kenarlarındaki nişlere dayanarak büyük bir anıt mezar olduğu tahmin edilmektedir. Doğudaki nişin kemeri durmakta olup örtüsü yıkılmıştır. Kuzey ve batıda yer alan niş kemerleri yıkılmış olup, ancak temel kalıntılarından tespit edilebilmektedir.

Kaya Mezarı:

Büyük yapı kalıntısının yaklaşık 50 metre güney doğusunda, küçük yapı kalıntısının 100 metre güneyinde, kayalıkların doğuya bakan yamacına açılmış bir kaya mezarıdır. Giriş doğudan olan kare planlı mezarın kuzey, güney ve batıda kayaya oyulmuş birer arkosoliumu bulunmaktadır. Güney ve kuzeydeki arkosoliumlar lahitli, batıdaki arkosolium lahitsizdir. Herhangi bir kitabe, kabartma, mozaik ya da fresk süslemesi bulunmayan bu kaya mezarı, uzun yıllarda çobanlar tarafından barınak olarak kullanıldığından içerisinde yakılan ateş sonucu duvarları kararmış durumdadır.

 

Alanda çevreyi gözetleyebilecek bir konumda inşa edilmiş olan yapının “Keçiburcu” ve “Harapsor” kalıntısı gibi Roma dönemine ait bir karakol olduğu tahmin edilmektedir.