Balıkesir Bandırma

Balıkesir Bandırma

Bandırma denilince, elbette: yurdumuzun en eski ve köklü tatil yörelerinden biri olan, Erdek’e geçerken uğranılan veya içinden geçilen bir yer olarak düşünülüyor. Son yıllarda ise, İstanbul ile sağlanan deniz yolu ulaşımı, Bandırma yöresini önemli hale getirildi.

Buraya: son olarak, 2015 yılında sadece gelip-geçmek için değil, birkaç gün kalmak için zaman ayırdım. Liman bölgesinde, deniz kıyısında dolaştım. Dalgakıran bölgesinde gezindim. İlçe içinde, sokaklarda gezindim. Güzel bir yer, zamanınız olursa, mutlaka gezin. Tam bir şehir görüntüsü var. Ancak, özellikle deniz kıyısında, liman ve dalgakıran bölümlerinde, sürekli esen rüzgar var, tedbirli olmanızı öneririm. Tarih meraklıları için: burada, halen kazıların devam ettiği, iki tane antik kent kalıntısı var.

Balıkesir Bandırma

ULAŞIM

Bandırma, sahip olduğu ulaşım imkanlarıyla, ulaşımı kolay bir yerdir. Denizyolu ulaşımında, son derece rahat bir konumdadır. Bandırma Limanı, gelişmiş ve donanımlı tesisleriyle, Marmara bölgesinde önemli bir yer tutmaktadır. 1998 yılından bu yana: İstanbul-Bandırma arasında, hızlı feribot ve deniz otobüsü seferleri düzenlenmektedir. İstanbul-Bandırma arasındaki mesafe, yaklaşık 2 saatte alınmaktadır.

Bandırma-Balıkesir arası uzaklık: 99 km. Bandırma-Erdek arası uzaklık: 19 km. Bandırma-Manyas arası uzaklık: 46 km. dir. Bandırma-Bursa arası uzaklık: 108 km. Bandırma-Çanakkale arası uzaklık: 162 km. Bandırma-İzmir arası uzaklık: 272 km. Bandırma-İstanbul arası uzaklık: 351 km. Bandırma-Ankara arası uzaklık: 490 km.

Balıkesir Bandırma

TARİHİ

Bandırma yöresinde yapılan araştırmalarda: bölgedeki ilk yerleşimcilerin MÖ.6.bin yıllarında, buraya geldikleri öğrenilmiştir. MÖ.4000 yıllarında, burada, Troia kültürünün izleri görülür. MÖ.1200 yıllarından sonra ise, Ege ve Balkanlardan gelen göçmenlerin, buradaki yerleşimleri oluşturduğu izleniyor.

Daha sonraki dönemlerde ise: Frigler, Lidyalılar, Mysialılar, Traklar, Persler, Makedonlar, Roma ve Bizanslılar egemenliği ele geçirirler. MÖ.550-334 yıllarında ise, Persler burada görülüyorlar. Büyük İskender, Persleri yenince, MÖ.334 yılında, Makedonyalılar, burayı ele geçirirler.

Yöreye Türklerin girişi: Kutalmışoğlu Süleyman Bey’in, 1076 yılındaki mücadeleleri sonucu gerçekleşir. Ancak, takip eden dönemde, haçlılar bölgedeki mücadelelere katılırlar. 12.yüzyılda, Selçuklu uç Beyleri, buranın egemenliğini ele geçirirler. Bandırma, Karesi Beyliğinin hakimiyeti altına girer. Karesi Beyliği, Balıkesir merkezli olarak bölgeyi yönetirken, Marmara ve Çanakkale sahilleri ve Karabiga’yı ele geçirirler.

Türkler, bölgede iken, Bizanslılar, Türk ilerleyişini engellemek için, İspanyadan Katalanlar olarak bilinen paralı askerler getirerek, buraya yerleştirirler.

Takip eden dönemde: Osmanlı Padişahı çavuşlarından Haydar Çavuş, Bandırmaya yerleşir. Bazı kaynaklara göre, Bandırmaya sürgün olarak gönderildiği ileri sürülen Haydar Çavuş: burada, kendi adına cami, medrese, hamam ve birkaç ev ile dükkan yaptırır.

Evet, Bandırma: 1830 yılında, Erdek ilçesine bağlanır. 1874 yılındaki büyük yangın sonucunda: büyük kısmı tahrip olur. Ancak, daha sonra yeniden onarılır ve 1876-1878 yılları arasında, Osmanlı-Rus savaşı sonrasında, Kırım ve Romanya’dan göç eden Tatarlar, buraya yerleşirler. 1878 yılında, Balıkesir’e bağlı, bir ilçe olarak görülüyor.

Balıkesir Bandırma

GENEL

Bandırma, Balıkesir ilinin bir ilçesi olmasına rağmen, bir hayli gelişmiştir. Türkiye genelindeki ilçeler arasında, gelişmişlik bakımından, 30. sırada bulunmaktadır.

Burada bulunan, Bandırma Limanı, önemli bir deniz ulaşım merkezi konumundadır. Arazi yapısı, ulaşımdaki zorlukları ortadan kaldırmıştır.

İlçe: Marmara denizinin kıyısında konumlanmıştır. Önemli bir liman kenti olarak öne çıkmaktadır. Gelişmiş ve donanımlı limanı ile, İstanbul’un giriş kapısı olma özelliğini taşır. Sayısal rakamlar olarak, liman, Marmara Denizindeki ikinci büyük limandır. Derinlik: 12 metre olup, 15 gemi, aynı anda yanaşarak, yükleme-boşaltma yapabilirler.

Arazi yapısı: genellikle, deniz kıyısından uzaklaşıldıkça, dağlık ve engebelidir. Kapıdağ: Bandırma ve Erdek körfezleriyle çevrilmiş, bir yarımada durumundadır.

İklim: bölgede, Akdeniz ve Karadeniz iklimi, birlikte görülür. Nem oranı yüksektir.

Bandırma bölgesinde: Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığına bağlı “6’ncu Ana Jet Üssü” bulunmaktadır.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Deniz kıyısındasınız, doğal olarak, tam bir balık cenneti olan yerdesiniz. Burada, her türlü deniz balığını yiyebilirsiniz.

Özellikle İdo iskelesinin yanında, güzel balık restoranları bulunuyor.

 

GEZİLECEK YERLER

Balıkesir Bandırma Kuş Cenneti-Gölü

KUŞ CENNETİ-GÖLÜ

Bandırma körfezinin 15 km. güneyindedir. Ortalama derinliği: 2-3 metredir. Manyas gölü, kuş cenneti hakkındaki ayrıntılı bilgiyi, yine bu sitede, Manyas gölü kuş cenneti başlığı altında bulabilirsiniz.

 

Balıkesir Bandırma Ulu Cami

ULU CAMİ

İlçe merkezindedir. Abdullah Efendi tarafından, 1382 yılında, yaptırılmıştır. Yapı: dikdörtgen planlıdır ve cephesinde taş ve tuğla süslemeler dikkati çekmektedir.

Balıkesir Bandırma Atatürk Parkı

ATATÜRK PARKI

Bandırma limanının arkasında, Erdek yolu üzerindedir. Burada, halk, gezi ve piknik yapmaktadır.

 

KURTULUŞ SAVAŞI ŞEHİTLER ANITI

1974 yılında tamamlanmıştır. Anıt: 28 metre çaplı, daire bir zemin üzerinde yükseliyor. Yüksekliği: 25 metredir. Yanlarında: 8 adet, çatılmış silah bulunmaktadır. Çatılmış silahlar: Kurtuluş savaşında, düşmana son kurşunların atıldığını ve silahların çatıldığını, çünkü zaferin kazanıldığını ifade etmektedir. Anıt: 2002 yılında onarılmıştır.

Bu onarımda: anıt beyaz boyanmış, zemin mermerle kaplanmış ve çelenk sunma platformu yapılmış ve buradaki çatışmalarda şehit olan 80 şehidin isimleri, kitabelere yazılmıştır. Ayrıca: geceleri aydınlatılan anıt, gayet heybetli olarak, uzak mesafelerden dahi, görülebilmektedir.

 

Kyzikos

KYZİKOS  

Bugün halk arasında Belkıs (Balkız) adıyla bilinen Kyzikos, Propontis (Marmara Denizi) kıyısında, anakaraya dar bir boyunla bağlanan Arktonnesos’un (Kapıdağı yarımadası) güneyinde bugünkü Erdek-Bandırma Karayolunun 9 km de yer almaktadır.

Erdek-Bandırma karayolu üzerinde Düzler Mevkiindedir.

 

Kuruluşu:

Kyzikos, ilkin MÖ 756, ikinci olarak MÖ 679 yılında Miletos kolonisi tarafından kurulmuştur. Kyzikos’ta yapılan kazılar, kentin MÖ 7 yüzyılın ilk çeyreğinde kurulduğunu desteklemektedir.

Şehir başlangıçta bir tarım topluluğu olarak kurulmuştur.

Adını, Argonotlar efsanesinde geçen ve şehri savunurken kazara genç yaşta öldürülen Dolion Kralı Kyzikos’tan alır. Mitolojiye göre, Karadeniz’in Kolkhis (Gürcistan) ülkesine kaçırılan altın postu aramak için, yola çıkan Argonautlar (Argonlu gemici kahramanlar) yolda Kyzikos’a uğrarlar. Kral Kyzikos Argonautları ağırlar ve yanlarına bol kumanya vererek uğurlar. Gemileriyle yola çıkan Argonautlar o gece fırtınaya yakalanıp tekrar karaya çıkmak zorunda kalırlar. Gece karanlığında tekrar Dolonia topraklarına çıktıklarını fark etmeyen Argonaotlar, Kral Kyzikos’u ve yanlarındakileri düşman zannederek saldırırlar. Bu çarpışmada Kral Kyzikos ölür ve şehir Kyzikos adını alır.

 

Yıkılışı:

MS 543 yılında gördüğü büyük bir deprem nedeniyle, Antik dönem de dünyanın sekizinci harikası olarak anılan Hadrian Tapınağıı, Kyzikos Amfitiyatrosu yıkılmış, üç limanı, şarap, zeytinyağı, buğday, mermer, sikke ve parfümleri ile ünlü kent terk edilmiştir.

 

Önemi:

Antik dönemde Mysia bölgesi sınırları içinde yer alan Kyzikos, Anadolu’nun en güçlü ve en güzel kentlerinden biriydi.

25 kilometre karelik alanı ile Efes’ten daha büyük bir kent olup, bölgenin başkenti olma özelliğine de sahipti.

Kentin bir kısmı düzlükte bir kısmı Arkton Oros (Ayılar dağı) eteğindedir.

Önemli bir ticaret ve kültür merkezi olarak kabul gören kent, Propontis’in güney kıyısındaki konumu itibarıyla de Anadolu’nun batıya açılan kapısı niteliğindedir.

Şehir, MÖ 546 yılından sonra Perslerin eline geçmiştir.

MÖ 410 yılında Alkibiades tarafından ağır vergiye tabi tutulan kent, MÖ 362 yılından sonra II Attika-Delos birliğine girmiştir.

Bu tarihten sonra önemli bir ticaret merkezi olan Kyzikos, MÖ 334 yılından sonra İskender idari açıdan özgürlük tanır.

MÖ 280 yılından sonra Pergamon ile kurulan iyi ilişkiler, Kyzikos un daha da güçlenmesine katkı sağlar.

Florus, kentten şöyle bahsetmiştir. “Kyzikos kenti, binalarının lüksü, limanlarının zenginliği, kalesi, surları ve mermerden kuleleriyle, Asya kıyısını onurlandırır.”

Kyzikos aynı zamanda bilim ve kültür alanında tarihe ışık tutan düzeyde bir antik kenttir. Dönemin en ünlü filozofları, matematikçileri, astronomi bilginleri, ünlü tarihçi ve edebiyatçıların yanı sıra zamanın en ünlü coğrafyacısı ve  deniz bilimcisi Kaşif Eudeksos da Kyzikos da yetişmiştir.

 

Roma İmparatorluğu dönemi:

Şehir Roma nın Mysia eyaletine bağlı olmakla birlikte uzun süre yarı özerk bir konumunu korudu.

Augustus döneminden itibaren kentte Roma nın desteği arttı.

MS 1 ve 2 yüzyıllarda Neokoros unvanını aldı. Bukentin imparator kültünün resmi merkezi olarak tanındığı anlamına geliyordu ve Asya eyaletinde son derece prestijli bir statüydü. Kent, bu unvanı birden fazla kez taşıdı.

Roma İmparatorluğu döneminde, özellikle İmparator Hadrianus zamanında zirveye ulaşmış, bilim, kültür ve sanat merkezi haline gelmiştir.

 

Komşusu Daskyleion şehri ile olan ilişkisi:

Daskyleion şehrinin dış dünyaya açılan kapısıydı.

Marmara Denizindeki en büyük ve en güvenli limanlardan birine sahipti.

Daskyleion daki Pers valilerinin ihtiyaç duyduğu lüks mallar, mühürlerin basıldığı papirüsler ve askeri mühimmat Kyzikos limanından gelirdi.

Kyzikos, zengin bir ticaret şehri olduğu için siyasi olarak çok kurnaz davranmak zorundaydı.

Kyzikos, Daskyleion daki Pers Satraplığının gölgesinde yaşıyordu.

Zaman zaman Perslere vergi ödemek ve gemi sağlamak zorunda kaldılar.

Ancak Kyzikos halkı kültürel olarak Gerek kökenliydi.

Fırsat buldukça Daskyleion daki Pers otoritesine karşı Atina ile iş birliği yapmaya çalışırdı.

Daskyleion ne kadar güçlü olursa, Kyzikos üzerindeki Pers baskısı o kadar artardı.

 

Elektron Sikkeler;

Kyzikos şehrinin gücünü yansıtan en önemli unsur, üzerinde “ton balığı” resmi olan elektron (altın ve gümüş karışımı) sikkelerdir.

Mysia bölgesindeki kentler içinde en erken sikke basan Kyzikos un elektron sikkelerinin Anadolu nun kuzeybatısı dışında Bulgaristan, Romanya ve Güney Rusya da kullanılmış olması, kentin ekonomik gücünün en büyük göstergesidir.

Ekonomik yönden böylesine güçlü olan Kyzikos un Pers yönetiminde iken altın sikke basması, Sinope ve Byzantion gibi ticaret merkezi olması, ekonomik yönden önemlidir.

Evet Kyzikos, antik dünyanın “doları” sayılan elektron sikkeleri (stater) ile ünlüydü.

Daskyleion’daki Pers valileri, askerlerinin maaşlarını ödemek ve bölgedeki ticareti döndürmek için bu Kyzikos sikkelerini kullanırlardı.

Kazılarda Daskyleion da bulunan çok sayıda Kyzikos sikkesi, bu iki kentin ekonomisinin ne kadar iç içe geçtiğini kanıtlıyor.

Yani Deskyleion yönetiyor, Kyzikos ise finanse ediyordu.

 

Daskyleion şehrinin çöküşü-Kyzikos yükseliği:

Büyük İskender in gelişiyle dengeler tamamen değişti. Pers idari sistemi çökünce, Daskyleion o eski başkent parıltısını kaybetmeye başladı. Şehir yavaş yavaş bir tarım ve yerel yerleşim yerine dönüştü.

 

ŞEHRİN DEVASA YAPILARI:

Kyzikos, özellikle MÖ 334-30 yıllarında Helenistik Çağda ve yine Roma dönemlerinde, mimaride ve sanatta özellikle heykeltıraşlık alanlarında erişilmez bir düzeye ulaşmıştır.

Kapıdağ’da çıkarılan rengarenk mermerleri büyük bir ustalıkla nakşeden Kyzikoslu heykeltıraşların, o dönemin birçok kral ve imparatorluklarına saraylar, saray süslemeleri, dönemin Tanrıları adına tapınaklar, mezar süslemeleri, sütun başlıkları, köprüler, su kemerleri yaptıkları bilinmektedir.

Bugün Ege’de Efes, Söke, Milet ve Bergama’daki çeşitli mabetlerin sütun başlıkları ile süslemelerinin Kyzikoslu mimarlarca yapıldığı biliniyor.

 

Evet: Kyzikos’tan geriye kalan ve bilinen tarihi mimari zenginlikler şunlardır.

1-Hadrianus Tapınağı.

2-Kyzikos Amphitiyatrosu,

3-Altıköşeler Kulesi.

4-Bouletarion,

5-Bergama Kraliçesi Apololonis’in adına oğulları tarafından yaptırılan tapınak.

6-Hazine adı verilen ve her biri bir mimarın gözetimindeki üç depo,

7-Kirazlı Yayla Manastırı

8-Palata çeşmesi.

9-Agios Nikolas Kilisesi

10-Muhle Kalesi,

11-Seyitgazi Tepesi ve Kalesi.

12-Zeytin Adasında bulunan kilise.

Kyzikos’da yapılan binaların hemen hepsinin güzelliği kadar büyük bir itina ile yapıldığını binaların içinde ve dışında bulunan işlenmiş mermerler ve frizlerle süslenmelerinden anlaşılmaktadır. En çok rastlanan friz örnekleri: Medusa başı ve öküz kafasıdır.

Kyzikos

AKROPOL VE SARAY:

Günümüzde kazılarak ortaya çıkarılmamış olsa da Akropol, kentin kuzeyinde, kuzey, doğu ve batısı kent surlarıyla çevrili en düşük seviyesi denizden ortalama 50 m yüksekliğinde olan kentin en yüksek bölümünde yer almış olmalıydı.

Bu kısımda batı sur duvarında, Akropol Kapısı olarak tanımlanan 1.22 m genişliğinde ve 2.64 m yüksekliğinde, üstü kemerli kapı vardır.

Akropol kapısının doğusunda, duvar kalınlıkları ortalama 1 m olan ve oldukça büyük yapıya ait bazı duvar kalıntıları tespit edilmiştir ki, bu yapı muhtemelen ölçüleri açısından Saray yapısı olmalıdır.

Kyzikos

SURLAR:

Belirlenen sur duvarları kalıntıları, Kyzikos kentinin güçlü savunma sistemine sahip olduğunu göstermektedir.

Kentin çevresindeki güçlü sur duvarları farklı dönemlerde inşa edilmiş ve birçok kez onarılmıştır.

Sur duvarları 1.50-2.00 m arasında değişen kalınlığı sahip, kaplamaları yer yer dökülmesine karşılık bazı kısımlarda 4 m yüksekliğe kadar kalabilmiştir.

MS 4 yüzyılda sağlam sur duvarlarının olduğu kabul edilmektedir.

Sur duvarlarının üzerinde, 3 tanesi deniz kenarında, 2 tanesi kara kısmında olmak üzere 5 kapı yer almaktaydı. Bunlardan Akropol, Hytos, Hadrian Tapınağının doğusundaki Kapı ve Thrakia Kapısına ait kalıntılar günümüze ulaşmıştır.

 

LİMANLAR:

Ünlü coğrafyacı gezgin Strabon, böylesine güçlü sur duvarlarıyla çevrili kentin, 2 limanının olduğunu bildirmesine karşılık, 3 limana sahip ender kentlerden biri olarak tespit edilmiştir.

Şehir rüzgara karşı korunaklı, üç farklı limana sahipti, bu da onu büyük bir ticaret devi yapıyordu.

 

Hytos Limanı-Batı Limanı:

Hadrian Tapınağının güneydoğusunda, bugün Erdek körfezine açılan altıgen kulenin güneyindedir.

Yarımadanın kuzeye bakan kıyısında, Propontis in açık sularına dönük bir konumdadır. Bu liman Kyzikos un Karadeniz, Trakya ve Konstantinopolis ile bağlantısını sağlayan ana kapısıydı.

Evet 1 Liman kentin birincil ticaret limanı olarak işlev görüyordu.

Tahıl, zeytinyağı, şarap ve tekstil ve değerli madenler başta olmak üzere, uzun mesafeli deniz ticaretinin büyük bölümü buradan yürütülüyordu.

Kyzikos un ünlü elektrum sikkeleri de büyük ölçüde bu liman aracılığıyla dolaşımı giriyordu.

Evet Hytos Limanı, 200 gemiyi barındırabilecek kapasiteye sahipti.

Bu antik limanın, antik çağdan Osmanlı İmparatorluğuna kadar kullanıldığı tahmin edilmektedir.

 

Altıgen Kule:

Batı limanı gözetleme kulesidir.

 

Panormos Limanı:

Thrakia kapısının batısındadır.

Yarımadanın güneye bakan kıyısında, Propontis in daha korunaklı sularına açılan bu liman, kuzeyin açık deniziyle karşılaştırıldığında çok daha sakin bir su alanı sunuyordu.

Kent ada formundayken, ana karaya en yakın nokta olması nedeniyle Mysia bölgesine erişimi kolaylaştırırken, Bandırma-Erdek körfezi güzergahını kullanan gemiler için yarımadaya dönüştüğü zamanlarda da kullanılmaya devam edilen liman görevi görmüştür.

Güney Liman, ağırlıklı olarak balıkçılık, yerel kıyı ticareti ve küçük teknelerin barınması için kullanılıyordu. Kyzikos balıkçılığı antik kaynaklarda özellikle vurgulanmaktadır. Özellikle ton balığı avcılığı kentin ekonomisinde önemli bir yer tutuyordu.

 

 

Thrakikos Limanı:

Thrakia kapısının doğusunda, Bandırma körfezine açılan bölümdedir.

Muhtemelen yarımadanın en korunaklı koyunda konumlanmıştı ve diğer ikisinden farklı olarak ağırlıklı biçimde askeri amaçlara tahsis edilmişti.

Antik deniz kuvvetleri geleneğinde askeri limanların sivil limanlardan ayrılması yaygın bir uygulamaydı. Atina nın Pire limanı sistemi bu açıdan en bilinen örnektir.

Bu limanda savaş gemilerinin çekilip muhafaza edildiği kapalı tersane yapıları bulunuyordu.

Askeri liman, Kyzikos un deniz tarihindeki en kritik anlarda belirleyici rol oynadı.

MÖ 410’da ünlü Kyzikos Deniz Muharebesinde Alkibiades komutasındaki Atina donanması Sparta kuvvetlerini tam burada bozguna uğratmıştı.

 

 

Günümüz:

 Ne yazık ki, üç limanın fiziksel kalıntıları, günümüzde büyük ölçüde yok olmuş durumdadır. Kıyı şeridinin binlerce yıl içinde değişmesi, deniz seviyesindeki dalgalanmalar ve sonraki dönemlerde yapılan iskeleler ile dolgu çalışmaları, antik liman yapılarını büyük ölçüde tahrip etmiştir.

Kyzikos Hadrian Tapınağı

HADRİAN TAPINAĞI:

Kyzikos kentinde tespit edilmiş 4 tapınağın en büyük ve en önemlisidir.

Bandırma-Erdek karayolu üzerinde Düzler Mahallesi girişinde, yolun hemen kuzeyindedir.

Karayoluna yaklaşık 300 metre içeridedir.

Tapınak, bazı araştırmacılar tarafından “Dünyanın 8 Harikası olarak” nitelendirilmiştir.

Hadrian Tapınağı sadece bir dini yapı değil, aynı zamanda Kyzikos’un Roma İmparatorluğu içerisindeki politik ve ekonomik gücünün bir simgesiydi.

Hadrian, şehre “Neokoros” (Tapınak koruyucusu) unvanını vererek burayı bölgenin dini merkezi haline getirmiştir.

Kyzikos Hadrian Tapınaığı
Yapımı:

Tapınağın yapımına: MS 1 yüzyılda Jüpiter (Zeus) adına yapımına başlanmıştır.

İmparator Augustus’un kente verdiği serbestiyi İmparator Tiberius’un kaldırmasıyla ortaya çıkan mali sıkıntılar nedeniyle, tapınağın inşası uzun yıllar devam etmiş ve bitirilememiştir.

Tapınak hakkında ilk bilgiler, MS 2 yüzyıl yazarlarından Skolast Lucianus tarafından verilmiştir.

Lucianus, tapınağın MS 2 yüzyılda İmparator Hadrian’ın yaptığı yardımlarla tamamlandığından bahseder.

MS 117 yılında meydana gelen depremle kent tahrip olur.

MS 124 yılında Anadolu gezisine çıkan İmparator Hadrian, Kyzikos şehrine geldiğinde, kentin onarılmasına ve tapınağın inşasına maddi yardımda bulununca, yeni bir tapınağın inşasına başlanmıştır.

Böylece Kyzikos: Anadolu’da Pergamon ve Smyrna’dan sonra İmparator tapınağı yapan kent olmuştur.

Muhtemelen başlangıçta Zeus (Jupiter) adına yapılan tapınak, parasal desteği nedeniyle İmparator Hadrian’a adanmış olmalıdır.

MS 167 de Hadrian Tapınağının kuzeyindeki Agora da yaptığı bir konuşmada, Aristides, tapınağın alınlığında yapının Hadrian a ithaf edildiğini belirten bir yazıtın olduğunu bildirmiştir.

Öte yandan: tapınağın alınlığında İmparator Hadrian’ın kabartması bulunmuştur, ancak bu kabartmanın Zeus’a da ait olabileceği öne sürülmüştür.

Kilise tarihçisi Sokrates, tapınağın cellasında bulunan heykelinden dolayı Hadrian’ı Olympos’un 13 tanrısı olarak kabul eder.

Tapınak, MS 155 yılındaki depremde büyük zarar görmüştür.

Antoninler döneminde yeniden onarılmıştır. Aelius Aristides, tapınağın açılışında yaptığı konuşmada, böyle bir anıtsal bir tapınak için gerekli olan mermerin bu bölgeden sağlanabileceğini ve bunu ancak Kyzikosluların başarabileceğini, tapınağın 3 katlı yapısı ile denizcilere bile yok gösterdiğini belirtir.

Kyzikos Hadrian Tapınağı
Mimari özellikleri-ölçüleri:

Korint düzeninde inşa edilen tapınak, işçiliğindeki detaylar ve mermer kalitesiyle ün kazanmıştır.

Tapınağın uzunluğu 120 metreye yakın, genişliği ise yaklaşık 70 m dir.

Korint sütun başlıklarına ve 85 x 105 cm ölçülerindeki mermer çatı kiremitlerine sahip yapı, bu özellikleriyle Roma dönemi Anadolu’sunun en büyük boyutlu tapınağıdır.

Sütunlarının yüksekliği 21 m bulduğu tahmin edilmektedir. Sütun tamburlarının çapı 2.10 m dir.

Sütun başlıkları yaklaşık 2.5 m yüksekliğindedir ve bu yükseklik Roma dünyasının en büyüklerinden kabul edilir.

Dönemindeki diğer devasa yapılarla (Efes Artemis Tapınağı) yarışacak büyüklüktedir.

Kyzikos Hadrian Tapınağı
Tapınağın yıkılması:

Bölgedeki şiddetli depremler (özellikle MS 160 ve sonrasında) yapıya büyük zarar vermiştir.

Orta Çağda yaşanan büyük İstanbul depremleri ve yerel sarsıntılar, tapınağın tamamen yıkılmasına neden olmuştur.

Yıkılan tapınağın devasa mermer blokları ve sütunları, yüzyıllar boyunca çevre yerleşimlerde (Özellikle İstanbul daki Osmanlı yapılarında) inşaat malzemesi ve kireç yapımı için kullanılmıştır.

Kyzikos Hadrian Tapınağı
Son çalışmalar ve Kazılar:

Modern kazılar, tapınağın neden “Dünya Harikası” adayı olduğunu kanıtlayan veriler sunmuştur.

Kazılarda bulunan Korint tarzı sütun başlıkları, yaklaşık 2.5 metre yüksekliktedir.

Bu, Anadolu da bulunan en büyük sütun başlıklarından biridir.

Tapınakta nadir bulunan ve çok değerli olan sarı mermerlerin kullanıldığı tespit edilmiştir.

Tapınağın devasa ağırlığını taşıyabilmesi için altında birbirine paralel tonozlu galeriler inşa edilmiştir. Bu galerilerin bir kısmı günümüzde de görülebilmektedir. Sonuçta, bugün sadece 3 galeri görülebilmektedir.

Son çalışmalarda tapınağın devasa friz kuşakları ve mitolojik sahnelerin betimlendiği kabartmalar gün ışığına çıkarılmaya devam ediliyor.

Kazılar sonucunda tapınağın çevresinin düz mermer bloklarla döşenmiş olduğu belirlenmiştir.

Tapınak alanı şu anda devasa mermer blokların ve sütun başlıklarının toplandığı bir taş tarlası görünümündedir.

Tapınağın büyüklüğünü anlamak için tonozlu alt yapıyı ve sergilenen dev sütun başlıklarını mutlaka görün.

 

Hazine:

2010 yılındaki kazı sezonunda; 196 sikke içeren Geç Roma Dönemine ait hazine bulunmuştur.

Yapılan kazılar sonucunda, kumaşla sarılı olduğu düşünülen hazine, Geç Roma dönemine ait 196 sikke içermektedir.

Bunlardan 113 tanesi tanımlanabilmiş, geri kalan 83 sikke düşük kondisyonlarından dolayı tanımlanamamıştır.

2011 yılında Bandırma Müzesinde işleme tabi tutulan sikkelerin temizliği sırasında, çoğunda korozyonun bir çeşidi olan bronz hastalığı tespit edilmiştir. Birkaçının yüzeyi tamamen aşınmış olduğu için üzerlerindeki lejantlar ve simgeler görülmemektedir.

Definedeki sikkeler incelenip tasnif edildiklerinde toplam 6 İmparator ve 1 İmparatoriçe saltanat yıllarını kapsadığı görülmüştür. Ayrıca darphaneleri ve darp yılları belirlenmiştir. Bunların çoğunluğunun Delmatius sikkesi olduğu anlaşılmıştır. En erken tarihli sikkenin MS 307 yılına, en geç tarihli sikkenin ise MS 337 yılına ait olduğu anlaşılmıştır.

Definede en fazla sikkesi olan darphane Kyzikos tur. Kyzikos darphanesinde darp edilen 94 sikke bulunmuştur.

Kyzikos darphanesi, İmparator II Claudius zamanında (MS 268-270) açılmıştır. Zeno’nun iktidarı zamanında (MS 476-491) kapanmıştır.

Kyzikos Amfitiyatro

KYZİKOS AMFİTİYATROSU:

Kyzikos’da bulunan bazı yazıtlarda gladyatörlerden ve arenaya özgü organizasyonlardan söz edilmektedir.

Bu durum kent sınırları içinde ya da yakınlarında böyle bir yapının varlığına işaret etmektedir.

Antik kentin topoğrafyası incelendiğinde, amfitiyatronun muhtemelen yarımadanın iç kesimlerinde, tiyatro ve diğer kamusal yapılardan görece uzak bir alanda konumlandırılmış olduğu düşünülmektedir.

Roma kentlerinde amfitiyatrolar genellikle kentin merkezinde değil, çeperlerine yakın yerlerde inşa edilirdi.

Bu hem yapının büyüklüğü hem de etkinliklerin yarattığı kalabalık ve gürültü göz önünde bulundurulduğunda anlaşılır bir tercihti.

Evet, Amphitiyatros, iki yamaç arasında bulunan bir dere vadisinde inşa edilmiştir.

Amphitiyatroların, gladyatör oyunlarından başka, su balesi ve deniz savaşı sahnelerinin temsil edilmesinde de kullanıldığı antik kaynaklardan anlaşılmaktadır.

Bunun için gerekli su, arenanın altından dere suyunun bentlerle biriktirilmesiyle sağlanmıştır.

Kyzikos amfiteatr ın Pergamon örneği gibi dere yatağına inşa edilmiş olması nedeniyle, gladyatör oyunlarının yanı sıra deniz savaşı oyunlarının oynanması için de kullanıldığı anlaşılmıştır.

Buna ait gösterge: Hamamlı-Belkıs yolunun dere yatağından geçişi sağlayan köprünün güneyinde, amfitiyatro dan yaklaşık 200 m yukarıda suyun önünü keserek oyunları sırasında burada suyun toplanmasını sağlamak için inşa edilmiş olduğu tahmin edilen güçlü bir duvara ait parçalar bulunmaktadır.

Kyzikos Amfitiyatro
Mimari özellikleri-sayısal ölçüleri:

Evet Kyzikos amfitiyatrosunun inşasına, MS 117 depreminden sonra başlanmıştır.

MS 155 yılında meydana gelen depremden sonra onarılmış veya tamamlanmış olmalıdır.

Kyzikos amfitiyatrosunun uzunluk ve çapraz dış ölçüleri 180 x 155 m dir.

Bu ölçülerle en büyük ve en ünlü amfitiyatrolar arasına girmektedir.

Elips şeklinde olup doğu ve batı yöndeki oturma basamakları yamaca, dere yatağından dolayı güney ve kuzey yönlerdekiler ise güçlü ayakların taşıdığı tonozlar üzerine oturtulmuştur.

Evet, şehirde inşa edilen tiyatro: Roma şehrindeki Colosseum ile yarışacak büyüklüktedir.

Kyzikos Amfitiyatro
Günümüz:

Günümüzde kalıntıların en dikkat çekeni, çok uzaklardan görülebilen, derenin doğusunda bulunan, yaklaşık 25 m yüksekliğindeki tonoz ayağıdır.

Birinci ve ikinci katın tonoz başlangıçları görülebilen ayağın birinci katının dış yüzü, yaklaşık 0.40 m kalınlığında, uzunlukları farklı, dış yüzü hafif bombeli granit bloklarla kaplanmıştır.

Bu tonoz ayağı ile hemen doğusunda bulunan ayak arasındaki boşluk 7.60 m dir.

Diğer kısımlarda da bazı tonoz ayakları günümüze ulaşmıştır.

 

AGORALAR

Kyzikos kentinde, 2 agora tespit edilmiştir.

 

Güney Agora:

Hytos limanının doğusunda Güney Agora bulunmaktadır ve kenti güneyden kuşatan surun bitişiğindedir. Sur duvarı, aynı zamanda Güney Agora nın duvarı olarak kullanılmıştır.

Agoranın içten uzunluğu 220 m, genişlik ise 67 m dir.

Agora dikdörtgen planlıdır.

Buradaki yapılan kazılarda bulunan bir bezeme: MS 1 yüzyıl ortalarını, sütun başlığının üslubu ise MS 2 yüzyılın ilk yarısını tarihlemektedir.

 

Hadrian Agorası:

Hadrian Tapınağının kuzeybatısındadır.

Genişliği yaklaşık 82 m dir. Ancak aşırı tahribat nedeniyle uzunluğu tespit edilememiştir.

 

DARPHANE:

Kyzikos darphanesinin kökleri, MÖ 6 yüzyıla, hatta bazı araştırmacılara göre, daha da erken dönemlere uzanmaktadır.

Liydialıların elektrum sikke basımını icat etmesinin hemen ardından Kyzikos bu teknolojisi benimsedi ve kendi özgün para sistemini geliştirdi. Darphane, kentin Miletos kolonisi olarak kurulmasından kısa süre sonra faaliyete geçmiş olmalıdır.

Antik dünyada “Kzyikene” olarak bilinen elektron (altın-gümüş karışımı) sikkeleri, dönemin rezerv para birimi kabul edilirdi.

Neden bu kadar güvenilir olmuştur?

Kzkinenosun uluslararası güvenilirliğinin temelinde birkaç kritik etken yatmaktadır. Her şeyden önce Kyzikos darphanesi alaşım saflığı konusunda yüzyıllar boyunca son derece tutarlı bir standart korudu.

Bu durum tüccarların sikkeyi güvenle kabul etmesini sağladı.

Bunun yanı sıra her sikke serisi farklı bir ön yüz tasarımına sahipti ve bu çeşitlilik sahtecilik ile mücadelede etkili bir araç oldu.

Kentin deniz ticaretindeki merkezi konumu da sikkenin yaygınlaşmasını kolaylaştırdı.

Evet Kyzikos darphanesi: MS 3 yüzyılın sonlarına ya da 4 yüzyılın başlarına kadar aktif kaldı.

Konstantinopolis in kurulması ve imparatorluk para sisteminin merkezileşmesiyle sürecinde pek çok eyalet darphanesi gibi Kyzikos darphanesi de kapandı ya da faaliyetlerini büyük ölçüde kısıtladı.

Böylece yaklaşık 800 yıllık bir üretim tarihi sona erdi.

 

NEKROPOL-MEZAR ANITLARI

Kyzikos şehrinde, iki tane nekropol yani mezarlık alanı var. Bunlar, genellikle şehirlerin dışına yapıldıkları için, define avcıları tarafından, kazılarak tahrip edilmişlerdir. Bu şehirde de, güney ve batı arasındaki iki nekropol alanında: Roma dönemine ait, lahit ve lahit parçaları bulunmuştur. En çok bulunan eserler: mezar stelleridir.

Ancak, bölgede, arkeologlar tarafından en çok bulunmaya çalışılan mezar: kentin kurucusu olan kral Kyzekos’un mezarıdır. Halen bulunamamış olan bu mezarın: Erdek-Bandırma karayolu üzerinde, Çanakkale yol ayırımından sonra, yolun solunda yer alan Tümülüs içinde bulunduğu kabul ediliyor. Ancak, herhangi bir kazı yapılmadığından, bu düşünce kesinleşmemiş.

Hani belli mi olur, yakın zaman sonra veya şu an, burada kaçak define arayıcıları kazı yapıyor olabilirler, onlar işini bitirince de, televizyon kameraları olay yerinden birkaç gün yayın yapar ve sonra her şey unutulur gider. Lütfen gerekli tedbirler alınsın.

Kyzikos

GÜNÜMÜZE KALANLAR:

Maalesef yüzyıllarca Kyzikos kalıntıları mermer ocağı olarak kullanılmış ve birçok taşı İstanbul’daki yapıların (Süleymaniye Camii gibi) inşasında kullanılmıştır.

Evet, bugün Bandırma ve Erdek arasındaki bu tarihi aks, hala o dönemin izlerini taşıyor.

Daskyleion’un sessiz ve gizemli akropolü ile Kyzikos’un devasa sütun kalıntıları, aslında aynı madalyonun iki yüzü gibidir.

Günümüzde her ne kadar yapıların çoğu yıkıntı halinde olsa da, yerdeki devasa sütun tamburları ve ormanın içindeki Hadrian Tapınağı galerileri inanın size antik dünyanın ihtişamını hissettirecektir.

Kyzikos
GEZİ YOLU:

Tapınak ile tiyatro arasındaki 1.5 km lik güzergahın “Antik Gezi Yolu” olarak düzenlenmesi ve açık hava müzesi haline getirilmesi planlanmaktadır.

 

Kyzikos
AMFİ TİYATRO:

Erdek yolu üzerindedir.

Bölgenin dağlık alanında bulunan antik amfiyatro kalıntılarını bulmaya çalışın, doğanın antik kenti nasıl geri aldığına şahit olacaksınız.

Öte yandan, kentin tiyatrosu, diğer anıtsal yapılar gibi ağır bir tahribata uğramıştır. Bizans döneminde yapı taşları sökülerek başka inşaatlarda kullanılmıştır. Osmanlı döneminde de bu süreç devam etmiş, bölgedeki köy ve kasabaların yapımında antik malzemeler yoğun biçimde kullanılmıştır. Ayrıca bölgedeki sismik hareketlilik ve depremler de yapıya büyük hasar vermiştir.

Günümüzde görünür kalıntılar son derece azdır, yanının büyük bölümü toprak altındadır.

Çünkü arkeolojik çalışmalar özellikle Hadrianus Tapınağına yoğunlaşmıştır.

Bugün amfitiyatro kalıntılarının en dikkat çekeni, çok uzaklardan görülebilin, derinin doğusunda bulunan yaklaşık 25 m yüksekliğindeki tonoz ayağıdır.

Bu devasa tonoz kalıntısı, amfitiyatronun oturma bölümünü taşıyan destek yapısının günümüze ulaşmış tek büyük unsurudur ve kentin ne denli görkemli bir geçmişe sahip olduğunu somut biçimde gözler önüne sermektedir.

 

LİMAN DALGAKIRANLARI:

Kentin güneyinde yer alan Hytos Limanı tamamen dolmuştur ve dikkatle bakılınca denizin içinde dalgakıranın kalıntıları görülebilir.

Bugün kumsaldan denizin içine doğru yaklaşık 84 m devam eden dalgakıran yaklaşık 0.80 x 1.50 m ölçülerinde taşlarla inşa edilmiştir.

Kentin güneyinde bulunan Panormos Limanının dalgakıranı düz şekilde güneybatıya yaklaşık 115 m devam etmektedir.

Kentin kuzeydoğusunda yer alan Thrakikos Limanının dalgakıranı ise, Aşağıyapıcı Köyü ne giden karayoluna kadar görülmektedir.

Bu kalıntılar suya bakarak ya da kıyı boyu yürüyerek gözlemlenebilir.

 

BANDIRMA ARKEOLOJİ MÜZESİ:

Kazılarda bulunan en değerli eserlerin birçoğu bugün Bandırma Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

 

 
Daskylepion

DASKYLEİON

Ergili köyü yakınlarında, Manyas gölü (antik adıyla Daskylitis gölü) kıyısındadır. 

Daskyleion antik kenti, Bandırma ilçesi, Manyas Kuş Gölü’nün güney-doğu ucunda Hisartepe üzerinde yer almaktadır. 

Antik dönemde bu bölge, Misya olarak anılmaktadır. 

 

TARİHİ:

Daskyleion un geçmişi MÖ 3 binlere kadar uzanır.

Günümüzden yaklaşık 5 bin yıl öncesine ait prehistorik çağlarda bu yöredeki yerleşimi kanıtlayan taş baltalar ve çakmak taşından dilgiler bulunmuştur.

Bunların yanında MÖ 1700-1800 yıllarına tarihlene, steatit’ten yapılmış bir Babil ürünü silindir mühür de hem yörenin, hem de Anadolu’nun bu tarihlerde Ön Asya kültürleriyle olan ilişkilerine işaret etmektedir.

MÖ 8 yüzyılın sonlarına tarihlenen kireç taşından yapılmış Kybele Tapınak Modeli, Kybele Tapınağı Temeli, üstü plaka taşlarla örtülü bir kült kanalı, kült eşyaları, Frig dilinde yazıtlar, bezemeli ve grafitolu seramikler ile kenti çevrelediği düşünülen sur duvarı, Daskyleion da Friglerin MÖ 8 yüzyıldan başlayıp Helenistik döneme kadar yaşadıklarını kanıtlamaktadır.

Trakya dan Anadolu ya göç eden Friglerin bu yörede yerleştiklerini gösteren hem yazılı belgeler hem de onların kullandıkları seramikler kazılarda bulunmuştur.

Bir Frig adak yazıtını içeren, kırık haliyle bile boyu 1 m yi geçen mermer blok, Frigya bölgesinin sınırlarının yeniden değerlendirilmesine yol açmıştır.

Frig, Lidya, Pers, Helenistik ve Roma dönemlerine ait buluntular verir.

 

Şehrin adının kökeni:

Efsaneye göre, Lydia kralı Ardys, oğlu Sadyattes ve çok güvendiği sağ kolu Daskylos ile birlikte başkent Sardis te hüküm sürmüştür.

Sadyattes, babasının Daskylos a duyduğu güveni kıskanarak onu öldürür.

Bu sırada Daskylos un Phryg li karısı hamiledir.

Kendisinin ve çocuğunun canının tehlikede olduğunu düşünerek babasının  yönettiği Manyas Gölü kıyısındaki kente kaçar.

Daskylos un annesi saray entrikaları sebebiyle Sardis ten Hellespontiake Phrygi a ya kaçmış, sonradan Daskyleion adını alacak olan kente yerleşmiş ve çocuğunu burada doğurmuştur.

Kentin önceki ismi bilinmemektedir.

 

Lidyalılar:

Lidya döneminde Sardes merkezli Krallar Yolu’nun önemli duraklarından biri olan Daskyleion, av ve dinlenme alanları olarak kullanılmıştır.

MÖ 7 yüzyılda Daskylos adıyla bilinen ünlü Lydia Kralı Sardis ten hanedan kavgaları nedeniyle buraya gelmiş ve kent onun adından esinlenilerek Daskyleion adını almıştır.

Daskyleion’da doğan oğlu Gyges daha sonra Lydia’ya geri çağrılmış ve Lydia’ya kral olduktan sonra şehre Daskyleion denilmiştir.

 

Pers Satraplığı dönemi-Eyalet Başkenti:

Daskyleion, Perslerin Satraplık (valilik) merkezi olarak tarih sahnesinde yer almıştır.

Dünyada Pers satraplık merkezi olarak bilinen tek kazı alanıdır ve aynı zamanda bilinen en eski Zerdüşt tapınağına ev sahipliği yapmıştır.

Pers valileri burada meyve ağaçları ve av hayvanlarıyla dolu “cennet bahçesi” anlamına gelen devasa parklar “Paradeisos” kurmuşlardır.

Ayrıca, dünyada bilinen en erken tarihle Zerdüşt tapınaklarından biri buradadır.

 

Jeopolitik Önemi:

Persler kenti Anadolu’nun batıya açılan kapısı olabilecek uygunlukta bir bölgede kurmayı hedeflemişlerdir.

Bunun için Manyas Kuş Gölü nün güneydoğusunda konumlanmış Hisartepe ve çevresini seçmişlerdi.

Bölge, Trakya, Boğazlar, Marmara Denizi, Karadeniz ve Küçük Phrygia bölgelerinin kesiştiği coğrafyaya hakimdir.

Persler Yunanistan’a yapacakları seferlerde burayı bir lojistik üs ve istihbarat merkezi olarak kullandılar.

 

İyon isyanı (MÖ 499-494)

Batı Anadolu’daki Yunan şehirleri Perslere isyan ettiğinde, Daskyleion bu isyanı bastırmak için kullanılan ana merkezlerden biri oldu.

Ayaklanmanın baş mimarı Miletos Tiranı Aristagoras tır.

Öncesinde şöyle bir gelişme yaşanır.

Naksos adasını ele geçirmek isteyen Aristagoras, Pers satrabı Artaphernes’i (Artafernes) bu konuda ikna etti ve büyük bir Pers-İyon ortak seferi düzenledi. (MÖ 500)

Ancak sefer başarısızlıkla sonuçlandı.

Aristagoras hem Perslerin gözünden düştü hem de büyük mali yük altına girdi.

Bu çıkmazdan kurtulmak için Aristagoras tiran unvanından vazgeçerek Miletos’ta demokratik bir yönetim ilan etti ve İyon kentlerini Pers egemenliğine karşı ayaklanmaya çağırdı.

Aristagoras önce Sparta kralı Keleomenes’e giderek destek istedi.

Kleomenes, Susa’nın Ege’den ne kadar uzakta olduğunu öğrenince yardım etmeyi reddetti.

Ardından Atina’ya gitti. Atinalılar 20 gemi ve Eretria ise 5 gemi göndermeyi kabul etti.

Bu destek sembolik düzeyde kalsa da siyasi açıdan son derece önemliydi.

Zira Perslerin gözünde bu kentler artık düşman sayılacaktı.

Herodotos bu gemileri “Hellas’a getirilen kötülüklerin başlangıcı” olarak niteler.

MÖ 498 yılında, İyon kuvvetleri ve Atinalı müttefikler, Pers satraplığının başkenti Sardes’e yürüdü.

Kenti ele geçirdiler ancak Artaphernes komutasındaki Pers garnizonu, Akropol’de tutundu.

Kentte çıkan yangın (kaynakların büyük çoğunluğu bunu İyonlara bağlar) Sardes’i büyük ölçüde tahrip etti.

Persler geri çekilen İyon kuvvetlerini takip ederek Efes yakınlarında büyük bir bozguna uğrattı.

Atinalılar bu yenilginin ardından geri döndü ve bir daha aktif destek vermedi.

MÖ 497-496. Yayılma Dönemi:

Ayaklanma sadece İyon kıyılarıyla sınırlı kalmadı.

Karia, Likya, Hellespontos bölgelerindeki kentler de katıldı.

Kıbrıs’taki Yunan kentleri de isyan etti.

Ancak Kıbrıs cephesi kısa sürede bastırıldı.

 

MÖ 496-495 Pers karşı Saldırısı

Persler sistematik bir strateji izledi.

Üç ayrı ordu kolu İyon kentlerini tek tek kuşatmaya ve geri almaya başladı.

Kuzey kolu Hellespontos ve Propontis’i, orta kol Lydia’yı, güney kol ise Karia’yı hedef aldı.

Kentler birer birer Pers egemenliğine geri döndü.

Sonuç:

Pers Kralı Dareios, Atina ve Eetria’nın verdiği desteği unutmadı. Rivayete göre, her gün bir hizmetkarına “Atinalıları unutma” dedirtti.

Bu intikam duygusu, doğrudan MÖ 490 Matarhon Seferini (I. Pers Seferi) tetikledi.

Ardından MÖ 480 Pers İstilası (II Pers Seferi) geldi.

İyon ayaklanması böylece Yunan-Pers savaşlarının gerçek başlangıç noktası oldu.

 

Spartalı Pausanias:

Pers savaşlarının ünlü ismi Spartalı General Pausanias’ın bir dönem Perslerle gizli pazarlıklar yapmak için Daskyheion u bir buluşma noktası olarak kullandığı iddia edilmektedir.

Pausaniak’ın düşüşünün asıl nedeni, Pers Kralı Kserkes ile gizli yazışmalar yürüttüğü iddiasıdır.

Antik Kaynaklar (başta Thuyydides) şunları aktarır.

Pausanias, Kserkes’e mektuplar yazdı ve Yunanistan’ı Pers egemenliğine sokmaya çalıştığını ima etti.

Karşılığında Kserkes’in kızıyla evlenmeyi ve Yunanistan üzerinde Pers adına hükmetmeyi talep etti.

Bir Pers soylusuyla evlilik yaptığı ya da planladığı öne sürüldü.

Sparto bu ihbar üzerine onu ilk kez yargıladı. Ancak suç kanıtlamadı ve serbest bırakıldı.

 

Sparta Kralı Agesilaos un şehri kuşatması (MÖ 395)

Daskyleion tarihindeki en meşhur askeri olaylardan biri, Sparta kralı Agesilaos’un Anadolu seferiydi.

Spatalılar, Pers satrapı Pharnabazos un yönettiği Daskyleion u ele geçirmek için bölgeye geldiler.

Satrap Pharnabazos, Peloponnesos savaşı sırasında, Sparta’ya mali destek vermiş, deneyimli bir Pers yöneticisiydi. Ancak şimdi karşı saflardaydı.

Agesilaos, kuvvetlerini Hellespontos Frigyası içine sürdü. Spartalı ordu bölgeyi sistematik biçimde yağmaladı.

Köyler yakılıp yıkıldı. Geniş tarım arazileri tahrip edildi. Büyük miktarda ganimet toplandı. Pharnabazos’un Saray ve Av parkları (paradeisos) yakılıp yıkıldı.

Pharmnabazos, açık savaştan kaçındı.

Süvari baskınlarıyla Spartalıları taciz etmeyi tercih etti.

Daskyleion’un kendisi doğrudan ele geçirilip uzun süre tutulmadı ama çevresi büyük tahribata uğradı.

Agesilaos’un kuvvetleri yağma ile meşgulken, Pharnabazos’un süvarileri ani bir baskınla Spartalı önce kuvvetlerine ağır kayıplar verdirdi.

Bu, Spartalıların süvari zaafiyetini açıkça ortaya koydu.

 Agesilaos MÖ 394 yılında Anadolu’da büyük başarılar elde etmeye devam ederken, Sparta’dan acil bir haber geldi.

Korinthos savaşı başlamıştı. (MÖ 395-387)

Atina, Korinthos, Argos ve Baiotia Sparta’ya karşı ittifak kurmuştu.

Üstelik Persler bu ittifaka para ve diplomatik destekle besliyordu. Bu süreç Ksenophon’Un ifadesiyle şöyle özetlenebilir: Persler Agesilaos’un on bin okçuyla yendiler. Yani on bin Pers altın sikkesiyle. Üzerinde okçu figürü olan sikkelerle.

Agesilaos Anadolu’yu terk ederek Avrupa’ya geçmek zorunda kaldı.

Trakya ve Makedonya üzerine yürüyerek MÖ 394 yılında Koroneia Muharebesinde Boiotialıları yendi.

Aynı yıl Pers parasıyla donatılmış Atinalı komutan Konon, Knidos Deniz Muharebesinde Sparta donanmasını yok etti. Sparta’nın deniz gücü bir anda çöktü.

Agesilaos ömrünün sonuna kadar Anadolu seferini yarıda bırakmış olmanın hüznünü taşıdı ve Pers’e duyduğu düşmanlığı hiç yitirmedi.

 

Büyük İskender in gelişi: (MÖ 334)

Dasklyleion un kaderini değiştiren en büyük olay, Büyük İskender in Pers İmparatorluğuna karşı başlattığı seferdir.

MÖ 334 yılında Büyük İskender yaklaşık 35-40 bin kişilik bir orduyla Hellespontos’u (Çanakkale Boğazını) geçti.

Pers’in MÖ 480’de Atina’yı ve Yunan tapınaklarını yakmasının öcü alınacaktı.

Daskyleion
Granikos Savaşı (MÖ 334 Mayıs):

Bölgedeki Pers satrapları Büyük İskender’i Hallespontos yakınlarında durdurmaya karar verdiler.

Pers kuvvetleri Granikos Çayı (bugünkü Biga Çayı) kıyısında mevzi aldı.

Yunan paralı asker komutanı Mennon: son derece önemli bir taktik öneri sundu.

Geri çekilin, araziyi yakın, İskender’i ikmal sıkıntısıyla bunaltın.

Açık muharebeden kaçının.

Ancak Pers satrapları bu öneriyi reddetti.

Gerekçeleri hem pratik hem de onur meselesiydi.

Kendi topraklarını yakmak kabul edilemezdi ve İskender’den kaçmak zayıflık sayılırdı.

İskender, tartışmalı bir kararla doğrudan nehri geçerek saldırdı.

Komutanı Parmenion temkinli davranılmasını önermişti ama İskender bunu kabul etmedi.

Çarpışma son derece şiddetli oldu.

İskender bizzat ön saflarda savaştı.

Bir noktada Lydia Satrapı Spithridates neredeyse onu öldürüyordu.

Spithridates kılıcını İskender’in başına indirirken Kleitos (Kara Kleitos) Pers satrabının kolunu keserek İskender’i kurtardı.

Sonuçta, Makedonya süvarisi ve piyade üstünlüğü belirleyici oldu.

Pers kuvvetleri bozguna uğradı. Lydia Satrapı Spithridates savaş alanında öldürüldü. Daskyleion satrabı Arsites savaştan kaçtı, daha sonra kendi eliyle hayatına son verdi.

Memnon kaçmayı başardı.

Yunan paralı askerler ise en trajik akıbete uğradı.

İskender onlara neredeyse hiç şans tanımadı.

Büyük çoğunluğu kılıçtan geçirildi.

Bir kısmı zincire vurularak Makedonya’ya maden işçisi olarak gönderildi.

İskender bunu bilinçli bir mesaj olarak kullandı. Yunanlar Pers safında savaşamazlar.

Granikos zaferinden hemen sonra İskender kuvvetlerini kuzeye, Daskyleion’a yöneltti ya da komutanlarından birini gönderdi.

Daskyleion büyük bir direniş göstermeden teslim oldu.

Makedonyalı komutan Kalas, Daskyleion’a satrap olarak atandı.

Evet, Daskyleion’un teslimi, 150 yılı aşkın süredir devam eden Pers egemenliğinin Hellespontos Frigyasında sona erişinin simgesiydi.

 

Helenistik ve Roma dönemi çatışmaları:

İskender in ölümünden sonra generalleri arasındaki güç savaşlarında Daskyleion yine bir satranç tahtasına dönüştü.

Lysimakhos ve Seleukos arasındaki mücadelelerde kent defalarca el değiştirdi.

Roma döneminde ise, askeri önemini yitirmeye başlasa da, Pontus kralı VI Mithradates in Romalılara karşı yürüttüğü savaşlarda bölge yine bir harekat alanı oldu.

Daskyleion

Pers dönemi mimarisi-Paradeisos ve Saray Yaşamı:

Persler, fethettikleri topraklarda kendi yaşam kültürlerini dayatmak yerine, yerel mimariyi kendi estetik anlayışlarıyla harmanlamıştır.

 

Satraplık Sarayı:

Daskyleion’da Pers valilerinin (Satrap) yaşadığı saray, tipik bir Apadana (çok sütunlu saray) yapısında değil, daha çok yerel Anadolu gelenekleriyle birleşmiş bir yapıdadır.

Pers saray mimarisinin en karakteristik unsuru olan çok sütunlu kabul salonları, Daskyleion’da da mevcuttu.

Bu salonlar satrabın resmi kabuller düzenlediği, elçi kabul ettiği ve hiyerarşik törenleri icra ettiği mekanlardı.

Sütun başlıkları ve bazı mimari elemanlar, hem Pers hem de Yunan etkisini birlikte yansıtır.

Saray, kentin en yüksek noktası olan akropolde yer alır ve göle bakan muazzam bir manzaraya sahiptir.

 

Sarayda Yaşam:

Daskyleion Sarayı, bir yanda aristokrat yaşamın merkezi, öte yanda karmaşık bir bürokratik aygıtın kalbi gibi işliyordu.

Satraplık her yıl merkeze (Susa ya da Persepolis’e) belirlenmiş miktarda vergi göndermek zorundaydı.

Bu vergi hem nakit hem de ayni olarak toplanırdı.

Sarayda görevli katipler, denetçiler ve hazinedarlar bu karmaşık ekonomik işleyici yönetirdi.

Sarayın belki de en ilginç özelliği, kozmopolit yapısıydı.

Sarayda Persler, Frigyalılar, Lidyalılar, İyonyalı Yunanlılar, Trakyalılar ve daha pek çok topluluktan insan bir arada yaşıyordu. Dil olarak eski Farsça, Aramice ve Yunanca kullanılıyordu.

Yunanlı paralı askerler vardı.

Daskyleion Kabartmalar
Daskyleion Kabartmaları:

Sarayın en çarpıcı arkeolojik bulguları arasında bunlar özel bir yere sahiptir.

Bu kabartmalar, MÖ 5 yüzyıla tarihlenmekte olup Pers saray yaşamını, dini ritüelleri ve gündelik aristokrat yaşamını belgeleyen eşsiz görsel kaynaklar sunar.

Kabartmalarda öne çıkan sahneler şunlardır:

Rahiplerin ateş sunağı başında ritüel törenleri, Magların (Pers din adamlarının) dini pratikleri, at arabası sahneleri, av sahneleri ve ziyafet tasvirleridir.

Özellikle Mag kabartmaları, Pers Zerdüşt din pratiğini belgeleyen nadir görsel kaynaklarıdır.

Rahipler ağızlarını paitidana adı verilen bir örtüyle örtmektedirler ki bu Zerdüşt ritüelinde kutsal ateşin nefesle kirlenmemesi için uygulanan bir pratiktir.

Bu kabartmalar, günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.

Daskyleion İçme suyu hattı
İçme suyu hattı:

Kentte yürütülen kazılarda, 10 m uzunluğunda, yaklaşık 2500 yıllık su hattına ulaşılmıştır. Pişmiş topraktan yapılmış, kalın su borusu olan künklerin, MÖ 4 yüzyıla ait olduğu belirtilmiştir. Söz konusu su boruları, o dönemde Manyas gölü tarafında henüz yeri tespit edilemeyen bir kaynaktan suyun şehre taşınmasını sağlıyordu.

Künklerde yer yer kontrol noktaları saptanmıştır. Bu kontrol noktaları, künklerde suyun kirecinden dolayı bir tıkanma olursa, bu noktalar sayesinde bir tel vasıtasıyla veya bir başka aletle bu künklerin tekrar kullanıma açılması, suyun rahatça akmasını sağlıyor.

Bu yapı kesinlikle bir su altyapı sistemidir ve içme suyu sağlamaya yöneliktir. Bu dönemdeki künkler pişmiş topraktan imal ediliyordu ve kireçten harçlarla birlikte birbirine tutturuluyordu.

Daskyleion

Paradeisos (Cennet Bahçeleri):

Pers mimarisinin en özgün parçası binalar değil, çevre düzenlemesidir.

Daskyleion paradeisosu, Manyas gölü ve çevresindeki geniş alanları kaplıyordu.

Mutlaka surlarla ya da hendeklerle çevrili bir alandı.

Bu sınır hem pratik bir işlev görüyor (av hayvanlarının kaçmasını önlüyordu) hem de sembolik anlam taşıyordu.

İçerisi satrabın düzenlediği, kontrol ettiği, mükemmelleştirdiği bir dünyaydı.

Paradeisos’un vazgeçilmez unsuru su yönetimiydi.

Kanallar, havuzlar ve sulama sistemleri hem bahçeleri besliyor hem de gölün sunduğu su kaynaklarını düzenli biçimde kullanıyordu. Pers bahçe geleneğinde su, hayat, bereket ve iktidar simgesiydi.

Düzenli aralıklarla dikilmiş sedir, servi, çınar ağaçları, meyveli ağaçlar, itina ile budanmış çalılıklar.

Bu düzen Pers bahçe felsefesinin özüydü.

Geyik, yaban domuzu, ayı, aslan gibi av hayvanları burada besleniyor ve korunuyordu.

Satrap misafirlerine büyük av partileri düzenlerdi, bu organizasyonlar hem zevk hem de statü göstergesiydi.

Agesilaos MÖ 395’te Daskyleion çevresini yakarken Paradeisos u da tahrip etti. Bu salt bir askeri eylem değildi. Satrabın iktidar sembolüne, prestijine ve kimliğine yönelik bilinçli bir saldırıydı.

 

Sarayda ziyafet Kültürü:

Pers aristokrasisinde ziyafet son derece kodlanmış bir sosyal pratikti.

Satrap sofrası hiyerarşik bir düzende kurulurdu.

Satrabın yanında oturmak onur ve ayrıcalık göstergesiydi, uzaklık ise daha düşük statüye işaret ederdi.

Müzik ve dans da ziyafetlerin ayrılmaz parçasıydı, sarayda müzisyenler ve dansçılar istihdam edilirdi.

Daskyleion Mutfaklar

Lidya Mutfağı:

Kazılarda: MÖ 600’lü yıllara tarihlenen Lidyalılara ait 2 mutfak bulundu.

Mutfakta antik döneme ait tohumlar, balık kılçıkları ve ocak kalıntıları tespit edilmiştir.

Evet Daskyleion’daki Lidya Mutfağı, arkeoloji dünyasında büyük heyecan uyandıracak bir keşif olmuştur çünkü genellikle antik kentlerde tapınakları veya sarayları bulmak mümkündür.

Ancak insanların ne yediğini ve nasıl pişirdiğini bu kadar net görmek çok nadirdir.

Mutlak, kentin surlarına yakın bir bölgede, kerpiçten yapılmış bir yapının içinde bulunmuştur.

Mevcut kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla alan, çatısının bir yangınla çökmesi nedeniyle tekrar düzenlenmiş olup, en az iki evreyi içeriyor.

Mutfakların MÖ 600 ve 540 yıllarına ait olduğu anlaşılmıştır. İki mutfak ta çıkan yangınla çökmüştür. Bu mutfaklar birbiri üzerinde bulunmuştur. Biri yangınla çökmüş, üzerine diğer mutfak yapılmış ancak bu da yangınla çökmüştür.

 

Ocaklar ve Fırınlar:

Mutfaklarda farklı dönemlere ait iki ocak ile çeşitli formlarda kaplar, balık kılçığı, hayvan kemiği, tohum gibi organik kalıntılar ile bazalt taşından havan bulunmuştur.

Mutfak ocakları sağlam ele geçmiştir. Kap kacak içinde kalmış istiridye kabukları da bulunmuştur.

 

Mutfak Gereçleri:

Kazılarda çok sayıda seramik tabak, kase, balık pişirme tavaları ve saklama küpleri (pithos) bulunmuştur. Bu kapların bir kısmının üzerinde hala yemek artıkları ve is izleri duruyordu.

 

Menüde ne vardı.

Arkeobotanik (bitki kalıntıları) ve arkeozooloji (hayvan kemikleri) çalışmaları sayesinde Lidya döneminde Daskyleion’da neler tüketildiği bilinmektedir.

 

Balık Ziyafetleri:

Manyas Gölünün hemen kıyısında olduğu için mutfakta çok miktarda balık kılçığı ve pulu bulunmuştur. Özellikle yayın balığı ve sazanın o dönemde de favori olduğu anlaşılıyor.

 

Et Tüketimi:

Sığır, koyun ve keçi kemiklerinin yanı sıra, Pers etkisinin de bir yansıması olarak yaban domuzu ve geyik gibi av hayvanlarının kemiklerine de rastlanmıştır. Ayrıca iki kedi ve fare kemiklerine de rastlanmıştır. Bu buluntu, Lidyalıların farelerden kurtulmak için kedi beslediklerini göstermiştir. 2023 yılı kazılarında ise köpek kemikleri bulunmuştur. Bu durum, Lidyalıların köpek tükettiklerini göstermektedir.

 

Tahıllar ve Baklagiller:

Yanmış halde bulunan tohumlar arasında buğday, arpa, burçak ve nohut öne çıkıyor.

 

Lidya Mutfağının Gurme Dokunuşu.

Lidyalıların ünlü “Kandaulos” yemeğini (et, peksimet, peynir ve dereotu ile yapılan bir tür antik güveç/kebap) burada pişirmiş olma ihtimalleri oldukça yüksektir.

Yine araştırmalara göre, Lidyalıların ekmek rendesi çorbası yaptıkları belirlenmiştir.

 

Sonuç:

Mutfaktaki kapların bazılarında bulunan Lidya alfabesiyle yazılmış işaretler, belki de aşçıların hangi kabın kime ait olduğunu ve içinde ne olduğunu not ettiklerini gösteriyor.

 

Din ve ritüel:

Saray yaşamının merkezinde Zerdüşt dini pratikler yer alıyordu.

Daskyleion kabartmalarında görülen Mag sahneleri, bu pratiklerin görsel belgesidir.

Kutsal ateş sarayda sürekli yanık tutulurdu.

Maglar bu ateşin bakımından sorumlu din adamlarıydı.

Büyük dini törenler ve takvim ritüelleri saray yaşamının ritmini belirlerdi.

 

Ateş Tapınağı ve Kültü:

Persler ateşe, suya ve toprağa büyük saygı duyarlarmış.

Kentte bulunan ve MÖ 5 yüzyıla tarihlenen ateş sunağı, Zerdüşt dinindeki ateş kültünün burada aktif olarak uygulandığını kanıtlar.

Bu sunaklarda kutsal ateşin hiç sönmemesine dikkat edilirdi.

 

Mezar Stelleri:

Bu taşların üzerinde genellikle Satrap’ın günlük hayatından sahneler, av partileri, ziyafetler veya atlı alaylar resmedilir.

Bu stellerde kullanılan üslup “Anadolu-Pers sanatı” olarak literatüre geçmiştir.

Figürlerin kıyafetleri Pers tarzı (pantolon ve tunik) iken, işleniş biçimi yerel Anadolu ustalarının elinden çıkmıştır.

 

Kurban ritüelleri:

Kabartmalarda boğa ve koç gibi hayvanların kurban ediliş sahneleri yer alır.

Ancak bu kurbanlar, Yunan dünyasındaki gibi açık havada değil, genellikle rahiplerin gözetiminde belirli kurallarla yapılırdı.

Daskyleion Lidya Surları

Lidya ve Pers Surları:

Höyük, Manyas gölü kıyısında hafif yükseltilmiş bir plato üzerindedir.

Bu konum doğal bir savunma avantajı sunuyordu.

Kuzey ve batı cepheleri: göl ve bataklık araziye bakıyordu.

Bu kesimlerden saldırı son derece güçtü.

Güney ve doğu cepheleri ise, daha açık araziye yöneliyordu ve asıl savunma yatırımlarının bu yönlerde yoğunlaştığı anlaşılmaktadır.

Bununla birlikte, Daskyleion hiçbir zaman sadece askeri bir kale değildi.

Sur sistemi: bir saray kenti ve idari merkezi koruma işlevi görüyordu.

Dolayısıyla hem stratejik hem de temsili bir boyutu vardı.

Evet, kazılarda bulunan devasa surlar, kentin neden bu kadar zor ele geçirildiğini açıklıyor.

 

Lidya sur tekniği:

Lidya mimarisinin en karakteristik özelliği büyük işlenmiş taş blokların kullanılmasıdır.

Lidyalılar, hem düzensiz poligonal taş dizimleri hem de daha düzenli yatay sıralı duvar örgüsü kullandılar.

Sur duvarlarında “testere dişi” denilen çıkıntılar kullanılmıştır. Bu, kuşatmacıların sur dibine yaklaşmalarını engelleyen ve savunmacılara yanlardan ateş etme imkanı tanıyan ileri bir askeri mimaridir.

Akropolün etrafındaki teraslar, bir saldırı anında düşmanın yukarı tırmanmasını neredeyse imkansız hale getiren diklikte inşa edilmiştir.

Daskyleion’un erken tabakalarında bu tekniklerin izlerine rastlanmaktadır.

Duvarlar oldukça kalın tutuluyordu, bazı kesimlerde 3-5 m kalınlık saptanmıştır.

MÖ 547-546’da Kyros’un Lidya’yı fethetmesiyle birlikte, Daskyleion’de Pers egemenliğine girdi.

Persler mevcut Lidya altyapısını büyük ölçüde devraldı ve üzerine inşa etti.

Daskyleion Sur Duvarları
Pers sur tekniği:

İki temel malzeme: taş temel ve kerpiç üst yapıdır.

Kazıların ortaya koyduğu verilere göre, Pers dönemi sur hattı, höyüğün doğal topoğrafyasını izleyerek düzensiz bir poligon oluşturuyordu.

Topoğrafyaya uyum sağlamak hem inşaat maliyetini düşürüyor hem de doğal engelleri savunma sistemine dahil ediyordu.

Sur hattı boyunca belirli aralıklarla dikdörtgen kuleler yerleştirilmişti.

Sur hattında en az bir ana kapı tespit edilmiştir.

Kapı düzenlemeleri Pers geleneğinde genellikle iki kule arasına yerleştirilen ve içeri girişi kontrol eden karmaşık yapılardı.

MÖ 395 yılında Agesilaos, bölgeyi büyük ölçüde tahrip etti.

Sur yapılarının da bu tahribattan nasibini aldığı kuvvetle muhtemeldir.

Arkeolojik tabakada yanma izleri ve yakım katmanları tespit edilmiştir.

 

Daskyleion

KAZILAR:

Daskyleion da arkeolojik kazılar, 1950 li yıllarda Ekrem Akurgal tarafından başlatılmıştır ve günümüzde de sürdürülmektedir.

Kazılarda: saray yapıları, depo alanları, tapınak kalıntıları ve savunma sistemleri gün yüzüne çıkarılmıştır.

Son dönemde bulunan Pers dönemi duvar resimleri, Anadolu da Pers sanatıyla ilgili eşsiz örnekler arasında yer almaktadır.

Daskyleion

GÜNÜMÜZDE GÖRÜLEBİLEN KALINTILAR;

Kazılar hala aktif olarak sürmekte, alanın büyük bölümü toprak altında kalmaktadır.

Ören yerine vardığınızda ilk karşılaşacağınız, höyüğün kendisidir.

Manyas gölü kıyısında yükselen bu doğal görünümlü tepe, aslında binlerce yıllık insan yerleşiminin üst üste birikmesiyle oluşmuş yapay bir yükseltidir.

Daskyleion Sur Duvarları

Lidya Suru ve Mutfağı:

Son kazılarda, MÖ 7 yüzyıla tarihlenen 157 metre uzunluğunda görkemli bir Lidya suru ile saray kompleksi içinde olduğu düşünülen bir mutfak alanı bulunmuştur.

Frig suru 2 yüzlü bir duvar şeklinde yapılmıştır.

Duvarın dış yüzünde kuru taş tekniğiyle küçük boyutlu kesme taşlar kullanılmıştır.

İç yüzünü ise moloz taşlar koyarak 3 metre kalınlıkta, sağlım bir duvar yapmaya çalışılmıştır.

Lidya suru ise büyük bloklu taşlar ile daha büyük ve görkemli yapılmıştır.

Şu an da kuzey kısmında duvarın 47 nci metresinde çalışmalar sürdürülmektedir.

Andezit ve kireç taşından inşa edilen surun, 6.5 m yüksekliğe ulaşan kalıntıları vardır. Söz konusu surun, 6.5 metre derinlikte korunduğu ve bu uzunluğun daha da devam etme potansiyeli bulunduğu söylenmektedir. Surun 72 metrelik kısmı ortaya çıkarılmıştır.

Bu duvar hem bir savunma hattı hem de höyüğün kaymasını önleyen destek duvarı niteliğindedir.

Lidya surlarını ve restorasyonu devam eden tapınak temellerini yakından görebilirsiniz.

 

Saray alanı kalıntıları:

Höyüğün üst platosunda, saray kompleksine ait temel izleri, taş blok parçaları ve mimari elamanlar görülebilir. Bunlar sütun tamburları, işlenmiş taş bloklar ve çeşitli yapı kalıntılarını kapsar.

 

Mezarlık Alanları:

Höyüğün çevresinde, özellikle güney ve doğu yönlerinde Pers ve Helenistik döneme ait mezarlık alanları bulunmaktadır. Bazı mezar yapılarının izleri yüzey seviyesinde görülebilir. Bu mezarlar farklı gömü geleneklerini yansıtmaktadır.

 

Frig yazıtları:

Bölgenin “Helhespontine Phrygia (Çanakkale Boğazı Frigyası) olarak adlandırılmasını sağlayan önemli Frigce yazıtlar ve kült eşyaları çıkarılmıştır.

Daskyleion Dionysos Maskı

Dionysos Maskı:

Kentin Akropolünde bulunan antik Yunan tanrısı Dionysos’un maskının bir adak maskı olduğu düşünülmektedir. MÖ 4 yüzyıla tarihlenmektedir. Pişmiş topraktan yapılmıştır.

Daskyleion Bullalar

Bullalar:

Antik dönemde resmi belgeler (papirüs veya parşömenler) rulo yapılıp sicimle bağlanır, bu sicimin üzerine de yumuşak bir çamur topağı konurdu. Yetkili kişi kendi mühür yüzüğünü bu çamura bastırırdı. İşte bu kuruşum çamur baskılarına “bulla” demir.

Belge açıldığında mühür kırıldığı için, bullaların bozulmamış olması belgenin gizliliğinin korunduğunu gösterirdi.

Kazılarda bulunan 400’den fazla mühür baskısı, Daskyleion’un Pers İmparatorluğunun batıdaki en önemli idari merkezi olduğunu tescillemiştir.

Mühürlerin üzerinde Aramice (Perslerin resmi diplomasi dili), Eski Persçe ve Grekçe yazıtlar bir arada bulunur. Bu durum kentin kozmopolit yapısını ve farklı milletlerin bir arada çalıştığını gösterir.

Bu minik çamur parçaları, o dönemin sanatını ve ideolojisini yansıtan birer tablo gibidir.

 

Kraliyet Sahneleri:

Aslanla mücadele eden kahraman kral figürü çok yaygındır. Bu, kralın kaos üzerindeki zaferini simgeler.

Daskyleion Bullalar
Günlük yaşam ve av:

Atlı avcılar, geyik avı sahneleri ve ziyafetler sıkça işlenmiştir.

 

Dini Semboller:

Kanatlı güneş kursu (Ahura Mazda sembolü) gibi Zerdüştlük öğelerine rastlanır.

 

Koleksiyondaki en heyecan verici parçalardan biri,

Bizzat Pers Kralı Kserkses’e (Xerxes) ait olduğu düşünülen mühür baskısıdır. Üzerindeki Eski Persçe, Elamca ve Babilce dillerinde “Ben Kral Kserkses” im yazdığı tahmin edilmektedir. Bu, merkezin (Susa veya Persepolis) doğrudan temas halinde olduğunu kanıtlar.

 

Bunlar neden günümüze kadar ulaşmıştır.

Normalde çamur zamanla ufalanıp yok olur.

Ancak Daskyleion’daki arşiv binası antik dönemde bir yangın geçirmiştir.

Bu yangın, kağıt (papirüs) belgelerini yok etse de üzerindeki çamur mühürleri “pişirerek” seramikleştirmiş ve günümüze kadar taş gibi sağlam ulaşmalarını sağlamıştır.

Arkeolojinin en ironik durumlarından biri budur.

Bir felaket (yangın) tarihi bilgiyi korumuştur.

 

 

İSTANBUL ARKEOLOJİ MÜZESİ:

Daskyleion’un en önemli buluntuları burada sergilenmektedir. Mag kabartmaları, ziyafet sahnesi kabartmalar ve Pers saray yaşamını belgeleyen diğer taş eserler bu müzenin koleksiyonundadır.

 

BANDIRMA ARKEOLOJİ MÜZESİ

İlçe merkezinde, Paşabayır Mahallesindedir. 2003 yılında ziyarete açılmıştır. Bina, yapı olarak çatısındaki fener görüntüleriyle, Osmanlı dönemi mimarisini anımsatmaktadır.

Müze binasında, iki teşhir salonu, bir laboratuvar, kütüphane ve konferans salonu bulunmaktadır. Müzede sergilenen eserler arasında: Anadolu Pers sanatının özelliklerini taşıyan mezar sitelleri, kazılarda bulunan pişmiş toprak kaplar ve Kyzikos antik kenti ve çevresinde bulunan mezar sitelleri sergilenmektedir.

Bunun dışında, genel değerlendirilme yapılırsa: eski Tunç çağından başlayıp, 20.yüzyıl başlarına kadar bölgede hüküm süren uygarlıklara ait buluntular sergileniyor. Eserlerin ağırlıklı dönemi ise: Pers ve Roma dönemleridir.

Müzede, mutlaka görmenizi önereceğim objeler: Phryg dilinde yazı bulunan, Manes adlı kişiye ait mezar steli, Aramca yazıtlı, Anadolu-Pers stilinde, kapı şeklindeki mezar sitelidir.

Sonuç:

Höyükte yürürken, Pers satraplarının 200 yıl boyunca yönettiği, Agesilaos’un yıktığı, İskender’in fethettiği bu kadim mekanın katmanlarını ayaklarınızın altında hissedebilirsiniz.

 

 

 

 

 

Erdek tanıtım yazısı.

Balıkesir tanıtım yazısı.

Bursa tanıtım yazısı.