Hırvatistan Split

Hırvatistan Split

İsmi: İtalyanca “Spalato” dur. Dünyanın en güzel şehri ve Akdeniz’in çiçeği olarak da bilinir. Hatta: birçok ünlü Hırvat sporcunun Split doğumlu olması nedeniyle, şehre “Dünyanın en sportif şehri” de denilir.

Bu kentin başlıca sembolü: Dalmaçyalı cinsi köpek ve eşektir.

Hırvatistan Split

ULAŞIM

Split havaalanı, Zagreb havaalanından sonra, Hırvat ülkesinin en ünlü ikinci havaalanıdır. Havaalanı, şehir merkezine 25 km. uzaklıktadır. Havaalanı ile şehir merkezi arasında çalışan otobüslerin ücreti: 30 kn.dur. Pleso Taşımacılık tarafından bu servis hizmeti verilmektedir.

TARİHİ

Şehirdeki ilk yerleşimcilerin, 3 ve 4’ncü yüzyıllar arasında, Romalılar olduğu biliniyor.

Günümüzde, Split şehrinden 5 km. uzakta, Solin denilen yerde: 295 yılında, Roma İmparatoru Dicletianus; emekliliğini geçirmek üzere, burada büyük bir saray yaptırır.

Bu muhteşem büyük sarayın yapımı: on yıllar alır ve 313 yılında ölünceye kadar, kendisi bu sarayda yaşar. Ölümünden sonra ise: birçok Romalı aristokrat, sarayda yaşamaya devam eder. Hatta: saray, 6’ncı yüzyıla gelindiğinde, bir sığınak olarak kullanılmaya devam eder.
7’nci yüzyıla gelindiğinde ise, saray terk edilir.

11’nci yüzyıla gelindiğinde ise: saray çevresindeki alanlar önemli ölçüde büyür. 1420 yılında, şehir, Venedikliler tarafından ele geçirilir. 1797 yılında ise, bu kez Avusturyalılar egemenliği ele geçirirler.

1941 yılında bu kez, İtalyan işgali görülür. Dünya Savaşından sonra Yugoslavya’nın bir parçası olan şehir; 1991 yılındaki iç savaştan fazla zarar görmez. Çünkü: bölünmüş Yugoslav Deniz Kuvvetleri güçleri şehirde konuşlanmıştır.

Hırvatistan Split

GENEL

Hırvatistan ülkesinin ikinci büyük şehridir. Nüfus, burada yaklaşık 200 bin kişinin üzerindedir. Adriyatik denizi kıyısında, ülkenin en büyük şehridir. Dalmaçya bölgesinin idari merkezidir.

Hırvatların en büyük özelliklerinin başında, tarihi yerleri korumaya almamaları ve kullanıma açmaları geliyor. Özellikle, bu şehirde, hiçbir tarihi bina, kullanım dışı tutulmuyor. Hatta, yörenin insanı, bunları önemli bir gelir kapısı olarak görüyor.

Hırvatistan Split

Split Üniversitesi: 1974 yılında kurulmuş olup, günümüzde şehirde 12 fakültede, 26 bin öğrenci eğitim görmektedir.

Şehirdeki: Brodosplit tersanesi ise, Hırvatistan ülkesinin en büyüğüdür. Tersanede, yaklaşık 4000 kişi çalışmaktadır. Burada yapılan birçok tanker, konteyner gemisi, yük gemileri, denizaltılar, devriye botları, yolcu gemilerinin büyük bölümü ülke dışına ihraç edilmektedir.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM

Şehir içi toplu taşıma hizmeti: Promet AŞ isimli bir firma tarafından verilmektedir. Şehirdeki otobüslerin çoğu yeni olmasına rağmen, birçoğu eski ve harap durumdadır. Biletler: büfelerden veya otobüs şoförlerinden satın alınıyor. Ancak, otobüsten sadece tek seferlik otobüs bileti satın alabilirsiniz.

Tek seferlik otobüs bileti: 10 kn. Bunu büfeden satın alırsanız: 8 kn. İki yolculuk için otobüs bileti: 16 kn. Bir aylık kullanılabilen, sınırsız otobüs bileti ise: 260 kn. dur. Otobüse bindiğinizde, sarı makineye biletinizi okutmalı ve doğrulama için sürücüye vermelisiniz.

Split Soparnik

NE YENİR

Şehirde, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: “Soparnik” tatmalısınız. Bu: sebze ile doldurulmuş ve ateşte pişirilmiş bir tür hamur yemeğidir. Üstüne: zeytinyağı ve sarımsak ilave ediliyor.

Split Red Room

GECE HAYATI

Şehirdeki gece hayatı nispeten renklidir. Özellikle: Diocletian sarayı yakınlarındaki “Red Room” denilen mekanı önerebilirim. Dosud caddesindeki “Academia Ghetto Club” da önerilebilecek güzel bir yer.

Bunların dışında ise: şehirde, gece hayatının en ünlü noktaları, şunlardır:
O’Hara: Burası, iki katlı, rock ve pop müzik ağırlıklı bir gece kulübüdür.

Vanilla Club: Yüzme havuzu da bulunan, yabancı pop müziklerinin çalındığı bir yer olarak önem kazanıyor.
Hemingway Bar: Son derece süslü bir kulüp olarak öne çıkmaktadır.

NEREDE KALINIR

Şehirde, kalınabilecek başlıca oteller şunlardır:
Adria Hostel: Split ile Omis arasındaki sahil yolundadır. Şehir merkezine 12 km. uzaklıktadır. Buradaki yatak fiyatları: 15-25 Euro arasındadır.
Al Place Hostel: Burası: Petra Kruzica bölgesindedir. Büyük bir hosteldir.
Old Town Hostel: Dominisova bölgesindedir.

Bunların dışında, özellikle otobüs ile şehre ulaştığınızda, otobüs terminalinde, evinin bir bölümünü şehre gelen turistlere kiraya verenlerle karşılaşacaksınız, bunları değerlendirebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Şehirde: güzel çiçekler ve ev yapımı Hırvat rakısı satılan kent pazarı var. Hemen duvarların dışındadır. Bunun dışında: şehirde, bolca ayakkabı ve gözlük satılan mağaza-dükkan var. Özellikle: ayakkabı mağazaları aşırı miktarda bulunuyor.

Ayrıca: buradan el yapımı İtalyan deri çantalar, takılar ve kravat bulup satın alabilirsiniz. El yapımı, yalnızca giyecek ve süs eşyaları ile sınırlı değil. Ayrıca: kaliteli şaraplar, preslenmiş zeytinyağları ve daha birçok el yapımı hediyelik eşya bulup satın alabilirsiniz.

Hırvatistan Split

GEZİLECEK YERLER

1979 yılında, Split tarihi merkezi, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Split şehrinin, Hırvat kültür merkezi olduğu söylenir.

Split şehrindeki gezimize: eski şehri gezerek başlıyoruz. Eski şehre: Doğu kapısından giriyoruz. Çünkü: şehrin çevresi surlarla çevrili ve her yönde, 4 kapısı bulunuyor.

Bu kapılardan başlıcası : antik dönemdeki komşusu Salona şehrine bakan: Altın kapıdır (Porte Aurea) . Diğer kapılar ise: Gümüş kapı (Porte Argentea), Demir kapı (Porte Ferrea), Bronz/Tunç kapı (Porte Aenea).

Biz: gezimize başlarken, Gümüş kapıdan eski şehre giriyoruz. Hemen karşımıza: İmparator Diocletian’ın mozolesi yani mezarı olarak yapılan, St.Domnius Katedrali çıkıyor.

Hırvatistan Split Cathedral of St Domnius

CATHEDRAL OF ST DOMNİUS-WORCESTER SVETİ DUJE

Şehrin doğu bölümündedir.

Burası, başlangıçta, Roma sarayı ile aynı zamanda, İmparator Diocletion için bir mezar olarak, 305 yılında yapılmıştır.

Bir Roma tapınağı ve Katolik kilisesi karışımı gibi inşa edilmiştir.

Ancak: 7’nci yüzyıla gelindiğinde, Hıristiyan halk Salona’dan kaçıp Split şehrine yerleştiğinde, Diocletian’ın mozolesi bu topluluk tarafından Hıristiyan katedraline dönüştürülmüştür. Aziz Domnius ve diğer azizlerin kalıntıları Salona’dan buraya getirilmiştir.

Aynı tarihte, İmparator St. Domnius’un ölüsü, bu mozoleden çıkarılıyor ve burası kiliseye çevriliyor.

Yapının orijinal formu sekizgendir. Sekizgen çevresinde peripteros tarzında, toplam 24 sütun vardır. Bu sütunlar mozole/pervetire kısmını çevreliyor. İç kısımda, 8 büyük kırmızı granit Korint sütun ve bunların üstünde daha küçük sütunlar bulunuyor. Kubbenin alt kısmı tuğlalarla yelpaze deseninde, üst kısmı yuvarlak düzenlemelidir. Mozole döneminde kubbe mozaiklerle süslenmişti.

Girişteki kapılar ceviz ağacından yapılmış, Andrija Buvina adlı sanatçı tarafından 1214 yılında oyulmuştur. Kapılar 28 sahneye sahiptir. İsa’nın yaşamından sahneler görülür. İçeride pulpit yani ses kürsüsü, 13’ncü yüzyıldan, altı sütun üzerine yerleştirilmiş, bilind arcede tarzında, renkli mermer sütunlarla süslenmiştir.

Split St Duje Çan Kulesi

 

Kilise hala aktif olarak kullanılmakta, kutsal ayinler düzenlenmektedir. Ancak 20’nci yüzyılın başında restorasyon çalışmaları yapılmış, bazı orijinal süslemeler kaldırılmıştır.

 

Hırvatistan Split St Duje çan kulesi

ST. DUJE ÇAN KULESİ

Şehrin simgesidir. Kilisenin hemen yanındadır.

Çan kulesinin yapımına 13’ncü yüzyılda başlanmıştır. İnşası yaklaşık 16’ncı yüzyıla kadar sürmüştür. Bu süre içinde kule Romanesk ve Gotik üsluplardan etkilenmiştir. 1890-1908 yılları arasında büyük bir restorasyon yapılmıştır. Bu restorasyon sırasında birçok orijinal süsleme ve kabartmalar kaldırılmış, kule tarzı bazı açılardan sadeleştirilmiş ve bazı bölümleri yeniden düzenlenmiştir.

Evet kulenin yüksekliği 57 metredir. Kat sayısı, altı seviyelidir. Üst katları Gotik ve Rönesans etkileri taşır, alt katları daha Romanesk bir görünüm sergiler. Yüksek katlara çıkıldıkça yapının inceleşen ve daha açık pencereli, daha hafif görünümlü bir mimariye sahip olduğu görülür.

Yapının taş detayları, mazgal pencereler, kemerler ve sütun başlıkları hem işlevsel hem dekoratif öğelerdir.

Evet kuleye çıkmak isterseniz, ayrı bir bilet almak gerekiyor. Bilet aldığınızda ise, dar merdivenlerden çıkarak şehrin muhteşem bir manzarasını görebiliyorsunuz.

Split Jupiter Tapınağı Vaftizhane

JUPİTER TAPINAĞI-VAFTİZHANE

Daha sonra: Diocletian Sarayında, 5’nci yüzyılda, Jupiter tapınağı olarak hizmet etmiş ve daha sonra St. Jhon Vaftizhanesine dönüştürülmüş bir yeri görüyoruz.

Vaftizhane, orijinalinde Jüpiter Tapınağı olarak inşa edilmiş bir yapıdır. İnşa tarihi, Diocletian Sarayının yapımıyla paraleldir. Yaklaşık MS 295-305 yılları arasında tapınak olarak yapılmıştır. Daha sonra Geç Antik Çağ veya Erken Orta Çağda, tapınak St John the Baptist’a ithafen bir vaftizhane olarak kullanılmak üzere dönüştürülmüştür.

Yapının planı dikdörtkendir. Tapınak alta alınmış bir podyum üzerinde yer alır. Ön cephesi, sütunlarla desteklenmiştir. İçeride, vaftiz havuzu vardır. Bu font, 13’ncü yüzyılda oluşturulmuş ancak 11’nci yüzyıla ait parçaları spolia yani yeniden kullanım taşı olarak kullanılarak yapılmıştır.

Vaftiz havuzunun kenarında bulunan mermer levhalar süsleme ve rölyeflerle bezelidir. Doğu tarafındaki bazı levhalar, figüratif sahneler içerir, kral betimlemeleri ve motifler gibi detaylar bulunur.

İçeride, ayrıca Split şehrinin bazı piskoposlarının defin edildiği iki sarcophagus bulunmaktadır. Özellikle 10’ncu yüzyıla ait Ivan II ve 1099 yılında ölen Lovro’nun mezarları bulunur.

Çatı kısmı tonoz biçimli, oyma süslemeleri ve kasetli silindirik tonoz tarzında detaylara sahiptir.

Yapının dış cephesinde öncede bitişik yapılar bulunurken, 20’nci yüzyıl başlarında bu çevre yapıları kaldırılarak, tapınak yapısı daha özgür durumda bırakılmıştır.

Sfenks heykeli (başsız) tapınağın dış cephesinde durur. Diocletian sarayı için Mısır’dan getirilen sfenkslerden biridir. Firavun Tutmosis III zamanına ait (MÖ 1479-1425) granit bir heykeldir. Kaynaklara göre, Diocletian sarayını süslemek için toplam 12 sfenks getirtmiştir, ancak bunlardan sadece birkaçı günümüze ulaşmıştır.

Split St John Heykeli

Burada: St. John heykeli var.

Heykel, vaftizhane iç mekanında yer alıyor. Arka planda mimari öğeler ve duvar süslemeleri bulunur.

Büyük bronz St John Baptist heykeli, ünlü Hırvat heykeltıraş Ivan Mestrovıc tarafından  yapılmıştır. 1953 model, daha sonra bronz dökümü yapılmıştır. 1960 yılında sergilenmek üzere buraya konulmuştur.

Heykelin detaylarında yüz ifadesi, saç, giysi kıvrımları ve duruş görülebilir. Yaklaşık 257 cm yükseklik ve 72 x 100 cm taban alanına sahiptir. Figür: Vaftizci Yahya (John the Baptist) olarak estetik bir görünüme sahiptir. Kıyafet ya da giysi çok gösterişli değildir, sade formda bir duruş sergiliyor. Elinde bir vaftiz havuzu ritüelinde kullanılan bir kap ya da leğen obje taşıdığı görülüyor. Yüzü çizgili, gözleri gölgeli, bu detaylar çile ve içsel yaşlılık/ruhsal yorgunluk vurgusu yapan bir üsluba işaret eder.

Vaftizhane şu anda ziyarete açıktır. Genelde Split’teki katedral kompleksi kapsamında bir biletle ziyaret edilebilmektedir.

Split Altın Kapı

Altın Kapı

Altın Kapı (Porte Aurea) Diocletianus Sarayı’nın kuzey girişidir. Roma İmparatorluğunun ihtişamını yansıtan önemli bir yapıdır. İnşa tarihi, MS 4’ncü yüzyıl başlarıdır. Özellikle MS 305 yılında İmparator Diocletianus’un saraya giriş yaptığı tarihte önemli bir rol oynamıştır.

Kapı dikdörtgen planlıdır. Savunma amaçlı olarak tasarlanmıştır. Dış cephesinde, Roma İmparatorları Diocletianus, Maximianus, Galerius ve Constantius Chlorus’un heykellerinin bulunduğu nişler vardır. Bu figürler, Roma’nın Tetrarşi yönetimini simgeliyordu.

16’ncı yüzyılda Venedik etkisiyle Porta Aurea olarak adlandırılmıştır. Bu isim kapının gerçek altında kaplanmasından değil, yapının görkemli ve önemli olmasından kaynaklanmaktadır.

Kapıdan içeri girildiğinde sarayın ana caddesi olan Cardo Maximus’a ulaşılır. Ortaçağ döneminde kapı kapınmış ve heykelleri kaybolmuştur. Ancak modern restorasyonlarla günümüze kazandırılmıştır.

Evet, Altın kapıdan geçerek, dar yollardan ilerliyoruz ve altın kapının hemen dışındaki, Aziz Yorgo heykeline ulaşıyoruz.

Split St Gregory Heykeli

ST GREGORY HEYKELİ-GRGUR NİNSKİ

Heykel, Split şehrinde Diocletianus Sarayının kuzey duvarının dışında, Peristil meydanına yakın bir konumda yer almaktadır.

Şehrin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir.

Aziz Gregory of Nin: 10’ncu yüzyılda, Hırvat dini lider olarak öne çıkıyor. Halkın kendi dillerinde dua etmelerini savunmuş ve Hırvat dilinin kilisede kullanılmasını teşvik etmiştir.

10’ncu yüzyılda, İncil’i, Hırvatçaya çevirmiştir.

Gelelim heykelin özelliklerine: Hırvat Heykeltıraş Ivan Mestrovıc tarafından 1929 yılında bronzdan yapılmıştır. Yükseklik yaklaşık 4.5 metredir.

Heykel, elini yukarıya kaldırarak bir işaret parmağını gösteren bir figür olarak tasarlanmıştır. Bu duruş, Gregory’nin halkı Hıristiyanlık inancına davet etme çabalarını simgeler.

Heykelin sol ayak başparmağı: yıllardır, ziyaretçiler tarafından iyi şans getireceğine inanılarak ovuşturulmaktadır. Zaten bu yüzden burası parlaktır.

Büyük olasılıkla, siz de bunu ovuşturacaksınız. Zaten, her gelen tarafından dokunulmaktan, renk değiştirmiştir.

Heykeli gördükten sonra, eski şehir bölümüne geri dönüyoruz ve St. Dominius katedralini solumuza alarak, Jupiter Tapınağı altındaki merdivenlerden inerek, Diocletian Sarayını ziyaret ediyoruz.

JUPİTER TAPINAĞI

(Tapınak hakkındaki bilgiler yukarıdadır)

Split Diocletian Sarayı

DİOCLETİAN SARAYI

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Şehir merkezinde, antik duvarlar içindedir. Geç antik mimari dönemin en önemli ve orijinal yapısıdır. Dünyada, en iyi korunmuş Roma saraylarının başında gelmektedir. Saray geçmiş ile geleceğin farklı bir sentezini sunar.

Roma İmparatoru Diocletian tarafından inşa edilmiştir.

Saray kalıntılarını gezerseniz, özellikle: sarayın ana Diocletian: bugünkü şehrin hemen yakınında, Salona kentinde, 284 yılında Roma imparatoru olur. Ancak, imparatorluk sınırlarındaki iç çekişmeler nedeniyle, 4 imparator tarafından yönetilmektedir.

Ancak, bundan 20 yıl sonra, Diocletian, burada yaptırdığı sarayına çekilir ve imparatorluktan ayrılır.

Bu eski şehir, yani Salona şehri: 600’lü yılların başlangıcında, kuzeyden gelenler tarafından saldırıya uğrayınca, buradan kaçan yerli halk: Diocletian sarayının çevresindeki bölümlerde ev yaparak yerleşmeye başlamıştır.

Bu arada: İmparator Diocletian’ın oğlunun, İstanbul’a isim veren, Konstantin olduğunu da söylemem gerek.

Neredeyse tam bir kare biçiminde, 175 metre ve 181 x 216 metre boyutlarında olup, kare ve sekizgen kuleleri olan tahkimatlı duvarlara sahiptir. Yani çevresi; 25 metre yükseklikteki duvarlarla çevrilidir. Duvarların kalınlıkları: 1.5 metredir.

Duvarlar, Adriyatik denizi kıyısında ise, 22 metre yüksekliktedir. Kuzey cephesindeki duvarların yükseklikleri ise, 18 metredir. Kuzey-güney doğrultusunda, duvarların uzunlukları: 220 metredir.

İçeride adeta bir cardo ve decumanus gibi, iki ana sokak kesişir.

Kesinlikle bir müstahkem askeri kamp hissi verir ki, o dönemlerdeki belirsizlikler yüzünden görevleri arasında askeri önderlik de bulunan Dicoletianus, yüzyıllar önce geliştirilmiş bir Roma planlama ilkesine bağlı kalmış olabilir.

Ancak içeriye girildiğinde, bazı öğelerin daha önceye değil, 3’ncü yüzyıl sonralı ve 4’ncü yüzyıl başlarına ait olduğu görülür.

Birincisi: revaklar merkezi konumdaki prestilli bir avluda, arka tarafta, geç Roma mimarisinin en çok tercih edilen tasarımlarından birine uygun olarak, bir Roma kemeriyle birleştirilmiş, Yunan tarzı bir alınlığa bağlanır.

Ve ikincisi: imparatorun mozolesinin tepinde martyrium olarak bilinen, müstakil yuvarlak veya buradaki gibi sekizgen bir bina türündendir.

Bu, önemli kişiler veya azizlerin mezarlarını belirten veya Hıristiyanlık dönemlerinde önemli dini olayların gerçekleştiği mekanlarda yapılan (İsa’nın doğumu gibi) standart bir yapı biçimi olacaktı.

Ayrıca bu saray kompleksi bünyesinde, kuzeyde bir Altın Kapı (Porta Aurea) da vardı. Mozolenin simetrik olarak karşısında, peristil avlunun diğer yanında beşik tonozlu bir Jüpiter Tapınağı bulunurdu.

Güneyde ise, dikdörtgen biçimli büyük bir hol ile batıya doğru iki hol daha, binanın bu yanı boyunca uzanan deniz kenarındaki galeriye açılan kabul odalarıdır. (burada: yaşam alanı olarak belirtilmiştir.)

Daha sonraki inşa çalışmalarından dolayı, sarayın geri kalanı çok iyi bilinmemektedir.

Split Diocletian Sarayı
Evet sarayın mimari özelliklerine devam edelim.

Dört giriş kapısı ve 16 kulesi bulunmaktadır. İmparatorluk daireleri: güneydeki bölümde bulunuyor. Buradaki galerinin uzunluğu: 160 metre ve genişliği 7 metredir. Bu galeri, imparatorluk dairelerinin enine, paralel olarak uzanıyor.

Dalmaçya kıyılarındaki, deniz manzaralı büyük galerinin, gezinti alanı olduğu düşünülüyor.

Kuzeydeki bölümler ise: konuklar ve hizmetçiler için ayrılmıştır. İmparator: 305 yılında, tahttan çekilir ve saraya yerleşerek, ölene kadar, yani 316 yılına kadar, burada yaşar. Öldükten sonra: kuzeyden gelen Avarların akınları, yöreyi olduğu gibi, sarayı da etkiler.

639 yılına gelip te Avar akınları kesildiğinde ise, bu kez, şehirleri tahrip olan Salone insanları: buraya gelerek, sarayın yıkıntıları içine sığınırlar. Salonalılar, eski duvar ve sütun ve süslemelerden yararlanarak, evlerini buraya inşa ederler.

Burayı gezmeyi düşünürseniz: açık alan ve doğu-batı tarafı ve merkezdeki çelenk süslemeli kemer ve altı sütunlu revamla çevrili peristil bölümünü gezmeyi sakın unutmayın.

Günümüzde burası tam bir harabe ama harabe filan, hala ayakta ve şehrin insanları, hayatlarını bu eksen çevresinde geçiriyorlar. Buraya giriş ücretlidir. Ücret: 80 kn.

Split Diocletian Sarayı
Günümüzde

Sarayın tek el değmemiş bölümü: bu merdivenlerden indiğimiz bölümdedir. Yani: bir anlamda, sarayın lağım bölümüdür.

Dolayısı ile, Diocletian’ın mezarı ve sarayın birçok bölümü, zamanla değişirken, burası ismine ve durumuna atfen, hiç değişmeden günümüze ulaşmıştır. Çünkü: buraya kimse girmemiştir. Ama, burada aynı zamanda sarayın temellerinin aynen kaldığını görebiliyorsunuz.

Evet: eski şehirdeki gezimiz burada bitiyor.

Kalan zamanınızda: Peristil Meydanı bölgesindeki sokak kafelerinde veya dar sokaklarda gezerek geçirebilirsiniz. Peristil Meydanı, sarayın çevresinde, Roma dönemine ait yapılarla çevrili meydandır.

Hırvatistan Split Halk Meydanı

HALK MEYDANI-NARODNİ TRG

Sarayın batı tarafında, 15’nci yüzyılda inşa edilmiş eski belediye binasının bulunduğu alandadır. Sarayın Iron Gate (Demir Kapı) çıkışından geçilince ulaşılır. Meydan ilk kez, 13’ncü yüzyılda yerleşime açılmış, Split şehrinin merkezi Saray dışına genişledikçe halkın buluşma noktası haline gelmiştir.

Çevresi Gotik, Rönesans, Venedik ve Habsburg dönemlerinin izlerini taşıyan binalarla çevrilidir.

Split Eski Belediye Binası

 

1443 yılında inşa edilmiş eski Belediye Binası, meydanın kuzey cephesini uzun süre kaplamıştır. Tarzı ilk olarak Gotik mimari tarzda inşa edilmiştir, ancak 1890 yılında Neo-Gotik üslupla bazı dekorasyon ve yeniden düzenleme geçirmiştir. Ana cephede üçlü arkad görülür. Bu kemerler, Gotik dönemin karakteristik öğeleridir ve restorasyon sırasında korunmuştur. Bina 3 katlıdır. Ortaçağ’da en üst katlar yönetsel işler için kullanılıyordu. 1910-2005 yılları arasında Etnografya Müzesi olarak hizmet vermiştir.

Bugün sergiler gibi kültürel etkinliklere ev sahipliği yapar.

Split Saat Kulesi

Meydanın doğu tarafında Iron Gate’e bakan bir bina duvarında,24 saatlik saat (Roman rakamlarıyla) bulunmaktadır. Klasik saat uygulamasından farklı olarak 24 rakamlıdır. Bu sistem daha eski astronomik saat tasarımlarına dayanmaktadır ve Hırvatistan’da oldukça nadirdir. Saat mekanizması zamanla yenilenmiş olsa da orijinal 24 saatlik gösterim korunmuştur.

Kulenin orijinal yapımı Orta Çağa (13’ncü yüzyıla) kadar uzanır. Kulenin kendisi, Diocletianus Sarayının antik Roma duvarlarıyla iç içedir, bu da yapıyı mimari olarak benzersiz kılar. Cephe taş işçiliği ile dekore edilmiştir. Özellikle pencereleri çevreleyen taş süslemelerde Gotik ve Venedik tarzı izler görülür. Kulenin saati, iç mekanlardan görünmez, sadece dış cephede görünür bir şekilde yer alır.

Meydan kahveler, restoranlar, barlar ve dükkanlarla doludur. Hem gündüz hem de akşam sosyal hayatın merkezidir.

Meydanda, ayrıca: 1910 yılında kurulmuş bir Etnoğrafya Müzesi görülüyor.

Split şehri Sfenksler

İKİ ORJİNAL MISIR SFENKSİ

Bunlardan biri Peristil meydanında ve diğeri ise, Jupiter Tapınağı içindedir.

Roma imparatoru Diocletian’ın Mısır’daki askeri seferleri sonrasında MÖ yaklaşık 3500 yıl öncesine (Tutmosus III dönemine) ait granitten yapılmış sfenksler bulunmaktadır.

Toplamda 11-12 sfenksin saraya getirildiği düşünülüyor. Ancak çoğu zamanla zarar görmüş, bir kısmı parçalanmış ya da kaybolmuştur.

Sfenkslerden biri: Sarayın Peristyle meydanında, Saint Domnius Katedralı yakınındadır. Siyah granitten, uzunluğu yaklaşık 2.46 metre, yüksekliği 1 metre, genişliği 0.65 metre civarındadır. Ön kolları, pençe değil, insan kolları şeklindedir. Bu kollar arasında bir sunak vazosu taşıdığı görülür.

Diğer başsız sfenks: Temple of Jüpiter önünde, başı olmayan bir sfenks olarak durmaktadır. Bu sfensin başı kırıktır. Diğer vücut kısımları nispeten korunmuştur. Granit malzeme, hava şartları ve zamanla yaşanılan yıpranmalar sonucu bazı yüzey detayları kaybolmuştur.

Evet, Sfenksler, Diocletian’ın kendisini bir çeşit hükümdar tanrı olarak görmesi ve Mısır’daki Antik Mısır Kültürünü sembolik olarak sarayında yansıtma isteğinin bir parçası olarak getirtmiştir. Sfenksler, pagan dönemi sembolleri oldukları için Hiristiyanlığın yayılmasıyla bazıları zarar görmüş, tahrip edilmiş ya da başka yerlere taşınmıştır. Bugün kalan Sfenksler, Split şehrinin antik dönemle olan bağlantısını somut şekilde gösteren nadir eserlerden biridir.

Split Mestrovıc Gallery

MESTROVİC GALLERY

Burası, ünlü Hırvat heykeltıraş Ivan Mestrovic’in yazlık ev olarak kullandığı ve 1939 yılında tamamlanan bir villadır.

Sanatçı Ivan Mestroviç, 20’nci yüzyılın en ünlü Hırvat heykeltıraşlarındandır, aynı zamanda mimar ve ressamdır.

Bizzat kendisi tarafından yaptırılmıştır. Villa benzeri yapı ile açık teras, veranda, bahçe gibi öğeleri içerir.

Daha sonra ise, burayı İtalyan istilasına kadar, iki yıl süreyle, hem atölye hem de sergi salonu olarak kullanmıştır.

Burada, 1952 yılından bu yana: ünlü sanatçının, yaklaşık 200 üzerinde eseri sergilenmektedir. Bunlar sanatçının kendi çizimlerine dayanır. Bazı büyük açık hava heykelleri bahçede bulunmaktadır. Ayrıca binanın konumu deniz manzarası, çevre peyzajıyla birleşerek estetik ve huzur veren bir ortam sağlar.

Eserlerin bir kısmı vatansever içerikli, diğer bir kısmı ise erotik tarzdadır.

MÜZELER

Hırvatistan Split

ARHEOLOSKİ MUZEJ-ARKEOLOJİK ANITLAR MÜZESİ

1820 yılında kurulmuştur ve Hırvatistan’ın en eski müzesidir.

Eski şehrin girişindedir.

Mevcut bina, Vienneli mimarlar A. Kirstein ve F. Ohmann taraından tasarlanmış olup 1912-1914 yılları arasında inşa edilmiştir.

Split Arkeoloji Müzesi

Müze binası iki katlıdır. Zemin kat sergi salonları içindir, üst kat kütüphane ve araştırma/çalışma odalarına ayrılmıştır. Binanın çevresinde bir taş eserler koleksiyonu için açık ya da örtülü galeriler bulunur.

Müzede: 150 bin civarında eser sergilenmektedir.

Sergilenen eserler: Yunan, Adriyatik, Roma ve erken Hıristiyanlık dönemine aittir. Müzede, antik ve ortaçağ dönemine ait sikke koleksiyonu bulunmaktadır. Ayrıca: içinde 30 bin kitap bulunan büyük bir kütüphane bulunuyor. Müzenin binası: 1912-1914 yılları arasında, Viyanalı Mimarlar A.Kirstein ve F. Ohman tarafından yapılmıştır.
Giriş ücreti: 20 kn.dur.

Split Hırvatistan Arkeolojik Anıtlar Müzesi

HIRVATİSTAN ARKEOLJİK ANITLAR MÜZESİ

Müze, 24 Ağustos 1893 tarihinde Knin’de kurulmuştur. Daha sonra Sinj ve Klis üzerinden Split şehrine taşınmıştır.

Müzede: 7 ve 15’nci yüzyıllar arasında, Hırvat kültürüne ait eserler sergileniyor.

1893 yılında kurulan müze, 1976 yılında bugünkü yerine taşınmıştır.

Müzede sergilenen eserler arasında: silahlar, mücevherler, günlük kullanım objeleri bulunuyor. Bunlar: Avrupa’da, kendi kültürünün en büyük koleksiyonudur.

Split Deniz Müzesi

SPLİT DENİZ MÜZESİ-CROATİAN MARİTİME MUSEUM

Müze 1925 yılında kurulmuş, ayrıca Military-Maritime Museum gibi başka koleksiyonlarla birleştirilerek bugünkü haline gelmiştir.

Müze yapısı, 17’nci yüzyılda inşa edilmiş Gripe kalesinin surları içindedir. Müzede: hem iç mekan hem de dış mekan sergileme alanı mevcuttur. Dış alandaki avluda büyük boyutlu deniz araçları ve gemi parçaları sergileniyor. İç salonlar: lojman, planlı yapılar gibi birkaç bölüm içeriyor. Ticaret denizciliği, askeri denizcilik, deniz mimarisi, ulaştırma gibi.

 

Hırvatistan Split Marjan Tepesi

MARJAN TEPESİ

Şehrin merkezinin batısında, Adriyatik denizi kıyısındadır. Yoğun Akdeniz çam ormanlarıyla kaplıdır. Şehir merkezinden yürüyerek veya bisikletle ulaşılabilir.

3’ncü yüzyıldan itibaren halk tarafından piknik yeri olarak kullanılmıştır.

Tepe, sadece doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda tarihi ve dini yapılarıyla da dikkat çeker. Yarımadada bulanan St Jerolima Kilisesi ve Karepica kulesi gibi yapılar, bölgenin tarihine ışık tutar. Bu yapılar, özellikle manzaraları ve sakin atmosferleriyle ziyaretçilerin ilgisini çeker.

Evet, burada: uzun yürüyüşler, koşu ve bisiklet gezintileri yapılabilir. Tepenin yüksekliği: 174 metredir. Buradan, şehrin panoramik manzarası görülmektedir.

Günümüzde, Marjan tepesinde ev yapımı yasak, şehrin akciğerleri gibi değerlendiriliyor.

Split Bacvice Plajı

DENİZE GİRİLECEK YERLER

Şehirde, merkeze yakın ve denize girilebilecek bir yer ararsanız: Halk kumsalı denilen bir yeri tercih edebilirsiniz. Burada, açık olması nedeniyle tertemiz bir deniz görebilirsiniz. Kumsal da yok. Ama, sıcak bir havada, pek kumsalda oyalanmadan kendinizi denize atmanız için birebir bir yer.

BACVİCE PLAJI

Split şehir merkezine yürüme mesafesinde, limanın hemen yanındadır. Burası Split şehrinin en ünlü plajıdır ve 1919 yılında resmi “Banyo alanı” olarak açılmıştır. Sahildeki kumlu alan, özellikle yaz aylarında kalabalık olabilir. Yerel halkın favori sporu olan “picigin” burada sıkça oynanır. Ayrıca, futbol ve ragbi gibi diğer plaj sporları da yapılmaktadır.

Burada, deniz sığ. Denizin pek iyi olmadığı söyleniyor. Diğer plajlarda olduğu gibi, burada da duş yok.

 

ZNJAN PLAJI:

Split şehrinin güneydoğusunda, şehir merkezine yaklaşık 5 km uzaklıktadır. Marjan Tepesinin eteklerinde, doğa ile iç içe bir konumdadır.

Split’in en büyük plajıdır ve 2025 yılında kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmiştir. Beyaz çakıl taşlarıyla kaplı bu plaj, geniş alanı ve çeşitli olanaklarıyla dikkat çeker. Restoranlar, barlar, çocuk oyun alanları, duşlar ve tuvaletler gibi birçok hizmet sunulmaktadır. Ayrıca, plajda elektrikli skuterler ve zıpzıp gibi eğlenceli aktiviteler bulunur.

 

BENE PLAJI:

Marjan Park ormanı içindedir. Bene plajı, doğal gölgesi ve sakin atmosferiyle tercih edilir. Plajde tenis kortları, açık hava spor alanları ve bir bar bulunmaktadır. Ayrıca çocuklar için oyun alanları da mevcuttur.

Split Korluca Adası

KORLUCA ADASI

Buraya ulaşmak için: bir vapurla yaklaşık 2-3 saatlik bir yolculuk yapmanız gerekiyor.

Bu ada: Adriyatik denizinde ve Dalmaçya kıyılarına yakın, Hırvatistan’a ait en büyük adadır.

Tamamen: kayın, çam ve meşe ağaçlarıyla doludur. Özellikle: şarapçılık üst düzeydedir. Adanın en geniş noktası 8 km ve uzunluk 47 km dir.

Ada: zeytin, üzüm ve beyaz mermer üretimiyle tanınır. Ayrıca: vahşi çakal avı gibi geleneksel etkinlikleriyle de bilinir. Adanın iç kesimleri üzüm bağlarıyla kaplıdır. Burası yerel şaraplarıyla da ünlüdür.

Adanın Vela Luca limanında vapurdan iniliyor. Adanın içindeki otellerde konaklamak mümkün. Bir bütün olarak, ada tam bir cennet. Manzara harika, denize girme imkanları var. Tarih, kültür, deniz ve orman iç içe.

 

Korluca Kasabası;

Özellikle: adanın ismini taşıyan Korluca kasabasına mutlaka uğramalısınız.

Özellikle; Marco Polo, bir süre bu kasabada yaşamış ve Cenevizliler tarafından, bu adada esir alınmıştır. Efsaneye göre: ünlü kaşif Marco Polo burada doğmuştur. Bu nedenle, kasabada Marco Polo’ya adanmış bir müze ve doğduğuna inanılan ev bulunmaktadır.

Kasaba: 13’ncü yüzyılda Venedikliler tarafından, surlar içine alınmıştır.

Surların bir bölümünde, giriş kapısı ve burada bir kule var.

Bu kapıdan girildiğinde: kasabanın dar sokaklarında kaybolabilir ve muhteşem güzel yürüyüşler yapabilirsiniz. Ayrıca: Korcula, yaz aylarında düzenlenen geleneksel danslar ve festivalleriyle ünlüdür. Bunlar arasında Moreska (kılıç dansı) ve Kumpanija (yerel halk dansı) öne çıkar.

Kısa bir yürüyüşten sonra: St.Mark Kilisesine ulaşıyoruz.

 

ST. MARK KİLİSESİ

Korluca eski şehir Aziz Mark meydanındadır. Gotik-Rönesans stilindedir. Yerel Korluca taşları (özellikle Vrnik ve Planjak adalarından çıkarılan taşlar) kullanılarak yapılmıştır. Tintoretto’nun “Üç Aziz” isimli eseri, Jacopo Bassano’nun “Meryemin Haberciliği” adlı tablosu, Ivan Mestrovic’in “Aziz Blaz” heykeli ilgi çekmektedir.

Ayrıca, 17’nci yüzyıldan kalma Piskoposluk Hazinesi de bulunur.

Evet, kilisenin: bal renkli taşları hemen dikkatinizi çekecektir. Çünkü: bu ada, bu tür renk özelliği gösteren taşları ile ünlüdür. Yapının 15’nci yüzyılda yapıldığı söylenen kapısı: çok güzel. Kapının bulunduğu meydanda : aslan figürleri ve Aziz Mark heykeli görülüyor. Ayrıca: spiral kolonlar var.

Split Hvar adası

HVAR ADASI

Hırvatistan Dalmaçya kıyılarında, Adriyatik denizinde, Brac, Vis ve Korcula adalarının arasındadır.

Tarihi geçmişine bakıldığında: antik çağlardan beri yerleşim yeridir. Yunan kolonileri, Roma, Venedik hakimiyetleri gibi birçok kültürel katman mevcuttur. Örneğin: Stari Grad, MÖ 384 yılında Yunan kolonisi olarak kurulmuştur.

Yani, burası, 500 yıldır Hırvat kültürünü etkilemiş olmasına rağmen, son 20 yıllık süreçte, turizm tarafından tanınmaktadır.

İbiza adasının güzelliğini bilenler, “Eğer yeryüzünde ikinci bir İbiza seçmek gerekirse, bu Hvar adası olurdu” demek suretiyle, buranın güzelliğini ortaya koymaktadırlar.

Adanın yüzölçümü yaklaşık 300 km karedir. Uzunluğu 68 km, kıyı şeridi yaklaşık 270 km dir.

Adada: balık restoranları, lavanta kokuları, ince belli şişelerde sunulan zeytinyağı, tatlı şaraplar, kekik kokuları hissedebilirsiniz. Ada, tam anlamıyla bir Akdeniz adasıdır.

Ada: Split şehir merkezinden 1 saat uzaklıktadır ama özellikle yaz aylarında dev feribottan bilet bulmak, özellikle son anda bilet bulmak mümkün değil, bu yüzden biletinizi önceden almanızı öneririm.

Hvar adasına vardığınızda: kocaman bir meydanla karşılaşıyorsunuz ve meydanın hemen yanında, bir kilise göze çarpıyor.

St.Stjepan Katedrali: yapımına 16’ncı yüzyılda başlanan ve ancak 18’nci yüzyılda bitirilebilen bir yapı.

Aynı meydanda: katedral yanında, birçok restoran, kafeterya görülüyor. Bunlarda: kısa bir mola verebilirsiniz.

Split Hvar adası Stari Grad Plain

Stari Grad Plain:

Antik Yunan zamanlarına uzanan, tarımsal alanlar ve üzüm bağları, zeytinlikler içeren ve halen kullanılan bir ovadır. UNESCO tarafından Dünya Kültü Mirası listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Evet, adanın diğer bir özelliği: Hırvatistan ülkesinin en güzel şaraplarının üretildiği üzümlerin kaynağının burası olmasıdır.

Bunun yanında: parfüm yapımında kullanılan lavanta da, buranın zenginliklerindendir. Özellikle: dar sokaklarda lavanta kokusunu hissederek ilerleyebilirsiniz.

Adada bir de kale bulunuyor. Yürüyerek kaleye çıkabilirsiniz. Kaleden, aşağının manzarası mükemmel.

Split Brac Adası

BRAC ADASI

Adriyatik denizinde, Hırvatistan’ın Dalmaçya bölgesinde yer alıyor. Split kentinin güneydoğusundadır. Split şehrinden kalkan vapurlarla gidiliyor ve çevrenin en hareketli adası olarak biliniyor. Vapur yolculuğu yaklaşık 50 dakika sürüyor.

Ada, özellikle yaz aylarında yoğun ziyaretçi akımına uğruyor ve sürekli kalabalıktır.

Adanın yüzölçümü yaklaşık 396 km karedir. Ada üzerinde iki yerleşim yeri var. Bunlar: Bol ve Supetar. İdari merkez Supetar adlı kasabadır.

Adanın en öne çıkan yanı: yüzyıllardır, özellikle ünlü heykeltıraşlar tarafından kullanılan taşlarıdır. Adada bulunan taş ocakları, eski Roma döneminden beri önemlidir. Bu taşlar: yumuşak ve parlak olması ve özel bir yapısının bulunmasıyla önem kazanıyor.

Split şehir merkezinde, İmparator Diocletianus, sarayını inşa ettirirken, bu taşları kullanmış ve saray yapısı, aradan geçen yüzlerce yıla rağmen halen ayakta durmaya devam ediyor.

Hırvatistan Zagrep

Hırvatistan Zagrep

Zagreb şehri, gündüz alabildiğine sıkıcı, akşam ise bir nebze hareketlenen bir yer.

Dümdüz ve sakin bir Hırvat şehridir.

Nem oranı, özellikle yaz aylarında insanı rahatsız edici boyutlara ulaşır.

Şehirde, geçireceğiniz zamanı, en fazla 2 gün ile sınırlamanız yeterlidir.

ULAŞIM

İstanbul-Zagrep arasındaki havayolu uçuş süresi: 1 saat 45 dakikadır. Özellikle, belli dönemlerde, THY dan, çok ucuza uçak bileti bulmanız mümkündür. Zagreb havaalanı, şehir merkezine 17 km. uzaklıktadır. Havaalanı ile şehir merkezindeki bu uzaklık: 20-25 dakikada alınabilmektedir. Şehir merkezinden havaalanına gitmek isterseniz: otobüs terminali Merkez Otogar Marin Drzic Caddesi üzerinden araç bulabilirsiniz.

Havaalanından, şehir merkezine ulaşım için otobüs kullanabilirsiniz. Otobüsler ile: şehir merkezine ulaşım ücreti, 1 kişi: 30 kuna.

VİZE

Ülkeye giriş için: vize isteniyor. Çünkü Hırvatistan ülkesi Avrupa Birliği üyesidir.

PARA BİRİMİ

Ülkede, para birimi olarak: Kuna kullanılıyor.
1 Euro = 7 kuna.

GENEL

Şehir: Hırvatistan ülkesinin başkenti ve aynı zamanda en kalabalık şehridir. Şehirde, yaklaşık 1 milyon üstünde kişi yaşıyor. Bunların büyük çoğunluğu ise, Hırvattır. Ülke başkanı, hükümet ve parlamento, bu şehirde bulunuyor.

Şehrin hemen içinden “Sava” nehri geçiyor. Nehrin üzerinde, 7 tane trafik köprüsü bulunuyor. Şehrin, deniz yüzeyinden yüksekliği, yani rakımı: 122 metredir.

Şehrin iklimi nispeten ılımandır. Yani: kış aylarının en soğuk günlerinde bile, şehirdeki hava sıcaklığı 1 derecenin altına düşmez.

Şehir

Uluslararası bir ticaret ve iş merkezi olarak öne çıkıyor. Ülke genelinden ayrı olarak, burada yaşayan insanların milli geliri, çok daha yüksektir. Ülke firmalarının üçte biri, bu şehirde yaşamaktadır. Ülke ihracatının da, büyük bölümü, bu şehirden yapılır.

Şehir: özellikle “The Upper Town” bölümünde: barok stil eserlerle süslü mimari anıtlar, müzeler, çeşmeler, yeşil alanları ile; Avrupa’nın en öne çıkan turistik merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Hırvatistan Zagrep

TARİHİ GEÇMİŞİ

Bölgedeki ilk yerleşimin, 1’nci yüzyılda olduğu söyleniyor. Tarih kayıtlarında ise, şehrin ismi ilk kez: 1094 yılında görülüyor. 1851 yılında: Kaptol ve Gradel şehirleri birleşerek, Zagrep şehrini oluştururlar.

1242 yılında ise, Cengiz Han saldırıları sonucu, şehir olumsuz etkilenir ve zarar görür.
1699 yılına gelindiğinde, bu kez şehirde açılan üniversite ve devamında, veba salgınları, büyük sıkıntılar doğurur.

20’nci yüzyılda ise: Yugoslavya’nın dağılması sonucu: şehir, yine tam bir savaşın ortasında kalır. İç savaş öncesinde, gerginliği arttıran en büyük olay: 13 Mayıs 1990 tarihinde yapılan: Dinamo Zagreb-Kızılyıldız futbol takımları arasındaki maçtır.

Sırplar, savaşın başlarında, uçaklarıyla, şehre birkaç bomba atmışlar ve bunun dışında, şehir iç savaştan fazla etkilenmemiştir.

ARABA KİRALAMA

Havaalanından araba kiralayabilirsiniz. Günlüğü: 20 Euro. Araba kiralamaktan korkmayın, çünkü trafik gayet güzel ve rahat. Çünkü: yollarda özellikle kamyon göremiyorsunuz.

Hatta: yollarda görebileceğiniz arabalardan büyük bölümünün yabancı plakalı olmasına alışmanız gerekir. Ancak, araba kiralamanın tek olumsuz yani: şehir merkezlerinde otopark ücretlerinin çok çok yüksek olmasıdır, bunu göze almanız gerekiyor.

 

GECE HAYATI

Şehirde: gece hayatı, oldukça hareketlidir. Çünkü: çok sayıda birahane, gazino, kulüp, bar, diskotek ve caz kulübü bulunuyor.

Akşam yemeğinden sonra: Maraschino’da geceye başlayabilir ve ilerleyen saatlerde ise, göl kıyısındaki kulüplere gidebilirsiniz.

Ancak: özellikle “Aquarius” denilen gece kulübünden uzak durmanızı öneririm. Göl kıyısında: özellikle “Piranha” seçilmelidir.

OTELLER

Zagrep bölgesindeki otellerde: otel ücreti dışında, ilaveten vergi alınıyor. Yani: otelin günlük ücreti: iki kişi: 330 kn. İken, ilaveten 7 kn. Vergi ödeniyor. Şehir merkezindeki otellerin birçoğunda, iki kişilik oda fiyatı: 60-90 Euro arasında değişiyor. Hostellerin oda fiyatları ise: 15-20 Euro arasında değişiyor. Ancak, elbette gitmeden önce, internet üzerinden rezervasyon yaptırmanız şart.

Şehirde, konaklama için birçok alternatif bulunuyor.

Bunlar:
5 Yıldızlı Tesisler: The Regent Esplanade Zagreb Oteli, Sheraton Zagreb Oteli, The Westin Zagreb Oteli.
4 Yıldızlı Tesisler: Arcotel Allegra Zagreb Oteli, Palace Hotel, Hotel Dubrovnik.

NE YENİR

Şehir: pastaneleri ve kahve evleriyle ünlüdür. Burada: özellikle kalp şeklindeki “Paprenjak” yani “Bahatlı Bisküvi” yemelisiniz. Yemek olarak ise: Zagreb Bifteği (peynir ve jambonlu dana eti ile hazırlanan) deneyebilirsiniz.

Şehre özgü diğer lezzetlerin başında: krpice sazeljem (kavrulmuş lahana), kotlovina (komposto et), strukli (bir tatlı çeşidi) önerebilirim. Pazar meydanının yanında: birkaç güzel et lokantası bulabilirsiniz. Ayrıca: Leonardo denilen bir restoranda deniz ürünlerinin tadına bakmalısınız. Hatta, burada mutlaka “kalamar” yemenizi öneririm.

İçki olarak ise, buraya has bir bira türü var: Ozujsko. Bu bira: pek hoş değil. Karlovacka birası, nispeten daha güzel. Ancak, unutmamalısınız, bunların biralarının alkol oranı: % 11, yani bizim ülkemizdeki biraların alkol oranının çok üstündedir. Biranın yanında: patates kızartması veriyorlar.

Bu arada: özellikle kış aylarında, sokaklarda satılan kestanelerden, bir külah alıp, yiyebilirsiniz. Son olarak: alkolsüz içecek olarak, yörede en çok kullanılan içki: kava. Bu bizim bildiğimiz Türk kahvesidir. Buna: aynı zamanda espresso da deniliyor.

İçme suyuna gelince, buradaki insanlar genellikle içme sularını çeşmelerden sağladıklarından, şişe ile satılan içme suları biraz pahalıdır.

Son olarak, bu şehirde “bureg” denilen kıymalı böreği denemenizi öneriyorum.

NE SATIN ALINIR

Şehirde: birçok butik, dükkan, alışveriş merkezi ve hediyelik eşya satılan mağazalar var. Buralarda: kaliteli giysiler, şaraplar, kekler, hasır yada hasır sepetler ve kristal objeler satın alabilirsiniz.

Ama, ilginizi çekerse, bu şehirden mutlaka şarap satın almalısınız. Ayrıca: şehirden, kravat veya boyunluk eşarp satın alabilirsiniz.

Alışveriş merkezlerini bulabileceğiniz yerler: Branimir Centar, Kaptol Centar, İmportanne Centar, Rotonda ve City Centar Varteks.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Sokaklarının birçoğu araç trafiğine kapalıdır.

Zagreb şehir içi ulaşımında, tramvayın büyük önemi var. Tramvay: şehrin birçok bölgesine ulaşımı sağlıyor. İlk olarak, 5 Eylül 1891 tarihinde kurulan tramvay hatları, zamanla tüm şehre yayılmıştır.

Şehirde: düzenli şehir turları da bulunuyor. Zagreb temalı şehir turları: eğlenceli ve interaktif tur olarak düzenleniyor ve fiyatı: 90 kuna.

Tramvaylarda, bütün kapılardan giriş-çıkış yapılabiliyor. Çoğu kişi de, bu yüzden tramvay parasını ödemiyormuş. Ancak, kontrol elemanlarına yakalanma durumunda, ceza ödemek zorunda kalınıyor.

Hırvatistan Zagrep

GEZİLECEK YERLER

Zagreb şehri: özellikle Avusturya, Almanya ve İtalya’dan olmak üzere, yılda 1 milyon turist almaktadır.

Bir zamanlar: şehrin kralı, şehirdeki otoritesini güçlendirmek için: şehrin en yüksek yerine bir top koydurur ve bu topun: her öğlen vaktinde, bir kere ateşlenmesini emreder.

Bu uygulama: 1 Ocak 1877 tarihinden, günümüze kadar aynen devam ediyor ve her gün öğlen saat: 12.00’de, top ateşleniyor, bu sesi duyduğunuzda şaşırmamalısınız.

Bu konuda son bir not: bu top, sözüm ona “Türkler geliyor” anlamında, her gün ateşlenip, halkın dikkati çekiliyormuş.

Şehirde, muhteşem bir tramvay düzeni var ve her dakika, her yöne tramvay gidiyor. Ancak: şehir gezinizi, yürüyerek de yapabilirsiniz. Yürüyerek birçok önemli merkezi görebilirsiniz.

Şehir: iki bölümden oluşmaktadır. Bunlar:

1. Gornji grad
2. Donji grad.

GORNJİ GRAD – THE UPPER TOWN

Burası: şehrin, ortaçağ eserlerinin yoğun olarak bulunduğu bölgesidir. Kaptol ve Gradec bölgeleri, buradadır.

Şehirdeki gezimize: kent merkezinde bulunan “Trg Ban Jelacica” meydanından başlıyoruz. Burası: şehrin tam merkezidir.

Hırvatistan Zagrep
Hırvatistan Zagrep

 

TRG BAN JELACİCA MEYDANI

Şehrin merkezindedir. Bu meydanda: “Ban Josip Jelacic” heykeli görülüyor. Ban: vali demektir. Kendisi, heykelinde: at üzerinde, kılıcı havada durur görülüyor. Kendisinin, Macarlarla yapılan savaşlarda şehri korumaya çalıştığını, ancak başarılı olamadığını söylüyorlar.

Yine de, heykeli buraya dikilmiş. Ancak: Yugoslavya devleti yönetimi sırasında, Meraşal Tito tarafından heykel, Hırvat milliyetçiliğini anımsatıyor diye yerinden kaldırılmış, 1990 yılında ise, Hırvatistan bağımsızlığını kazanınca, heykel, yeniden yerine konulmuştur.

Noel kutlamaları: burada düzenleniyor. Ayrıca: burada insanlar buluşuyor, kafeteryalarda oturup gazete-kitap okuyorlar, gelen geçeni seyrediyorlar.

Meydanı gezdikten sonra: hedefimiz bir katedral.

Hırvatistan Zagrep
Hırvatistan Zagrep

 

ST.STEPHEN – ZAGREB KATEDRALİ

Söylenenlere göre: 1242 yılında, Tatarlar ülkeyi işgal ettiklerinde, burada bulunan katedrali yıkmışlar ve yaklaşık 10 yıl sonra, yeniden inşa ederken, Fransa Troy şehrinde bulunan St. Urban kilisesini örnek almışlar.

İki tane, gotik tarz kulesi görülüyor. Kulelerin uzunlukları, 100 metreyi aşmaktadır. Anıtsal yapı olarak önem kazanmaktadır. Katedralin hemen önünde: altın renkli, dört sütun bulunuyor. Bunlar: Melek ve Meryem Ana sütunlarıdır.

St. Stephen Katedrali gördükten sonra, yine kentin en hareketli yerlerinden biri olan bir pazar yerine ulaşıyoruz. Dolac Pazarı.

Hırvatistan Zagrep

DOLAC PAZARI

Şehrin en canlı bölgesidir. Hırvatistan’ın her yerinden gelen insanların ürünlerini sattıkları bir yer olarak biliniyor. Buradaki tezgahlar arasında gezinebilirsiniz. Burası: her türlü sebze, et, meyve, peynir, şarap, hediyelik eşya vs. nin satıldığı dükkan ve tezgahların bulunduğu bir yer olarak önem kazanıyor.

Burası da, çok hareketlidir. Burada: özellikle öğlen yemek yemek ve kahve molası vermek için güzel yerler bulunuyor. Pazar çevresindeki küçük dükkanlarda ise, el yapımı hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.

Hırvatistan Zagrep

Pazarı gezdikten sonra: Tkalciceva Ulica sokağına giriyoruz. Burada, bir kent kapısı ve taş geçit var. Kamenita Vrata isimli bu geçit içinde: bir kent kapısı görülüyor. Kapı: 13’ncü yüzyıldan günümüze kalmıştır.

Geçit üzerinde, bir de küçük şapel var. Şapelin duvarlarında: Meryem Ana ve bebek İsa’nın resimleri görülüyor. Söylenenlere göre: bir yangında, bu resmin tahta çerçevesi tamamen yanmış, ancak resme herhangi bir şey olmamıştır.

Bu nedenle: resmin kutsal olduğuna inanılıyor. İnananlar: bu resmin önünde ve geçidin diğer yerlerinde: mumlar ve çiçekler arasında, diz çöküp dua ediyorlar.

Daha sonra: şehrin diğer bölgesine geçiyoruz.

DONJİ GRAD

Burada: devlet başkanı makamı olan Banski Dvori binası görülüyor. Devamında ise: St. Mark kilisesi var.

Hırvatistan Zagrep

ST. MARK KİLİSESİ

Kilisenin tavanındaki freskleri görmenizi öneririm. Kilise: 13’ncü yüzyılda inşa edilmiştir. Üç kubbelidir. Avrupa’nın bu bölgesindeki en özgün dini yapıların başında gelmektedir. Kilisenin çatısı: Hırvat bayrağını andırır bir şekilde, seramiklerle kaplanmıştır.

Bu özelliğiyle, başka bir benzeri yoktur. Kırmızı, beyaz ve mavi damalı zemin üzerinde, iki tane hanedanlık arması görülüyor.

Bunlardan: sağdaki arma: Zagreb şehrini, soldaki arma ise: Hırvatistan, Slovenya ve Dalmaçya üçlü krallığını temsil ediyormuş. Yani: ilginç ve güzel bir çatı yapılmış.

Şehir manzarasını izlemek isterseniz, bu bölgedeki bir kuleye çıkmanız gerekiyor.

LOTRSCAK KULA – HIRSIZ KULESİ

Buraya çıkış için: isterseniz yürüyerek, isterseniz feniküleri kullanabilirsiniz. Özellikle, yaklaşık 100 yıllık, feniküleri kullanmanızı öneririm. Burası: yapıldığı dönemde, şehirdeki hırsızların gözlenmesi için yapılmış bir kuledir.

Günümüzde ise, buradan harika şehir manzarası izlenebiliyor. Özellikle: çatıların fotoğraflarını çekmek mümkündür.

Daha sonra: yorgunluk atmak için: bir park tercih edebilirsiniz.

Hırvatistan Zagrep
Hırvatistan Zagrep

MAKSİMİR PARK

Park, şehir merkezine biraz uzak bulunuyor. Avrupa’nın en büyük doğal parkı olarak biliniyor.
Parka ulaşmak için: tramvay kullanmanız ve Buckovacka durağında inmeniz gerekiyor. Park içinde: 1853 yılında yapılan, Anton Dominik Fernkorn’un; bir heykeli var. Bu heykelde: bir ejderha öldürme sahnesi temsil ediliyor.

Park içinde: yemek yiyebilir ve kahve içebilirsiniz. Hatta: orman ve göl kıyısında, uzun yürüyüşler yapabilirsiniz. Aynı zamanda, bisiklet binmek te mümkündür. Gölde: su sporları yapılıyor.

Park içinde: bir de, 85 yaşında olan hayvanat bahçesi bulunuyor. Hayvanat bahçesi, özellikle çocuklar için ilginç bir gezi oluyor.

Bunların dışında: Zagreb şehrinde gezebileceğiniz diğer yerler ise şunlardır:

ZAGREB MÜZESİ

Müze: şehir tarihini ortaya koyan çizimler, el sanatları ve dökümanların sergilendiği bir yerdir. Müzenin bulunduğu yapı ise: 17’nci yüzyıldan, günümüze kalan, St. Clair Manastırıdır.

ARKEOLOJİ MÜZESİ

Şehrin, önemli sergilerinin başındadır. Müze: Zrinski meydanındadır. Müze koleksiyonlarında, yaklaşık 450.000 çeşit arkeolojik eser bulunmaktadır. Bu eserler, uzun yıllar boyunca farklı kaynaklardan toplanmış, Hırvat varlığının kaynaklarıdır.

Bunların en ünlüsü: Mısır bölgesinden toplanan eserlerdir. Müzede, özellikle “Zagreb mumyası” görülmelidir. Ayrıca: eski Etrüsk yazıt koleksiyonu da ilgi çekmektedir.

Hırvatistan Zagrep

ÇAĞDAŞ SANAT MÜZESİ

1954 yılında kurulmuştur. Müzenin koleksiyonları içinde: Hırvat ve yabancı çağdaş sanatçılara ait eserler sergileniyor. Müzenin günümüzdeki binası ise, 2009 yılında açılmıştır.

Hırvatistan Zagrep

MİMARA MÜZESİ

Müzede: 20’nci yüzyıla kadar, tarih öncesinden kalan eserler sergilenmektedir. En ünlü sergiler: Lorenzetti, Raffaell, Giorgione, Caravaggio, Canaletto ve Hollandalı Rembrant, Van Goyen gibi sanatçıların eserlerine aittir.

Hırvatistan Zagrep

MİROGOJ

Burası, Zagreb şehrinin mezarlığıdır. Şehir merkezinin kuzeyindeki mezarlık, 1876 yılında açılmıştır. Burada: Hırvatistan’ın geçmişinde önemli yer almış kişilerin mezarları bulunmaktadır.

Hırvatistan Zagrep

BOTANİK BAHÇELERİ

Tomislav meydanının güneyinde, Hotel Esplanade yakınlarındadır.

Hırvatistan Zagrep

MODERN GALERİ – MODERNA GALERİ

Zrinjevaç parkı bölgesinde, 1934 yılında yapılan, tarihi Vranyczany Sarayındadır.

Burada: önemli ve kapsamlı koleksiyonlar sergileniyor. Bu koleksiyonlar içinde: 19 ve 20’nci yüzyıl Hırvat sanatçılarına ait tablolar, heykeller ve çizimler bulunuyor.

Hırvatistan Zagrep

 

HIRVATİSTAN ULUSAL TİYATROSU

1895 yılında yapılmış ve Avusturya İmparatoru I. Franz Joseph tarafından açılmıştır. Şehrin en önemli tiyatro merkezidir. Bu güzel mekanda: muhteşem bir dekorla desteklenen, her türlü sahne etkinlikleri, kongreler ve oturumlar düzenlenmektedir.

Hırvatistan Zagrep

ZAGREB ÜNİVERSİTESİ

1669 yılında kurulan Zagreb Üniversitesi, Hırvatistan ülkesinin en eski üniversitelerindendir. Kuruluşundan bu yana sürekli büyüyen üniversite, günümüzde 28 fakülte bulundurmaktadır. Bu fakültelerde: 200 binden fazla öğrenci eğitim görmektedir.

2011 yılında, Dünyanın en iyi 500 üniversitesi arasına girmiştir. Güzel bir bahar günü: üniversitenin karşısındaki büyük parkta, piknik yapmanızı ve hatta çimenler üzerinde dinlenmenizi öneririm.

Hırvatistan Zagrep

JARUN GÖLÜ

Şehrin, Jarun mahallesinin güneybatısındadır. Sava nehri girişi tarafından oluşturulmuştur. Gölde: kürek, yelken, sörf, yüzme, koşu, paten ve kaykay gibi açık hava etkinlikleri düzenlenmektedir.

Göl çevresindeki çakıllı plajlardan, göle girilerek yüzmek mümkün ve güneşlenmek mümkündür.

Göl kıyısında: birçok restoran ve gece kulübü bulunmaktadır.

Hırvatistan Zagrep

VATROSLAV LİSİNSKİ

Burası, şehrin en ünlü konser salonudur.

ULUSAL PARK – PLİTVİCKA JEZERA- NATİONAL PARK

Burası, dünyaca ünlü bir park olarak öne çıkmaktadır. Tam bir cennet denilebilir. Giriş ücretli: 110 kuna.

Birçok ziyaretçi, sırf bu park için, şehri ziyaret etmeyi tercih etmektedirler.

Ahşap bilet gişelerinden bilet alarak girdikten sonra: büyükçe bir göl karşımıza çıkıyor. Gölün öbür ucuna ulaşmak için tekneye binmek gerekiyor. Teknenin motoru yok, çelik bir halat üzerinde gidip geliyor. Karşı kıyıya çıktıktan sonra, parkı gezmeye devam edebilirsiniz.

Parkın her noktası, ayrı bir güzelliktedir. Toplam: 260 km. karelik alanda muhteşem güzellikler sizi bekliyor. Tek sahip olmanız gereken, kuvvetli bacaklar. Küçük yürüyüş parkurunun bitiminde, bir kafeterya var ve burada küçük bir dinlenme molası vererek, kahve içebilirsiniz.

Milli parkın içinde: 15 tane göl olduğu söyleniyor. Bunlar: 10 km. karelik bir alana yayılmışlardır. Göller: şelaleler yardımıyla, birbirlerine bağlanmış durumdalar. Aralarındaki yükseklik farkı: 140 metre civarındadır.

Ayrıca: su kanalları var. Bunların yanında: biraz önce söylediğim gibi, insanlar rahat yürüsün diye ahşaptan yürüyüş yolları yapılmış. Ama, bu yürüyüş yolları, ziyaretçilerin tercihine göre değişiyor.

Yani: 1 saatlik bir yürüyüş te yapabilirsiniz, 10 saatlik bir yürüyüş te mümkün. Hatta bu yürüyüş sırasında, çeşitli hayvanlarla, geyik ve tavşanlarla karşılaşma şansınız da varmış.

Bitki derseniz, park tam bir bitki cenneti. Park içinde, broşürlerde yazdığına göre: 75 çeşitten, 1400 civarında bitki çeşidinin bulunduğu yazılıdır. Özellikle: 50 çeşit civarında orkide bulunuyormuş.

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç; Burada: herhangi bir antik kalıntı veya tarihi eser yok. Bu şehirde daha çok: masmavi ve tertemiz bir deniz, uzun kumsallar var.

Ayrıca: şehir, özellikle akşam saatlerinde hareketli ve canlı. İnsanlar: eğlenmeyi seviyorlar.

Burayı ziyaret etmeyi düşünürseniz: denize girmek, balık restoranlarında muhteşem deniz ürünlerini tatmak ve tavernalarda, akşam saatlerinde sabaha kadar süren eğlencelere katılmak, başlıca yapabilecekleriniz bunlar.

Fazla zamanınız varsa, Semadirek adasına da geçebilirsiniz. Orada: tarihi kalıntılar, tarih meraklıları için ilginç gelebilir.

Evet: İpsala sınır kapısından çıktıktan sonra: gerek E-90 karayolu ve gerekse sahilden ilerleyen karayolu takip edildiğinde, Yunanistan’ın Trakya bölgesinde bulunan: Aleksandropolis şehri ile karşılaşıyoruz.

Yani: 32 km.lik uzaklık, yaklaşık 30 dakikada alınabiliyor. İstanbul’dan yola çıkıldığında ise, yaklaşık 4-5 saat sonra, Dedeağaç şehrine ulaşmanız mümkün. İstanbul’dan buraya ulaşmak için toplu ulaşım araçlarına ödemeniz gereken ücret: 40 Euro civarındadır.

Ulaşım için bir diğer alternatif ise: havaalanı. Şehirde: batı bölümünde, küçük bir havaalanı bulunuyor. Dedeağaç ile Selanik şehri arasındaki uzaklık: 346 km. dir.

Atina şehrine olan uzaklığı ise: 750  km. dir. Şehirde, bir de havaalanı bulunuyor. Havaalanı, şehir merkezine: 6 km. uzaklıktadır.

Buranın bir diğer ismi ise: Dedeağaç.

Söylenenlere göre: 15’nci yüzyılda, burada, Türk yönetimi etkin iken, bir tekke kurulmuştur. Bu tekkeye bağlı topluluğun dedesinin altında oturduğu ağaç, kutsal sayılarak kasabaya Türkler tarafından “Dedeağaç” ismi verilmiştir.

Aleksandrapolis ismi ise;

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç; Hani tarihteki Makedonyalı Büyük İskender’den gelmez. İsim: 19’ncu yüzyılda yaşamış bir Yunan kralından geliyor.

Şehir: 1913 yılında, Bükreş antlaşması ile verildiği Bulgaristan tarafından, Neuly antlaşması sonucu Yunanistan’a ilave edilince, dönemin Yunan kralının ismine izafeten bu isim verilmiştir.

Şehir: Ege denizi kıyısında, bir liman kentidir. Evros yani Meriç nehri bölgesinin en büyük şehridir. Meriç nehrinin yaklaşık 14.5 km. batısındadır. Ülkemiz ile olan sınırı:40 km. dir.

Kentte: büyük Türk nüfusu yaşamaktadır. Ayrıca: şehirde bulunan “Sağlık Bilimleri Fakültesi” nedeniyle, önemli bir öğrenci nüfusu barınıyor.

Bir de liman şehri olması nedeniyle, özellikle yaz aylarında, yoğun turist bulunuyor. Şehrin her yanında Osmanlı izleri, tarih, balık, zeytinyağı görülebiliyor.

Günümüzde: şehir nüfusu yaklaşık 115 bin kişi civarındadır ve bu nüfusun, 20 bin kişilik bölümü Türklerden oluşmaktadır. Yani, şehirde karşılaştığınız orta yaş üzerinde bir yerli ile Türkçe konuşmaya kalkarsanız, büyük olasılıkla konuşabilirsiniz.

Nüfus içinde büyük çoğunluğu oluşturan diğer gurup, Üniversite öğrencileridir. Şehirde: Trakya Demokritos Üniversitesinin: Tıp Fakültesi, Moleküler Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, Temel Seviye Eğitim Bölümü, Eğitim Bilimleri Bölümü bulunmaktadır.

Ayrıca: Bölgesel Üniversite Hastanesinde, çok özel tıbbı operasyonlar yapılabilmektedir.

Gündüzleri: cadde, sokak ve kafeleri dolduran gençler, şehri canlandırıyorlar. Kafelerin sokağa bakan bölümlerinde, teraslar oluşturulmuş ve teraslarda oturup şehrin hareketli sokaklarına bakarak, muhteşem güzel zaman geçirebilirsiniz.

Öğleden sonraları oturduğunuz kafelerde, akşam olunca yer bulamazsınız, çünkü daha önce de söylediğim gibi, akşam saatlerinde bütün şehirliler, sokaklara çıkıyorlar.

TARİHİ GEÇMİŞİ

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç; Bölgenin tarihi geçmişi, MÖ.7’nci yüzyıla kadar uzanmaktadır. Buralarda görülen ilk yerleşimciler olan Tıraklar: bölgeye geldiklerinde, şehrin hemen karşısındaki “Somathraki” yani “Semadirek” adasına yerleşirler.

Daha sonra ise, yeniden anakaraya çıkıyorlar ve burada, yerleşim yerleri kuruyorlar. Özellikle: anakarada kurdukları bu kentleri, yeni yollar yaparak birbirlerine bağlıyorlar, tapınaklar yapıyorlar, deniz ve kara ticaretini geliştiriyorlar.

Takip eden dönemde, yani 1’nci yüzyılda ise: bölgede Romalılar görülüyor ve 4’ncü yüzyıla kadar, bölgede egemenlik kuruyorlar. 4’ncü yüzyıldan sonra ise, Bizans dönemi başlıyor. Bu dönemde: eski bir pagan tapınağı üzerine, Kosmosotiras kilisesi inşa ediliyor.

Sonraları:

Osmanlılar bölgede görülmeye başlıyorlar. 1821 tarihine gelindiğinde ise, Yunanlılar bağımsızlıklarını kazanıyorlar. 1869 yılında, Maurice de Hirsch isimli bir şahıs: Rumeli Demiryolları Şirketinin sahibi olarak bu bölgeye geldiğinde: Selanik-İstanbul demiryolu hattının yapımını ve işletme hakkını satın alır.

Ayrıca: şirket, Enez bölgesinde bir liman yapacaktır. Ancak, Meriç nehrinin aşırı alüvyon taşıması nedeniyle, limanın, Enez yöresine değil, buraya yapılmasına karar verilir.

Bunun üzerine, burada, sahil şeridindeki 10  km. lik kesime: liman işletmesi için gerekli antrepolar ve çalışanlar için evler yapılır. 1877-1878 Osmanlı Rus savaşı sonucunda ise,
Ruslar burayı işgal ederler ve şehri, yeniden imar ederler.

Ancak, şehir yine şirket şehri olmaya devam eder. Sonuç olarak: 1871 yılına kadar bir balıkçı köyü olarak gelen şehir, bu tarihten sonra, elverişli coğrafi konumu nedeniyle, gelişmiş, büyümüş ve şehir halini almıştır.

Özellikle: Selanik-İstanbul demiryolunun yapılması ve şehrin bu demiryolu üzerinde olması, gelişimini hızlandırmış ve
etkilemiştir.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç; Şehirde: genellikle ulaşım taksiler ile sağlanıyor. Çünkü: taksilerin ücretleri uygun. Özellikle: İstanbul ile karşılaştırırsanız, uygun olduğunu görüyorsunuz.

Ayrıca: ülke genel şartları gereğince, beş yaşın üstünde taksi yok. Zaten marka olarak da, bayağı kaliteli taksiler var.

KONAKLAMA

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç; Şehirde, çok sayıda otel ve pansiyon bulunuyor. Hatta: tüm bölgenin en büyük konaklama tesisleri buradadır. Oteller aynı zamanda, toplantı salonlarıyla, kongre turizmi için de elverişli yapıdadırlar.

Otel fiyatları, internetten verilen fiyatlar ile büyük farklılıklar gösteriyor. Bu nedenle: otellerden fiyat alırken dikkat etmenizi öneririm.

Genellikle, fiyatlar: iki kişilik oda için: 50-150 Euro arasında değişiyor. Türkiye’den giden birçok ziyaretçinin genel olarak tercih ettiği otellerin başında: Thraki Otel var. Şehir merkezinden, yaklaşık 10  km. uzaklıktaki otel, eski ama bakımlı, odaları temiz. Ayrıca: güzel bir sahili de var.

Şehrin en lüks oteli ise: deniz kıyısındaki Grand Hoteldir. Otelin kapalı yüzme havuzu bulunuyor ve her yere, yürüyerek ulaşım mümkündür.

NE YENİR

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç; Şehirde, kıyı şeridinde, birçok balık lokantası var. Bu lokantalarda; deniz ürünleri ve mezelerin tadına bakabilir ve barbayani isimli yöresel içkiden içebilirsiniz. Bu içki, rakıya benziyor.

Fiyatlar, genel olarak uygun. Özellikle: İstanbul balık lokantalarının fiyatları yanında çok uygun. Bu uygunluk: özellikle yöre valiliğinin sıkı denetimleriyle sağlanıyormuş.

Bir balık restoranı önermem gerekirse: “Taverna Nea Hili” olabilir. Bu restoran, zeytinliklerin arasında kalıyor ve özellikle mezeleriyle ünlüdür. Zaten kapısında, çok sayıda, İstanbul plakalı otomobil görebilirsiniz.

Şehirde diğer bir mekan: Ouzeri denilen ve Yunan rakısı Uzonun isminden gelen isimle anılan barlar yani bir tür meyhanelerdir. Bunlar, özellikle mezeleriyle öne çıkıyor.

Bunun dışında: bu şehirde, özellikle, denize bakan kafeteryalarda oturup, kahve için ve güneşin batışını izleyin. Güneş battıktan sonra ise şehirde muhteşem bir hareketlilik başladığını göreceksiniz.

Yunanlılar, genellikle akşam yemeklerini geç saatlerde yemeyi tercih ediyorlar. Daha sonra ise, geç saatlere ve hatta sabaha kadar sokaklarda oluyorlar.

Bu arada: büyük peynir üreticilerinden “Evropharma” nın merkezi, buradadır.

DENİZ

Şehrin kıyı şeridinde, deniz çok temiz. Çünkü: denizdeki kimyasal kirliliği önleyici tedbirler alınmış. Hatta: sahillerinin Mavi Bayrakları bulunuyor.

ŞEHİRDEKİ GEZİ

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç; Şehirde, en işlek cadde olarak: Dimokratias caddesi görülüyor. Leoforos Dimokratias caddesi: zaten şehrin hemen merkezinde, limana paralel uzanıyor. Şehri boylu boyunca geçiyor.

Cadde üzerinde, birçok kafeterya ve alışveriş merkezleri, dükkanlar bulunuyor. Ancak: özellikle sizlere hatırlatmam gereken husus: şehirde, tam bir “siesta” uygulaması olması.

Yani: saat: 13.00-17.00 arasında, tüm dükkan sahipleri siesta yani uyku molası veriyorlar ve dükkanlarını kapatıyorlar. Özellikle: hafta sonlarında, dükkanlar mutlaka kapalıdır.

Hatta: benzin istasyonları bile kapalı. Yani: özel aracınız ile gitmeye niyetlenirseniz, bu durumu mutlaka dikkate almalısınız. Öte yandan: bir gerçek daha var, İpsala sınır kapısından çıkıştı, birçok özel araç, yakıt deposu boş olarak çıkış yapıyor.

Çünkü: Yunanistan yani bu bölgedeki yakıt fiyatları, ülkemizdeki fiyatların çok altındadır. Bu nedenle: bir çok gezgin, özel araçları ile yola çıkarken, yakıtı Yunanistan topraklarından almayı düşünüyorlar.

Evet: şehrin tüm caddeleri ve sokakları, tertemiz ve pırıl pırıldır. Çarşıları canlı ve hareketlidir. Gece hayatı, nispeten daha renkli. Akşam saatleri geldiğinde: sahildeki yol, araç trafiğine kapatılıyor.

Sonra da: tüm kafeler, barlar, tavernalar ve balık lokantaları, gerek şehir yerlileri ve gerekse yabancı turistler tarafından dolduruluyor.

Şehir yerlileri eğlenceyi o kadar çok seviyorlar ki, her gün saat 22.00’den sonra, bütün kafeteryalar ve eğlence merkezleri, çılgınca eğlenenler ile doluyor.

Yani, her fırsatta dışarıdalar. Gündüz siesta adı altında uyku ve gece geç saatlere kadar eğlence.

DEDEAĞAÇ CAMİSİ

Şehir merkezinde, Leoforos Dimokratias caddesindedir. Dedeağaç tren istasyonunun hemen ilerisindeki bir sokakta, şehrin tek camisidir.

Bazı yerlerde, ismi “Selahattin Camisi” olarak da geçmektedir. Şehir merkezinde, günümüze kadar ayakta kalabilen tek camidir. Caminin tarihçesinde hazin bir öykü var.

Şöyle ki: 1912 Balkan Savaşında, cami ve içindeki Müslüman halk: Bulgarlar tarafından, yakılmıştır. 1921 yılına gelindiğinde ise, cami, Yunanlılar tarafından onarılmıştır.

Ancak: caminin ilk olarak kim tarafından ve hangi tarihte yapıldığı belli değildir. Son olarak: cami, 13 Mart 1993 tarihinde çıkan bir yangın sonucu tamamen yanarak yok olmuştur. Yangın olayının faili meçhuldür.

Yunan hükümeti, yangın olayından sonra camiyi yeniden onarılmış ve günümüzde halen ibadete açıktır. Ancak, çevresindeki büyük apartmanlar, caminin görüntüsünü etkiliyor.

Adeta, uzaktan görünmesi engellenmiş gibi bir hava var. Hatta: minarenin tepesindeki hilal sökülmüş ve bahçesinde, azınlık okulunun bulunması nedeniyle, Yunan bayrağı dalgalanıyor.

Azınlık okulu  dedim de, burası bir Türk azınlık okulu. Ancak, bu Türk okulunun pek fazla öğrencisi var denilemez.

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç

DENİZ FENERİ

Şehrin sembolüdür. 1880 yılından kalmadır. Sultan II. Abdülhamit tarafından yaptırılmıştır. Hemen deniz kıyısında, sahil kesiminde yükseliyor ve şehrin en hareketli bölgeleri, fenerin bulunduğu mahaldedir.

MAKRİ KÖYÜ

Şehrin, 11  km. batısında, deniz kıyısındadır. Aynı zamanda: E-90 karayolunun da hemen yanındadır. Burası: şirin bir yerleşim yeri.

Özellikle: balık restoranları çok ünlü ve mutlaka uğramanızı ve deniz ürünlerini tatmanızı öneriyorum.

Fiyatlar ise, çok uygun. Hatta, bazı restoranlarda, yoğun Türk ziyaretçiler nedeniyle, Türkçe menü bile bulmanız mümkün. Menülerde: midyeler, boy boy karidesler, kızarmış balıklar bulabilirsiniz.

Öne çıkan bir husus olarak: tüm yemeklerde, beyaz peynir ilave edilmesidir. Özellikle: salataya, mutlaka beyaz peynir ilave ediliyor.

LOUTROS KÖYÜ

Burası, şehir merkezine 13 km. uzaklıktadır ve kaplıcaları ile ünlüdür. Şehrin doğusunda, yani Türkiye tarafında, Meriç nehrinin hemen yanında kalıyor.

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç

SOUFLİ-SOFULU KÖYÜ

Şehir merkezine, 1 saat (65 km.) uzaklıktadır. Ama, sınırı geçtiğimizde ilk karşımıza gelen yerdir.

Burası: ipeği ve ipekböceği ile tanınmaktadır. Buranın pazarında-çarşısında ipek ve el dokusu kumaşlar bulup satın alabilirsiniz.

İpek bu bölgede, 1911 yılında o kadar önem kazanmıştır ki, yörenin nüfusu, 13 bin civarına ulaşmıştır.

Ancak, bu tarihten sonra, Batı Trakya’nın bölünmesi ve ipek böceği için gereken dut ağaçlarının sınırın öte yanında kalması nedeniyle, burada, ipek böcekçiliği gerilemiştir.

Böylece, şehrin nüfusu da gittikçe azalmıştır. Ayrıca, sentetik ipeğin bulunması da, bu olumsuzluğu etkilemiştir. Yine de, günümüzde burada ipek ve ipekböceği yetiştiriciliği sürdürülmektedir.

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç

Hatta, burada bir de “İpek Müzesi” bulunuyor. Müze: şehir merkezinde, eski bir Türk konağı görüntüsü veriyor. 1990 yılında açılmıştır. K. Kourtidis isimli doktor ve politikacı birinin konağında kurulmuştur. Konak: 1883 yılında yapılmıştır.

Zemin kat ve birinci kat müze, ikinci kat ise konut olarak kullanılmaktadır. 4 tematik bölüm vardır. Buralarda: metinler, fotoğraflar, tasarımlar ve haritalar görülüyor. Buralarda; ipek böceği kültürü hakkında geleneksel nesneler içeren toplam 46 parça obje var.

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç

SAMOTHRAKİ ADASI-SEMADİREK ADASI

Adaya, deniz yolu ile ulaşılabilen tek noktadır. Ada ile şehir arasındaki ulaşım, yaklaşık 1-2 saat sürmektedir. Kavala ile ada arasındaki deniz ulaşımı ise, 5-6 saat sürüyor. Adanın boyutu: 178 km. karedir. Uzunluğu ise, 17 km. dir.

Ekonomik etkinlikler: balıkçılık ve turizm üzerine kuruludur. Ayrıca: granit ve bazalt gibi yeraltı kaynakları da bulunmaktadır. Adanın Fengari dağı: 1611 metre yüksekliktedir.

Ada, özellikle yaz aylarında mutlaka gezilmesi gereken bir yerdir. Kumu: sarı ve tertemiz deniziyle, doğanın güzellikleri birleşmektedir. Adada, nehir ve şelaleler arasında yürüyüş yapabilir, kuş seslerini dinleyebilirsiniz.

Ayrıca: adada, çok sayıda antik kalıntılar da görülebilir. Özellikle: antik dönemlerde dini törenlerin yapıldığı bir site olan “Sanctuary” önem kazanmaktadır. Çünkü: bu dini yer, dönemin birçok ünlüsü tarafından ziyaret edilmiştir. Antik kent kalıntılarının bulunduğu yer ise: “Pelasgians” olarak bilinir. Burada: Kayralılar ve Traklar egemenlik kurmuşlardır.

Yunanistan Alexandrapolis-Dedeağaç

Hatta:

Günümüzde, Paris-Louvre Müzesinde sergilenen “Kanatlı Zafer Tanrıçası Nike” heykeli, 1863 yılında buradan bulunarak kaçırılmıştır. 1863 yılında, Fransız arkeologlar tarafından bulunan ve MÖ.190 yılından kalan anıt: başsız olarak, adanın dini sitesi olan Sanctuary bölgesinde bulunmuştur.

MÖ. 508 yıllarında, Persler de, adada hakimiyeti ele geçirirler. Daha sonra ise, ada, Helen hakimiyetine girer. Ada tarihindeki diğer önemli bir husus: İsa’nın havarisi Pavlus’un, Filistin dışında ikinci misyonerlik yolculuğuna yani Makedonya’ya giderken, Semadirek adasında bir gece geçirmiş olmasıdır ki, bu durum İncil de yazılıdır.

Adaya giderseniz: ilk olarak, limanın kenarında uzanan, dar ve uzun bir ana caddenin bulunduğu, Kamariotissa denilen köyü göreceksiniz. Burada: hediyelik eşya satış dükkanları ve plajlar var. Ayrıca: yine burada araba ve motosiklet kiralayabilirsiniz.

Burada: özellikle yaz aylarında, yoğun turist akımı oluyor. Buranın hemen arkasında: konaklama tesisleri var. Yaklaşık 14 km. lik bir yol sonunda ise, Therma şehri var.

Burada da: oteller, kiralık daireler, dükkanlar ve restoranlar bulunuyor. Ayrıca, yemyeşil bitki örtüsü, oldukça güzel bir görünüm ortaya koyuyor. Therma, aynı zamanda adanın kaplıcalar sitesidir.

Adanın başkenti: Hora şehridir. Burası: ada sakinlerinin korsanlardan gizlenmek için daha yukarılara ve iç kesimlere, dağın doğal amfi tiyatro gibi olduğu yere kurulmuştur. Yamaç boyunca, dar sokaklar, küçük ama şirin kasabaya ayrı bir güzellik vermektedir.

Burada, popüler restoranlar, batı tarzı kafeteryalar ve denizin muhteşem güzel manzarasını izlemek mümkündür. Aynı zamanda, adanın küçük hastanesi de bu şehirdedir. Bir de folklor müzesi, bir kale kalıntısı da görülüyor.

Adanın diğer öne çıkan özelliklerinden birisi de, plajlarıdır. Kamariotissanın güney kıyısında, yaklaşık 16 km. uzaklıkta: mükemmel bir kaya blok üzerinde yükselen tepelerin hemen önündedir.

Plaj: gayet sessiz, güneş şemsiyeleri ve sahilde bir bar, mükemmel bir balık restoranı, duşlar ve şezlonglar bulunuyor. Plajın uzunluğu: 800 metredir.

Yunanistan Samothraki adası-Semadirek adası ile ilgili ayrıntılı tanıtım ve gezi yazısı için.