Irak Ninive-Nimova-Ninova

Asur Sarayı

Ninive, günümüzde Irak’ın kuzeyindeki en büyük kent olan Musul’un hemen karşısında, Dicle nehrinin doğu kıyısında büyük bir alan kaplar ve 19’ncu yüzyıl ortalarından bugüne dek çok kez incelenmiştir.

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:

Buradaki ilk kazılar, 1847 yılında Austen Henry Layard tarafından yapılmış ve bu çalışmalar George Smith ve Rassam tarafından devam ettirilmiştir.

TANIMI:

Nimova, antik dünyanın en önemli kültür merkezlerinden biriydi.

İnsan medeniyetinin gelişiminde önemli rol oynadı.

Çünkü çeşitli sanat ve eğitim dallarının ortaya çıktığı en büyük metropoldü.

Asurlular tarafından siyasi merkez olarak kabul edilmiş ve ilk dini başkentleri Aşur’dan hemen sonra geliyordu.

Şehrin ana höyüğü olan Kuyunijk’te yapılan kazılar, MÖ 6000-MS 600 yılları arasında yerleşim yeri olarak kullanıldığını göstermiştir.

Ninova, önceleri kraliyet ikametgahıydı ve sonunda MÖ 700 civarında Kral Senacherib tarafından Asurluların başkenti olarak ilan edildi.

Senacherib’in halefleri, MÖ 612 yılındaki yıkıma kadar burada yaşadılar.

Ninova şehir surlarının çevresi 12 km den uzundur ve 6 kapı kazılmıştır. Uçsuz bucaksız bir metropol ve şehri geçmenin 3 gün sürdüğü bildiriliyor.

Kuyunujik höyüğünde Senacherrib sarayının taht odası süiti yeniden kazılmış olup, kralin fethini tasvir eden kabartma levhaların bir kısmı hala yerindedir.

Kuyunjik’in 1.6 km güneyinde bulunan imparatorluk cephaneliğinin bulunduğu Nebi Yunus Höyüğü, Yunus Peygamberin sözde mezarını içeren bir caminin etrafında toplanmış evlerle örtülmüştür.

Kral Sanherib

ÖNEMİ:

Yeni Asurluların son başkenti Ninive idi.

Ninova süryaniler için “kök ve vatan” demektir.

Sanherib (MÖ 704-681) bu eski kenti başkent yaptıktan sonra, büyüktü, donattı ve çalışmalarının ayrıntılı kayıtlarını bıraktı.

Yeni sokaklar ve meydanlar tasarladı.

Benzersiz Saray (180 x 190 m ölçülerinde) adı verilen çok şık bir saray inşa ettirdi.

Çok çeşitli otlar ve meyve ağaçlarıyla dolu, harika bir park yaptırdı.

Kuşlar ve yabani hayvanlar için bir alan yaptırdı.

Kente su getirmek için çeşitli araziler boyunca 18 kanaldan oluşan bir su sistemi vardı ve su kemerinin birkaç bölümü, yaklaşık 40 km uzaklıktaki Jerwan’da keşfedildi. Anıtsal su kemeri, 2 milyondan fazla taş ve su geçirmez çimentodan yapılmıştı. Romalıların su kemer inşa etmeye başlamadan 500 yıldan fazla bir süre önce inşa edilen su kemerlerinin üzerinde şu sözler yazılıydı:

“Dünyanın kralı Sanherib, Asur kralı. Ninova çevresine doğru uzanan, suları birleştiren çok uzak bir su yolu döşedim. Dik yamaçlı vadilerin üzerine beyaz kireçtaşı bloklarından bir su kemeri gerdim, o suların üzerinden akmasını sağladım”

Ama bu doğa aşığı hükümdar, yönetimi de ihmal etmedi.

İmparatorluk süresince ayaklanmalara sert karşılık verdi ve Kudüs’e dokunmamaya karşılık Yahuda kralıyla zorlu bir anlaşma yaptı.

Tanrıları, Mezopotamya boyunca uzun geçmişten beri yüceltilen asi Babil’i bile yağmaladı ve yıktı.

“Efendim, Asur’un yüreğini dindirmek için, yüce kudreti karşısında halklar diz çöksün diye, en uzak halklara hediye olarak Babil’in tozunu kaldırttım ve Asur’daki Yeni Yıl Festivali Tapınağında birazını kapalı bir küpte sakladım”

Bu kere, bu kibir cezasız kalmadı.

Sanherib tapınakta dua ederken, kendi oğlu veya oğullarınca “koruyucu tanrıların heykelleriyle ezilerek” öldürüldü.

Yaklaşık 75 yıl sonra Babilliler de intikamlarını alacaktı.

Asurbanipal kitaplığı adı verilen arşivde, aralarında Gılgamış Destanının da bulunduğu binlerce çivi yazılı tablet ele geçmiştir.

Şehrin Surları rölyefi

MİMARİ ÖZELLİKLERİ:

MÖ 7’nci yüzyıldan kalma duvarları yaklaşık 13 km uzunluğundadır. Bunu çevreleyen su dolu bir hendek bulunur. Surların kalındığı ise, yer yer 45 metre genişliğe kadar ulaşıyordu.

Bu surlar; 750 hektarlık dev bir alanı çevreler.

Khanwar nehri, şehrin merkezinden akarak batı tarafında Dicle nehrine katılıyordu.

Burayı antik Yakındoğu’da bu tarihe kadar bilinen en büyük kent yapar.

Sadece Babil zaman içinde burayı geçecektir.

Burada bir zamanlar 120 bin kişinin yaşadığı düşünülüyor.

Batı sektöründe, ırmak boyunca, diğer Yeni Asur kentlerinden de aşina olunduğu üzere, kentin geri kalanından yüksek iki tepe vardır.

Bunlar: kale ve cephaneliktir.

Kapı Lamassoları

Şehrin Kapıları:

15 giriş belirlenmiştir. Akropolis’in surlarını kesen 15 büyük kapı, kısmen kerpiçte, kısmen de taştan inşa edilmişti. Yaklaşık 5 km uzunluğundaki uzun doğu kesiminde 6 kapı vardı. 800 metre uzunluğundaki güney kesimle sadece bir kapı vardı.

Aşur kapısı, yaklaşık 4 km uzunluğundaki batı kesiminde 5 kapı, yaklaşık 1.9 km uzunluğundaki kuzey kesimde ise Adad, Nergal ve Sin olmak üzere 3 kapı vardı. Bu girişlerin birçoğunun taştan yapılmış dev heykellerle (lamassu) kaplı olduğu bilinmektedir.

Nergal Kapısı

Nergal kapısında, Sanherib’e atfedilen iki kanatlı taş boğa heykeli yeniden inşa edildi.

Irak Eski Eserler Dairesi tarafından yanına bir müze inşa edildi.

Adad kapısında birçok yazılı çini vardı ve Sin kapısı olduğu düşünülen kapıda, kemerli bir kapıdan geçerek siperlere erişim sağlayan bir rampa veya merdiven boşluğuna açılan bir koridor vardı.

Mashi Kapısı

En etkileyici olan Şamaş Kapısıydı. Irak Eski Eserler Dairesi adına Tarık Madhloum tarafından keşfedilen kapı: iki hendek ve bir su yolu üzerinden, kemerleri doğal konglomeradan oyulmuş bir dizi köprüyle ulaşılıyordu. Duvar kireçtaşı kaplıydı ve arkasında bir savunma yolu uzanan mazgallı bir korkulukla taçlandırılmıştı. Yapı, Sanherib damgası taşıyan kerpiç ve pişmiş tuğlalardan inşa edilmişti. Uzun, çıkıntılı bir burcun ortasında 4.5 metre genişliğnde bir giriş vardı ve bu burç, 6 kule ile daha da güçlendirildi.

Kapının iç tarafındaki kabaca oyulmuş taş levhalar bir kulenin yanışını tasvir ediyordu, bu oymaların Ninova’nın düşüşünü temsil etmesi ve Asur sonrası döneme ait olması mümkündür.

Kapının iç planı, Layard ve Rassam tarafından keşfedilen, oyulmamış ortostatlarla (dik levhalar) kaplı 6 büyük odayı içerir.

Botanik Bahçeleri

Botanik Bahçeleri;

Ninova’nın ünlü bahçeleri, her bitki ve hayvan sever için mutlaka görülmesi gerekin bir yerdir.

Teraslı saray bahçelerinin, Amanos Dağının bir kopyası olduğu ve her türlü aromatik bitki ve meyve ağacına ev sahipliği yaptığı söylenir.

Şehrin hemen dışında, Hatti diyarından (Günümüz Türkiye’sinde) aromatik ağaçlar, meyve ağaçları ve Keldani dağlarından ve topraklarından (günümüz Irak’ın güneyinden) gelen ağaçlardan oluşan eşsiz bir koleksiyona sahip botanik bahçeleri bulunmaktadır.

Bahçeler, karmaşık bir kanal ağı ile sulanmaktadır. Av koruma alanlarında yaban domuzu, karaca ve bir aslan bile görmek mümkündür. Günümüzde faal olan, bahçe dükkanı, imparatorluğun dört bir yanından çiçeklerin yanı sıra çok çeşitli yemeklik otlar ve şifalı bitkilerle doludur.

Zigurat

Ziggurat:

Bu devasa tapınak kulesi, kale höyüğünde gururla yükselir ve şehrin her köşesinden görülebilir.

Kule, bir dizi dik merdivenle erişilebilen ardışık katlardan oluşur.

Güneşte pişirilmiş tuğlaların farklı renklerde sırlanmış fırınlanmış tuğlalarla kaplanmasıyla inşa edilmiştir.

Ne yazık ki, günümüzde, ziggurat genel ziyaretçilere kapalıdır ve sadece rahiplerin erişimine açıktır, bu yüzden ihtişamını uzaktan hayranlıkla izlemeniz gerekecektir.

 

İştar Tapınağı:

Savaş ve tutku tanrıçası Ninovalı İştar’a adanmış bu tapınak kompleksi, bin yıldan fazla bir süredir aynı yerde duruyor.

Yakındaki Nabu tapınağı ise, edebiyat, yazıcılar ve bilgelik tanrısına adanmıştır.

Her iki tapınak da renkli sırlı çini ve tuğla cepheleri, oyma taş duvar panelleriyle kaplı iç mekanları ve çok sayıda zengin altın ve gümüş süslemeleriyle dikkat çekiyor.

Av malzemelerini taşıyan bir katır rölyefi

 

Kraliyet Hayvanat Bahçesi:

Asur kralları, av parklarını ve eğlence bahçelerini geyik, ceylan ve hatta aslan gibi hayvanlarla doldururlardı. Bir rölyefte, bir dişi aslan ve muhteşem yeleli bir aslan, pastoral bir bahçede dinlenirken görülmektedir.

Asurbanipal’in aslan avı sahnesi rölyefi

Asurlular için aslanlar dünyadaki tüm tehlikeleri temsil ediyordu, bu nedenle bu rölyefteki sakin aslanlar, kralların vahşi doğa güçlerini kontrol etme yeteneklerinin bir göstergesi olabilir. Kraliyet av parklarında aslanlar da avlanırdı.

Aslan avları rölyefi

Asur kralları, drama dolu halk gösterilerin bir parçası olarak bu korkunç hayvanları öldürerek imparatorluğu korumaya layık olduklarını kanıtlamışlardır. Asur aslan avı, Kral Asurbanipal’in sarayındaki rölyeflerde ünlü bir şekilde tasvir edilmiştir.

Kraliyet botanik bahçeleri rölyefi

Kraliyet Botanik Bahçeleri:

Ninova’daki kraliyet bahçeleri muhteşemdi. Dağlara doğru 50 km’den fazla uzanan kanallarla sulanıyor ve böylece yıl boyunca her türlü bitkinin yetiştiği bir vaha haline geliyordu. Son zamanlarda efsanevi Babil Asma Bahçelerinin (Antik dünyanın 7 harikasından biri) aslında Ninova’daki bahçeler olduğu ve daha sonraki yazarların Ninova ile Babil’i karıştırdığı iddia ediliyor. Öyle olmasa bile, Asurbanipal’in bahçeleri kesinlikle etkileyici ve egzotikti. Kral, imparatorluğun dört bin yanından bitkiler toplayıp başkentine getirmişti.

Koyuncuk Tepesi

KOYUNCUK TEPESİ-SARAYLAR:

Sanherib’in sarayı en az 80 odadan oluşuyordu ve bunların çoğu heykellerle kaplıydı.

Ünlü sarayın büyük kısmında K tablet koleksiyonu bulundu.

Bazı ana kapıların iki yanında, insan başlı boğalar vardı.

Kral Sanberid’in Rakipsiz Saray adını sonuna kadar hak eden yapı, yaklaşık 500 x 250 metrelik bir alanı kaplıyor ve şehre bakan yüksek bir terasta yer alıyordu. Sarayın dış cepheleri, cilalı beyaz sıva ile kaplanmış ve mavi sırlı tuğlalarla kaplanmış kireçtaşı bloklardan oluşan bir temel üzerine dikilmiş onbinlerce pişmiş tuğladan yapılmıştı. Sedir ağacından yapılmış devasa kapılar, süslü parlak bakır şeritlerle süslenmişken, kemerler ve saçaklar renkli sırlı çinilerle süslenmişti.

Saray, oda ve koridorlarla çevrili birkaç büyük, taş döşeli avludan oluşmaktadır.

Vahşi aslanlar şeklinde kaideleri olan dökme bronz sütunlar dikkat çeker.

Tam bir teknoloji harikasıdır.

Hitit saraylarının kusursuz bir kopyası olduğu söylenen, revaçta olan Bit-Hilani odası mutalka ziyaret edilmelidir.

Gelelim taht odasına: devasa insan başlı kanatlı boğaların çevrelediği üç girişi olan kuleli bir cephesi bulunur. Taht odasının ötesinde, sarayın idari, törensel ve evsel bölümleri bulunmaktadır, ancak buralar ziyarete kapalıdır.

Sarayın görkemli odaları, hepsi parlak renkli, hikaye sahneleri ve koruyucu büyülü figürlerle oyulmuş taş duvar panelleriyle dekore edilmiştir. Tüm kabartmaların bir araya getirildiğinde 3 km uzunluğa ulaşacağı söylenir.

Sarayın içi

Asurbanipal Sarayı:

Büyük Asur Krallarının sonuncusu Asurbanipal’ın (MÖ 668-627) sarayları buradadır. Hükümdarlığı döneminde; Asurlular batıda Kıbrıs’tan doğuda İran’a kadar uzanan ve bir dönem Mısır’ı da içine alan dünyanın en büyük imparatorluğuydu. Asurbanipal, Asur imparatorluğunun kralı olma konusunda mütevazi değildi, kendine “dünyanın kralı” diyordu.

Asur’un en büyük krallarından biri olmasına rağmen, Asurbanipal, tahta çıkmak için uygun bir aday değildi çünkü kralın küçük oğluydu. En büyük ağabeyi ve tahtın varisi öldüğünde, babası Esarhaddon, bir sonraki büyük oğlu Şamaş-şum-ukin’i devre dışı bıraktı ve Asurpanibal’i veliaht yaptı. Bu cesur bir hareketti. Esarhaddon’un kendi babası, küçük kardeşlerini tahta çıkardıktan sonra oğulları tarafından vahşice öldürülmüştü. Şamaş-şum-ukin’i Babil kralı yaptı. Kulağa o kadar da kötü gelmiyor, değil mi? Aslında tam olarak değil, O kardeşine hesap vermek zorundaydı. Gerilimler daha sonra top yekün bir savaşa dönüşecekti.

Evet Asurpanibal hakkında bilgi vermeye devam edelim. Çünkü bu şehirde onun da sarayı vardı. Asurbanipal, tebaası arasında popülerdi ancak düşmanlarına karşı acımasızdı. Yenilmiş bir kralın çenesine köpek zinciri taktığı ve onu bir köpek kulübesinde yaşamaya zorladığı söylenir. Bu antik dünyanın standartlarına göre bile oldukça acımasızdı.

Asurbanipal, Mısır ile bir savaş devraldı ve bu savaşı ele alarak düşmanlarını yok etti ve imparatorluğu daha da büyüttü. Elam devleti Asur’a karşı ayaklanmaya çalıştığında, Asurbanipal onları ezdi. Elam kralını ve oğlunu kendi kılıcıyla öldürdüğünü iddia etti. (Gerçekte savaşta değil de sarayın güvenliğinde evindeydi.) Elam kralının başı, bahçedeki bir ağaca süs olarak asıldığında, Ninova’daki saraya geri getirdi. Çoğu insan bunu çok açık bir uyarı olarak görecektir.

Düşmanlarını ezmek sadece dış tehditlerle sınırlı değildi. Kendi kardeşini de yok etti. Daha önce de gördüğümüz gibi, Asurbanipal, Şamaş-şum-ukin Babil kralı ilan edilmişti. Asurbanipa’e hesap vermekten bıkan kardeşi, imparatorluktaki diğer ücra halklarla bir koalisyon kurarak ona karşı komplo kurdu ve Babil adına tartışmalı şehirleri ele geçirdi.

Asurbanipal komployu keşfettiğinde, Babil’i 2 yıl boyunca kuşattı. Açlıktan ölmemek için kendi çocuklarını yiyen insanlara dair korkunç hikayeler vardır. Sonunda Asurbanipal’in kardeşi, yakalanmaktan kurtulmak için yanan sarayında can verdi ve suç ortakları da öldürüldü.

Evet kraliyet saraylarına devam edelim.

Asurbanipal, kraliyet başkenti Ninova’dan hüküm sürdü. Ninova şehri, Asurbanipal’in büyükbabası Sanherib tarafından, büyüklüğü ve ihtişamıyla antik dünyayı hayrete düşüren biyük bir şehre dönüştürüldü. Asurbanipal, saltanatının büyük bölümünde tüm halk için bir hayranlık nesnesi olarak inşa edilen Rakipsiz Saraydan hüküm sürdü.

Koyuncuk’taki iki kraliyet sarayından da, etkileyici yontulmuş levhalar çıkarılmıştır.

İşlenen konular, Kalah’ta II Asurnasirpal dönemindekilerle aynı olup, aslan avları ve askeri seferlerle kralın gücü yansıtılmıştır.

Asurbanipal’in Elamlılar karşısındaki ilk zaferi Nenive’deki sarayında şaşırtıcı bir rölyefle kutlanmıştır.

Hoş bir bahçede, sedirde uzanan kral ile yanında koltukta oturan kraliçesi hizmetkarlarınca serinletilirken bir yandan da içkilerini yudumlarlar.

Sol tarafta bir müzisyen harp çalar.

Bu huzurlu sahnenin ortasında ağaçların birine asılmış bir kesik baş durur.

Bu, Til-Tuba Savaşında öldürülen Elam Kralı Teumman’ın başıdır.

Bu heyecandan uzak tarz ile, kraliyet sarayının yontma dekorlarını görme ayrıcalığına erişenlere, düşmanların başlarına gelenler ve hükümdarların soğukkanlılığını gösteriyordu.

Sanherib sarayının taht odasında ve bitişikteki bazı odalarda restorasyon çalışmaları devam etmektedir.

İki ana odanın tüm girişleri kanatlı boğa heykelleriyle çevrili olarak bulunmuştur ve 19’ncu yüzyıl kazıcılarının hiçbirinin kaydetmediği bir dizi ortostat bulunmuştur.

Bu levhalardan biri, kulelerle ağır bir şekilde savunulan yabancı bir şehrin Asur ordusuna teslim oluşunu tasvir etmektedir.

Taht odasının bitişiğindeki taş döşeli bir banyo ve büyük antrede en az 40 oyma ortostat bulunmaktadır.

Temsil edilen konular arasında Sanherib’in dağlık bölgelerde yaşayan halklara karşı yürüttüğü seferler, kuşatılmış şehirler ve Asur ordusu birlikleri yer almaktadır.

Asurbanipal tarafından inşa edilen kütüphane:

Düşmanlarını ezip aslanları öldürmese de, belki de uygunsuz bir şekilde Asurbanipal bilimsel uğraşlardan hoşlanıyordu.

Bir kral için alışılmadık bir şekilde okuyabiliyor ve yazabiliyordu.

Bilimsel yetenekleriyle övünmeyi severdi ve hatta saray kabartmalarında kendini kılıcının yanında kemerinde bir kalem (yazmak için kullanılır) ile tasvir ederdi.

Kalem, kılıçtan daha güçlü olabilir, ancak Asurbanipal, ikisinde de oldukça becerikliydi. Asurbanipal, dünyada sistematik olarak toplanan ve kataloglanan ilk kütüphaneyi kurdu. Sahip olmaya değer her kitabın bir kopyasını istedi ve adamlarını dünyadaki tüm bilgiyi toplamak için imparatorluğun dört bir yanına gönderdi.

Asur kitapları çoğunlukla kağıda değil, kil tabletlere semboller oluşturmak için küçük kamalar kullanan çivi yazısı adı verilen bir yazıyla yazılırdı. Toplamda bu tabletlerden yüz binlercesini topladı ve bunların yaklaşık 30 bin tanesi şu anda İngiltere’de Britihs Museun’dadır.

“Ben, Asurbanipal, Nabu’nun (yazı tanrısı) bilgeliğini öğrendin, ne kadar varsa, bütün uzmanların yazıcılık uygulamalarını ele geçirdim, onların talimatlarını inceledim” demiştir.

Asurbanipal’in kütüphanesi, MÖ 612 civarında s arayın yanan duvarlarının altına gömülmüş ve 2.000 yıldan fazla bir süre kayıp kalmıştır. Kütüphanenin ilk kırık ve dağınık kalıntıları, 1849 yılında bulunmuş ve şu anda British Museum’da sergileniyor.

O zamandan beri dünyanın dört bir yanından bilim insanları bu parçaları incelemişler ve Asur kültürü hakkında bildiklerinizin çoğu bu metinlerden gelmektedir.

Eserler arasında Gılgamış Destanı da vardır. Günümüzde dünyanın en eski edebiyat eserlerinden biri olarak kabul edilen bu eserin bir kısmı, günümüzde Tufan Tableti olarak adlandırılan tablete kaydedilmiştir. Büyük Tufan’ın öyküsünü anlatan ve o zamana kadar sadece İncil’den bilinen bir kitap.

Asurbanipal

Asurbanipal neden tabletler topladı?

Asurbanipal olağanüstü bir kraldı. Yazıtlarında, bilgisinin genişliği ve derinliğiyle övünür. Diğer Asur kralları orduyu uzak diyarlara seferlere götürürken, Asurbanipal evinde kalırdı. Asurpanibal’in saraylarının duvarları, birçoğunda kemerine sıkıştırılmış bir yazı kalemi ile tasvir edilen kral kabartmaları da dahil olmak üzere oyma kabartmalarla süslenmişti.

Asurbanipal’in babası, genç prensin eğitim almasını istiyordu çünkü bu imparatorluğu yönetmek için güvendiği uzmanlığa erişmesini sağlayacaktı. Asur bilimi tanrıların iradesini anlamaya odaklanmıştı, bu yüzden kütüphanesi de tanrılardan gelen alametleri yorumlayan metinlere odaklanmıştı.

Ancak Asurbanipal’in edebi kitaplara da ilgisi vardı. Asurbanipal, muhtemelen duygusal nedenlerle, eğitimi sırasında yazdığı tabletleri hala saklıyordu. Koleksiyonundaki tabletlerin çoğu, sarayına ait olduklarını belirten bir tür kütüphane damgası taşıyordu.

Nebi Yunus bölgesi

NEBİ YUNUS TEPESİ:

Nebi Yunus adı verilen diğer tepe, Koyuncuk’un 1 km güneyindedir.

İkisinin arasından antik kenti kuzey ve güney kısımlara ayıran Dicle’nin kollarından Husur ırmağı geçer.

Nebi Yunus Bölgesi

Nebi Yunus tepesinde, büyük balığın karnından kurtulduktan sonra, Ninivelilere vaaz verdiğine inanılan Yunus Peygamber ile bağdaştırılmış bir Müslüman türbesi vardır.

Metta oğlu Yunus, Asur İmparatorluğunun başkenti Ninova (Ninive) hakkına gönderilmiş bir peygamberdir. Yunus, 33 yıl onları tanrının dinine davet etmiş, kendisine bu süre içinde sadece 2 kişi inanmıştır.

Bu dini alan ve çevresinde sınırlı kazı yapılabilmiştir.

Yine de Asur savaş makinasının kalbinin burası olduğu açıkça belirlenmiştir.

Cephanelik:

Nebi Yunus höyüğünde bir cephanelik inşa etti.

Mısır’ın fethini kutlamak amacıyla girişine Firavun Taharka (Tarku) heykellerini ganimet olarak dikti. Bunlar 1954 yılında Irak Eski Eserler Dairesi adına Fuad Safar tarafından keşfedildi.

 

ESKİ KENT TEPESİ:

Bu iki önemli tepe dışında, kentin kuzeybatı köşesinde, kral tarafından inşaat yaptırılmayıp bir tür yukarı sınıf bölgesi işlevi gören “eski kent tepesi” nde de kazılar yapılmıştır.

Yakınlarda seramik ve bakır atölyeleri bulunmuştur.

 

AŞAĞI KENT:

Kentin geri kalan çok büyük kısmı olan Aşağı Kent, 1990’larda bir yüzey araştırması yapılana dek pek keşfedilmemiştir.

1991 yılında Körfez Savaşı bu çalışmaları durdurdu.

Ama Musul kenti, antik kentin güney kısmına genişlemeye başladığından, bu önemli kurtarma çalışmasının acil tekrar başlatılması gerekti.

ASURBANİBAL:

Kral Sanherib’den sonra gelen oğlu Esarhaddon (hükümdarlığı MÖ 681-669) tahta geçmiş ve babasının yapı çalışmalarını sürdürmüştür. Esarhaddon Mısır seferinde öldüğünde annesi Zakutu (yaklaşık MÖ 718-668) oğlu Asurbanipal’in yeni kral olarak tahta geçmesini yasallaştırmıştır.

MÖ 7’nci yüzyıl sonlarında Asurbanipal, Akropolis’in kuzeybatı ucunda yeni bir saray inşa ettirdi.

Ayrıca büyük kütüphaneyi yaptırdı.

Verileri toplamak ve kopyalamak için, yazıcıları topladı.

Ülke genelindeki antik metinler, K Koleksiyonu, 20.000 den fazla tablet veya tablet parçasından oluşuyordu ve Mezopotamya’nın kadim kültürünü kapsıyordu.

Konular edebi, dini ve idari olup, tabletlerin çoğu mektup biçimindedir.

Temsil edilen öğrenim dalları arasında matematik, botanik, kimya ve sözlük bilimi yer almaktadır.

Kütüphane, antik dünya hakkında çok sayıda bilgi içermekte ve gelecek nesiller için akademisyenlere ilham kaynağı olacaktır.

Asurbanipal’in ölümünden 14 yıl sonra, Ninova, bir daha asla toparlanamayacağı bir yenilgiye uğradı.

MÖ 612 yılında Babilliler, İskitler ve Medler tarafından şehrin yağmalanmasını temsil eden geniş kül izleri, Akropolis’in birçok yerinde bulundu.

MÖ 612 yılından sonra şehir önemini yitirdi.

Ancak bazı Seleukos ve Yunan kalıntıları vardır.

MS 13’ncü yüzyılda şehir, Musul Atagelreri altında bir miktar refah içinde görüldü.

Daha sonra evler en azından MS 16’ncı yüzyıla kadar iskan edilmeye devam etti.

 

Ölümü:

Asurbanipal’ın hayatı iyi belgelenmiş olsa da ölümü bir sır olarak kalmıştır. 19’ncu yüzyılda arkeolojik keşifler yapılmadan önce, Asurbanipal sonrası yazarlar tarafından Sardanapalus olarak biliniyordu ve Asur’un son kralı olarak romantikleştiriliyordu. Bir Farsça anlatıma göre, Ninova düşmanlarının eline düştüğünde, sarayında cariyeleriyle, altın ve gümüşle birlikte kendini yaktı.

Ancak arkeolojik kanıtlar, Asurbanipal’in Asur’un son kralı olmadığını ve Ninova’nın düşüşü sırasında ölmediğini kanıtlamıştır. Ancak ölümünden kısa bir süre sonra MÖ 612 yılı civarında imparatorluk zayıflamış ve çeşitli guruplar Asur şehirlerini yağmalayarak imparatorluğun çöküşüne yol açmıştır. Ondan sonra gelen krallar hakkında çok az şey bilindiğinden, Asurbanipal’in Asur’un son büyük kralı olduğuna inanılır.

 

ŞEHRİN SONU:

MÖ 612 yılında, Medler, İskitlerden de yardım alarak, 3 aylık bir kuşatmadan sonra Ninive şehrini ele geçirip yağmaladılar.

 

HEYKELLERİN PARÇALANMASI:

İşid, Musul’un da içinde bulunduğu Ninova eyaletinde bulunan bir arkeoloji müzesini (Nineveh Arkeoloji Müzesi) yerle bir etti.

Irak Kalah-Nemrut-Kahnu

Kalhu

Şehir Irak ülkesinin Orta-kuzey kesiminde, Musul şehrinin 30 km güneyinde, Salamiyah köyünün 5 km güneyinde yer alan antik Süryani kentidir.

Dicle nehrinin Zap suyu ile buluştuğu noktanın 10 km kuzeyinde, stratejik bir konumdadır.

 

 

ARKEOLOJİK ARAŞTIRMALAR:

Kalah şehri, ilk olarak 1845-54 yılları arasında, Layanrd ve diğerlerince de 1949-63 yılları arasında İngiliz Mallowan tarafından incelenmiştir.

19 ve 20’nci yüzyıl arkeologları: Yaratılış Kitabında adı geçen İncil kralı Nemrod’un şehri olduğuna inandıkları için, şehir “Nimrud” olarak bilinir.

İncil metninde, Asur, Nuh’un oğlu Sam’ın oğludur ve bu nedenle Kalhu, İncil anlatısına göre Büyük Tufan’dan sonra inşa edilen ilk şehirlerden biri olacaktır.

Gerçekten Büyük Tufan olup olmadığı ve hatta Büyük Tufan’ın yaşanıp yaşanmadığı bilinmiyor ama “Kalhu” anlatılarda büyük bir şehir olarak önemlidir. Yani II Aşurnasirpal şehri Asur imparatorluğunun başkenti yapmadan önce de, şehrin ünü ve önemi kanıtlanmıştır.

Kral Aşurnasirpal

II AŞURNASİRPAL:

MÖ 884 yılında tahta çıktığında, II Aşurnasirpal İmparatorluk genelinde çıkan isyanlarla derhal ilgilenmek zorunda kaldı.

Tüm isyancıları acımasızca bastırdı, isyancı şehirleri yerle bir etti ve başkalarına bir uyarı olarak kendisine karşı çıkan herkesi kazığa oturttu, yaktı ve diri dire derisini yüzdürdü.

Ardından sınırlarını güvenceye aldı ve kraliyet hazinesini ganimetlerle dolduran seferlerle sınırlarını genişletti.

İmparatorluğu güvenceye aldıktan sonra, II Aşurnasirpal, dikkatini başkent Aşur’a çevirdi ve burayı yeniledi. (hükümdarlığı sırasında Ninova ve diğer birçok şehri de yeniledi)

Aşur, Asur şehirleri arasında en müreffeh olanlardan biriydi.

Adad Nirari I’in (MÖ 1307-1275) saltanatından beri, Asur İmparatorluğunun başkentiydi.

Büyük şehri kendi süslemelerini ve iyileştirmelerini ekledikten sonra, II Aşurnasirpal artık statüsünde bir değişiklik yapmanın zamanının geldiğini hissetti.

Asur sakinleri, şehirleriyle ve başkentin vatandaşları olarak, sahip oldukları prestijle gurur duyuyorlardı.

Birçok bilim insanı; II Aşurnasirpal’in adını seleflerinden üstün kılmak ve şehirlerine değil, kendisine adanmış bir halka hükmetmek için tamamen yeni bir şehir ve yeni bir nüfus istediğini ileri sürmüştür.

Ancak bu sadece bir teoridir.

Çünkü başkenti Ashur’dan taşımaya, onu neyin motive ettiği tam olarak bilinmiyor.

Kalhu şehrinin başkent olarak seçilmesi:

Harabe Kalhu şehrini seçmiş ve yazıtlarında şunları yazmaktadır.

“ Benden önceki Asur kralı olan Salmanaser’in kurduğu eski Kale kenti, harap olmuş yıkıntıya dönmüş, bir höyük ve yıkıntı yığınına dönüşmüştü. O kenti yeniden inşa ettim. Çevresine meyve bahçeleri kurdum, efendim Asur’a meyve ve şarap sundum, su seviyesine kadar kazdım, duvarlarını inşa ettim, temelinden tepesine kadar inşa ettim ve tamamladım.”

Evet MÖ 879 yılında şehir Aşurnasirpal tarafından başkent ilan edildi.

Ne zamana kadar? II Sargon, MÖ 717-706 yılları arasında yeni şehri  Dur-Şarrukin’i inşa etti ve MÖ 706 yılında başkenti oraya taşıdı.

Yeni Kalhu şehri, 7.5 km uzunluğunda surla çevrili, 360 hektarlık bir alanı kaplıyordu.

Tamamlandığında, II Aşurnasirpal, şehrin surları içinde tamamen yeni bir nüfus (16 bin kişi) yerleştirdi ve yeni sarayında ikamet etmeye başladı.

Kraliyet Sarayı:

Saray, eski höyüğün kaleyi kentin geri kalanından, yaklaşık 15 metre kadar yükselten ve 120 kat tuğladan meydana gelen bir platform üzerine inşa edilmiştir.

Mari’deki Zimri-Lim’in Sarayını çağrıştıran bir şekilde, her ikisi de avlular çevresinde düzenlenmiş düzinelerce odadan oluşan, biri kamusal (kuzey ucu), diğeri özel (güney) iki büyük sektöre ayrılmıştı.

Biri ortada, ikisi yanlarda olmak üzere, 3 ana giriş, geniş dış avludan kuzeye doğru bakıyordu.

Doğudan 47 x 10 metre boyutlarındaki uzun dar koridor, Taht Odasına çıkıyordu.

Her kapı açıldığında, iki tane lamussa adı verilen, dev, insan başlı, kanatlı boğa biçiminde, büyülü koruyucu yaratık rölyefi duruyordu.

5.5 metre kareye ulaşabilen dev taş bloklar, Musul yakınlarındaki taş ocaklarından buraya getirilmiş, daha sonra yontulmuştu.

Taht odası ile yakınındaki odaların çoğu, dikey olarak duvarların en alt kısmına yaslanan ostostatlar veya taş levhalarla dekore edilmişti.

Yeni Asur Saraylarının sadece birkaçında böyle rölyefler olması, özellikle pahalı ve önemli olduklarını gösterir.

Musur mermeri veya kaymaktaşı olarak bilinen yerel bir tür alçıtaşı kullanıldı.

Levhalar yerlerine yerleştirilir ve sonra yontulurdu. Yontma imgelerinin amacı, Asurluların krallık kavramını yansıtmaktı.

Vahşi iblis ve canavar heykelleri, girişleri kötü güçlerden korurdu.

Odaların içlerinde, yontulmuş ostostarlardaki konu “kral” dı ve savaş ve avda muzaffer, tanrı Asur’un lütfu için uygun sunu ve işaretleri gerçekleştirir halde tasvir edilmişti.

İnce ayrıntılara dek anlatılan savaş sahneleri, ziyaret eden tebaaya yıllık vergilerini esirgediklerinde veya isyana kalkıştıklarında başlarına gelecekleri hatırlatıyordu.

 

Taht odası, tahtın arkasındaki rölyef paneller:

Taht odasındaki kral tahtının arkasında ve orta kapının karşısındaki rölyef panellerde, sunu ve işaretler görülür.

Kesik koni şeklindeki başlığından tanınan ve iki kere gösterilmiş olan kral, kutsal bir ağacın yanında durur.

Solda, ağacın üzerinde kanatlı disk içinde, bir erkek olarak beliren tanrı Asur’a yakarır.

Sağda, duası kabul gören kral, tanrı tarafından kutsanır.

Kral figürünün arkasında, kanatlı cinler durur.

Bu koruyucu yaratıklar, ellerinde stilize edilmiş hurma palmiyesini gübrelemek veya krala büyülü korumalarını serpmek için kullanabilecekleri bir kova ve bir huni taşırlar.

Odalar serin ve karanlık olduğundan, konuların görülebilmesi için rölyefler orijinal olarak parlak renklerde boyanırdı.

Yazılı ifadeler de önemliydi.

Figürlerin üzerine, şeritler halinde kralların yaptıklarını anlatan çivi yazısı oyulurdu.

Saraylar son derece kalın, kerpiç duvarlarla sağlam şekilde inşa edildiğinden ostostatların yapısal bir işlevi yoktu, ama Asur krallığının önemli yönleri hakkında bu tasvirler kuşkusuz, bakanları uygun bir hayranlık ve saygı hissi ile dolduruyordu.

Rölyeflere ek olarak Kuzeybatı Sarayından çoğu orijinal olarak mobilyalara süs olarak iliştirilmiş güzel fildişi oyma dizileri bulunmuştur.

 

Sarayın açılışı:

Aşurnasirpal’in Kuzeybatı Sarayının MÖ 879 tarihinde resmi açılışı, taht odasında bir girintinin üzerinde 153 satırlık bir metin bulunan bir stelde kaydedildi.

Sadece MÖ 19’ncu yüzyılda Kral ikametgahı olarak kullanılan Kuzeybatı Sarayı, daha sonra imparatorluğun yıkılışına kadar, çeşitli işlevlere hizmet etti. Önemli görevlilerin barındığı bir mekan, kervan ticareti için bir merkez, bir hazine ve bir tahıl ambarı olarak kullanıldı.

Bilim insanı Karen Radner’e göre:

“Kalhu’nun; Aşurnasirpal dönemindeki en etkileyici binası şüphesiz yeri kraliyet sarayıydı. 200 metre uzunluğunda ve 130 metre genişliğindeki saray, çevresine hakimdi ve kale höyüğündeki konumu, günümüzdeki adı olan kuzeybatı sarayını doğurmuştu.

Üç avlu etrafında düzenlenmiş olan saray, devlet dairelerini, idari kanadı ve kraliyet kadınlarının da barındığı özel odaları barındırıyordu.

 

Şehrin diğer özellikleri:

Aşurnasirpal: Türünün ilk örneği olduğu düşünülen bir hayvanat bahçesi ve askeri seferlerinden getirdiği egzotik hayvanlar, ağaçlar ve çiçeklerin yer aldığı botanik bahçeleri inşa ettirdi.

Yazıtlarında şöyle diyordu:

“Yukarı Zab nehrinden bir kanal kazdım, bir dağın tepesinden deldim ve adını Patti-hegali koydum. Dicle’nin ovalarını suladım ve içlerine türlü türlü meyve ağaçları diktim. Şarap sıktım ve efendim Asur’a ve ülkemdeki tapınaklara ilk meyve sunuları sundum. Kanal yukarıdan bahçelere doğru akıyordu. Sokaklar mis gibi kokuyor, cennetin yıldızları gibi dereler zevk bahçesine akıyor. “

 

Festival:

Şehir, bahçeler ve saraylar tamamlandığında ve koridorlarının duvarlarını kaplayan kabartmalarla dekore edildiğinde, II Aşurnasirpal çevredeki halkı ve diğer ülkelerden ileri gelenleri kutlamaya davet etti.

Festival 10 gün sürdü ve Ziyafet Stelinde 69.574 kişinin katıldığı kaydedildi.

Asıl sayı ne olursa olsun, çoğunluk sarayı incelemek üzere davet edilen elçiler ile diğer önemli kişilerin dışında kalan, aşağı kentin sakinleri olmalıydı.

Bu kutlama menüsü: 1.000 öküz, 1.000 evcil sığır ve koyun, 14.000 ithal ve besili koyun, 1.000 kuzu, 500 av kuşu, 500 ceylan, 10.000 balık, 10.000 yumurta, 10.000 somun ekmek, 10.000 ölçek bira ve 10.000 şişe şarap içeriyordu, ancak bunlarla sınırlı değildi.

Kutlama bittiğinde, ileri gelenlerin yeni sarayındaki kabartmaları görmelerine izin verdikten sonra misafirlerini “huzur ve neşe içinde” evlerine gönderdi.

 

Evet şehirle ilgili anlatıya devam edelim:

Ünlü Standart Yazıtı, fetih zaferlerini defalarca anlattı ve kendisine karşı ayaklananların korkunç kaderini canlı bir şekilde resmetti.

Yazıt ayrıca, kendi ülkesinden ve diğer ülkelerden ileri gelenlerin kiminle karşı karşıya olduklarını tam olarak bilmelerini sağladı.

“Büyük kral, dünyanın kralı, Asur’un yardımıyla ilerleyen yiğit kahraman: dünyanın dört bir yanında rakibi olmayan, yüce çoban, hiç kimsenin karşı koyamadığı güçlü sel, tüm insanlığı yenen, eli tüm toprakları fetheden ve tüm dağ sıralarını alan kişi unvanlarını talep etti.

İmparatorluğu, günümüzde batı İran, Irak, Suriye, Ürdün ve Türkiye’nin bir kısmını kapsayacak olan topraklara yayıldı ve parti misafirleri gittikten sonra, hüküm sürmek için yeni sarayına yerleşti.

Kendi ifadesine göre parlak bir general ve yönetici olmasına rağmen, belki de en çok esirlerine yapılan zulmü acımasızca ve açık sözlü bir şekilde anlatmasıyla tanınır.

Saltanatının ayrıntıları neredeyse tamamen kendi yazıtlarından ve Calah’taki (günümüzdeki Nimrut, Irak) sarayının kalıntılarındaki görkemli kabartmalardan bilinmektedir.

 

Şehirde hüküm süren diğer Asur kralları:

III. Salmanaser:

MÖ 858-824 yılları arasında hüküm sürmüş Asur kralıydı.

Güçlü bir askeri genişleme politikası izlemiştir.

Sammu-ramat, Asur kralının annesiydi.

 

Sammu-ramat:

MÖ 9’ncu yüzyılda ortaya çıkmış, efsanevi bir kahraman haline gelen Asur kraliçesidir. Sammu-ramat, Asur kralının annesiydi.

Adad-nirari III (MÖ 810-783 yılları arasında hüküm sürmüştür) Steli yani anıt taş gövdesi Ashur’da bulunmuştur. Calah’taki bir yazıt ise, kocasının ölümünden sonra orada egemen olduğunu göstermektedir.

Sammu-ramat, Herodot tarafından ve daha sonraki tarihçiler tarafından anılmıştır.

Diodorus Sicilus, onun hakkında bir efsane anlatmıştır. Ona göre: bir tanrıçadan doğmuş ve Asurlu bir subayla evlendikten sonra, güzelliği ve cesaretiyle Kral Ninus’u büyülemiş ve karısı olmuştur. Kısa süre sonra, Ninus ölünce, Sammu-ramat iktidara gelmiş ve uzun yıllar hüküm sürmüştür. Bu süre zarfında, Babil’i inşa etmiş ve uzak diyarları fethetmeye yönelmiştir. Evet kendisi Yunan efsanesine göre Semiramis olarak tanınır.

Ezida tapınağını da kurmuştur. Yazı tanrısı Nabu (Nebo) ve eşi Tashmetum’un (Taşmit) tapınağını da içeren Ezida tapınağı. Tapınak kütüphanesi ve ek binasında birçok dini ve büyülü metin ve Esarhaddon’un (680-669 yılları arasında hüküm sürmüştür) son vasiyeti e dahil olmak üzere çeşitli anlaşmalar bulunuyordu.

Burada Babil tanrısı Nabu’dan biraz daha söz etmek istiyorum. Nabu, Asur-Babil panteonunun başlıca tanrısıydı. Yazı sanatının koruyucusu ve bitki örtüsü tanrısıydı. Nabu’nun sembolleri, tanrılar tarafından insanlara verilen kaderleri yazan kişiye ait olduğu düşünülen kil tablet ve kalemdi. Babil I Hanedanının son kralı olan Samsuditana, Nabu’nun heykelini Esagila Tapınağına yerleştirdi.

 

Şimdi de şehrin genel yapısal özellikleri:

Şehir, Kuzey Mezopotamya’daki demir çağı kentlerinin 4 tipik özelliğine sahiptir.

 

1’nci özellik:

Kent kabaca dikdörtgen biçimde ve kerpiç tahkimat duvarlarıyla çevriliydi. Şehirde, 7.5 km uzunluğundaki duvarın içinde kalan alan 360 hektardı.

 

2’nci özellik:

Saraylar ve tapınaklar, daha eski küçük bir kasabanın kalıntılarını barındıran bir höyüğün üzerinde yükseklerde yer alan, duvarlı bir kale içindeydi. Bu tür kaleler yeniden tasarlanmış bir Yeni Asur kentinde asla merkezde yer almaz, kenarda, kent surlarına bitişik olurdu.

Kalab’daki 24 hektar alana sahi kale, güneybatı köşede, ırmağın yanındadır. Ancak günümüzde Dicle ırmağı, o güne göre biraz daha batıdan akar.

II Asurnasirpal’in Kuzeybatı Sarayı ve daha sonraki hükümdarlarca inşa ettirilen saraylar burada yer alırdı. Sarayın yanında tapınaklar ve bir ziguratın varlığı kilit öneme sahiptir. Sümer kent merkezlerinin aksine, dini olan artık seküler olana tabi hale gelmiştir.

 

3’ncü özellik:

Kent surlarında bulunan ama ana kaleden biraz uzakta ikinci bir kalenin varlığıdır. Bu ikinci yüksek alanda, askeri faaliyetler gerçekleştirilirdi. Kalah şehrinde kentin en güney ucunda, II Asurnasirpal’in oğlu II Şalmanezer (MÖ 830-824) bir cephanelik, bir saray, kralın tahtı için bir kaide bulunan bir tören alanı, atölyeler ve depolarıyla bir kale eklemişti.

Bu duvarlarla çevrili 300 x 200 metre boyutlarındaki kompleks Şalmanezer kalesi olarak bilinir.

 

4’ncü özellik:

Kaleler kentin geri kalanından daha yukarıda yer alırdı. Kent sektörleri arasındaki farklar, Güney Mezopotamya’da olduğu gibi kanal veya geniş sokaklar yerine yükseklik farklarıyla belirlenirdi.

 

Mezarlar:

1989 yılında burada aralarında Aşurnasirpal’in kraliçesi Mulissu-mukannisat-Nunua’nın son dinlenme yeri de bulunan 3 mezar tonozu/yeraltı mezar odası; Iraklı arkeolog Muzahim Mahmut Hüssein tarafından ortaya çıkarıldı. (konut kısmının zemininin altında)

Mullissu-mukannisat-Ninua, sarayın önde gelen yetkililerinden biri olan kralın sakisinin kızıydı.

Zengin cenaze eşyaları, kral ve maiyetinin yaşadığı lüksü canlı bir şekilde yansıtmaktadır. Mezarlarda iskeletler üzerine örtülmüş, yüzlerce parça şık altın ziynet eşyası bulunmuştur.

 

Şehrin Sonu:

MÖ 7’nci yüzyılda Sargon hanedanının oturmak üzere Ninova/Ninive’yi seçmesi üzerine şehir eski önemini kaybetti.

Şehir MÖ 614-612 yılında Babil ve Med orduları tarafından yerle bir edilmiştir.

Tabii daha sonraki tarihlerdeki yıkım ise, 3000 yıllık kent İşid tarafından yakılmıştır. Mart 2015 tarihinde, Işıd’in buldozerleri kentin kazılan kalıntılarını yok etmiştir.