Aydın Çine

Aydın Çine

Çine, Aydın-Muğla kara yolu üzerinde bulunuyor. Bu yüzden, özellikle Fethiye-Bodrum gibi tatil yörelerine gidenler, buradan sık geçmişlerdir. Ancak, ben Çine’de, 2015 yılında, bir gece konakladım ve iki günlük sürede, ilçe merkezi ve çevreyi gezdim. İlçe merkezinde, özellikle: bir “gazoz” fabrikası gezdiğimizi hatırlıyorum. Şişelerde satılan bu gazoz, o yıllarda yeni üretiliyordu, şu an ne durumda bilmiyorum ama lezzetli bir tadı vardı. Bunun dışında, Çine, pek fazla büyük olmayan, şirin bir ilçe.

ULAŞIM

İlçe: Aydın-Muğla karayolu üzerindedir. Aydın il merkezine, 38 km. uzaklıktadır. Çine-Yatağan arası uzaklık: 34 km. Çine-Karpuzlu arası uzaklık: 29 km.

TARİHİ

Çine yöresinin, antik dönemdeki adı: “Marsyas” tır. Bu isim, bir efsaneye dayanmaktadır. Şöyle ki: “ Tanrıça Athena: bu vadi içinde akan derenin kenarlarında dolaşıp, kaval çalarken, suda resmini görür. Ancak, bu resim, kendisini “şiş yanaklı” olarak göstermektedir. Bunun üzerine, Athena, sinirlenir ve çalmayı keserek, kavalı fırlatıp atar.

Bu sırada, yörede dolaşan çoban, Marsyas, bu kavalı bulur ve öylesine güzel çalmaya başlar ki, ünü her yere yayılır. Bunun üzerine, Tanrı Apollon: müzikte kendisini tek gördüğünden, Marsyası bir yarışmaya davet eder. Ünlü Frig kralı Midas ise, hakem seçilir. Yarışma yapılır. Marsyas kavalı gayet güzel çalar ve hakem Midas tarafından birinci seçilir. Ancak, Tanrı Apollon buna çok kızar.

Marsyas’ın derisini yüzdürür, hakem Midas’ın ise, kulaklarını uzatır, eşek kulağına dönüştürür. Bir süre sonra, yaptıklarından pişman olur. Marsyas’ın bedenini ırmak haline dönüştürür. Yani: bugünkü Çine Çayı hakkındaki söylenti böyledir.

Yörenin tarihi süreçteki en büyük özelliklerinden birisi de: Kurtuluş mücadelesi öncesinde, Büyük Menderes nehri üzerindeki köprüler imha edildiğinden, Yunan işgaline uğramamış olmasıdır. Bu nedenle: Çine ilçesinin kurtuluş günü yoktur.

GENEL

İlçe arazisinin büyük kısmı dağlıktır. Yatağan sınırından doğarak, Menderes ırmağına doğru akan Çine Çayının suladığı, Çine Ovası ve bu ovanın çevresindeki dağlar. İşte, Çine’nin coğrafi durumu bu.

Genel bitki örtüsünde ise: çam ormanları ve zeytinlikler hakimdir. Çünkü: toprakları çok verimlidir. Zeytin yanında, pamuk tarımı da yaygındır. Ancak: Çine bölgesinin ekonomik etkinliklerini konuşurken, sadece tarımdan söz etmek olmaz. Yörede, son yıllarda, dünyanın en iyi çalışan: felspat ve kuvars maden işletmeleri bulunmaktadır.

Bu yatakların, muhtemelen 60-70 yıl dayanacak rezervde bulunduğu tespit edilmiştir. Bu arada: felspat nerede kullanılır? Cam, seramik, porselen ve emaye yapımında kullanılır. Yani, geniş bir kullanım alanı var. Dünya rezervlerinin, % 95’nin burada olduğu söyleniyor.

İklim: yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır.

Aydın Çine

Çine Barajı: Avrupa’nın en yüksek barajı olarak, 2010 yılında açılmıştır.

NE YENİR. NE İÇİLİR

Çine köftesi meşhur, yemenizi öneririm. Çünkü: Çine köftesi: 1900’lü yıllardan bu yana yapılmaktadır. Yörede: 1930 yılında, ilk köfte dükkanı açılmıştır. Özellikle: Tahsin Işık tarafından yapılan köfteleri, mutlaka tatmanızı öneririm. Yapılan bu köftenin sırrının, sadece çok kısıtlı sayıda insan tarafından bilindiğini de, bilmelisiniz.

GEZİLECEK YERLER

Aydın Çine

KUVAY-I MİLLİYE MÜZESİ

Bina: 1906-1909 yılları arasında yaptırılmıştır. 1919-1979 yılları arasında ise, Çine Askerlik Şubesi olarak kullanılmıştır. Daha sonra ise, Kuvay-ı Milliye Müzesi olarak restore edilerek hizmete açılmıştır. Müze binası içinde: Yörük Ali Efe ve Albay Şefik Aker’in heykelleri bulunmaktadır.

Bunun dışında: bir takım Etnografik eserler de sergileniyor. Bu binanın önemi şu: Yörük Ali Efe ve kahraman zeybekler: Ege bölgesinde, Yunan işgalcilerine attıkları ilk tokat olan Malgaç Baskınını, burada planlamışlardır. Malgaç baskını dedim de, nedir bu baskın olayı? Müzeyi gezenler, bu baskının önemini hissederlerse, sanırım daha çok etkilenmek söz konusu olacaktır.

Evet, Malgaç baskını: Aydın ve çevresi Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Kuvay-ı Milliye çeteleri: Yunanlıların ikmal yeri olarak belirledikleri, Sultanhisar yakınlarındaki, sıkı koruma altında bulunan “Malgaç köprüsü” nü havaya uçurmayı planlarlar. 57.Tümen Komutanı Albay Şefik Aker, Yörük Ali Efe, Binbaşı Zekai Kaur ile birlikte: 16 Haziran 1919 gecesi, gizlice: Donduran köyünden hareket ederler. Menderes ırmağı sallarla geçilir ve işgal bölgesine sızarlar. Köprüyü ve Yunan birliğini kuşatırlar. Köprü ayaklarına yerleştirilen dinamitler, bir süre sonra patlatılır ve bunun üzerine, saldırıya geçen Yunan birliği de, tamamen yok edilir. Efeler, Sultanhisar sırtlarına çekilirler.

Bu baskın: Yunanlılara vurulan ilk ciddi tokat olarak tarihe geçer. Aydın ve yöresindeki tüm il ve ilçe insanları, bu baskın üzerine, gönüllü olarak dağlara çıkar ve çetelere katılmaya başlarlar. Yani: kurtuluş mücadelesinin ilk kıvılcımı olması açısından, Malgaç köprüsü baskını, tarih sahnesinde öne çıkmaktadır.

 

ÇİNE ARICILIK MÜZESİ

Yağcılar köyü ilköğretim okulundadır. Türkiye’nin ilk ve dünyanın 71’nci arıcılık müzesidir.

 

Aydın Çine

AHİ BAYRAM (AHİ İBRAHİM) TÜRBESİ

Ahmet Gazi camisinin avlusundadır. Ahmet Gazi’nin kardeşine ait bir türbedir. 14.yüzyılın ilk yarısına tarihlenir. Dikdörtgen planlı ve iki katlıdır. Üstü kubbe ile örtülüdür. Türbenin yapımında: Bizans devrinden kalan devşirme parçalar kullanılmıştır.

Aydın Çine

AHMET GAZİ CAMİ

Eski Çine köyündedir. 1308 yılında yapıldığı bilinmektedir. Menteşoğlu Orhan Bey döneminde, oğlu Hızır Bey tarafından yaptırılmıştır. Ancak, 1390 yılında, Menteşoğlu İbrahim Bey’in oğlu Ahmet Gazi Bey tarafından yeniden yaptırılmıştır.

Yapı: yapıldığı dönemde, en geniş kubbeli (17 metre gibi, oldukça geniş bir çapı vardır) cami olarak dikkati çekmektedir. Aydın il mahallinin, bilinen en eski camisidir. Aynı zamanda, Batı Anadolu’da, ilk Türk ulu eserlerinden biridir. Duvarlarının 1.70 cm. kalınlığı: dikkat çekmektedir. Duvarları: kesme taş üzerine, moloz taşlarla yapılmıştır. Ancak: çok onarım gördüğünden, mimarisinde birçok değişiklik olmuştur. Özellikle: dış cephede, bu değişim gayet rahatlıkla görülmektedir. İç duvarları ise, gösterişten uzak, oldukça sade bir sıva ile kaplanmıştır.

Çine Alabanda

ALABANDA

Alabanda antik kenti kalıntıları, Araphisar Doğanyurt köyündedir. Çine çayının (Marsyas) 4 km batısında, Karadağ uzantıları olan iki tepenin yamacındadır. Çine ovasına doğru yayılmıştır.  Ulaşımı sorunlu değil. Rahatlıkla ulaşılıyor.

Alabanda ismi, Karia dilinde Ala (At), banda (yarış) anlamına gelir.

Bizanslı tarihçe Stephanos, Kral Kar’ın oğlu Alabandos’un bir at yarışını kazanması nedeniyle kente Alabanda adının verildiğini yazmıştır.

Romalı Felsefeci Çiçero ise: Tanrılar dünyası isimli eserinde, kentin adını “Kar Tanrısı Alabandos” tan aldığını yazar.

Şehirle ilgili eski bilgiler MÖ 3’ncü yüzyıldan gelir. Buna göre, Seleukos Kralı kente Khrysor Antiokhia adını verir.

Delphide bulunan bir yazıtta: III Antiokhos’un isteği üzerine, Amphiktion Meclisi tarafından Alabanda’nın dokunulmazlığına karar verilir.

Bu karara göre, kentin Zeus Khrysaoeos ile Apollon İsotimos’a adandığı belirtilmiştir.

Makedonya kralı V Philippos (MÖ 222-175) tarafından, Alabanda kenti, MÖ 190 yılında Magnesia savaşından önce tahrip edilmiştir.

Bu savaştan sonra Alabanda MÖ 188 yılında yapılan Apameia Barışı ile Lykia ve Karia’nın durumuna benzer şekilde, Rhodos kentine tabii olarak III Antiokhos egemenliğine kalır.

Ancak Rhodos, kentle ilgilenmez, sadece bir Helios rahibi bulundurur. MÖ 167 yılında Mylasa-Rhodos savaşında, Alabanda özgür bir kent gibi davranarak, Rhodos’a karşı Mylasa tarafında yer alır.

Romalı tarihçe Luvius: MÖ 170 yılında Alabandalıların, Roma’ya elçilerle 23 kg ağırlığında altın ve bir taç ile çok sayıda hediye gönderdiklerini yazmıştır.

Ünlü gezgin ve yazar Strabon, Alabanda halkının zengin, eğlenceye düşkün ve şehirde arp çalan kızların çokluğundan bahseder. Ayrıca antik dönemde burası mermer işçiliği ve “Alabandicus lapis” denilen özel koyu renkli taşları ile meşhurdu.

Alabanda Sikkeleri

Sikkeler:

Alabanda sikkeleri, kentin siyasi serüveninin adeta bir belgesi niteliğindedir.

Özellikle MÖ 2 yüzyılda yaşanan siyasi değişimler sikkeler üzerinden takip edilebilmektedir.

MÖ 3 yüzyılın sonlarında Seleukhos Krallığı yönetiminde iken kentin Antiokheia ismini aldığı, MÖ 188 DEKİ apameia Barışı ile Rhodos idaresine geçince isminin tekrar Alabanda olduğu, MÖ 167 yılında ise bağımsızlığa kavuştuğu, kent sikkelerinden anlaşılmaktadır.

Alabanda’da basılan sikkelerin üzerinde Pagesos adlı kanatlı at figürü bulunuyor. Bu durum kentin kuruluş efsanesiyle doğrudan bağlantılıdır.

Hem ismin anlamı hem de sikkelerdeki at motifi, bu kent ile atların ne kadar içi içe geçtiğini gösterir.

 

Çine Alabanda

MÖ 70 yılında Roma’nın Anadolu’ya tamamen hakimiyeti altına almasından sonra, Alabanda, III Antiokhos’un 21’nci kenti olarak Asya eyaletine katılır.

MÖ 48 yılında, Antonius tarafından Ephesos başkent ilan edilince, Alabanda da eyalet başkenti olur ve Miletos, Priene, Tralleis ve Nysa buraya bağlanır.

MS 22 yılında Tiberius, kente yeniden dokunulmazlık hakkı verir.

Strabon: kentin oldukça zengin halkının eğlenceye düşkün ve kentte arp çalan pek çok kız olduğundan söz eder.

Alabanda: MS.4.yüzyılda, Bizans hakimiyetine girer. 11.yüzyılda ise, Türkler bölgede görülür.

Alabanda

Kızlarhisarı Efsanesi:

Söylenceye göre, Alabanda krallarından birinin çok güzel bir kızı vardır. Prensesin güzelliği o kadar çarpıcıdır ki, görenler gözlerini ondan alamamakta, kendin çoğu delikanlısı kıza duydukları umutsuz aşkla yanıp kavrulmaktadır. Bu aşıklar arasından ikisi, kentin iki yetkin sanatçısı, prensese gerçekten talip olma cesaretini gösterir ve kral babasına prensesle evlenme dileklerini iletir. Kralın ise sonunda güzeller güzeli kızını evlendireceği kişiyi seçmek için bir planı vardır. Kentin bu iki yetkin sanatçısına da aynı anda işe koyulmalarını emreder. İçlerinden biri kentin Senato binasının yapımını üslenecektir, diğeri ise kendin su ihtiyacını karşılayacak yapının inşasını. İkisi de aynı anda işe başlayacak olan taliplerden hangisi yapıyı daha erken tamamlarsa kral kızını ona verecektir.

İki sanatçı aşkları uğruna, tutkuyla işe girişirler. Bütün zorlukları göğüsleyecek bir heyecanla ilerletirler çalışmalarını. Fakat bir noktada Senato binasını yapmakta olan, diğer sanatçının çok hızlı çalıştığını fark eder. Su yapısını tamamlamak için canla başla çalışan sanatçı öyle hızlı yol almaktadır ki, kendisinin ona yetişip prensesle evlenme umudunun kalmadığına kanaat getirir. İşte bu noktada aşk ihtirasa dönüşür ve rakibini alt etmek için hileli bir yola başvurmayı göze alır. Rüşvet olarak büyük meblağlar vererek, diğerine gönderilecek aracılar ayarlar. Su yapısının tamamlanması için gece gündüz çalışan diğer sanatçıya giden bu aracılar, Senato binasının çoktan tamamlandığını, rakibin prensesle evlenmesine karar verildiğini ve düğün hazırlıklarının bile başlamış olduğu yalanını söylerler.

Su yapısını inşa etmekte olan sanatçı büyük bir şaşkınlık geçirir ve hayal kırıklığına uğrar. Şoke olmuş bir halde etrafına bakıp o an gözüne çarpan ilk nesneyi, inşaatta bulunan bir balyozu kaldırıp havaya fırlatır. Ve düşmekte olan balyozun altına girip intihar eder. Söylencenin bir başka formunda ise sanatçı kendi yaptığı İncekemer’den aşağıya atlayarak kendi canına kıyar. İhtirasa dönüşen aşkın nasıl bir cinayetle sonuçlanabildiğini anlatan hikayenin sonunda rakipsiz kalan sanatçı güzeller güzeli prensesle, bir cana kıymış olmak pahasına evlenir. Yöre insanı, Senato binasına Kızlarhisarı denilmesinin nedenini bu efsaneye bağlar.

Alabanda

Zeus Khrysaoreos Tapınağı-Apollon İsotimos Tapınağı:

Kentin en görkemli yapılarından biridir. Anadolulu mimar Menesthes yapmıştır. Buradan çıkarılan ve üzerinde Amazonamakhi yani Amazon kadın savaşçılarının mücadelelerinin mermer plakalar üzerine kabartma olarak işlendiği friz bina süsleme elemanına göre MÖ 2 yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmektedir.

Evet: Helenistik dönem mimarisini yansıtan bu tapınak kentin dini merkezidir.

Khrysaoreos ismi, Zeus’un Altın kılıçlı sıfatını temsil eder.

Bu tapınak sadece Alabanda halkı için değil, tüm Karya şehirlerinin oluşturduğu Khrysaoreis Birliği için de büyük bir öneme sahipti.

Tapınak siyasi kararların alındığı ve ortak kurbanların kesildiği kutsal bir alan olarak işlev görüyordu.

Antik dönemde, Alabanda şehri, bu tapınak sayesinde Zeus’a adanmış “kutsal ve dokunulmaz” bir şehir statüsü kazanmıştı.

Bu durum, şehrin savaşlardan korunmasına ve ekonomik olarak güçlenmesine yardımcı olmuştur.

 

Mimari özellikleri:

Tapınak, Helenistik dönem mimarisinin özelliklerini taşır.

Yapılan kazılar ve araştırmalar, tapınağın “Pseudodipteros” (yalancı çift sütun dizili) plan tipinde inşa edildiğini göstermektedir.

Bu mimari tarz, Anadolu’nun ünlü mimarı Hermogenes tarafından popüler hale getirilmiş bir stildir.

Sütun yapısı: Tapınak çevresinde İon düzeninde sütunlar yer almaktadır.

Malzeme: Bölgedeki mermer ocaklarının kalitesi sayesinde, tapınak yapımında yüksek işçilikli mermer bloklar kullanılmıştır.

Alabanda Tiyatro

Antik Tiyatro:

Alabanda antik Tiyatrosu, kentin en görkemli ve günümüze en iyi durumda ulaşmış yapılarından biridir.

Kentin kuzeyindeki Araphisar tepesinin güneş yamacına yaslanmış olan bu yapı, klasik Helenistik tiyatro mimarisinin tipik bir örneğidir. Helenistik dönemde inşa edilmiştir.

Tiyatro, yaklaşık 6200 kişilik bir izleyici kapasitesine sahiptir.

Bu büyüklük, Alabanda şehrinin antik dönemde ne kadar yoğun nüfuslu ve önemli bir merkez olduğunu kanıtlar.

 

Alabanda Tiyatro

İzleyicilerin oturduğu bölüm (cavea) geniş bir at nalı formundadır. Oturma sıraları yerel mermerlerden yapılmıştır ve bir diazoma (yatay geçit) ile iki ana bölüme ayrılmıştır.

Tiyatronun yanlarını destekleyen görkemli duvarlar, kentin savunma sistemiyle de bütünleşik bir yapı sergiler. Bu duvarların işçiliği, Karya bölgesindeki taş işçiliğinin kalitesini gösterir.

Alabanda tiyatrosunun sahne binası 2 katlıdır.

Günümüzde sahne binasının temelleri ve alt katına ait bazı odalar görülebilmektedir.

Roma döneminde yapılan eklemelerle sahne binası daha gösterişli bir hale getirilmiş, heykel ve kabartmalarla süslenmiştir.

Evet tiyatro binası, sadece oyunların sergilendiği bir yer değil, aynı zamanda halk meclisinin toplandığı ve önemli kararların duyurulduğu bir alan olarak kullanılmıştır.

Konumu ve mimari eğimi sayesinde, doğal bir ses iletimine (akustik) sahiptir.

Bu özellik, günümüzde bile alanda sesin ne kadar net yayıldığını gösterir.

Tiyatronun Roma döneminde esir askerlerden ve kölelerden oluşturulan gladyatör isimli savaşçıların dövüşleri, vahşi hayvan mücadeleleri ve su oyunları oynamak için kullanılmıştır.

 

Stadion:

Alabanda antik kentinin batısında bulunan bir başka anıtsal yapı, Stadiondur. Bu bölgedeki arazi formuna bakıldığında yarım daire biçimindeki dönüş yeri ve dar uzun bir tarla görüntüsü veren yapı, doğuda kent surlarına birleşmektedir.

Alabanda Bouleterion

Bouleterion-Meclis Binası:

Alabanda şehrinin Bouleterion’u antik dünyada günümüze en iyi korunmuş ve mimari açıdan en etkileyici yönetim binalarından biri olarak kabul edilir.

Kentin siyasi gücünü temsil eden bu yapı, tiyatronun hemen batısında, agoranın ise kuzeyindedir.

Plan tipi: Bina, dışarıdan bakıldığında, devasa bir dikdörtgen formdadır.

Yaklaşık 26 x 36 metre boyutlarındaki yapı, antik dönemde çatısı tamamen kapalı olan en büyük kapalı binalardan biriydi.

Alabanda Bouleterion

Oturma düzeni: iç kısmında, sanki küçük bir tiyatro gibi yarım daire şeklinde yükselen oturma sıraları bulunur. Yaklaşık 600-800 kişilik bir kapasiteye sahip olduğu tahmin edilmektedir.

Duvar İşçiliği: Binanın dış duvarları, Alabanda’nın ünlü mermer işçiliğinin bir kanıtıdır. Blokların birbirine geçme şekli ve yüzeylerindeki özenli işçilik, Helenistik dönemin karakteristik özelliklerini taşır.

Evet, burası kentin ileri gelenlerinin oluşturduğu, Boule meclisinin toplandığı yerdi.

Şehir günlük yönetimi, yasaların hazırlanması ve elçilerin kabulü gibi kritik kararlar burada alınırdı.

Tiyatrodan farklı olarak buranın çatıyla kapalı olması, meclis üyelerinin hava koşullarından etkilenmeden yıl boyu çalışabilmelerini sağlıyordu. Bu, antik kentlerde gelişmiş bir bürokrasiye işaret eder.

Binanın çevresinde üç büyük giriş kapısı bulunur.

Bu kapılar, meclis üyelerinin binaya görkemli bir şekilde giriş yapmasını sağlıyordu.

Kazılar sırasında binanın içerisinde ve çevresinde önemli devlet adamlarına ve hayırseverlere ait heykel kaideleri bulunmuştur.

Bu da binanın aynı zamanda bir prestij alanı olduğunu gösterir.

Alabanda

Agora:

Doğanyurt köyü yolunun hemen güneyindedir.

Agora, antik kentin hem ticari hem de sosyal kalbinin attığı en geniş düzlüktür.

Kentin meclis binası ile tapınak alanı arasında stratejik bir noktada yer alır.

Alabanda agorası, yaklaşık 110 x 130 m boyutlarında, dikdörtgen formunda devasa bir meydandır.

Bu büyüklük, kentin antik dönemdeki ticaret hacminin ne kadar geniş olduğunu kanıtlar.

Meydanın dört tarafı, halkın güneşten ve yağmurdan korunarak ticaret yapabildiği, sütunlarla desteklenen kapalı galerilerle çevriliydi. Bu stoaların arkasında ise dükkanlar sıralanıyordu.

Alabanda’nın kendi mermer ocaklarından getirilen kaliteli mermerlerle döşenen bu alan, kentin zenginliğini yansıtan mimari detaylarla süslenmiştir.

 

Gelelim Agoranın Fonksiyonlarına:

Burası kentin ana alışveriş merkeziydi. Çine ovasından gelen tarım ürünleri, yerel mermer işçiliği eserleri ve bölgeye has dokumalar burada satılırdı.

Agora sadece bir Pazar yeri değil, aynı zamanda halkın politika konuştuğu, filozofların ders verdiği ve şehirdeki önemli olayların tartışıldığı sosyal bir platformdu

Mecliste alınan kararlar veya imparatorluk emirleri, agorada bulunan ilan tahtaları veya heykellerin kaidelerine kazınarak halka duyurulurdu.

 

Dikkat çeken detaylar:

Kazılarda Agoranın güneş kısmında çok sayıda dükkan kalıntısı tespit edilmiştir. Bu dükkanların eşikleri ve kapı düzenekleri hala yerinde görülebilmektedir.

Meydanın çeşitli noktalarında kentin hayırseverlerine, başarılı atletlerine veya Roma İmparatorlarına adanmış heykel kaideleri bulunmuştur. Bu, Agoranın aynı zamanda bir onurlandırma alanı olduğunu gösterir.

 

Hamamlar ve Surlar;

Alabanda şehrinin görkemli kamu binalarını tamamlayan en önemli yapılar, kentin hem konforunu hem de güvenliğini sağlayan hamamlar ve sur sistemleridir.

Alabanda
Alabanda Hamamları:

Antik kentte Roma dönemine tarihlenen birkaç hamam yapısı tespit edilmiştir.

Bu yapılar, kentin Roma imparatorluğu döneminde zenginleşmesinin ve sosyal yaşamın bir göstergesidir.

Mimari düzeni: Hamamlar tipik Roma mimarisi olan Frigidarium, Tepidarium ve Caldarium bölümlerinden oluşur.

Isınma Sistemi: Yapılan incelemelerde, tabanın altında sıcak havanın dolaşmasını sağlayan pişmiş toprak sütuncukları görülmektedir.

Bu sistem, mermer işçiliğiyle ünlü Alabanda’da hamam zeminlerinin de mermerle kaplı olduğunu kanıtlar.

Bu hamamlar sadece yıkanma yeri değil, spor yapılan, kütüphanesinde vakit geçirilen ve siyasi sohbetlerin döndüğü birer kültür merkeziydi.

Özellikle kentin girişine yakın konumlandırılan hamamlar, dışarıdan gelen tüccarların şehre girmeden önce temizlenmesini sağlıyordu.

 

Alabanda Surları:

Kenti çevreleyen surlar, Alabanda’nın stratejik önemini ve savunma gücünü simgeler.

Helenistik dönemden itibaren inşa edilmeye başlanmış ve Roma-Bizans dönemlerinde güçlendirilmiştir.

Genişlik ve Uzunluk: Kentin çevresini dolanan surların toplam uzunluğu yaklaşık 4.5-5 km bulmaktadır. Sur duvarları, kentin yayıldığı yamaçları ve düzlükleri tamamen kuşatacak şekilde planlanmıştır.

İşçilik ve Malzeme: Surlar, İsodomos adı verilen, düzgün kesilmiş mermer ve yerel taş blokların birbirine kusursuzca oturtulduğu bir teknikle inşa edilmiştir.

Bu taş blokların büyüklüğü, Alabanda’nın taş ocaklarındaki ustalığını bir kez daha sergiler.

Kuleler ve Kapılar: Sur hattı boyunca savunmayı güçlendiren çok sayıda kare ve yarım daire formunda kule bulunur. Kentin ana giriş kapıları ise hala kısmen ayaktadır ve bu kapılar genellikle kentin ana caddelerine açılır.

Stratejik Konum: Surlar kentin sırtını dayağı Araphisar tepesinin zirvesine kadar uzanarak kente tam bir hakimiyet sağlar.

 

Nekropol-Mezarlık:

Antik kentin sınırlarının bittiği noktadan itibaren geniş bir vadiye yayılır.

Kentin mermer işçiliğindeki ünü, bu alandaki mezar mimarisinde de kendini açıkça hissettirir.

Konumu ve Yayılımı: Nekropol alanı, kentin batı ve kuzey girişlerinde, özellikle Çine Çayına (Marsyas) doğru uzanan yamaçlarda yoğunlaşır.

Antik geleneklere uygun olarak, mezarlıklar yaşayanların şehrinden ayrı, ancak ana yolların kenarında yer alır, böylece yoldan geçenlerin ölüleri anması sağlanırdı.

Mezar Tipleri: Alabanda’daki sosyal statüye göre farklılık gösteren birkaç çeşit mezar tipi görülür.

Sarkofaglar-Lahitler: Kentin en karakteristik mezar tipidir. Alabanda’nın yerel mermerlerinden yapılan bu lahitler, genellikle yüksek kaideler üzerine yerleştirilmiştir. Bazıları oldukça sadeyken, bazıları girland (çiçek askısı), boğa başı veya mitolojik sahnelerle süslenmiştir.

Tonozlu Mezarlar: Roma dönemine tarihlenen, tuğla veya taştan inşa edilmiş oda mezarlardır. Bu yapılar genellikle aile mezarları olarak kullanılmıştır.

Kaya Mezarları: Nekropolün yamaç kısımlarında, doğrudan ana kayaya oyulmuş basit nişler veya daha görkemli cepheli mezarlar göze çarpar.

 

Lahit işçiliği ve yazıtlar:

Alabanda Nekropolünü diğerlerinden ayıran en önemli özellik, lahitlerin üzerinde epigrafik (yazıt) zenginliğidir.

Mezar sahiplerinin isimleri, meslekleri ve bazen vasiyetleri bu mermer bloklara kazınmıştır.

Bazı yazıtlarda, mezara zarar verecek olanlara yönelik lanetleme ifadeleri veya kentin hazinesine ödenecek ağır para cezaları (para cezaları genellikle Zeus Khrysaoreos tapınağına ödenirdi) yer alır.

 

Su Kemerleri-Aquaducts:

Alabanda şehrinin su ihtiyacını karşılayan su kemerleri, antik kentin mühendislik harikaları arasında yer alır.

Şehrin yoğun nüfusuna ve özellikle Roma döneminde artan hamam kültürüne kesintisiz su sağlamak amacıyla inşa edilmişlerdir.

 

Su kaynağı ve güzergahı:

Alabanda’ya kentin yaklaşık 10-15 km güneyinde bulunan ve bugün de su kaynakları bakımından zengin olan dağlık bölgelerden getirilirdi.

Eğim Hesabı: Suyun kendi cazibesiyle (yerçekimiyle) kente ulaşabilmesi için mühendisler çok hassas eğim hesapları yapmışlardır.

Kanal Sistemi: Suyun büyük bir kısmı yer altına döşenen pişmiş toprak borularla veya taştan oyulmuş kanallarla taşınırken, vadilerin geçilmesi gereken noktalarda devasa su kemerleri inşa edilmiştir.

Malzeme: Genellikle yerel kaba montu taşlar ve sağlam kireç harcı kullanılarak inşa edilmiştir.

Kemer Formu: Derin vadileri aşmak için bazen tek katlı, bazen de iki katlı kemer dizileri kullanılmıştır. Bu kemerler, yapının hem ağırlığını dengeler hem de rüzgar direncine karşı dayanıklılık sağlar.

Kireçlenme Önlemi: Kanalların iç kısımları, su sızdırmazlığı sağlamak ve kireç birikimini en aza indirmek için özel bir Horasan Harcı (kırmızı renkli pişmiş toprak katkılı harç) ile sıvanmıştır.

 

Kent içindeki Dağıtım-Castellum Aquae:

Su kemerleriyle kente ulaşan su, doğrudan evlere gitmedi.

Önce kentin en yüksek noktalarından birinde bulunan su dağıtım terminaline gelirdi.

Buradan itibaren su öncelik sırasına göre kamu çeşmelerine, hamamlara ve son olarak vergisini ödeyen zengin konaklarına dağıtılırdı.

Alabanda’nın merkezinde bulunan görkemli çeşme yapıları, bu suyun halka estetik bir şekilde sunulduğu alanlardır.

Nymphaeum:

2015 yılında tespit edilen yapılardan biri de tiyatronun doğusunda Nymphaeum (Çeşme Binası) ve su deposu olmuştur. Nympheum, Gerga kentinden geldiği bilinen ve yörede İnce Kemer olarak bilinen su yolları sistemiyle ilişkilidir.

 

GÜNÜMÜZE ULAŞAN KALINTILARI:

Alabanda özellikle mermer işçiliği ve heykeltıraşlık konusunda ileri gitmiş bir şehirdi.

Kentte yapılan kazılarda çıkarılan eserlerin bir kısmı bugün Aydın Müzesinde sergileniyor.

 

Zeus Khrysaoreos Tapınağı:

Günümüzde tapınaktan geriye temel seviyesinde kalıntılar, mimari parçalar ve sütun tamburları kalmıştır.

Yapılan arkeolojik kazılarla tapınağın planı ve boyutları net bir şekilde ortaya çıkarılmıştır.

 

Antik Tiyatro:

Alanbanda Tiyatrosu, 20 yüzyılın başlarından itibaren yapılan kazılarla büyük ölçüde gün yüzüne çıkarılmıştır. Restorasyon çalışmalarıyla oturma sıralarının bir kısmı eski haline getirilmiş, sahne alanı ise temizlenmiştir. Tiyatroya tırmandığınızda, kentin geri kalan kalıntılarını ve Çine ovasının panaromik manzarasını görebilirsiniz.

 

Meclis Binası-Bouleuterion

Alabanda Bouleuterion’u sağlam duran yüksek duvarlarıyla uzaktan bile fark edilebilir durumdadır.

İç kısımdaki oturma sıralarının bir bölümü ve sahne (konuşmacı kürsüsü) alanı net bir şekilde görülebilmektedir.

Kazı çalışmalarıyla binanın zemini ve mimari detayları büyük oranda temizlenmiştir.

 

Agora:

Günümüzde Agoranın geniş düzlüğü ve etrafını çevreleyen yapıların temelleri net bir şekilde seçilebilmektedir. Özellikle sütun parçaları ve dükkan bölmeleri, sizlere antik dönemin çarşı atmosferini hayal etme imkanı sunmaktadır.

 

Hamamlar ve Surlar:

Surların özellikle tepe kısımlarında kalan bölümleri, kentin sınırlarını yukarıda nbakınca net bir şekilde çizmektedir.

Hamam kalıntıları ise genellikle agoranın çevresinde ve kentin batı girişinde yoğunlaşmıştır.

 

Nekropol alanındaki arkeolojik buluntular:

Kazılar sırasında mezarların içerisinde ölü hediyesi olarak bırakılmış pişmiş toprak kandiller, cam koku şişeleri, takılar ve sikkeler bulunmuştur. Bu eserler, kentin ticari ağlarını ve halkın öbür dünya inancını anlamaya yardımcı olur.

 

Su Sistemi:

Alabanda su kemerlerinin en iyi korunmuş parçaları, bugün antik kentin biraz dışında, Çine istikametine doğru giden vadi yamaçlarında görülebilir.

Bazı bölümleri doğa olayları ve tarımsal faaliyetler nedeniyle yıkılmış olsa da devasa ayakları ve kemer başlangıçları hala ayaktadır.

Aydın Çine

GERGA

Deliktaş mevkiindedir. Alabanda antik kentinin, 13 km. kuzeybatısındadır. Halen, kent içinde görülen kalıntılar: arkaik dönem ve Roma dönemine aittir. Karia kültürünü yansıtmaktadır.

Sur duvarları: tipik Karia stilindedir. Buranın, bir kent olmanın yanı sıra, yerel bir tanrıya adanmış bir yer olma olasılığı da fazladır. Burada görülebilecek en önemli yapı: halen ayakta olan ve tapınak olarak isimlendirilen yapıdır. Bu yapı: büyük kesme taşlardan yapılmış ve üçgen alınlıklıdır.

Alınlığının üzerinde: ilginç bir yazı var. Yapının hemen altında: yere düşmüş heykelin, Kybele’ye ait olduğu düşünülüyor. Çünkü: günümüzden yaklaşık 20-30 yıl önce, heykelin ayakta ve sağlam olduğu, yöre halkı tarafından söylenmektedir.

Aydın ili tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.