Hırvatistan Split

Hırvatistan Split

İsmi: İtalyanca “Spalato” dur. Dünyanın en güzel şehri ve Akdeniz’in çiçeği olarak da bilinir. Hatta: birçok ünlü Hırvat sporcunun Split doğumlu olması nedeniyle, şehre “Dünyanın en sportif şehri” de denilir.

Bu kentin başlıca sembolü: Dalmaçyalı cinsi köpek ve eşektir.

Hırvatistan Split

ULAŞIM

Split havaalanı, Zagreb havaalanından sonra, Hırvat ülkesinin en ünlü ikinci havaalanıdır. Havaalanı, şehir merkezine 25 km. uzaklıktadır. Havaalanı ile şehir merkezi arasında çalışan otobüslerin ücreti: 30 kn.dur. Pleso Taşımacılık tarafından bu servis hizmeti verilmektedir.

TARİHİ

Şehirdeki ilk yerleşimcilerin, 3 ve 4’ncü yüzyıllar arasında, Romalılar olduğu biliniyor.

Günümüzde, Split şehrinden 5 km. uzakta, Solin denilen yerde: 295 yılında, Roma İmparatoru Dicletianus; emekliliğini geçirmek üzere, burada büyük bir saray yaptırır.

Bu muhteşem büyük sarayın yapımı: on yıllar alır ve 313 yılında ölünceye kadar, kendisi bu sarayda yaşar. Ölümünden sonra ise: birçok Romalı aristokrat, sarayda yaşamaya devam eder. Hatta: saray, 6’ncı yüzyıla gelindiğinde, bir sığınak olarak kullanılmaya devam eder.
7’nci yüzyıla gelindiğinde ise, saray terk edilir.

11’nci yüzyıla gelindiğinde ise: saray çevresindeki alanlar önemli ölçüde büyür. 1420 yılında, şehir, Venedikliler tarafından ele geçirilir. 1797 yılında ise, bu kez Avusturyalılar egemenliği ele geçirirler.

1941 yılında bu kez, İtalyan işgali görülür. Dünya Savaşından sonra Yugoslavya’nın bir parçası olan şehir; 1991 yılındaki iç savaştan fazla zarar görmez. Çünkü: bölünmüş Yugoslav Deniz Kuvvetleri güçleri şehirde konuşlanmıştır.

Hırvatistan Split

GENEL

Hırvatistan ülkesinin ikinci büyük şehridir. Nüfus, burada yaklaşık 200 bin kişinin üzerindedir. Adriyatik denizi kıyısında, ülkenin en büyük şehridir. Dalmaçya bölgesinin idari merkezidir.

Hırvatların en büyük özelliklerinin başında, tarihi yerleri korumaya almamaları ve kullanıma açmaları geliyor. Özellikle, bu şehirde, hiçbir tarihi bina, kullanım dışı tutulmuyor. Hatta, yörenin insanı, bunları önemli bir gelir kapısı olarak görüyor.

Hırvatistan Split

Split Üniversitesi: 1974 yılında kurulmuş olup, günümüzde şehirde 12 fakültede, 26 bin öğrenci eğitim görmektedir.

Şehirdeki: Brodosplit tersanesi ise, Hırvatistan ülkesinin en büyüğüdür. Tersanede, yaklaşık 4000 kişi çalışmaktadır. Burada yapılan birçok tanker, konteyner gemisi, yük gemileri, denizaltılar, devriye botları, yolcu gemilerinin büyük bölümü ülke dışına ihraç edilmektedir.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIM

Şehir içi toplu taşıma hizmeti: Promet AŞ isimli bir firma tarafından verilmektedir. Şehirdeki otobüslerin çoğu yeni olmasına rağmen, birçoğu eski ve harap durumdadır. Biletler: büfelerden veya otobüs şoförlerinden satın alınıyor. Ancak, otobüsten sadece tek seferlik otobüs bileti satın alabilirsiniz.

Tek seferlik otobüs bileti: 10 kn. Bunu büfeden satın alırsanız: 8 kn. İki yolculuk için otobüs bileti: 16 kn. Bir aylık kullanılabilen, sınırsız otobüs bileti ise: 260 kn. dur. Otobüse bindiğinizde, sarı makineye biletinizi okutmalı ve doğrulama için sürücüye vermelisiniz.

Split Soparnik

NE YENİR

Şehirde, yerel lezzetlerden tatmak isterseniz: “Soparnik” tatmalısınız. Bu: sebze ile doldurulmuş ve ateşte pişirilmiş bir tür hamur yemeğidir. Üstüne: zeytinyağı ve sarımsak ilave ediliyor.

Split Red Room

GECE HAYATI

Şehirdeki gece hayatı nispeten renklidir. Özellikle: Diocletian sarayı yakınlarındaki “Red Room” denilen mekanı önerebilirim. Dosud caddesindeki “Academia Ghetto Club” da önerilebilecek güzel bir yer.

Bunların dışında ise: şehirde, gece hayatının en ünlü noktaları, şunlardır:
O’Hara: Burası, iki katlı, rock ve pop müzik ağırlıklı bir gece kulübüdür.

Vanilla Club: Yüzme havuzu da bulunan, yabancı pop müziklerinin çalındığı bir yer olarak önem kazanıyor.
Hemingway Bar: Son derece süslü bir kulüp olarak öne çıkmaktadır.

NEREDE KALINIR

Şehirde, kalınabilecek başlıca oteller şunlardır:
Adria Hostel: Split ile Omis arasındaki sahil yolundadır. Şehir merkezine 12 km. uzaklıktadır. Buradaki yatak fiyatları: 15-25 Euro arasındadır.
Al Place Hostel: Burası: Petra Kruzica bölgesindedir. Büyük bir hosteldir.
Old Town Hostel: Dominisova bölgesindedir.

Bunların dışında, özellikle otobüs ile şehre ulaştığınızda, otobüs terminalinde, evinin bir bölümünü şehre gelen turistlere kiraya verenlerle karşılaşacaksınız, bunları değerlendirebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Şehirde: güzel çiçekler ve ev yapımı Hırvat rakısı satılan kent pazarı var. Hemen duvarların dışındadır. Bunun dışında: şehirde, bolca ayakkabı ve gözlük satılan mağaza-dükkan var. Özellikle: ayakkabı mağazaları aşırı miktarda bulunuyor.

Ayrıca: buradan el yapımı İtalyan deri çantalar, takılar ve kravat bulup satın alabilirsiniz. El yapımı, yalnızca giyecek ve süs eşyaları ile sınırlı değil. Ayrıca: kaliteli şaraplar, preslenmiş zeytinyağları ve daha birçok el yapımı hediyelik eşya bulup satın alabilirsiniz.

Hırvatistan Split

GEZİLECEK YERLER

1979 yılında, Split tarihi merkezi, UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Split şehrinin, Hırvat kültür merkezi olduğu söylenir.

Split şehrindeki gezimize: eski şehri gezerek başlıyoruz. Eski şehre: Doğu kapısından giriyoruz. Çünkü: şehrin çevresi surlarla çevrili ve her yönde, 4 kapısı bulunuyor.

Bu kapılardan başlıcası : antik dönemdeki komşusu Salona şehrine bakan: Altın kapıdır (Porte Aurea) . Diğer kapılar ise: Gümüş kapı (Porte Argentea), Demir kapı (Porte Ferrea), Bronz/Tunç kapı (Porte Aenea).

Biz: gezimize başlarken, Gümüş kapıdan eski şehre giriyoruz. Hemen karşımıza: İmparator Diocletian’ın mozolesi yani mezarı olarak yapılan, St.Domnius Katedrali çıkıyor.

Hırvatistan Split Cathedral of St Domnius

CATHEDRAL OF ST DOMNİUS-WORCESTER SVETİ DUJE

Şehrin doğu bölümündedir.

Burası, başlangıçta, Roma sarayı ile aynı zamanda, İmparator Diocletion için bir mezar olarak, 305 yılında yapılmıştır.

Bir Roma tapınağı ve Katolik kilisesi karışımı gibi inşa edilmiştir.

Ancak: 7’nci yüzyıla gelindiğinde, Hıristiyan halk Salona’dan kaçıp Split şehrine yerleştiğinde, Diocletian’ın mozolesi bu topluluk tarafından Hıristiyan katedraline dönüştürülmüştür. Aziz Domnius ve diğer azizlerin kalıntıları Salona’dan buraya getirilmiştir.

Aynı tarihte, İmparator St. Domnius’un ölüsü, bu mozoleden çıkarılıyor ve burası kiliseye çevriliyor.

Yapının orijinal formu sekizgendir. Sekizgen çevresinde peripteros tarzında, toplam 24 sütun vardır. Bu sütunlar mozole/pervetire kısmını çevreliyor. İç kısımda, 8 büyük kırmızı granit Korint sütun ve bunların üstünde daha küçük sütunlar bulunuyor. Kubbenin alt kısmı tuğlalarla yelpaze deseninde, üst kısmı yuvarlak düzenlemelidir. Mozole döneminde kubbe mozaiklerle süslenmişti.

Girişteki kapılar ceviz ağacından yapılmış, Andrija Buvina adlı sanatçı tarafından 1214 yılında oyulmuştur. Kapılar 28 sahneye sahiptir. İsa’nın yaşamından sahneler görülür. İçeride pulpit yani ses kürsüsü, 13’ncü yüzyıldan, altı sütun üzerine yerleştirilmiş, bilind arcede tarzında, renkli mermer sütunlarla süslenmiştir.

Split St Duje Çan Kulesi

 

Kilise hala aktif olarak kullanılmakta, kutsal ayinler düzenlenmektedir. Ancak 20’nci yüzyılın başında restorasyon çalışmaları yapılmış, bazı orijinal süslemeler kaldırılmıştır.

 

Hırvatistan Split St Duje çan kulesi

ST. DUJE ÇAN KULESİ

Şehrin simgesidir. Kilisenin hemen yanındadır.

Çan kulesinin yapımına 13’ncü yüzyılda başlanmıştır. İnşası yaklaşık 16’ncı yüzyıla kadar sürmüştür. Bu süre içinde kule Romanesk ve Gotik üsluplardan etkilenmiştir. 1890-1908 yılları arasında büyük bir restorasyon yapılmıştır. Bu restorasyon sırasında birçok orijinal süsleme ve kabartmalar kaldırılmış, kule tarzı bazı açılardan sadeleştirilmiş ve bazı bölümleri yeniden düzenlenmiştir.

Evet kulenin yüksekliği 57 metredir. Kat sayısı, altı seviyelidir. Üst katları Gotik ve Rönesans etkileri taşır, alt katları daha Romanesk bir görünüm sergiler. Yüksek katlara çıkıldıkça yapının inceleşen ve daha açık pencereli, daha hafif görünümlü bir mimariye sahip olduğu görülür.

Yapının taş detayları, mazgal pencereler, kemerler ve sütun başlıkları hem işlevsel hem dekoratif öğelerdir.

Evet kuleye çıkmak isterseniz, ayrı bir bilet almak gerekiyor. Bilet aldığınızda ise, dar merdivenlerden çıkarak şehrin muhteşem bir manzarasını görebiliyorsunuz.

Split Jupiter Tapınağı Vaftizhane

JUPİTER TAPINAĞI-VAFTİZHANE

Daha sonra: Diocletian Sarayında, 5’nci yüzyılda, Jupiter tapınağı olarak hizmet etmiş ve daha sonra St. Jhon Vaftizhanesine dönüştürülmüş bir yeri görüyoruz.

Vaftizhane, orijinalinde Jüpiter Tapınağı olarak inşa edilmiş bir yapıdır. İnşa tarihi, Diocletian Sarayının yapımıyla paraleldir. Yaklaşık MS 295-305 yılları arasında tapınak olarak yapılmıştır. Daha sonra Geç Antik Çağ veya Erken Orta Çağda, tapınak St John the Baptist’a ithafen bir vaftizhane olarak kullanılmak üzere dönüştürülmüştür.

Yapının planı dikdörtkendir. Tapınak alta alınmış bir podyum üzerinde yer alır. Ön cephesi, sütunlarla desteklenmiştir. İçeride, vaftiz havuzu vardır. Bu font, 13’ncü yüzyılda oluşturulmuş ancak 11’nci yüzyıla ait parçaları spolia yani yeniden kullanım taşı olarak kullanılarak yapılmıştır.

Vaftiz havuzunun kenarında bulunan mermer levhalar süsleme ve rölyeflerle bezelidir. Doğu tarafındaki bazı levhalar, figüratif sahneler içerir, kral betimlemeleri ve motifler gibi detaylar bulunur.

İçeride, ayrıca Split şehrinin bazı piskoposlarının defin edildiği iki sarcophagus bulunmaktadır. Özellikle 10’ncu yüzyıla ait Ivan II ve 1099 yılında ölen Lovro’nun mezarları bulunur.

Çatı kısmı tonoz biçimli, oyma süslemeleri ve kasetli silindirik tonoz tarzında detaylara sahiptir.

Yapının dış cephesinde öncede bitişik yapılar bulunurken, 20’nci yüzyıl başlarında bu çevre yapıları kaldırılarak, tapınak yapısı daha özgür durumda bırakılmıştır.

Sfenks heykeli (başsız) tapınağın dış cephesinde durur. Diocletian sarayı için Mısır’dan getirilen sfenkslerden biridir. Firavun Tutmosis III zamanına ait (MÖ 1479-1425) granit bir heykeldir. Kaynaklara göre, Diocletian sarayını süslemek için toplam 12 sfenks getirtmiştir, ancak bunlardan sadece birkaçı günümüze ulaşmıştır.

Split St John Heykeli

Burada: St. John heykeli var.

Heykel, vaftizhane iç mekanında yer alıyor. Arka planda mimari öğeler ve duvar süslemeleri bulunur.

Büyük bronz St John Baptist heykeli, ünlü Hırvat heykeltıraş Ivan Mestrovıc tarafından  yapılmıştır. 1953 model, daha sonra bronz dökümü yapılmıştır. 1960 yılında sergilenmek üzere buraya konulmuştur.

Heykelin detaylarında yüz ifadesi, saç, giysi kıvrımları ve duruş görülebilir. Yaklaşık 257 cm yükseklik ve 72 x 100 cm taban alanına sahiptir. Figür: Vaftizci Yahya (John the Baptist) olarak estetik bir görünüme sahiptir. Kıyafet ya da giysi çok gösterişli değildir, sade formda bir duruş sergiliyor. Elinde bir vaftiz havuzu ritüelinde kullanılan bir kap ya da leğen obje taşıdığı görülüyor. Yüzü çizgili, gözleri gölgeli, bu detaylar çile ve içsel yaşlılık/ruhsal yorgunluk vurgusu yapan bir üsluba işaret eder.

Vaftizhane şu anda ziyarete açıktır. Genelde Split’teki katedral kompleksi kapsamında bir biletle ziyaret edilebilmektedir.

Split Altın Kapı

Altın Kapı

Altın Kapı (Porte Aurea) Diocletianus Sarayı’nın kuzey girişidir. Roma İmparatorluğunun ihtişamını yansıtan önemli bir yapıdır. İnşa tarihi, MS 4’ncü yüzyıl başlarıdır. Özellikle MS 305 yılında İmparator Diocletianus’un saraya giriş yaptığı tarihte önemli bir rol oynamıştır.

Kapı dikdörtgen planlıdır. Savunma amaçlı olarak tasarlanmıştır. Dış cephesinde, Roma İmparatorları Diocletianus, Maximianus, Galerius ve Constantius Chlorus’un heykellerinin bulunduğu nişler vardır. Bu figürler, Roma’nın Tetrarşi yönetimini simgeliyordu.

16’ncı yüzyılda Venedik etkisiyle Porta Aurea olarak adlandırılmıştır. Bu isim kapının gerçek altında kaplanmasından değil, yapının görkemli ve önemli olmasından kaynaklanmaktadır.

Kapıdan içeri girildiğinde sarayın ana caddesi olan Cardo Maximus’a ulaşılır. Ortaçağ döneminde kapı kapınmış ve heykelleri kaybolmuştur. Ancak modern restorasyonlarla günümüze kazandırılmıştır.

Evet, Altın kapıdan geçerek, dar yollardan ilerliyoruz ve altın kapının hemen dışındaki, Aziz Yorgo heykeline ulaşıyoruz.

Split St Gregory Heykeli

ST GREGORY HEYKELİ-GRGUR NİNSKİ

Heykel, Split şehrinde Diocletianus Sarayının kuzey duvarının dışında, Peristil meydanına yakın bir konumda yer almaktadır.

Şehrin en çok ziyaret edilen yerlerinden biridir.

Aziz Gregory of Nin: 10’ncu yüzyılda, Hırvat dini lider olarak öne çıkıyor. Halkın kendi dillerinde dua etmelerini savunmuş ve Hırvat dilinin kilisede kullanılmasını teşvik etmiştir.

10’ncu yüzyılda, İncil’i, Hırvatçaya çevirmiştir.

Gelelim heykelin özelliklerine: Hırvat Heykeltıraş Ivan Mestrovıc tarafından 1929 yılında bronzdan yapılmıştır. Yükseklik yaklaşık 4.5 metredir.

Heykel, elini yukarıya kaldırarak bir işaret parmağını gösteren bir figür olarak tasarlanmıştır. Bu duruş, Gregory’nin halkı Hıristiyanlık inancına davet etme çabalarını simgeler.

Heykelin sol ayak başparmağı: yıllardır, ziyaretçiler tarafından iyi şans getireceğine inanılarak ovuşturulmaktadır. Zaten bu yüzden burası parlaktır.

Büyük olasılıkla, siz de bunu ovuşturacaksınız. Zaten, her gelen tarafından dokunulmaktan, renk değiştirmiştir.

Heykeli gördükten sonra, eski şehir bölümüne geri dönüyoruz ve St. Dominius katedralini solumuza alarak, Jupiter Tapınağı altındaki merdivenlerden inerek, Diocletian Sarayını ziyaret ediyoruz.

JUPİTER TAPINAĞI

(Tapınak hakkındaki bilgiler yukarıdadır)

Split Diocletian Sarayı

DİOCLETİAN SARAYI

UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Şehir merkezinde, antik duvarlar içindedir. Geç antik mimari dönemin en önemli ve orijinal yapısıdır. Dünyada, en iyi korunmuş Roma saraylarının başında gelmektedir. Saray geçmiş ile geleceğin farklı bir sentezini sunar.

Roma İmparatoru Diocletian tarafından inşa edilmiştir.

Saray kalıntılarını gezerseniz, özellikle: sarayın ana Diocletian: bugünkü şehrin hemen yakınında, Salona kentinde, 284 yılında Roma imparatoru olur. Ancak, imparatorluk sınırlarındaki iç çekişmeler nedeniyle, 4 imparator tarafından yönetilmektedir.

Ancak, bundan 20 yıl sonra, Diocletian, burada yaptırdığı sarayına çekilir ve imparatorluktan ayrılır.

Bu eski şehir, yani Salona şehri: 600’lü yılların başlangıcında, kuzeyden gelenler tarafından saldırıya uğrayınca, buradan kaçan yerli halk: Diocletian sarayının çevresindeki bölümlerde ev yaparak yerleşmeye başlamıştır.

Bu arada: İmparator Diocletian’ın oğlunun, İstanbul’a isim veren, Konstantin olduğunu da söylemem gerek.

Neredeyse tam bir kare biçiminde, 175 metre ve 181 x 216 metre boyutlarında olup, kare ve sekizgen kuleleri olan tahkimatlı duvarlara sahiptir. Yani çevresi; 25 metre yükseklikteki duvarlarla çevrilidir. Duvarların kalınlıkları: 1.5 metredir.

Duvarlar, Adriyatik denizi kıyısında ise, 22 metre yüksekliktedir. Kuzey cephesindeki duvarların yükseklikleri ise, 18 metredir. Kuzey-güney doğrultusunda, duvarların uzunlukları: 220 metredir.

İçeride adeta bir cardo ve decumanus gibi, iki ana sokak kesişir.

Kesinlikle bir müstahkem askeri kamp hissi verir ki, o dönemlerdeki belirsizlikler yüzünden görevleri arasında askeri önderlik de bulunan Dicoletianus, yüzyıllar önce geliştirilmiş bir Roma planlama ilkesine bağlı kalmış olabilir.

Ancak içeriye girildiğinde, bazı öğelerin daha önceye değil, 3’ncü yüzyıl sonralı ve 4’ncü yüzyıl başlarına ait olduğu görülür.

Birincisi: revaklar merkezi konumdaki prestilli bir avluda, arka tarafta, geç Roma mimarisinin en çok tercih edilen tasarımlarından birine uygun olarak, bir Roma kemeriyle birleştirilmiş, Yunan tarzı bir alınlığa bağlanır.

Ve ikincisi: imparatorun mozolesinin tepinde martyrium olarak bilinen, müstakil yuvarlak veya buradaki gibi sekizgen bir bina türündendir.

Bu, önemli kişiler veya azizlerin mezarlarını belirten veya Hıristiyanlık dönemlerinde önemli dini olayların gerçekleştiği mekanlarda yapılan (İsa’nın doğumu gibi) standart bir yapı biçimi olacaktı.

Ayrıca bu saray kompleksi bünyesinde, kuzeyde bir Altın Kapı (Porta Aurea) da vardı. Mozolenin simetrik olarak karşısında, peristil avlunun diğer yanında beşik tonozlu bir Jüpiter Tapınağı bulunurdu.

Güneyde ise, dikdörtgen biçimli büyük bir hol ile batıya doğru iki hol daha, binanın bu yanı boyunca uzanan deniz kenarındaki galeriye açılan kabul odalarıdır. (burada: yaşam alanı olarak belirtilmiştir.)

Daha sonraki inşa çalışmalarından dolayı, sarayın geri kalanı çok iyi bilinmemektedir.

Split Diocletian Sarayı
Evet sarayın mimari özelliklerine devam edelim.

Dört giriş kapısı ve 16 kulesi bulunmaktadır. İmparatorluk daireleri: güneydeki bölümde bulunuyor. Buradaki galerinin uzunluğu: 160 metre ve genişliği 7 metredir. Bu galeri, imparatorluk dairelerinin enine, paralel olarak uzanıyor.

Dalmaçya kıyılarındaki, deniz manzaralı büyük galerinin, gezinti alanı olduğu düşünülüyor.

Kuzeydeki bölümler ise: konuklar ve hizmetçiler için ayrılmıştır. İmparator: 305 yılında, tahttan çekilir ve saraya yerleşerek, ölene kadar, yani 316 yılına kadar, burada yaşar. Öldükten sonra: kuzeyden gelen Avarların akınları, yöreyi olduğu gibi, sarayı da etkiler.

639 yılına gelip te Avar akınları kesildiğinde ise, bu kez, şehirleri tahrip olan Salone insanları: buraya gelerek, sarayın yıkıntıları içine sığınırlar. Salonalılar, eski duvar ve sütun ve süslemelerden yararlanarak, evlerini buraya inşa ederler.

Burayı gezmeyi düşünürseniz: açık alan ve doğu-batı tarafı ve merkezdeki çelenk süslemeli kemer ve altı sütunlu revamla çevrili peristil bölümünü gezmeyi sakın unutmayın.

Günümüzde burası tam bir harabe ama harabe filan, hala ayakta ve şehrin insanları, hayatlarını bu eksen çevresinde geçiriyorlar. Buraya giriş ücretlidir. Ücret: 80 kn.

Split Diocletian Sarayı
Günümüzde

Sarayın tek el değmemiş bölümü: bu merdivenlerden indiğimiz bölümdedir. Yani: bir anlamda, sarayın lağım bölümüdür.

Dolayısı ile, Diocletian’ın mezarı ve sarayın birçok bölümü, zamanla değişirken, burası ismine ve durumuna atfen, hiç değişmeden günümüze ulaşmıştır. Çünkü: buraya kimse girmemiştir. Ama, burada aynı zamanda sarayın temellerinin aynen kaldığını görebiliyorsunuz.

Evet: eski şehirdeki gezimiz burada bitiyor.

Kalan zamanınızda: Peristil Meydanı bölgesindeki sokak kafelerinde veya dar sokaklarda gezerek geçirebilirsiniz. Peristil Meydanı, sarayın çevresinde, Roma dönemine ait yapılarla çevrili meydandır.

Hırvatistan Split Halk Meydanı

HALK MEYDANI-NARODNİ TRG

Sarayın batı tarafında, 15’nci yüzyılda inşa edilmiş eski belediye binasının bulunduğu alandadır. Sarayın Iron Gate (Demir Kapı) çıkışından geçilince ulaşılır. Meydan ilk kez, 13’ncü yüzyılda yerleşime açılmış, Split şehrinin merkezi Saray dışına genişledikçe halkın buluşma noktası haline gelmiştir.

Çevresi Gotik, Rönesans, Venedik ve Habsburg dönemlerinin izlerini taşıyan binalarla çevrilidir.

Split Eski Belediye Binası

 

1443 yılında inşa edilmiş eski Belediye Binası, meydanın kuzey cephesini uzun süre kaplamıştır. Tarzı ilk olarak Gotik mimari tarzda inşa edilmiştir, ancak 1890 yılında Neo-Gotik üslupla bazı dekorasyon ve yeniden düzenleme geçirmiştir. Ana cephede üçlü arkad görülür. Bu kemerler, Gotik dönemin karakteristik öğeleridir ve restorasyon sırasında korunmuştur. Bina 3 katlıdır. Ortaçağ’da en üst katlar yönetsel işler için kullanılıyordu. 1910-2005 yılları arasında Etnografya Müzesi olarak hizmet vermiştir.

Bugün sergiler gibi kültürel etkinliklere ev sahipliği yapar.

Split Saat Kulesi

Meydanın doğu tarafında Iron Gate’e bakan bir bina duvarında,24 saatlik saat (Roman rakamlarıyla) bulunmaktadır. Klasik saat uygulamasından farklı olarak 24 rakamlıdır. Bu sistem daha eski astronomik saat tasarımlarına dayanmaktadır ve Hırvatistan’da oldukça nadirdir. Saat mekanizması zamanla yenilenmiş olsa da orijinal 24 saatlik gösterim korunmuştur.

Kulenin orijinal yapımı Orta Çağa (13’ncü yüzyıla) kadar uzanır. Kulenin kendisi, Diocletianus Sarayının antik Roma duvarlarıyla iç içedir, bu da yapıyı mimari olarak benzersiz kılar. Cephe taş işçiliği ile dekore edilmiştir. Özellikle pencereleri çevreleyen taş süslemelerde Gotik ve Venedik tarzı izler görülür. Kulenin saati, iç mekanlardan görünmez, sadece dış cephede görünür bir şekilde yer alır.

Meydan kahveler, restoranlar, barlar ve dükkanlarla doludur. Hem gündüz hem de akşam sosyal hayatın merkezidir.

Meydanda, ayrıca: 1910 yılında kurulmuş bir Etnoğrafya Müzesi görülüyor.

Split şehri Sfenksler

İKİ ORJİNAL MISIR SFENKSİ

Bunlardan biri Peristil meydanında ve diğeri ise, Jupiter Tapınağı içindedir.

Roma imparatoru Diocletian’ın Mısır’daki askeri seferleri sonrasında MÖ yaklaşık 3500 yıl öncesine (Tutmosus III dönemine) ait granitten yapılmış sfenksler bulunmaktadır.

Toplamda 11-12 sfenksin saraya getirildiği düşünülüyor. Ancak çoğu zamanla zarar görmüş, bir kısmı parçalanmış ya da kaybolmuştur.

Sfenkslerden biri: Sarayın Peristyle meydanında, Saint Domnius Katedralı yakınındadır. Siyah granitten, uzunluğu yaklaşık 2.46 metre, yüksekliği 1 metre, genişliği 0.65 metre civarındadır. Ön kolları, pençe değil, insan kolları şeklindedir. Bu kollar arasında bir sunak vazosu taşıdığı görülür.

Diğer başsız sfenks: Temple of Jüpiter önünde, başı olmayan bir sfenks olarak durmaktadır. Bu sfensin başı kırıktır. Diğer vücut kısımları nispeten korunmuştur. Granit malzeme, hava şartları ve zamanla yaşanılan yıpranmalar sonucu bazı yüzey detayları kaybolmuştur.

Evet, Sfenksler, Diocletian’ın kendisini bir çeşit hükümdar tanrı olarak görmesi ve Mısır’daki Antik Mısır Kültürünü sembolik olarak sarayında yansıtma isteğinin bir parçası olarak getirtmiştir. Sfenksler, pagan dönemi sembolleri oldukları için Hiristiyanlığın yayılmasıyla bazıları zarar görmüş, tahrip edilmiş ya da başka yerlere taşınmıştır. Bugün kalan Sfenksler, Split şehrinin antik dönemle olan bağlantısını somut şekilde gösteren nadir eserlerden biridir.

Split Mestrovıc Gallery

MESTROVİC GALLERY

Burası, ünlü Hırvat heykeltıraş Ivan Mestrovic’in yazlık ev olarak kullandığı ve 1939 yılında tamamlanan bir villadır.

Sanatçı Ivan Mestroviç, 20’nci yüzyılın en ünlü Hırvat heykeltıraşlarındandır, aynı zamanda mimar ve ressamdır.

Bizzat kendisi tarafından yaptırılmıştır. Villa benzeri yapı ile açık teras, veranda, bahçe gibi öğeleri içerir.

Daha sonra ise, burayı İtalyan istilasına kadar, iki yıl süreyle, hem atölye hem de sergi salonu olarak kullanmıştır.

Burada, 1952 yılından bu yana: ünlü sanatçının, yaklaşık 200 üzerinde eseri sergilenmektedir. Bunlar sanatçının kendi çizimlerine dayanır. Bazı büyük açık hava heykelleri bahçede bulunmaktadır. Ayrıca binanın konumu deniz manzarası, çevre peyzajıyla birleşerek estetik ve huzur veren bir ortam sağlar.

Eserlerin bir kısmı vatansever içerikli, diğer bir kısmı ise erotik tarzdadır.

MÜZELER

Hırvatistan Split

ARHEOLOSKİ MUZEJ-ARKEOLOJİK ANITLAR MÜZESİ

1820 yılında kurulmuştur ve Hırvatistan’ın en eski müzesidir.

Eski şehrin girişindedir.

Mevcut bina, Vienneli mimarlar A. Kirstein ve F. Ohmann taraından tasarlanmış olup 1912-1914 yılları arasında inşa edilmiştir.

Split Arkeoloji Müzesi

Müze binası iki katlıdır. Zemin kat sergi salonları içindir, üst kat kütüphane ve araştırma/çalışma odalarına ayrılmıştır. Binanın çevresinde bir taş eserler koleksiyonu için açık ya da örtülü galeriler bulunur.

Müzede: 150 bin civarında eser sergilenmektedir.

Sergilenen eserler: Yunan, Adriyatik, Roma ve erken Hıristiyanlık dönemine aittir. Müzede, antik ve ortaçağ dönemine ait sikke koleksiyonu bulunmaktadır. Ayrıca: içinde 30 bin kitap bulunan büyük bir kütüphane bulunuyor. Müzenin binası: 1912-1914 yılları arasında, Viyanalı Mimarlar A.Kirstein ve F. Ohman tarafından yapılmıştır.
Giriş ücreti: 20 kn.dur.

Split Hırvatistan Arkeolojik Anıtlar Müzesi

HIRVATİSTAN ARKEOLJİK ANITLAR MÜZESİ

Müze, 24 Ağustos 1893 tarihinde Knin’de kurulmuştur. Daha sonra Sinj ve Klis üzerinden Split şehrine taşınmıştır.

Müzede: 7 ve 15’nci yüzyıllar arasında, Hırvat kültürüne ait eserler sergileniyor.

1893 yılında kurulan müze, 1976 yılında bugünkü yerine taşınmıştır.

Müzede sergilenen eserler arasında: silahlar, mücevherler, günlük kullanım objeleri bulunuyor. Bunlar: Avrupa’da, kendi kültürünün en büyük koleksiyonudur.

Split Deniz Müzesi

SPLİT DENİZ MÜZESİ-CROATİAN MARİTİME MUSEUM

Müze 1925 yılında kurulmuş, ayrıca Military-Maritime Museum gibi başka koleksiyonlarla birleştirilerek bugünkü haline gelmiştir.

Müze yapısı, 17’nci yüzyılda inşa edilmiş Gripe kalesinin surları içindedir. Müzede: hem iç mekan hem de dış mekan sergileme alanı mevcuttur. Dış alandaki avluda büyük boyutlu deniz araçları ve gemi parçaları sergileniyor. İç salonlar: lojman, planlı yapılar gibi birkaç bölüm içeriyor. Ticaret denizciliği, askeri denizcilik, deniz mimarisi, ulaştırma gibi.

 

Hırvatistan Split Marjan Tepesi

MARJAN TEPESİ

Şehrin merkezinin batısında, Adriyatik denizi kıyısındadır. Yoğun Akdeniz çam ormanlarıyla kaplıdır. Şehir merkezinden yürüyerek veya bisikletle ulaşılabilir.

3’ncü yüzyıldan itibaren halk tarafından piknik yeri olarak kullanılmıştır.

Tepe, sadece doğal güzellikleriyle değil, aynı zamanda tarihi ve dini yapılarıyla da dikkat çeker. Yarımadada bulanan St Jerolima Kilisesi ve Karepica kulesi gibi yapılar, bölgenin tarihine ışık tutar. Bu yapılar, özellikle manzaraları ve sakin atmosferleriyle ziyaretçilerin ilgisini çeker.

Evet, burada: uzun yürüyüşler, koşu ve bisiklet gezintileri yapılabilir. Tepenin yüksekliği: 174 metredir. Buradan, şehrin panoramik manzarası görülmektedir.

Günümüzde, Marjan tepesinde ev yapımı yasak, şehrin akciğerleri gibi değerlendiriliyor.

Split Bacvice Plajı

DENİZE GİRİLECEK YERLER

Şehirde, merkeze yakın ve denize girilebilecek bir yer ararsanız: Halk kumsalı denilen bir yeri tercih edebilirsiniz. Burada, açık olması nedeniyle tertemiz bir deniz görebilirsiniz. Kumsal da yok. Ama, sıcak bir havada, pek kumsalda oyalanmadan kendinizi denize atmanız için birebir bir yer.

BACVİCE PLAJI

Split şehir merkezine yürüme mesafesinde, limanın hemen yanındadır. Burası Split şehrinin en ünlü plajıdır ve 1919 yılında resmi “Banyo alanı” olarak açılmıştır. Sahildeki kumlu alan, özellikle yaz aylarında kalabalık olabilir. Yerel halkın favori sporu olan “picigin” burada sıkça oynanır. Ayrıca, futbol ve ragbi gibi diğer plaj sporları da yapılmaktadır.

Burada, deniz sığ. Denizin pek iyi olmadığı söyleniyor. Diğer plajlarda olduğu gibi, burada da duş yok.

 

ZNJAN PLAJI:

Split şehrinin güneydoğusunda, şehir merkezine yaklaşık 5 km uzaklıktadır. Marjan Tepesinin eteklerinde, doğa ile iç içe bir konumdadır.

Split’in en büyük plajıdır ve 2025 yılında kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmiştir. Beyaz çakıl taşlarıyla kaplı bu plaj, geniş alanı ve çeşitli olanaklarıyla dikkat çeker. Restoranlar, barlar, çocuk oyun alanları, duşlar ve tuvaletler gibi birçok hizmet sunulmaktadır. Ayrıca, plajda elektrikli skuterler ve zıpzıp gibi eğlenceli aktiviteler bulunur.

 

BENE PLAJI:

Marjan Park ormanı içindedir. Bene plajı, doğal gölgesi ve sakin atmosferiyle tercih edilir. Plajde tenis kortları, açık hava spor alanları ve bir bar bulunmaktadır. Ayrıca çocuklar için oyun alanları da mevcuttur.

Split Korluca Adası

KORLUCA ADASI

Buraya ulaşmak için: bir vapurla yaklaşık 2-3 saatlik bir yolculuk yapmanız gerekiyor.

Bu ada: Adriyatik denizinde ve Dalmaçya kıyılarına yakın, Hırvatistan’a ait en büyük adadır.

Tamamen: kayın, çam ve meşe ağaçlarıyla doludur. Özellikle: şarapçılık üst düzeydedir. Adanın en geniş noktası 8 km ve uzunluk 47 km dir.

Ada: zeytin, üzüm ve beyaz mermer üretimiyle tanınır. Ayrıca: vahşi çakal avı gibi geleneksel etkinlikleriyle de bilinir. Adanın iç kesimleri üzüm bağlarıyla kaplıdır. Burası yerel şaraplarıyla da ünlüdür.

Adanın Vela Luca limanında vapurdan iniliyor. Adanın içindeki otellerde konaklamak mümkün. Bir bütün olarak, ada tam bir cennet. Manzara harika, denize girme imkanları var. Tarih, kültür, deniz ve orman iç içe.

 

Korluca Kasabası;

Özellikle: adanın ismini taşıyan Korluca kasabasına mutlaka uğramalısınız.

Özellikle; Marco Polo, bir süre bu kasabada yaşamış ve Cenevizliler tarafından, bu adada esir alınmıştır. Efsaneye göre: ünlü kaşif Marco Polo burada doğmuştur. Bu nedenle, kasabada Marco Polo’ya adanmış bir müze ve doğduğuna inanılan ev bulunmaktadır.

Kasaba: 13’ncü yüzyılda Venedikliler tarafından, surlar içine alınmıştır.

Surların bir bölümünde, giriş kapısı ve burada bir kule var.

Bu kapıdan girildiğinde: kasabanın dar sokaklarında kaybolabilir ve muhteşem güzel yürüyüşler yapabilirsiniz. Ayrıca: Korcula, yaz aylarında düzenlenen geleneksel danslar ve festivalleriyle ünlüdür. Bunlar arasında Moreska (kılıç dansı) ve Kumpanija (yerel halk dansı) öne çıkar.

Kısa bir yürüyüşten sonra: St.Mark Kilisesine ulaşıyoruz.

 

ST. MARK KİLİSESİ

Korluca eski şehir Aziz Mark meydanındadır. Gotik-Rönesans stilindedir. Yerel Korluca taşları (özellikle Vrnik ve Planjak adalarından çıkarılan taşlar) kullanılarak yapılmıştır. Tintoretto’nun “Üç Aziz” isimli eseri, Jacopo Bassano’nun “Meryemin Haberciliği” adlı tablosu, Ivan Mestrovic’in “Aziz Blaz” heykeli ilgi çekmektedir.

Ayrıca, 17’nci yüzyıldan kalma Piskoposluk Hazinesi de bulunur.

Evet, kilisenin: bal renkli taşları hemen dikkatinizi çekecektir. Çünkü: bu ada, bu tür renk özelliği gösteren taşları ile ünlüdür. Yapının 15’nci yüzyılda yapıldığı söylenen kapısı: çok güzel. Kapının bulunduğu meydanda : aslan figürleri ve Aziz Mark heykeli görülüyor. Ayrıca: spiral kolonlar var.

Split Hvar adası

HVAR ADASI

Hırvatistan Dalmaçya kıyılarında, Adriyatik denizinde, Brac, Vis ve Korcula adalarının arasındadır.

Tarihi geçmişine bakıldığında: antik çağlardan beri yerleşim yeridir. Yunan kolonileri, Roma, Venedik hakimiyetleri gibi birçok kültürel katman mevcuttur. Örneğin: Stari Grad, MÖ 384 yılında Yunan kolonisi olarak kurulmuştur.

Yani, burası, 500 yıldır Hırvat kültürünü etkilemiş olmasına rağmen, son 20 yıllık süreçte, turizm tarafından tanınmaktadır.

İbiza adasının güzelliğini bilenler, “Eğer yeryüzünde ikinci bir İbiza seçmek gerekirse, bu Hvar adası olurdu” demek suretiyle, buranın güzelliğini ortaya koymaktadırlar.

Adanın yüzölçümü yaklaşık 300 km karedir. Uzunluğu 68 km, kıyı şeridi yaklaşık 270 km dir.

Adada: balık restoranları, lavanta kokuları, ince belli şişelerde sunulan zeytinyağı, tatlı şaraplar, kekik kokuları hissedebilirsiniz. Ada, tam anlamıyla bir Akdeniz adasıdır.

Ada: Split şehir merkezinden 1 saat uzaklıktadır ama özellikle yaz aylarında dev feribottan bilet bulmak, özellikle son anda bilet bulmak mümkün değil, bu yüzden biletinizi önceden almanızı öneririm.

Hvar adasına vardığınızda: kocaman bir meydanla karşılaşıyorsunuz ve meydanın hemen yanında, bir kilise göze çarpıyor.

St.Stjepan Katedrali: yapımına 16’ncı yüzyılda başlanan ve ancak 18’nci yüzyılda bitirilebilen bir yapı.

Aynı meydanda: katedral yanında, birçok restoran, kafeterya görülüyor. Bunlarda: kısa bir mola verebilirsiniz.

Split Hvar adası Stari Grad Plain

Stari Grad Plain:

Antik Yunan zamanlarına uzanan, tarımsal alanlar ve üzüm bağları, zeytinlikler içeren ve halen kullanılan bir ovadır. UNESCO tarafından Dünya Kültü Mirası listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Evet, adanın diğer bir özelliği: Hırvatistan ülkesinin en güzel şaraplarının üretildiği üzümlerin kaynağının burası olmasıdır.

Bunun yanında: parfüm yapımında kullanılan lavanta da, buranın zenginliklerindendir. Özellikle: dar sokaklarda lavanta kokusunu hissederek ilerleyebilirsiniz.

Adada bir de kale bulunuyor. Yürüyerek kaleye çıkabilirsiniz. Kaleden, aşağının manzarası mükemmel.

Split Brac Adası

BRAC ADASI

Adriyatik denizinde, Hırvatistan’ın Dalmaçya bölgesinde yer alıyor. Split kentinin güneydoğusundadır. Split şehrinden kalkan vapurlarla gidiliyor ve çevrenin en hareketli adası olarak biliniyor. Vapur yolculuğu yaklaşık 50 dakika sürüyor.

Ada, özellikle yaz aylarında yoğun ziyaretçi akımına uğruyor ve sürekli kalabalıktır.

Adanın yüzölçümü yaklaşık 396 km karedir. Ada üzerinde iki yerleşim yeri var. Bunlar: Bol ve Supetar. İdari merkez Supetar adlı kasabadır.

Adanın en öne çıkan yanı: yüzyıllardır, özellikle ünlü heykeltıraşlar tarafından kullanılan taşlarıdır. Adada bulunan taş ocakları, eski Roma döneminden beri önemlidir. Bu taşlar: yumuşak ve parlak olması ve özel bir yapısının bulunmasıyla önem kazanıyor.

Split şehir merkezinde, İmparator Diocletianus, sarayını inşa ettirirken, bu taşları kullanmış ve saray yapısı, aradan geçen yüzlerce yıla rağmen halen ayakta durmaya devam ediyor.

Karadağ Budva

 
Karadağ Budva

Ülkemizden hareket eden Balkan turlarının birçoğu buraya uğramaktadır, ancak fazla kalmıyorlar çünkü bu şehrin çevresinde, bu şehirden kat ve kat daha ünlü ve cazip turizm merkezleri bulunuyor. Ama, yine de sizlere Budva şehri hakkında kısa bilgi vereceğim. Bu şehrin en büyük cazibe merkezi Sveti Stefan dır. 

Balkanlarda, Karadağ sahilinde küçük bir yerleşim yeridir. Karadağ ülkesinin turizm merkezidir. Şehri uzaktan incelediğinizde, ormanlık alanların yukarılara doğru nasıl talan edildiği çıplak gözle görülür. Titonun manzaralı tünelleri, plajları, nefistir. Ülkemizden, birçok kişi, Budva şehrine tatile giderler. Ancak: burada ve diğer turistik yörelerde her şey dahil sistemi uygulanmıyor, Sadece konaklama ve kahvaltı sistemi vardır.

budva.genel.1
Karadağ Budva

Tarihi

Sahile yakın Budva şehri, zengin bir tarihi geçmişi gizler. Şehrin tarihi geçmişinin MÖ 5’nci yüzyıla kadar uzandığı söylenir. Birçok efsaneye göre: şehir ilk olarak “İllyrian” kasabasıdır. Yunan trajedi yazarlarından Sofokles, eserlerinde şehirden eski yerli insanların kullandığı ismiyle yani “İllyria” olarak bahseder. İlk kralları ise Harmonia’dır.

Şehir zengin bir ticaret merkezi olunca, MÖ 4’ncü yüzyılda Yunanlılar ve MÖ 2’nci yüzyılda Romalılar tarafından fetih edilir ve aynı dönemlerde şehirde ticaret çok gelişir. Özellikle üzüm ve zeytin yetiştiriciliği üst seviyelere ulaşır.

MÖ 168 yılında, Romalı yazar Plinius, şehirden söz ederken “Roma vatandaşlarının güçlendirdiği şehir” olarak belirtir. Bu dönemde, şehir, anıtsal binalar, döşeli sokaklar, masif duvarlar ile gerçek bir Roma şehri olarak tüm niteliklere sahiptir.

Takip eden dönemde, şehir büyük depremlerle sarsılır.

Roma’nın çöküşünün ardından, bölgede Bizans hakimiyeti görülür. 535 yılında, bölge halkı Bizanslılara karşı mücadeleye başlar.

Bizans hakimiyetinin bitişinin ardından, 1184-1186 yılları arasında, Nemancı hanedanı, eski Karadağ kıyılarına gelir.

11’nci yüzyılın ortalarında, burası Sırp Devletinin ilk başkenti olur ve Sırp kral Dusan, bu şehirde yaşar.

1442 yılında, şehirde Venedik hakimiyeti görülür. Bu dönemde, şehirde küçük gemiler inşa edilen bir de tersane kurulur.

Yine aynı dönemde, Venediklilerle savaşan Türkler, bölgede egemen olurlar. 1807 yılında, şehri Fransızlar işgal eder. 2’nci Dünya Savaşında Naziler ve 1941 yılında ise, İtalyanlar şehri işgal ederler. 22 Kasım 1944 tarihinde, Nazi işgali sona erer.

 

Ulaşım

Tarihi şehir, Dubrovnik şehrinin 90 km güneyinde ve Ulcinj şehrinin ise 60 km kuzeyinde, Adriyatik denizi kıyısındadır. Şehre en yakın havaalanı, yaklaşık 20 km uzaklıktaki Tivat’taki küçük havaalanıdır.

Ama en uygun havaalanı, 65 km uzaklıkta bulunan Podgorica hava alanıdır. İstanbul-Potgorica arasındaki hava yolu yolculuğu yaklaşık 1.5 saat sürer. Buradan otobüs veya taksilerle şehir merkezine gelmek mümkündür.

 

Para Birimi

Karadağ Avrupa Birliği üyesi olmamasına rağmen, Eurozon sistemine girmiştir ve bu yüzden ülkede Euro kullanılmaktadır.

 

İklim

Budva şehrinde, tipik Akdeniz iklimi görülür. Buna göre kışlar ılık ve yazlar genellikle kuru ve çok sıcaktır. Yılda, 2300 saat güneş görülür. Temmuz ayında hava sıcaklığı 30  derecelerin üzerine çıkar. Ocak ayındaki sıcaklık ise 2 derece civarındadır. Yüzme sezonu 10 Mayıs ile 8 Kasım tarihleri arasındaki 182 gün sürer. Yaz aylarında deniz suyu sıcaklığı 21-25 derece arasındadır.

budva.genel.2
Karadağ Budva

Kültürel etkinlikler

Her yıl, Haziran ayı ortalarında, burada uluslar arası müzik festivali düzenlenir. Müzik dünyasının birçok ünlü ismini bir araya getiren bu festival, şehirde “Old Town” denen bölümdeki “Ressamlar Meydanında” yapılır ve 3 gün sürer.

budva.1
Karadağ Budva

Ne yenir

Özellikle ev yapımı “ballı börek” ve ev yapımı “bal” meşhurdur. Yaz aylarında toplanan incirler güneş ve rüzgarda kurutulur ve muhteşem lezzetli olurlar. Ayrıca: yine burada keçi ya da inek peyniri tatmalısınız.

Özel peynir, zeytinyağında tutulur. Yeşil salatalar: maydanoz, yeşil ve siyah zeytinlerle çok güzel servis edilir. Malum şehir deniz kıyısında olduğundan, Budva mutfağı balık bakımından zengindir.

Özellikle: ahtapot salatası, siyah pirinç, soslu midye ve ızgara balıklar muhteşem güzelliktedir. Tüm geleneksel yemeklerde geleneksel içkiler sunulur.

Bunlar: Karadağ Rakia, beyaz ve kırmızı şaraplardır. Oryantal müziği sevenler için, birer tane Çin ve Japon restoranları bulunuyor.

budva.plajlar.körfez plajı.1
Karadağ Budva
budva.przno.1
Karadağ Budva

 

Sahil-Plajlar

Budva Rivierası, 122 km kare alana sahiptir. Sahil şeridinde 35 tane güzel kumlu plaj vardır ve bunlardan 8 tanesi mavi bayraklıdır. Bir çok kumlu koylar, barınaklar ve küçük adacıklar dahil olmak ezere, sahil 38 km boyunca yayılır.

Şehirde, plaj turizmi ilk olarak 1930’lu yıllarda, Çeklerin Budva Riviera sahillerine gelişiyle başlar. Jaz’dan Petroviç’e kadar uzanan 12 km lik sahildeki 20 kumsalda, ılık güneşte, her yıl, 10 Mayıs tarihinden 8 Kasım tarihine kadar, 182 gün boyunca denize girmek ve güneşlenmek mümkündür.

budva.plaj.1
Karadağ Budva

Jaz plajı

Körfezdeki bu plajın toplam uzunluğu 1200 metredir. Şehir merkezine 2.5 km uzaklıktadır. Yaklaşık 2000 şezlong kapasitelidir.

Karadağ Budva

Przno plajı

Budra şehir merkezine 10 dakika uzaklıktaki bu plajın en büyük özelliği: hemen yakınındaki sedir ağaçlarıyla ünlü Milocer Parkıdır.

Çam ağaçlarının gölgesindeki mesire yerinde, pahalı yani lüks restoranlar bulunmaktadır.

Karadağ Budva

Mogren plajı

Birbirine kısa tünelle bağlanan iki plajdan oluşur ve toplam uzunluğu 350 metredir. Old Town bölgesinden buraya yürüyerek ulaşmak mümkündür.

Plaj olağanüstü güneş ışığı ve güney rüzgarına sahiptir. Plajda: St Anton adına adanmış bir kilise kalıntıları görülebilir.

Efsaneye göre: korsanlar tarafından batırılan bir İspanyol kalyonundan kurtulan bir  denizci, plaja çıktığında kurtulması anısına bu kiliseyi yapmıştır.

Her yıl, 13 Haziran günü, burada ayin düzenlenir. Kilise çok küçük olduğundan ayin sahilde düzenlenmektedir.

Karadağ Budva

GEZİLECEK YERLER

Karadağ Budva

Eski Şehir-Stari Grad-Old Town

Eski şehir bölümü, küçük bir yarımadada yer alır. Ada, karaya kumlu bir örtü ile bağlanmış ve böylece yarım adaya dönüşmüştür. Bazı tarihi kaynaklara göre, burası, Adriyatik kıyısındaki en eski şehirlerden biridir. (2500 yıllık olduğu söylenir)

Eski şehrin surları, bugün bile, hem ülkeden gelen turistlerin ve hem de dünyanın en uzak bölgelerinden gelenler için cazibe merkezidir.

Eski şehrin, kentsel çekirdeği ilk olarak 1667 yılında Venedik döneminde kurulmuş, daha sonra 1979 yılındaki büyük deprem buraya büyük zarar vermiştir. Ancak, daha sonra burası tamamen yenilenmiştir.

Dar sokaklar ve meydanlar, ünlü binalar gezilebilir. Stari Grad yani Eski şehir bölümünde, birçok dükkan, kafe, restoran ve galeriyi ziyaret edebilirsiniz.

Birçok binanın giriş katı: kafe, butik, sanat galerisi ve mağazaya dönüştürülmüştür. Gündüzleri yeme-içme ve alışveriş, geceleriyse eğlence için buralar tercih edilir.

 

Etnoğrafya Müzesi

Eski şehrin tam merkezindedir. Şehrin köklü tarihinin aksine, burada son 20 yıl içinde kullanılan objeler ve özellikle giysiler sergileniyor. Ayrıca: Helenistik döneme ait vazolar ve takılar da görülebilir.

Karadağ Budva

Dans eden kız heykeli

Şehirde en çok fotoğraflanan yerdir. Söylenenlere göre, bu heykel, şehirde denizde boğulan bir kızın anısına buraya dikilmiştir. Heykele dokunmanın uğur getireceğine inanılır.

 

ŞEHİR YAKINLARINDA GEZİLECEK YERLER

Karadağ Budva

Kale Kosmac

Budra şehri çevresindeki Brajici köyü yakınlarındaki kaleye mutlaka çıkmanızı öneririm. Çünkü oldukça güzel manzarası vardır, giriş ücreti 5 Eurodur. Kale:  1841-1850 yılları arasında yapılmıştır.

Deniz seviyesinden yüksekliği 800 metredir. Avusturya-Macaristan ve Karadağ arasındaki sınırı oluşturur ve eskiden Avusturya kalesi olarak bilinirdi. Günümüzde ise, Karadağ ülkesini ziyaret eden turistler burayı mutlaka görürler.

Karadağ Budva

Petrovaç

Budva şehrine bağlı bu sahil kasabası, yılın 300 günü güneşli ılıman Akdeniz iklimine sahip olmasıyla dikkat çekiyor. Ayrıca: kasaba tam bir yeşillik cennetin içindedir. Her yanda zeytin, portakal, defneyaprağı ve limon ağaçları görülür.

Ayrıca: geçmişin izlerini taşıyan birçok doğal, kültürel ve tarihi anıtlar vardır. İskelesinde ise: burayı bir turizm merkezi haline getiren birçok tekne, yat ve yelkenliler görülür.

Karadağ Budva

Aziz Nikola Adası

Budva şehrinin en büyük turizm cazibe merkezidir. Sezonunda, Budva şehir merkezinden adaya teknelerle ulaşılır, ücret 3 Euro, yolculuk yaklaşık 15-20 dakika sürer.

Ada, Adriyatik denizinin güney kesimindeki en büyük adadır. Uzunluğu yaklaşık 2 km kadardır. Kıyılar, denize dik iner ve birçok gizli koylar oluşturur. Bu gizli koylar; Akdeniz bölgesinin çeşitli bitkileriyle kaplıdır.

Adada, 840 metre uzunluğunda, 3 kumlu plaj yoğundur. Bu plajların derinlikleri çoğu yerde, yarım metre veya daha sığdır. Çünkü efsaneye göre: Aziz Nikola, büyük dalgaların ve kalyonların buraya gelmemesi için, denize birkaç taş atmış ve deniz sığ olmuştur.

Karadağ Budva

Becici

Budva şehir merkezinin 2 km güneyindeki Becici otel kompleksi ve plajı, Parisli uzmanlar tarafından 1935 yılında Akdeniz’in en güzel plajı olarak seçildi. Güney Adriyatik denizinin en güzel ve en büyük plajlarından birisi olarak kabul edilir.

Burada kumsalın uzunluğu 1950 metredir. Deniz sakin, plaj bölümünde eğlence boldur. Özellikle, aileler burayı tatil için tercih ederler.

 

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

George Bernard Shaw; 1929 yılında Dubrovnik şehrini ziyaret ettiğinde, şu ünlü sözleri söylemiştir “Yeryüzünde cenneti görmek istiyorsanız, Dubrovnik’e gelmelisiniz”

İngiliz dergisi Marie Claire, Dubrovnik şehrini 2011 yılında, dünyanın en iyi 20 tatil beldesinden biri olarak seçti. New York Times: 2012 yılında dünyanın en iyi turistik yerleri listesinde, Dubrovnik 36’ncı sırada yer buldu.

Dünya Turizm Örgütüne göre, 2011 yılında 9.9 milyon yabancı turist ile, Hırvatistan, Akdeniz’in en çok ziyaret edilen 6’ncı turizm bölgesi oldu.

Şehir, 1979 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Hırvatistan Avrupa Birliği üyesi olduğu için, Balkanlar Turunda, diğer birçok sınır geçişinin aksine, buraya girişte, sınırda en az 2 saat beklemeyi göze almalısınız. Polis, diğer sınırlardan farklı olarak otobüse biniyor ve tek tek resimlere bakarak pasaportları topluyor.

Şehri tanıtmaya başlamadan önce, yine belirtmek isterim ki, bu şehir çok pahalıdır. Ana cadde üzerindeki kafeler çok pahalıdır, ara sokaklardaki kafeler ise daha az pahalıdır. Ortak özellikleri pahalı olmalarıdır. Restoran ve kafelerde, hatta dondurma alırken bile, önce Euro alır mısınız diye mutlaka sorun. Almıyorsa kredi kartı kabul eder misin diye sorun, onu da almıyorsa başka yere gidin.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

GENEL

Dubrovnik, Hırvatistan ülkesinin Adriyatik denizi kıyısında, Ortaçağdan kalma tarihi eserleri bulunan bir turizm merkezidir. Ancak bu tarihi eserlerin büyük çoğunluğu, iç savaş sırasında zarar görmüştür. Halbuki şehir askerden arındırılmıştı. Yine de Sırp ve Karadağ askeri güçleri tarafından kuşatılan şehir, 7 ay süresince, ağır şekilde yıkıma tabi tutulmuştur.

UNESCO tarafından yapılan çalışmalar sonucu, bu eserlerin bir kısmı, 2005 yılında sonra restore edilmiştir. Yani, şehir 1979 yılından bu yana, tümüyle UNESCO tarafından “Dünya Kültür Mirası Listesi” ne dahil edilerek koruma altına alınmıştır.

Şehrin korucuyu azizi Sveti Vlaho (Saint Blaise) dur. Şehrin birçok yerinde, bu şahsın heykellerini göreceksiniz. Her yıl, 3 Şubat tarihinde, şehrin koruyucu azizi anılır ve geçit törenleriyle kutlamalar yapılır.

Şehir son derece romantik bir ambiyansa sahiptir. Özellikle balayı çiftleri burayı tercih ederler. Elit bir turizm modeli oluşturulmuştur. Çevrede; teknelerin ziyaret edebildiği son derece büyük bir limana sahiptir. Turistlerin büyük bölümü, şehrin yeni bölümünü hiç görmezler.

Şehir çepeçevre kale surlarıyla çevrili olduğu için, ana cadde ve yan paralel caddeler olmasına rağmen, her taraf surlarla kaplıdır. Bütün yollar yine ana caddeye, dolayısıyla ana artere varır. Yani, eski şehirde gezerken kaybolma riski yoktur.

ULAŞIM

Dubrovnik hava alanı şehir merkezine 20 km uzaklıktadır. Hava alanının sadece küçük bir pisti var. Yaz aylarında buraya birçok charter uçağı uçtuğu için, genellikle hava alanı uçaklarla doludur. Kötü hava koşullarında ise, uçaklar buraya değil Split hava alanına iniyorlar.

Hava alanı ile şehir merkezi arasındaki ulaşım otobüslerle sağlanıyor. Şehir içinde, Gruz otobüs durağından, hava alanına otobüsler kalkıyor. Demiryolu bağlantısına gelince: şehrin Mostar ve Saraybosna ile arasında, bir demiryolu bağlantısı vardır.

Karayolu bağlantıları ise: şehrin Zagrep ve Vrgoraç ile karayolu bağlantısı vardır. Dubrovnik şehrinde otobüsten indiğinizde, evini size hostel olarak kiralamak isteyen kişileri görürseniz şaşırmayın. Zaten şehir içinde gezerken de, birçok bina üzerinde “Sobe” kelimesinin yazılı olduğunu göreceksiniz.

Bu kelimenin anlamı “kiralık oda” dır. Dubrovnik-Zagrep arasındaki uzaklık 11 saat ve Dubrovnik-Korluca arasındaki uzaklık ise 3 saattir. Mostar-Dubrovnik arasındaki uzaklık 3 saattir. Dubrovnik-Sarajevo arasındaki uzaklık 5 saattir.

PARA BİRİMİ

Hırvat para birimi: Kuna dır. Kuna: gelincik denen hayvanın ismidir. Kuna kürkü, ortaçağ döneminde parasal bir varlıktı ve 13’ncü yüzyılda kuna figürü, para üzerinde görülmeye başlandı.

Hırvatlar, öteden beri kuna denen gelincik hayvanına severler, özellikle kuyruğu son derece estetiktir. Hırvatlar, geleneksel olarak, gelincik kuyruğundan: ceket, yelek, şapka vs gibi şeyler yaparlar. Yani, kuna, çok eski dönemlerden beri ticari bir emtiadır.

Bir zamanlar, kuna kürkü takasta da kullanılmıştır. 1 Euro: 7 kuna değerindedir.

Dubrovnik şehrinde esnaf her yerde Euro kabul etmeyebiliyor. Ama birçok yerde döviz bürosu vardır.

TARİHİ

Tarihi süreç içinde, burada bir şehir devleti bulunduğu ve adının “Ragusa Cumhuriyeti” olduğu biliniyor. Bu şehir devleti, Venedik devletinin bir rakibi olarak, denizcilikle uğraşıyordu.

Osmanlı döneminde, Sultan I. Murat tarafından, 1365 yılında bu şehir devletine ayrıcalık tanınmış, bu küçük şehir devleti, Osmanlı himayesine alınmıştır. Osmanlı amirali Uluç Ali Reis: bölgede Kotor şehrini alamaz, ama Dubrovnik şehrini ele geçirir.

Ancak Dubrovnikliler, zengin tüccarlar Osmanlıya tazminat altın vererek özgür statülerini sürdürürler. Daha doğrusu, altın karşılığı, Osmanlı, Dubrovnik şehrinin hamisi yani koruyucusu olur. Ama yüklü vergi ödeyerek içişlerinde bağımsız olurlar.

1808 yılına gelindiğinde ise, Fransız ordusu, Napolyon önderliğinde yöreyi ele geçirir ve Ragusa devletine son verir. Şehir Fransa’ya bağlanır ve 1815 yılında ise, Viyana kongresi sonrası Avusturya’ya bırakılır. Böylece, şehirde 444 yıl süren Osmanlı egemenliği sona erer.

Tarihi süreçte genel değerlendirme

Dubrovnik, Ortaçağın en ünlü liman şehirlerinden bir tanesidir. Ticaret yapan bir şehirdir. Avrupa’nın sayılı 12-13 tane serbest ticaret yapan şehrinden bir tanesidir. Ama Dubrovnik şehrinin bu kadar zengin olmasının başlıca sebebi: erken zamanda, burada simyacılığın çok gelişmiş olmasıdır. Buna bağlı olarak, şehir dünyanın en eski eczacılık okuluna sahiptir.

Nitekim şehirde eczacılık müzesi vardır. Bitkilerden elde edilen şifalı yağlar, şifalı esanslar, sadece sağlık değil ta ortaçağdan bu yana kozmetik ürünü olarak da kullanılmaktadır. Bu tür ürünlerin yapılışını biliyor olmalarından dolayı çok nemalanmışlar ve büyük kazançlar elde etmişlerdir.

Osmanlı dönemi

Şehir, 16’ncı yüzyılda Osmanlı tarafından ele geçirilir. Osmanlı tarafından, kendi içişlerinde bağımsız ancak bir Osmanlı paşası gözetiminde idare edilen, içişlerine karışılmayan, yılsonunda yapılan hesaplaşma sonucu gerekli vergiyi ödeyen bir statüye sahip olur.

Dubrovnik’liler, Osmanlı hamiliğini son derece etkili olarak kullanırlar. Şehirdeki tüccarlar, her yıl Osmanlıyla yıl sonu hesaplaşmasına giderler ve her seferinde hünerlerine bağlı olarak Osmanlıyı kandırırlar, işlerin kötü gittiğini ileri sürerler, 3-5 puan aşağıya anlaşırlar ve şehre geri dönerler, gizli gizli bu durumu kutlarlar.

Evliya Çelebi

Evliya Çelebi tarafından şehir ziyaret edilmiş ve Seyahatname isimli eserde, şehirle ilgili notlarını yazmıştır. Dubrovnik gezisinde Evliya Çelebi’nin başına garip bir şey gelir. Şöyle ki, her liman kenti veya bir limanı olan veya gemiyle yabancıların geldiği şehirde karantina önlemleri (veba salgınından sonra korunmak için) alınmaktadır.

Tıp Dünyasında, hastalıkları oluşturan mikropların kuluçka süresinin 40 gün olmasından dolayı, bu süreye karantina denir. Karantina, İtalyanca “40” demektir. Dolayısıyla, potansiyel hastalık sahibi olabilecek insanlar, 40 gün boyunca karantina olarak ayrılmış yerlerden çıkıp şehre giremezler.

Evliya Çelebi, 23’ncü günden sonra der ki “Bana 40 gün çok gelir” sıkılır ve karantinadan çıkıp doğrudan gemiye biner ve şehre girmeden buradan ayrılır. Bu yüzden, ne yazık ki, Seyahatnamede Dubrovnik şehrinin 16-17’nci yüzyıl izlenimleri yoktur.

Yakın tarih-İç savaş

Dubrovnik şehrini gezmek isteyenler, öncelikle bu şehrin yakın geçmişte yaşadığı iç savaş sırasındaki yıkımı bilmeleri gerekir. Öyle ki, Karadağ topçusu bu şehre hedef gözeterek 500’den fazla top atışı yapmışlardır.

Günlerce hatırı sayılır tarihi binalar tek tek yıkılmıştır. Ancak şehrin yerle bir olmasının en büyük sebebi Karadağlılardır ve soykırım suçuna karışan Karadağlı generaller, halen cezaevinde yatmaktadırlar.

1991 yılından sonra, yani iç savaş bittiğinde ise, şehir yeniden imara girmiş, hiçbir şekilde özünden sapmadan, yeni unsur ilave edilmeden şehir tekrar ayağa kaldırılmıştır. Hatta, şehir girişinde bir harita bulunuyor.

Bu haritada: 1991 yılında bağımsızlık ilanından sonra direkt olarak kurulan sokaklar yuvarlak işaretle gösterilmiş, atılan bombaların parçalanması sonucu zarar gören sokaklar ise üçgen işaretle gösterilmiştir, ayrıca direkt yanan binalar görülür ve bunu gördüğünüzde gerçekten olayın korkunçluğu ortaya çıkıyor.

İKLİM

Dubrovnik şehrinin en güzel yanı iklimidir. Burada, tipik Akdeniz iklimi hakimdir. Buna bağlı olarak yazları sıcak ve kurak, kışlar ise ılık ve yağışlı geçer. Ekim ve Nisan ayları arasında, sahilde güneşlenmek mümkündür. Ancak yağmur sık ve her mevsimde yağar. Temmuz ve Ağustos aylarında hava sıcaklık ortalaması 29 derece civarındadır.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Deniz ürünlerinin tatmak isterseniz, küçük balıkları tercih etmeyiniz. Çünkü küçük balıkları, içini temizlemeden tencere içinde servis ediyorlar. Büyük balıkları tercih edin. Ama özellikle bilmelisiniz ki, balık ucuzdur ve porsiyonları oldukça büyüktür.

Bu şehirde, kalamar isterseniz, şunu unutmayın: bizim ülkemizdeki gibi soğan halkası şeklinde değil, tüm olarak getiriyorlar. Bu durum, çoğu ziyaretçinin kalamar yiyememesine neden oluyor.

Sipariş verirken, bunu unutmayın, kalamar bacaklarıyla, kafasıyla birlikte sunuluyor. Midye istediğinizde ise, içinde pilavı ile servis edilen değil, küçücük bir parçası bulunan midyeler servis ediliyor. Yani, bence midye de istemeyin.

Sonuç olarak: ben buradaki İtalyan etkisini de düşünerek pizza siparişi verdim, yaklaşık 20 dakika sonra çok büyük bir pizza geldi, ücreti 6 Euro. Söylediğim gibi oldukça büyük, yani önce pizzanızı görün ve doymaz iseniz sonra yeniden sipariş verin. Pizza olarak özellikle “Mea Culpa” öneririm. Ama ortaya bir pizza getirtip, bunu yanınızdakilerle paylaşmak için ekstra tabak isterseniz, ilave 1 Euro daha ödemeniz gerekiyor.

İçki olarak “Karlovocka” isimli bir bira markaları var, bu biranın fiyatı, normal su, kola gibi içeceklerden daha ucuzdur. Çay yoktur. Su isterseniz, litrelik şişe suyu 3 Eurodur. Ama unutmayın, burada bolca çeşme var ve çeşmelerden akan su içilebiliyor, yani yanınızda daima su şişesi bulundurmalısınız.

EĞLENCE

Yeni yıla Dubrovnik şehrinde girmek isterseniz, buradaki renkli ve maskeli bir festivale katılabilirsiniz. Bell Tower altında, yeni yıla girmek ilginç gelebilir. Her yıl 10 Temmuz tarihinde ise, Dubrovnik Yaz Festivali açılıyor. Festival şehre harika bir atmosfer getiriyor. Bunun yanında: şehirde çeşitli eğlence mekanları vardır.

Özellikle: Rixsos otel içindeki Golden Sun Casino önerilebilir. Burası şehirdeki kumar oynanan tek mekandır. Hatta Avrupa çapındaki tüm poker turnuvaları, burada düzenlenmektedir. Bunun dışında, şehirde birçok bar, kafeterya ve gece kulübü vardır.

Ravelin veya East and West önerilir. Sonuç olarak Dubrovnik şehrinde gece hayatının pek hareketli ve canlı olduğu söylenemez. Yani Bodrum gece hayatını burada bulmak mümkün değildir. Ama unutmayın, burası tam bir tarih hazinesi yani burası eğlencenin öne çıktığı bir yer değil.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

 

ALIŞVERİŞ

Euphilius Ronchi Şapka Fabrikası: Şehirdeki bu fabrika 1858 yılında kurulmuştur. Günümüzde, şehirde hala güzel ve abartılı şapkalar yapılmaktadır. Şapka merakı olan bayanlar için duyurulur. Ancak, ben şehirde bulunduğu yarım günlük tur süresince pek şapka ve şapka satan yer göremedim. Belki meraklısı sorarak bulabilir.

Bunun dışında, şehirde el yapımı masa örtüleri, nevresimler ve peçeteler bulmak mümkündür. Hatta yerel kıyafetleri içinde bebekler satılıyor. Ayrıca, bu şehrin yakınlarında lavanta üretiliyor, bu yüzden lavanta ürünleri satın alabilirsiniz. Ayrıca, yine buraya has “Mandalina reçeli” satın alınabilir. Zeytinyağı ve ürünleri de çok yaygındır.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

Game of Trons dizisi:

Dubrovnik şehrindeki doku, çok tarihi boyutta kalmış ve dizinin son iki sezonu bu şehirde çekilmiştir. Herhangi bir değişiklik yapmadan, Ortaçağın tüm özelliklerini gösterir. Kaldırımları, taşları, binaları, hepsi Ortaçağ özelliği gösterir, evet, gerçekten çok özel bir yerdir. Şehrin ara sokaklarının bir kısmında, dizi karakterlerinin resimleri ve resimleri basılı hediyelik ürünlerin satıldığı yerleri göreceksiniz Yakınlarınız ve özellikle çocuklar için çok sürpriz bir hediye bulup satın alabilirsiniz.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

GEZİLECEK YERLER

Dubrovnik şehrinde, özellikle görmenizi önereceğim yer “Old Town” bölgesidir.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

 

OLD TOWN-ESKİ ŞEHİR

Şehrin eski bölümüne girmeden önce, surlar, surlarda bulunan kale ve kule gibi yapılar ve kapılarla ilgili bilgiler vermek istiyorum.

Şehrin eski bölümü: özellikle evler arasındaki mesafelerin yani sokakların çok dar olmasıyla ilgi çeker. Hatta, eski şehir bölümünde günümüzde yerleşik 800 kişinin, evine bir buzdolabı, çamaşır makinası gibi beyaz eşya aldıklarında, bu dar sokaklardan geçerek evlerine yerleştirmelerinde büyük sorunlar olduğu söylenir.

Bu evlerde, hala yıkanan çamaşırlar dışarıya asılır. Normal sokak araları sadece 2.5 metredir. Saat kulesinden itibaren 3’ncü sokak “Mescit Sokağı” dır. Burada halen kullanılmakta olan Osmanlı döneminden kalma bir mescit vardır.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

SURLAR:

Şehir surları: 13 ile 17’nci yüzyıllar arasında yapılmıştır. Surların toplam uzunluğu 1940 metredir. Surların kalınlığı farklıdır. Barut icat edildikten sonra, topçu ateşinden korunmak için surlar güçlendirilmiştir.

Deniz tarafındaki surların kalınlığı 1.5 ile 3 metre arasındadır. Kuzeyde, arazi tarafındaki surların kalınlığı ise yaklaşık 4 metredir. Ancak bazı yerlerde sur kalınlığı 6 metreye kadar çıkar.

Deniz tarafındaki surların kalınlığının daha ince olmasının sebebi: o dönemde gemi toplarının gücünün fazla olmamasıdır. Deniz tarafındaki surların yüksekliği 22 metre ve kara tarafındaki surların yüksekliği ise 25 metre civarındadır.

15’nci yüzyılda, surlara 15 tane kule binası ilave edilmiştir. Venedik saldırılarından korunmak için, liman bölümündeki surların bütün açıklıkları zamanla kapatılmıştır.

Her ne kadar güçlü görülseler de, surların şehre yeterince koruma sağlayamadıkları bilinmektedir. Bu durum: özellikle 988 yılında Makedonların saldırısı ve 1171 yılında Venediklilerin saldırılarında kanıtlanmıştır. Bu yüzden, 1266 yılında surların güçlendirilmesi ve yükseltilmesi için kapsamlı çalışmalar yapılmıştır.

Surların günümüzdeki görüntüsü: 15-16’ncı yüzyıllarda ortaya çıkmıştır.

Son bir not: Dubrovnikliler özgürlüklerine son derece düşkün insanlardır. Bununla ilgili olarak sur duvarlarının birçok yerinde, farklı yazılar vardır. Bunların başlıcası “Dünyanın bütün altınları için bile özgürlükler feda edilemez” Söylenenlere göre, özgürlüklerinden olmamak için, uzun süre, Osmanlıya altın vermişlerdir.

Hırvatistan ülkesinin birçok yeri, Osmanlı tarafından işgal edilirken, Dubrovnikliler vergi vererek özgür statülerini korumuşlardır. Özgürlük dışında, burada yaşayan insanların diğer hassas noktaları ise “sağlıkları” imiş.

Şehirdeki eczane, bunun en büyük kanıtıdır. Bunun yanında: şehre gelenlerin, surlar dışındaki karantina yerlerinde 30 hatta 40 gün tutuldukları ve daha sonra şehre sokuldukları da bu düşünceyi kanıtlamaktadır.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

SURLARDA BULUNAN KALE VE KULELER;

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa
Minceta kulesi:

Burası: Dubrovnik şehrinin sembolüdür. Şehir surlarındaki 4 kuleden biridir. Minceta kulesi ismini almasının sebebi: Dubrovnikli soylu Mencetic, buranın yapılması için arazisini bağışlamıştır. Surların kuzeyindeki bu anıtsal ve yuvarlak kule, 1453-1464 yılları arasında inşa edildi.

Kulenin duvarlarının yüksekliği 6 metredir. Yüksekliği ve etkileyici büyüklüğü ile şehrin kuzeybatı yönündeki surlara hakimdir. Üst kısmında, dışa doğru bir çıkıntı yapan büyük bir taç vardır. Taç, stratejik değil dekoratif amaçlı konulmuştur. Buraya çıkarsanız: şehrin muhteşem bir manzarasını, bir tarafta Srd tepesi ve diğer tarafta açık deniz manzarasını izleyebilirsiniz.

Kule Bokar-Starry:

Şehir surlarının batısındaki bu kule, 1461-1463 yılları arasında Floransalı mimar Michelozza Michelozzi tarafından inşa edilmiştir.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa
Fort St Ivan:

Bu kale, 16’ncı yüzyıla ait surların güneydoğusundadır. Dubrovnik şehri surlarının üçüncü önemli kalesi oldu. Şehir limanı, kalenin kuzey tarafındadır. Limanın güney tarafında ise “Aziz” kalesi vardır ve başlangıçta bu iki kale arasına bir zincir gerilerek limana girişler önlenmeye çalışıldı.

Bu zincir çok güçlüydü ve girmeye çalışan gemilerin omurgaları kırılıyordu.

Evet, bu kale, eski şehrin liman girişini korumak için Dubrovnik şehrinin kurucusu Pasko Miliceviç tarafından yaptırılmıştır. İlk yapıldığında ismi “Mul” kalesidir. 1522 yılında kulelere bağlanmıştır. 1557 yılından beri, bugünkü görünümünü korumaktadır. Kalenin içinde, büyük bir askeri kışla vardı.

Aziz kalesi yani limanın diğer yanındaki kalenin içinde ise, günümüzde Hırvatistan Cumhuriyetinin önemli kültürel hazineleri korunuyor. Ayrıca: Denizcilik Müzesi ve Akvaryum ile Deniz ve Kıyı Enstitüsü bulunuyor.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa
Deniz Müzesi-Akvaryum:

Kalenin zemin kat, bir ve ikinci katında Deniz Müzesi bulunuyor. Burada: 31 akvaryum tankı içinde, birçok deniz canlısı görülebilir. Akvaryum özellikle çocukların ilgisini çekiyor.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa
Kale Revelin:

Bu kale, surların doğusundadır. Derin bir limanla ayrılmış, köprü ile bağlanmıştır. 1462 yılında, Osmanlı tehlikesinden bir yıl önce inşa edilmiştir. Amacı, Dubrovnik şehrini, Osmanlı saldırılarından korumaktı. Günümüzde görülen kale yapısı ise, 1551 yılı yapımıdır. Şehir girişini korumak için, şehir kapısının tam karşısına yapılmıştır, güçlü bir kaledir.

Kale: 1667 yılındaki depreminden sonra Dubrovnik Cumhuriyetinin idari merkezi haline geldi, katedralin hazinesi burada saklanmaya başlandı. Burası ile ilgili bir söylenti var. Bu kale yapılırken, Dubrovnik şehrine gelen herkesin, bedeni ve fiziksel yeteneklerine uygun bir taş getirmesi isteniyordu. Günümüzde kale içinde çeşitli festivaller düzenleniyor.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa
Lavrijenac kalesi:

Venedik Cumhuriyetine karşı direnişin bir sembolüdür. Şehrin “Cebelitarık” ı olarak bilinir. Şehrin batı tarafında, dış duvarların dışında, deniz seviyesinden 36 metre yükseklikte, kayalıklarda bulunan bir kaledir. Duvarların denize doğru kalınlığı 12 metreyi aşıyor.

Kalenin şehre bakan surlarının kalınlığı ise, sadece 60 cm.dir. Çünkü, kalenin düşman eline geçmesi durumunda, diğer şehir kulelerinden buraya nüfus etmenin daha kolay olması amaçlanmıştır.

Kalenin iki köprüsü ve kapının üzerindeki taşta “Non Bene Pro Toto Libertas Vendıtur Auro” yazısının oyulduğu görülür. (anlamı: Özgürlük dünyadaki herhangi bir hazine gibi satılmamaktadır.) Bu kaleyi ziyaret ederseniz, kalede birçok top göreceksiniz. Ama bunlardan en muhteşemi, 1814 yılına kadar kalenin en yüksek yerinde duran ve Guster denen bir toptur.

1814 yılında, Avusturyalılar bu topu buradan alarak Viyana müzesine götürmek istediler, ancak kalenin iç kapısını kırmalarına rağmen topu dışarıya çıkaramadılar, topu dışarıdan aşağıya indirip tekneyle götürmeye çalışırken, topun denize düşüp kaybolduğu söyleniyor.

SURLARDA BULUNAN KAPILAR:

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

 

Pila (Kazık) Kapı:

Şehrin batı girişindedir. Şehre gelen ziyaretçi ve turist gurupları, bu kapıyı kullanarak şehre girerler. Kapı: 972 ile 1818 yılları arasında burada bulunan, eski bir kalenin üzerinde bulunmaktadır. Çünkü iç ve dış kapı arasında, bu eski kalenin kalıntıları halen görülmektedir. Dış kapı: 1573 yılında bir kemer şeklinde yapılmıştır.

Kemer Gotik tarzdadır. Köprünün kemeri üzerinde, büyük bir Rönesans dönemi nişi içinde “St Blaise” heykeli vardır. Bu aziz: 316 yılı civarında, Anadolu’da Sivas civarında doğmuştur. Dubrovnik şehrinin koruyucu azizidir. Aziz heykeli: 20’nci yüzyılın en iyi Hırvat heykeltıraşlarından Mestroviç tarafından yapılmıştır. Heykelin bulunduğu niş ise, yerel usta Lujova tarafından yapılmıştır. Kapının önündeki taş köprü: 1471 yılında yapılmıştır.

Taş köprünün devamında ise, bir zamanlar belirli saatlerde yükseltilen ve banliyöde yaşayanların ve tüccarların şehre girmesi için sabahın erken saatlerinde indirilen, ahşap hareketli bir köprü vardır. Ahşap köprünün hareketi, zincirler ve karşılıklı tellerle sağlanıyordu. Pilla kapısının iç kapısı ise, şehrin ana surları üzerine inşa edilmiştir. Tehlikeli durumlarda, şehrin kapısı kilitlenir ve anahtarları “Rektör Sarayı” nın mahkeme salonunda tutulurdu.

Ploca Kapısı:

Kara surlarının doğu tarafında, şehre ikinci giriş kapısıdır. Bu kapı: ahşap ve asma bir köprüyle bağımsız Ravelin kalesine bağlanmıştır. Arada, koruyucu bir hendek bulunuyor. Dış kapı 1450 yılında yapılmıştır. İç kapılar ise, 19’ncu yüzyılda, Avusturya işgali sırasında Romaneks tarzda yapılmıştır. Kapı bir zamanlar “Aziz Kapısı” olarak da adlandırılmıştır.

Buza Kapısı:

Delik kapı olarak da bilinir. Kara surlarının kuzey bölümündedir. 1908 yılında burayı işgal eden Avusturya makamları için açılmıştır. Avusturyalı yetkililer, tarihi şehir merkezinde çeşitli tahribatlar yaptıktan sonra, sur duvarlarında, bu beşinci kapıyı açtırırlar. Bu kapının açılma sebebi: Avusturya ordusu subaylarının ihtiyacı için 7 metre yükseklikteki bir savunma duvarının rafının doldurulmasıyla oluşan tenis kortuna geçiş içindir.

Ribarnice kapısı-Balıkçı kapısı:

Eski şehir limanının ana giriş kapısıdır. 19’ncu yüzyılın ikinci yarısına kadar, şehir halkı bu kapıyı kullanarak balıkçılar pazarına geçiyordu. Kapı: 1381-1387 yılları arasında, Gotik tarzda inşa edilmiştir. O zamanlar, şehrin en büyük kapısıydı ve buraya “Büyük kapı” deniyordu. Kapının üstünde, gotik parçalarla dekore edilmiş masif niş içinde, Aziz Vlaha heykeli bulunur.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

GEZİ ROTASI:

Eski şehir bölümünde gün boyunca ve gece cadde ve sokaklarda gezinebilirsiniz. Ancak hemen burada bir not daha iletmek istiyorum, özellikle son zamanlarda Dubrovnik şehrinde yankesicilik aşırı artmıştır. Bu yüzden: şehirde gezerken çanta, cüzdan ve özellikle pasaportlarınıza sahip olmanız önemle önerilir. Yine eski şehirde, şehrin  taş döşeli yollarında yürürken, yerlerin kayganlığını dikkate alarak lastik tabanlı ayakkabı giymeli veya dikkatli yürümelisiniz.

Evet: Eski şehir bölgesine, “Pila Kapı” dan giriyoruz. Sonra karşımıza “Stradun” çıkıyor.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

 

STRADUN (PLACA):

Şehrin en ünlü caddesidir. İki şehir kapısı arasında, doğudan batıya doğru uzanır. Yerli ve yabancı ziyaretçilerin en popüler gezinti yeridir. Şehrin yerlilerinin burası hakkında söyledikleri bir söz var “Eğer şehri hissetmek ve bize sunduklarının çoğunu tecrübe etmek için geçmeniz gereken yerdir.”

Stradun: 10 veya 11’nci yüzyılda, iki orijinal Dubrovnik yerleşimini ayıran deniz kanalı kazılarak yaratıldı. Günümüzde, uzunluğu 298 metredir. Şehrin merkezi caddesidir. Buradaki tarihi kaldırım taşlarının ilk olarak 1468 yılında yerleştirildiği söyleniyor. Ancak 1666 yılındaki depremin ardından, cadde ile ilgili en büyük değişiklik 1667 yılında yapılmıştır.

Bu deprem sonunda,

Şehrin tarihi çekirdeği ve Stradun un çoğu imha oldu ve günümüzde Stradun, çok düzgün Barok tasarına sahiptir. Caddenin bir ucunda “Onofrio Çeşmesi”, diğer ucunda ise “Orlando Sütunu” vardır. Caddenin ara sokaklarına girerseniz, birçok küçük dükkan görebilirsiniz. Ama burada ilginç olan:  dükkanların hiçbirinde tabela bulunmamasıdır.

Tarihi dokuyu bozmamak adına, tabela takmıyorlar ve dükkan isimleri, vitrinlerdeki camlarda yazılıdır. Evet: cadde üzerinde başlıca anıtlar: çeşme, bir manastır, öbür yanında ise Sponza Sarayı ve St Blaise kilisesi, Çan kulesi ve Orlando sütünü bulunuyor.

   

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

Big Onofrio Çeşmesi:

Şehre girer girmez karşımıza çıkan burası: şehirli gençlerin ve turist guruplarının toplanma, buluşma yeridir. Ayrıca, buradaki güvercinlik ve hareketlilik, turistlerin ilgisini çeker. Gezginler, çeşmenin merdivenlerine oturarak yorgunluk giderir, buluşma saatini beklerler.

Gelelim çeşmeyi anlatmaya:

Napolili mimar Onofrio Della Cavi tarafından: 1438-1444 yılları arasında; şehrin su işletmesinin açılışının anısına bir anıt olarak yaptırılmıştır. Çünkü, 1438 yılında, şehrin suyu 12 km uzaklıktaki Dubrovnik nehrinden yine çeşmeyi yapan mimar tarafından buraya getirilmiştir. Başlangıçta iki katlı olan yapı, daha sonra 1666 yılındaki deprem ve 1992 yılındaki iç savaş sırasında hasar görmüş ve onarılarak günümüzdeki görüntüsüne kavuşmuştur.

Çeşmenin 16 bölmesi ve her bölmenin bir rölyefi görülüyor. Çeşmenin şekli, altı köşelidir ve her köşede bir çeşme bulunur. Çeşmenin en üstünde, orijinalinden farklı olarak, açık bir kubbe vardır. Evet buradaki su sistemi ve çeşme, 1448 yılından beri faaldir. Muhteşem güzel ve soğuk suyun mutlaka tadına bakın ve hatta yanınızdaki su şişelerini doldurun.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

St Savior-Firensisken Manastırı:

Manastıra giriş ücretlidir. Ücret: 8 eurodur. Fransiskenler, ilk manastırlarını şehir surlarının dışında yaptılar. Ancak savaş tehlikesi nedeniyle eski manastır binası yıkıldı. Yeni manastır, 1317 yılında Stradun ve Fort Mincet arasındaki alana inşa edildi. Yani: Minceta tepesi, rıhtım ve Pila kapısı arasında bulunan güçlü duvarlarla korunmaktadır.

Dört odalı mekan, yemyeşil Akdeniz bitki örtüsünün sağladığı güzel sundurma ile çevrilidir. Ancak 1666 yılındaki depremde manastır büyük hasar görmüş, yıkılmış ve sonra yeniden yapılmıştır.

İlk manastırdan günümüze ulaşan kalıntılar ise, bir dehliz ve 15’nci yüzyıldan kalma bir havuzdur. Manastırın bulunduğu alanda yani komplekste: kilise, eczane ve zengin bir kütüphane vardır. Evet, Rönesans mimari özelliklerini yansıtan manastır, şehirde en çok ziyaret edilen yerlerin başındadır.

Kilise:

Kilise: son derece cömertçe dekore edilmiştir. Ancak, tüm kompleks, 1667 yılındaki depremde hasar görür. O zamandan kalma “Ana Majak” heykeli ve geç dönem yapısı güney kapı korunmuştur.

Kilise daha sonra restore edilir ve günümüzde eski ihtişamında olmamasına rağmen, yine de şehrin en güzel yapılarından biridir. Kilise içinde özellikle: Celestina Medoviç tarafından yapılan “Altar” ve Ivan Gundulic’in mezarı görülebilir.

Eczane:

Avrupa’nın en eski 3’ncü eczanesidir. Dünya çapında tanınmaktadır. 1317 yılında yapılan eczane, günümüze kadar etkinliğini sürdürmüştür, hala çalışmaktadır. Kuruluş amacı: rahiplerin ihtiyaçlarının karşılanmasıdır, ancak daha sonra halka açılmıştır.

Pratik amaçlar dışında: bu eczanede: tıp ve farmakoloji alanında, çok sayıda reçete ve kitap gibi tarihi belgeler korunarak günümüze ulaşmıştır. O döneme ait orijinal ilaç şişeleri, hala eczanenin vitrinlerinde sergilenmektedir. Burada eski tariflere dayalı el kremleri ve diğer kozmetik ürünleri satın alabilirsiniz.

Kütüphane:

Kütüphane, manastırla birlikte paralel gelişmiştir. Yüzyıllar boyunca, çok değerli koleksiyona ev sahipliği yapmıştır. Ancak, 1666 yılındaki depremde büyük hasar görmüştür. Ancak yeniden yapılanma çalışmalarının devamında, hızla yeni bir koleksiyon oluşturma çalışmaları sürdürülmektedir. Günümüzde burada 70 binden fazla basılı kitap ve çok sayıda el yazması eser bulunduğu söyleniyor. Özellikle: 1500 el yazması yazıtın önemli olduğu belirtiliyor.

Müzik Arşivi:

Manastırda, 10 binden fazla müzik parçası depolanan bir arşiv vardır. Bunlar, 1800’den fazla besteciye aittir.

Manastır Müzesi:

Manastırda zengin bir manastır müzesi vardır. Bu müzede, eczacılık ürünleri ve bir kısmı 14’ncü yüzyıla kadar uzanan çok sayıda kitap ve dergi bulunmaktadır. Özellikle: Floransa ve Siena kökenli, çekici eski eczacı vazoları görülebilir. Ayrıca, 15’nci yüzyıldan kalma yaldızlı bir haç ve gümüş buhurdanlık ilgi çeker.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

Worcester-Dubrovnik Katedrali:

Dubrovnik şehrinin bütün resimlerinde bu katedral yapısı görülür. Eski şehir meydanının güneyinde bulunan bu güzel bina, Dubrovnik tarihine tanıklık etmiştir. 2000 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesine dahil edilerek koruma altına alınmıştır. Günümüzde görülen Barok katedral: 1666 yılındaki büyük depremin ardından 1672-1713 yılları arasında yapılmıştır. Yeni katedralin inşaatında, İtalyan mimar ve sanatçılar görev almıştır.

Ancak

Burada daha önce başka bir dini yapı vardı. 3’ncü Haçlı seferi sırasında buradan geçen İngiliz kral Aslan yürekli Richard: ordusu ile birlikte buradan geçerken fırtınaya yakalanır ve çok zor kurtulur. Bu ölümcül olayı takiben, güvenli bir yerden geçtiği ilk kasabaya büyük bir kilise yaptırmaya söz verir.

Burası Dubrovniktir ve buraya para bağışı yaparak büyük bir kilise yaptırır. Ancak bu kilise, 1667 yılındaki depremde tamamen yıkılır. 1673 yılında ise, Romalı mimar Andrea Buffalini tarafından tasarlanan yeni bir kilise yapılır.

Günümüzde görülen yapı budur. Yapı: Barok tarzdadır. Dışarıdan bir kaleye benzer, ama içi bir sanat müzesi gibidir. Bir mücevher gibi işlenmiş taç kapısı, yapının hazinesidir. 1979 yılındaki depremden sonra yapılan çalışmalarda, katedralin altındaki kanalizasyon kazısı sırasında, yukarıda sözünü ettiğim Romanesk katedral kalıntıları ortaya çıkarılmıştır.

Kazı çalışmaları arttırıldığında ise, daha alttan 6’ncı yüzyıla yani Bizans dönemine kadar tarihlenen başka bir kilisenin varlığı tespit edilmiştir. Buna dayanarak Dubrovnik şehrinin kuruluşu bilinenden daha da eskilere gitmiştir.

Katedral hazinesi:

Katedral hazinesinde: çoğu eski Dubrovnik’li kuyumcuların üstün yetenekle yaptıkları, 11-18’nci yüzyıllar arasında yapılan 161 nesne bulunmaktadır. İlginç olan, hazine, antik çağlardan bu yana, üç anahtarla kilitlenmiş ve anahtarlar: Prens, Piskopos ve Cumhuriyet Sekreterinde bulunmuştur. Yani, Dubrovnik’liler, hazinenin güvenli muhafazasını istemişler, en yüksek fonksiyonlara sahip itibarlı kişiler olmalarına rağmen, anahtar tek kişiye teslim edilmemiştir. Hazine kapısı, üç anahtar aynı anda çevrilerek açılabilirdi.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

   

Aziz Kilisesi Ignatius ve Cizvit Kolleji:

Kilise: ünlü bir Hırvat bilim adamı olan Boskovic sahasında yer almaktadır. Ancak, bu meydan, Roma şehrindeki İspanyol merdivenlerine benzer büyük bir merdivene çıkar. Kilise: St Ignatius Loyala’ya adanmıştır. Kurucusu: Cizvitlerdir. 1699 yılında inşa edilmiş ve 1725 yılında açılmıştır. 1729 yılında Cizvit ressam ve mimarlar tarafından dizayn edilmiştir.

Muhteşem freskler ilgi çeker. Boyama işleri ise, İspanyol kökenli Sicilyalı bir usta Garzia tarafından yapılmıştır. Kilisenin ilginç detaylarından biri: Our Lady of Lourdes’e adanmış olan mağaradır. 1885 yılında inşa edilmiş bu mağara, Avrupa’da ilk kilise cüruf mağaralarından biridir. Bugünkü formu, 1966 yılında almıştır.

Aziz Kilisesi-Dubrovnik Kaplıcaları:

Küçük kardeşlerin Fransisken Manastırı ile Pila kapısı arasındadır. 1520 yılında şehir, büyük bir deprem geçirir ve birçok bina ağır hasar görür, bazı şehir sakinleri ölür. Depremden sonra, Senato üyeleri, St Francis şükran gününde, kilise yapmaya karar verirler.

1528 yılında Rönesans tarzı kilise inşa edilir. Ancak, 139 yıl sonra, 1667 yılında yine büyük bir deprem yaşanır. Tarihi merkezde birçok bina yıkılır. Ancak “Aziz kilisesi” kaplıcaları nedeniyle hasar görmeden kalır. Bunun sebebi olarak düşünülen, yapının 1520 yılındaki depremin ardından yapılması ve daha dayanıklı yapılmasıdır.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

 

Küçük Onorfio çeşmesi:

Büyük çeşme anıtsal olmamasına rağmen, bu çeşme daha uyumludur. Şehrin, tarihi merkezindeki en işlek yerlerden birindedir. Sıcak günlerde, şehri ziyaret eden turistlerin ilgisini çeker. Rönesans çeşmesinde, sekizgen havuz ve havuza su akıtan taraklı yunuslar ve maskotlar vardır.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

   

Sponza Sarayı:

Divona olarak da bilinir. Çan kulesinin batısındadır. Şehrin en güzel sarayıdır. Giriş ücretlidir. Gotik Rönesans stilindeki sarayın inşasına 1516 yılında başlanmış ve 1520 yılında tamamlanmıştır. Ancak, en büyük özelliği, 1666 yılındaki büyük depremde zarar görmemiş olmasıdır. İlk olarak çok amaçlı bir tesis olarak planlanmıştır. Ancak sonraları: sikke ve silah deposu, gümrük ofisi ve depo olarak kullanılmıştır. Daha sonraları ise, çeşitli okullara ev sahipliği yapmıştır.

Binanın çok güzel bir kapısı ve Venedik tarzı pencereleri vardır. Dam kısmında ise: “beyaz bir gülle” görülür. Bunu: Osmanlıya şükran anısı olarak dikmişlerdir. Bu minnetin sebebi: Osmanlının, Ragusa krallığı ile Venedik arasındaki savaşta, Ragusa krallığının yanında yer almasıdır. Günümüzde ise, Dubrovnik Devlet Arşivleri, burada muhafaza edilmektedir.

Arşiv, Avrupa’nın en değerli arşiv koleksiyonlarından biridir. Arşivdeki belgeler: 11’nci yüzyıldan günümüze kadar olan süreçteki birçok belgeyi kapsamaktadır. Evet, en üst kat arşivler için ve alt katlar ise çeşitli sergiler için kullanılır. Şehirde kutlanan “Yaz Festivalleri” burada düzenlenir. Ayrıca yine buranın salonlarında, 1991-1995 yılları arasındaki iç savaş sırasında hayatını kaybeden Dubrovnikli vatandaşların anasına hazırlanan kalıcı bir sergi bulunuyor.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

St Blaise-Little Brothers Kilisesi:

Şehrin koruyucu azizine adanmıştır. Şehrin en sevilen kilisesidir. Kilise: 1705-1717 yılları arasında yapılmıştır. Barok tarzdadır. Kilisenin içinde: şehrin koruyucu azizinin gümüş bir heykeli vardır. Kilisenin güzel görünümlü vitray pencereleri ise 1970 yılında eklenmiştir. Her yıl, 3 Şubat tarihinde düzenlenen “Saint Blaise” günü kutlamaları, buradan başlar.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

Saat ve Çan kulesi-City Bell Tower:

Hemen girişte, Luza meydanındadır. Şehrin her yerinden görülebilir. Dubrovnik çan kulesi, 1463 yılında yapılmıştır. Yüksekliği 31 metredir. Kulenin en üstünde, 4 çan ve bronz heykeller vardır. Bu çanlar: şehir tehlike altında iken haber-alarm verme amaçlı olarak kullanılıyormuş. Ancak çanlar 1952 yılında yenilenmiştir. Çan kulesine: 14’ncü yüzyılda, ünlü bilim adamı Ruder Boskoviç’in önerisiyle bir saat takılmıştır. Sonraki dönemde, depremlerde çan kulesi hasar görür ve 1929 yılında yenilenir.

Eski çan kulesinin orijinal detayları,

İki bronz figür, Sponza Sarayında görülebilir. Çan kulesinde, Venedik ve Bern şehirlerinde olduğu gibi iki mekanik figür vardır, Dubrovnik halkının yüreğinde özel bir yer tutmuş bu figürlere Maro ve Baro takma isimleri verilmiştir. Saat kulesinin üstündeki rakamlar: sol tarafta roma rakamları, sağ tarafta ise Arap rakamları vardır.

İlginç olan: soldaki roma rakamı olan saat 4 gösterirken, sağdaki Arap rakamlarıyla gösterilen saat 50 rakamını gösterir ve dolayısıyla o anda saat 4.50 dir ve her iki saat bu anlık saati birlikte gösterirler. Yani, aslında bu saatler bir digital saat gibi çalışırlar. Saat kulesinin çanları, her saat başını 3 dakika geçe çalıyor. Çünkü insanların sadece 3 dakikalık gecikme hakları olduğuna inanılıyor. Saat kulesinin dibindeki kemerli kapıdan yürümeye devam ederseniz, şehrin limanına ulaşırsınız.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

 

Orlando Sütünü:

Loggia meydanında, çan kulesinin önündedir. Dubrovnik şehrinin özgürlük ve bağımsızlığını simgeler. Şehrin favori anıtlarının başında gelir. Şehir yerlileri ve turistlerin buluşma yeridir. Orlando: özgürlükleri temsil eden bir şövalyedir. Efsanevi bir isim ve kişiliktir. Karel Velik’in ordusunun şövalyesi, Roland tasvir edilmiştir.

Bu konuda anlatılan bir öyküye göre:

Korsanlar, 8’nci yüzyılın sonunda Dubrovnik şehrine saldırırlar ve şehir, Roland tarafından savunulur. Burada bulunan heykel: 1418 yılında, Antun Dubrovcanin tarafından yapılmış olup, sadece özgürlüğü temsil etmesi yanında, tarihi süreç içinde, aynı zamanda, Hırvatlar için, bir ölçü birimi olarak kullanılmıştır.

Yine bir hikayeye göre: “Dubrovnik dirseği” denen uzunluk ölçüsü birimi (51.2 cm) Orland heykelinin ön koluna ve heykelinin ayak uzunluğuna göre belirleniyormuş. Günümüzde kullanılmıyor. Heykelin önünde bir arma var. Bu arma: şehrin bir serbest ticaret şehri olmasının armasıdır.

Şehrin yüzyıllar boyunca gördüğü işgaller sırasında, şehir halkının psikolojisi için büyük önem taşımıştır. Çünkü burada mitingler düzenlenmiş ve kamu adına verilen cezalar uygulanmıştır. Devletin duyuruları da, bu sütunun üzerinde yapılmıştır. Önemli törenler, günümüzde de burada düzenleniyor. Şehirde yapılan yaz festivalleri, 1950 yılından bu yana, buraya çekilen bir bayrak ile açılır.

Bu anıtın hemen önünden, arkadaki bir binanın çatısına dikkatle bakın, çatıda bir işaret göreceksiniz. Bir “Osmanlı kavuğu” dur. Bunun anlamı: buranın hamisinin Osmanlı olduğudur. Yani: Osmanlı, şehre düşmanlık yapanların, Osmanlıya da düşmanlık yapmış sayılacağını şekille ifade etmiştir. Şehrin, Osmanlı korumasında bulunduğunu belirtmiştir.

Dvorom-Rektörler Sarayı:

Temelde: Onofrio çeşmesini yapan Onofrio Della Kava tarafından tasarlanmıştır. Gotik Rönesans yapısıdır. Sponzo Sarayından farklı olarak, geç Gotik ve Rönesans ile birlikte, Barok unsurlar da dikkat çeker. Çalkantılı bir geçmişi bulunmaktadır. Orijinal binasının büyük kısmı: 1435 yılında, bir barut patlaması sonucu tamamen yıkılmıştır. 1463 yılında ise, ikinci bir patlama sonucu, yapı, tamamen tahrip olmuştur. 1667 yılında ise, deprem, yapının tümüyle hasara uğramasına sebep olmuştur.

Daha sonra yapılan restorasyonlar sonucu, saray günümüzdeki görüntüsüne kavuşmuştur. Sarayın tasviri, Hırvatistan para birimi olan “Kuna” nın 50’lik banknotunun bir yüzünde görülür. İnce oymalı cephesi ve süslü merdivenleri görülmeye değerdir. Yapıya: güzel bir avludan giriliyor ve avluda bir zamanlar, şehirdeki yoksullar için büyük para yardımı yapan, zengin gemici Miha Pracata’nın büstü görülüyor.

Alt katlarda ise

Siyasi mahkumlar için yapılmış koğuşlar vardır. Merdivenlerden yukarı çıkıldığında ise, çeşitli eserlerin sergilendiği bir müze vardır. Binanın mimarisi sık sık değişmesine rağmen, işlevi yüzyıllar boyunca aynı veya benzer şekilde sürmüştür. Bir zamanlar, bu sarayda şehri yöneten kişi otururmuş. Yani, burası Dubrovnik Cumhuriyetinin ana idari merkezi olmuştur. Buradaki yöneticiler, belli süreler için seçilir ve burada ikamet ederlermiş. Küçük konsey ve Senato burada görev yapmıştır. Bu durum yani Sarayın kamusal işlevi, Sarayın kapısında yazılı şu yazıdan anlaşılmaktadır.

“OBLIT PRİVATORUM-KAMU CURATE” Yani: Dubrovnik şehrinin Ortaçağdan bu yana, ilim ve bilim ile ticaretteki başarısının ana sebebi, bunları birleştirmiş olmasıdır. Günümüzde müze olarak kullanılmaktadır. Sarayın atriumunda ilginç bir anıt vardır. Mihu Pracat isimli bu anıt, sıradan bir vatandaş tarafından yaptırılan ve kamu alanına konulan bir anıt olarak dikkat çeker. Bu anıt, denizci ve hayırsever bir vatandaş tarafından yaptırılmıştır.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

 

Dubrovnik Şehir Limanı:

Surların doğu kesiminin dibinde, eski şehir limanı vardır. Liman 15-16’ncı yüzyıl yapısıdır. Dalgakıran bölümü: gerek düşman gemileri ve gerekse şehri dalgalardan korumak için yapılmıştır. Bugün, bu dalgakıran, 500 yıldan uzun süredir bu işlevlerini yerine getirmeye devam etmektedir. 1327 yılında, limanın batı girişinde 51 metre uzunluğunda iskele yapılmıştır.

1873 yılında ise, sağ duvar inşa edilmiştir. Ravelin ve St Ivan kaleleri, limanı korumak ve deniz trafiğini gözetlemek için yapılmıştır. Şehir limanının doğu kısmında, başka ilginç bir yer var. “Lazareti” olarak bilinen bu mekan, eskiden karantina olarak kullanılmış, günümüzde ise müzikal performanslar düzenlenen bir yer olarak kullanılmaktadır.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

Lazareti:

Gelişmiş ticaret ile şehirler arasında veba ve benzeri salgın hastalıklar yapılmıştır. Bunu önlemek için basit çözüm bulunmuştur. Başka bölgelerden buraya gelenler için, 30 gün hatta daha sonraları 40 gün karantina uygulanmış ve insanlar bu karantina yerlerinde kalmak zorunda bırakılmıştır. Karantina uygulaması esasları: Dubrovnik Cumhuriyeti Büyük Konseyi tarafından, 1377 yılında yayınlanan “Liber viridis” yani “Yeşil Kitap” ile yayınlanmıştır.

Ardından, birkaç karantina yani Lazareti binası inşa edilmiştir. Günümüzde Ploce denen yerdeki bina, bunların en ünlüsüdür ve bu Lazaretiler, 1590 dan 1642 yılına kadar kullanılmıştır. Lazareti: 5 iç avlu ve 10 odadan oluşur. Büyük ve etkileyici bir komplekstir. Günümüzde bu yapı, çeşitli müzik performansları ve eğlenceler için Lazareti Kulübü olarak hizmet vermektedir.

ŞEHİR ÇEVRESİNDE GEZİLECEK YERLER:

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

DUBROVNİK PLAJLARI:

Burada öncelikle bilmeniz gereken husus şudur: deniz tabanı ve kıyı çakıllıdır. Denizin içindeki ve kıyıdaki taşlar, ayak kesecek ölçüde rahatsızlık vericidir. Zaten şehir içinde doğru dürüst kumsal yok, hep taşlı sahiller veya sahil olmadan doğruca denize inen iskeleler var. Deniz suyu ise oldukça temizdir. Ayrıca, deniz suyu çok sıcaktır.

Zaten öncelikle bu özelliği tercih ediliyor. Ayrıca, yosun sevmeyenler de denize girmesin, çünkü deniz yosunlu, ayaklarınız için deniz ayakkabısı kullanmanız önerilir. Ayrıca: şnolker kullanmanız da önerilir, çünkü deniz çok berrak ve denizin dibi izlenebiliyor.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

 

Banje plajı:

Bu plaj: Dubrovnik şehrinin banliyösü olan Ploce doğru, Ploce Gate denen kapıdan çıktıktan sonra yaklaşık 100 metre ileridedir. Şehrin halk plajı olarak bilinir. Çakıl taşlı ve kumlu bir plajdır. Her zaman canlıdır. Şehir içinde, sıcak günlerde serinlemek isteyenler tarafından yoğun tercih edilir. Manzarası muhteşem güzeldir. Plajda “East-West Beach Club” çok meşhurdur.

Lapad Plajları:

Şehir merkezine 3.5 km uzaklıktaki burada birkaç güzel plaj vardır. Bu plajlar, şehrin dış surlarını tutan yarımadadaki bir koyda Sumratin (Uvala Lapad) körfezindedir. Lapad körfezi, sıcak yaz günlerinde, uzun bir bulvara sahiptir. Bu bulvarın sonunda ise plajlar vardır. Sahildeki ilk plaja: Uvala Lapad veya Uvala denir.

Burası kumlu bir plajdır. Sadece oturmak ve manzaranın tadını çıkarmak isteyenler için, plaj restoranı ve kahve barları vardır. Sonraki sahil, Adriyatik sahilidir. Plaj kum ve çakıl taşı sevmeyenler için uygundur, çünkü betondan yapılmıştır. Romantik ve küçük bir plajdır. Beach Vis: Adriyatik sahilinin hemen yanındaki plajdır. Çakıl taşlıdır. Vis plajının yanında: Splendid plajı vardır. Burası, çok küçük ve çekici, çakıl taşlı bir plajdır. Ayrıca: kayalık ve çakıllı bir kısmı daha vardır.

Copacabana plajı:

Şehrin Babin Kuk denen bir bölümünde, Lapad yarımadasında bulunan güzel bir plajdır. Hotel Minceta ya çok yakındır. Muhteşem Dubrovnik köprüsü, Elaphite adalarının bir parçası olan Daksa adası manzarasına sahiptir. Sahil çakıl taşı ve betondur. Buraya yolu düşenlere kano kiralamalarını öneririm.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

MOUNT SRD:

412 metre yükseklikteki bu tepenin üstünde bir haç bulunuyor. Dolambaçlı yollardan yürüyerek buraya çıkmak mümkündür ve yaklaşık 90 dakikalık bir yürüyüş yapmak gerekiyor. Ancak, yol oldukça kayalıktır ve spor ayakkabısı ile çıkılabilir. Yürüyerek çıkması düşünmez iseniz, buraya teleferikle çıkabilirsiniz.

Tepenin üstünde bir de müze vardır. Müzede: iç savaş sırasında, Hırvat kurtuluş savaşçılarının silahları, görüntüleri ve şehir haritaları sergileniyor. Tepedeki haç, Başpiskopos District tarafından hediye edilmiştir. Bu tepeden, şehrin muhteşem güzel panaromik manzarası izleniyor.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

DUBROVNİK CABLE CAR-TELEFERİK:

1969 yılında hizmete giren orijinal teleferik, 1991 yılındaki iç savaş sırasında bombalanarak imha edilmiştir. Günümüzde kullanılan teleferik ise, 2010 yılında hizmete girmiştir. Biniş ücreti 20 eurodur. Ancak, teleferiğe binmek isteyenler, uzun sıraları beklemek zorunda kalıyorlar.

Teleferik yaklaşık 3.5 dakikada yukarı çıkıyor ve yine 3.5 dakikada aşağıya iniyor. Teleferik hat uzunluğu 778 metredir. İki kabinde 30 yolcu alır. Üst istasyonda panaromik manzara görülebilir. Ayrıca, hediyelik eşya satılan dükkanlar ve restoranlar bulunuyor.

Ayrıca 120 seyirci kapasiteli bir amfi tiyatro vardır. Evet, teleferikle, özellikle Old Town üzerinde, muhteşem bir yolculuk yapılıyor. Ancak teleferik biniş noktası bulmak hayli zor oluyor. Şöyle ki: Zagrebacka sokağı bulun ve oradan itfaiyeye doğru tırmanarak yürüyün ve itfaiyeye varınca, Petra Kresimira sokaktan sağa dönün ve düz yukarı devam ettiğinizde, birkaç dakika sonra, sağ yanda teleferik istasyonunu göreceksiniz. Unutmayın, Dubrovnik şehrinin meşhur bütün fotoğrafları bu teleferik seyahatinde çekilmektedir.

Hırvatistan Dubrovnik Ragusa

ARBORETUM TRSTENO:

Burası şehrin en eski ve ilgi çeken bahçesidir. Burada: Akdeniz bölgesi bitkileri ve ayrıca bazı  egzotik bitkiler toplanmıştır. Bahçe ilk olarak 1498 yılında kurulmuştur. Bu yüzden, bahçe mimarisi bir anıt gibi korunuyor. Toplam kapladığı alan 28 d önümdür. Park içinde: çok sayıda ağaç türü görülüyor.

Bunlar arasında öne çıkanlar: okaliptüs, defne, kaktüs ve diğer bazı tür egzotik ağaçlardır. Ayrıca, denizciler tarafından şehir dışından getirilen bitkiler de bulunuyor. Burada bir de havuz vardır. 1736 yılında yapılan havuz; tanrı Neptün adına ithaf edilmiştir.

ADALAR:

Dubrovnik şehrinde, adalara gitmek isterseniz tekne kiralamanız gerekir. Tekne kiralamak için mutlaka pazarlık yapmanız önerilir. 50 Euro’dan başlayan fiyatlar, 35-40 Euro’ya kadar inebiliyor. Tur organizatörleri ise, böyle bir tekne gezisi için, 60 Euro ekstra ücreti istiyorlar. Old Town limanında bulunan teknelerle adalara gitmek mümkündür.

Ancak, bu deniz yolculuğu sırasında, yani şehir merkeziyle adalar arasındaki tekne yolculuğunda, zaman zaman muhteşem büyük dalgalarla karşılaşabilirsiniz. Yani bu konuda korkusu olanların, bu yolculuğu yapmaması uygundur.

Veya büyük tekneler seçilerek, dalgalardan daha az etkilenmek mümkün olabilir. Son bir not: tekne kiralarken, adalarda birkaç saat kalınacağı konusunda anlaşılmasına rağmen genellikle her adada en fazla 1 saat kalınmaktadır.

Elaphiti Adaları:

Şehrin güneyinde, Adriyatik kıyılarındaki adalar içinde, özellikle: Korluca, Peljesac ve Mljet adaları güzeldir.

Lokrum Adası:

“3 adalar” ın bir adasıdır. Şehir merkezindeki limana en yakın adadır ve yolculuk yaklaşık 15 dakika sürer. Feribot ile ulaşılıyor. Dubrovnik koyundaki bu ada: 72 hektarlık ormanlık alandan oluşmaktadır. Bu ada hakkında bir efsane anlatılmaktadır:

“Haçlı ordusu komutanı İngiliz Aslan Yürekli Richard, 1192 yılında bu adaya geldiğinde, burada bir kale, botanik bahçesi, manastır yaptırır” Bu manastır günümüzde de görülebiliyor. Ayrıca, limandan 10 dakikalık bir yürüyüşle ulaşılabilen, bir de doğa parkı bulunuyor. Bu park içinde bir göl vardır.

Lopud Adası:

“3 adalar” ın sonuncusudur. Burada: suni bir kumsal bulunuyor. Yani, doğal sahil yoktur. Ayrıca, bu suni kumsal aşırı kalabalık oluyor. Bazen rüzgar ters yönde estiğinde ortaya çıkan dalgalar nedeniyle, sahilde deniz çok kirli oluyor. Denize genellikle kayalıklardan giriliyor.

Belediye buraya merdivenler yapmış ve kayalar üzerinden, merdivenlerle inilerek denize giriliyor. Ama bu arada, kıyıda çok miktarda denizkestanesi olduğunu unutmayın. Ancak, denize girip, biraz açıldığınızda, denizin tüm güzelliklerini hissedebiliyorsunuz, tamamen berrak ve muhteşem bir deniz.

Adaya çıkıp, golf arabası benzeri araçlarda, 20 kuna karşılığında gezi yapılabiliyor. Ancak bu gezi yaklaşık 100 metre sürüyor, çünkü ada oldukça küçüktür.