Adana Aladağ

Adana Aladağ

 

Adana’nın Toros Dağları üzerinde bulunan İlçesidir. Adana’da “Aladağ’dan serin” diye bir söz vardır. Bu söz “vurdum duymaz insanlar” için söylenir. Ancak gerçekte, Adana ve yöresinin aşırı sıcak dönemlerinde Aladağ oldukça serindir. Hatta Aladağ ilçesinin girişindeki tabelada “Serin olun Aladağ’dasınız” yazar. Evet, Aladağ ilçesinin serin olmasının sebebi, sırtını dayadığı Aladağlardan gelir. Aynı zamanda, ilçe sınırlarından geçen Zamantı ırmağı da bu serinliğe katkı sağlar. 

Buranın turistik anlamda önemi, son yıllarda tespit edilen, Akören Kasabasındaki ören yeridir. Dört kilisenin bulunduğu bu bölgenin, antik dönemlerde, önemli bir yerleşim yeri olduğu ortaya çıkıyor. Özellikle: dinsel özelliklerin öne çıktığı düşünülüyor. İlginizi çekerse, gezilebilecek kalıntılar var.

Adana Aladağ

ULAŞIM

Adana’ya 105 km. uzaklıktadır. Bu uzaklık, binek araçlarla 90 dakika sürer. Ancak elbette kış şartlarında ulaşım biraz sıkıntı yaratıyor. Aladağ ilçesine en yakın ilçe İmamoğlu ise 60 km uzaklıktadır. Adana’ya ulaşım, bu ilçe üzerinden yapılıyor. 

Adana Aladağ

TARİHİ

Eski adı “Karsantı” dır. Ortaçağ’da Haçlı seferleri sırasında, bölgenin stratejik merkezi Barcıbert (Meydan kalesi) dir. Burada, Kilikya Ermeni krallığının askeri üssü bulunuyordu. Adana’dan Kayseri’ye giden kervan yolu Karsantı güzergahından geçerdi ve Aladağ bu noktada önemli bir geçit merkeziydi.

Bölge MS 12’nci yüzyılda Anadolu’ya gelen Türkmenlerin yurdu olmuştur. Oğuz boyuna ait “Üçoklar” ve Türkmen Beylerinden “Karaisa” bölgeye gelerek burayı yurt edinmiştir.

Selçuklu arşivlerinde, Anadolu’ya gelen bir kısım Türkmen aşiretinin, muhtemelen Aladağlar çevresine yerleştikleri bilinmektedir.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde

1572 yılında Osmanlı katipleri bölgeye gelerek yerleşik köylüler ve göçebelerin isimlerini defterlere kaydettiler. Bu kayıtlara göre, bölgenin en önemli idare merkezi “Meydan Mezrası” dır.

Diğer bir adı “Parsbit Kalesi” dir. 1808 yılında Menemenci Aşireti, Meydan kalesi eteklerinde, Karsantıoğulları aşiretiyle kanlı bir çatışmaya tutuşur. Karsantıoğulları yenilir ve bölge Karaisalı’nın idari alanı içinde kalır.

1860 yılında Adana valisi Halil Paşa, Karsantı’ya yaylaya çıkan Karahacılı aşiretini Sarıçam bölgesinde iskan ettirir. Yine aynı dönemde Aladağ yaylalarında yaylayan Yörükler, Çukurova’nın muhtelif yerlerine yerleşirler.

1865 yılında Osmanlı Reform Ordusu, Çukurova’ya gelir. Karsantı oğulları da sürgüne gönderilir ve göçebeler bu topraklara zorla yerleştirilir.

19’ncu yüzyıl sonunda ise, Aladağlar ve Karsantı yöresi, aynı zamanda, iç çatışmalar sonucu bulunduğu toprakları terk eden aşiret ve ailelerin sığınma yeri olur.

30 Mart 1920 tarihinde, Milli kuvvetler müfrezesi, Karsantı’ya gelir ve düşman askerlerini bölgeden atarlar. Sinan Tekelioğlu ve Türk birliklerinin Karsantı’ya girmesiyle, yöre halkı, Sinanpaşa’ya ve askerlere oldukça büyük sevgi gösterir. Fransızlar, Kilikya bölgesine kaçarlar. Karsantı yöresinde, Mansurlu kariyesinde Türkler ve Karaköy karinesinde ise Rumlar yaşardı. Türkler ve Rumlar, uzun yıllar dostane ilişkiler içinde yaşarlar. Rumlar demircilik ve el sanatları, Türkler ise hayvancılıkla uğraşırlardı.

Kurtuluş savaşının kazanılmasından sonra

Yunanistan ile yapılan nüfus mübadelesi gereği, ilçede yaşayan Rumlar 1924 yılında Yunanistan’ın Selanik şehri yakınlarındaki Derya Piladi kentine yerleştirilir.

1973 yılında Belediye teşkilatı kurulmuş, öncesinde Karaköy ismiyle Karaisalı ilçesine bağlıdır. 1987 tarihinde ilçenin ismi “Aladağ” olmuştur.

Aladağ tarihi denince, son bir not: 29.10.2016 tarihinde burada bulunan bir ortaokul düzeyindeki kız öğrenci yurdunda çıkan yangında, alevlerden kaçmak isteyen 12 kış öğrenci hayatını kaybetti, 22 öğrenci ise yaralı kurtuldu.

Adana Aladağ

GENEL

Aladağ, Yaşar Kemal’in başyapıtı “İnce Mehmet” in kol gezdiği topraklardır. Rakımı 1023 metredir. En düşük rakımı Çatalan barajında 130 metredir. En yüksek rakım ise, 3688 metre ile Demirkazık dağındadır. İlçe topraklarının % 97’si ormanlıktır. Bu ormanlık alanlarda 1108 bitki türü tespit edilmiş olup, bunlardan 26 tanesi sadece Aladağ yöresinde yetişir.

NE YENİR

Buralara yolunuz düşerse “kedi sıkması” yani ovalamaç denen yemeği mutlaka tatmalısınız. Saç ekmeği, beyaz peynir, soğan, domates, maydanoz ve biber kullanılarak yapılıyor. Kahvaltıda mutlaka bunu tadın. Bir de ince bulgurla yapılan “analı-kızlı” evet burada mutlaka tatmanızı önereceğim yöresel lezzetlerin başında bunlar geliyor.

ALADAĞ MESLEK YÜKSEK OKULU

Çukurova Üniversitesine bağlıdır. Üniversite yerleşkesine 100 km uzaklıktadır. Okul bünyesinde ormancılık bölümü ve madencilik ve maden çıkarma bölümü vardır.

Adana Aladağ

 

GEZİLECEK YERLER

Seyhan nehri üzerinde, Aladağ ve İmamoğlu ilçeleri arasında sınırı oluşturan “Boztahta köprüsü” nü geçerken yeşil ormanlar hemen dikkati çeker. Köprüyü geçince sol yana dönerseniz: Boztahta, Yüksek ören ve Topallı köylerini görürsünüz, ayrıca yeşil ormanlar içinde Çatalan baraj gölü manzarasını da izleyebilirsiniz. Eğer sağ yana dönerseniz: yeşil ormanlar ve simit şelalesi görülür. Karasu çayı üzerinde bulunan su değirmenlerini görebilirsiniz.

AKÖREN BELDESİ

Seyhan havzasında bulunan ve günümüzde Aladağ ilçesi sınırları içinde kalan Akören, Aladağ ilçe merkezine 15 km uzaklıktadır.

Önce buraya neden Akören isminin verildiğine bakalım, 1375 yılında Ermeni krallığı bitince, bir dönem kapandı. Ramazanoğulları ve Osmanlı döneminde, bu tür tarihi yerler “Asarı atika” yani “Eski eser” denilerek kendi haline bırakılmıştır. Türkler, bölgedeki ikamet yerlerini ele geçirdiklerinde, buralara terk edilmiş ve yıkılmış şehir anlamında “Akören” ismini verirler. “Ak” büyük ve “Ören” ise harabe şehir anlamına gelir.

Akören, günümüzden 1500 yıl önce yapılmış muhteşem bir antik kenttir. Burası bir Roma köyüdür.

Burada günümüzde görülen yapılar Bizans döneminde yapılmış, Ermeniler tarafından da kullanılmıştır. Burada bulunan kiliselerin, 1198 yılında inşa edilen Agner manastırının bir parçası olarak kullanıldığı düşünülüyor. Akören beldesine en yakın köyün ismi Eğner köyüdür.

Akören beldesinin içinden geçerek, yaklaşık 1.5-2 km ilerideki ören yerine ulaşılır. Yani, ören yerine kadar araçla gitmek mümkün değil, biraz yürümek ve hatta tırmanmak gerekiyor. Ama, kalıntılar o kadar sağlam olarak günümüze gelmiş ki, inanın yorgunluğunuza değecektir.

Akören beldesi

Akören-1 (Gövören) ve Akören-2 diye adlandırılan iki yerleşimden oluşmaktadır. 1994 yılında burada bulunan iki yazıt incelenmiştir.

Yazıtlardan biri kuzeydeki kilisenin güneydoğu köşesinde olan bir blok üzerinde görülen yazıttır. Adağın hangi tanrıya yapıldığı, yazıtın ilk satırının kısmen tahrip olması nedeniyle anlaşılamamıştır.

Adağı yapanların büyük bir kısmının Kilikya Bölgesinde çok sık rastlanılan yerli halk isimleri olan Tarkondimotos ve Pilava gibi adlar taşıdıklarını ve bazılarının kendilerini Anarbasi yani Anazarboslu olarak tanımladıkları görülür.

Yazıtın birinci satırında verilen 101 yıl sayısı, MÖ 19 yılında başladığı bilinen Anazarbos takvimine göre MS 82 yılına tarihlenmektedir. Bu aynı zamanda Akören’de bugüne kadar bulunan 14 yazıt içinde en erkene tarihlenendir. Böylece bu yerleşme yerinin en azından MS 1 yüzyılın son çeyreğinden itibaren iskan edildiğini gösterir.

Akören’de bulunan ikinci yazıt bir mezar evinin batıya bakan girişi üzerindeki mezar yazıtıdır. Böylece Anazarbos’un kuzeybatı sınırının buraya kadar geldiği görülür. Akören’de 1996 yılında incelenen 2 yeni yazıt ile birlikte burada bulunan toplam yazıt sayısı 24 olmuştur.

Adana Aladağ Gövören

           

Gövören (Akören-1)

Bu kısım, köyün 1-2 km kadar üst tarafında, güney batı yamacındadır. Bulgulara göre, burada Bizans döneminde inşa edilen 30-40 kadar taş ev bulunmaktadır.  

Ayrıca, köy merkezinde bir kilise bulunuyor. Kilisenin kim tarafından ve hangi tarihte yapıldığı bilinmiyor. Ancak Bizans döneminde kilisenin tamir yani restore edildiği biliniyor. Yani, yapının Bizans dönemi eseri olduğu hemen dikkati çekiyor. Ancak daha sonra Ermeniler tarafından kullanılan yapı, Agner manastırı olarak isimlendiriliyor ve ismini yakınındaki Egner köyüne vermiştir.

Dimdik ayakta duran duvarlara ve giriş kapısı ile muhteşem bir dini yapıdır. Aslında, söylenenlere göre, kilisenin tavan kısmı da, 1950-60’lı yıllara kadar sağlammış, ancak kaçak defineciler tarafından tahrip edilmiş.

Dar sokak aralarında, birbirine bitişik evlerin arasındaki bu kilise, üç kubbelidir.

Kilisenin uzunluğu 18 metre ve eni 14 metredir. Yapı, iri kesme taş blokları birbiri üstüne oturtarak ve horasan harcı desteğiyle yapılmıştır. İç salon kısmında, 500 kişinin aynı anda ibadet edebileceği değerlendirilmiştir.

Kilisenin güney kapısının üstünde kalker taşından yapılmış bir konsol var, bunun üstünde “572” tarihi yazılıdır. Kilisenin giriş kapısının yanında, iki tane taş sütun var, sağ yandaki taş sütun üzerinde haç simgesine benzer bir görüntü ve iç kısmında Latince yazılar var. Sol yandaki taş sütunun üzerinde ise, yine haç ve çevresini süsleyen geometrik çizgiler görülüyor.

Evet, kilisenin ana kapısına yaklaştığınızda, sol yanda üzerinde Latince yazılar olan bir pencere göreceksiniz. Ancak kilisenin iç kısmı tam bir harabe, çevre duvarları oldukça sağlam olmasına rağmen doğu kısmındaki apsis bölümünde belirgin çatlaklar var.

Burada günlük yaşama ait çeşitli taşlar ve yağ yapımında kullanılan bir taş ilgi çekmektedir.  

Adana Aladağ Akören-2

Akören-2

Burası “Kayabaşı” olarak isimlendiriliyor. Bu bölümde de yan yana sıralanmış 50 kadar ev olduğu görülüyor. Güney batısında ise, kiliseye ait bir haç bulunuyor. Ayrıca birçok yazıt var, bunların bir tanesinde “MS 525” yazılıdır. Kuzey kısımda ise, ikinci bir kilise var.

Ancak bu kilisenin yapılış tarzı, diğer kiliseden farklıdır. Yani bu bölünde iki tane kilise mevcuttur. Kilisenin batısındaki duvarın önünde, haç ve dekoratif motiflerle süslenmiş iki tane kesme taş, dikili taş vardır. Ayrıca Bizans döneminden kalma, büyük ve ihtişamlı bir mezarlık bulunuyor. Bu mezar odası kalker taşından yapılmıştır.

Adana Aladağ Kral Mezarları

 

Kral Mezarı

Beldenin kuzey doğusunda, tepenin bitimine yakın bir yerde kral mezarı özellikleri gösteren bir yapı bulunuyor. Giriş kapısının üzerindeki kitabede Latince yazılar var. Oldukça sağlam durumdaki kral mezarının giriş yerindeki kitabede yazılanlar okunmadığından daha doğrusu çözümlenemediğinden, burada yatan kralın ismi, kimliği bilinmiyor. Mezarlıktaki ve kilise duvarlarındaki yazıtlarda, MS 525 tarihi görülür, mezar odaları görülmelidir.

 

Eğner Köyü

Roma dönemi yerleşim merkezidir. Su kaynaklarının bolluğu ve Seyhan Havzasındaki yolların kavşağı olması sebebiyle, oldukça rağbet görmüş bir yerleşimdir. 1988 tarihinde, Eğner köyü merkez mahallesinde, büyük bölümü toprak altında olan bir Roma hamamı tespit edilmiştir.

Yine köyün çakırlar mahallesinin kuzeyinde Burgaçbükü mevkiinde, Eğner-Akören sınır köprüsü kalıntıları bulunmuştur. Köprünün kemer kısmı kısmen yıkıktır. Ancak ayakları ve doğusundaki taş döşeli yolu sağlamdır. Eğner’de bunlardan başka Ortaçağa tarihlenen bir köprü ve su kemerleri de tespit edilmiştir.

 

İŞA KALESİ-EĞNİ GÖZÜ

Eğni deresini oluşturan Eğni kaynakları üzerindedir. Yani, buraya araçla ulaşmak mümkün değil, aracınızı bırakıp orman içinde bir süre yürümeniz gerekiyor.

Kalenin dış surlarının bir kısmı yıkılmış, dış cephesi dörtgen taşlarla kaplanmış, duvarların yapımında ise yontulmuş taşlar kullanılmıştır. Kalenin doğu tarafı, tamamıyla uçurum olup, yerden yüksekliği yaklaşık 110 metredir.

Bu kalenin karşısındaki taşlık tepe, köylü tarafından İslam kalesi olarak nitelendirilir. Kuzey tarafında Karanfil dağı, güneyinde ise Eğni gözü yaylası vardır. Söylentilere göre: İşa Kalesi ve Tamrut (Alişe kale) birbirine bağlantılıymış. Savaş ve olağanüstü durumlarda buradaki nöbetçi askerler ateş yakarak birbirleriyle haberleşiyorlarmış. 

 

BÜYÜK SOFULUK KÖYÜ

Köyün tarihi Roma dönemine kadar uzanıyor ve Roma döneminde köyün ismi Midillidir. Nüfusunun 60-70 bin civarında olduğu tahmin ediliyor. Türkler Anadolu’ya geldikten sonra, şehrin ismi bir dönem “Çeceli” olarak anılmıştır.

Köyde yaşam belirtilerinin tekrar oluşması, uzun yıllar önce Adana ilinin Sofular beldesinden birkaç sülalenin buraya gelip yerleşmesiyle olur. İsmini “Büyük Sofulu” koyarlar. Köye bu ismi kimin ve neden verdiği bilinmiyor. Köyde günümüzde 400-500 kişi yaşıyor.

Adana Aladağ Uzunkuyu-Kayabaşı

 

UZUNKUYU-KAYABAŞI

Kayabaşı, nüfus kaybı nedeniyle, Uzunkuyu köyüne bağlı bir sokağa dönüşmüştür. Yani Uzunkuyu köyü, iki parçadan oluşmaktadır. Uzunkuyu ismi, köyün meydanında bulunan tarihi kuyudan almıştır.

Tarihi siteleri, kiliseleri ve mezarları ile ünlüdür. Burada özellikle bir kilise tarihi açıdan önem kazanıyor.

Kayalık bir platform üzerine inşa edilmiş kilisenin taşları, kesme taş olup blok halinde kullanılmıştır. Bindirme tekniğiyle yapılmıştır. Ancak zaman içinde yapılan restorasyonlarda değişik taş ve örgü stilleri kullanılmıştır. Kilisenin apsisi (kilisenin en kutsal bölümü, adak odası da buradadır) tamamen yıkılmıştır.

Ancak güney duvarı ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Tüm duvarlar pencere hizasına kadar sağlamdır. Bazı taşlarda geometrik şekiller ve bitki şekilleri olan süslemeler ve haç motifleri görülür. Yapının ana dokusunda kullanılan düzgün taşlar, halen binanın dibinde dağınık biçimde durmaktadır.

Evet, Kayabaşı bölümünün tarihi oldukça eskilere gitmektedir, hatta burada bir yeraltı şehir kalıntıları da bulunmaktadır. Söylenenlere göre, eski dönemlerde buralarda yaşayan kavimlerin banka ve darphane gibi yerleri, burada bulunuyormuş.

Adana Aladağ Yeniköy/Mazılık köyü Harabeleri

YENİKÖY/MAZILIK KÖYÜ HARABELERİ

Akören kasabasının kuzeyinde yükselen Mazılık dağının eteğinde kurulmuş Mazılık köyü: Kozan ilçesine 32 km, Aladağ ilçe merkezine 8 km uzaklıktadır. Rakım 750 metredir. Köy, 1928 yılından beri aynı ismi taşımaktadır.

Mezarları, kilise kalıntıları taş işçiliği, revaklar ve avluları, su sarnıçları, taştan su kuyuları hemen dikkat çeker. Köyün içme suyu, günümüzde köyün içinde bulunan tarihi kuyulardan elde edilmektedir. Ancak bu kuyuların suyu, yazın biter ve Belediye araçlarıyla kuyulara su takviyesi yapılır.

Özellikle köyün güneybatısında, 1 km uzaklıkta, 6’ncı yüzyıla ait büyük bir kilise ve su sarnıcı kalıntısı vardır.

Kilisenin 3 tane, aynı büyüklükte penceresi bulunur. Kilisenin kubbeleri, dıştan bakıldığında üçgen biçimde şekillendirilmiştir. İki kapı, kuzey ve güney taraftadır. Kapıların üstünde, yuvarlak pencereler görülür. Kilisenin altında, kubbeli bir giriş vardır. Bu giriş, kendiliğinden oluşmuş olan mağaraya açılır.

Kilisenin güneyinde, kilise ile aynı döneme tarihlenen büyük bir yapı vardır. Bu yapıtın şekli ve konumu dikkate alındığında, kilise ve mağaranın neden burada bulunduğu anlaşılamaz. Büyük bir olasılıkla o dönemde burada çok saygı duyulan bir yer vardı.

Adana Aladağ Masiret Ovası Kalıntıları

MASİRET OVASI KALINTILARI

Masiret’in eski adı “Masaran” dır. Osmanlı Tahrir Defterine, bu isimle kaydedilmiştir. Masaran: üzümden şarap yapılan ve yağ yapılan yerler için kullanılmıştır. 

Masiret olarak isimlendirilen burada, giriş kısmındaki ören yerinde birçok hane, kilise ve mezar kalıntısı görülmekte olup, bir zamanlar burada büyük bir yaşam olduğuna inanılır. Burada bulunan mozaiklerden, buranın çok değer verilen bir yer olduğu anlamı çıkarılır. Masiret ovası tepelerinde mezarlar var. Üzerindeki yazıları mutlaka görün. Yel değirmenleri ve taş dinkleri var.

Adana Aladağ Gireği-Yeniköy Kalesi

   

GİREĞİ-YENİKÖY KALESİ

Aladağ ilçe merkezine 6.7 km uzaklıktadır. 1950’lere kadar Akören beldesine bağlı mahalle iken, daha sonra köy olmuştur. Vadi içindedir, arazisi düz değildir.

Gireği, pazaryeri anlamına gelir, burası 1924-1925 yıllarına kadar bir Pazar yeri konumundadır. Daha sonra nüfus mübadelesiyle birlikte, Rumlar bölgeden ayrılınca, Pazar olayı bitmiş ve köy tamamen Türkleşmiştir. Köyde yaşayan yaşlıların anlattıklarına göre, Türkler ve Rumlar, köyde uzun zaman birlikte yaşamışlar ve çok iyi geçinmişlerdir.

Tarihi kral mezarları kalıntıları, kilise kalıntıları, katakompları görmelisiniz. Köyün kalesi Roma dönemi yapısıdır. Gireği Yeniköy kalesi, 1’nci derece Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmıştır.

Kalıntılar çok iyi korunmuş görülür. Kalıntılardan bu bölgenin önemli bir yerleşme alanı olduğu düşünülmektedir. Geç Roma ve Erken Bizans dönemlerine tarihlenir.

Adana Aladağ Ağcakise Anıt Ağacı

AĞCAKİSE ANIT AĞACI

İlçe merkezine 2 km uzaklıkta Ağcakise yaylasındadır. Burası çok eski dönemlerden bu yana yayla ve ekim alanı olarak kullanılmıştır. Bu durum Osmanlı Tapu Tahrir defterlerinde kayıtlıdır. Burada bulunan anıt ağaç, koruma altına alınmıştır.

Adana Aladağ Meydan Yaylası Kalesi

MEYDAN YAYLASI KALESİ

İlçe merkezine 12 km uzaklıktadır. Kale Kızıldağ yaylasına 5 km ve Kalkat yaylasına 8 km uzaklıktadır.

1563 metre rakımlı tepe üzerinde, 1500 metre kare alan üzerine kurulu bulunan kale ilgi çeker. Büyük dağ silsileleri tarafından yüzük şeklinde kuşatılmıştır. Kale burçlarının bir tanesi, yarımay şeklinde öne çıkmaktadır. Surların bazı bölümleri yıkık vaziyettedir. 

Güneybatısında, iki tane gizli odacık vardır. Kalenin en dıştaki kısmı, dörtgen taşlarla örülmüştür. Kıyı kısımlarının bir bölümü yıkılmıştır. Üç bölümden oluşan bu kale, çevre duvarları, burçları, pencere ve kapıları, mimari özellikleri ayrı bir güzellik oluşturur.

Adana Aladağ Küp Şelaleleri

     

KÜP ŞELALELERİ

Öncelikle bilmenizde yarar var, Küp şelalelerini ziyarete giderseniz, mutlaka yanınıza mayo, havlu, terlik alın, yoksa oraya gittiğinizde, şelalelerin altına girenleri görüp özeneceksiniz.

Evet, Şelaleler, Aladağ ilçe merkezine 37 kilometre uzaklıkta Küp mahallesindedir. Eğer buraya Adana’dan gelmek isterseniz, Adana’ya uzaklık 120 km dir. Yukarıda da belirttiğim gibi, sadece son 25 km sorunludur.

Şelaleler: yaklaşık 1.5 km lik bir kanyon içindedir. Küp şelalesi uzun yıllardır akmasına rağmen, yolunun yeni yapılmış olması nedeniyle turistik önem kazanmıştır. Ancak her ne kadar ilçe merkezine 37 km dense de, yolun büyük bölümü yani son 25 km lik bölümü oldukça kötü, toprak yani taşlık ve tozlu, bu yüzden ulaşım halen sıkıntılı. Umarım bu toprak ve taşlı yol, en kısa zamanda yapılır.

İsmi neden “Küp”?

Çünkü yüzlerce metrelik oyuktan yere dik olarak akan su, dış çemberinin topraktan yapılan ve içinden soğuk su içilmesine yarayan su kaplarına benzediği için “Küp” olarak isimlendiriliyor. Halk dilinde, topraktan yapılan bu testilere küp deniyor.

Şelaleler “Zamantı ırmağı” üzerinde bulunuyor. Zamantı ırmağı, Seylan nehri ve havzasını besleyen iki ırmaktan biridir. Zamantı ırmağı, Kayseri Pınarbaşı ilçesinde Uzunyayla denen yerde 1500 metre yükseklikten doğar ve derin bir boğaz olan Zamantı Vadisi boyunca akar, Aladağ ilçesinin Akiner dağı yamaçlarında Göksu ırmağı ile birleşerek Seyhan nehrini oluşturur.

10 şelalenin ortak özelliği, suyun aktığı yüzeylerin yeşil bir yosun örtüsüyle kaplı olmasıdır. Yine bir farklılık, her bir şelalenin debisi farklı olduğu için, bu farklılığa bağlı olarak çıkarttıkları sesin yani melodinin farklı olmasıdır. Farklı seslerin ortak noktası ise, dinlerken çok sesli bir güzellik yaratmalarıdır.

Adana Aladağ Küp Şelaleleri

 

Şelalerin gezilmesi

Toplam 10 şelale, yaklaşık 700-800 metrelik bir alan üzerindedir. Ancak bu alan, doğal olarak oluşmuş bir boru görünümlü bir sarkıtı andıran yerde, şiddetli bir su aktığını görüyorsunuz.

İlk şelaleden sonra hafif bir yokuştan çıkarak ikinci şelaleye ulaşabilirsiniz. İkinci şelale, ilk şelaleye göre biraz daha güçlüdür.

Çevrede merdivenler ve köprüler vardır.

Yürüyüş esnasında, dünyanın en güzel seslerinden biri olan su sesini duyacaksınız, dik kayalardan süzülen billur gibi suları göreceksiniz. Suya girmek isterseniz, biraz cesaret gerektiriyor.

Çünkü bu bölgede, nehirdeki suyun hızı oldukça fazla ve yüzme imkanı yok, yine de suyun altına girmek tam olarak mümkün olmasa da girip ıslanabilirsiniz. Yüzlerce metre yükseklikteki dağın içinden açılmış boşluktan hızla aşağıya akan su, yere 90 derece dik açılı olarak iniyor, çapı 2 metreye yakın boşluktan yere dik olarak akan suyun tazyik ve soğukluğu inanılmaz.

Evet, şelalelerin bulunduğu vadide yürümeye devam edip, özellikle görmenizi önereceğim bir yer var. Güneye doğru yaklaşık 300-350 metre yürüdüğünüzde, bir tünelle karşılaşacaksınız. Zamantı ırmağının binlerce yıllık mücadelesi sonucu oluşmuş bu tünel, dünyada eşine az rastlanır bir doğa harikasıdır.

Tünelin uzunluğu 20 metre, genişliği ise 3 metre, yüksekliği ise 5 metredir. Su tünelin içinden hızla akıyor ve bu tünelin içinde suya girip, karşıya yüzmek gibi bir istek kesinlikle mantıklı değil. (bir ara not; 2018 yılında 6 genç insan bu tünele girip yüzmeyi deniyorlar, 3 tanesi kendi imkanlarıyla kurtuluyor, ama kalan 3 tanesi boğularak vefat ediyor.) Evet, bu tüneli, bu doğa harikasını sadece seyredin, zaten tünelin içindeki suyun akış şiddeti yanında, tünelin aşınmış yan yüzleri de tehlikelidir. Bu tünelin, bitiminde suyun aktığı yerde, suyun altına girip serinlemek mümkündür.

 

Ne yapılabilir

Şelalelerin çevresinde yaklaşık 5 kilometrelik bir kolay yürüyüş parkuru var, şelalelerin bulunduğu vadide ise 700-800 metrelik bir yürüyüş yapıp, tüm şelaleleri görebilirsiniz. Ayrıca, küçük göletlerde yüzebilirsiniz.

Adana Aladağ Madenli Köyü

MADENLİ KÖYÜ

Köyün ismi, buradan çıkarılan kömür madeninden gelir. 1970’li yıllarda burada linyit kömür madeni bulunmuş ve uzun yıllar çalıştırılmıştır. Ancak günümüzde maden ocakları atıl durumdadır.

Köy, Çukurova ve Toroslar arasındaki geçiş yerinde kuruludur. Eğimli bir arazi yapısı vardır. Köyün ilçe merkezine uzaklığı 18 km dir.

Kilise kalıntıları, tarihi mozaikler, kral mezarları koku taşları, taştan oyma küpler, dibekler ve yeraltı mağaraları. Madenli köyünde, bir okula ati bahçede mozaik taban örtüsü bulunmuştur. Çocukların oyun alanı olarak kullandıkları yerde, toprağın 25 cm altında bulunan taban mozaikleri, çıkarılarak sergileneceği günü bekliyor.

Bu mozaiğin zarar görmemesi için üzeri kapatılmıştır. Ayrıca yine madenli köyünde: değerli taş aletlerin ev ve duvar yapımında kullanıldığı görülür. Özellikle oldukça büyük bir taş tekerlek: bahçe duvarı olarak kullanılmıştır. Köylülerin sokuları yani taştan yapılan büyük havanları, kendileri ve ahırlarındaki hayvanların kullanımına soktukları, üzerinde kilise duvar süslemeleri bulunan taşları evlerinin duvar yapımında kullandıkları belirlenmiştir.

Köylüler, köyün ortasından geçen dere yatağını da, toprak altından çıkardıkları eski taşlarla yaptıklarını söylüyorlar.

Evet, inanılmaz bir yer, adeta tarih fışkırıyor, bu köyde çocuklar tarihi değirmen taşlarını oyunlarının bir parçası, tarihi mezarları ise, oyunlarında ev olarak kullanıyorlar. Hatta, Madenli köyü sakinleri, yıllardır köye define arayıcılarının geldiklerini ve altın aradıklarını belirtiyorlar.

Adana Aladağ Hotalan Harabeleri

HOTALAN HARABELERİ

İlçe merkezine 17 km uzaklıktadır. Burada “Hotalan gözetleme kulesi” denen tarihi bir yer var. Posyağbasan köyündeki bu kule: araziye hakim kaya kütlesi üzerine inşa edilmiştir. Kalker taş örgülü, tonozlu, tek mekanlı ve horasan harçlıdır.

Girişi batı tarafındandır. Muhtemelen bu yönden, üst kata geçişi sağlayan bir merdiven bulunuyordu. Yapı, doğu yönünde ovalleşir. Yapının iç ölçüleri, doğu batı uzantısında yaklaşık 9 metre, kuzey güney doğrultusunda ise 6 metredir. Girişte halen orijinal kapı sürgüsü deliği durmaktadır.

Adana Aladağ Dünyadibi Tarihi Kalıntıları ve Kitabeleri

DÜNYADİBİ (POSYAĞBASAN) TARİHİ KALINTILARI VE KİTABELERİ

Köy küçük bir tepenin üzerinde kurulmuştur, ancak çok büyük bir ovaya sahiptir. Köyün kuruluşu 150-170 yıl öncesine kadar gitmektedir. İlçe merkezine uzaklığı 40 km dir. Adana il merkezine uzaklığı ise 95 km dir.

Adana Aladağ Tamrut-Alişe Kalesi
Adana Aladağ Tamrut-Alişe Kalesi

         

Tamrut (Alişe) Kalesi

İlçe merkezinin batısında, Eğlence suyunun vadisi girişinde Posyağbasan köyündedir. Adana il merkezine 54 km ve Aladağ ilçe merkezine 24 km uzaklıktadır. Muhtemelen 1193 yılında yapıldığı düşünülür. Aynı bu köyde bulunan diğer yapı kalıntıları değerlendirildiğinde, burada orta çağ döneminde bir derebeylik olduğu kanısına varılmaktadır. Kale: Karsantı vadisini çevreleyen sert kayalar üzerine ovaya hakim bir noktada kurulmuştur.

Adana Aladağ Tamrut-Alişe Kalesi

 

Kalenin dış surları, kayaların yapısına göre, birden fazla kıvrım gösterir. Surlar, kabaca kesilmiş dörtgen taşlarla örülmüş, bazı blok taşlar dışa çıkıntılı şekilde yerleştirilmiştir. Kuzeybatı yönüne sur örülmemiştir, bu bölümde kayalık yapıdan yararlanılmıştır. Kalede 4 tane burç vardır. Bunlardan iki tanesi, girişin her iki yanında bulunur. Üçüncü burç, hemen güney ucunda ve dördüncü burç ise güneydoğudadır.

Güneydoğudaki bu burç içinde, üstü tonoz örtülü sarnıç vardır. Kalenin gözetleme birimleri, iç bahçeye normal, dış tarafa ise mazgallı olacak şekilde inşa edilmiştir. Kuzey ve güneydoğu yönünde,  tonoz örtülü, iki katlı mekanlar bulunur. Kalenin girişi, güney batıdadır. Giriş kapısını, her iki taraftan destekleyen, bir daire şeklinde kule bulunur. Kapı ve kapının çevresi özel taşlarla örülmüştür.

Kapının üstünde, dış cephede, kalker taşından yapılmış, yazılı kitabe vardır. Ancak bu yazının içeriği tam olarak çözülememiştir. Çünkü kalenin başka bölümlerinde, bu tür bir yazı örneği yoktur. Kalenin içindeki mekanlar, zirvenin kenarına inşa edilmiş, kalenin iç kısmı boş bırakılmıştır. Kalenin içinde doğu tarafında küçük bir kilise vardır.

 

ACIMAN YAYLASI VE ACI/SARI SU:

Sarı su diye bilinen şifalı su, o yöreye gelerek kamp kuranlar, mide, bağırsak ve böbrek, hastalıkları cilt hastalıklarına iyi gelir. Su nasıl içilmelidir. Sabah akşam yarım çay bardağı dozajında içilmeli ilk 3 gün hafif baş ağrısı, baş dönmesi yapabilir, bu olay tamamen geçicidir, 3 günden sonra böyle bir ağrı kalmaz. Geçirdiği hastalıklar en az 21 gün kalmak şartıyla tamamen tedavi eder. İliç gibi geçici tedavi etmez, unutmayınız. Acıman yaylasında kükürt yolu üzerinde yürüyerek yedi göllere çıkın.

Adana Aladağ Sarı Çiçek
Adana Aladağ Sarı Çiçek

 

SARI ÇİÇEK:

İlçe merkezine bağlı Ceritler köyündedir. Osmanlı Tahrir Defterinde buranın ismi “Sarı Buğet” olarak geçer. Buraya araçla ulaşmak mümkün değil, sadece yürüyerek yaya olarak ulaşabilirsiniz, zaten sanırım bu yüzden kilise yapısı sağlam kalmış.

Dağ ve ormanlar arasında kalmış, dar vadinin hemen kuzeyindeki dağ yamacına kurulmuştur.

Burada bir kilise bulunur. 12 ve 13’ncü yüzyılda yapıldığı tahmin edilen, üç katlı bu kilisenin duvarları, alt katta kalan odalarının sağlam olduğu görülür. Bizans’ın son dönemlerine ait olduğu düşünülmektedir.

Adana Aladağ Kızıldam Köyü

  

KIZILDAM KÖYÜ:

Köy Doğan çay yamacında kurulmuştur. Köy tarihi bir yerleşim yeridir. Ancak yeterli araştırma yapılmamıştır. Kızıldam köyü ve civarı: İlçenin 15 km batısında ve Seyhan nehrinin batı yakasında bulunan Kızıldam köyü ve civarında, Roma-Bizans devri yerleşmesi vardır.

Burada Roma devrine tarihlenen bir adak yazıtı, birinin girişinde oldukça silik durumda bir yazıt bulunan iki mezar evi, ana kayaya oyulmuş bir lahit teknesi ve kapağı ile bir kilisenin apsis kalıntısı ve aynı kiliseye ait bir yapı yazıtı bulunur. Aynı köye bağlı Körmesut mahallesi girişinde, Roma devrine ait üç mezar evi vardır. Bu mezar evlerinin yazıtları incelendiğinde, bu mezar evinin MS 154 yılına tarihlenmektedir.

Adana Aladağ Kapuzbaşı Şelalesi
Adana Aladağ Kapuzbaşı Şelalesi
Adana Aladağ Kapuzbaşı Şelalesi

 

KAPUZBAŞI ŞELALESİ:

Aladağ ilçesinde, ilçe merkezine 55 km uzaklıkta Kapuzbaşı köyü sınırları içindedir. Kayseri Yahyalı’ya 60 km uzaklıktadır ve her iyi yoldan ulaşım mümkündür. Yollardan biri yani 65 km olanı: Yahyalı-Dikme-Çamlıca-Ulupınar-Kapuzbaşı olarak gider.

Diğer yol ise: Yahyalı-Dikme-Delialiuşağı-Yeşilköy-Balcıçakırı-Kapuzbaşı güzergahıdır ki, bu yol da 55 km sürer. Bazı kaynaklarda, Kapuzbaşı şelalelerinin Kayseri Yahyalı’ya ait olduğu gösterilir çünkü Yahyalı’nın Kapuzbaşı köyünde bulunuyor.

Şelale, Türkiye’nin en yüksek ve dünyanın ise ikinci en yüksek şelalesidir. İrtifa akışı 76 metredir. Uganda’da bulunan Victoria şelalesinin ise 100 metredir. ABD bulunan Niagara şelalesinin 55 metre, Finlandiya’da bulunan İmatra şelalesinin 25 metredir.

Şelalenin aktığı yerin rakımı 700 metredir. Aladağ zirvelerinde Aladağ-Aksu çayları, eriyen kar ve buzul suları ile beslenir. Aslında Kapuzbaşı, bir şelaleler takımıdır, yani 3 tane yan yana olmak üzere toplam 7 tane şelale akıyor. Şelale çevresinde, bungalov tipi tesisler bulunuyor.

Bunlarda: çay kahve içebilir, manzaraya karşı yemek yiyebilirsiniz. Ayrıca piknik alanı var. Konaklamak da mümkündür. Burayı ziyaret eden birçok kişi, burada kamp yapıyor. Çadır düşünmeyenler bungalov tipi evleri de konaklamak için kullanabilirler.  

 

Adana Yüreğir

Adana Yüreğir


Adana şehrinin merkez ilçelerinden birisidir. Yani: burayı değerlendirirken, Adana şehrinin genel özelliklerini düşünmek gerekir. Yüreğir ilçesi; Misis ören yeri ile tarih meraklılarının ilgisini çekiyor.

Adana Yüreğir

 

ULAŞIM

Adana şehrine ulaşım olanakları değerlendirildiğinde, buraya ulaşım anlaşılır. Yani, ulaşım yönünden herhangi bir sıkıntı bulunmamaktadır. Çünkü: Adana şehir merkezinin bir bölümünü oluşturmaktadır.

Yüreğil-Osmaniye arasındaki uzaklık: 87 km. Yüreğil-Mersin arasındaki uzaklık: 69 km. Yüreğil-Hatay arasındaki uzaklık: 191 km. Yüreğil-Niğde arasındaki uzaklık: 205 km. Yüreğil-Kayseri arasındaki uzaklık: 334 km. Yüreğil-Ceyhan arasındaki uzaklık: 48 km. Yüreğil-Karaisalı arasındaki uzaklık: 47 km. Yüreğil-Yumurtalık arasındaki uzaklık: 81 km. Yüreğil-Karataş arasındaki uzaklık: 50 km. Adana Şakirpaşa Havaalanı, ilçe merkezine 4 km. uzaklıktadır.

TARİH

Tarihi süreç içinde, bölgede: günümüzde Ceyhan ırmağının kıyısındaki “Yakapınar” bölgesinde kurulu yerleşim yeri olan Misis yöresinde: Roma ve Memlük dönemine ait uygarlıkların izleri görülür.
Misis şehri: İran satraplarının başkenti iken, 1517 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından, Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Yüreğil ismi nereden gelmektedir?

Orta Asya’da Özbekistan ve Kazakistan arasında kalan, dünyanın dördüncü büyük gölü Aral Gölüne dökülen Seyhun ve Ceyhun ırmaklarının arasındaki verimli bölge, eskiden “Yüreğil” diye anılırdı.

Çünkü iki nehir arasındaki bu bölge, Oğuz Türkler Üçoklar kolundan olan Yüreğil boyunun kışlağı idi.

1340’lı yıllarda, Üçok Türkmenlerinden “Yüreğil aşireti” Mısır Memlük Devletinin desteği sonucu Misis yakınlarına gelirler ve Çal dağı eteklerine yerleşirler. Yani, Yüreğil boyu, Çukurova’ya göç eder.

Çünkü: çalılarla kaplı bir tepelik alan olan Çal dağı: ovanın orta yerinde ve çevresine hakim bir konumdadır.

Burada: Camili isimli bir köy kurarlar.

Aynı dönemde: Adana merkezinden Halep ve Maraş yönüne giden kervan yolları da buradan geçmektedir.

Çal dağında yerleşen, Oğuz Türklerinin Yüreğil boyu: daha sonra Ramazanoğulları Beyliğini kurar. Hatta: Ramazanoğulları Beyliğinin kurucusu Ramazan Beyin babasının ismi “Yüreğir” dir.

Ramazanoğulları: 1360’lı yıllarda yöredeki Ermenilerle savaşırlar ve onları yenerek, Taşköprü’ye ulaşırlar ve köprüyü geçerek Adana şehir merkezini fetih ederler.

Adana Yüreğir

 

GENEL

Adana il merkezinde, 425 bin kişilik nüfus yoğunluğu ile, dört merkez ilçeden birisidir. Bu nüfus yoğunluğunun büyük çoğunluğu ve hatta yarıya yakını: ülkemizin Güneydoğu ve çevre illerinden gelen göçmenlerden oluşmaktadır.

Hatta: Ceyhan, Kadirli, Kozan ve Aladağ gibi ilçelerden de yoğun göç almıştır.

Bu yüzden: buraya gelenlerin büyük çoğunluğunun eğitim seviyesinin ve gelir seviyesinin düşük olması dikkat çeker. Ayrıca, kalabalık aile profili görülür.

Tüm bunların sonucu olarak, elbette kaçak yapılaşmanın üst düzeyde olduğunu söylemek gerekir. İlçe merkezindeki yapıların % 85’i kaçaktır, yani gecekondudur.

Bölgenin yüzölçümü: 859 km. karedir. Denizden yükseklik ise, 21 metredir.

Adana Yüreğir Uluslararası Ölümsüzlük Şehri Misis Kültür ve Sanat Festivali

ULUSLARARASI ÖLÜMSÜZLÜK ŞEHRİ MİSİS KÜLTÜR VE SANAT FESTİVALİ

Misis kenti, Lokman Hekim efsanesinde geçen ölümsüzlük iksirinin Ceyhan nehrine düşürülmesi ve böylece bölgenin ölümsüzlük yöresi olması nedeniyle, her yıl burada festival düzenlenmektedir.

Adana Yüreğir

 

GEZİLECEK YERLER

Adana Yüreğir Tek Kubbeli Kübik Mescit-Akça Mescit

TEK KUBBELİ KÜBİK MESCİT-AKÇA MESCİT

Ulu camiye yakındır. Türkmen Beyi Ağcabey tarafından muhtemelen 1489 yılında yaptırılmıştır. Dönem: Ramazanoğlu Şahabettin Bey dönemidir. 

Hemen yakınındaki Ulu Caminin 1513 yılında yapıldığı bilindiği için, bu mescidin çok daha önceden burada yapılması önemlidir.

Yapım tarihi itibarıyla Akça Mescit, Adana’nın en eski yapısıdır. Mescitte Selçuklu mimarisi izleri görülür. Girişteki kapıda bitki desenli rölyef işlenmiştir. Tamamen taştan yapılan mihrap da, oldukça görkemlidir.

 Yapının boyutları 10 x 10 metredir. Kubbesi tek bölümden oluşur ve oldukça küçük bir mescit olarak yapılmıştır. Dışarıdan bakıldığında türbe görüntüsü verir.

Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri

MİSİS-YAKAPINAR ÖREN YERİ

Merkeze bağlı, Ceyhan ırmağı kıyısındaki “Yakapınar” köyü bölgesindedir. Adana merkezine 27 km. uzaklıktadır. Yılanlı kale ise 16 km uzaklıktadır. Misis şehri, günümüzde Ceyhan ırmağının sağ tarafındaki büyük höyüğün toprak yığınları altında saklıdır. 

Yazının giriş kısmını biraz uzun tutmakta yarar var, çünkü yaklaşık 7000 yıllık bir yerleşim yeri yani Misis şehri kalıntılarını gezmeden önce, buranın önemini bilmekte yarar var. Bu yüzden, umarım sıkılmadan okursunuz, ama inanın okuduktan sonra burayı daha bilinçli gezeceksiniz. 

Tarihi ipek yolu buradan geçer. Adana şehir merkezinden sonra, bölgenin ikinci bir geçidi durumundadır. Suriye’den gelen bir yol, Amanos dağlarını aşarak Kanlı Geçit’ten Çukurova’ya, buradan da Misis ve Adana’ya ulaşmaktaydı.

Antakya’dan Belen Geçidi’ni aşıp İskenderun ve Payas üzerinden gelen  diğer bir yol, Misis üzerinden geçerek Tarsus’tan Gülek Boğazı yoluyla İç Anadolu’ya ulaşmaktaydı. Yumurtalık limanından başlayarak kuzey kervan yolunun ilk menzili Misis kentiydi. Uzak diyarlardan, farklı kültürlerden getirilen taşınabilir mallar, burada depolanır ve dağıtılırdı. 

Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri

Misis şehrinin bilinen ilk ismi, Hititler tarafından kullanılan “Pahora” dır. Asurlular ise şehre “Pahru” demişlerdir. Yani MÖ 5500’lerde kurulduğu düşünülmektedir. 

Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri

Helen dilinde ise şehrin ismi: Mopsuestia’dır. (Günümüzdeki Türkçesinde, bu isim: Mopsus’un ocağı” anlamına gelmektedir.)  Şehrin ismi, Bizans ve Haçlı kaynaklarında “Mopsuesta, Mamistra” olarak geçer. Süryanicede “Masista”, Arapçada “Massisa” Türkçede ise “Misis” olarak geçer.

Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri

Evet, her ne kadar Misis şehrinin Hitit döneminde kurulduğu, kalıntıların Hitit dönemine kadar uzandığı bilinse de Grek inanışına göre: Mopsos isimli efsanevi kahin tarafından  MÖ 1200’lü yıllarda Truva savaşına katılmış ve ardından Çukurova’ya gelerek Mopsuestia yani Misis ile Külek Boğazındaki Mopsukhrene antik şehirlerini kurmuştur.

Efsanevi kahin liderliğindeki karışık toplulukların yerleştikleri ilk yerdir. Efsaneye göre, şehir Mopsos tarafından kurulduğu için Mopsuhestia yani Mopsos’un Evi olarak isimlendirilmiştir.

Ancak biraz önce de belirttiğim gibi, şehir, Mopsos bu topraklara ayak basmadan 4000 yıl önce de burada vardı ve onun zamanında kurulduğu gerçeği yansıtmaz.

Yapılan araştırmalara göre, MÖ 2 binli yıllarda, burası, Hitit imparatorluğunun ilk şehirlerinden birisidir. MÖ 1 binli yıllarda ise, şehirde Asur hakimiyeti görülür. 

Adana Yüreğir Misis-Yakapınar Ören Yeri

Makedonyalı İskender: MÖ. 333 yılında, Kilikya olarak bilinen Adana yöresine gelir. Deniz sahilindeki Magarsus ( günümüzdeki Karataş yakınlarında) Yüreğil ovasında ve Ceyhan nehri kıyısındaki Mallos (günümüzde Kızıltahta köyü yakınlarındadır) şehirlerine uğrar.

Buradan: doğuya yönelir ve Misis üzerinden Çukurova’yı körfeze bağlayan Demirkapı’dan geçerek “İsos” şehrine gider ve burada Pers kralı Darius ile savaşır.

Tarihi süreç içinde: Misis şehri gelişerek büyür. Şehrin stadyumu ve akropolü gibi büyük tesisler yükselir ve iki tarafı, mermer sütunlu geniş bir yoldan gemilerin bağlandığı ırmak boyuna gidilirdi.

İskender’in ölümünden sonra ise, şehir Seleukosların idaresine geçer. MÖ. 93 yılında: İskender’in generallerinden 6’ncı Selokos de, burada oturmuş, ancak halka çok fazla vergi uygulamıştır. Halk: bunun üzerine isyan eder ve kral sarayını ateşe verirler ve Selokos, yanarak ölür.

Takip eden dönemde, yani Roma döneminde, Misis şehri daha gelişerek büyür, Ceyhan nehrinin sağ ve sol kıyılarında gelişir ve çevresi büyük surlarla çevrilir. Roma İmparatoru Hadrian, burada birçok binalar yaptırır ve şehre “Hadrian Mopsuestia” ismi verilir.

Bu onarım ve yeniden yapılanma döneminde; araştırmacı Longlois tarafından Misis yöresinde bulunan bir taş üzerindeki şu yazıt dikkat çekmektedir “Mukaddes, hür, müstakil, Roma’nın dostu ve müttefiki Misis”. Evet, bu kısa yazı da, Romalıların Misis şehrine ne kadar önem verdiklerin kanıtlamaktadır.

710 yılında şehir Arapların istilasına uğrar ve Arapların eline geçer. Malazgirt Savaşından sonra ise, Selçuklu Türkleri, şehri ele geçirir. Misis şehri, Selçuklu döneminde Ayas (Yumurtalık) Limanından tüm Anadolu’ya ihraç edilmek üzere gönderilen malların güzergahı üzerinde bulunması nedeniyle önem kazanır.

1132-1151 yılları arasında Ermeniler ve Bizans arasında el değiştiren şehir, 1375 yılına kadar Kilikya Ermeni krallığının elinde kalır. 1375 yılında Memluklular ve 1516 yılında ise Osmanlılar görülür. I. Selim, bölgeyi Osmanlı topraklarına katar. 

1671 yılında Misis şehrini ziyaret eden Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde şöyle yazar “Köprübaşında küçük bir han vardı. Dördüncü Sultan Mehmet; Köprülü Mehmet Paşa’ya emir verip köprübaşına büyük bir han ve bir de cami yaptırır.

Mutfağının gelip geçene nimeti boldur. Bir hamamı, üç yüz kulu, dizdarı vardır. Tüccar veya hacıları yanlarına silahlı kimseler verip diledikleri yere kadar götürürler”

1210-1211 yılları arasında Misis şehrine uğrayan gezgin Oldenburg: şehrin çevresinin kuleli surlarla çevrili olduğunu ve bu surların da tamire ihtiyacı olduğunu yazar. 

7000 yıldan bu yana, kesintisiz olarak kullanılan şehir, bu imajıyla diğer antik şehirlerden ayrılmakta ve bu yapısı, şehri özel kılmaktadır.

Son bir not: burası her ne kadar 1. Derece Sit alanı olarak koruma altına alınmış olsa da, halen burada 800 civarındaki kaçak konutta, 5 bin civarında insan yaşamaktadır. 

Ülkemizdeki tarihi yapıların başına gelen, tarihi yapı üzerinde ve çevresindeki yapılaşma, burada en üst düzeyde sürdürülmüş ve bölge bir tarihi mekan değil, gecekondu mekanı görünümü göstermektedir. Umarım bir gün birileri bu konutları kamulaştırır, bu insanlara başka yerlerde konut verir ve tarihi mekan, halkın ziyaretine açılır.

 

Misis şehri hakkında, antik yazarların yazdıkları şunlardır

Heredot: Troya ele geçirildikten sonra, Yunanlılardan Enflochos: Kilikya bölgesine geçer ve oradan Suriye hududunda eski Pesideion şehrini kurar.

Strabon: MÖ. 66 yılında Amasya şehrinde doğan Strabon, Misis şehri hakkındaki yazılarında: Enflochos’un, Mopsos ile birlikte Kilikya bölgesine geldiğini ve bunların beraberce Misis gibi bir sıra önemli şehirler kurduklarını yazar.

 

Misis yöresindeki kazılar

ilk olarak: 1956-1957 ve 1958 yılları arasında, Alman arkeolog Prof. Theodor Helmuth Bosser Başkanlığındaki heyet tarafından yapılır. Bu kazılarda: höyükte İslam dönemine ait kubbeli ve tuğladan yapılmış büyük sarnıç ortaya çıkarılmıştır. Ayrıca yine bu kazılarda: höyüğün batısındaki kilisede, 4’ncü yüzyıla ait mozaikler ele geçirilir.

Kilisenin altında bir Roma tapınağı bulunduğu anlaşılır. Höyüğün merkezinde ve batısında yapılan çalışmalarda ise, Bizans ve daha geç dönemlere ait 6 metre yüksekliğindeki duvarlar ve tuğladan yapılmış, kaleye ait, kubbeli su sarnıcı bulunur. Ayrıca kilisede, bazı Arapça mezar taşları ve çok sayıda Bizans dönemine ait çanak-çömlek bulunmuştur.

Evet, Misis antik kenti kalıntıları, ilk olarak 1959 yılında ziyarete açılmıştır. Ancak 1990 yılında bir evin bahçesinde iki tane yuvarlak ve yazılı mezar taşı bulunmuştur. Başka bir evin bahçesinde, erken Bizans dönemi yazıtlı bir sütun başlığı bulunur. Antik kentin kuzeyinde, yeni su deposu ve Adana-Hatay kara yolu arasında yapılan bir kaçak kazıda ise, sur duvarları bulunur.

Bu sur  duvarlarında, yapı malzemesi olarak epigrafik ve arkeolojik taş eserler kullanılmıştır. Bu eserlerde horasan harcı kullanılmıştır. Horasan harcı, suya ve özellikle deniz suyuna karşı dayanıklıdır ve bu yüzden nem oranının yüksek olduğu deniz kıyısındaki şehirlerde Horasan harcı ve sıvası oldukça yaygın kullanılırdı. 

Bunların üstüne, 2012 yılında resmi arkeolojik kazılar yeniden başlamıştır. Bu kazılara katılanlar: Yüreğil Belediyesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Roma Antik Akdeniz Araştırmaları Enstitüsü ve Ulusal Araştırma Merkezi, İtalya Pisa Üniversitesi ve Adana Müzesi Başkanlığıdır. Kazılarda 1100 metre karelik alan kazılmıştır. Bu kazılarda, farklı dönemlere ait buluntular elde edilmiş ve bunlar Misis’in oldukça önemli bir kent olduğunu ortaya koyar.

MS 7 ile 9’ncu yüzyıllara ait erken İslami dönem kale kalıntısı ve yine aynı döneme ait bir cami olduğuna inanılan bulgular bulunmuştur. O dönemde Misis şehrinin ismi Al-Masisa’dır ve Ceyhan ovasının tüm kontrolü buradan yapılmaktadır. Daha sonra Bizans ve öncesi döneme ait bazilika ve su sarnıcı bulunmuştur.

En büyük antik abide ise, yağmalanan ve son dönemlerde kullanılmış olan Roma imparatorluk dönemine tapınak olduğu değerlendirilen ait çok büyük bir bina bulunmuştur. Bu binanın bulunduğu alanda çok sayıda heykelcik de vardır.

Diğer kazı alanında, yine birden fazla döneme ait savunma binası kalıntılarına rastlanmıştır. Erken İslami dönem (7-9’ncü yüzyıllar) ve geç antik döneme ait surlar üzerinde sıralı platformlar bulunur ve bu platformlar yerleşim bölgesini ayırır. MÖ 1-2’nci yüzyıllara ait yüksek kalitede çanak çömlekler bulunan iki odalı bir bina bulunmuştur.

Demir çağına ait yüksek kalitede materyallerin olması Misis’in oldukça önemli bir bölge olduğunun kanıtıdır. En ilginç buluntulardan biri, büyük bir vazo içinde bir sığıra ait uzun kemiklere rastlanılması, arkeoloji dünyası açısından oldukça önemlidir.

Yine bu alanda tandır ve sarnıca ulaşılmıştır. Ayrıca Grek ve Kıbrıs kökenli resimlerle bezenmiş yüksek kalite çanak ve çömlekler, heybetli orandaki hayvan kemikleri de vardır. Bunlar Neo Hitit döneminde de Misis’in çok önemli olduğunu işaret eder.

Son olarak, Tarihi Kentler Birliği, Misis’e Antalya’da düzenlenen bir törenle “Başarı Ödülü” verdi.

Günümüzde, burada görebileceğiniz kalıntılar şunlardır:

SURLAR

Höyük ve Akropol çevresindeki surlar, yoğun olarak tahrip olmuş olup yer yer izlenebilmektedir. Yerleşimin doğusunda ve köprüye bakan taraflarında sur duvarı parçaları görülebilir. Günümüze kadar ulaşan surların büyük bölümü: kare şeklinde düzgün kesme taştan ve hafif yontulu taşlardan oluşmuştur.

Duvarlarda moloz taşlar, harç doldu ile yerleştirilmiştir. Bu surlar üzerinde 3 kapı vardır. Adana kapısı batıya, Halep kapısı doğuya açılıyordu.

Üçüncü kapı olan köprü kapısı ise, iki yandan yüksek duvarları olan bir geçit şeklinde iç kaleye açılıyordu. Köprü kapısı ana giriştir ve tahminlere göre görkemli bir şekilde inşa edilmiştir.

Çünkü günümüzde görülen ve özenle işlenmiş bir mermer blok, büyük olasılıkla kapının üst tarafının oluşturan lentoya aittir. (lento: kapının üstünde bulunan duvarda, boşluk bırakılan yerde, yatay olarak uygulanan ve kapının devamlılığını sağlayan elemandır.)

 

NEKROPOL

Misis Nekropolü, çok geniş bir alana yapılmıştır. Nekropolde, çoğunlukla görülen oda mezarları kalkere oyulmuştur. Mezarların çoğu açıkta olup, arazide bunları görmek mümkündür. Bunlar değerlendirildiğinde, şehirde ölülerin gömülmesinde, genellikle kayalara açılmış oda mezarları kullanılmıştır. Bu durum, özellikle Roma ve Bizans dönemlerinde devam etmiştir.

Şehirde, bu kadar kaya mezarı arasında, günümüze kadar elde kalan tek örnek Misis Lahdidir. Halen Adana Müzesinde sergilenen lahdin mermer olması: Anavarza’da bulunan kalker lahit atölyesinden getirilme olasılığını ortadan kaldırır. Lahdin süsleme ve malzeme özelliklerine bakıldığında, başka merkezlerden buraya geldiği düşünülmektedir.

Roma imparatorluğunun her bölgesinde mermer yatağı olmadığı için, lahdin mermer olması istenmiş ve ithal yolu ile buraya getirilmiştir. Anadolu’da, mermer ocakları olan (Ephesos, Aphrodisias ve Karia gibi) yerlerde, yarı mamul halleriyle ya da yerel atölyeler tarafından tamamlandıktan sonra buraya getirildiği düşünülmektedir. Öte yandan: Misis üzerinden, diğer merkezlere de birçok malın yanın da lahitlerin de taşınması mümkündür. 

Adana Yüreğir Misis Köprüsü
Adana Yüreğir Misis Köprüsü

MİSİS KÖPRÜSÜ

Ceyhan (Pyramos) nehri üzerindedir. Antik dönem sikkelerinin üstündeki resimlere göre, köprünün MS 250’li yıllarda yapıldığı tahmin ediliyor.

Ancak daha net bir bilgi, köprü: 4’ncü yüzyılda, Bizans imparatoru Constantinius’un ortanca oğlu İmparator 2’nci Flauius Constantinus tarafından yaptırılmıştır.

Eski: Adana-Halep kervan yolu, bu köprü üzerinden geçmektedir. Köprünün uzunluğu 132 metre ve genişliği 6.5 metredir. 9 gözlü olan köprü, taştan yapılmıştır. Gözler arasındaki en büyük genişlik 11 metredir. Köprü, sonraki yıllarda, 6’ncı yüzyılın ortalarında Bizans İmparatoru Justinianus tarafından onarılmıştır. 

Günümüzde ise, köprü kullanılabilir durumdadır. Ancak 1998 yılında yörede meydana gelen depremde, köprünün bazı bölümlerinde çatlaklar oluşmuş ve ardından onarım yapılmıştır. 

Son bir not: Lokman hekim efsanesi burada Misis köprüsünde geçer. Eski Tıp alimlerinden ve Kuran’da ismi geçen Lokman Hekim, Misis köprüsünden geçerken, karşısına Cebrail gelir. Konuşmaya başlarlar, Lokman Hekim çok sevinçlidir, ölümsüzlüğe çare bulduğunu söyler, çareye ait iksirin formülünün yazılı olduğu defteri ise koltuğunun altındadır.

Cebrail aniden kanat çırpar ve defter ırmağa suya düşer. Bir süre sonra, ırmak sahilinde, kitabın kağıt parçaları bulunur. Orada yazılı olan sözler, bugünkü tıbbın kaynağını oluşturur. Ancak, kitapta ölümsüzlük iksirinin yazılı olduğu bölüm bulunmaz. Ancak, Misis bölgesi ölümsüzlüğün merkezi kabul edilir.

SU SARNICI

1957 yılında yapılan kazılarda: höyükte, İslam dönemine ait, kubbeli ve tuğladan yapılmış, büyük bir sarnıç ortaya çıkarılmıştır.

ROMA BAZİLİKASI

Misis köprüsü yakınındadır. Burada: MS. 4’ncü yüzyıldan kaldığı düşünülen, bozulmamış durumdaki “mozaik” ilgi çekmektedir. Bu Roma tapınağının üzerine kilise inşa edilmiştir. Kilisede, bazı Arapça yazılı mezar taşları ele geçirilmiştir. Ayrıca: bol miktarda, Bizans boyalı çanak-çömlek parçası bulunmuştur.

Adana Yüreğir Havraniye-Misis Kervansarayı
Adana Yüreğir Havraniye-Misis Kervansarayı
Adana Yüreğir

 

HAVRANİYE-MİSİS KERVANSARAYI

Misis ören yerinin 1 km. güneyinde, Ceyhan nehrinin kıyısında, Misis köprüsünün doğu ucundadır.

Misis köprüsü başına ilk olarak Selçuklular tarafından, köprüden geçen kervanların barınması için bir kervansaray yaptırılmıştır. Ancak bu kervansaray zamanla yıkılmış ve bunun üzerine 1542 yılında, Padişah 4’ncü Mehmet döneminde, Köprülü Mehmet Paşa tarafından eski kervansarayın yerine bir han ve bir de mescit yaptırılmıştır. Kervansaray ve Kervansaraya ait mescit, kare planlıdır, mescit tek kubbelidir.  

Günümüzde yapının taştan duvarları ve giriş kapı ayakta, diğer bölümleri ise tamamen yıkılmıştır. Mevcut duvarlardan anlaşıldığı üzere: Selçuklu dönemindeki kervansaray blok kesme taşlardan yapılmıştır. Ortasında bir avlu ve avlunun çevresinde mekanlar bulunmaktaydı. Avlu kapısı, sivri kemerli büyük bir niş içinde bulunmaktaydı.

Esas kapı, duvarlardan çıkan konsol taşlarıyla kenetlenmiş, düz silme halindedir. Niş kemerinin dış kontürü, bütün mermer boyunca stilize bitki motiflerinden taş bezemelidir. Kemerin iki yanında: rumi ve palmet motifleriyle süslü iki rozet bulunmaktadır.

Osmanlılar zamanında yapılmış handan, sadece üst örtüyü taşıyan payeler ve kemer kalıntıları kalmıştır. Diğer kısımları yıkılarak yerine petrol istasyonu yapılmıştır. 

Yapının kitabesi ise, Adana Arkeoloji Müzesindedir.

Son yıllarda buradaki kazı çalışmalarında, kervansaray restorasyonunu engelleyen binaların Belediye Başkanlığınca yıkılmıştır. 

Adana Yüreğir Misis Mozaik Müzesi
Adana Yüreğir Misis Mozaik Müzesi
Adana Yüreğir Misis Mozaik Müzesi

        

MİSİS MOZAİK MÜZESİ

1959 yılında açılan müze: Adana-Ceyhan kara yolu üzerinde; Misis höyüğünün batı yönündeki sırt üzerindedir.

Müzede sergilenen, Geç Roma dönemine ait mozaikler: bir rastlantı sonucu, 1956 yılında Misis höyüğünde çalışan Prof. Bossert ve Dr. Ludvig tarafından bulunmuş ve korunması için buraya bu müze kurulmuştur.

Bu mozaiklerin, muhtemelen 4’ncü yüzyılın sonlarında, Bazilika tipinde inşa edilmiş bir tapınağın tabanını kapladıkları düşünülmektedir.

Adana Yüreğir Misis Mozaik Müzesi
Adana Yüreğir Misis Mozaik Müzesi

 

Bizans dönemine tarihlenen küp şeklindeki irili ufaklı ve renkli taşlardan yapılan bu mozaiklerin merkezinde, bir masa ve sehpa şeklinde yapılmış bir kümes ve çevresinde Nuh Peygamberin “Büyük Tufan” da gemisine aldığı 23 adet kuş ve kümes hayvanları görülür. Bunların çevresinde ise vahşi ve evcil hayvan figürleri bulunur.

Bitkisel motiflerin tamamı sitilize olmasına karşılık, insan ve hayvan figürleri son derece gerçekçi olarak işlenmiştir.

Evet, müzede, mozaikler yanında, Misis höyüğünde yapılan kazılarda elde edilen birçok eser görülebilmektedir. Müzenin duvarları, dışarıdan ışığı geçirebilmesi için cam tuğla ile döşenmiştir.

 

ÇALDAĞI-CAMİLİ KÖYÜ

Burası: Adana şehir merkezini ele geçirmeden önce, Ramazanoğullarının bir süre kaldıkları yerleşim yeridir. Çaldağı ve doğu eteklerindeki tarihi Camili köyüne yolunuz düşerse: burada Yüreğil aşiretinin bey ailesi olan Ramazanoğulları’na ait “Üçok” damgalı mezarları görebilirsiniz.

 

NACARLI KÖYÜ

Pyramos (Ceyhan) ırmağı doğu kıyısındaki bu köyde, Mopsuhestia (Misis) şehrinden buraya getirilmiş olduğu tahmin edilen, Roma devri stoasının vakıf yazısı vardır. Bu yazıtın ilk satırlarında, MÖ 67 yılında başlayan Mopsuhesteia takvimine göre verilmiş olan 170 yılı sayısı okunur.

Buna göre, MS 103 yılına tarihlenen yazıttan Mopsuhesteia’nın Fabius Felix ismindeki bir hemşerisinin kentteki bir stoanın inşa giderlerini kendi servetinden karşıladığı anlatılmaktadır. 

 

NARLIDERE KÖYÜ

Aigeai antik kenti civarındaki tarlalardan getirilmiş olduğu söylenen Roma dönemine ait bir yazıt vardır. Üst tarafı kırılmış olan bu yazıttan, yazıtın kırılarak kaybolan kısmında kalmış olduğundan adı öğrenilemeyen bir kadının, dört stoayı, Tanrıça Demeter ve Aigeai kenti için, babası Titus Flavius Plitus’un ölümünden sonra bıraktığı servetten sağlanan 40.000 dineria ile yaptırdığı anlaşılmaktadır.

Yine aynı köyde, Latince yazıtlı bir miltaşı incelenmiştir. Üst kısmı kırıldığından, hangi imparator döneminde diktirildiği belli değildir.

Adana şehri tanıtımı ve gezilecek yerlerle ilgili yazım için.