
Her yönünden, mitolojik ve antik kalıntılarla çevrili, yemyeşil bir ilçemiz. Tabii bu mitolojik yönü yanında, buranın tüm ülkemiz tarafından bilinmesinin en büyük bir nedeni daha var, evet, belki tahmin ettiniz: Ezine peynirleri.
Muhteşem bir lezzet. Burayı ziyaret ettiğimde, bende kalan anılar: yemyeşil bir ortam, tam ilçenin merkezinden geçen büyükçe bir dere ve Ezine peyniri.
ULAŞIM
Ezine ilçesi, Çanakkale-İzmir karayolu üzerindedir. İl merkezine uzaklık: 45 km. Ayvacık ilçesine uzaklık: 21 km. ve Bayramiç ilçesine uzaklık ise: 25 km. dir.
Buranın en büyük özelliği: İstanbul veya Trakya yönünden gelip: güneye ve özellikle Edremit körfezine, Asos yöresine inen ziyaretçiler tarafından, yoğun olarak kullanılmasıdır.
TARİH
Günümüzdeki Ezine ilçesinin ilk kurucularının: Danişment Oğulları oldukları biliniyor. Türk beyleri, yöreye geldiklerinde Ulu Camiyi yaptırırlar.
Buraya, Farsça, “Cuma” anlamına gelen “Azine” ismini verirler. Çünkü: Cuma namazlarını, topluca bu camide kılmaya başlarlar.
Bu isim, daha sonra zamanla değişerek, günümüze “Ezine” olarak ulaşmıştır.
İlçe merkezi böyle, ancak yörede, antik çağlarda birçok şehir medeniyeti kurulmuştur. Özellikle: Çanakkale boğazının doğu yakasında bulunan “Dardanel” ve “Alexandıa Troas” öne çıkmaktadır.
Osmanlılar döneminde, Ezine ve çevresine, göçler sonucu gelen Türk boyları yerleşirler. Takip eden dönemde, 1920 tarihinde, Ezine Yunanlılar tarafından işgal edilir. Ancak, 1922 tarihinde, işgal sona erer.

GENEL
İlçe düzlük bir alanda kuruludur. İlçe merkezi, deniz seviyesinden 50 metre yüksekliktedir. Kazdağları’ndan doğan ve ilçenin ovasından geçerek, Çanakkale boğazına dökülen “Menderes Çayı” ve ilçeyi ikiye ayıran “Akçin çayı”, bölgenin coğrafi özelliklerinin başında gelir.
İklim düşünüldüğünde, bölgede ılıman bir iklimin hakim olduğu görülür. Bu nedenle, özellikle yaz aylarında, deniz turizmine yönelik hareketlenme olmaktadır. Yerleşim yerinin çevresi, tepelerle çevrili olduğundan, nem ortalaması oldukça yüksektir.
İlçenin batısında bulunan “Bozcaada” ya: Geyikli beldesindeki iskeleden, feribot seferleriyle ulaşım sağlanıyor.
İlçe ekonomisi: tarıma dayanır.

EZİNE PEYNİRİ
Yenilebilecek en iyi ve en kaliteli peynirlerden biridir. Ancak, yörede satılan peynirlerin hepsi, Ezine peyniri markasıyla satılıyor ve bunların büyük çoğunluğu dikkat edin, sahtedir. Orijinal Ezine peynirinin makbulü: tenekede, bir yıl dinlendirilmiş olanıdır.
Peynir: imal edilirken, içindeki süt oranları şöyledir: keçi sütü: % 40, inek sütü: % 15 ve koyun sütü: % 45-55 arasındadır.
Ancak, her ne kadar koyun sütü ağırlıklı olsa da, peynir: koyun peynirinin lezzetini barındırır, kokusu ve ağırlığını asla hissetmesiniz. Koyun sütü: ortalama yüzde 18-20 arasında kuru madde içerir. Bunun en az; yüzde 6’lık bölümü: süt yağıdır.
İnek sütü ise, zayıf bir süttür. İçerdiği kuru madde oranı, koyun sütüne göre: yüzde 50 azdır. Maksimum yağ oranı ise, yüzde 4 olup genelde yüzde 3 yağlıdır. Diğer bölgelerin(özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu) koyun sütlerinde: tortu bulunur. Bu tortuda mevcut; çamur ve pislik gibi maddeler, süt mandıraya ulaştırılıncaya kadar çok uzun süre sütün içinde kaldığından; aromaları, sütün yağına siner.
Halbuki, Trakya’da, üretici, sütünü sağdıktan sonra, süzer. Yaygın karayolu ve düz coğrafi koşullar nedeniyle, sütü, mandıraya daha çabuk teslim eder. Mandırada, süt seperatör makinalarından geçer ve kirliliğinden arınır. Koku derdi ortadan kalkar.
Teneke içinde satılır. Her ne kadar, tenekesini açmak biraz zahmetli olsa da, bu zahmete kesinlikle değer.
Ama, yine de, bir yıllık bekletilen peyniri yalnızca tanıdıklar aracılığıyla bulabilirsiniz. Çünkü, marketlerde, yalnızca 3-4 aylık imalat, yani beklemiş peynir bulmak mümkün.
Evet, orijinal peynirin rengi iyice sarıdır. Süt beyazı olanları tercih etmeyin. Peyniri aldıktan sonra: daha uzun süre saklamak için: peyniri hafif sudan geçirin ve bir kağıt havlu ile kuruttuktan sonra saklayın. Asla su içinde bekletmeyin.
NE YENİR, NE İÇİLİR
Ezine denildiğinde, akla gelen ilk şey, Ezine peyniri.
NE SATIN ALINIR
Evet, yine burada da, klasik bir öneri: orijinal Ezine peyniri bulun ve satın alın diyorum.

GEZİLECEK YERLER

ULU CAMİ-ABDURRAHMAN CAMİİ
Camii kebir mahallesindedir.
Osmanlı döneminde, Orhan Gazi zamanında, Danişmentli Abdurrahman Bey tarafından 1310 yılında yaptırılmıştır.
Moloz taş cephesi, yüzey düzeltmeden, sıra gözetilmeden örülmüş taş duvarlarda tuğla ve taş unsurlar karışıktır. Namaz bölümü alçak tavanlı, son cemaat yeri geniş ve beş açıklıkla yanları duvarlı, kısmen ahşap kemer ve mermer sütunlarla desteklenmiştir. Harim tavanı 50 cm çapında dört mermer sütunla taşınıyor. Minare kubbe duvarından başlıyor. Mihrabın bazı bölümleri orijinal formunu koruyor, tavan Sultan II Mahmut döneminde değişmiştir.
Evet cami, Osmanlı camilerinin ilk örneklerinden olması nedeniyle oldukça önemlidir.

SEFER ŞAH CAMİİ
14’ncü yüzyılda Sultan Yıldırım Beyazıt döneminde yapılan caminin inşasında çevredeki antik yapı kalıntıları kullanılmıştır. Yapı moloz taş ve tuğla kullanılarak inşa edilmiştir. Mihrap duvarı fener motifleriyle süslenmiş durumdadır.
Son cemaat yeri olarak sonradan eklenen, yapının yanında, Sefer Şah’ın mezarı bulunmaktadır.

ASLIHAN BEY KÜLLİYESİ
Cami, türbe ve hamamdan oluşan külliye: Ezine’nin 12 km batısındaki Kemalli köyündedir.
14 yüzyılda Sultan Murad döneminde yapılan cami, tek kubbeli, ana mekan ve çapraz tonozlu revaktan oluşur. Son cemaat yerinin yanları kapalıdır. Pandantifli tek kubbelidir. Yapı malzemesi olarak köfeki taşı adı verilen bir taş kullanılmıştır.
Caminin kuzeyinde, büyük blok taşlardan yapılmış türbe vardır. İçindeki Selçuklu üslubu taş sanduka, 1383 yılı yapımıdır.
Caminin batısındaki dört kubbeli hamam, en eski Osmanlı yapılarındandır.

KESTANBOL TERMAL TURİZM MERKEZİ
İlçe merkezine 15 km ve Marmara denizine 2 km. uzaklıktadır.
Kaplıcaların: antik dönemden beri kullanıldığı düşünülmektedir. Söylenenlere göre: Hz. İsa’nın havarilerinden Saint Paul: buraya gelip, bir ölüyü, kaplıca sularına sokmak suretiyle diriltmiştir.
Evet: tarihi hikayesi bu. Kaplıcanın diğer rakamsal özelliklerine bakacak olursak: suyun ısısı: 67 derece olup, PH derecesiyse, 6 civarındadır.
Banyo ve çamur banyosunda tedavi edilen hastalıklar şunlardır: kadın hastalıkları, romatizma, siyatik, kireçlenme, bazı kemik hastalıkları, üst yolunum yolu hastalıkları, akciğer hastalıklarıdır.

NEANDRİA
Troas bölgesinde, Ezine ilçesinin güneybatısında, Aleksandreia Troas’dan yaklaşık 13 km daha içeride, Çağrı dağının üzerindedir.
Bir Aiolia kenti olan Neandria, 1400 boyunda, 450 metre genişliğinde bir alana yapılmıştır. Şehir MÖ 5 yüzyılın ortalarında Atina’nın önderliğinde yapılan Attika-Delos Deniz birliğinin üyesi olmuştur. MÖ 310 yılında şehir boşaltılmış ve halkı Antigonos tarafından Antigoneia’ya (sonraki ismi Aleksandreia Troas) yerleştirilmiştir.
Bu antik şehir, 1899 yılında Alman arkeolog Robert Koldewey tarafından kazılmıştır.
Kentin 3200 metre uzunluğundaki ve 3 metre kalınlığındaki surlarının, MÖ 5 yüzyılda inşa edildiği sanılmaktadır. Günümüze az hasarlı olarak ulaşan bu surların 11 kulesi ve çok sayıda girişi bulunmaktadır. Evet, yapıldığı dönemlerde kalenin önemli bir konumu olduğu düşünülmektedir.
Kalenin içinde bulunan: MÖ 7 yüzyılın sonuna ya da MÖ 6 yüzyılın başına tarihlenen Aiolia düzenindeki tapınak, şehrin en önemli yapısıdır.
Apollon’a adanan tapınak, bir podyum üzerindeki bir celladan (tapınağın adandığı tanrının heykelinin bulunduğu, tapınağın iç kısmındaki oda) oluşmaktadır. Yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre, tapınakta Apollon’un büyük bir heykeli bulunuyordu. Apollon heykeli, tapınağın cellası’nın güneydoğusunda yer almaktaydı.
Tapınağı uzunlamasına, ortadan ikiye bölen taş kaideler üzerine yerleştirilmiş 7 ahşap sütunun, Aiolia sütun başlıkları, İstanbul Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir.
Şehirde Apollon Tapınağının dışında, Zeus kutsal alanı, arkaik ve klasik dönemlerden kalmış evler bulunmuştur. Ayrıca, şehir duvarları dışındaki nekropolde bulunan çeşitli lahitler, pithoslar ve antik mezarlara da ulaşılmıştır. Evler Neandria’yı kuzeyden güneye kesen caddenin çevresinde sıralanmıştır.
SANKREA
Zambak tepesindedir. Buraya, Çığrı da denilir. Burada, büyük bir şato kalıntısı var. Bizans imparatorluğu zamanında, burada, siyasi mahkumların hapsedildiği tahmin ediliyor. Burası, aynı zamanda: Homeros’un, Truva coğrafyasını incelemek için oturduğu sanılan, Sankrea şehrinin yerindedir. Burası: takip eden tarihi süreçte, Emir Dursun tarafından alınarak, Orhan Gazi zamanında, Osmanlı topraklarına katılmıştır.

ALEXANDREİA TROAS
Ezine’nin 15 km batısında, Geyikli’ye bağlı Dalyan köyünde Eski İstanbul ya da Odunluk iskelesindedir.
Kentin ilk kurucusunun, MÖ.400 yıllarında, Sgia adı ile, tek gözlü Antigonos Monofialmos olduğu biliniyor. Daha sonra, Büyük İskender zamanında, generallerinden “Antigonas” tarafından, bu küçük şehir geliştirilir ve “Antigonas”ın anısına, şehre “Antigonia” ismi verilir.
Büyük İskender’in ölümünden sonra: Trakya kralı Lysimachos; MÖ.310 yıllarında, bu yeni kurulan şehri daha genişletir ve bölgede bulunan diğer şehirlerin halkını buraya getirip, yerleştirir. Şehrin adını da, İskender’in asıl adı olan “Alexsandra” olarak değiştirir.
Şehri, burada kurulan diğer şehirlerden ayırmak için de, isminin sonuna “Troas” kelimesi eklenir. Çevredeki halkın buraya yerleşmesi sonucu, şehir, o dönemde, Anadolu’nun en büyük şehirlerinden biri haline gelir.

Tarihi süreç içinde: Romalılar, Suriye kralı Antiokhos ile yaptıkları savaş sırasında: şehir halkının kendilerine sadık kalmalarından etkilenirler ve şehir, Romalıların gözdesi haline gelir. Özellikle, Roma imparatoru Sezar zamanında, şehir başkent olma konumuna gelir. İmparator Konstantin: başlangıçta başkenti “Konstantinapolis” şehrini, burada kurmayı düşünür.
Çünkü: şehrin limanından kaynaklanan muhteşem bir zenginlik söz konusudur. Ancak, daha sonra, başkent olarak, İstanbul seçilir.

Roma imparatoru Hadrianus zamanında, şehre su yolu ve hamam yaptırılır. Özellikle: Atinalı zengin bir bilgin olan Herodes Atticus tarafından yaptırılan imar faaliyetleri şehrin ününü ve önemini arttırır. Bu yapılardan, hamam, günümüze kadar gelebilmiştir.
Şehrin en önemli yeri olan limanı ise, günümüzde, Dalyan köyünün altında kalmıştır. Günümüze kadar ulaşan kalıntılara bakıldığında; şehrin, kurulduğu dönemdeki muhteşemliğini hayal edebilirsiniz. Hamamın bulunduğu yerde, kaplıca suyu çıkmaktadır. Dolayısı ile, bölgedeki şifalı suların, antik çağdan bu yana varlığının en büyük kanıtıdır.
Evet, tarihi süreçte, gerçekten büyük ün kazanan bu kentin, ne zaman ve neden terk edildiği bilinmiyor. Ancak, ortaçağlardan kalan bu kent, günümüzde hala denizden görülebilmektedir. Dolayısıyla, bazı gezginler, bu kenti gördüklerinde, Truva kalıntıları olarak değerlendirmektedirler.
Sonuçta, bu da, bir zamanlar, bu kentin birçok kişi tarafından ziyaret edilmesinde, önemli rol oynamıştır. Kent, erken Hıristiyanlık döneminde, önemli rol oynamıştır. Havari Poulus, kenti birkaç kez ziyaret etmiş ve Avrupa’ya, Hıristiyanlık dinini yaymaya burada karar vermiştir.
Bugün kentteki kalıntılar arasında görülebilecek olanlar şunlardır: hamam, saray, liman, çarşı kalıntıları. Kent, bugünkü haliyle, Hıristiyanlığın başlangıç noktası olması açısından, büyük turistik önem taşımaktadır.

YEDİ TAŞLAR
Ezine ilçe merkezine 13 km uzaklıktadır, köyden sonra taş ocağına kadar yürümek gerekiyor.
Koçali köyü yakınlarında: granit kayalar tarafından gizlenen bir taş ocağı var. Bu taş ocağından alınan taş sütunlar: Dalyan iskelesinden, Roma imparatorluğunun çeşitli yerlerine sevk ediliyormuş. Günümüzde, burada imal edilmiş ve sevk edilmemiş halde kalan, 7 tane taş bulunuyor.
Bunların genişlikleri: 160 cm ve uzunlukları ise 12 metre. Her sütun yaklaşık 30-60 ton ağırlığında. Bu taşları görürseniz, bunların buradan Dalyan iskelesine kadar nasıl nakledildiğini, o günün teknolojik şartlarında nasıl taşındığını, hayretler içinde düşüneceksiniz.
Son olarak: bu sütunların taş ocağından nasıl çıkarıldığından söz etmek istiyorum. Sütunların ocaklardan çıkarılması sırasında çeşitli delikler açıldığı, bu deliklere odun parçaları yerleştirildiği ve sonra bu odunların sulanarak genişlemesiyle kaya bloğunun çatladığı, bu şekilde bir kırılma sağlandığı anlatılıyor. Bu yöntem antik dönemde taş çıkarma tekniklerine dair bilinen yöntemlerdin biridir.

EZİNE PLAJLARI
Ezine ilçesi deniz kıyısında olmaması nedeniyle, denize girmek için çeşitli alternatifler var. Bunların başında: Ezine plajı geliyor.

EZİNE PLAJI
İlçe merkezine 20 km. uzaklıktaki bu plaj, Odunluk iskelesinin yanında bulunuyor. Sakin ve huzurlu bir mahal. Dalyan köyü sınırları içinde kalıyor. Bu yörede, yazlık evler yoğunlaşmış. Plaj çevresinde, gençlere yönelik eğlence mekanları bulunuyor.
AKTAŞ PLAJI
İlçe merkezine 22 km. uzaklıktadır. Kestenbol kaplıcalarına yakındır. Buraya, ulaşım yok, yalnızca kendi özel aracınız ile ulaşmak mümkün. Burada: zengin ve büyük meşe ağaçlarının gölgesinde, Bozcaada manzarasını izleyerek denize girmek ve piknik yapmak mümkün.
TAVALI PLAJI
İlçe merkezine 30 km. uzaklıktadır. Burada da yazlık konutlar yaygın olarak bulunuyor. Bir şerit gibi, Ayvacık ilçesine kadar sahil boyunca uzanıyor. Burada: sakin bir ortam bulmanız mümkün. Halk, plaj çevresinde çadır kurarak, kamp yapıyor. Bu plaj: denizin temizliği ve dibinin kum olmasıyla, çevrede yaşayanlar tarafından yoğun olarak tercih ediliyor.

GEYİKLİ BELDESİ
Ezine ilçe merkezine, 17 km. uzaklıkta, Çanakkale il merkezine ise 54 km. uzaklıktadır. Doğusunda çalılık ve ormanlıklar, batısında Ege denizi ve 6 mil açığında Bozcaada bulunmaktadır.
Burası bir belde olarak öne çıkmakta ve 3600 kişi yaşamaktadır. Yaz aylarında ise, nüfus 10 000 üstüne çıkmaktadır. Sahil kesiminde: 2000 civarında konut bulunmaktadır. Bunlar, daha çok, çevre illerde yaşayanların yazlık konutları olarak kullanılmaktadır. Bunun dışında, yörede yaşayan insanların başlıca geçim kaynağı ise, zeytinciliktir. Balıkçılık ta önemlidir.
Buradaki plajlardan, denize girmek mümkün. Ayrıca: iskeleden, Bozcaada’ya ulaşım sağlanıyor. Kıyı kesiminde, Bozcaada manzarasını izleyerek, bir şeyler içebileceğiniz yerler var. Tüm bunların dışında: Geyikli sahillerinde, belki duyanlarınız olabilir, bir dönem “radyasyon” bulunduğu yönünde bir kısım söylentiler çıktı.
Ancak, yapılan araştırmalarda, bu radyasyonun “tıpta: Talaso Terapi” olarak kullanılan ve tedavi özelliği taşıyan bir nitelikte bulunduğu tespit edildi. Bu konuda ayrıntıya girmek istemiyorum. Çünkü: net bilgilere sahip değilim.
Yani: bu sahillerde, radyasyon bulunduğuna dair teknik veriler elde ediliyor, ama bulunan bu radyasyonun, terapi yani tedavi edici özelliği olduğu söyleniyor. Umarım, bu konuda ilgililer gerekli çalışmaları yaparlar ve gerekli resmi açıklamalar yapılır. Yoksa, gerek burada yaşayanlar ve gerekse burayı ziyaret edecekler için, bu konu, olumsuz bir tepki yaratır.
KOLONAİ
Çanakkale Ezine ilçesine bağlı Alemşah köyünün 3.3 km doğusunda, Beşiktepe adlı sahildeki bir tepededir. Bozcaada’nın karşısındadır.
Güneyinde Larisa ve kuzeyinde Aleksandreia Troas bunmaktadır. Troia’nın 7 km batısındadır.
İsminin anlamı, Grekçede “tepe, tümsek” dir.
Antik kaynaklar, Kolonai’nin Larissa’nın ve Hamaksitos’un kuzeyinde bir liman kenti olarak tanımlarlar. Daha iç kesimlerde bulunan yerleşimlerin limanı durumundadır.
TARİHİ GEÇMİŞİ;
Kent, MÖ 8’nci yüzyılda Lesbos’tan ve Tenedos’tan gelen Aiol’li kolonistler tarafından yönetilmeye başlanmıştır.
MÖ 7’nci yüzyılda tamamen Lesbos’un kolonisi durumuna gelir.
MÖ 427 yılında Midilli kontrolünden çıktıktan sonra Delos Birliğinin bir parçası olmuştur.
MÖ 425 yılında komşusu Larisa’nın aynı yıl ödediği 3 talente kıyasla, nispeten küçük bir miktar olan 1.000 drahmi vergi ödediği kaydedilmiştir.
MÖ 4’ncü yüz yıl boyunca, şehir, ön yüzünde Athena başı tasviri olan sikkeler basıyordu.
MÖ 310 yılında, Antigonos’un emriyle Kolonai halkı, yaklaşık 6 km kuzeyinde kurulmuş olan Aleksdria Troas’a taşınmıştır.
Bu tarihten sonra antik kent bir daha iskan edilmemiştir.
Yaşlı Pilinius şehri Troas’ın ıssızlaştırılmış kentlerinden biri olarak sayar.
Kolonaili Daes:
Daes, Kolonai’de bilinen tek edebiyatçı figürdür.
Yerel tarih yazarı olarak, en erken MÖ 5’nci yüzyıl sonlarına tarihlenir.
Kolonai vatandaşı olarak MÖ 310 civarında Aleksandreia Troas ile birleşmeye dahil olup terk edilmesinden önceki bir döneme aittir.
Kolonaili Daes: “ (muhtemelen MÖ 4’ncü yüzyılda) Kolonai sakinleri, kendi yerleşimlerinin Aiol Yunanları tarafından kurulduğuna inanıyorlar” demiştir.
Midilli’nin etnik olarak Aiol olması ve Kolonai’nin MÖ 427’teki Midilli isyanının sona ermesinden sonra Midilli’nin kontrolüne girdiği muhtemeldir.
Kiknos:
Yunan mitolojisinde, Truva savaşı sırasında Kolonai’nin kralı Kiknos’dur.
Truva savaşlarının ilk gününde, Akhilleus tarafından öldürülmüştür.
Kiknos, Pindaros’un iki ayrı eserinde geçer.
MÖ 1’nci yüzyıl ortalarında yaşamış tarihçi Diodorus Siculus, Kiknos hakkında, Kolonai’den çok da uzak olmayan bir ada olan Tenedos (Bozcaada) sakinlerine atfettiği bir hikaye anlatmıştır. Bu hikayede: Kiknos’un oğlu Tennes, Tenedos’u kurmuş ve adaya kendi adını vermiştir.
Sonuç:
Kolonai antik kentinde günümüze herhangi bir kalıntı kalmamıştır. Zaten bölgede arkeolojik çalışmalar da yapılmamaktadır.

ABYDOS
Çanakkale Boğazının Asya kıyısındaki Nara burnunda, antik Sestos kentinin karşısındadır.
Maltepe ile Çanakkale boğazına yay görünümüyle çıkıntı yapan Nara Burnu’nun tamamına yayılmış, Karacaören Ovasının güney batısına ve Dalyan koyuna kadar uzandığı bilinmektedir.
Nagara Burnunun güneyindeki koy, ana akıntının dışındadır ve boğazdaki en iyi doğal limandır.
Şehir, MÖ 670 yılında Çanakkale boğazının en dar noktasında kurulmuştur. Abydos şehrinin karşısında yer alan Sestos ve Lampsakos gibi çok kıymetli şehirler bulunmaktaydı.
Sestos antik kenti (bugünkü Bigalı kalesi) karşılıklı olarak boğazın dar bir alanına inşa edilmesi, Abydos şehrinin stratejik önemini arttırmıştır.
MS 13’ncü yüzyılda, geçişin Lampsakos ve Kallipolis arasına alınmasına kadar, MS 14’ncü yüzyılın başlarında şehrin terk edilmesine kadar, Avrupa ile Asya arasındaki ana geçiş noktası olmuştur.
Ticaret yollarını kontrol etmesi ve geçiş güzergahında bulunması açısından, stratejik öneme sahip bir kent olmuştur.
MÖ 7’nci yüzyıldan, MS 20’nci yüzyıla kadar kesintisiz yerleşime ev sahipliği yapmıştır.
Homeros’un kentle ilgili yazıları: “Homeros’a göre kent, hızlı atlarıyla çevre kent ve bölgelere ün salmıştır. Truva savaşları sırasında Akhalara karşı mücadele vermiştir. Yine aynı eser incelendiğinde, kentin MÖ 2 bin yıldan önce de kurulu olduğuna dair ipuçları sunduğu görülür.
MÖ 750 yılından itibaren, bölge kolonize edilmiştir.
Önce Aioller, MÖ 8’nci yüzyılda ve sonra da İonlar MÖ 7’nci yüzyılda kenti himayeleri altına almıştır.
Strabon: Abydos kentinin Çanakkale Boğazı (Hellespontos) kıyılarına kurulan ilk kentlerden biri olduğunu yazmıştır. Yine, MÖ 7’nci yüzyılda Lydialıların ve MÖ 680 yılında ise Miletosluların yerleşmek için Lydia Kralı Gyges’ten izin aldıklarını belirtmiştir.
MÖ 513 yılında kentte Pers hakimiyeti görülür. MÖ 480 yılında Pers Hükümdarı Kserkes, yine şehre gelir. Günümüzdeki Özgürlük Parkı ve Nara burnunda bulunan askeri alana getirilen Kserkes’in köprü inşasına gemilerini yan yana bağlayarak başladığı bilinmektedir.
Başarılı bir çalışmadan sonra boğaz üzerinde kurulan ilk boğaz köprüsünün sonucunda, sefere çıkılmış ve dönüşte tekrar aynı yöntem ile Abydos şehrine geri dönülmüştür.
Burada bir husus daha var. Fırtına kurulan köprüyü parçalar, Kserkes öfkelenir ve denize sinirlenir, denize 300 kırbaç attırmıştır.
Bir de burada toplanan kara ve deniz kuvvetlerini teftiş etmiş, deniz kuvvetlerine savaş gösterisi tatbikatı yaptırmıştır, yani bu tatbikat, tarihte anılan ilk tatbikat olabileceği düşünülür.
MÖ 334 yılında Büyük İskender, doğu seferine çıktığı dönemde Trakya üzerinden Abydos kentine gelmiş ve kenti himayesi altına almıştır.
1453 yılında Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’u fetihettiğinde Çanakkale Boğazının Anadolu Yakasına bugünkü adı ile Çimenlik Kalesini yaptırır. İstanbul’u elde tutabilmesi için hayati öneme haiz bu kale, 6 ay gibi kısa bir sürede tamamlanmıştır. Çimenlik kalesinin yapımında devşirme yapı malzemesi olarak Abydos antik kentinin toprak üzerindeki taşları kullanılmıştır.
Son olarak, bir efsaneden söz etmek istiyorum. Hero ve Leandros efsanesi. Bu efsaneye göre, aşıklar birbirlerini görebilmek için, her gece boğazı yüzerek geçerlerdi. Dünya edebiyatına: Christopher Marlowe “Hero ve Leander” ve Lord Byron’un “Abydos’un Gelini” eserleri, dünya Abydos şehrini yakından tanımıştır.
Hellespontos’un Avrupa yakasındaki Sestos’ta (Eceabat) bir kulede yaşayan Afrodit Rahibesi Hero ve boğazın karşı tarafındaki Abydos’lu genç adam Leandros’un öyküsüdür.
Kötü hava Hero’nun klavuz ışığını söndürünce, Leandros dalgalarda yolunu kaybedip ölüyor, onu kaybeden Hero da kendine kıyıyordu.
Hatta, İngiliz ajanı olan Lord Byron, 3 Mayıs 1810 tarihinde, tek ayağı ile bu mitolojik hikayeyi gündeme taşımak için Abydos ile Sestos antik şehirleri arasını yüzerek geçmiştir. Bu mitolojik hikaye, Roma döneminde Abydos sikkeleri üzerinde de betimlenmiştir.

GÜNÜMÜZE KALAN KALINTILAR
Şehrin Akropolü, Türkçe’de “Mal Tepe” dir.
Şehrin terk edilmesinden sonra Abydos kalıntıları, 14 ile 19’ncu yüzyıl arasında, yapı malzemesi olarak toplanmıştır.
Günümüze çok az kalıntı kalmıştır. Blok taşlardan yapılmış bir duvar kalıntısı ve Osmanlı dönemine ait kaleden başka yapı görmek mümkün değildir.
Zaten 20’nci yüzyılın başlarında da askeri yasak bölge olarak ilan edilmiş ve hiçbir kazı yapılmamıştır.
Ancak bölgeye gezginler tarafından yapılan ziyaretlerde kent değerlendirilmiştir.
Bilgilerin çoğu gezginlerin tutmuş oldukları notlardan ve çizdikleri gravürlerden elde edilmiştir.
Teşekkür ederim bu bilgiyi paylaştığınız için.