Denizli Babadağ

Denizli Babadağ

Babadağ yöresine yolunuz düşerse: özellikle yerel dokumalardan satın alın, keşkek yiyin, Babadağ evleri arasında sokaklarda dolaşın, tarihi evlerin güzelliklerini görün, ama eğer tarihe ve tarihi yerlere ilginiz varsa, mutlaka mutlaka Hisarköy’de bulunan köyün altında bulunan Attuda antik kenti kalıntılarını gezin, bir zamanlar antik dönemde oldukça büyük ve önemli bir kent olan Attudanın günümüze kadar ulaşan kalıntılarını görünce, neden burada daha ayrıntılı arkeolojik resmi araştırmalar yapılmaz diye düşüneceksiniz, ama elbette bu kalıntıların üzerinde bulunan köy evleri ve yaşayanları görüp şaşıracak ve hatta isyan edeceksiniz.

ULAŞIM

Babadağ, Denizli arası uzaklık: 36 km. Babadağ, Sarayköy arası uzaklık: 18 km.

TARİHİ

1386 yılında, Oğuz Türklerinden bir Yörük aşireti, Babadağ’a 3 km uzaklıktaki Oğuzlar köyüne yerleşirler. Daha sonra 4 km uzaklıktaki Yeniköy’e ve oradan da günümüzdeki konuma yerleşmişlerdir. Yerleşimin ilk adı Beşikkayadır. Daha sonra “Sarayköy’de oturan Kadının oturduğu yer anlamında” Kadıköy (Kadıkeriyesi) adını almıştır.

Bölgeye demiryolu gelmesiyle Sarayköy ilçe, Kadıköy nahiye olur. Babadağ, 1877 yılında Belediye olur. İlçe 1’nci Dünya Savaşı sonrası ve Kurtuluş savaşı öncesinde işgale uğramamıştır. Sivas kongresine üye göndermiş, Kurtuluş savaşı sırasında da milis kuvvetlerine asker göndermiş, malzeme yardımında bulunmuştur. 1935 yılında ise bölge İstanbul-Kadıköy ile karıştırıldığından, ilçenin ismi, eteklerinde kurulduğu Babadağın ismini almıştır. 1988 yılında ilçe olur.

Babadağ ilçesinin tarihi geçmişini bitirmeden önce bu bölge ile ilgili anlatılan bir rivayet var, ondan söz etmek istiyorum. “Selçuk Beylerinden birinin 3 oğlu vardır. Bunlar babalarıyla anlaşamazlar ve yurtlarını terk ederler. Bir tanesi: Ahıllı, diğeri Oğuzlar köyüne ve üçüncü geçen ise Babadağ yöresine yerleşir. Ahıllı ve Oğuzlar köyleri, su sıkıntısı ve coğrafi koşulların yetersiz olması nedeniyle gelişememiştir. Babadağ’a yerleşen genç ise, çobandır ve şanslıdır.

Çünkü, yörede 105 tane su kaynağı vardır. Çevrenin doğal örtüsü hayvancılık için oldukça elverişlidir. Bu gencin sürüsünün hayvanlarının çalılara takılan yünlerini eğirerek: heybe, halı ve kilim dokunmaya başlanır. Bu ürünler: solmayan ve bozulmayan kök boyalarla boyanır. Yöredeki tekstil sektörü bu şekilde gelişir.

Denizli Babadağ

GENEL

İlçe: güneyinde Babadağ sırtları ile çevrilidir. Denizden yükseklik 850 metredir. Arazi dağlık ve engebeli olduğundan tarım ve yerleşim zordur. Tarımsal üretim olarak sadece yem bitkileri ve kavunculuk yapılır.

Bu yüzden: halk, tekstil üretimine yönelmiştir. Ancak, ilçedeki tekstil imalatının sağlam zemine dayanmaması ve fason üretime dayalı olması ve tekstil sektöründe yaşanan krizler nedeniyle ilçeden dışarıya göç artmış, son zamanlarda ise azalmıştır. Yöreye dışarıdan göçler gelmektedir. Bölgede Akdeniz bölgesinin iç kısımlarında görülen iklim hakimdir.

Denizli Babadağ

BABADAĞ

İlçe merkezinin güney tarafından bulunan Babadağ, 2308 metre yüksekliktedir. Heybetli ve oldukça diktir. Tavas ovası, Aydın ovası ve Denizli ovasına hakim bir dağdır. Eteğinde yaylalar vardır. Denizli tarafında suları boldur. Dağ sporları için oldukça elverişlidir. Dağın tepelerinde yaz-kış kar bulunur.

DOKUMACILIK

Dokumacılık, yaklaşık 600 yıllık bir geçmişe sahiptir. 1965 yılından sonra yarı otomatik tezgahlara, 1985 yılından sonra ise tam otomatik tezgahlara geçerek sürekli canlılığını korumayı sürdürmüştür. İlçe merkezinde dokumacılık üzerine 19 fabrika ve 60 civarında atölye mevcuttur. Yaklaşık 800-900 civarında tam otomatik tezgah vardır. Günümüzde aile dokumacılığının devam ettiği ilçede, taş ve kerpiç evlerin böldüğü dar sokaklarda tezgahlardan gelen sesler yankılanmaya devam etmektedir.

NE YENİR

Bu yöreye yolunuz düşer ve yerel lezzetlerden tatmak isterseniz, “et kapaması, et çevirmesi, keşkek” diyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Yörede geleneksel nostaljik eski el tezgahlarında üretilerek satılan Babadağ dokumaları ve natürel el dokumaları, bez, pike, kanaviçe, havlu, çarşaf ve çocuk bezi satın alabilirsiniz.

Denizli Babadağ

GEZİLECEK YERLER

Denizli Babadağ Cumhuriyet Mahallesi

CUMHURİYET MAHALLESİ

Babadağ’a özgü mimarisiyle dikkat çeken tarihi Babadağ evleri, ilçenin geneline yayılmış olmasına rağmen, ilçe merkezinde Cumhuriyet mahallesinde yoğunlaşır. Evlerin yapım tarihleri 18 ile 20’nci yüzyıllar arasına tarihlenir. Babadağ evleri genellikle tek veya iki katlıdır. Nadiren üç katlı olanlara rastlanır.

Çoğunluğu cumbasız ve balkonlu olup, eyvan tipi girişe sahiptir. Evlerin genelinde kapı ve pencereler dikdörtgen formlu ve ahşaptır. Bazı yapıların kapı ve pencerelerinde yuvarlak, basık veya sivri kemerler dikkat çeker. Yapıların geneli sade bir görünüme sahip olup, sadece basit süslemelerle bezenmiştir.

Denizli Babadağ Kırcataş camisi

KIRCATAŞ CAMİSİ

İlçe merkezinde Gündoğdu Mahallesindedir. 1800 yılında yapılan cami, Osmanlı dönemi mimari özelliklerini yansıtır. Geçmiş yıllarda bir yangın geçiren cami, daha sonra tamamen yenilenmiştir. Caminin batı duvarında, yüksek bir noktada küçük bir kitabe vardır. Bu kitabede, 1801-1802 tarihleri okunmaktadır. Cami, günümüzde ibadete açıktır.

Denizli Babadağ Attuda antik kenti

ATTUDA ANTİK KENTİ

İlçe merkezine bağlı Hisarköy beldesinde, ilçe merkezine 32 km uzaklıktadır. Babadağ’ın kuzey eteklerinde, doğal bir kale görünümünde yüksekçe bir tepe üzerinde bulunur.

Attuda, Salbakos dağı üzerinde önemli bir geçiş noktasında bulunduğu için Hellenistik dönem öncesine ait tarihi bir geçmişe sahip olmalıdır. Ancak bu dönem ile ilgili yeteri kadar arkeolojik kalıntı ya da yazılı belge yoktur. Kentin Pergamon Krallığı tarafından kolonize edilmesinden sonra, Attuda ön plana çıkmış ve adı daha çok duyulmaya başlanmıştır.

Bunlara göre, Attuda ile ilgili en eski bilgi ve buluntular, MÖ 200 yıllarına aittir. Pergamon krallığının verdiği ayrıcalıkla bir bütünlük oluşturacak şekilde kentin oldukça hızlı bir gelişim ve etkileşim içinde olduğu anlaşılmaktadır. Kentte bulunan Hellenistik yazıtlardan üç tanesi, Pergamon krallığı ile ilgilidir.

Attuda şehri, MÖ 1’nci yüzyıldan itibaren kendi adıyla sikke basmaya başlamıştır. Bunlardan biri İmparator Marcus Antonius zamanında, yaklaşık MÖ 39-35 yılları arasında basılmıştır. Bu gümüş sikkenin ön yüzünde “Tykhe”ya da “Kybele” başı, arka yüzünde “çıplak, ayakta bir Apollon heykeli” ve kentin adı olan “Attoyaeon” yazısı vardır.

Yerleşim içinde bulunan mimari elemanlar değerlendirildiğinde, Attuda’nın yakın ilişkide bulunduğu Aphrodisias kentinin etkisi altında imarını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. İki kent arasındaki ilişki sadece mimari alanda kalmaz. Roma imparatorluk döneminde de bu ilişki artarak sürmüştür.

Şehirdeki yapılaşma:

MS 2 ve 3’ncü yüzyıllarda da artarak devam etmiştir. Bulunan yazıtların büyük çoğunluğu bu döneme aittir. MS 3’ncü yüzyıl başlarında, Carmini ailesinden olanların aldıkları önemli görevler ve inşa ettikleri yapıların, Attada için büyük bir katkı sağladığı bellidir.

Özellikle Aphrodisias Aphrodite Tapınağı gibi önemli bir kült alanının başkanlığı ve veznedarlığının Attudalı bir aileden birinin elinde olması ve bu aileden kişilerin sürekli önemli üst görevlere getirilmesi dikkat çeker. Bunlar: Salbakos dağı üzerinde, tam geçiş yerindeki Attuda’nın bu dönemlerde de kendi varlığını hissettirdiğinin göstergesidir.

431 yılında Ephesos’ta toplanan 3’ncü Ekümenik Konsile Attudalı piskoposlar da katılmıştır. Şehirdeki yaşam: MS 6’ncı yüzyıl ve sonrasında zayıflamaya başlamış ve tekrar canlanması ise Türk dönemiyle birlikte olmuştur.

Denizli Babadağ Attuda antik kenti

Evet, bu tarihi gelişim sonrasında, gelelim kentin bulunması ve arkeolojik araştırmalara:

Hisarköy ve çevresinde bulunan seramik ve heykeltıraşlık gibi küçük buluntuların tamamı, Hierapolis Arkeoloji Müzesine götürülmüştür. Diğer bir kısım mimari eser ise, halen köy camisi önünde muhafaza edilmektedir. Antik yerleşimin izleri, mahallenin ortasındaki Asar Tepe’den aşağı doğru teraslar halinde genişleyerek yayılır. En alttaki vadi yamaçlarında ise, kentin nekropolüne ait mezarlar bulunmaktadır.

Asar Tepe

Buraya çıkışı sağlamak için doğal kayalar kesilip, teraslar yapılarak yollar oluşturulmuştur. Son dönemlerde yapılan tüm değişikliklere rağmen, Asar Tepe’nin en üst noktası yer yer doğal taşlardan oluşturulmuş düz alan şeklindedir. Burası ilk olarak, antik çağda kullanılmış bir toplantı yeri veya dinsel seramoni yeridir.

Heredot’a göre: Persler, gelenek ve görenekleri gereği, özellikle dinlerinin Zeus’a kurban kesmeyi gerektirir ve bunu dağ başlarında yaparlar, Zeus dediklerinin de gök kubbe olduğunu belirtir. Bu tören ve toplanma yeri uygulamaları: Hıristiyanlık inancında, Bizans dönemi boyunca ve Beylikler döneminde de görülen bir uygulamadır.

Denizli Babadağ Attuda antik kenti

Mimari Kalıntılar

Toplanan mimari elemanlar, mahalle camisi önünde, Tekke çeşmesi çevresinde ve türbe içinde olmak üzere 3 yerde toplanmıştır. Ayrıca ev duvarlarında da yazıtlı ve yazıtsız birçok tarihi eser bulunur. Mimari elemanların büyük çoğunluğu kireçtaşı ve mermer sütun kaidesidir ve Helenistik ile Roma dönemlerine tarihlenir.

Kültler ve Tapınaklar

Attuda şehrinin bulunduğu bölgede en yaygın olan kültler Men ve Ana Tanrıça kültüdür. Men isimli tanrının bu bölgedeki en önemli kült yeri ve kutsal alanı: kesin yeri bilinmeyen Men Karou Tapınağıdır.

Ünlü coğrafyacı tarih yazarı Strabon: Menderes ve Lykos vadileri boyunca giden yolu takip ederken, Men Karou Tapınağını gördüğünü yazar. Men Karou Tapınağının Attouda sikkeleri üzerinde bulunması, bu kutsal mekanın kesinlikle Attouda sınırlarında bulunmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden, kent merkezinde olmayan kutsal alanın, vadi içindeki bir yerde olabileceğine inanılmaktadır.

Ayrıca, dağlık yerleşimler ve dağ zirvelerinde Ana Tanrıçaya adanmış kült yerlerinin yaygınlığı bilinmektedir. Hisarköyde çarşıdaki caminin kuzeybatı köşesine yerleştirilmiş olan Meter Adraston adının geçtiği yazıt da bu tanrıça ile ilişkilendirilir. Tanrıçanın adının geçtiği yazıtlara göre, attouda kentinde  ve çevresinde Meter kültürünün saygın bir yere sahip olduğu ve kentin baş tanrıçalarından birisi olarak tapınım gördüğü kesindir.

Kültler konusunda eldeki en kesin bilgiler, sikkeler üzerindeki betimlemelerdir. Bu betimlemelere göre: kentte başta Apollon olmak üzere Kybele, Tykhe, Zeus, Athena, Asklepios, Helios, Serapis, Dionysos, Artemis, Anatis gibi tanrıların ismi geçer. Tüm bunlara rağmen, Attouda içinde yeri kesin olan ve planı tam bilinen bir tapınak kalıntısı yoktur. Ancak tahminlere göre, burada birden fazla tapınak olmalıdır.

Öte yandan: İncil’de söz edilen 7 kiliseden birisi de “Laodikeia kilisesi” dir ve burada ortaya çıkarılmıştır.

Doğuya doğru uzanan bir sırt üzerinde kurulan kentin, kuzeyindeki Arap deresi ile güneyindeki Bakla deresi, mahallenin doğusunda birleşerek Menderes ırmağına doğru akmaktadır. Bu dereler hem antik, hem de modern yerleşimin üç yönünde doğal bir sınır hattı oluşturmaktadır.

Antik kalıntılar üzerinde kurulan Hisarköy, Osmanlı döneminden beri varlığını sürdürmektedir ve bazı dokuların yok olmasına sebep olmuştur. Köy yerleşimi en üst tabakada halen varlığını sürdürmektedir. Her taraf tarihi yapılarla ve onların yıkıntılarından kalan taşlarla doludur. Evlerin altında mezar tipi mekanlar, mağaralar ve kayalardan oyma mezarlar gibi birçok farklı kalıntılar bulunuyor.

Köylüler, 1970’li yıllarda küçük ölçekli bir köy müzesi kurmuşlardır, ama bu müze günümüzde boş ve kapalıdır. Çünkü köy halkı tarafından açılan bu müze hazine avcıları tarafından  defalarca soyulmuştur.

Ancak, Hisarköyün başka bir yere taşınması faaliyetlerine başlanıldığını ve devam ettiğini öğrendim. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından 2005 yılında köyün 2 km ilerisindeki Çamlar Mevkiinde konutlar yapılmıştır, ancak Hisarköylülerin bu konutlara taşınmayı kabul etmedikleri söyleniyor.

Denizli Babadağ Trapezopolis antik kenti

TRAPEZOPOLİS ANTİK KENTİ VE NEKROPOLÜ

İlçe merkezine 13 km uzaklıktaki Bekirler köyü kuzeydoğusunda Boludüzü mevkiindedir.

Antik kent, Bekirler köyü etrafındaki tepecikler ve eteklerine yayılmıştır. Antik kentin kuzeyden güneye doğru uzanan düzlük üzerine, arazinin coğrafi yapısına göre kurulduğu anlaşılmaktadır.

Trapezopolis şehri, Karia ve Phrygia sınırında antik bir kenttir. Şehrin isminin anlamı, Helen dilinde “Düzlük” anlamına gelir.

19’ncu yüzyıl sonlarında, Anderson bu bölgede bir araştırma yapmış ve Seyre’de bir takım yerleşim izlerine rastlamışsa da kesin bir yargıya varamamıştır.

Denizli Babadağ Trapezopolis antik kenti

Sadece burada üzerinde “Trapezopolis” ismi olan bir yazıt bulmuştur.

Bugün, bu bölgede zemin seviyesinin yaklaşık 70-100 cm altında, etrafı kayraktaşı veya tuğla ile çevrilmiş, silindirik formlu ve kapaklı, pişmiş toprak lahit mezarlar bulunmaktadır. Bunların üzeri yine kayrak taşı ve tuğla ile kapatılmıştır.

Yüzeyde bazı yapı kalıntıları izlenir. Yüzeydeki kalıntılar, Roma ve Bizans dönemi özellikleri göstermektedir.

YARDAN ÇAYI

Belediye tarafından şelalenin çevresinde yapılan çevre düzenleme çalışmaları sonucunda, burada oldukça güzel bir mesire alanı oluşturulmuştur.

 Denizli Bozkurt gezi yazısı hakkında  Bozkurt

Bilecik

Bilecik

Bilecik denilince, akla ilk gelen: Osmanlı imparatorluğunun burada kurulup, dünyaya yayılması. Son derece küçük, sosyal imkanları kısıtlı bir şehir. Ama: İstanbul yönünden gelenlerin, güneye ve özellikle Antalya’ya inerken kullandıkları yolu üzerinde. Toprakları killi olduğu için, özellikle ve sadece seramikçilik gelişmiş. Birçok kez içinden geçerken zaman ayıramadığım şehirde, 2018 yılında, iki gün kaldım ve gezme fırsatım oldu.

Bilecik

ULAŞIM

Bilecik  denilince, ilk akla gelenler: soğuk ve virajlı yolları. Bir yanda Bursa, öbür yanda Eskişehir. Bilecik-Bursa arası uzaklık: 95 km. Bilecik-Eskişehir arası uzaklık ise: 80 km. ve bu yol: yaklaşık 1 saat 15 dakika sürmektedir. Hatta: terminalden, Eskişehir’e direkt araba bulunmamaktadır. Tüm bunların yanında: hani Bilecik için hiçbir sosyal etkinliği yok diyenler olsa da, bu küçük şehir: İstanbul’a sadece: 250 km. uzaklıktadır. Yani, şehir merkezinden çıktığınızda, en fazla 4 saat sonra İstanbul’da olursunuz.

Son olarak, birkaç yer bağlantısı daha vermek istiyorum. Bilecik-Kütahya arası uzaklık: 110 km. Bilecik-Afyon arası uzaklık: 211 km. Bilecik-Ankara arası uzaklık: 313 km.

İl merkezinden,  demir yolu geçmektedir. Ankara-İzmir demir yolu şehir merkezinden geçiyor. Hatta: tren istasyonunun bulunduğu yerde, eski Bilecik şehrinin kurulu bulunduğu, ama Yunanlılar tarafından işgal yıllarında tamamen yakılıp yok edildiği için, yeni şehrin bugünkü yerinde kurulduğu söyleniyor.

Bilecik

TARİHİ

Bölgedeki ilk yerleşimin: MÖ.3000 yıllarına kadar indiği düşünülmektedir. Şehrin, bilinen en eski adı: Agrilion.

Takip eden dönemde: yörede, Bizanslılar egemen olurlar. Bu dönemde, şehre verilen isim: Belekoma. Ancak, o dönemdeki şehir yerleşimi: bugünkü yerde olmayıp, bugünkü yerleşimin doğusunda, Hamsu-Tabakhane derelerinin oluşturduğu vadiler arasında, bir kaya çıkıntısının üzerine inşa edilen kale ve çevresindedir.

Daha sonra: 1230 yılında: Selçukluların bir kolu olan Kayıların bir bölümü, Ertuğrul Bey idaresinde, Söğüt ilçesi ve çevresine yerleşirler. 1231 yılında ise, Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat, sınır ihlallerinde bulunan Bizanslılar üzerine bir sefer düzenler ve bu sefere bir akıncı olarak, Ertuğrul Bey’de katılır. Selçuklu ordusu, bu sefer sırasında, Bizans ordusunu yener ve Belekoma (Bilecik) tekfuru, vergiye bağlanır. Bu savaşta, Selçuklu ordusuna büyük katkıları olan Ertuğrul Gazi’ye ise, armağan olarak Domaniç bölgesi verilir.

Evet, şehrin, tarihindeki en öne çıkan özelliği: Osmanlı imparatorluğunun kurulduğu topraklar olmasıdır.

Çünkü: takip eden  dönemde: Kayıların başına geçen Osman Bey tarafından, büyük Osmanlı imparatorluğunun kuruluşu gerçekleştirilmiştir. 1299 yılında, Bilecik yani Belekoma şehri, Osman Bey tarafından ele geçirilir. Bu tarihten sonra, şehir, Osmanlı yönetiminde giderek gelişmiş, ancak, bulunduğu yer, fazla gelişimi engellemiştir. Osman Gazi tarafından, ilk fethedilen kale olması ve Şeyh Edebali’nin türbesinin burada bulunması, şehre daima ilgi gösterilmesine neden olmuştur. Önceleri: kale çevresinde kurulu olan şehir: zamanla Şeyh Edebali’nin Türbesi, Orhan Gazi Camisi yakınlarına doğru büyümeye başlamıştır.

Şehir: 8 Ocak 1921 tarihinde Yunanlılar tarafından işgal edilir, ancak I. İnönü savaşları sonucu, bu işgal, sadece 4 gün sürer. 23 Mart 1921 tarihinde ise, II. İnönü savaşı başlar. Gerek I. İnönü ve gerekse II. İnönü savaşları, Bilecek toprakları üzerinde geçer. Ancak, daha sonraki dönemlerde, şehir, Yunanlılar tarafından yeniden işgal edilir ve bu işgal sırasında ve şehri boşaltırken: birçok yerde yangınlar çıkararak, şehri harabeye çevirmişlerdir.

Özellikle: Ertuğrul Gazi türbesinde, duvarlarda, günümüzde bile, mermi izlerini görebilirsiniz. Söylenenlere göre: Yunanlılar bu türbeye girerek, küstahça “Ertuğrul Gazi, yattığın yerden kalk ta, ardıllarını kurtar” çığlıkları atarak, türbeyi kurşunlamışlardır.

Bilecik

GENEL

İl, Marmara bölgesinin güneydoğusundadır. Ama, coğrafi bakımdan: ülkemizde, dört coğrafi bölgede de toprakları olan bir il olarak öne çıkmaktadır. Çünkü: il toprakları: Marmara-Karadeniz-İç Anadolu-Ege bölgelerinin kesişim noktasındadır. İl’in coğrafi özelliklerinden bir diğer öne çıkanı: Türkiye’nin küçük illerinden biri olmasıdır. En küçük il olmasa da, kapsadığı alan bakımından, son sıralardadır.

İl merkezinin, denizden yüksekliği: 500 metredir. Güneye, Karasu vadisine gidildikçe, yükseklik iyice azalmaktadır. İl topraklarının, yaklaşık % 50’lik bölümü ormanlıktır.

Coğrafi özelliklere bağlı olarak, il genelinde, 3 farklı iklim çeşidi görülür. İl merkezinde: İç Anadolu iklimi egemendir.

Tüm bunların yanında, Bilecik denilince, burada bulunan askeri birlikler de öne çıkıyor. Çünkü: tatil günlerinde, özellikle şehir merkezinde, büyük bir asker yoğunluğu görmek mümkün. Evet, bu şehirde “Jandarma acemi erlerinin eğitim gördüğü” bir askeri birlikte var ve buraya çeşitli fasılalarda gelen asker adayı gençler ve hatta aileleri, Bilecik şehrini hareketlendiriyorlar.

Yani: şehir ekonomisi: bizzat ziyaret ettiğim: bu şehre izinli çıkan askerler, Polis Okulu öğrencileri ve Üniversite öğrencileri üzerine yoğunlaşmış.

ŞEYH EDEBALİ

Edebali; Osmanlı imparatorluğunun kuruluş yıllarında, imparatorluk insan yapısının sağlam temellere oturmasında büyük emeği geçmiştir. Bu anlamda, Osmanlının manevi mimarı sayılmaktadır. Aslen: bir Selçuklu din büyüğüdür. Aynı zamanda: Osman Gazi’nin kayınpederidir.

Bu büyük insan için: her yıl, Eylül ayı başında, “Şeyh Edebali Kültür Şenlikleri” düzenlenmektedir. Bu şenliklerde: çeşitli folklor, sanat ve kültürel etkinlikler yapılıyor.

ERTUĞRUL GAZİ

Ertuğrul Gazi: Sivas yakınlarında: Moğol ordusu ile savaşan Selçuklu ordusunun yardımına koştuğu ve Selçuklu ordusunun zafer kazanmasında yardımı olduğu için, Selçuklu hükümdarı Alaeddin tarafından; toprak verilerek ödüllendirilir. Ankara taraflarına yerleşen Ertuğrul Gazi ve aşireti: daha sonra, 1231 yılında, Söğüt ve Domaniç bölgesine yerleşirler.

Aşiret: komşularıyla daima iyi geçinmeyi prensip edinir ve bunun sonucu olarak, güçlü bir durumda, rahat ve huzur içinde yaşarlar. Ertuğrul Gazi’nin ölümünden sonra ise, aşiretin başına, küçük oğlu, Osman Gazi geçer. Ertuğrul Gazi, yukarıda sözünü ettiğim, dönemin Ahi Şeyhi Edebali’den büyük destek ve yardımlar görmüş ve oğlu Osman Gazi’ye de, vasiyetinde bu durumu açıkça belirtmiştir.

 

OSMAN GAZİ

1258 yılında, Söğüt’te doğmuştur. Osmanlı devletini ve Osmanoğulları’nı kurmuş ve devlete ve soyuna adını vermiştir. 24 yaşında iken, babasının yerine geçer. 1289 yılında, Edebali’nin kızı ile evlenince, nüfusu ve gücü artar. Hükümdarlığı süresince, birçok fetihlerde  bulunur ve 1324 yılında, beyliği, Orhan Bey’e devreder. 1324 yılı, Şubat ayında, 67 yaşında iken, Bursa’nın fethini göremeden vefat eder. Vasiyeti üzerine: 1326 yılında, Bursa’daki türbesine gömülür.

BİLECİK ÜNİVERSİTESİ

Üniversite, 2007 yılında kurulmuştur. Rektörlüğe bağlı olarak bulunan üniteler: Fen-Edebiyat Fakültesi, Mühendislik Fakültesi ve Fen Bilimleri Enstitüsü. 2010 yılı itibarı ile, üniversitenin bünyesinde: 8000 civarında öğrenci eğitim görmektedir.

NE YENİR

Bilecik merkezinde yöresel lezzetler tatmak isterseniz: alternatifleriniz şunlar olabilir. Dağ eriği ekşili kesme çorbası, bıldırcın kebabı ve nohutlu mantı. Tatlı olarak ise, büzme tatlısı deneyebilirsiniz.

Bunları bulamazsanız veya tercih etmezseniz: üzerine ekmek dilimleri kapatılmış, saç kavurma yemelisiniz.

NE SATIN ALINIR

Bilecik şehrinde, ilginizi çekerse: seramik hediyelik eşyalardan satın alabilirsiniz. Daha öncede sözünü ettiğim gibi, bu yörede, toprağın killi olması nedeniyle, seramik üretimi yaygın. Hatta, şehir merkezi yakınlarında, yol üzerinde bulunan fabrikaların; fabrika satış mağazalarında, mutlaka ilginizi çekecek bir şeyler bulup satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

Bilecik Şeyh Edebali Türbesi

ŞEYH EDEBALİ TÜRBESİ

Türbe: eski Bilecik şehrinin kurulduğu vadinin sırtında, küçük bir tepe üzerinde; mütevazi bir yapıdır.

Orhan Gazi tarafından yaptırılmıştır. Bu türbeye, taş merdivenlerle çıkılır. Ulaşım kolaydır. Bu yüzden: şehirde kaldığım sürede, burayı ziyaret ettim.

İlk yapıldığında kubbeli olan türbenin üstü, zamanla kiremitle örtülmüştür. Türbe yapısı: bir salon ve iki odadan oluşmaktadır. Büyük olan odada: mihraplı bir mescit bulunmaktadır. Diğer oda ise, sohbethane ve misafir ağırlamak için kullanılmıştır. Ortada, sandukaların bulunduğu ana kubbeli bölüm, kare şeklindedir. Bu bölümde, yedi büyük ve dört küçük sanduka bulunmaktadır. Tek bir giriş var. Yanlardaki duvarlarda görülen pencerelerdeki güzel işçilik, 16-17. yüzyıllardan kalmadır. Türbenin içinde: kıble yönünde, Sultan II. Abdülhamid’in tuğrası var. Çünkü: bu türde, Sultan tarafından tamir ettirilmiş.

Türbenin avlusunda, doğu yönündeki taş merdivenlerden indiğinizde ise, yine küçük bir türbe göreceksiniz. Burada da, Edebali’nin eşi ve kızı Malhatun gömülü.

Burada anlatılan ilginç bir söylentiden söz etmek istiyorum. Şöyle ki, Yunanlılar tarafından çıkarılan yangında, bu bölgede bütün yapılar yanmış olmasına rağmen, denilen o dur ki, bu türbe yanmamış. Hatta, türbeye baktığınızda, yangın izleri bile görünmemektedir.

Bilemiyorum, belki de sonradan yeniden inşa edildi. Bir de şu var: Türbe kayıtlarında şöyle bir not geçer: “ Türbenin çok kıymetli olan ve altın yaldızla tezyin edilmiş olan tavanı, II. Abdülhamit’in emriyle İstanbul’a nakledilmiştir.” Ancak, öğrendiğime göre, bütün araştırmalara rağmen, bu tavanın İstanbul’da nereye konulduğu veya nereye götürüldüğü bulunamamış.

ORHAN GAZİ CAMİSİ

Edebali Türbesinin 50 metre uzağındadır. Yani: bugünkü Bilecik şehrinin, 500 metre güneydoğusunda, eski Bilecik diye anılan yerdedir.

Cami: 1392 yılında Yıldırım Beyazıt tarafından dedesi Orhan Gazi adına yaptırılmıştır. Ama, bazı kaynaklara göre ise: bu caminin, 1331 yılında, bizzat Orhan Bey tarafından yaptırıldığı da belirtilmektedir.

Yapı: dik bir uçurumun kenarında inşa edilmiştir. Uçurumun ön kısmında, kalın ve sağlam bir duvar üzerine oturtulmuştur. Genel plan olarak, kareye yakın, dikdörtgen şeklindedir. Ebatları: 17 x 16.5 metredir. Kalın duvarları, kaba taştan örülmüştür.

Asıl minaresi: ana binadan, 30 metre uzakta, bir kayanın üzerine inşa edilmiştir. Diğer iki minare ise, yapıya sonradan ilave edilmiştir. Ön cephenin iki yanında bulunmaktadır. Bu minareler, yapıya ait 1882 yılı fotoğrafında görülmemekte olup, sonraki bir tarihte yapıldığı sanılmaktadır. Bunların, Padişah II. Abdülhamit tarafından yaptırıldığı sanılıyor.

Yapı: II. Abdülhamit döneminde, önemli onarım görmüştür. 400 kişiye yakın cemaat alabilmektedir. Cami yapısı, sanat tarihi açısından büyük önem taşımaktadır. Çünkü: Osmanlı devri mimari sanatında, ilk kubbeli yapı örneğidir. Yani, bu yapıdan önce, gerek Selçuklular ve gerekse Osmanlılarda, kubbeli bir yapı görülmemektedir. Caminin 9.50 metre çapındaki basık kubbesi: sekizgen biçimli, dar bir kasnak üzerinde bulunmaktadır.

Biraz önce sözünü ettiğim onarım/restorasyon sırasında: kubbe üzeri, kurşunla kaplandığı için, yörede, cami “Kurşunlu cami” olarak da bilinmektedir.

Bilecik Saat Kulesi

SAAT KULESİ

İl merkezinde, şehre hakim bir yamaç üzerinde: Anadolu Lisesinin bahçesindedir.

Giriş kapısı üzerindeki kitabeye göre: 1907 yılında, Sultan II.  Abdülhamit döneminde, Musa Kazım Bey tarafından yaptırılmış ve 1987 yılında Bilecik Valisi Adil Yazar tarafından tamir ettirilmiştir.

Kule: yukarıdan aşağıya doğru genişleyen bir yapım usulü göstermektedir. Alttan itibaren, yukarıya doğru ilk iki kat ile kesme taştan başlayan yapı, yukarıda ahşaptır. En alt katta: kemerli büyük kapı üzerinde, yuvarlak bir pencere görülüyor. İkinci katta ise, balkon var. Balkonun hemen üzerinde ise, kadranlı saat var. Kulenin üzeri ise, piramidal bir külahla örtülmüş. Günümüzdeki görünümü, 1907 yılındaki orijinal görünümünün aynıdır.

İpekyolu üzerinde hareket eden hacı kafileleri, ticaret kervanları ve tüccarlar, bu saat kulesinde, saat başı çalan çanın sesi ile, zamanı öğrenirlermiş.

Bilecik Belekoma Kalesi

BELEKOMA KALESİ

Şehrin tarihi bölümünde belirttiğim gibi, eski Bilecik şehri, bu kalenin çevresinde kurulmuştur. Kalenin: yapıldığı dönemde, iki kısımdan ibaret olduğu ve şato şeklindeki birinci kısımda: Tekfur, ikinci kısımda: Tekfur ailesinin oturduğu ve diğer kadınların bulunduğu söylenmektedir. Günümüzde, kalenin surlarından eser kalmamıştır. Sadece, doğu cephesinde, kayaların boşluklarında, kalenin surlarının temel kalıntıları görülebiliyor.

ORHANGAZİ İMARETİ (AŞEVİ)

İl merkezinde: eski Bilecik şehri bölgesindedir. Orhan Gazi döneminde yapılmıştır. İpekyolu’nun Bilecik topraklarından geçen önemli bir bölümü üzerinde inşa edilmiştir. Bu nedenle, yapıldığı dönemde büyük hizmet görmüştür. Yapı: yüksek, iki kubbeli bir orta sahan ile, alçak, iki kısa bölümden oluşmaktadır. Yunan işgali sırasında, bu yapı, büyük hasar görmüştür.

Bursa şehri tanıtımı.

Eskişehir tanıtımı.

Bilecik Bozüyük

Bilecik Bozüyük

Bilecik Bozüyük: Nüfusu, il merkezi olan Bilecik’ten daha fazla. Eskişehir-Bursa karayolu üzerinde, ülkemizde yaşayan büyük bir çoğunluk, bir şekilde, mutlaka buradan geçmiştir. Zaten bu merkezi konumu nedeniyle, hızlı gelişmiştir.

ULAŞIM

Bozüyük-Bilecik arasındaki uzaklık: 34 km. Bozüyük-Eskişehir arası uzaklık: 45 km. Bozüyük-Bursa arası uzaklık: 126 km. Bozüyük-İnegöl arası uzaklık: 59 km. Bozüyük-Kütahya arası uzaklık: 80 km. Bozüyük-İstanbul arası uzaklık: 246 km. Bozüyük-Ankara arası uzaklık: 296 km.

TARİHİ

Bölgede ilk yerleşimciler olan Kimmerler:: bugünkü İçköy, Yaylacık ve Manişar olarak adlandırılan bölgede “Mina” şehrini kurmuşlardır. Yaklaşık 100 yıllık süreç sonunda, Lidyalılar tarafından, Kimmer uygarlığı yıkılır. Daha sonra ise, sırasıyla: Persler, Makedonyalılar, Roma ve Bizans egemenlikleri görülür. Bu dönemde, yörenin ismi: “Lamunia”

1071 yılında ise, Selçuklu Türkleri bölgede görülmeye başlarlar. Ancak: Haçlı seferleri sırasında, bölge sürekli el değiştirir. Ancak, 1289 yılında, Selçuklu Sultanı II. Gıyasettin Mesut tarafından, Osman Bey’e sancak beyliği olarak verilince, bölgede Osmanlı egemenliği başlamış olur.

1525 yılında: bugünkü yerleşimin olduğu yerde: Çayköy, Arıklar, İçköy ve Atkaydı isimli dört köy vardır. Osmanlı devleti orduları herhangi bir sefere giderken, önceden gidiş yolu ve yol üzerindeki ordunun ihtiyaçlarının karşılanacağı yerler, önceden belirlenirmiş. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, Ordu, Bağdat seferine giderken, Kasım Paşa komutasındaki ordu, Bozöyük’te konaklar ve Bozöyüklüler, ordunun tüm ihtiyaçlarını karşılarlar.

Kasım Paşa, bu durumdan çok hoşnut olur ve “ eğer savaşı kazanarak dönersem: bu dört köyün ortasına bir cami yaptıracağım” der. Evet, daha sonra, takip eden süreçte, savaşı kazanarak bölgeye gelen Kasım Paşa; 1525-1528 yılları arasında; sözünü tutar ve yöreye: cami ve külliye yaptırır. Bunun üzerine, bu dört köy halkı birleşir ve günümüzde Kasımpaşa Mahallesinin bulunduğu yere toplanarak, günümüzdeki “Bozüyük İlçe Merkezini” oluştururlar.

Kurtuluş savaşı döneminde ise, burada bir süre cephe karargahı kurulur ve halkın gösterdiği vatan sevgisinin sonucunda: Yunan ilerleyişi durdurulmuş, daha sonra I ve II. İnönü savaşlarında bir süre Yunan işgali altında kalan yöre: 4 Eylül 1922 tarihinde, harap bir halde Yunan işgalinden kurtarılmıştır.

Bozüyük isminin kaynağı: yerleşim yerinin kuzeyinde: çevresindeki tepelere göre daha bozkır olan bir tepe var. Bu tepe: bozkır olduğundan ve bir höyüğe benzediğinden: yöreye “Bozüyük” ismi verilmiştir.

Bilecik Bozüyük

GENEL

İlçe, Marmara bölgesinin güneyindedir. Bilecik ilinin, en büyük ilçesidir. İlçe merkezi, şehrin ortasından geçen kara yolunun kuzey ve güneyinde kurulmuştur.

İlçe merkezinin, denizden yüksekliği: 750 metredir. Bölge: engebeli ve dağlıktır. Arazinin, yarıya yakın bölümü ise, ormanlarla kaplıdır.

İklim durumu değerlendirildiğinde: yörede, birbirinden farklı iklim etkileri görülmektedir. Yani: tam bir geçiş iklimi egemen.

Ekonomik şartlar düşünüldüğünde: ilçede, Bozüyük Seramik Sanayi, Demirdöküm fabrikası ve gayet büyük bir organize sanayi sitesi var. Bunun yanında, gerçekten Bozüyük denilince akla hemen fabrikalar geliyor.

Çünkü, yolun yani ana kara yolunun kıyısında: Ezzacıbaşı, Ford Otosan, Demirdöküm, Eti, Ak Enerji, Halıser vb. gibi birçok fabrika bulunuyor. Bu fabrikalarda çalışan personel, servis araçlarıyla sabah ve akşam saatlerinde, gerek Eskişehir ve gerekse Bozüyük merkezine taşınıyor. Yani, yörede büyük bir canlılık ve hareket var.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Bozüyük denilince, akla hemen “boza” geliyor. Eskiden, hatırlayanlarınız olabilir; bozacılar, yani boza satıcıları özellikle akşamları, mahalle aralarından geçerdi, ama günümüzde, maalesef böyle bir alışkanlık kalmadı. Boza içmek isterseniz: Bozüyük, bunun tam merkezi. Zaten, buraya gittiğinizde veya buradan geçtiğinizde, yol kıyısındaki birçok alışveriş yerinde, yöreye has boza satıldığını göreceksiniz. Mutlaka deneyin, mutlaka tadın. Kesinlikle bir vitamin deposu olarak özellikle kış aylarının vazgeçilmezi. Ama, içindeki alkol oranı, sanırım birçok insanı bu güzel içecekten uzak tutuyor. Ama unutulmaması gereken şu ki; boza, yapımı sırasında içine alkol katılan bir içecek değil. Mayalanma sonucu, alkol kendiliğinden oluşuyor. Sonuçta, tercih sizin.

Ülkenin veya dünyanın birçok yerinde boza üretiliyor olmasına rağmen, burada üretilenlerin tadı bir başka.

Bu arada, Bozüyük yöresinde ne yenir diye düşünürseniz, buraya has “Bozüyük” olarak isimlendirilen bir tatlı türü var, bunu  deneyebilirsiniz.

NE SATIN ALINIR

Bozüyük ilçesinden, buraya özgü, şişelerle satılan “boza” satın alabilirsiniz. Kendiniz ve yakınlarınız için iyi bir hediyelik olacağı kesin.

GEZİLECEK YERLER

Bilecik Bozüyük Kasım Paşa Camisi

KASIM PAŞA CAMİSİ

İlçe merkezindedir. Yöredeki en eski yapıdır.

Klasik Osmanlı camilerinin tipik bir örneğidir. 1525-1528 yılları arasında, Kanuni Sultan Süleyman’ın komutanlarından Kasım Paşa tarafından yaptırılmıştır. Ancak, aynı dönemde yaşamış ve vezirlik yapmış, 2 tane Kasım Paşa var. Bunlardan biri Cezeri Kasım Paşa ve diğeri Güzelce Kasım Paşa. Camiyi, hangisinin yaptırdığı net olarak belli değil.

Yapının mimarı: Mimar Sinan. Ancak, bu konuda herhangi bir yazılı kayıt yok. Ölçüleri: 17 x 17 metredir.

Duvar kalınlıkları: 2 metreye yakındır. İnşasında: düzgün kesme kırmızı ve beyaz taşlar kullanılmıştır.

Yapıda: giriş kapısı ve mihrabın yanındaki pencerelerin ahşap kanatlarındaki: ağaç işçiliğini mutlaka görmelisiniz. Ayrıca: bunlar, fildişi kakmalarla süslenmiş. Minber: ak mermerden, çeşitli renkte çinilerle kaplanmış. Cami: tek minareli ve tek şerefelidir. Minarenin kaidesi, kırmızı taştan yapılmış. Minarenin yüksekliği, yaklaşık 33 metredir. En üstünde, çinko külah var.

Caminin içinde: kalem işi süslemeler var. Bunlar: lacivert, yeşil, beyaz, altın yaldız, kırmızı renkte. Bunların yapılında, rozetler, örgüler, kıvrık dal motifleri kullanılmış. Yani, çini süslemeleri açısından oldukça zengin.

Cami: 1938-1939 yılları arasında büyük onarım görmüş olup, günümüzde halen kullanılmaktadır.

Bilecik Bozüyük Kasım Paşa İmareti

KASIM PAŞA İMARETİ

Caminin 20 metre uzağındadır. Yapının tam ortasında: aydınlatma feneri var. Ayrıca: dört kapısı ve üç penceresi görülüyor. Hemen yanında, eskiden bir kilise varmış.

Burası, günümüzde “aşevi” olarak hizmet veriyor.

Bilecik Bozüyük Atatürk İlkokulu

ATATÜRK İLKOKULU

Burası, 1925 yılında hizmete giren ve yörenin resmi ilk okuludur. Yörenin çocukları, mahalle mekteplerinde okurken, buranın açılması ile, modern bir okulda eğitim görmeye başlamışlardır. Burada: 1928 yılına kadar, Arap alfabesiyle eğitim-öğretim sürdürülmüştür. 1928 yılında ise, yapılan harf devrimi sonucu, Latin harfleriyle öğretime başlanılmıştır. Okul, yörede yetişen bir çok ünlüyü yetiştirmesiyle öne çıkıyor.

DEVLET DEMİR YOLLARI İSTASYON BİNASI

Demir yolları istasyonunda; Almanlar tarafından yapılan  4 kumpanya binasından; günümüzde sadece bir tanesi, orijinal haliyle ayaktadır.

Bilecik Bozüyük Metristepe Zafer Anıtı

METRİSTEPE ZAFER ANITI

Eskişehir tarafından, Bozüyük ilçe merkezine gelirken, 10 km. kala ana yoldan ayrılarak ulaşılan bir yer. Ana yoldan ayrıldığınızda, bu 1 km. lik kıvrıla kıvrıla ilerleyen yol boyunca, sürekli şehitlikler göreceksiniz. Bunlar: İnönü savaşlarında şehit olmuşlar. Metristepe’nin Bozüyük ilçe merkezine uzaklığı: 16 km.

Anıt ise: Metristepe’de, betonarme olarak, 24 metre yüksekliğinde yapılmıştır. Anıt, Cumhuriyetin ellinci yılında, İnönü Savaşları Zafer Anıtı olarak, 1975 yılında açılmıştır.

Metristepe, yöredeki en büyük yükseltilerden biri. Özellikle, akşam olduğunda tepe üzerinden: Eskişehir, Bozüyük, Söğüt ve İnönü yerleşim yerlerinin ışıklarını görmek mümkün.

Anıtın üzerindeki rölyeflerde: savaşa katılan birlikler ve komutanlarıyla ilgili bilgiler verilmektedir. Kurtuluş savaşının en çetin mücadelelerinin yapıldığı İnönü çarpışmaları burada yürütülmüş ve şehitlerimizin anısına, bu anıt yapılmıştır. Anıtın çevresinde mevziler kazılmış.

Burasının önemini ortaya koyması açısından, büyük önder Atatürk, Batı cephesi komutanı İsmet İnönü’ye gönderdiği kutlama telgrafında şöyle yazar: “ Siz orada düşmanı değil, milletin makus talihini de yendiniz”. Bu sözler: anıtın üzerine yazılmış.

Her yıl, 1 Nisan tarihinde, burada anma törenleri düzenleniyor. Ayrıca: çevre Belediyeler tarafından, özellikle gençlere yönelik, buraya, kültür turları düzenlendiğini duydum ki, muhteşem bir uygulama. Çünkü, yeni nesil, genç nesil, buradaki şehit mezarlarını görmeli ki, bu ülkenin nasıl kurtarıldığını ve kurtarılırken nasıl canların bedel olarak ödendiğini görsün, öğrensin ve ülkesine daha çok sahip çıksın.

Bilecik Bozüyük İnönü Şehitliği

İNÖNÜ ŞEHİTLİĞİ

İlçe merkezine  6 km. uzaklıkta: Akpınar köyündedir. 1981 yılında yaptırılmıştır.

Burası: İnönü savaşlarının geçtiği yerler. Burada: çok sayıda şehit mezarı (toplam: 844 mezar) ve mermerden yapılmış bir şehitlik nişan taşı var. Taşlarla çevrili dikdörtgen mezarların ayak uçlarında, Türk bayrakları var.

Her yıl, 1 Nisan tarihinde, “İnönü Şehitleri Anma Günü” olarak burada tören yapılıyor.

Bilecik Bozüyük İntikam Tepe Şehitliği

İNTİKAM TEPE ŞEHİTLİĞİ

Bozöyük-Dodurga yolu üzerindedir. Burada: kurtuluş savaşında şehit düşen çok sayıda şehidimizin mezarı bulunmaktadır. Özellikle, mezar taşlarından bir tanesinin üzerindeki yazı dikkati çeker: “ 126.Alay.3.Tabur.9.Birlik kahramanları, burada şehit düştüler. 30-31 Mart 1921.Mezarları Zaferlerin Beşiği oldu. “

Batı cephesi komutanı İsmet paşa, İnönü soyadına buradaki çatışmalar sonucu hak kazanmış. Kurtuluş savaşı destanının yazıldığı bir yer olarak öne çıkıyor. Burada da, her yan şehitlik, yere basarken bile ürpermemek elde değil. Hani, meşhur bir deyim var ya “bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı, düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı”

Bilecik Bozüyük Kömürsu Yaylası

KÖMÜRSU YAYLASI

İlçe merkezine 28 km. uzaklıktadır. Burada: yaz mevsiminde, özellikle yemyeşil orman ve rengarenk çiçekler, muhteşem bir güzellik ortaya çıkarıyorlar.

Yükseklik: 1700 metredir. Yaylada, 4-5 tane kaynak suyu var. Yayla turizmi açısından önem taşıyor.

Bilecik Bozüyük Kumral Abdal Türbesi

KUMRAL ABDAL TÜRBESİ

İlçe merkezine 2 km. uzaklıkta, Kovalıca yolu üzerindedir.

Bu şahıs: Osmanlı devletinin kuruluş yıllarında, Ertuğrul Gazi’nin sancaktarlığını yapmasıyla öne çıkmıştır.

Bilecik Bozüyük Türbin

BOZÜYÜK TÜRBİN

İlçe merkezine 7 km. uzaklıktadır. Burası: muhteşem güzel bir piknik alanıdır. Yamaçta bulunan şelaleden: jeneratör vasıtasıyla elektrik üretiliyor. Bu jeneratörün türbininden dolayı, buraya bu isim verilmiş. Güzel bir mesire yeri, özellikle yörenin insanı, buraya çok rağbet ediyor.

Bilecik Bozüyük Atatürk Köşkü ve Çolak İbrahim Bey Köşkü

ATATÜRK KÖŞKÜ VE ÇOLAK İBRAHİM BEY KÖŞKÜ

Albay İbrahim Çolak: Balkan harbinde, sağ elinden yaralanır ve çolak kalır. 1917 yılında ise emekli olur ve buraya yerleşerek, ticaretle uğraşmaya başlar. Daha sonra, 1921 yılında, emrindeki müfrezeyle kurtuluş savaşına katılır. 1922 yılında Albay olur ve I ve II. İnönü ve Sakarya Savaşlarına katılır. Kurtuluş savaşı bitince emekli olur ve üç dönem Bursa Milletvekilliği yapar. 1944 yılında ölür. Atatürk’ün yakın silah arkadaşıdır.

İbrahim Çolak, 1930 yılında, Çolak İbrahim Bey Köşkü olarak bilinen binayı yaptırır. Binanın mimarisi: Bulgar tipindedir. Ayrıca: Muratdere köyüne, 10 km. uzaklıkta bulunan Gülalan mevkiinde; Atatürk Orman Köşkünü yaptırır. 1930 yılında, Bozüyük ilçesini ziyaret eden, büyük önder Atatürk, bu köşkte konaklamıştır.

Bilecik Bozüyük Camiyayla Köyü

CAMİYAYLA KÖYÜ

İlçe merkezine 35 km. uzaklıktadır. Köyün en büyük özelliği: su ve peyniridir. Özellikle: su: yapılan tahliller sonucu içerdiği asit oranı ile, böbreklerdeki kum ve taşları düşürdüğü tespit edilmiştir. Ayrıca: muhteşem güzel peyniri var. Yolunuz düşerse, mutlaka peynir tatmalı ve satın almalısınız.

Bilecik tanıtım yazısı.

Eskişehir tanıtım yazısı.

İnegöl tanıtım yazısı.

Kütahya tanıtım yazısı.