İzmir Seferihisar

İzmir Seferihisar

Seferihisar denilince, Türkiye’nin ilk “Yavaş Şehri” imajı yaratılmış. Sessizliği ve yavaşlığı, sanırım emekli aileleri tarafından çok tercih edilmesiyle bağlantılı. Burada yaşayanlar yörelerinin hep böyle yavaş kalmasından, kimsenin bu hızlandırmamasından yanalar.

Bunun yanında, müstakil yazlık evleriyle ünlüdür. Son olarak, yaz olduğunda, burada “yangın” haberleri hiç eksik olmaz.

İzmir Seferihisar

ULAŞIM

İlçenin, il merkezi İzmir’e uzaklığı: 45 km. dir. İzmir Adnan Menderes havaalanına ise, 40 km uzaklıkta bulunmaktadır. Diğer belli başlı merkezlere uzaklıklar ise şöyledir: Seferihisar-Urla arası uzaklık; 30 km. Seferihisar-Çeşme arası uzaklık: 85 km. Seferihisar-Ürkmez arası uzaklık; 23 km. Seferihisar-Gümüldür arası uzaklık: 28 km. Seferihisar-Özdere arası uzaklık: 38 km. Seferihisar-Selçuk arası uzaklık: 60 km. Seferihisar-Kuşadası arası uzaklık: 70 km.

İzmir Seferihisar

TARİHİ

Tarihi süreç incelendiğinde, bölgedeki ilk yerleşimin “Teos” denilen yerde, MÖ.2000 yıllarında kurulduğu görülür. Burada: Karyalılar bir şehir kurmuşlar. Yani: 4000 yıldır, bölgede yerleşim söz konusudur.

Peki, bu şehir, yani “Teos” nasıl kurulmuş?

Çeşitli söylentiler var. Şöyle ki: Roma-Kartaca savaşları sırasında, Roma’ya yenilen Kartacalı Anibal, Suriyelilere sığınmak üzere, MÖ.150-146 yılları gibi, Anadolu’ya geçer. Bu sırada, Roma donanması, şehir yokken, şehrin ön bölümlerindeki denizde Kartaca donanması ile savaşırken, Romalı general Tysaferin, konaklama yeri olarak “Teos” şehrini kurdurur ve buraya  “Tysaferinopolis” ismini verir.

Evet, şehir kurulduktan sonra, Selçuklular zamanına kadar, şehir ismi olarak “Tysaferin” veya “Tysaferinopolis” olarak kullanılmıştır. Anadolu’nun Türkler tarafından ele geçirilmesinden sonra ise, şehrin ismi “Tysaferinhisar” olarak kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonra ise, günümüze “Seferihisar” olarak gelmiştir.

1084 yılında: Selçuklu Emir Çakabey tarafından, bölge ele geçirilir. 1320 yılında ise, Aydınoğulları, bölgede görülür. 1394 yılında ise Osmanlılar. 1402 yılında, Moğol işgali ve ardından, 1425 yılında, yeniden Aydınoğulları. Daha sonra yeniden Osmanlılar.

19’ncu yüzyıl başlarında, şehrin nüfusu, 20 bin kişiyi aşkındır. Ancak, veba hastalığı sonucu, nüfusun büyük kısmı yok olur. 1884 yılında Belediye olarak tescil edilmiştir. Uzun yıllar, yörede: Türk ve Rum nüfus birlikte yaşamıştır. Ancak, 1919 yılında başlayan Yunan işgali, diğer tüm yörelerde olduğu gibi, buradaki bu barış ortamını da ortadan kaldırmış ve Türk nüfus, büyük baskılar altında yaşamak zorunda bırakılmıştır.

1922 yılında Yunan işgali bitirilmiş ve ardından yapılan mübadele sonucu, yöredeki nüfus oranları değişmiştir. Burada, dikkati çeken bir şey var. Seferihisar’ın Yunan işgalinden kurtuluşunda, 11 Eylül 1922 tarihinde, Türk kuvvetleri, Çolak İbrahim Bey komutasında Seferihisar’a girerler.

Dolayısı ile: Çolak İbrahim Bey’in ismi: eski Rum mahallesine verilmiştir. Ayrıca, bu mahalledeki parkta ve Şehitler Çeşmesi karşısında, Çolak İbrahim Bey’in büstlerini görebilirsiniz.

Seferihisar tarihinde, yakın geçmişteki önemli bir olay da şudur: Kore Savaşına katılan, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları, on yıl süresince (1951-1960), savaşa gitmeden önceki hazırlık eğitimlerini burada yapmışlardır. Zaten günümüzde de, Türk Silahlı Kuvvetlerinin deniz-kara-hava bağlantılı tatbikatları, Seferihisar’da yapılıyor.

İzmir Seferihisar

GENEL

Günümüzde, İzmir iline bağlı, 30 ilçeden biridir. Evliya Çelebinin Seyahatname adlı eserindeki yazıları incelendiğinde: yörenin temel geçim kaynaklarının; uzun yıllar öncesinden günümüze “zeytin” ve “üzüm” olduğu anlaşılmaktadır.

İlçe merkezi: batı ve güneyinde Ege denizi tarafından çevrilmiş olmasına rağmen, denizden 5 km. içeride bulunmaktadır. Merkezin, deniz seviyesinden yüksekliği ise, 18 metredir.

İlçenin kıyıları, genelde girintili-çıkıntılıdır. Ancak, Sığacık bölgesinin kıyıları düzdür, çünkü bu bölgedeki akarsular getirdikleri alüvyonlar ile, kıyıyı düz hale getirmişlerdir.

Yörenin iklim durumu değerlendirildiğinde, en büyük etkinin deniz tarafından sağlandığı görülür. Denize yakın yerlerde, denizin ılıman etkisiyle, kışın pek sıcaklık düşüşü görülmez. Yani, yüksek yaz sıcaklıkları varken, kışlar ılık geçer. Nem oranı da, genelde yüksektir.

İlçenin ekonomik öncelikleri: tarım ve onun içindeki zeytincilik, narenciye ve enginar yetiştiriciliği ve süs bitkileri ağırlıklı seracılık var. Nüfusun % 80’i tarımla uğraşmaktadır. Öte yandan, balıkçılık ve turizm de etkinliğini sürdürmektedir. Mandalina’dan söz etmemek olmaz, bu yörede satsumalar meşhur.

Seferihisar denilince, bu yörenin çok iyi rüzgar aldığını söylemeden olmaz. Öyle ki, yıllık rüzgar ortalamalarının yüksek olması, burayı rüzgar enerjisi santraları yapılması için ideal bölge haline getirmiş. Hatta, Sığacık mevki, en uygun yer olarak öne çıkıyormuş.

Dalış meraklıları burayı genelde tercih ediyorlar. Çünkü: kıyıdan girerek dalış yapılabiliyor. Zıpkın avı meraklıları için çok uygun. Ahtapot yönünden zengin. Dalış için çok uygun bölgeler var. Denizi: aşırı soğuk ama çok güzel. Ağustos sıcağında bile denize girdiğinizde, alışkın değilseniz, titrersiniz.

Seferihisar’a “orkinos balık çiftliği” kurulması planlanıyormuş. Büyük olasılıkla, böyle bir yapılanma olursa, her ne kadar soğuk olsa da, bu güzel deniz kesinlikle kirlenecektir.

Son olarak: bu güzel, ama tam olarak diğerleri gibi, reklamlar sonucu, öne çıkarılamamış ilçemizde: “Babam ve Oğlum” filminin çekildiğini, “Kavak Yelleri” isimli televizyon dizisinin birkaç bölümünün burada çekildiğini söylemeden geçmek istemiyorum.

CİTTASLOW

En başta da söz ettiğim gibi: Seferihisar, ilk Türk ve Müslüman “Cittaslow” seçilerek, dünyanın sayılı kentleri arasına adını yazdırmış. Tüm dünyada, 129 Cittaslow şehri var. Cittaslow şehirlerinde: doğal yaşam öne çıkıyor ve her yıl 8 Aralık tarihinde, “Toprak Ana” günü kutlanıyor.

Seferihisar da: her yıl 8 Aralık tarihinde kutlanan, Cittraslow gününde: buraya has, yerli üretim zeytinyağı, üzüm, pekmez, tarhana, meyve-sebzeler öne çıkarılıyor. Yemekler, organik mahsullerle yapılıyor. Yöresel yemekler yapılarak, konukların tatmasına sunuluyor. İtalya merkezli bu statüye girebilmek için: doğasının bozulmaması ilk şart. Sonra: dev marketlerde insanlar bir ekmek almak için sıralara girmemeliler.

Kent yaşayanlarının, hayatlarını koşuşturarak geçirmemeleri gerekiyor. Bunun dışında: yediğiniz-içtiğiniz her şeyin yörede ve doğal ortamla sağlanıyor olması, pizza ve hamburgerle değil, doğru-düzgün yemeklerle insanların besleniyor olması gerekiyor.

Arabayla değil, bisikletle ulaşım sağlanmalı. Çevre kirliliği olmamalı. Çevrede, insanları, gerek göz ve gerekse kulak olarak rahatsız edecek herhangi bir yapılaşma bulunmamalı. Bu bir çok kriterin, Seferihisar tarafından gerçekleştirilmiş olması ve bu statüyü kazanmış olması, gerçekten muhteşem bir olgu.

NE YENİR.NE İÇİLİR

Biraz önce sözünü ettiğim gibi, burası bir Cittaslow şehri. Yani, burada doğal ürünleri, doğal ürünlerle üretilmiş yiyecek maddelerini bulmanız mümkün.

NE SATIN ALINIR

Buradan: doğal ortamlarda üretilmiş: bal ve zeytinyağı satın alabilirsiniz.

GEZİLECEK YERLER

İzmir Seferihisar Turabiye Camisi

TURABİYE CAMİSİ

1197 yılında, Selçuklular tarafından yaptırılmıştır. 1783 yılında ise, Osmanlılar tarafından bakım yapıldığı görülmektedir.

İzmir Seferihisar Teos

TEOS ANTİK KENTİ

İlçenin 5 km. uzağında, Sığacık köyünün 1 km. güneyindedir. Sanatçılar kenti olarak biliniyor. Sanatçılar, burada özel haklara sahip olarak yaşıyorlarmış. Ünlü Filozof Tares: Teos şehrinin, İyonya’nın başkenti olmasını öneriyor. Kent, İyonya ayaklanmasına, 17 gemiyle katılıyor.

Öncelikle isim anlamı ilginç, şöyle ki: Teos isminin anlamı: “Tanrı”

Gerçekten iddialı bir isim konulmuş şehre. Bölgedeki en eski yerleşim yerlerinden. Buradaki ilk yerleşimin, MÖ.1080 yıllarına kadar gittiği düşünülüyor. Bölgedeki 12 İyon kentinden biri.

Kenti kuranların ise; Akalardan kaçan Giritliler. Kaçan ilk kafile, Atamas başkanlığında, Teos şehrinin bulunduğu yere çıkar ve çok iyi karşılanırlar. Bunun üzerine, ikinci büyük kafile ve devamında birçok insan, buraya göç eder. Bunun sonucunda, kentin yerlileri azınlıkta kalır ve Teos bir Karya şehri olmaktan çıkarak, İyon şehri haline gelir.

Şehir, tarihi süreç içindeki en parlak  dönemini: MÖ.900 yıllarında bulur. Bu dönemde: Millet, Piriyene, Efes, Sisam gibi şehirlerle birleşilerek, İyon Federasyonu kurulur. Bu federasyon: birçok konuda, dünyaca ün kazanır. Özellikle: deniz ve kara ticareti ve bankacılık.

MÖ.2’nci yüzyıl civarında: Romalılar ve Suriyeliler arasındaki, Teos limanı açıklarındaki deniz savaşında, Teoslular, Romalılara büyük yardımlarda bulunurlar. Bunun üzerine, Romalılar tarafından, Anadolu ele geçirildiğinde, Teos, bir süre Bergama Krallığının egemenliği altında bırakılır. Tüm bunların yanında, Teos şehri, Hıristiyanlığı ilk kabul eden bölge şehirlerinin başında gelmektedir.

İzmir Seferihisar Teos

MÖ.17 yılından sonra ise, bölgede, büyük depremler söz konusu olur. Bu büyük depremler, diğer antik kentlerde olduğu gibi, Teos kentini de, harabe haline getirir. Şehirler yıkılır, şehir halkları deprem bölgelerini terk etmek zorunda kalır.

MÖ.2.yüzyıla ait, Teos şehrinden çıkarılan antik kalıntı, İzmir Arkeoloji Müzesinde görülebiliyor. Özellikle: Roma ve Bizans dönemlerine ait, çok önemli seramik parçalar, kabartmalar ve heykeller var.

Antik şehir kalıntılarında ne görülebilir? En başta söylediğim gibi, pek düzenli bir yerleşim yok. Kuzeybatı bölümünde, Helenistik döneme ait surlar, tiyatro, akropolis ve gymnasium kalıntıları var.

Bu bölümde bulunan yazıtlarda: Gymnasium denilen yerde 3 sınıf bulunduğu, bunlardan öğretmenler eşliğinde, ikisinde spor ve birinde müzik eğitimi verildiği anlaşılıyor. İonyalı aktörler birliği: ilk kez, MÖ.3.yüzyılda Teos şehrinde kurulmuş ve oyuncular, çeşitli yerlerde temsiller vermişler. Yani, en başta söylediğim gibi, burası tam bir sanatçılar kenti.

Ayrıca, bir tapınak kalıntısından söz etmiştim. Yapılan araştırmalara göre, bu tapınak: dünyanın en büyük “Dionysos” tapınağı. Dönemin en ünlü mimarı Hermogenes tarafından yapılmış olması, en büyük özelliği.

İzmir Seferihisar Lebedos

LEBEDOS ANTİK KENTİ

Gümüldür-Ürkmez arasında, Kısık denilen bir alçak ve kayalık yarımada üzerinde; 175 metre uzunluğunda kurulmuştur. 12 İyon kentinden biri olarak, MÖ.7.yüzyılda kurulmuştur. Kurucuları: Kral Kodros ve oğullarından Andropompos.

Buranın en büyük özelliği: Efes antik kentinden bazı insanların buraya zorla göç ettirilmesidir. Ancak, bu nedenle, şehir hiçbir zaman öne çıkamamıştır.

Burası: 201 uzunluğundaki bir kara parçası ile, ana karaya bağlanmıştır. 61 metrelik bir yükseklikte: akropol var. Kentin coğrafi konumu, iyi bir limanı bulunmayışı, çevresinde Kolophon ve Tlos gibi gelişmiş şehirlerin bulunması, buranın gelişimini engellemiştir.

Bu yüzden: deniz ticaretinden pay alamamış, diğer İyon kentlerinin yaptığı gibi, dış bölgelerde koloni kuramamış, sanatçı ve bilim adamı yetiştirememiştir. Horatius’un: “Terk edilmiş kent” olarak tanımladığı Lebedos, klasik dönemde,kendi adına sikke basamayan tek İyon kenti olmuştur.

MÖ.2’nci yüzyılda: Teos, Ephesos ve Myonnesos şehirlerinden kovulanların, buraya yerleşmesi sonucu, kentin sosyal hayatında biraz hareketlilik olmuştur. Günümüzde, buraya ait hiç bir şey kalmamış. Yalnızca, Helenistik duvarlar, gymnasium ve bir tapınağa ait olduğu düşünülen teras ve konut kalıntıları.

KARAKÖSE HARABELERİ

Doğanbey köyü, Gerenalanı mevkiindedir. Lebedos antik kentine, 4 km. uzaklıktadır. Burada: tapınak ve hamam kalıntıları bulunuyor. Buraya, halk tarafından: Karakisse ismi de verilmiş.

İzmir Seferihisar Myonnesos Adası

MYONNESOS ADASI

Burası, günümüzde: Doğanbey adası olarak bilinen yerin, antik çağdaki adı. Günümüzde, buraya “sıçan adası” da diyenler var. Adanın karaya yakın bölümünde, dimdik bir kaya görünümü var. Sanki, Cebelitarık’ın bir benzeri denilebilir.

Adanın üzeri ise, geniş. Adanın üzerinde bulunan Çıfıt Kaleyi, karaya bağlayan, denizdeki dolgu geçit ise: zamanla ve bakımsızlık nedeniyle, dağılmış ve deniz suyunun altında kalmış. Bu geçidin yapıldı taşlar, dikkat ederseniz, tarihi dönem içindeki taş işçiliğinin güzel örneklerini oluşturuyorlar.

Ancak, yine de, (25-30 cm.) dizlerinize kadar suyun içinde yürümeyi tercih ederseniz, Sığacık kıyısından, yürüyerek adaya ulaşmanız mümkün. Bunu tercih etmeyenler, adaya çıkmak için, deniz motorlarını tercih etmek zorundadırlar.

MÖ.190 yıllarında, III. Antiocus, kıyıları korumaya çalışırken, Teos şehrine yönelmiş olan, birçok Roma gemisi görür. Önce, bunların Roma gemisi olduğunu tahmin eder. Ancak, daha sonra, bunların korsan gemileri olduğu anlaşılır. Korsanlar: Roma donanmasından kaçarak, Myonnesos’a sığınırlar.

Evet, Roma döneminde, Myonnesos, korsan yuvasına dönüşmüş. Denizlerle çevrili kayalıklar, korsanların amaçlarına uygun olduğu için, tercih edilir olmuş. Gemilerini anakaradan ve gözlerden uzaklarda, burada demirliyorlar ve tüccar gemileri geçtiğinde, aniden saldırıyorlarmış.

Adanın, Türk tarihinde de bir süre rol oynadığı düşünülüyor. Şöyle ki, tepenin doruğunda, kırmızı sıvalı üç sarnıç bulunuyor, ancak bunların yapılış dönemleri tarihlenemiyor. Ancak, geç dönemlerin eserleri oldukları tahmin ediliyor.

Adada: çeşitli dönemlerden kalma, pek çok dağınık duvar ve yapı kalıntısı var. Bu duvarlar: 2.5-3 metre yüksekliğinde ve 5-6 metre uzunluğundadır. Çok büyük boyutlu taşlarla inşa edilen bu duvar, MÖ.500 yıllarına tarihleniyor. Adanın üst kısımlarındaki kalıntılar ise, biraz önce sözünü ettiğim gibi, Türk dönemlerinden kalma yapılara ait.

İzmir Seferihisar Sığacık

SIĞACIK VE SIĞACIK KALESİ

Sığacık, günümüzde, Seferihisar’ın bir mahallesi durumundadır. İlçe merkezinin 5 km. batısındadır. İzmir il merkezine ise, 50 km. uzaklıktadır. Teos antik kentinin kuzey limanını oluşturan koydadır. Otel ve pansiyonlar gibi konaklama tesisleri: Sığacık kalesine yakın konumlanmış.

Plajlar ise 1 km. ileride. Plajlar bölgesine, minibüs ve Belediye otobüsleri çalışıyor. Sığacık limanından denize girilmiyor. Liman bölgesinden: günübirlik motor turlarıyla: Papaz boğazı, Taş ada, Azmak, Aktaşlı ve Çamağız bölgelerini keşfedebilirsiniz.

Bunun yanında: Sığacık mevkiinde, 45 yatlık, yat limanı var. Üzüm, özellikle mandalina ve zeytin gibi ürünlerin en lezzetlilerini burada tadabilirsiniz. Ayrıca, elbette taze balık ve deniz ürünleri.

İzmir Seferihisar Sığacık

Sığacık kalesi ise: Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos seferi sırasında, 1521-1522 yılları arasında, Teos şehrinin Ören yeri taşocağı kullanılarak, Palak Mustafa Paşa tarafından yaptırılmıştır. İç kalenin, denize bakan kısmında: 2 burç ve 2 kapı var. Dış kalede ise, Kuşadası, Ayasuluk ve Seferihisar adlı 3 kapı var.

Kale 2 katlı olmasına rağmen, günümüze tek katı kalmıştır, surlara ise, kulenin gizli merdivenlerinden tırmanılıyor. Surların yapılmasında, antik Telos kentinin taşlarından yararlanılmıştır. Bu nedenlerle, duvarlarda, Teos şehrinden gelme kitabelere rastlanıyor.

Kale içinde, evler bitişik düzende olup, bazıları, tek bazıları ise iki katlıdır. Evlerin çoğu kerpiçtendir ve büyük bölümünde iç avlu var. İki katlı evlere, cumbalar ve tahta panjurlar eklenmiş, içerdeki merdivenler ve kapılar ahşaptan yapılmıştır.

Kale: yapıldığı dönemde, kıyı yerleşmesini savunmaktan öte, bir deniz üssü olarak hizmet vermiştir. Daha sonraki dönemlerde ise, gümrük kontrol merkezi olarak kullanılmıştır.

İzmir Seferihisar Sığacık

Dünyaca ünlü: Akkum ve Ekmekçi plajları, Sığacık mahallindedir.

Küçük ve Büyük Akkum olarak bilinen, iki plaja ayrılan burada, “Rüzgar sörfü” yapılabiliyor. Söylenenlere göre, Çeşme-Alaçatı’ya, rakip olabilecek bir konumu varmış. Sörf meraklıları için duyurulur.

Akkum bölgesinde, güzel konaklama tesisleri de bulunuyor.

İzmir Seferihisar Sığacık

Ekmekçi Plajı ise, daha farklı: burada özellikle deniz dibinden tatlı su kaynaklarının çıkması nedeniyle, burası diğer koylara nazaran daha soğuk. Ayrıca, mucize şekilde, poyraz rüzgarı almıyor.

Koyun yamaçlarında, çam ormanlarıyla kaplı kamping ve piknik alanlarından da yararlanmak mümkün.

HEREKE/DÜZCE

İlçenin 6 km. kuzeyindedir. Bu Düzce isimli köyün, eski adı Hereke’dir. Halk arasında: bu ismin, Herakles’ten geldiği ve köyün, “Heraklia” isimli bir kentin üzerinde kurulduğu anlaşılmaktadır. Ancak, bu tür bir kentin varlığı, bilimsel kayıtlarda yoktur. Bu antik kentte görülebilecek tek şey: yalnızca bu yörede kullanılan, bol miktardaki taş.

Bunların en ilginci ise: Osmanlı döneminden kalma hamamın, batı duvarında bulunan: tanrı Herakles sunağıdır. Yörede bulunan frizler: İzmir Arkeoloji Müzesinde sergileniyor. Bunun dışında, köyde: 15.yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Kasım Çelebi Medresesi ve Camidir.

Urla tanıtımı.

Çeşme tanıtımı.

Gümüldür tanıtımı.

Özdere tanıtımı.

Selçuk tanıtımı.

 

İzmir Urla

İzmir Urla

Bir zamanlar, yine burada bulunan bir kamptaki eğitim çalışmaları nedeniyle, sıkça gitmek durumunda olduğum bu şirin yörede: ilk aklıma gelenler: Tanju Okan, muhteşem ve tertemiz bir deniz ve yemyeşil ama bir o kadar da konutlarla dolu bir yöre. Ama yine de biraz öte de ki, Çeşme’den daha sakin ve daha bakir.

Bunun dışında: Urla denildiğinde, 4 yıl süresince, her yaz: burada bulunan bir kamu kampında, yaklaşık 45 gün bulundum ve bu yöreyi gezdim. Her ne kadar tamamen yazlıkçı konutları ile dolu olsa da, her ne kadar tam bir beton yığını haline gelmiş olsa da, günümüzde, Urla yine de, cazip koyları ve temiz denizi ile ve İzmir gibi büyük-metropol bir ilimize yakın olması nedeniyle ilgi çeken bir yer olarak öne çıkıyor.

İzmir Urla

ULAŞIM

Urla merkezi, bağlı bulunduğu İzmir il merkezine, 38 km. uzaklıktadır. İzmir il merkezindeki Konak meydanı ise, yalnızca 35 km. uzaklıktadır. Yani, çok yakın.

Hatta: arada, İzmir-Çeşme otobanı var. 6 şeritli bu yol ile ulaşım  daha da kolaylaştırılmıştır. Urla’dan yarımada istikametinde devam ettiğinizde: Karaburun ve Çeşme var. Güneye doğru devam ederseniz, bu kez karşınıza Seferihisar çıkıyor. Otobandan giderken, Urla çıkışından çıkmanız gerekiyor.

TARİHİ

Yörenin tarihi, çok eski dönemlere dayanır. Takip eden  tarihi süreçte: kent devletleri, Persler, İskender, Roma, Bizans ve Selçuklular egemenlik kurarlar. 1081 yılına gelindiğinde, İzmir fatihi Çaka Bey tarafından kurulan İzmir Beyliğinin yörede de egemen olduğu görülür. Daha sonra ise, 1425 yılında, Sultan II. Murat döneminde Osmanlılar görülür.

I. Dünya Savaşı yıllarına gelindiğinde ise, bu kez: Yunan işgal yılları ve 12 Eylül 1922 tarihinde, işgalin sona erdirilmesi ve kurtuluş.

İlçenin isminin kökeni: yörenin isminin Latinceden geldiği ve “bataklık-sazlık” anlamında “Vurla” kelimesinden türetildiği düşünülmektedir. Evliya Çelebinin yazıtlarında ise, şehrin: Kıdafe kralının kızı Ulice tarafından kurulduğu ve buna istinaden, şehre “Urli” adı verildiği yazılıdır. Tabii bu kelime, zamanla değişerek, günümüze Urla olarak gelmiştir.

Evet, Cumhuriyet dönemindeki mübadele öncesi, yerleşik halkının büyük kısmı: Rum imiş. Tabii bu durum şu an için çok şey ifade etmiyor. Sonuçta, mübadele ile buradan ayrılmak zorunda olan ne kadar Rum varsa, unutulmaması lazım ki, aynı şekilde, Yunanistan’daki yüzlerce yıllık yaşam yerlerini terk ederek, Anadolu’ya göçmek durumunda kalmış Türkler  de var.

Aynı zamanda: Rumlar, bu topraklarda ekonomik ve diğer anlamlarda her ne kadar olumlu  davranışlarda bulunmuş olsalar da, unutulmaması gerekir ki, 1915 yılındaki Yunan işgalinde, Yunan askeri güçlerinin yanında, yörede yaşayan Türklere her türlü vahşeti yapmışlardı. Yani, sonuçta, buradaki halkın hepsi mübadele öncesi Rum’du, tamam, kabul, ama bu çok anlam ifade etmiyor.

Hatta: Yorgo Seferis isimli ve 1963 yılı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi bir Rum’da, buralıdır yani Urla İskelesindendir. 1900 yılında burada doğmuş ve 10 yaşında, ailesiyle birlikte Atina’ya göçmüştür. Yunan edebiyatının öncüsüdür. Ama, ünlü Türk Edebiyatçısı Necati Cumalı’da Urlalıdır.

Necati Cumalının evi, ölümünden sonra müzeye dönüştürülmüştür. Necati Cumalı’yı sizlere hatırlatacak en büyük eseri “Susuz Yaz” Susuz Yaz: beyaz perdeye aktarılmış ve film, yine burada “Bademler” köyünde çekilmiştir.

GENEL

İlçe, Urla yarımadasının başlangıç noktasında kurulmuştur. İlçe yerleşimi, 7 tepe üzerinde kurulmuştur.

İlçe merkezi, denizden 65 metre yüksekliktedir. Ancak, arazinin genel yapısı dağlık ve tepeliktir. Dağlar ise, ormanlık alanlarla kaplıdır.

Yörede: Akdeniz iklimi hakimdir ve buna bağlı olarak hakim bitki örtüsü: zeytin, defne, mersin ve makilerdir. Yerleşim olarak: Karaburun ve Foça’nın karşısında kalması nedeniyle, kuzeyden gelen rüzgarlara açıktır, yani sürekli bir esinti mevcuttur. Yaz dönemi sıcak, kış dönemi ise ılık ve yağışlı geçer.

Yörenin ekonomik etkinlikleri değerlendirildiğinde, büyük sanayi tesisi bulunmadığı ve genellikle, küçük işletmeler bulunduğu görülür. Bunların yoğunluğu ise, zeytin sıkım tesisleridir. Yani, zeytinyağı elde ediliyor. Bunun dışında: çiçek ve sebze üretimi yapılan seralar  da önemli yer tutuyor.

Ancak, yine de tarım alanları, yazlıkçılara konut alanı satış nedeniyle, oldukça düşüktür. Ama, yine de mübadele öncesinde, yani Cumhuriyetin ilk yılları öncesinde, burada muhteşem üzüm bağları bulunduğu söyleniyor. Hatta, bu yörenin, şarapçılıkta kullanılan üzüm üretimi için çok uygun iklim şartlarına sahip olduğu, bu konuda, ünlü Fransız-Bordeaux bölgesiyle aynı özellikleri taşıdığı söylenir.

Tabii, yazlıkçı konutları nedeniyle, zamanla bu üzüm bağlarının büyük bölümü yok edilmiş ve günümüze az sayıda üzüm bağı kalmış ve yılın belli zamanlarında “Bağ bozumu şenlikleri”  düzenlenmektedir.

Urla yöresindeki yerleşimciler değerlendirildiğinde ise: yerli halkın, genellikle kendilerine ait, iki katlı ya da tek katlı yığma taş binalarda yaşadıkları görülür. Kıyı kesimindeki alanlar ise, yerli halk tarafından dışarıdan ve özellikle İzmir yöresinden gelenlere satılmış ve böylece kıyı kesiminde sosyal statüsü yüksek ve bölgedeki evini ikinci konut yani yazlık olarak kullanan bir kesim oluşmuştur. Yörede, bu şekilde yaklaşık 4000 konut bulunduğu belirlenmiştir.

İzmir ilinin, Teknoloji Enstitüsü, Urla’da bulunuyor.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Urla yöresinde, yerel bir lezzet tatmak isterseniz: katmer deneyebilirsiniz. Bunun yanında, yine yerel bir lezzet, bir yemek derseniz: bu kez, buraya has bir yemek olan “bamya” önerebilirim. Ama, buranın bamya rengi yeşil değil, kırmızı, yani “kınalı bamya” olarak isimlendiriliyor. Son olarak: “kuzu döneri” diyorum.

NE SATIN ALINIR

Urla yöresine yolunuz düşerse, buraya has ve özellik taşıyan: zeytin ürünleri ve zeytinyağı satın alabilirsiniz.

KONAKLAMA

Günümüzde, Urla yöresindeki toplam yatak kapasitesi: 1200’dir.

Urla İskelesi bölgesinde, Tarih bölümünde sözünü ettiğim ünlü Yunanlı yazar Yorgo Seferis’in burada yaşadığı evi, daha sonra restore edilerek otel haline dönüştürülmüştür. Burası: konaklamak için çok uygun. İskele Mahallesi. Yalı Caddesi.No.47.

İZMİR TEKNOLOJİ ENSTİTÜSÜ

Enstitü; 1992 yılında : araştırma, üretim, eğitim, yayın ve danışmanlık yapmak üzere kurulmuştur. Kampüsün bulunduğu bölgede: zeytin bahçeleri, üzüm bağları, şelaleler, antik bir Roma hamamı, vadiler, tepeler ve Akdeniz bitki örtüsü olan maki toplulukları var.

Kampüs alanı: antik Klazomenai bölgesinden başlıyor ve yaklaşık 10 km. sürüyor. Kampüste: Mimarlık, Mühendislik ve Fen Fakülteleri bulunuyor.

GEZİLECEK YERLER

Özellikle: yaz döneminde, Urla yöresinin deniz kıyısında bulunan 40 km. lik sahil şeridi boyunca: bir çok özel tesis ve kamu kuruluşlarına ait 6 kamp tesisinde ve ilaveten çadırlık alanlarda: turizm faaliyetleri yaratılmaktadır.

Otoyoldan çıkıp, Urla ilçe merkezine ulaşabilirsiniz. İlçe merkezi, deniz kıyısında değil. Urla’nın deniz kıyısındaki yerleşimi: Urla iskelesi olarak konumlanmıştır.

URLA

Urla ilçe merkezinde,  turistik anlamda, gezip-görebileceğiniz bir yer yok. Ancak, Urla yakınlarında, muhteşem doğal güzellikleri bulunan yerler var. Tarih derseniz, bölgede iki tane, resmi arkeolojik kazı çalışması sürdürülüyor.

Bunlardan özellikle “Limantepe” kazısı önemli, çünkü: buradaki limanın, dünya üzerindeki ilk liman olduğu  tahmin ediliyor. Ayrıca: dünya üzerinde zeytinin ilk kez büyük üretime yönelik olarak işlendiği, bir zeytinyağı imalathanesi de bu bölgede bulunmuş durumda.

İzmir Urla İskelesi

URLA İSKELESİ

Urla ilçe merkezinin, deniz kıyısındaki yerleşim birimidir. İzmir il merkezine, 30 km. uzaklıktadır. Yaz döneminde, geceleri, burada incik-boncuk satılan Pazar kuruluyor. Burada denize girmeniz mümkün. Ancak, deniz çok sığ ve dibi yosunludur.

Bunun dışında: Urla iskelesinde küçük bir yat limanı var. Bu limanın çevresinde, restoranlar yerleşmiş  durumda, özellikle açık alandaki masa düzenleri çok güzel,  burada tercihinize göre, deniz ürünlerinin tadına bakabilirsiniz.

Kıyı bölgesinde, yürüyüş yapabilirsiniz. Özellikle: Karantina adasına giden yolun hemen solundaki dalga kıran, güzel ve sakin yürüyüşler için çok idealdir.

Urla İskelesinden sonra yola devam ederseniz: TCDD ve Polis kampları bulunuyor.

İzmir Urla Limantepe

LİMANTEPE ANTİK BÖLGESİ

Urla İskelesi bölgesinde: halen, resmi bir arkeolojik kazı çalışması sürdürülüyor. Limantepe bölgesinde. Burası: Urla İskelesinden, Çeşmealtı’na giden yolun tam içinden geçtiği bir kazı alanıdır. Hemen Karantina adasının karşısındadır.

Limantepe höyük bölgesinde yapılan kazılarda: yöredeki yerleşimin MÖ.4000’lere kadar; yani Tunç çağına kadar indiği tespit edilmiştir. Klazomenai ise: antik dönemin ünlü tarihçi yazarlarından Heredot tarafından, döneminin en önemli 12 kentinden biri olarak belirtilmektedir.

Heredot yazıtlarına göre: kent, MÖ.950 yılında kurulmuştur ve Helenistik  dönemde, bölgenin merkezlerinden biri olarak öne çıkmıştır. Ancak, bu önemli şehrin büyük bölümü, halen toprak altındadır. Şehrin limanı da, halen su altındadır. Sur ve bu limana ait kalıntılar, su altında görülebiliyor.

Tarihi süreç içinde, buradaki liman önemini kaybedince: yerleşim yeri de zamanla önemini kaybetmiştir. Evet, burada arkeolojik kazı çalışmaları sürdürülüyor ve bulunan eserler İzmir Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Buranın en büyük özelliği: deniz altı arkeolojik kazı çalışmalarıdır.

Bu arada, burada 2007 yılında, deniz altında bir gemi bulunmuş ve geminin MÖ.7’nci yüzyıldan kaldığı tahmin edilmektedir. Ancak, geminin en büyük özelliği, tahta yani ahşaptan yapılmış çıpasının bulunmasıdır.

Kent kalıntılarının bulunduğu yerde, bugün görebilecekleriniz: saray yapısının bir bölümü, yüksekliği yer yer 6 metreye kadar yükselen şehir surunun bir kısmı.

Hatta: Urla İskelesi önündeki adalarda da, yoğun yerleşimler olmuştur. Hatta: Karantina Yarımadasında: mendirek, amfi tiyatro ve tapınak kalıntıları görülmektedir. Bunlar: aşağıda ayrıntılı olarak söz edeceğim, bu bölgede kurulan Klazomenia antik kentinin kalıntılarıdır.

İzmir Urla Karantina Adası

KARANTİNA ADASI

Hemen Urla İskelesindedir. Önceki yıllarda, İzmir şehrine gelen yabancılar, bulaşıcı hastalıklara önlem olarak, önce burada kontrol edilirler ve daha sonra şehre girmelerine izin verilirlermiş. O dönemlerde kullanılan karantina binası, günümüzde ayaktadır.

1800’lü yıllarda, veba, kolera ve cüzzam gibi hastalıkların kol gezdiği yıllarda: burada karantina hamamları kuruluymuş. Özellikle: Osmanlı döneminde, hacı kafilelerini taşıyan gemiler, burada yoğun kontrole tabii tutuluyormuş. Osmanlının bu ilk karantina bölgesi: burada, 1865 yılında kurulmuştur.

Yapanlar ise: Fransızlardır. Buradaki: bu karantina işlevleri: 1950 yıllarına kadar sürdürülmüştür. Bu karantina binası, günümüzde ayaktadır. Ancak, yine de kullanılmamanın verdiği sıkıntılar vardır. Bu nedenle, öğrendiğime göre, buranın bir “Tıp Müzesi” yapılabilmesi için uğraş veriliyormuş.

Evet, bunların yanında, günümüzde: dünyanın en güzel manzaralı on hastane binasından biri olarak öne çıkan “Urla Kemik Hastalıkları” hastanesi buradadır.

Burası her ne kadar ada olarak söz etsem de, uzun yıllar yarımada olarak kullanılmıştır. Çünkü: bir zamanlar, burada,  denizin içinde bir yol yaptırılarak, kara  ile bağlantı sağlanmıştır. Bu yolun taşları, anakara ile ada arasında hala görülebiliyor. Günümüzde kullanılan yol, bu antik yol ile paraleldir.

Hatta: bu antik yola paralel yeni yol yapılmış olması, niye antik yolun geliştirilmemiş olması, birçok insanın merakını çekmektedir.

Günümüzde, burada Sağlık Bakanlığının dinlenme tesisleri var. Yemyeşil bir ada. Zamanınız varsa, 1 km. lik ana kara ile ada arasındaki bağlantı noktasında bisiklete binebilir ve bu ada da küçük bir gezinti yapabilirsiniz.

Ancak, adaya giriş genellikle sınırlanıyor, yani gittiğinizde büyük olasılıkla “yasak” diyen bir görevliyle karşılaşabilirsiniz. Eğer adaya girebilirseniz: sizi adaya götüren yol, adaya varınca ikiye ayrılıyor.

Sağ yönde ilerleyen yol: Urla Devlet Hastanesine ve sol yönde ilerleyen yol ise: Sağlık Bakanlığı dinlenme kamp tesislerine gidiyor.

İzmir Urla Klazomenai

KLAZOMENAİ ANTİK KENTİ

Antik kentin bir kısmı: Karantina adası üzerindedir. Diğer kısmı ise: Karantina adasının hemen karşısındaki, Limantepe’nin batısındaki tepeler üzerinde kurulmuştur.

Helenistik döneme ait bir yerleşim ve kültür merkezi olarak dikkat çekmektedir. Burada yapılan resmi arkeolojik kazı çalışmalarında bulunan bir kısım heykeller: İzmir Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Hatta: burada, bir zeytinyağı üretim tesisinin izlerine de rastlanmıştır.

Yani: o dönemlerde, buradan deniz yolu ile zeytinyağı ihracatının yapıldığı kanıtlanmıştır. Günümüzde, Ege Üniversitesi tarafından, bu zeytinyağı atölyesinin bir benzeri kurulmuştur ve ziyaretçiler tarafından görülebilmektedir. Bu önemli, çünkü: burası dünyanın en eski ve ilk, zeytinyağı üretim atölyesi, daha doğrusu fabrikası olarak önem kazanıyor.

Yani, MÖ.6’ncı yüzyılda, burada zeytinyağı işçiliği söz konusu imiş. Bu önemli, çünkü Anadolu’da, yabani zeytin bitkisinin ne zaman ilk olarak işlendiği hakkında ayrıntılı bilgi yoktur. Buralarda, daha önce: zeytinin ezilmesi, içindeki su ve yağı: sıcak suda ayrıştırmaya yarayan toprak kaplar, zeytini ezmekte kullanılan dövme taşları ve el havanları bulunuyordu.

Ama, bu buluntular, burada: büyük miktarda yağ üretiminden çok, küçük hanelerin yağ ihtiyacının karşılandığını göstermektedir. Ancak: Klazomenia şehrinde yani burada bulunan atölyede, büyük üretim yapıldığı kanıtlanıyor. Çünkü: burada, kayalara oyulmuş, 15 çukur var. Yani: bugün kullanılan teknoloji, muhtemelen günümüzden 2600 yıl önce de kullanılmıştır.

Aslında: burada, birinci evredeki üretim, nispeten daha dar kapsamlı ve yakın çevrenin ihtiyacını karşılamaya yöneliktir. Ancak, ikinci evrede, dışarıya ihracat önem kazanmıştır.

Özellikle: buradaki kazılarda bulunan kuşak süslemeli amphoralar; zeytinyağı ve şarap üretimi,  depolanması ve ihracatının önemini ortaya koymaktadır. Tüm bunlar, bu kentin, MÖ.6’ncı yüzyılda, büyük bir ihracat hamlesi yaptığının göstergesidir.

Yerleşimin kuzeyinde: Karantina adası bulunuyor. Şehrin tanrısı: Apollo. Şehrin simgesi ise: kuğu. Zaten buralarda bulunan sikkelerde: kuğu ve Apollon resimleri görülmektedir.

İzmir Urla Çeşmealtı

ÇEŞMEALTI

Urla İskelesinden geçen yolu takip ettiğinizde, Çeşmealtı mevkiine varıyorsunuz. Yani: Urla merkeze 5 km. ve İzmir il merkezine (konak meydanı)  36 km. uzaklıktadır. Adından Çeşme’ye yakın olduğu düşünülebilir, ancak hayır. İzmir’e yakın ve bu yüzden, özellikle hafta sonlarında, İzmir’den yoğun ziyaretçi akınına uğramaktadır.

Çeşmealtı Merkezinde: büyük bir mendirek ve teknelerin demirlediği liman var. Buradaki dalgakıran, yine sessiz, sakin gezintiler, yürüyüşler yapmak isteyenler için ideal bir yer. Bu rıhtımdan: yakın çevreye ve 12 adalara, günübirlik tekne-yat turları yapabilirsiniz.

Bunun dışında: yörede, bol miktarda, yazlık konut var. Ama: son yıllarda, burada birçok beach açılmıştır. Ayrıca: kamp alanları da var. Özellikle: geceleri burada: barlar, restoranlar, kafeler ve gece kurulan alışveriş mekanları, buraya ayrı bir hareketlilik kazandırıyor. Yani: birkaç yıl öncesine kadar, burası emekli mekanı olarak değerlendirilmesine rağmen, günümüzde, küçük bir Çeşme gibi olmuş.

Ayrıca: Güvendik tepesinden, gün batımını izlemelisiniz. Tepeden, denizin görüntüsü muhteşem. Çam ağaçlarının altında, karşınızda koy manzarası var.

Peki,  deniz ve kumsal? Yaz aylarında, genellikle bölge rüzgarlı olduğu için, deniz nispeten kirleniyor ve denize ilk giriş anında, bir süre çakıl taşları üzerinde ilerliyorsunuz ve daha sonra kumluk var. Sahilde ise, kumluk plaj bölümü fazla yok. Genellikle: taşlık ya da yarı kumluk.

Çeşmealtı dışına çıkmayı düşünürseniz: Çeşmealtı burnunun hemen sonunda, “Küpalan” bölgesi var. Onu takip eden yerde ise: İçmeler plajları bulunuyor. Burada: ayrıca, kaplıcalar da var. Ayrıca: denizin içinde, 58 derece sıcaklıktaki ılıca kaynakları bulunuyor. Hatta, bunların toplamının 200-250 kadar olduğu söyleniyor. İlginç olan: ılıca ve plajın aynı yerde bulunmasıdır.

Ilıca sularının muhteviyatı: potasyum klorür, sodyum klorür, magnezyum klorür. Bunların yararlı geldiği söylenen rahatsızlıklar ise: romatizmal hastalıklar, şişmanlık, gut ve metobolizma bozukluklarıdır. Ayrıca: kadın hastalıkları, karaciğer ve idrar yolları rahatsızlıklarnı da iyi gelmektedir.

İçmeler plajlarından hemen sonra ise, Karaburun-Mordoğan yolu, plajlar ve muhteşem güzel koylarla birlikte devam ediyor.

Son bir not, Çeşmealtı bölgesine giderseniz, mutlaka “tarçınlı lokma” tatlısını denemelisiniz.

İzmir Urla Özbek

ÖZBEK

Urla merkeze, yaklaşık 7 km. uzaklıktadır. İzmir il merkezine ise, 50 km uzaklıktadır. Köyün nüfusu, kış aylarında 2000 kişi iken,  yaz aylarında 15.000 kişiye ulaşmaktadır.

Özbek yöresi: sakinliği, yeşilliği, tertemiz denizi ve balık restoranlarıyla öne çıkan bir yerdir. Ancak: Özbek köyüne gitmek isterseniz, uzun süre yeşillikler içinde ilerliyorsunuz ve bir süre sonra, uzaklardan denizi görebiliyorsunuz.

Yani, aslında köy yerleşimi deniz kıyısında değil. Ama deniz kıyısı da, yazlık konutlar var. Burada: bir de köyün iskelesi var. Bu bölümde: güzel balıkçı restoranları bulunuyor. Bu restoranlarda, mutlaka balık yemelisiniz.

Burada: sahilde yürüyüş yapabilirsiniz. Hatta, deniz kıyısında balık tutabilirsiniz. Çünkü, buradaki alan, kapalı bir yer ve bu nedenle, balık bol. Zaten, Özbek köyünün balıkları ünlüdür. Hatta: İzmir balıkçılarında, Özbek köyü balıkları ayrı bir yer tutuyor.

İskele bölgesinde: tekne kiralayarak, yakın çevre gezileri yapabilirsiniz. Karşıda, uzun tepeler bulunması nedeniyle, güneş erken kayboluyor, ama inanın batışı muhteşem görüntüler oluşturuyor.

Karaburun tanıtımı.

Çeşme tanıtımı.

Seferihisar tanıtımı.

İzmir Ödemiş

İzmir Ödemiş

Sakin, güzel ve zengin bir İzmir ilçesidir. Gölcük, Birgi gibi turistik ve yoğun ziyaret edilen mekanlar var.

Kışın ise, İzmir gibi metropol bir şehrimize çok yakın, muhteşem güzel bir kayak merkezi, özellikle kayak meraklıları için çok yakın ve çok elverişli.

İzmir Ödemiş

ULAŞIM

İlçe merkezine: karayolu ve demiryolu ulaşımı mümkündür. İzmir’den buraya gelecekler için, tren yolunun kullanılması öneriliyor. Çünkü: tren yolu yenilenmiş ve vagonlar, klimalı yani oldukça lüks.

Ödemiş, bağlı bulunduğu İzmir il merkezine, 112 km. uzaklıktadır. Ödemiş-Manisa arasındaki uzaklık: 84 km. Ödemiş-Aydın arasındaki uzaklık: 79 km. Ödemiş-Aydın arasındaki uzaklık; 79 km. Ödemiş-Uşak arasındaki uzaklık: 176 km. Ödemiş-Ankara arasındaki uzaklık: 526 km.

TARİH

Ödemiş bölgesi: MÖ.8’nci yüzyılda, Lydia krallarının egemenlik bölgesiydi. MÖ.648 yılında, bölge, Kimmerler tarafından istila edilir. MÖ.546 yılına gelindiğinde, bu kez Persler görülür. MÖ.334 yılında ise, bu kez İskender görülür. MÖ.133 yılında, bölgede Roma egemenliği başlar.

MS.395 yılına gelindiğinde, Bizanslılar var. 1071 Malazgirt zaferinden sonra ise, Türkler, Ödemiş ovasına egemen olurlar. 1390 yılında ise, bu kez: Osmanlı sultanı Yıldırım Beyazıt, ordusu ile birlikte yöreyi ele geçirir. 1426 yılında ise, Sultan II. Murat tarafından, yöre, tamamen Osmanlı egemenliği altına sokulur. 1653, 1668, 1739 ve 1850 yıllarında, ovada, büyük depremler olur.

1 Haziran 1919 tarihine gelindiğinde, yöre, Yunanlılar tarafından işgal edilir. Büyük zaferden sonra ise, 3 Eylül 1922 tarihinde, Yunan işgali biter.

Ödemiş yöresinde, tarihi süreç içinde kullanılan isimler: Otamış (bu kelime: tedavi etmek, ilaç vererek hastalığı iyi etmeye çalışmak olarak çevrilir) . 14-15 ve 16’ncı yüzyıllarda, Otamış yöresi, küçük bir yerleşim birimi iken, zamanla Ötemiş (Teke Türkmenlerine bağlı bir oymak ismidir) ve Ödemiş olarak değişmiştir.

İzmir Ödemiş

GENEL

İlçe merkezinin, rakımı: 124 metredir.

Ödemiş ovası: dünyanın en verimli ovalarından biri olarak öne çıkmaktadır. Bu ovada, özellikle kumpir yapımında kullanılan iri boyutlu patates ve muhteşem lezzetli karpuz yetiştiriliyor.

Her yıl: 3-13 Eylül tarihlerinde, burada “Milli Fuar” etkinlikleri düzenleniyor. Bu etkinliklerde: yerel sanayi ürünleri ve çeşitli meslek gurupları stant kurarak, tanıtımlar yapıyorlar. Ayrıca: lunapark kurularak, halkın eğlenceli günler geçirerek etkinliğe katılımı sağlanıyor.

NE YENİR

Töngül pide ve ayran. Olmazsa olmaz, yemeden sakın ayrılmayın. Bunun dışında: Ödemiş yöresinde, özellikle “kumpir” yapılan büyük-iri tür patates yetiştiriliyor. Bu arada, son bir not: kebap. Hatta: Hurşit’ten yemenizi öneririm. Ancak, öğleden sonra 3-4 civarında kebap bitiyor. Evet, bir çeşit tereyağlı köfte olan bu kebabı da mutlaka denemelisiniz.

NE SATIN ALINIR

Ödemiş bölgesine yolunuz düşerse, Cumartesi günleri, ilçe merkezinde kurulan pazarı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Bu pazarda: yöreye uygun: el sanatları veya gıda ürünleri (bal, zeytin, peynir gibi) bulup satın alabilirsiniz. Ayrıca, nohut mayalı köy ekmeği de almalısınız.

KONAKLAMA

Öğretmenevi            Atatürk Mah.  Saraçoğlu Cad. 10        232-5442411

İzmir Ödemiş

GEZİLECEK YERLER

İzmir Ödemiş Müzesi

ÖDEMİŞ MÜZESİ

İlçe merkezinde, Birgi yolu üzerindedir.

Müze binası: 1983 yılında tamamlanmıştır. Bina: bodrum kat üzerine: bir zemin kattan oluşmaktadır. Tek bir salonu var. Aslında, müze Etnografya müzesi olarak oluşturulsa da, bölgede bulunan bazı arkeolojik eserler, müze de sergilenmektedir. Sergilenen arkeolojik eserler arasında: baltalar, idoller, kandiller, bronz eserler, cam eserler, süs eşyaları, mermer ve pişmiş toprak heykelcikler var.

Ayrıca; çeşitli dönemlere ait, 2550 tane sikke var. Etnografik bölümde sergilenenler ise: çoğunluğu Osmanlı dönemine ait silahlar, gümüş ve bakır eşyalar, süs eşyaları, el işlemeleri, giysi örnekleri var. Müze envanterindeki toplam eser sayısı: 4458’dir.

İBRAHİM HAKKI AYVAZ KENT MÜZESİ

İlçe merkezinde, 3 Eylül mahallesi İstasyon caddesindedir.

Müze binası: İbrahim Hakkı Ayvaz mirasçıları tarafından, kent müzesi yapılmak üzere Belediyeye bağışlanmıştır. Müze binasının bir kısmında: aileye ait tarihi bilgi ve belgeler bulunmakta ve diğer bölümlerinde ise, Ödemişli sanatçı Bedia Akartürk sanat müzesi olarak düzenlenmiştir.

Bu bölümde de: Akartürk’ün aldığı: ödüller, plaketler, kasetler, gazete haberleri, resimler, sahne kıyafetleri ve sanatçının kendisi tarafından gittiği yörelerden satın almış olduğu bebekler sergilenmektedir.

İzmir Ödemiş İlk Kurşun Anıtı

İLK KURŞUN ANITI

Anıt; ilk kurşun ( eski adı: Hacıilyas köyü) köyündedir. İlçe merkezine, 13 km. uzaklıktadır.

Anıt: 1925 yılında köyün girişindeki çamlık alana dikilmiştir ve her yıl Mayıs ayının son haftasında, burada “İlk kurşun Bayramı” adı altında, kutlamalar yapılmaktadır.

Ödemiş halkı: örgütlenerek, Hacıilyas denilen mevkide, Yunan işgal güçlerine karşı, ilk kurşunu sıkmışlar ve çatışmaya girmişlerdir. Bu yanlış anlaşılmasın, örgütlü olarak sıkılan ilk kurşundur.

Hacıilyas köyü direnişi: işgal güçlerine karşı sıkılan örgütlü ilk kurşun olması nedeniyle önemlidir. Direnişin halktan gelmiş olması da, Kuvay-ı Milliye etkinliğinin, ilk kez, örgütlü bir şekilde, Ödemişte uygulanmış olmasındandır. Ödemişte, halk kendiliğinden galeyana gelerek, direnişe karar vermiş, silaha sarılarak Hacıilyas köyünde işgalcilere karşı, çatışmaya girmiştir.

İzmir Ödemiş Gölcük

GÖLCÜK

Gölcük günübirlik piknik alanı: Birgi bölgesine 20 km. uzaklıkta, Bozdağ eteklerindedir. Ödemiş- Gölcük arasındaki yol pek kaliteli değil ama yinede diğer yollara nazaran daha kısa olması nedeniyle tercih edilmektedir. Yine de, keskin virajlarla dolu bu yolda, dikkatli araba kullanmanızı öneriyorum.

Evet, Gölcük, Bozdağ’ın tepesinde, denizden 1050 metre yükseklikte, çevresi büyük ağaçlarla kaplı, muhteşem bir göl. Bu göl: 1 km. karelik bir alüvyon set gölü. Çevresi: 7 km. ye yakın, derinliği ise, 8 metredir. Göl ve çevresi, bir rekreasyon alanı olarak düzenlenmiş. Aynı zamanda, 1.derece Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmış.

Özellikle, yaz döneminde, burada birçok spor kulübü, kamp yapıyorlar. Bunun dışında, piknik ve dinlenme yeri olarak kullanılıyor. Bölgeyi ziyaret edenler: balık avlama ve sandal gezileri yapıyorlar.

Kışın ise, gölün zaman zaman buz tuttuğu da görülüyor.

Konaklama tesisleri de var. Buraya giderseniz, özellikle, sarımsak soslu yayın balığı  tatmanızı öneririm. Balık sevmeyenler için, oğlak etinden yapılmış, güveç  düşünülebilir.

İzmir Ödemiş Birgi

BİRGİ

Ödemiş ilçe merkezine, 7 km. uzaklıktadır.

Burada: antik döneme ait yerleşim izleri görülmekle birlikte, yörenin asıl gelişimi, Ortaçağ döneminde olmuştur. 1308 yılında Aydınoğulları’nın merkezi olan Birgi: Osmanlı döneminde de, birçok bilim ve din adamı ile düşünürün yaşadığı bir yer olarak önem kazanmıştır. Hatta, bunların bir kısmının türbeleri, hala yörededir. Bu türbeler yanında, kasaba da, birçok tarihi yapı da bulunmaktadır.

Bunların dışında: genellikle yamaca kurulu, tek katlı, sade, sessiz ve sakin evler var. Bunlar arasında: öne çıkan: 1761 yılında yapılan “Çakırağa Konağı” görülebilir. Konak içindeki duvar resimleri: 19’ncu yüzyılda yapılmış. 1977 yılında ise, Kültür Bakanlığı tarafından restore edilmiştir.

İçi: serin ve çok süslü. Konağın sahibinin iki karısı varmış. Bunlardan biri İzmirli, diğeri ise İstanbullu imiş. Eşleri memleketlerini özlemesin diye, odalarına İzmir saat kulesi çevresi ve İstanbul boğazını gösteren resimler yaptırmış. Başka bir özellik ise, konağın yemişlik bölümünde.

Buraya konulan meyve ve sebzeler, uzun süre saklanabiliyormuş ve bozulmaya başladıklarında ise, konağı meyve kokusu sarıyormuş. Günümüzde müze gibi kullanılıyor yani ziyaret etmek mümkün.

Bunların dışında: burada, 1312 yılında, Aydınoğlu Mehmet Bey tarafından yaptırılmış bir cami var. Caminin minber kapısı: 1993 yılında çalınarak İngiltere’ye götürülmüş ve yoğun uğraşılar sonucu: 1996 yılında geri getirilmiştir.

Evet, Birgi, yörenin ulaşımı kolay, tarihi-turistik yerlerinden biridir. Burada, özellikle Osmanlı dönemine ait mimari dokuyu, bozulmamış haliyle görebilirsiniz. Zaten, bölge Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınmış ve aynı zamanda Çekül vakfı tarafından destekleniyor.

İzmir Ödemiş Bozdağ Kayak Merkezi

BOZDAĞ KAYAK MERKEZİ

İlçe merkezine bağlı, Bozdağ köyü sınırları içinde, Bozdağ yöresinde kurulmuştur. Bozdağ kasabasından sonra, Bozdağ zirvesine çıkan yol, aynı zamanda Bozdağ kayak merkezine ulaşımı sağlamaktadır. İzmir gibi metropol bir ile, yakın olması büyük avantaj. Hatta: burada, 1500 araçlık otopark bulunması, kayak meraklılarının günübirlik gelip-gitmelerini sağlamaktadır.

Buradaki tesislerde: Aralık-Mart ayları arasındaki dönemde, kayak yapmak mümkündür. Çünkü, bu dönemlerde, normal kış koşullarında, Akdeniz iklimi hakim olmasına rağmen, burada: 80-120 cm. civarında kar kalınlığı görülebiliyor.

Burada: iki tane, Teleski tesisi var. Bunlardan birincisi: 650 metre çıkışlı ve 1200 metre inişli, diğeri ise: 450 metre çıkışlı ve 900 metre inişlidir.

Telesiyej: 1674 metre çıkışlıdır ve saatte: 1000 kişi kapasitelidir.

Kayak alanları: 1528-2157 metre arasındadır.

Yörede: Balçova Termal tarafından işletilen, konaklama tesisi bulunmaktadır.

İzmir tanıtımı.

Manisa tanıtımı.