Isparta Sütçüler

Isparta Sütçüler

 

Isparta Sütçüler;

Sütçüler ilçesi, il merkezi Isparta’ya 123 km uzaklıktadır.

Hitit metinlerinde bugünkü Sütçüler ilçesi topraklarının içinde bulunduğu bölgenin ismi Pitaşşa olarak geçer. Bölge MÖ 334-323 tarihleri arasında Büyük İskender’in kontrolüne girer. Ölümünden sonra ise Sleukosların eline geçer. MÖ 188 döneminde Seleukoslar Toroslara kadar olan kısımlardan geri çekilirler ve bölge Romalılar tarafından Bergamalılara bırakılır. MÖ 188-133 yılları arasında Bergamalılar döneminde bölgede Sağrak köyü yakınlarındaki Adada, Kesme civarında Kocaköy Asarı ve Kasımlar yolu üzerinde Zorzila bulunur.

395 yılında bölge Bizans sınırları içinde kalır. 1204 yılında ise Anadolu Selçuklularının eline geçer. 1301 yılına kadar, Feleküddin Dündar Bey tarafından kurulan Hamitoğulları Beyliği hakimiyetine girer. 1868 yılında Bucak, Cumhuriyetin ilk yıllarında ise “Bavullu” olarak adlandırılan nahiye merkezi, bulunduğu yerin dağlık ve engebeli olması nedeniyle, dağ anlamına gelen “Cebel” adını almış, 1938 yılında bucak, İlçe yapılmıştır.

GENEL

İlçe Isparta ilinin güneyindedir. Kuzeybatısında Eğirdir ve güneyinde Antalya-Serik ve Manavgat ilçeleri vardır. Rakımı 250 metre ile 2500 metre arasında değişir.

Isparta Sütçüler

GEZİLECEK YERLER

Isparta Sütçüler Seferağa Camii

SEFERAĞA CAMİİ

İlçe merkezinde Cami mahallesindedir. Giriş kapısında yapım tarihi olarak 1184 yılı yazılıdır. Cami, genel özellikleri itibarı ile, ana mekanı kare planlı, ana mekanın kuzeybatı köşesinde minaresi ve kuzey cephesinde son cemaat yeri bulunan bir yapıdır. Kesme ve moloz taş kullanılarak yapılmıştır.

Cami, kare mekanlıdır ve tek kubbe ile örtülmüştür. Kubbe içi çevresi ve yüksek kottaki pencere çevrelerinde renkli kalem işi süslemeler vardır. Üst kattaki pencereler: çeşitli geometrik biçimlerde vitray şeklindedir. Minarenin yapım tarihi 1590 yılıdır. Bahçede sekizgen bir şadırvan vardır.

Isparta Sütçüler Adada

ADADA

Savaşın ve dinin merkezi. Adada antik kenti: Türkiye’de ayakta kalan antik kentler içinde, hemen hemen en önemlilerinden biri olmasına rağmen, burası hala görmezlikten geliniyor. Özellikle: antik şehrin tam ortasından yol geçirilmesi, inanılacak gibi değil. Buraya gittiğinizde göreceğiniz kalıntılar o kadar muhteşem ki, sanki daha yeni yapılmış gibi, dimdik ayakta durmaya çalışıyorlar.

Isparta Sütçüler Adada

Yeri

Isparta-Sütçüler karayolu üzerinde, Sağrak köyüne 2 km ve il merkezine ise 90 km uzaklıktadır. Isparta’nın ve Kovada Gölünün güneydoğusunda bulunan antik kent: Eğirdir’den sonra Sütçüler’e uzanan asfalt yoldan, 50 km. gidildikten sonra ulaşılır.

Ayrıca: Isparta’yı, Antalya’ya bağlayan yeni Aksu yolundaki Kovada-Eğirdir ayırımından, Adada şehrine ulaşmak mümkün. Ancak: bu yolun bir kısmı daha tamamlanmamış durumdadır. 

 

Isparta Sütçüler Adada

Genel

Pisidia bölgesi şehirlerinden biridir. MÖ. 7000 yıllarından itibaren, Anadolu’da önemli bir kültür bölgesi olarak öne çıkmıştır.

Çevresi: çam ve ardıç ağaçlarıyla kaplı tepelerle sarılmıştır. Bölgenin değil, Anadolu’nun en sağlam kalabilmiş antik kentlerinden biridir. Bölge halkı: bu yöreyi, Karabavlu yaylası olarak isimlendirmiştir. 

Sütçüler ilçesinin eski adı olan “Baulo” ve “Karabaolu” veya “Karabavlu” adlarının ise “Aziz Paul” adından geldiği düşünülüyor. Çünkü: Aziz Paul: Perge bölgesinden, Antiokheia (Yalvaç) bölgesine geçerken: buradan geçmiştir. 

Adada şehrinin adı: Anadolu’nun eski yerli halkının dili olan “Luwice” yada “Pisidce” dilinden geldiği düşünülmektedir. Bunun yanında: Ada kök sözcüğünün “Uda/hisar/kale” sözcüklerinin birleşiminden türemiş olduğu başka bir varsayımdır.

Ünlü coğrafya bilgini Strabon’a göre: kentin ismi, ilk olarak: MÖ. 1’nci yüzyılda, Artemidoros tarafından anılır. Hierokles ise, kent ismini “Odada” olarak yazar.

Adada kentinde bilinen ilk sikke:

MÖ. 1’nci yüzyılda basılmıştır. Bu sikkelerin: bir yüzünde boğa başı (Bukranion), diğer yüzünde ise geometrik merkezli, üç başak (triskeles) kabartması bulunur. Bu kabartma: güç simgesidir. Aynı kabartmanın işlendiği bir taş: Batık kentte bulunmaktadır.

Kentin, Romalıların egemenliğine geçmesinden sonra basılan paralarda ise: bir yüzünde, o dönemin imparatorluğunun başı, diğer yüzünde ise Zeus, Athena ya da aslan postu sarınmış Herakles başı kabartmaları görülür.

Roma döneminde: kentlerin bir imparator tapınağına sahip olması ve ona bekçilik yapması “Neokoros ünvanı” olarak tanımlanıyordu. Adada şehri, bu şerefe layık görülen ender kentlerden biridir.

Isparta Sütçüler Adada Şehrinin Hikayesi

Şehrin Hikayesi

Adada şehrinin adı, ilk kez MÖ.1.yüzyıl yazarlarından, Artemidoros tarafından verilmiştir. Ünlü coğrafya bilgini Strabon, Ptolemaios ve Bizans tarihçesi Hierokles’in yazılarında görülür.

Ancak kentin tarih sahnesine çıkışı: Termessos şehrinde bulunan bir antlaşma metnidir. Bu metin: MÖ. 2’nci yüzyıla tarihlenir. Bölgenin önemli kentlerinden olan: Termessos şehri ile, Adada arasındaki bu dostluk antlaşması; bazı araştırmacılara göre, bu iki kent arasında, ortak düşmanları olan “Selge” kentine karşı yapılmıştır. Kent: Termessos kenti için, paralı asker temin etmektedir.

Adada ve Termessos şehirleri: dışta Selge ve içte demokrasi düşmanlarına karşı yardımlaşmak için bu anlaşmayı kabul etmişlerdir. Antlaşmanın tarafları: karşılıklı olarak, herhangi bir saldırı veya demokrasiyi yıkma girişimine karşı birbirlerinin yardımlarına koşmayı taahhüt ederler. Sonuçta, bu antlaşma: hem Termessos ve hem de Adada şehri için, büyük önem taşır. Bu sayede: iki kentin, idari açıdan demokratik bir yapıya kavuştuğu ve şehir devleti (polis) benzeri bir statü kazandıkları görülmektedir.

Bu antlaşmanın bir diğer özelliği de: bu iki kent halkı arasındaki kan bağı bulunmasıdır. MÖ. 133 yılında, Bergama krallığının dağılması ve topraklarının Romalılara kalmasından sonra: Pisidia kentlerinin çoğunluğu, bölgede, bağımsızlıklarını devam ettirmişlerdir.

Adada şehrinin ilk sikkeleri, bu dönemde basılmıştır. Yapı faaliyetleri ise: MS. 212 yılında çıkarılan bir kanunla, İmparatorluk toprakları üzerinde yaşayan herkese “Roma Vatandaşlık Hakkı” verilmesi sonucu: hız kazanmış, ancak, MS. 3’ncü yüzyılda bu hızını kaybetmiştir.

Ünlü coğrafya bilgisi Strabon’a göre:

Dağlarda yaşayan Pisidialılar, komşuları olan Kilikyalılar gibi, tiranlar tarafından yönetilen, ayrı kabileler halinde yaşarlar ve korsanlık yaparlardı. Ancak, Pisidialıların en önemli özellikleri, bağımsızlıklarına düşkün ve savaşçı bir karaktere sahip oluşlarıydı.

Buna en iyi örnek, MÖ. 333 yılında, Büyük İskender’e karşı ölümüne direnen “Sagalossos” halkıdır. Bu durum: Pisidialıların, geçim kaynaklarından birinin, askerlik olduğunu ortaya koyar.

Yine yazılı belgelere göre: Adada şehri, Antiokheia’nın Pisidia’daki yardımcı piskoposudur. Adada şehri: MS.325, 381, 451, 692 ve 787 yıllarında, çeşitli kentlerde toplanan, dini meclislere (konsil) temsilci göndermiştir. Bu şunu göstermektedir ki: Adada şehrindeki hayat, MS. 9’ncu yüzyıla kadar sürmüştür.

Bu arada: bir kısım Adadalı’nın: Büyük İskender’den sonrası Helenistik kralların ordularında hizmet vermek amacıyla, anayurtlarından ayrılarak, gurbette paralı asker olarak çalışmışlar. Bunun kanıtı: Kıbrıs’ta ve Fenike’de bulunan, Adadalı askerlere ait mezar taşlarıdır.

Daha sonra:

Türklerin Anadolu’da yayılmaya başlamaları sonucu: Pisidia bölgesinde, Selçuklu egemenliğine karşı direnişler olmuşsa da, III. Kılıç Arslan, 1203 yılında, Isparta’yı alarak, Uluborlu, Eğirdir ve Yalvaç’a; Türkmen Aşiretlerini yerleştirmişlerdir. Bölgede: daha sonra, Hamidoğulları Beyliği kurulmuş ve bu beylik de, 1390 ve 1422 yıllarında: Osmanlı topraklarına katılmıştır.

Adada şehri: o günlerden bu yana, harabe olarak yaşamını sürdürmektedir. 1970 yılında, antik kentin içinden geçirilen “Yeniköy” yolu, ziyaretçilerin harabeye kolayca ulaşımını sağlamaktadır. Son yıllardaki turizm hareketlerine paralel olarak, Adada antik şehri kalıntıları, oldukça fazla sayıda ziyaretçi çekmektedir. Ancak: kenti tahrip ederek, içinden geçirilen yolun kaldırılması gereklidir. Daha sonra ise, antik kentin çevresinin tel örgü ile kapatılıp, koruma altına alınması şarttır.

Isparta Sütçüler Adada

Adada Antik Kentinde Gezilecek Yerler-Kalıntılar

Kent bulunduğu yerin dağlık arazi olması sebebiyle, fazla tahrip olmadan günümüze kadar ulaşmıştır. Adada antik kenti kalıntıları: Erikli tepe ile, Aktepe arasında yayılı bulunuyor. Kalıntılar arasında: en göze çarpanı: iç içe geçen Agora-Forum-Helenistik kule üçlüsüdür. Nekropol alanı ise, birçok antik kentin aksine pek zengin değil, birkaç kırık lahitten başka bir şey yok. Elbette, kırık lahitler, define avcıları tarafından parçalanmış lahitler.

Isparta Sütçüler Adada ana cadde

Ana cadde

Kent alanının geometrik eksenindedir. Büyük taşlarla döşelidir.

Isparta Sütçüler Adada Akropol ve Helenistik Kuleleri

Akropol ve Hellenistik Kuleleri

Savunma amaçlı yapılan akropol, kent düzlüğü ile vadi arasındaki bölümde bulunan kayalık alandadır. Akropol çevresi sur duvarları ve kulelerle çevrilidir. 

Isparta Sütçüler Adada Açık hava toplantı yeri

Açık hava toplantı yeri

Akropolisin batı kısmında bulunuyor. Burası: kentin halk meclisinin toplanıp, şehrin sorunlarını tartıştığı, açık hava toplantı yeri. 20 basamaklı ve yaklaşık: 1000 kişilik. Avlu kısmında: yerdeki taş döşemeler hala duruyor, bunları görebilirsiniz. Meydanın üstü: günümüzde sütunlar, kabartmalı ve yazıtlı taşlar, heykel kaideleri parçaları dolu.

Bu arada: antik kentin amblemi olduğu tahmin edilen “üç koşan bacak” kabartması bulunan taşı, mutlaka görmenizi öneriyorum.

Isparta Sütçüler Adada Roma forum ve bazilikası

Roma forum ve bazilikası

Toplantı yerinin önünde, sonradan yapılmış, kentin alışveriş ve idari merkezi olan forum ve bazilika var. Adada forumu: 32×45 metrelik bir alanı kapsıyor. Forum alanının tabanı düzgün taşlarla kaplı. Forumun ortasında: büyük bir sarnıç var. Batısında cadde, diğer iki yanında ise stoalar (sütunlu galeri) bulunuyor.

Forumun kuzeyinde: doğu-batı yönünde bir bazilika var.

Isparta Sütçüler Adada anıtsal çeşme

Anıtsal çeşme

Forumun güneydoğu kısmında: anıtsal bir çeşme bulunuyor.

Bizans bazilikası

Adada antik kentinin en büyük kilisesi. Vadinin batı kısmında. Kilise, burada eski bir yapının teras ve iç duvarlarından yararlanılarak, Bizans döneminde inşa edilmiştir.

Çarşı binası ve yönetici sarayı

Yoldan, şehir merkezine gittiğinizde, burada, yolun yan kısmında bir bina göze çarpıyor. Bu yapının bazı duvarları, hala dimdik ayakta. Bu yapı, muhtemelen şehir yöneticisinin sarayı.

Isparta Sütçüler Adada imparatorlar ve Aphrodite Tapınağı

İmparatorlar ve Aphrodite Tapınağı

MS 200-210 yıllara arasında yapılan tapınak, basit ve yuvarlak planlıdır. Çevresinde sütun sırası yoktur. Antik kentin içinden geçen Yeniköy yolu altında kalmıştır. Podiuma ait bloklar üzerinde bulunan yazıtta “Tanrı İmparatorlar ve Baba kenti için, kentin dostu, İmparatorlar kültünün Başrahibi, kurucu kentin oğlu ve halk meclisine 4 kez seçilmiş olan Tlamos oğlu Antiokhos, karısı Başrahibe, Hoplan kızı Anna ve oğulları, kentin dostları, Tlaomos ve Antiokhos ile beraber Aphrodite kült heykelini, tapınağı ve tapınağa ait süslemeleri ve kaplamaları adadılar ve diktiler” yazar.

Isparta Sütçüler Adada İmparatorlar ve Zeus-Serapis Tapınağı, B Tapınağı

 

İmparatorlar ve Zeus-Serapis Tapınağı-B Tapınağı

Yapıdan düşen taşlar olduğu gibi yerdedir. Tapınak korint tarzındadır. 4 sütunludur. Saçaklık seviyesine kadar ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Tapınağın ön kısmı yıkılmıştır, temel kalıntıları kalmıştır. Çıkışı sağlayan merdivenler tahrip olmuştur. Kornişler konsollu olup yıkılan bloklar orijinal yerlerinde durmaktadır.

Esas tapınak kısmının bütün duvarları çatıya kadar ayaktadır. İçeri girişi sağlayan kapının yan söveleri düşmüştür. Duvarların en altında, büyük olan temel taşları vardır. Sonra işlemeli alt taşlar ve üstünde blok taşlar 11 sıradır. Bir büyük, bir küçük dizilmiştir. En üstte, üç şeritli arşitrav vardır. Kornişler düşmüştür. Sütunlar çok kalın ve uzundur. Sütun çapı 60 cm ve uzunluğu 360 cm dir. Alt ve üstler kırıktır. Temel taş uzunluğu 142 cm, en altta 30 cm yüksekliktedir.

Tapınağın önünde, anıtsal sunak vardır. Arşitrav bloklarındaki yazıtların ilki, yapının 5-6 metre doğusundadır. Üç satır yazıt vardır. Yazılar üstten alta doğru küçülür. Diğeri tapınağın ön tarafından büyük sütunun altında kalmıştır. Üç satırdır.

Araştırmacı Sterret tarafından 1888 yılında kopya edilen yazıtta “Tanrı-İmparatorlar Zeus Megestos Serapis ve Baba kenti için onun karısı, Hoplan kızı, başrahibe Anna ve onların oğulları Tlaamos ve Antiokhos, tapınağı ve heykelleri, çevresindeki stoalar atölyeler ve bütün süslemeleriyle beraber adayarak dikti” yazar. Tapınak, Severuslar döneminde (MS 180-210) yılları arasında yapılmıştır.

Isparta Sütçüler Adada İmparator Traianus Tapınağı, C Tapınağğı

İmparator Traianus Tapınağı-C Tapınağı

İon tarzındadır. Tapınağın çatı ve yan duvarları, olduğu gibi içe yıkılmıştır. Batı duvarının ön kısmı, çatıya kadar ayakta kalabilmiştir. Tapınağın diğer günümüze ulaşan duvarları, 1-2 metre yüksekliktedir. Yapı gri kireç taşı bloklarından yapılmıştır. Bloklar düzgün kesilmiştir.

Yapının doğu kısmında, tapınağın ön kısmına kadar gelen bir blok taş döşemesi vardır. Tapınak dikdörtgen şeklinde, 15 x 11.20 metre ebatlarındadır. Antik şehir içindeki en büyük tapınaktır. Ön cephesinde 6 sütun vardır. Kaynaklara göre, imparator Traianus, MS 114 yılında, bazı Psidia kentlerini ziyaret etmiş ve tapınak bu ziyaret öncesinde ziyaret anısına yapılmıştır.

Isparta Sütçüler Adada İmparatorlar Tapınağı. A Tapınağı

İmparatorlar Tapınağı-A Tapınağı

Yapının taşları, yerde olduğu gibi durmaktadır. Tapınak İon tarzındadır. İkisi yanlarda, dördü önlerde olmak üzere toplam 6 sütun vardır. Yan duvarlar, saçaklık seviyesine kadar sağlamdır. Yan duvarların temeli: düz şerit, iyon sima, çukur profil, 4 iyon simadan oluşan temel taşları üzerine: 130 x 58 cm boyutlu ve 52 cm kalınlıkta duvar taşları 9 sıradır. En üsttekinin yüksekliği biraz azdır.

Temel yüksekliği 85 cm dir. Arka alınlığın yarısı sağlam durumdadır. Tapınağın ön cephesi, düzgün yontulmuş gri kireç taşındandır. 97 x 72 cm boyutlu, dikdörtgen çerçeveli bloklarla örülmüş kapı 7 sıradır. Temeli 42 cm yüksekliktedir. Kapı anıtsaldır. Kapı genişliği 3.5 metredir. Küçük kapı yoktur. Tapınağın önündeki sunak ve merdivenler toprak altındadır.

Arka çatısı üzerindeki elemanların yarısı durmaktadır. Tapınağın önünde sütunlu avludan, platformu kalmıştır.

Araştırmacı Sterret tarafından, 1888 yılında kopya edilen yazıtta “Tanrı imparatorların iki kez rahipliğini yapmış olan kurucu kentin oğlu, Probusluk yapmış Nikomakhos’un oğlu Theodoros, bu tapınağı Tanrı İmparatorlara ve kente, ksoanon ve heykelleriyle birlikte kendi parasıyla yaptırdı ve adadı” yazar.

Bu tapınağın Traianus Tapınağı gibi, Roma döneminde, MS 114 yılından önce yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu tapınağın en önemli özelliği: tam bitirilmemiş olan tapınağın doğu duvarında, antik dönem taş ustalarının nasıl çalıştıklarını ve ince işçiliği hangi aşamalardan geçirerek yaptıklarını gösteren izlerin bulunmasıdır.

 

Mezar Anıtı

Mausoleiom; ev görünüşünde anıtsal bir mezardır.

Isparta Sütçüler Adada Tiyatro
Isparta Sütçüler Adada Tiyatro

 

Tiyatro

Kent düzlüğünün batısında, tepe yamacına inşa edilmiştir. Sahne binası ve orkestra kısmı, toprak altındadır. Cavea (seyircilerin oturma yerleri)’nın uçları, kısmen görülmektedir. Tiyatronun kapasitesi, yaklaşık 3000 kişidir. Roma tarzında yapımına başlanmış olan tiyatro, hiçbir zaman bitirilememiş.

Oturma sıralarının, yalnızca 7 sırası tamamlandıktan sonra; toprağa gömülmüş. Sahne binası ise, hiçbir zaman yapılmamış. Bu tiyatro: Anadolu’daki antik tiyatrolar arasında: günümüze kadar en iyi korunmuş tiyatrolar arasında bulunuyor.

İyi korunmuş olmasının nedeni, sanırım hiçbir zaman bitirilememiş olması ve o dönemlerde, yani eski çağlarda toprağa gömülmüş olması nedeniyle, sağlam kalabilmiş. Böylece: yapı, 2000 yıl boyunca, doğa tarafından deprem ve diğer tüm doğal koşullardan korunarak günümüze kadar gelebilmiştir.

Uzun yıllar toprak altında kaldığından: diğer antik tiyatrolara nazaran açık renkli bir görüntüye sahiptir. Ancak ne var ki, kireç taşı beyazlığını korumuş olan bu taşların: bir süre sonra bu renklerinin bozulacağı kesin. Yani: koyu gri renklere bürüneceği kesin.

Isparta Sütçüler Adada Kral Yolu

Kral yolu

Kent; Caralis (Beyşehir) Gölünün batı kıyısını izleyerek Antiocheia (Yalvaç), Neapolis (Şarkikaraağaç), Tibririada (Aksu), Adada (Karabavlu) üzerinden Pednelissos (Kozan) ve Perge (Aksu) antik kentine uzanan antik yol üzerindedir.

Halk dilinde, kral yolu olarak adlandırılan, Anadolu’da eşi-benzeri olmayan, vadiden şehrin güneyine bağlanan bir antik yol. Bu yol: aşağıdan, dağın yamacına doğru kıvrılarak şehre ulaşıyor.

Yolun yapımında: yontulmuş dev taşlar kullanılmış. Bu taşlar o kadar büyük ki, bazıları yolun genişliğinde. Üzerinden, binlerce yıl geçmesine rağmen, taşların birçoğu yerinden oynamadan, günümüze ulaşmış. Dev granit bloklardan oluşan antik yolun, yaklaşık 500 metrelik bölümü, çok iyi durumdadır.

Bu taşların bulunduğu yol üzerinde, bir zamanlar: insanlar, hayvanlar, askerler, yük taşıyanlar. Buraları gezerken, bu ortamı yaşamanız lazım.

Isparta Sütçüler Adada Resmi Bina

Resmi Bina

Dikdörtgen planlıdır. MS 1’nci yüzyılda Roma döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Doğu duvarı ayakta kalarak günümüze ulaşmıştır. Altta küçük üç pencere deliği vardır. Üstte, ortada bir pencere ve yanda daha büyük pencere (kapı da olabilir) vardır.

Bu duvarın iç kısım blokları düşmüştür. Bloklar düzgün kesilmiş gri kireç taşından yapılmıştır. Yapının diğer duvarları, yarıya kadar yıkılmıştır. Kuzey duvarında, batı duvara yakın bir yerde 1 metre genişlikte, 1.5 metre yükseklikte dikdörtgen bir giriş kapısı vardır.

Kuzey ve güneyde yapıya bitişik duvarlar uzanır. Bunların araları, dikdörtgen bölümlere ayrılmıştır. Dükkan olduğu tahmin edilen bu temeller, forum meydanına kadar uzanır.

Isparta Sütçüler Adada Haber Tanrısı Hermes ve Ay Tanrıçası Selene Kabartması

Haber Tanrısı Hermes ve Ay Tanrıçası Selene Kabartması

Burada: Dionysos ve Tykhe (Şans Tanrısı) adına: bir zamanlar, şölenler yapılıyormuş. Agorada: dört yanı bezeli bir yazıt var. Bu yazıtta: aşk falı bezenmiş, yılanlı sopası ile yol ve haber tanrısı Hermes, omuzlarında doğa boynuzlarıyla ay tanrıçası Selene kabartması var. Bunlar: diğer parçalarla birlikte, Isparta Müzesinde bulunuyor.

Genellikle: arkeolojik alanlarda, bu tür kabartmalara rastlanılmıyor. Bu antik kentte; daha önce söylediğim gibi, kentin sembolü olarak değerlendirilen “üç ayak kabartması-triskeles ” figürü var. Bu isim: kentte, Zeus’a verilen bir isim. Çünkü: Zeus’a her kentte ayrı isim verilerek tapınılıyormuş.

Isparta Sütçüler Zorzila Kalıntıları

ZORZİLA KALINTILARI

İlçe merkezine bağlı Kasımlar kasabasında, yolun batısında yaklaşık 5 km uzaklıkta ve kasabanın kuzeybatısında, Kurşunlu Tepesinin doğu eteğinde bulunan şehrin ismi bilinmemektedir. Kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla, küçük bir dağ kentidir. Kalıntılara yerel olarak “Zorzila Harabeleri” denilmektedir.

Kent, eğimli bir araziye oturmakta olup, kent üzerindeki yapıların yerleştirilmesi için teraslanmıştır. Kent, muhtemelen Roma döneminde kurulmuş olmalıdır. Kent üzerinde podyumlu bir yapı, doğu kenarı basamaklı bir toplantı alanı ve güneyinde bir yapı bulunur. Bu yapıların güneyinde eteği çevreleyen birçok yapı kalıntısı ve kuzeyde bir tapınak kalıntısı vardır.

Isparta Sütçüler Kocaköy Asarı Anıt Mezarı

KOCAKÖY ASARI ANIT MEZARI

Kesme kasabası 5 km kadar güneyindeki tepe üzerinde bulunan Kocaköy Asarının kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kuzey ve batısı, Köprüçay vadisiyle sınırlanmıştır. Şehrin ismi bilinmemektedir. Kalıntılardan anlaşıldığına göre küçük bir dağ kentidir ve muhtemelen Hellenistik dönemde kurulmuş olmalıdır.

Örenyerinin doğusunda giriş kapısı kısmında Yunanca stilde bir yazıt bulunmaktadır. Kentin kesin çevresi, kısmen ayakta duran bir surla çevrilidir. Kent içindeki en önemli mimari yapı tamamen yıkılmış durumda olan prostylos planlı tapınaktır.

Ören yerinde ana kayaya oyulmuş dikdörtgen biçimli dört adet sarnıç ilginç birer mimari gösterir. Ören yerinin güneydoğusunda sur duvarına yaklaşık 500 metre uzaklıkta, yerel taş ve harçtan yapılmış, tonozlu 3 nefli yapı kompleksi vardır. Doğudaki nefin tahrip edilen arka duvarından içeriye girildiğinde, sağa ve sola doğru ilerleyen dehlizler görülmektedir.

Ören yerinin güneybatısında, sur duvarının dışındaki düzlükte, biri sağlam biri yıkık iki mezar anıtı vardır. Bunlar yöresel kireç taşından yapılmıştır. Kuzey-güney istikametindeki mezar anıtının podyumu doğal kayanın düzleştirilmesiyle oluşturulmuş birkaç basamak şeklindeki kaidenin üzerine oturmaktadır.

Alttan ve üstten silmelerle sınırlandırılmış podyum köşeleri, biraz çıkıntılı bırakılarak paye görünümü verilmiştir. Podyumun kuzey cephesinde 3 dikdörtgen taş sırasında, dört satırlık Yunanca bir kitabe vardır.

Mezar anıtları, kaideli olup üzerine İonik tapınak tarzında lahit mezarlar oturtulmuştur. Kapak kısa yüzlerinde Medusa kabartması vardır. Mezar anıtısın güney kısmı boydan boya tahrip edilmiştir.

Isparta Sütçüler Taşkapı Harabeleri

TAŞKAPI HARABELERİ

İlçe merkezinin güneybatısında, kuzey-güney uzantılı bir sırt üzerindedir. En yüksek noktası: 1024 metre yükseklikteki Asartepedir.

Taşkapı harabelerinin bulunduğu alan: 1500 metre uzunlukta ve 500 metre genişliktedir. Kuruluş tarihi hakkında kesin bilgi yoktur. Kentin girişinde bulunan, büyük blok taştan yapılmış giriş kapısı, halk arasında “Taşkapı” diye bilinir. Bu kapı, sur duvarlarıyla bütünlük gösterir. Sur duvarları: Hellenistik dönem özelliği gösterir.

Giriş yolu: ana kayaya oyulmuş basamaklarla düzenlenmiştir. Taşkapı olarak adlandırılan girişten sonra: geniş bir meydan bulunur. Bu meydandan sonra, yoğun maki bitki örtüsü alanı kaplamıştır. Yerleşim alanı içinde: ana kayaya oyulmuş, hatıl delikleri ile kendini belli eden mekanlar vardır.

Ayrıca yerleşimin en üst noktası olan Asartepe üzerinde Geç Roma-Erken Bizans dönemine ait sur duvarları bulunmakta olup, bunlar burada bir iç kalenin varlığını gösterir. Alanda yoğun olarak bulunan seramikler: daha çok mutfak kabı özelliğinde Roma ve Bizans dönemine aittir.

 

ESKİ MEZARLIK

İlçe merkezine bağlı Sağrak köyünün kuzeyinde, Sağrak çeşmesi mevkiindedir. Mezarlık köyün kuruluş tarihiyle çağdaştır. Günümüzde de gömü yapılmaktadır. Mezarlığın güneyi orman arazisine komşudur. Batıya doğru eğimli bir arazi üzerindedir. Eski mezar taşları yöresel malzeme kullanılarak yapılmıştır. Özellikle mezarlığın kuzeyindeki ulu meşe ağaçları dikkat çeker.

Isparta Sütçüler Abla Pınarı Çeşmesi

 

ABLA PINARI ÇEŞMESİ

İlçe merkezine bağlı Boğazköy Aytaşı mevkiindedir. Eski Sütçüler-Isparta karayolu üzerinde, Boğazköy mezarlığının yaklaşık 50 metre kuzeydoğusundadır. Yöreye özgü olan köfke taşından yapılmıştır. Köfke taşından kırma çatılıdır. Tek cepheli ve haznesizdir. Cephesi sivri kemerli, sağır nişlidir. Kemer köşelerinde, bir tanesi bezemesizdir.

Diğerinde ise, kalkan kabartmalı Roma dönemi mimari parça devşirme malzeme olarak kullanılmıştır. Nişin üzerinde çeşmenin 1952 yılında onarım gördüğüne ait yazıt vardır. Yöre halkı tarafından “üçtaş arası pınar kaynağı” olarak adlandırılan kaynak, çeşmeye kuzey cepheden bağlantılıdır.

 

KİLİSE KALINTISI

İlçe merkezine bağlı Çandır köyünde Kırcazeytin mahallesindedir. Yaklaşık 3 metre eninde, 7 metre boyunda, doğu-batı ekseninde, derinlemesine dikdörtgen, tek nefli ve apsisli, moloz taş ile yapılmış, küçük bir kilise kalıntısıdır. Ayakta kalan duvar yüksekliği 2 metredir ve 70 cm kalınlığındadır. Apsis kıvrımına yaklaşık yarım metre mesafede, kuzey ve güney duvarla birer pencere açıklığı ile yine kuzey ve güney duvarlarının batı duvarı köşesine yakın karşılıklı birer adet mazgal açıklığı bulunmaktadır.

Isparta Sütçüler Sığırlık Kalesi, 1

 

SIĞIRLIK KALESİ 1

İlçe merkezine bağlı Sığırlık Asar mahallesindedir. Yüksek bir tepe üzerinde, kuzey yamaçta kurulmuştur. Dikdörtgen planlıdır. Köşelerde birer kule vardır. Kalenin aşağı tarafında barınma üniteleri yıkılmış, sadece sur duvarları kalmıştır. Erken Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilen kalenin geçiş yolu üzerinde koruma amaçlı kullanıldığı tahmin edilmektedir. Oldukça sağlam olup tamamına yakını korunarak günümüze ulaşmıştır.

Isparta Sütçüler Sığırlık Kalesi.2

SIĞIRLIK KALESİ-2

İlçe merkezine bağlı Sığırlık ve Çandır köyü arasında, karayolu ortasında, bir tepe üzerindedir. Doğu-batı yönünde uzanan kalenin, Erken Bizans döneminde yapıldığı tahmin edilmektedir. Moloz taş ve harç kullanılmıştır. Doğu, güney ve batıda birer giriş kapısı vardır. Sur duvarları sağlamdır. Doğu duvarında üç pencere açıklığı bir kilise varlığını düşündürür. Bu yapının altında sarnıç vardır. Kalenin orta bölümünde bazı bina temelleri görünür. Köşelerde birer kule yer alır.

Isparta Sütçüler Sülüklü Tepe Kalesi
Isparta Sütçüler Sülüklü Tepe Kalesi

 

SÜLÜKLÜ TEPE KALESİ

İlçe merkezine bağlı Yeşilyurt (Sülüklü göl) mevkiinde vadiyi kuzeyden çevreleyen doğal tepe üzerinde doğu batı yönünde uzanır. Yaklaşık yüksekliği 1 ile 4 metre arasında değişir. Tepenin düzlük kısmında yuvarlak pencereler bina kalıntıları iç kalenin kalıntılarıdır. Kaleye güney taraftan Roma dönemine ait, bugün izleri kalan bir merdivenle çıkılır.

Kaleye dikdörtgen söveleri kalmış bir kapı girişinden girilir. Duvarlar gri renkli, moloz taş ve horasan denilen harçla yapılmıştır. Define arayıcıları ve bazı ağaçlar tarafından duvarlar tahrip edilmiştir. Yapı tekniği ve harçtan Roma döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır.

Sülüklü göl vadisinin batısına ve kuzey doğusunda yer alan boğazları birer sur duvarı kapatır. Altta büyük blok taşlar üstte küçük moloz taşlar vardır. Yükseklikleri yaklaşık 1 ve 2 metre arasında değişir. Batı sur duvarının kuzeyinde vadinin içlerine kadar giden bir yol bulunur.

Isparta Sütçüler Aşağı Yaylabel Kaya Kiliseleri

AŞAĞI YAYLABEL KAYA KİLİSELERİ

İlçe merkezine bağlı Aşağı Yaylabel köyü Sarıkök mahallesine yaklaşık 5 km mesafede, Kesme’ye giden karayolunun yaklaşık 2 km doğusunda, Kilise Kayaları denilen yerdedir. Doğal kaya oyukları, içerisi sıvanarak tapınma mekanı olarak kullanılmıştır. Büyük kilise, yaklaşık 15 metre genişlikte ve 10 metre derinliktedir.

Doğu-batı aksında olan mekan, doğuya doğru daralarak ilerlemektedir. Daha önce yan duvarları ve üst örtüsü tamamen fresklerle kaplı olduğu anlaşılan kaya kilisenin, günümüze sadece kuzey duvarında Meryem ve kucağında çocuk İsa betimlemeli bir figür ile Gabriel olduğu tahmin edilen kanatlı bir melek figürü vardır. Figürlerin çevresi giyoş motifli bordür ile çevrelenmiştir.

Giyoşlar içerisinde, kolları uçlara doğru genişleyen haçlar işlenmiştir. Fresklerde kırmızı, siyah, yeşil ve sarı boya kullanılmıştır. Küçük kilise: büyük kilisenin 20 metre kadar güneyinde, yaklaşık 3 metre genişliğinde ve 3 metre derinliğinde, yine doğuya doğru daralan, aynı amaçla kullanılmış ikinci bir kilise mekanı vardır.

Güney tavanında bulunan freskleri, gümümüze ulaşabilmiştir. İsa ve Havarilerin konu alındığı freskler oldukça yoğun tahrip edilmiştir. Tasvir edilen figürler ve konusu tahribat nedeniyle tam olarak anlaşılmaz. Freskler doğa ve insan tahribatı görmüştür. Her iki kaya kilisesi de muhtemelen Erken Hıristiyanlık döneminde ibadet yeri olarak kullanılmıştır.

Rusya Krasnodar

Rusya Krasnodar

Yazının başında şunu belirtmem gerekir: şehir 2011 yılında “Forbes” dergisi tarafından en prestijli şehirlerden birisi olarak seçilmiştir. 2012 yılında “Property EU” dergisi: şehri, uluslar arası emlak piyasası için en uygun şartlara sahip Avrupa şehirleri listesine ekledi.

2014 yılında, Kış Olimpiyatlarının buraya bağlı Sochi şehrinde yapıldı ve yine burada yapılan “Formula-I” yarış pisti: bölgenin turistik önemini hızla arttırdı.

Şehir, Kuzey Kafkasya’dadır ve Kuban topraklarının başkentidir. Güney Rusya’nın başkenti olarak kabul edilir. İki önemli denize (Karadeniz ve Azak denizi) yakınlığı nedeniyle, bölgenin iklimi ılıman olmuş ve ekonomik yönden stratejik bir konuma gelmiştir.

Şehir; Azak denizine 120 km. ve Karadeniz’e ise 100 km. uzaklıktadır. Şehrin isminin kelime anlamı “Çariçe Yekaterina’ya hediye” demektir. Şehir: şehri ikiye bölen Kuban nehrinin sağ kıyısında bulunmaktadır.

Şehrin denizden yüksekliği: 25-30 metredir. Burada: otel ve turistik tesisler çok yoğundur ve bu yüzden Rusya’nın en çok ziyaret edilen tatil yöresidir. Ziyaret edenlerin büyük çoğunluğu: burada bulunan sanatoryum ve sağlık hizmetlerini kullanmak üzere de, buraya gelmektedirler.

Şehir: deprem bölgesinde bulunmaktadır. Genellikle Karadeniz’de oluşan depremlerin etkileri, bu şehre kadar ulaşır. Özellikle: 1978 ve 2002 yıllarında, büyük ölçekli depremler yaşanmıştır. Bunun en büyük etkisini, şehirdeki binaların çok yüksek yapılmadığını görünce anlayacaksınız. Yani: Sovyet dönemi yüksek blokları, burada yok, şehir bu beton ve ucube yapılarla kirletilmemiştir.

ULAŞIM

Şehirde doğuda: “Paszkowski Krasnador Uluslar arası Havaalanı” bulunmaktadır. Havaalanı 2 terminalden oluşmaktadır. Fazla büyük olmamasına rağmen, oldukça rahattır. Yine de havaalanının çok küçük olduğunu gördüğünüzde şaşıracaksınız. Büyüklük bakımından Rusya’nın 7. sıradaki havaalanıdır.

Havaalanı, şehri merkezinin 12 km. doğusundadır. İstanbul-Krasnodar şehri arasındaki havayolu ulaşımı, 2 saat sürmektedir. Vize yok ama giriş formu denen bir form doldurmanız gerekiyor, bence bu formu uçakta doldurun, havaalanına inince doldurmak ile uğraşmayın.

Havaalanı ile şehir merkezi arasında, taksi ile ulaşım, yaklaşık 30 dakika sürer. Ancak, özellikle gündüzleri bu ulaşım bazen 40-60 dakikaya kadar uzamaktadır ki, dönüş yolculuğunuz için buna göre önlem almazınız öneririm. Öte yandan, bu şehirde taksi sürücülerinin birçoğu İngilizce bilmiyorlar, bu yüzden, uçaktan inmeden önce, taksi şoförüne vermek üzere, gideceğiniz yerin adresi yazılı bir kağıt hazırlamalısınız. Şehir ile Moskova arasındaki uzaklık: 1380 km. dir.

TARİHİ

Şehirdeki ilk yerleşimcilerin, 1794 yılında buraya yerleştikleri biliniyor. Kazaklar, 1794 yılında İmparatoriçe Catherine’nin büyük izniyle şehri kurmuşlardır. Asıl kuruluş amacı: İmparatorluk sınırlarını korumaktır ve buna dayalı olarak: 1793 yılında burada Karadeniz Kazakları tarafından bir kale inşa edilir.

1768-1774 Osmanlı-Rus savaşı sonunda imzalanan “Küçük Kaynarca” anlaşması gereği, şehir, Osmanlı-Rus sınırını oluşturmuştur. 1860 yılında, şehir: Kuban bölgesinin idari merkezidir. 1867 yılında ise, şehir statüsünü alır. 1888 yılında şehirde 45 bin kişinin yaşadığı bilinmektedir.

Rus iç savaşı sırasında, şehir: Kızıl Ordu ve Gönüllüler Ordusu arasında birkaç kez el değiştirdi. Kızıl devrime kadar “Ekaterinodar” olan şehrin ismi, devrimden sonra “Krasnodar” olmuştur. II. Dünya savaşında ise: 1942 ve 1943 yılları arasında Alman Ordusu tarafından işgal edildi. Bu çatışmalar sırasında ağır hasar gören şehir, daha sonra yeniden inşa edilerek yenilendi. 1970-1980’lere gelindiğinde ise: Kuzey Kafkasya demiryolu, buradan geçer ve şehrin: önemli bir ticaret ve ulaşım merkezi olmasını sağlar.

 

İKLİM

Şehirde nemli subtropikal egemendir ve buna bağlı olarak: yazın sıcak, kışın ise hafif karlı geçer. Yani: kışın bazen soğuk ama genellikle nemli ve sıcak geçer. Ocak: bölgenin en soğuk dönemidir ve ortalama sıcaklık 0 derecedir. Ancak, kışın hava koşulları büyük ölçüde değişir. Yazın Temmuz ayındaki ortalama sıcaklık 24 derecedir. Yani, bu şehir soğuk değil.

ŞEHİR İÇİ ULAŞIMI

Şehir içi ulaşımında: tramvay, troleybüs ve otobüs kullanılmaktadır.

İNSANLAR

Burası bir “Çerkez” bölgesi ve şehirde yoğun Rus nüfusu yanında, bir miktar Ermeni ve sayısal olarak üstün olmasalar da Çerkezler de yaşıyorlar. Zaten Ruslar tarafından alınmadan önce, şehirde Çerkezler ve Türkler yaşıyorlarmış. Rusya ülkesinde, Moskova şehrinden sonra en çok votka tüketilen şehir olarak bilinir. Türkiye’den giden vatandaşlarımız: burada ağaç kaplama ve kereste fabrikaları kurmuşlardır. Özellikle “akağaç” yalnızca burada bulunabilmektedir.

ALIŞVERİŞ

Şehirde, buraya has hediyelik eşyalar satın almak isterseniz, düşünebilecekleriniz şunlardır: buzdolabı magnetleri, cam figürler, seramik, sepetçilik ve ağaç ürünleri, seramik ve mutfak eşyaları, şehir profesyonel ustaları tarafından yapılan heykelcikler düşünülebilir. Elbette “matruşka” lardan söz etmiyorum, Rusya’yı ziyaret edipte matruşka almamak olur mu, renk renk, çeşit çeşit, beğenin alın. Şehirdeki başlıca alışveriş merkezleri şunlardır:

Galeri Krasnodar

Şehir merkezindeki bu alışveriş merkezi, Avrupa düzeyinde bir alışveriş ve eğlence merkezidir. Burada: 150’den fazla mağazada: giysi, ayakkabı ve aksesuar satılmaktadır.

SBS Megamall

Burası, Rusya’nın güneyinde, en büyük alışveriş merkezidir. Burada, 11 tane sinema salonu, bowling salonu, bilardo salonu ve büyük bir çocuk eğlence merkezi bulunmaktadır.

Krasnaya Ploshad

Günümüzde popülerliğini koruyan bu mekan: şehrin ilk mega-merkezidir. Burada, mükemmel zaman geçirebilirsiniz.

NE YENİR-NE İÇİLİR

Aşağı nehir tarafında, “Serap” isimli kafeterya: lezzetli shashlyk ve salataları ile ilgi çekmektedir. Veya, birkaç bira içerek Kuban nehrinin güzel manzarasını izleyebilirsiniz. Ayrıca: şehirde yöresel lezzet mekanlarını: tren istasyonu yakınındaki yerlerde bulabilirsiniz.

GECE HAYATI-EĞLENCE

Şehirde, Rusya’nın diğer birçok şehrinde olduğu gibi hareketli bir gece hayatı bulunmaktadır. Zaten, yukarı da da belirttiğim gibi, şehir, Moskova’dan sonra Rusya’nın en çok votka tüketilen şehri olarak dikkati çekmektedir. Şehirdeki gece hayatı mekanları hakkında kısa bilgi vermek istiyorum.

El Nino

Krasnoarmeyskaya str. Adresinde bulunan mekan: hafta sonları sabaha kadar açıktır.

Elmas

Severnaya caddesindedir.

Platinum

Uralskaya caddesindedir. Her gün saat: 00.00-06.00 arasında açıktır.

Miami

Krasnoarmeyskaya caddesindeki mekan, her gün saat 22.00-05.00 arasında açıktır.

ÜNİVERSİTELER

Şehirde 20’den fazla üniversite bulunmaktadır. Bunların en eski ve popüler olanları şunlardır:

1. Kuban Devlet Üniversitesi. 2. Kuban Devlet Tıp Üniversitesi 3. Kuban Devlet Beden Eğitimi Üniversitesi, Spor ve Turizm. 4. Kuban Devlet Tarım Üniversitesi. 5. Kuban Devlet Teknoloji Üniversitesi. 6. Kuban Devlet Kültür ve Sanat Üniversitesi

 

GEZİLECEK YERLER

Büyük bir yeşillik bölgeye sahip ve yeşil şehir olarak bilinen şehrin merkezinde: bütün yoğunluk “Ulitsa” caddesi ve çevresindedir. Sovyet döneminde: şehrin Kazak ve Ekaterine dönemine kadar uzanan geçmişine vurgu yapılan birçok anıt, bu bölgede dikilmiştir. Şehirde: bazı mizahi anıtlarda vardır.

Bunlar “Krasnaya” caddesi üzerinde bulunmaktadır. Bunlar arasında: Vlidimir Mayakovski’nin bir şiirinden esinlenilerek yapılan iki köpek.

Yine, bir iş merkezinin önünde bulunan “Purse” isimli anıt-çanta ilginizi çekecektir. Daha fazla para kazanmak için, bunun üstüne oturup fotoğraf çektirmek adettir. Ayrıca: Politeknik Üniversitesi yakınlarında bulunan ve Gaiday komedisinin iki ünlü kahramanı olan “Shurik ve Lida” ya adanmış bir anıt daha görülür.

Sel kurbanlarının anısına “kader anıtı” ise, bir granit anıt olarak “Kuban Devlet Tarım Üniversitesi Botanik Bahçesinde görülmektedir. Anıt: 2012 yılında 6-7 Temmuz tarihlerindeki sel sonucunda ölen 165 kişinin anısına yapılmıştır.

Anıtın açılışı ise: bir Japon heyetinin ziyareti sırasında olmuştur. Çünkü, anıt aynı zamanda, Japonya’da 2011 yılının 11 Mart günü olan tusunami’de ölen insanlar için de adanmıştır.

HİPERBOLOİD KULESİ

Circus yakınlarındaki bu kule: çelik kafes şeklinde, 1928 yılında Vladimir Grigorievich Shukhov tarafından yapılmıştır.

 

DEVLET TARİH VE ARKEOLOJİ MÜZESİ

Gimnazicheskaya bölgesindedir. Pazartesi hariç her gün saat: 10.00-18.00 arasında açıktır. Müzenin temeli, yani ilk oluşumu: 1879 yılında, Tarihçi E. Felitsin tarafından atılmıştır.

Müze: Kuzey Kafkasya bölgesindeki en büyük müzelerden birisidir ve ulusal öneme sahip 400 bin civarında nesneler sergilenmektedir. Yaklaşık her yıl 600 bin turist tarafından ziyaret edilen müzeyi, ziyaret etmenizi öneririm.

Bu ziyaretinizde: Krasnodar bölgesinin çeşitli doğa ve antik çağlardan beri, bu topraklarda yaşayan insanların geçmişini görebilirsiniz. Bunun yanında: antik eserler, sanat nesneleri, silahlar, arkeolojik ve paleontolojik eserler, Etnografik ve diğer tarihi sergiler, el yazmaları, belgeler, pul, askeri emir ve süslemeli mühürler, mühür yüzükler ve daha birçok tarihi ve kültürel nesneler sergileniyor.

Arkeolojik ve Etnografik koleksiyon: özellikle dünya üzerinde uzmanlar tarafından iyi biliniyor. Müzenin antik amfora (seramik kaplar) koleksiyonunun, dünyanın en büyük koleksiyonlarından birisi olduğu söyleniyor.

EYALET-FA KOVALENKO BÖLGESEL SANAT MÜZESİ

Krasnaya bölgesindedir.

Pazartesi hariç her gün saat: 10.00-17.00 arasında açıktır. Kafkasya bölgesinin en iyi sanat müzelerinden birisidir. Müzenin koleksiyonunda: 20.yüzyıl Batı Avrupa, Asya ve Afrika sanatı, eski Rus sanatı ve Sovyet Sanatı gibi kategorilerde, 9000 obje bulunmaktadır. Ayrıca: toplama heykeller de görülür.

Müzede, özellikle: büyük elbisesinin altında bir sıcak hava balonu gizleyen İmparatoriçe Catherine’nin büyük portresi ilgi çekmektedir. Müze: diğer Rus bölgelerinin yanı sıra, yabancı sanat koleksiyonları sergilerine de ev sahipliği yapmaktadır.

 

PARK SUNNY İSLAND-SOLNECHNY OSTROV PARK

Tramvajnaja bölgesinde bulunan park alanı, Kuban nehrinin onda birlik alanı üzerindeki araziye kurulmuştur. İlk olarak ise, 14 Haziran 1876 da 160 metre karelik bir alanda ünlü yazar ve bir topçu subayı olan Albay Golovatogo tarafından kurulmuştur.

Albay Golovatogo: bu araziye 20.yüzyıl başlarında, Alman asıllı Yekaterinodar isimli iş adamından satın almıştır. Yıllar geçtikte: park dekoratif meyve ağaçları ve çiçeklerle büyümüştür.

Parkın ortasında: ahşap köprülerle geçilen bir ada bulunuyor. Parkın merkezinde bulunan bu küçük ada: iyi gelişmiş altyapısı ile, turistik amaçlara hizmet etmektedir ve burada bir yemek alanı bulunmaktadır. Adanın çevresinde ise Kuban nehri vardır.

Adanın bulunduğu yer: önemli bir ulusal doğa anıtı olarak koruma altına alınmıştır. Parkın içinde: ayrıca tenis kortu, gol, paintball, plaj voleybolu, futbol ve basketbol sahaları ve 20 den fazla kafeterya bulunuyor.

Akşamları ise, diskolar açılıyor. Burada, bir de hayvanat bahçesi vardır. 120’den fazla cins kuş ve hayvanın bulunduğu ve “Safari Park” olarak adlandırılan bu mekanda: ilgi çekmektedir. 2010 yılında, yine park alanında 9 metre yüksekliğinde bir kubbesi bulunan, 80 kişi kapasiteli bir planetaryum hizmete açılmıştır.

Evet: bu park şehrin en popüler parklarından birisidir. Burada: gerek Krasnodarlılar ve gerekse ziyaretçiler: birçok eğlence olanakları bulunmaktadır. 26 parçalık bu eğlence etkinliklerinden yararlanmak isterseniz: her oyuncağın başında beklemekten se, bütün oyuncaklara binmeyi sağlayan bir kart var, bunu satın alabilirsiniz.

Bu durumda: gişelerde sıra beklemek zorunda kalmasınız. Evet, yılda 1.5 milyon kişi tarafından ziyaret edilen bu parkı, mutlaka görmelisiniz.

CHİSTYAKOVSKAYA PARKI

Kolhoznaya bölgesinde bulunan ve Grove olarak da isimlendirilen park alanı, 1900 yılında kurulmuştur. 30 dönümlük arazi içinde, yüzyıllık meşe ağaçları bulunmaktadır. Bu ağaçlar üzerinde yaşayan sincaplar çok güzeller. Şehirdeki en popüler parklardan olan burası: kitap fuarı ile ünlüdür.

Ayrıca, yine bu parkın en popüler özelliği: hafta sonlarında kurulan bit pazarıdır. Burada, insanlar: eski paralar, kitaplar, satranç, diskler, bantlar ve diğer antika eşyaları satıyorlar. Çok sıcak havalarda, burada yürümek keyif veriyor. Park alanı içindeki “Parkov” isimli kafe için mutlaka zaman ayırın. Hatta, burada lezzetli pizzalardan yemeyi düşünün.

 

NOEL PARKI

Jubilee bölgesindeki park alanı, şehrin en cazip bölgelerinden birisidir. Bölgenin yapısal olarak iyi geliştiği görülür. Park alanında: kafeler, kilise, benzin istasyonları, hipermarket (Okay), alışveriş merkezi bulunmaktadır. Ayrıca: oyun alanları ve eğlence tesisleri, spor ve dinlenme tesisleri de bulunuyor.

 

ZAFER PARKI

Bu park alanı, 1975 yılında yapılmıştır ve şehrin en büyük parkıdır. Parkın oluşumunda, Viktor Artyushkov’un büyük hizmeti bulunduğu söylenmektedir. Park alanı içinde: askeri silahların sergilendiği bir müze bulunmaktadır. Bu müzede: denizaltı, tanklar, toplar ve ünlü Katyuşa roketlerinden oluşan 40 sergi bulunmaktadır. Bir yarımada üzerinde bulunan park alanına geçmek için: Kisses köprüsü kullanılır ve Kuban nehrinin üstünden geçilir.

KAZAKLAR ANITI

28 Eylül 2008 tarihinde, Krasnaya ve Gorkoga sokaklarının kesişim yerinde, şehrin kuruluşunun 215. kuruluş yılı kutlamaları için, İ. Repin isimli sanatçının resmine dayalı bir heykel yapılarak ziyarete açılmıştır. Resim: 1888 yılında İ. Repin tarafından tasarlanmıştır. Resimde ve dolayısı ile anıtta: Zaporozhye Kazakları tarafından Türk sultanı IV. Mehmet’e yazılan bir mektup figüre edilmektedir.

Rusya Krasnodar Kazak Ordusu Onursal Anıtı

KAZAK ORDUSU ONURSAL ANITI

Bu anıt: 1897 tarihinde, mimar Filippov tarafından yapılmıştır. Anıt: Budyonny sokak başında bulunmaktadır. Anıt: Ekim 1896 tarihinde, Kuban Kazak ordusunun kuruluşu kutlamaları için yapılmıştır. Dikilitaş üzerinde bulunan iki başlı kartal: Rusya’nın simgesidir.

TRİUMPH ALEXANDER ARCH

Burası: İmparator Alexander III onuruna, 1888 yılında yapılmıştır. Takip eden dönemde, kemer yıkılmış, ancak 2009 yılında yeniden restore edilerek Krasnaya caddesine yerleştirilmiştir.

ALEXANDER NEVSKY KATEDRALİ

Krasnaya sokağının başında bulunan bu yapıya, insanlar “beyaz tapınak” adını vermişlerdir. Bu tapınağın temel taşı: Kazak Ataman Kuhorenko tarafından yerleştirilmiştir ve 1872 yılında yapımına başlanmıştır. Alexander Nevsky: şehir tarihinde, en çetin zamanlarda Novgorod ve Vladimir Grandükü olarak görev yapmıştır.

Özellikle: Alman ve İsveçli işgalcilere karşı kazandığı zaferler nedeniyle efsanevi statüye yükselmiştir. Rus Çarı Alexander III: Krasnodar şehrini ziyareti sırasında bu kiliseyi ziyaret etmiştir. 1917 yılını takiben 1937 yılında yıkılan kilise: 2007 yılında restore edilerek yeniden açılmıştır.

 

CATHERİNE ANITI

Anıt: Kuban Kazak Ordusunun 100. yıldönümü anısına yapılmıştır. Anıtta: kürsüde Grigory Potemkin ve Kazak Beyleri görülür. Kaide arkasında: Bandura ve Cahterine görülür. Anıt, ilk olarak 1907 yılında açılmıştır. 1920 yılında tahrip edilmiş ve 2006 yılında restore edilerek yenilenmiştir.

 

CATHERİNE MEYDANI

19. yüzyılın başında kurulan bu meydan: kasaba halkı tarafından “Atamanskaya” olarak isimlendirilmiştir. Çünkü: Ataman’ın yani Kazak Şefinin evi, burada bulunuyormuş. Günümüzde ise Catherine olarak isimlendirilen meydanın merkezinde, Catherine anıtı bulunuyor. Burası ve anıt: şehrin yeni sembolü olarak kabul edilmektedir.

 

YASAMA MECLİSİ BİNASI

1896 yılında, kalenin eski alanında inşa edilen yapı, 1950 yılında yenilenerek modern bir görünüm kazanmıştır. Günümüzde, binada “Krasnodar Bölge Yasama Meclisi” bulunmaktadır. Ayrıca: 2007 yılında meclis önünde bir havuz yapılmıştır.

 

AKULOVA EVİ

1914-1915 yılları arasında yapılan mimar A. Kozlov tarafından yapılan bina: geçmişte girişimci F. M. Akulov’un evi olarak kullanılmıştır. Bu yüzden, bu isim verilmektedir.

KONSER SALONU

1972 yılında yapılan bu bina: önce “Siyasal Eğitim Evi” olarak tasarlanmış ise de: günümüzde dünyaca ünlü ve popüler “Akademik Kuban Kazak Korosu” tarafından kullanılan bir konser salonudur. Kuban Kazak Korusu: Rusya ve Rusya dışında, çok sayıda ödü ve parlak zaferler kazanmıştır.

 

REPİN ANITI

Repin İlya, klasik kazak ressamlarından en ünlüsüdür. Özellikle: “Türk Sultan’a bir mektup yazan Kazaklar” isimli eseri önem kazanmaktadır. Ünlü ressamın, bu anıtı: heykeltıraş O. Yakovlev tarafından 1993 yılında yapılmıştır.

ATAMANLAR ANITI

Kuban bölgesinin kurtarıcısı olarak kabul edilen Atamanlar için, bu anıt, bölgesel yönetim binası önünde, şehir merkezindedir. Anıt: 3 tonluk tunç döküm olarak yapılmıştır ve Kuban Eyaletine: helikopterle teslim edilmiştir.

Kaide ile birlikte yüksekliği 4.5 metredir. Heykeltıraş Alexander Apollonova tarafından yapılan anıtta, at üzerindeki kişinin: Rus Kazakların temsil ettiğini belirtmektedir. Ancak, şehirliler, atlı kişinin, efsanevi kahraman Anton Golovaty olduğunu ileri sürmektedirler.

Giresun Şebinkarahisar

Giresun Şebinkarahisar

Tarihi kalıntılar açısından, Giresun ilinin en zengin ilçesidir. İlçesi demek biraz yanlış olabilir, bir zamanlar yani Cumhuriyetin ilanı sırasında, burası il imiş.

ULAŞIM

İlçe, il merkezi Giresun’a: 118 km uzaklıktadır. Şebinkarahisar-Sivas arasındaki uzaklık: 198 km. Şebinkarahisar-Erzincan arasındaki uzaklık: 124 km. Şebinkarahisar-Trabzon hava alanı arası uzaklık; 220 km. Şebinkarahisar-İstanbul arası uzaklık; 920 km. Şebinkarahisar-Ankara arası uzaklık: 600 km. Şebinkarahisar-İzmir arası uzaklık: 980 km. Şebinkarahisar-Samsun arası uzaklık: 350 km.

 TARİH

İlçede ilk yerleşimcilerin: Hititler olduğu ve “Azzi Hayaşa Ülkesi” olarak bölgenin adlandırıldığı ve burada Kaşgaların yaşadıkları söylenmektedir. Bölge: uzun süre, Pontusların hakimiyeti altında kalmıştır. (MÖ.298-263) Daha sonraki süreçte, MÖ.65 yıllarında, bölgede Roma egemenliği görülür.

MS. 391 yıllarında ise, Orta Asya’dan Anadolu’ya göçen Peçenek ve Koman Türkleri, bölgede görülmeye başlanır. Ancak, zamanla, bu Türkler, misyonerler tarafından Hıristiyanlaştırılırlar. Gezilecek yerlerde ayrıntılarını belirttiğim: Kayadibi Meryem ana Kilisesi, bu Türkler tarafından inşa edilmiştir.

Şehir: Bizans imparatoru Hustinaiaus zamanında; baştan başa imar edilmiştir ve özellikle kale onarılarak sağlamlaştırılmıştır.

1228 yılında, şehir, Anadolu Selçuklu Devletine bağlanmıştır. Bu devletin zayıflayıp yıkılmasından sonra ise: bölgede: İlhanlılar, Eratnalılar ve Akkoyunlular hakimiyet kurarlar. 1473 yılında ise, Fatih Sultan Mehmet tarafından, tüm bölge ele geçirilir. Bölge: bu dönemde, Karahisar-ı Şarki olarak isimlendirilir.

1915 yılında, bölgedeki Ermeniler ayaklanır ve kaleyi ele geçirirler. 20 süren çatışmalar sonunda; ayaklanma bastırılır. Ancak, bu ayaklanmada, 403 Türk öldürülür, 176 Türk yaralanır. Günümüzde, Ermeni soykırım iddialarının doruk noktasında bulunduğu bu günlerde, bu isyan ve sayılar, sanırım Anadolu topraklarında Ermenilerin mi yok sa Türklerin mi katledildikleri hakkında, küçük bilgiler verebilirler.

Evet: takip eden dönemde, Kurtuluş Savaşında, Şebinkarahisarlılar fedakarlıkla mücadeleye katılırlar. Kurtuluş Savaşının kazanılmasından sonra, Şebinkarahisar il yapılır. 10 yıl süre ile, il durumunu muhafaza eden Şebinkarahisar, 1933 yılında, 1297 sayılı kanun ile, ilçe statüsüne getirilir. Buna inanamıyorum, daha önce, il olup ta, ilçe statüsüne düşürülen bir yer duymamıştım hiç.

GENEL

İlçenin denizden yüksekliği: 1300 metredir. Giresun dağları ile, Çoruh-Kelkit Vadi oluğunda bulunmaktadır. Bu yapısı itibarı ile: Erzincan’dan İzmit’e kadar uzanan bir fay hattı üzerinde yer alır. Bunun sonucunda: burada, sürekli deprem felaketleri yaşanmıştır.

İlçe, Doğu Karadeniz bölgesinde olmasına rağmen, Orta Anadolu iklim özelliklerini taşır. Yazlar: sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve karlı geçer. Ortalama yağış miktarı, kıyı kesimlerde yüksek olmasına rağmen, iç kesimlerde azdır. Kış mevsiminde, yağışlar kar şeklinde düşer ve sık sık don olaylarına rastlanır. Şubat ve Mart ayları, yılın en soğuk aylarıdır.

Son yıllarda: özellikle Ankara, İstanbul ve İzmir şehirlerine nüfus göçü, yoğun bir şekilde devam etmektedir. Yıllarca devam eden nüfus erozyonu sonucunda, üç büyük şehir merkezinde, ilçenin bugünkü nüfusunun birkaç katı Şebinkarahisarlı yaşıyor hale gelmiştir.

İlçe ekonomisi, önemli ölçüde: tarım ve hayvancılığa dayalıdır. İlçede: tarım denince, tahıl ön plana çıkar. Son dönemlerde tütün de ekilmeye başlanmıştır.

ŞEBİN CEVİZİ

Şebin cevizi: Şebinkarahisar’da yetiştirilmektedir. Çok verimlidir ve meyve salkımı: 2-4’lü olur. Oval bir meyve yapısına sahiptir. İnce kabukludur, kabuktan kolayca ayrılır. İçi dolgundur. Eylül ayı sonunda hasat edilir. Zehirlenmelere ve zehre karşı etkilidir. İshal kesicidir. Cildi temizler, siğil giderir, kandaki zararlı kolesterolün birikmesini önler ve yüksek kolesterolü  düşürür. Damar tıkanıklığını ve kanın pıhtılaşmasını önler, kan dolaşımını düzenler, kan pıhtılarını bozar,  damar koruyucudur. Grip ve nezleye iyi gelir. Öksürüğü kesir. Yorgunluk ve bitkinliği giderir.

Evet, bunların dışında cevizin birçok tedavi edici özelliği daha var. Bu özellikleri nedeniyle, Şebinkarahisar cevizi, aranan bir çeşittir. İç ceviz ve kabuklu ceviz olarak satışa sunulmaktadır.

NE YENİR

Şebinkarahisar denilince, buraya has lezzetler şunlardır: celecoş çorbası, göllü gavut, toyga çorbası, keşkek, hoşveren kavurması.

NE SATIN ALINIR

Şebinkarahisar bölgesinde, buraya has cevizden satın almanızı öneririm.

KONAKLAMA

Şebinkarahisar Öğretmenevi                454-7114138

GEZİLECEK YERLER

Giresun Şebinkarahisar

TAŞHANLAR

İlçe merkezinde, kalenin kuzey eteğindedir. Bunlar: yerli-kara taştan yapılmış, iki katlı, kemerli, tipik Osmanlı mimarisindedir. Günümüze kadar ulaşabilen: güney cephesi, yapının zarafetini ortaya çıkarıyor.

Girişin iki yanında: iki katlı kemerli mekanlar ve tam ortada ise bir avlu bulunuyor. Kuzey cephesinde: dışarıya dönük, 5 adet kemerli dükkan kısmı bulunuyor.

Giresun Şebinkarahisar

ATATÜRK EVİ-MÜZESİ

İlçe merkezindedir. 1924 yılında, Atatürk ilçeye gelişinde, bu evde kalmıştır. Ahşap yapı, iki katlı ve sadedir. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Tahminen: 19.yüzyıl sonu veya 20.yüzyıl başlarında yapıldığı düşünülmektedir.

Binanın bulunduğu kısım ve bahçesi: yoldan yüksekçe bir platform üzerindedir. Birinci kata giriş, doğudan ve genişçe bir ahşap kapı ile yapılıyor. Buradan, ahşap dönerli bir merdiven ile ikinci kata çıkılıyor. Ancak: ikinci kata çıkış, kuzeyden ayrı bir kapıdan yapılıyor.

Yapı: halen Şebinkarahisar Belediyesine aittir. Atatürk’ün kaldığı sırada kullandığı bazı eşyalar ve yöresel Etnografik bazı eserler, Müze de sergileniyor. Müze içinde, ayrıca 500 kitaplık bir Atatürk kütüphanesi ve resimlerle Atatürk köşesi bulunmaktadır.

Giresun Şebinkarahisar

KALE

İlçenin güneyinde, bir tepe üzerinde kurulmuştur. Şehirden: 160 metre daha yüksektedir. İlk görenler: bu nedenle, kaleyi denizde bir ada veya kaleye benzetirler. Muhtemelen ilk yapılışı: Roma dönemine kadar gitmektedir. MÖ 1’nci yüzyılda: Romalılar tarafından genişletilmiştir. Surlar: 11.yüzyılda, Mengüceklilerin burayı fethi sırasında harap olmuş ve daha sonra yeniden büyük ölçüde onarılmıştır.

Kale planı: bir yamuğu andırır. Surları: sarp kayalara oturtulmuş ve kulelerle desteklenmiştir. Surlarda: değişik dönemlerin duvar yapım teknikleri kullanılmıştır. Bazı kısımlarda: kaya yontularak, sur temeli yerleştirilmiştir.

Kale: iki bölümden oluşmaktadır. İç kale: aşağı kesimden, yaklaşık 40 metre daha yüksektir. Buraya girişte kullanılan kapı: sivri kemerli ve iki kule arasına yerleştirilmiştir. Bu kapının, yani bugün kullanılan kapının, 15 metre kuzeyinde, günümüzde kapalı bulunan başka bir kapı daha bulunmaktadır. Bu kapının: Bizans döneminde, 10.yüzyıl başlarında tamir edildiği anlaşılıyor.

Dış kalenin en önemli bölümü: güneybatı köşede bulunan “Kızlar Kalesi”. Bunun dışında: güney ve doğudaki surlar, oldukça harap durumda günümüze ulaşmış.

Kale içinde: eski yapı izleri ve sarnıç kalıntıları var. Ünlü gezgin Evliya Çelebi: yazılarında, kale içinde: 70 kadar ev, sarnıç ve buğday ambarı ile, Fatih Camisinin bulunduğundan söz eder. Fakat, günümüzde bu caminin yeri belli değil. Ayrıca: kale içinde olduğu söylenen kilisenin yeri de belli değil. Günümüzde: su tüneli tarzında, yalnızca 5 su sarnıcı görülüyor. Bunlardan da: 4 tanesi kapalı, 1 tanesi açıktır. Bu su tünellerine halk: 40 basamak diyor ve bunların benzerleri, Hitit dönemlerinde görülüyor.

İç kale: dikdörtgen bir avlu ve kuzeybatı köşesinde: sekizgen planlı ve 4 katlı büyük bir kuleden oluşuyor. Buranın kapısı da: kulelerle desteklenmiş. Bu kulelerden: büyük kulenin çapı: 12 metre, yüksekliği ise, 27 metre. Duvar kalınlıkları: 1.5 metre. Kulenin üçüncü katında: kule yöneticisine ait mescit var.

Kulenin önünde: büyük bir sarnıç bulunuyor. Kale kapısının üzerindeki kitabe ve Selçuklu çift başlı kartal kabartması: 1896 yılında, Rumlar tarafından yerinden sökülerek yok edilmiş. Bu iç kalenin sur duvarları ve kale duvarları, Osmanlı dönemi ve 17. ile 18. yüzyıl özelliklerini taşıyor.

Giresun Şebinkarahisar

MERYEM ANA MANASTIRI

İlçenin 13 km. doğusundaki Kayadibi Köyünde bulunuyor. Kayalara oyulmuş bir manastır. Yapı: 4 katlı ve 32 odadan oluşmaktadır. Moloz ve kesme taşlar da, kayalardan arta kalan yerlerde kullanılmıştır. Trabzon Pontus İmparatorluğu zamanında yapıldığı düşünülmektedir.

Ancak: kitabesi günümüze ulaşmamıştır. Yalnızca: küçük bir şapel şeklindeki kilisenin duvarlarında: İncil’den alınma sahnelere ait freskler bulunmaktadır. Yapı itibarı ile: Sümela Manastırının yapısından etkilenildiği hemen anlaşılıyor. 1939 yılı depreminden sonra, manastıra iniş-çıkışlar çok zorlaşmıştır. Her yıl: Ağustos ayının 28. günü: Giresun, Ordu, Trabzon ve Gümüşhane illerinden gelen Rumların katılımı ile, dini ayinler yapılmaktadır. (3 gün süresince)

Manastırın yakınında, yaklaşık 150-200 metre kuzeybatıda: küçük bir şapel kalıntısı var. Bu kalıntıyı geçtikten sonra; kartal yuvasını andıran görüntüsüyle insanı büyüleyen manastıra ulaşacaksınız.

Manastırın ilk birimi: bir kısmı doğal kayalıktan yararlanılarak, moloz taş ile yapılmış, yuvarlak planlı su sarnıcıdır. Sarnıçtan sonra, yol, güneye yöneliyor. Burada ise; su mahzeni olarak düşünülmüş, üzeri tonozlarla örtülmüş ve düzgün kesme taştan yapılmış bir yapı var.

Çeşmeden sonra: sola dönerek, doğal kayaya oyulmuş, 26 basamaklı bir merdivenle, manastırın, basık ve yuvarlak kemerli giriş bölümüne ulaşılıyor. Giriş bölümündeki birimler, günümüzde tamamen çökmüş olduğundan, bunların ne oldukları bilinmiyor.

Giriş bölümünden sonra: doğuda bulunan, 1.30 metre genişliğinde, yuvarlak kemerli bir kapı ile manastırın ikinci bölümüne giriliyor. Kapıdan girdikten sonra: 8.86 x 4.20 metre boyutlarında bir mekana ulaşılıyor. Buradan: mutfak, yemek salonu vb. gibi birimlere geçiliyor. Solda ise, 1.26 metre genişliğinde bir kapı var.

Bu kapıdan, aşırı tahribat nedeniyle anlaşılamayan mekanların bulunduğu bölüme geçmek mümkün. Manastırın bu ikinci mekanında: kırmızı ve siyah renkten oluşan, freskolar işlenmiş. Bu resimlerde: Hıristiyanlıktaki üçlü teslis (baba, oğul, kutsal ruh) inancını yansıtırcasına, üç siyah nokta, kırmızı şerit üzerine, düzenli aralıklarla dizilmiştir.

İkinci bölümün orta mekanından ilerleyince, 1.55 metre genişliğinde bir kapı var. Bu kapıdan: kuzeye ve güneye yönelen merdivenlere ulaşılıyor. Bu merdivenleri çıkınca, manastırın üçüncü bölümüne ulaşılmış olunuyor.

Ancak, bu üçüncü bölüm, en fazla tahribata uğramış bölümlerden biri. Buradaki hücreler: yatma, dinlenme veya inzivaya çekilme mekanları olarak kullanılmış, ancak, dört tanesi günümüze ayakta ulaşabilmiş, kalanları yıkık.

Üçüncü bölümün sağında ve solunda bulunan merdivenlerle, manastırın en önemli birimine, yani dördüncü bölümde bulunan kiliseye ulaşılıyor. Kiliseye, bugün tahrip olmuş olan yuvarlak kemerli bir kapıdan giriliyor.

Kilisenin üst örtüsü, tamamen yıkılmış. Kilisenin içinde, önemli noktalarda, ince kırmızı şerit üzerine, siyah üç top motifinin işlendiği fireskolar görülüyor. Bu motif, üçlü teslis inancının bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.

Kilisenin doğu duvarının 0.65 metre uzağında, 1.80 metre genişliğinde, beşik tonozlu bir dehliz var. Dehlizin içi dolduğu için, nereye kadar uzandığı ve ne amaçla kullanıldığı çözülememiş. Ancak, son derece düzgün taş işçiliğine sahip bir dehliz.

Giresun Şebinkarahisar

FAHRETTİN BEHRAMŞAH CAMİSİ

Avutmuş Mahallesindedir. 12.yüzyılda, Mengücek Hükümdarı Behramşah adına, oğlu Muzafferüddin Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Cami kubbelidir. Ancak: minaresi, onarımlar sırasında orijinal halinden uzaklaşmış ve bozulmuştur. Cami, günümüzde ibadete açıktır, kullanılmaktadır.

Giresun Şebinkarahisar

FATİH CAMİSİ

Fatih Sultan Mehmet, Otlukbeli savaşını kazandıktan sonra, 29 Ağustos 1473 tarihinde Şebinkarahisara gelmiş ve bu gelişinin anısına, bir cami yapılmasını emretmiştir. Bunun üzerine, burada ahşap bir cami yapılmıştır. Ancak: yapılan bu cami, iki kez yangın geçirmiş ve 1886 yılında tamamen yok olmuştur.

Bunun üzerine, 1888 yılında, Resih Paşa zamanında, halktan da yardım sağlanarak, yeni ve günümüzdeki cami yaptırılmıştır. 1939 depreminde, caminin kubbeleri çökmüş, ancak 1950 yılında onarılarak günümüzdeki durumuna getirilmiştir.

Giresun Şebinkarahisar

LİCESE KİLİSESİ

Şaplıca köyü, Licese Mahallesindedir. İlçe merkezine, 11 km. uzaklıktadır. 1874 yılında inşa edilmiştir. Azınlıkların karşılıklı değişiminden sonra: kilise, özel mülkiyete geçmiştir. Ama, zamanla tahrip olmuş ve eski eser olarak tescili ve özel mülkiyetten çıkarılması için, çalışmalar sürdürülmektedir.