Ostia arkeolojik alanı: günümüzde Roma Limanının yakınında bir mahalledir. Modern sahil beldesi: Lido di Ostia ise, antik kentin yaklaşık 5 km güneybatısında ve Roma şehrinin merkezine yaklaşık 28 km uzaklıktadır. Ostia arkeolojik alanı: 150 hektarlık büyüklüğüyle dünyanın en büyük arkeoloji parkıdır. Burada kazıların sadece yüzde 40 kadar bölümü tamamlanmış olup, antik kentin yarısından fazlası, hala toprak altındadır.
Evet, Roma şehrinin limanı olarak gelişecek Ostia, Roma kolonilerinden ilklerinden olup, MÖ 4’ncü yüzyıl ortalarında, deniz ve ırmak trafiğini denetlemek ve Roma’yı denizden gelecek saldırılara karşı korumak amacıyla, Tiber ırmağının ağzında kurulmuştu.
Roma’dan farklı olarak, Ostia antik çağdan sonra sönükleşmiştir. Bakımı yapılmayan limanlar bataklık ve sıtma kaynağı haline gelmiştir, yerleşim azalmıştır.
Roma harabelerini kum tepeleri kaplayarak mükemmel bir koruyucu örtü meydana getirmişlerdir.
Evet, şimdi Ostia şehrini anlatmaya başlayalım:
Ostia, yaklaşık MÖ 350’de Tiber ırmağına ve Roma’ya erişimi koruyan bir kale olarak başlamıştır.
Kalın duvarları, 2 hektarın biraz üzerinde, dikdörtgen biçimli bir alanı kuşatıyordu.
Dik açıyla kesişen ve dört kent kapısına çıkan, iki ana sokakla, bu müstahkem yerleşim ızgara planının İtalya’daki ilk örneklerindendi.
Pön savaşları sırasında, bir askeri liman olarak kullanılmıştı.
MÖ 2’nci ve 1’nci yüzyıllarda, Ostia ilk koloninin duvarlarını aşarak genişledi.
Roma’nın büyük nüfusunu beslemek açısından, ithal edilen gıda kaynakları yaşamsal önem taşırdı.
Ostia limanı, özellikle Sicilya’dan ve Mısır’dan ithal edilen tahılların girişinde ana limandı.
Tahıl Ostia ve Roma’daki geniş ambarlarda depolanırdı.
Kentin büyümesinin bir göstergesi olarak, yaklaşık MÖ 80’de 64 hektarlık bir alanı kuşatan yeni duvarlar yapılmıştı.
İki ana yol olan cardo (kuzey-güney) ve decumanus’un (doğu-batı) kesişiminde bulunan eski castrum genişleyen kentin forumu oldu.
İmparatorluğun ilk dönemlerinde Tiber’in ağzı, kentin trafiği için fazla küçük kalmıştı.
Dahası, ırmak ve liman silt dolup duruyordu.
Bu yüzden, Tiber’in ağzının 3 km kuzeyinde, bir yapay liman, yaklaşık MS 42 gibi, Claudius döneminde başlanarak ve Neron döneminde bitirilerek yapıldı.
Genişliği yaklaşık 1000 metre idi ve bir deniz feneri vardı, ama rüzgarlardan yeterince korunaklı değildi.
Bir kanal limanı Tiber’e bağlıyordu.
Traianus döneminde yaklaşık MS 112’de, Claudius limanının yanına, altıgen biçimli bir liman daha eklenmişti.
Bu limanların yakınında bir kentsel merkez oluştu.
Zamanla, geç imparatorluk döneminde, artık duvarla kuşatılmış bu yeni yerleşime Portus adıyla Ostia’dan bağımsız bir kent statüsü tanındı.
Ama 2’nci yüzyıl boyunca liman bölgesi, Ostia’nın denetiminde kalarak Ostia’nın artan refahı ve büyüyen nüfusunun ardındaki itici güç oldu.
Nüfus, bir tahmine göre, 50-60 bin, ama başka bir tahmine göre ise sadece 22 bin kişiydi.
TİCARİ YAPILAR:
Ostia, ticari kompleksler, ambarlar ve dükkanlar hakkında bolca kanıt sunmuştur.
Küçük tiyatronun arkasında bulunan Şirketler Revağı (Piazzale delle Corporazioni) Ostia’daki iş merkezlerinin en tipik örneğidir.
Revak ve tiyatro Augustus döneminde yapılmış, ama MS 2’nci yüzyıl sonları veya 3’ncü yüzyıl başlarında tekrar biçimlendirilmiştir.
İş kompleksi, yaklaşık 125 x 80 metre boyutlarında, bir çifte kolonadlı revakla çevrili, dikdörtgen bir alandan meydana geliyordu.
Ortada, içinde bir ihtimal Mercurius’a adanmış küçük bir tapınak bulunan bir bahçe vardı.
Revağın ardında, 61 tane küçük oda Akdeniz’de gemicilik yapan şirketlerin şubeleri olarak hizmet veriyordu.
Ofislerin çoğu, uzmanlık alanlarını kapılarının önündeki mozaik kaldırımlarda duyuruyordu.
Örneğin: bir fil resmi ile stat Sabratensium ifadesi, Tripolitania’da (günümüzdeki Libya) Sabratha’dan fildişi ticareti yapan, hatta belki Colesseum için Afrika fillerinin taşınmasını ayarlamış olabilecek tüccarları gösteriyordu.
Ostia’daki ambarlar arasında Epagathus ve Epaphroditus adında iki azat edilmiş köle tarafından, Antonius Pius (138-164) döneminde yaptırılan Horrea Epagathaiana et Epaphroditiana ‘da vardı.
Yapım malzemesi tuğlaydı.
Gerçekten de, Ostia’da beton iç üzerine taş kaplama yerine, normal sıralar halinde tuğla tercih ediliyordu.
Ambarların dış cephesi sokağa açılan dükkanları barındırıyordu.
Ostia’da 800’den fazla dükkanın varlığı bilinmektedir.
Normalde tek bir yüksek, derin, beşik tonozlu ve çoğunlukla depolama veya uyumak için bir asma kata sahip bir odadan oluşuyorlardı.
Kapının üzerindeki tek bir pencere, ön kapı kanatları açık olduğunda ışık girmesini sağlardı.
İki yanında tuğla sütunlar ve alınlıklar bulunan görkemli bir giriş, sokaktan ambarın iç avlusuna geçişi gösteriyordu.
Demir sürgüleri olan bir çifte kapı güvenliği sağlıyordu.
İç avlu, mozaik döşeliydi ve kemerli revaklarla çevriliydi.
Binanın zemin katında 16 oda vardı.
Ayrı girişleri olan merdivenler, üst katlara, ofislere ve bir ihtimal maliklerin dairelerine çıkıyordu.
Bazı ambarlarda ticareti yapılan ürünlerin izleri kalmıştı.
Forumun kuzeydoğusundaki bir örnekte, toprağa gömülü olarak 100 dolia (dev seramik kazanlar) bulunmuştur ki bu 84.000 litreden fazla yağ veya şarap alacak bir kapasite demekti.

