
Pompei şehri: en sağlam kalarak günümüze ulaşmış bir Roma şehri olarak, her yıl milyonlarca turist tarafından ziyaret edilmektedir. Antik dönemde, Napoli şehrinde 2 bin insan yaşarken, Pompei şehrinde 20 bin insan yaşamaktadır ki, bu da şehrin önemini göstermektedir.
Yapılan araştırmalara göre, bölgedeki halen aktif durumda bulunan Vezüv yanardağının 2000 yıllık süreçlerde patladığı ve patlayacağı değerlendirilmiştir.
Buna göre: Vezüv yanardağının, 2079 yılında yeniden patlaması beklenmektedir.
Peki, bunu bile bile halk neden burada yaşamaktadır. Öncelikle: patlamanın 2079 değil de, daha geç olabileceğini dilemektedirler, öte yandan, ata toprakları ve muhteşem verimli bu toprakları terk etmekte zorlanmaktadırlar. Çünkü: burada, her şey yetişmektedir.

Evet: İtalyan’lar, Vezüv’ün 2079 yılında yeniden patlayacağını düşünerek, bazı tedbirler almışlardır.
Öncelikle: bugün, Pompei şehrinde herhangi bir arkeolojik kazı yapılmamaktadır.
Antik şehrin yalnızca % 60’lık bölümü kazılmış, 8 kapıdan yalnızca 5 tanesi gün yüzüne çıkarılmıştır. Bunun sebebi: gelecek yıllarda olabilecek bir patlamada çıkacak lavların: daha önce olduğu gibi şehri teğet geçmeyeceği ve şehri tamamen yutarak yok edeceği düşünülmektedir.
Bu yüzden, İtalyanlar, Pompei şehrinin kalan % 40’lık bölümünü ve şehrin toprak altındaki 3 giriş kapısını, gelecek nesillere bırakmak için, bugün arkeolojik kazıları sonlandırmışlardır. (şehrin kalan kısmı ve 3 kapısı, toprak altında, elektronik cihazlarla tespit edilmiştir)



ULAŞIM-GİRİŞ
Roma şehrinden Pompei’ye gitmek isterseniz, otobüs yolculuğu, Napoli üzerinden yaklaşık 3 saat sürüyor. Havanın durumuna göre: 2.5 saatte de ulaşılabiliyorsunuz. Napoli şehrinden ise, Pompei, yalnızca yarım saat uzaklıktadır.
Pompei antik şehri girişine geldiğinizde, çok sayıda, tezgahlar üzerinde hediyelik eşya satıcısı ile karşılaşıyorsunuz. Ayrıca bir genel tuvalet var, ama gezdiğim birçok ülkede ücretsiz olan tuvaletler, İtalya’da da ülkemizdeki gibi paralı hale gelmiştir.
Daha sonra: giriş sırasına giriyorsunuz ve sıranız geldiğinde 11 Euro karşılığında Pompei antik kentine giriyorsunuz. Tur ile değil, yalnız geldiyseniz, girişte şehrin bir haritasını ve bu yazdığım notları yanınıza almanızı öneririm. Tur ile geldiyseniz de, rehberin anlattıkları ile yetinmeyebilirsiniz, bu notları önceden okursanız inanın geziden keyif alırsınız.

POMPEİ ŞEHRİNİN TARİHİ HİKAYESİ
Pompei şehri, Napoli körfezinde, Napoli şehrinin güneyindedir. Kasaba denize yakın, içerilere giden önemli bir yolun kıyı yolundan ayrıldığı bir kavşakta elverişli bir yerdeydi.
MÖ 6’ncı yüzyılda, Pompei’ye ilk defa yerleşildiğinde, daha geniş Campania bölgesi ve Napoli körfezi zaten çok gelişmişti. 200 yıl önce Yunanlılar körfezin güney ucunda, önce İschia adasında Pithekoussai’de, daha sonra karşısındaki ana karada Kyme’de (Cumae) yerleşmişlerdi.
MÖ 5’nci yüzyıla gelindiğinde: Pompei, Latinlerle akraba yerel halklardan Samnitlerin egemenliği altındaydı. Ama Romalılar yayılıyorlardı, MÖ 290’da Samnitleri yenerek Campania’yı ele geçirdiler. Ancak Pompei etnik olarak Samnit kaldı.
MÖ 80’lerde Pompei: “Sosyal Savaş” adı verilen, Roma egemenliğine karşı başarısız bir ayaklanmada, diğer Campania kentlerinin yanında yer aldı. Bu zaferden sonra, Romalı general Sulla: Pompei’de bir gaziler kolonisi kurdu ve gaziler yerel Samnit ileri gelenlerinin yerini aldı. Kentin Romalılaştırılması artık tamamlanmıştı.
MS 1’nci yüzyılda, Pompei bir ticaret ve tarım merkezi olarak zenginleşti ve nüfusu 10.000-20.000’e ulaştı. Ana ürünleri: yün, çiçekler, parfüm ve fermente edilmiş sardalya içlerinden yapılan garum adlı çok değerli bir balık sosuydu.
MS 62’de, doğa yıkıcı bir depremle ilk darbesini vurdu.
MS.72 yıllarının başlarında, Vezüv dağından dumanlar çıkmaya başlayınca, halk dağın patlayacağını düşünür ve kenti terk eder.
Ancak, dağın patlamaması ve halkın; şehrin yaşam büyüsüne kapılmış olması nedeniyle, 7 yıl sonra yeniden şehre dönerler.
Normal hayat devam etmeye başlar.
Çünkü: şehrin kurulu bulunduğu arazi, topraklar çok verimlidir, ne ekseler bitmektedir.
Günümüzde de, yörenin bu özelliği devam etmektedir, bu volkanik bölgede, her türlü ürün yetiştirilmektedir ki, özellikle, insan başı büyüklüğünde ve 2 cm. kabuklu limonları görünce inanamayacaksınız.
Ancak, MS. 24 Ağustos 79 tarihinde, Vezüv’den yine dumanlar yükselmeye başlar. Halk önce, yine patlama olacağına inanmaz, dumanların bir süre sonra biteceğini düşünerek, tanrılarına dua ederler.
Ancak, bu kez durum farklıdır. Aynı gün, öğleden sonra saat 1 sularında ilk patlama meydana gelir.
Toprağın altında sıkışmış kaya buharı, çok büyük bir basınçla tepede gürültü ile patlar, atom bombasının patladığında çıkardığı sese eşit, adeta kulakları sağır edercesine gürültülü bir patlama.
Ardından, Vezüv, ponza taş, zehirli gazlar, kül ve çamur püskürtmeye başlar.
Vezüv dağı
Günümüzde 1100 derece yüksekliktedir ki, patlama öncesinde 3000 metre yükseklikteymiş. Yani: patlama ile dağın üçte ikilik kısmı, çevreye yayılıyor.
Evet: korkunç bir patlama sonucu toprağın altındaki, koyu gri renkteki sıkışmış kaya buharı, atmosferin 11 km. tepesine kadar çıkıyor, boru şeklindeki bu buhar, atmosferin tepesinde soğuyunca, şapka şeklinde bir bulut oluşuyor.
Oluşan bu bulut, rüzgarın da etkisiyle, Pompei şehrinin üzerine doğru hareket ediyor, ama halk hala korkmuyor, çünkü olacakları bilmiyor.
Bulut, yavaş yavaş şehrin üzerini kaplıyor, gün karanlığa bürünüyor, güneş görünmez oluyor, güneş tutulmasındaki durum ortaya çıkıyor.
Ancak, bu arada, bulut artık enerjisini iyice kaybediyor. Atmosferin tepesinde gaz halden katı hale dönüşünce, küçük küçük sünger taşları oluşuyor. Ancak: atmosferin 11 km. yüksekliğinde oluşan bu küçük sünger taşları, yer yüzüne 200 km. hızla düşmeye başlıyor.
Hani, bizde bir değim vardır ya “BAŞIMIZA TAŞ YAĞACAK” işte o değimin buradan geldiği söylenir, çünkü Pompei şehrinde insanların başına taş yağmıştır.
Hem de: 1 saat içinde 100 milyon ton, bir gün içinde ise 5 milyar ton taş.
Bunun üzerine, insanlar artık kaçamazlar, evlerine-dükkanlarına sığınırlar.
Fakat: evler, dükkanlar da çare olmaz, çünkü: Pompei sıcak bir bölgede olması nedeniyle, evler ve dükkanlar, yani yapılar yapılırken: kar yağma ihtimali olmadığından, yapıların üstü: basit ahşap çatılar ile kapatılmıştır ve bu basit ahşap çatılar, bu taş yağmuruna dayanamazlar.
Evet: tüm bunlar
Yaklaşık 30 yıl sonra genç Plinius’un tarihçi Tacitus’a yazdığı bir mektupta felaket anlatılarak, Plinius’un amcası yaşlı Plinius’un nasıl öldüğü aktarılmıştı.
1800’lü yıllarda. bu mektup bulununca, Pompei şehrinin akıbeti öğrenilmiş ve araştırılmaya başlanılmıştır.
O ana kadar, Latince dilinde “yanardağ” kelimesi yoktur.
Daha sonra ise, yanardağ kelimesi kullanılmaya başlanmış, yanardağ patlaması sonucu oluşan bulutlara ise “Pilinyus bulutları” ismi verilmiştir.
Gelelim olayları yaşamaya.
Taş yağmuru sonucu binalar hasar görmeye başlıyor.
Patlamanın ardından, taş yağmuru sonrası, insanlar, artık evlerinden çıkamaz duruma geliyorlar, öğleden sonra 5 civarında, asıl ikinci patlama oluyor.
Önce gaz ve ardından lavlar çıkmaya başlıyor. Lavlar: Pompei şehrinin üzerine gelirken, civarda bulunan bir çok yer, 5 bin derece ısı taşıyan bu lavlar tarafından yok ediliyor.
Tesadüf eseri olarak: lavlar, Pompei şehrinin kuzey surlarını adeta yalayarak, şehrin kenarından, denize doğru gidiyorlar.
Bu lavlar gelirken, beraberlerinde gaz ve kül bulutu getiriyor.
Yani, şehrin üzeri, nemli, koyu gri ve yapışkan bir kül tabakası ile kaplanıyor.
Lavlar şehre zarar vermese de, bu yapışkan kül tabakası, soğuduğunda betona-çimentoya dönüşüyor ve dokunduğu her şeyin şeklini alıyor.
Böylece, Pompei şehrinde yaşayan 20 bin insan: söylenenlere göre, 3 nefeste ölüyorlar.
Önce ateş yutmuş gibi oluyorlar, gaz boğazlarını yakıyor, canları yanıyor, daha sonra ikinci nefeslerinde akciğerleri artık dolmaya başlıyor, kül-duman, öksürük, üçüncü nefesten itibaren, nefes alamamaya, donmaya başlıyorlar.
Yani, burada bulunan insan kalıntıları, insanların ölürken ki, durumlarını yansıtması açısından da büyük önem taşımaktadır.
Şehrin insanları, rastgele sağa sola koşuşturup dururlar.
İçlerinde, farkında olmadan, Vezüv’e doğru koşanlar olduğu bile söylenir.
Bir kısım halk, limana doğru kaçmaya başlar. (Liman, şu anda bilet gişelerinin olduğu, şehre giriş yapılan noktada imiş, zamanla deniz geri çekilmiş)
Gemilere binerler, bir daha dönmemek üzere kentten uzaklaşmaya başlarlar.
Ancak, bunların yolunu bir deniz kabarması/tusunami keser ve dev dalgalar, bindikleri gemileri, birer çöp gibi, yukarıya kaldırarak, kızgın lav denizinin ortasına, kıyıya geri atar.
Kurtuluşu evlerinde ve kapalı mekanlarda görenler, volkandan çıkan müthiş sıcaklık yüzünden, havadaki oksijenin kısmen gaz karbonik hale dönüşmesi yüzünden ve dağdan sızan kükürt gazının etkisi ile boğularak ölmüşlerdi.
Zaten, evleri volkandan çıkan taşlar ve diğer malzemelerin ağırlığı altında çökmekteydi.
Yarılmış olan yerden çıkan ağır ve zehirli gazlarda bir başka ölüm nedeniydi.
En ilginç olanı ise, ölümleri en çok etkileyen bu gazların, Vezüv çevresindeki hava akımları sonucu, yalnızca Pompei şehri üzerinde yoğunlaşması imiş.
Yani, hava akımları, bu gazları Pompei üzerinde değil, başka bölümlerde de yoğunlaştırabilir ve Pompei de bu denli yoğun ölümlere sebep olmazdı.
Daha sonra, Pompei üzerine, kızgın küller yağmaya başladı.
Ve ilk ölenlerin üstünü, yorgan gibi örttü.
Birkaç saat içerisinde, 20000 insanın yaşadığı güzel ve canlı kent, büyük bir mezarlık haline dönüştü.
Tarih, Pompei şehrini, konserve gibi yapıp, gelecek nesillere aktardı.
Yaklaşık 2000 yıl önce, o görkemli villalar, heykeller, duvar resimleri, mozaikler, tapınaklar, pazar yerleri, uzun yıllar boyunca dokunulmadan 15-20 metre yüksekliğindeki bir tabakanın altında gömülü olarak kaldı.
Pompei de, felaket sırasında ölenlerin bir bölümü, arenalarda, ölümüne dövüştürülen köleler olan gladyatörlerdi.
Bunlar, normal zamanlarda da çoğunlukla kaçmamalarını, ayaklanmamalarını yada herhangi bir durumda intihar etmelerini önlemek için, zincirlenmiş olarak tutuluyorlardı.
Felaket, anında, öylece zincirlerine bağlı olarak öldüler.
Bunun dışında, buluntular arasında, hamile kadınlardan çocuklara, yaşlılardan ve diğer kölelere rastlandı.
Ev, biraz mal mülk sahibi olup kaybetmekten korktukları için ayrılmayan zengin insanlar veya terk edilen evlerde kalanları yağmalamak isteyen hırsızlarda bunlar arasındaydı.
Kimi de, son anda kaçmaya çalışan, sıradan vatandaşlardı.
Pompei’nin sayfiye kasabası Herculaneum’da, deniz kenarındaki balıkçı barınağında, koyun koyuna bulunan 300 insan, muhtemelen, balıkçı aileleri ve bu civarda yaşayan sıradan vatandaş yada kölelerdi.
Kuşkusuz, Pompei de yada herhangi bir Roma şehrinde, günümüz ahlak değerlerine uymayan, görgüsüzlüklerinin derecesini bilemeyiz, fakat debdebeli bir hayat süren, ayrıcalıklı bir tabaka vardı.
Daha sonra, şehir binlerce yıl, toprağın 6 metre derininde saklı kalıyor.
Ortaçağ boyunca da bulunamıyor.
Biraz önce de sözünü ettiğim gibi, genç Pilinius’un patlama ile ilgili notları bulununca, insanlık, tarih sahnesindeki bu patlamanın ayrıntılarını öğreniyor ve detayları tarif edilmesine rağmen, şehrin yeri bulunamıyor ki, 16’cı yüzyılda bir su kemeri inşası sırasında ortaya çıkan buluntulara kadar.
Kentin diğer bir özelliği: Merkez Kilisesi, Madonna Del Rosario Di Pompeiye adanmış olan kent, son zamanlarda Katolikler için bir haç yeri haline gelmiştir.
KENTİN KEŞFEDİLMESİ-GÜNLÜK YAŞAM İZLERİ
Vezüv yanar dağındaki püskürme günlerce sürdü. Bunun sonunda, şehir toprağın 6-7 metre derine gömüldü.
Ta ki, 1711 yılında, bir İtalyan köylüsü, bir bağda, çukur kazarken, bir duvara rastladı.
1700 yıl boyunca, toprak altında uyuyan bir medeniyetin ortaya çıkarılmasına sebep oldu.
Batık kentin diğer kısımları, 16’ncı yüzyılın ikinci yarısında, bölgeye su kanalı yapmak üzere gelen mimar Fontana tarafından keşfedildi.
İlk kazılar, 1709 yılında, Herculaneum da başladı.
1860 yılında, kazının yönetimi İtalyan Argeolog Fioreki’ye verildi.
Uzun çalışmalar sonucunda, kentin 7 kapısı, ana caddesi ve diğer önemli caddeleri, çok sayıda ev ve casalar ( yüksek sınıf evleri) ve kent duvarları ortaya çıkarıldı.
Dünya, bu güne kadar böyle bir felaketi ne duymuş, ne de görmüştü.
Dönemin en güzel evlerini, eşyalarını, sanat eserlerini bünyesinde barındıran Pompei, dakikalara sığabilecek bir zaman diliminde yerle bir olmuştu.
Akdeniz in hafif deniz rüzgarlarını alan, bu sevimli kent, karşısında bulunan Capri Adası gibi cennetten bir köşeydi adeta.
Romanın tüm zengin aristokrat ve nüfuslu insanları, Pompei’ye yerleşmeye başlamışlardı.
Kent güzelliğinin yanında bir eğlence ve kumar merkezi konumuna girmişti.
Şehri, 8 kapılı bir duvar çeviriyordu ve gece-gündüz gelen tüccarlarla dolup taşıyordu.
Her kapı, iki kapı şeklinde inşa edilmişti.
İnsanların ve hayvanların girmesi için, ayrı merdiven ve kapılar vardı.
Sokaklar, daha önce ki patlamalarda, şehrin dört bir yanına savrularak donmuş lav tabakalarıyla döşenmişti.
Bu sokaklardaki araba tekerleklerinin izi, bugün bile görülebilmektedir.
Şehrin ortasındaki Forumda, her hafta, ayrı bir eğlence düzenleniyordu.
Düzenlenen eğlenceler, kimi zaman, bir kölenin başka bir köle ile veya bir aslanla dövüştürülmesi şeklinde oluyordu.
İnsanların ve hayvanların ölüm çığlıkları, Pompei halkının gözünü daha da karartıyordu.
Alkış ve bağırışlarını daha da arttırıyordu.
Vahşetin her türlüsü, Forumda, Pompeililere sergileniyordu.
Pompei’nin en önemli binaları, bu yüzden Forum meydanına bakıyordu.
Bunlar arasında, iki tiyatro binası, bir gladyatör alanı, hamamlar, tapınaklar vardı.
Şehrin iklimi ve manzaralarının güzelliği, birçok zengin Roma’nın buraya yerleşmesine, çok süslü evler, köşkler yaptırmasına sebep oldu.
Buranın başlıca gelirini ise, şarap ve yağ ticareti oluşturuyordu.
Ayrıca, şehrin her köşesinde, fuhuş evleri boy gösteriyordu.
Bir yandan soyluların görkemli villaları, diğer yandan da, hizmetçi ve kölelerin fakir evleri ve KIYAMET KOPUYOR.

TAŞ İNSANLAR
1860 yılında, İtalyan bilim adamı, Giuseppe Feovelli, taşlaşan küllerin arasında, bir boşluk bulur.
Buraya açılan delikten içeriye, sıvı alçı enjekte eder.
Sıvı alçının donmasını bekler ve içerideki boşluğun kalıbını çıkarır.
Daha sonra, üstteki taşlaşmış lav tabakasını kaldırır ve alçı ile biçimlenen görüntünün, aslında bir canlı insan görüntüsü olduğunu tespit eder.
Hem de, o anda, yani öldüğü andaki yüz ifadesi ve vücut şekli ile.
Evet, Pompei’de çalışan arkeologlar, lavlar altında kalan insan ve hayvan vücutlarını ortaya çıkarmak için ilginç bir yöntem geliştirdiler.
Sert bir cisimle, taşlaşmış, lavla kaplı kabarık yerlere vururlar.
Alttan, boşluk olduğu zaman duyulan ses değişikliği olduğunda, yani böyle bir yere rast gelindiğinde, küçük bir delik açarlar.
Bu delikten içeriye sıvı alçı dökerler.
Bu kalıplar alındıkça, bunların, Vezüv’ün lavlarından kurtulamayan köylüler, soylular, köleler, çocuğuna sarılmış anneler, yaşlılar, gençler, köpekler ve atlar oldukları ortaya çıktı.
Burada dikkat edeceğiniz nokta şu. Hava ile teması olan canlı vücutları doğal olarak yok olmuş, ancak hava ile teması olmayan canlıların vücutları ise, yok olmamış, kemik-iskelet sistemi aynen muhafaza edilmiştir.
Yani, alçı kopyalar alınırken, bir kısmının içi boş, bir kısmının ise, içinde iskelet sistemi, kafatası, el parmak ve ayak parmak iskeletleri ve hatta dişleri görülebilecek durumda, alçı profiller çıkarılmıştır.
Bunlar, halen görülebilmektedir.
Yanı bir kısım alçı profilde, parmak iskelet kemikleri, kafatası, dişler görülmektedir.
Diğer bir kısım profilde ise, yalnızca canlıların o andaki vücut şekilleri, yüzlerindeki ifadelere kadar görülebilmektedir.
Pompeililer, taş olarak çıkarıldıkları vakit, ölüm anında ne yapıyorlar ise, o halde bulundular.
Kimi başlarını ellerinin arasına alarak çaresizlik içinde oturmuşlar, kimi de çocuklarıyla çarşıda alışveriş yaparken ölmüşlerdi.
Bir duvarın üstünde bugün bile görülebilen SODOM ve GOMORO yazısı bulunmaktadır.
Tarihçilere göre, Pompei’de yaşayan Yahudi köleler, Pompei’nin durumunu görüp Sodom ve Gomoro’yu hatırlatmak için, bu yazıyı yazmışlardır.
Bu yazının anlamı şudur: Pompei halkı ile Lut Kavminin kaderleri arasında paralellik vardır. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam inancında ve kutsal kitaplarında, bilhassa cinsel münasebetleri nedeniyle, günahkarlık içinde yüzen Lut kavminin, şehirleriyle (Sodon ve Gomarro) birlikte, Tanrı tarafından, yangınlı büyük bir felaketle yok edilerek, cezalandırıldıkları kabul edilir.
(Sodom ve Gomoro şehirderi hakkında kısacık bilgi vereyim.
Bu kentler, Ortadoğu’da, Lut gölü yakınlarında ilk çağlarda kuruludur. Lut Peygamber, bu şehirde yaşayan insanları din ve ahlak konularında uyarmaya, doğru yolu göstermeye çalışırken, gökyüzünden üç melek erkek kılığında şehre iner ve halka Lut un evini sorarlar. Halk evi tarif eder ve bunlar Lut Peygamberin evine giderler, ancak halk arkalarından bunları takip eder ve bunlar eve girince Lut peygamberden bunları, yani erkek kılığına girmiş, üç meleği kendilerine vermesini isterler.
Halk, bunların melek olduğunu bilmez, yalnızca çok güzel üç erkek olarak değerlendirir ve ahlaksızlığın boyutu yani sapkın ilişkiler ortaya çıkar. Üç melek, Lut Peygambere, hemen ailesini alarak şehri terk etmesini, şehrin tanrı tarafından yok edileceğini söylerler.
Bunun üzerine, sabah olmadan, Lut Peygamber ailesini alarak ve halka görünmeden şehri terk eder. Yalnız bir kural vardır, kimse geriye dönüp şehre bakmayacaktır.
Aksi halde, bakan taş olacaktır. Meleklerin bu söylediğini Lut Peygamber ailesine söylemesine rağmen, karısı, merakını gideremeyip döner ve şehre bakar, o anda taş olur, şehir de yok olur.)
Pompeide; toplam 12 adet genelev bulunduğu tespit edilmiştir.
Bunların bu denli çok olmasının başlıca sebebi, Pompei’nin bulunduğu konum itibarı ile, deniz ticaretinin önemli merkezlerine yakın olması, denizcilerin uzun aylar denizde kalma sonucu, cinsel yönden taleplerinin karşılanması için, Pompei’de genelev sektörü büyük bir sektör olarak kurulmuştur.
Öyle ki, günümüzde bu evlerin içinde görülenler, sektörün boyutunun ne kadar ileri gittiğini göstermektedir.
Bu evlere, el yapımı kurşun borular ile, zemin altından, sıcak su götürülmüştür.
Bu evlere, dişi kurt ismi verilir, çünkü, burada doğan çocukların babaları belli değildir, Romanın kuruluş efsanesi gibi, hani Romus ve Romulus unda, babaları belli değildir ( aslında efsaneye göre babaları tanrıdır) ve dişi kurt tarafından süt verilerek büyütülmüşlerdir, burada bu bağlantı var, dikkat.
Ayrıca, kente gelen denizcilerin dil, yol bilmeme gibi sorunlarına karşı, cadde taşları üzerinde genelevin yerini belli eden, imgeler, ayak izleri bulunmakta (not, bunların üstüne basın, şans getirdiği rivayet edilir)
Sonuç olarak,
Burada yaşayan halk çok zengin olmuş.
Bu muhteşem zenginliğin yarattığı sefahat ortamı, insanları yeni arayışlara itmiş, büyük olasılıkla çarpık ilişkiler görüldüğünde, Yahudi kölelerin yazdıkları bunlara tepki olarak değerlendirilebilir.
Yani; diğer kentlerde olduğu gibi, yoksa Pompei tanrının gazabına uğramış bir kent mi idi, günümüzde zaten Vezüv yanardağı hala, cezalandırıcı olarak da isimlendirilmektedir.
Daha önce söylediğim gibi, burada muhteşem bir yol sistemi var.
Yolun her iki kıyısında kaldırım yapılmış.
Yol balık sırtı, yani yağmur ve yağışta yolda göllenme olmuyor, sular akıp gidiyor, ayrıca yol üzerinde yayaların akan sulara batmaması için, basamak şeklinde yaya geçitleri yapılmış, ayrıca arabalar için, araba tekerleklerinin geçme yerleri yapılmış. Binlerce yıl önce yapılan işler bunlar, görünce hayret etmemek elde değil.



Kent Planı:
İlk kent, güneybatıda, düzensiz sokaklara sahip küçük bir alandı. Forum bu kesimde kalmaktadır.
MÖ 4’ncü yüzyılda kasaba artık, forumun kuzeyinde doğru bir ızgara planla genişlemişti. Kuzeydeki bu alandaki kent blokları, Pompei’nin günümüze ulaşan en eski evlerinden bazılarını barındırır.
MÖ 3’ncü yüzyılda, yaklaşık 1200 x 720 metre boyutlarında, tarla ve bahçeleri çevreleyen bir kent suru yapılmıştı. MÖ 200 civarında doğuya doğru bir genişleme daha oldu. MÖ 2’nci yüzyılda, son Samnit döneminde, kasabanın iki ana kuzey-güney ve doğu-batı sokağı vardı.
Tiyatro, hamamlar ve forumu çevreleyen revak gibi çok sayıda inşaat yapılmıştı.Sulla’nın gazilerinin gelişi yeni bir inşaat patlaması yarattı ve MÖ 1’nci yüzyılda amfitiyatro ve odeon gibi binalar yapıldı.
ŞEHİRDEKİ GEZİ:
Şehre girdiğinizde, bir rampa var. Bu rampayı çıkınca, biraz soluklanın, korkmayın başka rampa yok.
Burası, yani giriş noktası “Liman kapı” olarak biliniyor ve deniz o dönemde buraya kadar ulaşıyormuş ki, hemen aşağıda büyük demir halkalar göreceksiniz, bir zamanlar bunlara gemiler bağlanıyormuş.
Evet: rampa bitince, bir cadde başlıyor.
Via dell Abbondanza Caddesi:
Antik kent gezisinde izlenebilecek bir çok yol var. Ama en etkileyici yol “Via dell Abbondanza” caddesidir.
Burası da lav bloklarıyla kaplıdır.
Sık aralıklarla dükkanlar dizilidir. Bu dükkanların arasında, içeceklerin kolayca sunulabilmesi için tezgaha gömülü büyük kil küpler bulunan thermopolia adı verilen şarap dükkanları veya büfeler de görülür.
Sıcak şarap çok gözdeydi.
Ayrıca, un öğütmek için değirmentaşı içeren bir değirmen ile ekmek pişirilen bir fırın da görülür.
Sokak duvarlarındaki pek çok ilan arasında marangoz, siyasetçi ve gladyatör gösterileri hakkında olanlar da bulunur.
Yaygın şekilde, fallus tasvirlerine rastlanır. Bu sayede genelevlerin yerleri de belirlenmiştir.
Her yerde grafitiler vardır.
Bir seçim sloganı veya esprili bir yergi şöyle der: “Lucius Popidus Sabinus’a oy verin, büyükannesi son seçiminde çok çaba harcadı ve sonuçlardan memnun.”
Seks ve aşk popüler konulardandı.
Biri “Forutatus, seni küçük tatlı sevgilim, seni muhteşem aşık, bu seni bilen biri tarafından yazılmıştır.” Derken, diğer bir örnek ise daha ciddidir.
“Noete, hayatımın ışığı, elveda, elveda, sonsuza dek elveda”
Evet gezimize devam ediyoruz.
Caddenin her iki yakasında kutu kutu alanlar var. Bunların, yani şehirdeki yapıların ev mi, yoksa dükkan mı olduğunu anlamak çok basittir. Eğer önlerinde, sürgülü kapı için zeminde uygun yer varsa, bunlar dükkandır. Çünkü: dükkanlar yerden kazanmak için, sürgülü kapı kullanırlarmış. Evlerde, ise bildiğimiz kapı kullanılırmış.
Bu dükkanların önündeki kaldırımda ise: taşlarda delikler göreceksiniz. Deliklerin amacı: öncelikle dükkanların tentelerini bağlamak, sonra da gelen müşterilerin atlarını bağlamalarıdır.
Sağ yandaki yapılarda ise, değişik bir mimari göreceksiniz.
Pompei’de ülkemizdeki Roma şehirlerinde olduğu gibi “mermer” görülmüyor, burada daha çok tuğla ve volkanik malzeme kullanılan bir mimari yöntem tercih edilmiştir.
Bu yöntemde: örme tekniği var, alt tarafı düz, uç kısımları sivri tuğlalar, volkanik malzemeden oluşan taşlarla, aralarına çimento konularak örülüyor.

Caddenin iki kenarında iki, yüksek yaya kaldırımları göreceksiniz.
Pompei şehrindeki yaya kaldırımlarının yüksekliği 30 cm dir.
Kaldırımların bu kadar geniş ve yüksek olmasının nedenine gelince: ilginçtir ki bu şehirde kanalizasyon tertibatı bulunmamaktadır, bu nedenle, Romalılar, tuvalet ve diğer atıkları, cadde ve sokaklara vermişler ve bunların cadde ve sokaklardan akıp gitmesini düşünmüşlerdir.
Bu durumda, elbette, insanlar cadde ve sokaklarda yürürken, özellikle bu tuvalet atıklarına basmamak için, yüksek ve geniş kaldırımlar yapmayı tercih etmişlerdir.
Hatta: bu cadde ve sokakların bazı yerlerinde, taş-taş şeklinde yaya geçitleri dahi koymuşlardır.
Bu yaya geçitlerinde de, taşlar arasındaki mesafe özeldir, çünkü Roma imparatorluğunda atlı arabalarda, tekerlekler arası mesafe standarttır ve bu nedenle, yaya geçitlerinde taşlar arasındaki mesafe, bu atlı arabaların geçebileceği şekilde düzenlenmiştir.
Ayrıca: yine bu cadde ve sokaklar: 2-4 metre genişliğindedir ve bazı yollar tek şerit, bazı yollar çift şerit olarak hazırlanmıştır.
Şehre giriş bölümünde, bu cadde üzerinde dikkatinizi çekmek istediğim başka bir şey daha var.
Cadde üzerinde, taşlar arasında, parlak küçük taşlar göreceksiniz.
Bunlar, günümüzden 2000 yıl öncesinde, yollardaki aydınlaşmayı sağlamak üzere konulan, doğal fosfor içeren ve ay ışığında pırıl pırıl parlayan taşlardır.
Şehre dışarıdan gelen denizciler, aşağıya gemilerine inerken, bu fosforlu taşlar sayesinde aydınlanan yollarda rahatlıkla ilerliyorlarmış ve düşünün “ışıl ışıl” parlayan bir yol da ilerliyorsunuz, o günün şartlarında bu muhteşem bir güzellik.
Evet: dünyanın ilk modern karayolunu Romalılar yapmıştır.



Napoli Pompei Forum

FORUM
Forum ve çevresindeki bölge, kentin en önemli kamusal yapı gurubunu barındırır. Yani diğer Roma şehirlerinde olduğu gibi, Pompei şehrinde de şehrin kalbinin attığı yerdir. Şehrin hazinesi, arşivi, önemli tapınakları, adalet sarayı, ticaretin olduğu yer, hep buradadır.
Forumun kendisi uzun (142 metre) ve normalde daha dar dikdörtgen bir alandır. Orta kısmı açık, yan kenarlar kapalı iki iki kat şeklindedir.
Başta bu alan kolonadlarla çevriliydi, revaklar veya üstü kapalı yürüyüş yolları, arkalarında kalan binaları tipik Helenistik tarzda gizliyordu.
Jüpiter Tapınağı:
Forumun kuzeyinde, hemen karşısında, merdivenlerle çıkılan, kısa kenarında öne çıkacak şekilde yerleştirilmiş Jüpiter Tapınağı bulunur.
Yunan mitolojisinde “Zeus” olarak isimlendirilen bu en büyük tanrı, Roma mitolojisinde Jüpiter olarak bilinir.
Tapınak MÖ 2’nci yüzyılda İtalyan tarzında, önde merdivenlerle yüksek bir podyum üzerinde, ama Korent sütunlarıyla inşa edilmişti. Pompei, MÖ 1’nci yüzyılda Romalı olduğunda, tapınağın iç mekanı İuno ve Minerva’nın Jüpiter’in yanında yerlerini alabilmesi için uyarlanmıştı. Roma ilahi üçlüsünün yerlerini almasıyla, bu merkezi tapınak Roma’nın saygın Capitolium’unu çağrıştırır olmuştu. Bu başkent ile önemli bir bağlantıydı.
Evet Forumu anlatmaya devam edelim:
Forumun biçimselliği ileri gelen yurttaşların heykellerinin sergilenmesi ve tekerlekli araçların yasaklanmasıyla, daha da belirgin hale geldi. Aslında Forumda mermer kaplı kaideler dışındaki kısımlar, yumuşak travertendir ve bu yumuşak malzeme kullanılması nedeniyle forum bölümüne araç girilmesi yasaklanmıştır. Sadece yaya girişi serbestti.
Kolonadların arkasında çeşitli dini, kamusal ve ticari işlevlere hizmet eden binalar bulunuyordu. Capitolium’a ek olarak forumla bağlantılı en az 2 tapınak daha vardı.
Apollon Tapınağı:
Foruma paralel olarak, kendi kolonadlı bölgesinin içinde bir Apollon Tapınağı duruyordu. Burası Pompei şehrinin en eski tapınağıdır.
Tapınağın sütunları Korent tarzıyken, kolonadlarınki İon’du.
Üzerleri yazılı Etrüks vazolarından da anlaşıldığı kadarıyla, Apollon kültü MÖ 6’ncı yüzyıl gibi erken bir dönemde başlamıştı.
Tanrı Apollon ve onun kız kardeşi Artemis’in heykelleri bu tapınak alanında bulunmuştur. Günümüzde de orijinal olmayan birer kopya heykel görülmektedir. Ayrıca: MÖ 6’ncı yüzyıldan kalan taş üzerinde, bir yazı var. Bu yazı; tapınak yapımında bağış yapanlardan söz ediyor.
Tapınağın önünde ise bir adak sunağı görülür. Bunların yanında, orta avlu üzeri açıktır. Yanlarda ise, yürünen koridorun üstü, ahşap örtü ile örtülmüştür. Burası aynı zamanda “güneş tanrısına” ithaf edilmiştir. Bundan dolayı, bir kolon üzerinde “güneş saati” görülüyor.
Vespasianus Tapınağı:
Forumun karşı tarafında bir başka tapınak ise, tanrılaştırılmış imparator Vespasianus’u onurlandırıyordu. 62’de depremden sonra Vespasianus onarım çalışmalarına katkıda bulunmuş ve forumun doğu yanındaki bu önemli yerde ödüllendirilmişti. İmparatorlara tanrı olarak tapılması alışıldık bir şeydi. İlah imparator kültü, dev imparatorluk içinde, kasabaları hem uzak başkente, hem de birbirine bağlıyordu.
Kamusal Yapılar:
Forumun güney ucu, kamusal yapılarla doluydu.
Comitium’a ek olarak, kentin baş magistratus’ları, duoviri, kentte asayişi sağlayan aedile’ler ve üyelerine decuriones adı verilen kent konseyi burada toplanırdı.
Bazilika:
Güneybatıda, foruma dik açıda duran bazilika bulunurdu.
Bazilika günümüzde kilise anlamında kullanılmaktadır. Ancak, antik Roma döneminde bazilikanın 2 işlevi vardı. Bunlardan birincisi: yağmur yağdığı zaman, şehrin forumunda yani merkezinde bulunan ticari arabalar ve satış tezgahları, bu kapalı yere taşınıyordu. Bazilikanın ikinci işlevi ise, mahkemelerdi.
Yaklaşık MÖ 125’te yapılan ve orta kısmı asma pencerelere imkan tanıyan daha yüksek çatıya sahip geniş üstü kapalı bir hol (yaklaşık 60 x 26 metre), bu bazilika türünün herhangi bir yerdeki günümüze ulaşmış en eski örneğidir.
Bazilika: 26 x 55 metre boyutlarında ve 28 kolonludur.
Bazilika ilk olarak MÖ 2’nci yüzyılda yapılmış ve bugünkü görünümüne ise MS 79’da kavuşmuştur.
Bazilikanın mimari olarak en büyük özelliği, günümüzden 2000 yıl öncesinde burada duvar kaplamasının kullanılmış olmasıdır. Mermer tozu ile yapılan bu duvar kaplamaları muhteşem güzelliktedir.
Sütunları geç Cumhuriyet dönemi için sıra dışı bir tercih ile pişmiş tuğladan yapılmıştı. Dış kısmı ise çimentodan yapılmıştır.
Ama daha pahalı taşı taklit etmek için yalancı mermerle kaplanmıştı.
Alt katta İon, üst katta Korent başlıkları kullanılmıştı.
Bu binada mahkemeler ve iş faaliyetleri gibi çeşitli işlevler gerçekleştirilirdi. Burada sağ yandaki yapının en tepesinde, hakimler otururlarmış. Bu hakimler (yapılan arkeolojik araştırmalarda taş merdiven veya geçit bulunmadığından) bir ahşap merdivenle, mahkeme öncesinde yapının tepesine, ulaşılmaz bölüme çıkarılırlar, merdiven başka ve uzak bir yere taşınır ve mahkeme sırasında kararlarını verirken can güvenliklerinin bulunması sağlanırmış.
Dava bitip, herkes uzaklaşınca, hakim en tepedeki bu bölümden yine ahşap merdivenle aşağı indirilirmiş. Evet kenardan baktığınızda denizin günümüzde ne kadar uzakta bulunduğunu görebilirsiniz.
Forumun doğu yanı boyunca uzanan diğer önemli binaların işlevi, ticariydi.
En büyükleri olan Eumachia Binası (MS 14-37), Pompeili yün işleyiciler için bir lonca merkeziydi. Varlıklı bir kadın olan Eumachia, yapıyı kendi ve oğlunun adına bağışlamıştı. Yurttaş olmayan kadınlar, siyasal sürece doğrudan katılamıyorlardı. Ama kamuya yönelik bağışları her zaman makbule geçerdi.
En kuzeydoğuda ise, et ve balık pazarları ile imparatorluk kültüne adanmış küçük bir tapınak içeren macellum kompleksi bulunuyordu.
Evet, forumda gezerken bir yer göreceksiniz.
Ticaretin olduğu yerde: kontrol de gerekir.
Burada yani göreceğiniz yerde: ölçü yerleri var.
Örneğin: forumdan şarap-buğday-zeytinyağı aldınız, bunları, buraya getirip, buradaki ölçü yerlerinde denetliyorsunuz ve eksik gelirse, ilgililere haber vererek, hakkınızı arayabiliyorsunuz.
Gezimize devam ediyoruz, sol tarafta küçük bir müze var.





MÜZE
Burada: demir parmaklıklar ardında: Pompei şehrinden çıkarılmış çeşitli kalıntılar öylesine raflara yerleştirilmiş, sergileniyor.
Önce, anforalar var. Bunlar: malum, altı sivri testiler ve denizciler tarafından: zeytinyağı-şarap gibi sıvı maddelerin taşınmasında kullanılmıştır.
Bunlardan sonra, yine bir taş heykel ve ardından: camekan içinde, iki taşlaşmış insan sergileniyor.
Özellikle: taşlaşmış, köpek, duruşu ile patlama yani ölüm anındaki duruşunu göstermesi açısından ilginç. İnsanlar da öyle, ölüm anındaki halleri görülüyor, özellikle biri bayan ve hamile.
Üstleri önce bir kabukla kaplanmış, sonra bu kabuk çimentoya dönüşmüş.
Bir diğer insan: yere çökmüş, ağzını kapatmış, çünkü gazdan boğulmak üzere.
Merak edenler olabilir, bu şehirde patlamalarda 20 bin insan ölmüş, bunların taşlaşmış halleri nerede? Söylenenlere göre, bunlar, açık havada bozuluyorlarmış ve özel ortamlarda muhafaza edilmeleri gerekiyormuş, bu yüzden, buraya birkaç tane bırakılmış, geri kalanlar, özel yerlerde muhafaza ediliyormuş ki, zaten birçoğu da bozularak yok olmuş.
TUVALET
Gezimize devam ettiğimizde, sağ yanda, genel tuvalet olarak kullanılan bir yer görülüyor. Burada: beton zemin üzerine ahşap oturma yerleri bulunuyormuş ve insanlar, hep bir arada, bu ahşap oturma yerlerine oturarak tuvalet ihtiyaçlarını bir arada gideriyorlarmış.
ÇEŞMELER
Pompei şehrinde, birçok çeşme göreceksiniz ki bu çeşmelerin üstlerinde, mermer plaka üzerinde, bir hayvan resmi bulunur.
Çünkü: o dönemde, şehirde adresleme sistemi yoktur, insanlar nerede oturduklarını ve nerede buluşacaklarını, bu çeşmeler ile kararlaştırırlarmış.
Örneğin: evin nerde denildiğinde, baykuş çeşmesinin olduğu yerde, veya nerde buluşalım: tilki çeşmesinin olduğu yerde gibi.
Yürüyerek aşağıya doğru iniyoruz.





HAMAMLAR
Patlama zamanında Pompei şehrinde dört büyük halk hamamı ve pek çok küçük hamam vardı. Halk hamamları Roma dünyasının önemli kurumlarındandı. Bazı zengin evler, kendi yıkanma tesislerine sahipti, ancak halkın çoğu halk hamamlarına giderdi.
Antik Roma’da, hamamlar yalnızca yıkanma değil, aynı zamanda sosyal etkinliklerin yürütüldüğü, konuşmaların yapıldığı, toplantılar yapılan bir yer olarak önem kazanmıştır.
İş adamları, masaj yaptırırken, diğer taraftan iş görüşmelerini yaparlarmış.
Hamamlar, genellikle öğlen açılır ve gün batımında kapanırdı.
Erkek ve kadınların ayrı bölgeleri veya küçük tesislerde ayrı saat veya günleri vardı.
Hamamların genel planı şöyleydi:
Hamamlarda önce bir bahçe vardır, burada insanlar hamama girmeden önce egzersiz yaparlar yani ısınırlar, oyun oynarlar, özellikle bilye oyunları çok yaygındı.
Sonra: soyunma odasına (apodyterium) girilir.
Buradan: bir ılık odaya (tepidarium) geçilir.
Belki de ufak bir ter odasına (laconicum) ve bir sıcak odaya (caldarium) geçilir.
Son olarak da soğuk bir havuza (frigidarium) girilerek bitirilirdi. Bu bölüme sadece erkekler girebiliyor, kadınlar kullanamıyordu çünkü hamile kadınlara ters etki yaratacağı düşünülüyordu. Diğer tüm bölümler ortak kullanılıyordu.
Isıtma: başta Yunan uygulamalarında olduğu gibi, taşınabilir mangallarla sağlanırdı.
Ama zamanla ılık ve sıcak odalar, zeminin altından ısıtılır oldu.
Bu hypocaustum sisteminde, söz konusu odaların zeminleri, merkezi fırından gelen sıcak havanın serbestçe dolaşabileceği bir boşluk yaratmak için, tuğla yığınları üzerinde yükseltilirdi.
Bazı hamamlarda duvarlardan da sıcak havanın dolaşabileceği geçitler vardı.
Bu ek ısıtma tarzı, özellikle Germanya, Galya ve Britanya gibi imparatorluğun daha soğuk kuzey bölgelerinde popülerdi.
MS 1’nci yüzyılda Roma da bir hamam tesisinin üstünde yaşayan Seneca, hamamların kalabalık, canlı, enerjik dünyası hakkında, renkli ifadeler kullanmıştır.
Zenginler yanlarında hizmetkarlarıyla, ihtişamlı giriş yaparlar, hamam personeli dolanarak banyo yağları, kek ve sucuk gibi gıdalar ve kıl yolma ile masaj gibi hizmetler sunardı.
Köleler de fırınları çalıştırır ve temizlik yapardı.
Roma hamam kültürü, büyük miktarda su taşıyan su kemerlerine dayanıyordu.
Su kemerlerinin işler halde tutulması ise ekonomik ve siyasal istikrarı gerektiriyordu.
Orta çağlardaki kesintilerle sistem çöktü.
Batı Avrupa’da hamam kültürü, 9’ncu yüzyıla gelindiğinde bitti. Siyasi açıdan daha istikrarlı olan doğuda, kesintiye uğramadan, Bizans, Arap, Osmanlı Türk kültürleri boyunca devam ederek günümüze ulaştı.
Stabia Hamamları:
Burası küçük bir hamam, ama Pompei şehrinin en iyi korunarak günümüze ulaşmış hamamı olarak önem kazanıyor. Küçük bir hamam olması, zengin hamamı olduğuna işaret eder. Zaten Forum bölümüne yakın olması da zengin hamamı özelliğinin en büyük işaretidir.
Evet, burası Pompei şehrinin en eski hamamıdır. İlk olarak MÖ 2’nci yüzyılda inşa edilmişti. MÖ 80’den sonra tekrar biçimlendirilmiştir.
Plan düzensizdir ama tipik bir hamamı meydana getiren, kilit odalara sahiptir.
Stabia hamamlarında, geniş bir üstü açık yüzme havuzu (natatio), spor yapılan bir avlu (palaestra), daha küçük odalar ve bir tuvalet vardı.
Burada mozaiklerin üzerinden geçerek soyunma bölümüne ulaşılır. Bu mozaikler orijinaldir. Sonra ılıklık denen bölüme geçilir. Burada, masalar üzerinde masaj yapılıyor ve biraz vakit geçirilirdi. buradan sonra ise, sıcak bölüme geçilirdi. Bu bölümde duvarlardaki işlemelerin güzelliği inanılmazdır. Hatta bu işlemelerde mavi renk görülüyor ki, mavi renk zenginliğin sembolüdür ve her yerde kullanılmaz, bulunmazdı. Sonrasında hamamın en ilginç bölümüne ulaşılır. Burası sauna bölümüdür. Burada, hemen solda on kişi kapasiteli bir havuz bulunur.
Arka tarafta: kalorifer dairesi gibi bir yer var, burada köleler tarafından ısıtılan ve hava yani buhar; sıcaklık bölümünün duvarları ve zemindeki kanallardan ilerleyerek bölümü ısıtırdı. Duvarlar ve zemin iki katlıdır. Buhar tavana yükseldiğinde, su damlası olarak aşağıdakilerin üzerine damlamasın diye, tavan kemerli ve oluklu yapılmıştır.
Muhteşem bir teknik, 2000 yıl önce, üstlerine su damlamaması için aldıkları tedbir.
Evet, buranın duvarlarında mitolojide güçlü erkeği temsil eden, yaratıkların küçük heykelcikleri görülüyor.
Sıcaklık bölümünde, sağ yandaki on kişilik mermer havuzun içinde, sıcak suya giren Romalı zenginler ve aristokratlar, daha sonra serinlemek, ferahlamak için diğer yandaki kurnada bulunan soğuk suyu, taslarla üzerlerine atıyorlar ve sonra yine sıcak su havuzuna giriyorlardı.
Bu arada, kurnanın üzerinde bir yazı var, dikkatinizi çekecektir, bu yazı bir siyasetçiye ait “Oylarınızı bana verin” yazıyor.
Evet, hamamın hemen karşısında, şehrin restoranı var.
Romalıların kahvaltı kültürleri yok. Çünkü: sabahları geç uyanıyorlar ve kahvaltı etmiyorlar. Uyandıktan sonra da: yemek olarak pişmiş ızgara et, balık, sebze yiyip, yanında şarap alıyorlar. Burada: pişmiş topraktan yapılmış çeşitli kaplar içinde dönemin yemekleri yapılıyor ve isteyenlere, ayak üstü servis ediliyormuş.
Buranın hemen arka tarafında ise: burası Roma villalarından bir tanesidir. Buranın özelliği: villanın giriş kısmında bulunan mozaiktir. Bu mozaiği incelediğinizde bir köpek resmi ve altında bir yazı görülür. Latince yazıda yazan ise “Dikkat köpek var”. Düşünün, 2000 yıl önceki bir uygulama.
Evet: şehrin özellikle bu bölümünde gezerken, yerlerde, yer yer bir kısmı ortaya çıkmış “kurşun” su boruları göreceksiniz. Günümüzden 2000 yıl önce, Romalılar, evlerde, bu borular ile su kullanmışlar, ancak kurşun zamanla çeşitli hastalıklara yol açıyormuş.
Sonra, karşımıza bir tesis daha çıkıyor.
FIRIN
Burası bir fırın, günümüzden 2000 yıl önce kullanılan bir fırın. Ancak: bu fırın, ekmeğin hem yapıldığı ve hem satıldığı bir yer olarak önem kazanıyor.
Ekmeğin yapımında, iki önemli malzeme kullanılıyor: buğday ve tuz.
Peki, buğdaydan un ne şekilde elde ediliyor. Burada, görülen değirmenler sayesinde buğdaydan un elde ediliyor. Alttaki taş düz değil, ucu sivri, üstten koyulan buğday: aralardan, köleler tarafından itilen kaidelerde eziliyor ve un: aşağıya ahşap kaplara dökülüyor.
Ahşap kaplara toplanan buğday raflara dizilerek ekmek yapımında kullanılıyor.
EVLER:
Pompei ve Herculaneum’daki en önemli buluntular arasında, çok sayıda iyi korunmuş özel ev vardır. Cumhuriyet ve erken imparatorluk dönemlerinde, farklı zamanlarda yapılmış olan evler, gelişen mimari ve dekoratif tarzları Roma dünyasında benzeri olmayan bir bütünlük belgeler.
Zengin olanlara ait geleneksel İtalyan tarzı evlerde, muhtemelen Etrüksler’den gelme bir atrium bulunur. Pompei ve Herculaneum’da apartmanlar veya bahçelerle çevrili müstakil villalar yerine, başlıca kentsel ev türü atriumlu evler bulunurdu.
Doğrudan sokağa uzanırlar, çoğunun sokak cephesinde dükkanlar vardır ve yandaki evlerle duvarları bitişiktir. Yapım malzemesi moloz ve taş üzerine, alçı sıvalı beton olup, iç yüzler genellikle süslenmiştir.
CERRAH EVİ:
Orijinal olarak MÖ 4’ncü yüzyıla tarihlenir. Pompei’de günümüze ulaşan en eski evlerden biridir. Evin ortasında bir Toskana atrium’u vardır. Sokaktan bir giriş holünden geçilerek atrium’a girilir.
Oda complluvium yolu ile, göğe açılır, yağmur sığ bir havuza ve aşağıdaki su deposuna aktarılır. Bu atrium’u Toskanalı yapan özelliği, havuzun çevresinde sütun olmamasıdır. Tavan, bunun yerine güçlü merteklerle desteklenir.
Compluvvium, önemli bir işlevi daha yerine getirir. Normalde sadece küçük yarık pencerelerden ve gerideki revaktan gelen ve yağ kandilleriyle, yağdan mumlarla desteklenen ışığın içeri girmesini sağlar. Bu ana oda, daha ılık havalarda hoş, ama soğuk havalarda son derece serin olmalıydı. O dönemde, aile mangallarıyla daha küçük, kapalı odalara çekilirdi.
Atrium’rah genellikle simetrik olarak dizilmiş, daha küçük odalara geçilir. Mobilyalar: genellikle basit ve taşınabilir olduklarından, herhangi bir odanın işlevi kısa sürede değiştirilirdi. Ana işlevler şöyleydi: “Yatak odası olarak kullanılabilen küçük odalar, ataların portre büstlerinin durduğu iki kanat, arkada en önemli oda olan yemek odası ve ana kabul odasıdır.”
Burada ev sahibi ve ailesi, misafirlerini resmi bir şekilde karşılardı. Zengin bir adamın öneri, para ve destek için eline bakan pek çok müşterisi olurdu ve onları burada kabul ederdi.
Cerrah evinin arka tarafında, bir revak ve bahçe vardır. Sıra dışı, yamuk biçimdeki bahçe, mülkün tuhaf biçimini yansıtır. Aynı şekilde, mutfak da tuhaf biçimli bir köşedir. Böyle evlerde, mutfaklar küçüktü ve mümkün olan bir noktaya sıkıştırılırdı.
VETTİLER EVİ:
Sonradan zengin olmuş, özgür köle ve şarap tüccarı olan Aulus Vettius Restitutus ve Aulus Vettius Canviva tarafından, geç dönemde yeniden biçimlendirilmiş ve modern dönemde restore edilmiştir. Farklı bir planı vardır. Evin planı: sıkışık ve karmaşıktır. Giriş, geniş ve derin bir impluvium’a sahip ana atrium’a açılır. Atrium’da bir tablinum yoktur. Onun yerine, doğrudan peristil bahçeye geçilir. Geniş atrium’un bir yanında, içinde bir lararium yani ev ve aileyi koruyan tanrılar olan Latlara (Lat, Lares) adanmış, bir mihrap bulunan küçük, aileye özel bir atrium vardır. Buradan mutfağa ve hizmetçilerin kaldığı bölüme geçilir.
Evin Yunan tarzında yemek odaları olan veculları, peristile açılan geniş odalardır. Bu odalar, Pompei duvar resimlerinden, karmaşık mimari sahnelerle bezelidir.
gİZEMLER VİLLASI:
Gizemler villasının karmaşık bir yapım tarihçesi vardır. İnşaata yaklaşık MÖ 200’de bir cryptoporticus (sahte revak, sade kemerlerin bir yürüyüş yolunu kuşattığı yüksek bir platform) ve bunun üzerinde bir atrium ile başlamıştır. MÖ 2’nci yüzyılın sonlarında yapılan eklemeler arasında ana prestil, küçük bir tetrastil atrium ve hamamlar vardı. MS 1’nci yüzyılda bir ara podyum üzerindeki terasta, yarım daire biçimli bir ekoylum inşa edilmiştir.
Artık odaların sayısı 60’ın üzerindedir.
Pompei’nin son yıllarındaki, sanki villa sadece bir iş merkezi olmuşcasına tam ortaya tarımsal tesisler eklenmişti. Şarap presi, ana yatak odasında bir soğan yığını ve çiftçilik aletleri (budama kancaları, kazmalar, çekiçler, çapalar ve kürekler) gibi buluntular, bu villanın son yıllarındaki durumunun belirlenmesine yardımcı olmuştur.
Yapıya adını veren önemli Dionysos Gizemli resimleri, villanın ortasındaki küçük bir odayı (ölçüleri: 7 x 5 metre) süslerdi. Yaklaşık olarak MÖ 50’den kalmadır. Resimler; 3.3 metre, figürler 1.5 metre yüksekliğe sahiptir. Sütunlarla bölünmüş koyu kırmızı panellerden oluşan bir arka plan üzerinde, kimliği belirtilmemiş bir genç kadın, tanrı Dionysos’un Gizemlerini kabul ritüelinden geçmektedir.
Sahneler: bir çizgi roman gibi sürekli bir anlatım içinde, en kaliteli Helenistik-Roma tarzında gerçekçi olarak resmedilmiş figürler halinde aktarılır. Öyküde: gerçekler ile hayali olanlar bir araya gelmiştir. Genç kadın: satrr’ler, elinde kırbaç tutan kanatlı bir kadın ve Dionysos (Roma’daki ismi Bacchus) ile eşi Ariadne gibi bazıları, doğrudan Yunan-Roma mitolojisinden gelen çeşitli figürlerle karşılaşılır. Bu yüzden bu tasvirler ile bu kır villasındaki varlıkları açıklamak mümkün olmaz.
FAUN EVİ:
MÖ 185-175 arasında inşa edilmiştir. Ama daha sonra değişiklikler yapılmıştır. Helenistik Yunan etkisi, geleneksel İtalyan tarzı ile bir araya gelmiştir. Pompei’deki en büyük ev olan ve bir kent bloğunu kaplayan Faun evi, üç kısımdan oluşuyordu. Bunlar: kamusal ve özel kesimler ile peristilli bahçeler.
Kamusal ve özel atriumların ardında, bir kolonadla çevrili bahçelerin bulunduğu peristiller yer alır. Kolonadlı avlular, Yunan dünyasında popülerdi ama bunlarda bahçe bulunmazdı. Bitki köklerinin bıraktığı boşlukların incelenmesi, araştırmacıların yetiştirilen bitki türlerini öğrenmesine ve bazı bahçeleri antikçağda olduğu gibi tekrar bitkilerle donatmasını sağlamıştır.
Faun evindeki peristil, yaklaşık MÖ 125’de eklenmiştir. MÖ 1’nci yüzyılda ikinci, daha büyük bir peristil eklenmiştir. Atalarında Yunanlılardan alınmış bir oda türü olan bir “eksedra” bulunur. Bu eksedranın zemini, ünlü “İskender Mozaiğini” barındırır.





PAUNO VİLLASI
Gezinin bu bölümünde: “Pauno” nun villası denilen yere geliyoruz. Burada: avluda, ortada bir heykel var. Bu heykel: ön kısmı insan, arka kısmı keçi olan ve “Pauno” olarak isimlendirilen bir canlıya ait. Heykel orijinal değil ama orijinalinin birebir kopyasıdır. Havuzun üstü açıktır. Yağmur suları havuza akıyormuş. Pauno’nun villası derken, buranın sahibinin ismi “Pauno” değil.
Villa: yaklaşık 3000 metre kare büyüklüğündedir. Yazlık olarak kullanılır. Bir yazlık olarak, bu büyüklük muhteşem.
Eve girmeden önce: evin giriş kapısının içindeki taban mozaiğini görün. Burada: “HAVE” kelimesi görülüyor ki, bunun anlamı “Hoşgeldiniz” Adam: günümüzden 2000 yıl önce, gelen misafirlerine, kapıda “Hoşgeldiniz” diyor.
Evet: ev iki bölümdür. Ortadaki koridor ve bunun ön bölümü, evin sahibi ve ailesine, diğer bölüm ise hizmetliler ve kölelere aittir. Biraz ileride, havuzun ötesinde, ev sahibinin çalışma odası bölümü var. Bu bölümün altı ilginizi çekecektir, burada, zeminde-tabanda üç boyutlu mermer süsleme kullanılmıştır. 2000 yıl önce, üç boyutlu süsleme.
Ön bahçe ile arka bahçe arasında: yemek bölümü var. Yemek bölümü gayet büyük ve bir kenarında: sahne gösterileri yapılan bir de sahnesi bulunuyor. Romalılar, yatarak yemek yerlerdi.
Hatta: zengin Romalılar yemek zevkini sürekli yaşamak için, doyduklarında boğazlarına kaz tüyü dokundurup kusarlardı, bu yüzden bazı evlerde kusma odaları bulunurdu.
Yemek odasının bulunduğu bölümün hemen yanında, yerde muhteşem güzel bir mozaik bulunuyor. Bu mozaik: Büyük İskender ile Pers kralı Darius arasında yapılan savaşı resimliyor. Mozaik 1 milyon parçadan oluşuyor.
Yürümeye devam ediyoruz, yolumuz üzerinde bir kısım dükkan görülüyor. Hemen köşedeki dükkan ilginçtir.
Burası: bir hamal dükkanıdır. Pompeililer, kölelerini zaman zaman buraya getirirler ve şehri ziyaret eden denizcilere kiralarlar. Denizciler, buraya gelir ve malların taşınması için hamal seçerlermiş.
Bunun hemen solunda ise, bir döviz bürosu bulunuyor. Niye, çünkü: ilk kazılar sırasında, burada, birçok, çeşitli medeniyetlere ait madeni paralar ele geçirilmiş ve buranın bir döviz bürosu olarak kullanıldığına karar verilmiştir.
Evet, yürümeye devam ediyoruz ve bu kez: taş insanların en iyi örneklerinin görülebileceği bir yere geliyoruz.
Burası: et ve balık pazarıdır. Çünkü: duvarlarında, et-balık pazarı olduğuna dair freskler görülmektedir.
Burada: camekanlar içinde yatan iki taş insan var. Bunlardan: solda olanı diğerinden farklıdır, belinde bir kemer görülmektedir.
Bu kemer, onun köle olduğuna işaret eder, sahibi bu kemerden tutarak kölesine hükümranlık göstermektedir, ama görüldüğü gibi, sonunda ikisinin de gittiği yer aynı.
Evet: bu camekanlar içindeki taş insanların, gerek kafatası kemikleri, ayak parmak kemikleri, dişleri ilginizi çekecektir.
Yürümeye devam ediyoruz, solumuzda bir büyükçe yer var.
YÜN PAZARI
Yün pazarının giriş kapısının iki yanında, camla kaplanmış mermer plakalar orijinaldir. Bu mermer plakalardaki işlemelerde, kuşun gagasından, böceğin tırnağına kadar olan ayrıntıları gayet iyi seçebiliyorsunuz.
Yün pazarı: yünün hem işlendiği, yıkandığı ve satışa hazır hale getirildiği yer olarak dikkat çeker. Tüm işlemler, bu alanda uygulanmaktadır. Ancak: en ilgi çekeni, yünün yıkanması, kirlerinden temizlenmesidir.
Yün: ilk önce yıkanır, ama günümüzden 2000 yıl önce malum deterjan konusu yoktur ama deterjanın hammaddesi olan “amonyak” bilinmektedir ve amonyak, yoğun olarak insan idrarında bulunur.
Bu yüzden: yünün yıkanmasında insan idrarı kullanılır, diz boyuna kadar idrar dolu kazanlara atılan yünler, kölelerin ayakları altında ezilerek yıkanır ve kirlerinden arındırılır. Ancak: elbette bu kadar insan idrarı bulmak sorundur.
Bunun için: mekanın kapısında, hemen sağ yanda: gelip geçen idrar vermeye davet edilir ve idrarını verenlere para verilir. Hatta: bir ara, Roma şehir merkezinde Collezyum’u yaptıran, bir süre buranın yönetiminde bulunmuş Vaspesyanus: idrardan vergi almayı gündeme getirmiş, Senatörleri ikna ederek, idrardan vergi alınmasını sağlamıştır. Aynı zamanda: dünya üzerinde, ilk genel tuvaletleri de yaptıran olarak bilinir.
SEÇİM BÜROSU
Yürümeye devam ettiğimizde: seçimlerde oy verme yeri olarak kullanılan bir yere varıyoruz. Burada, oy sandıkları bulunur, insanlar bir yandan girer, oylarını atarlar, öbür kapıdan çıkarlarmış. Bu arada, Roma da, kadınlar ve köleler oy kullanamazlardı.
Kudret caddesi denilen Pompei şehrinin en lüks caddesini geçtikten sonra, şehrin yine günümüze en sağlam gelen bir yapısını görüyoruz.


GENELEV
Şehirde, bölgeye gelen denizcilerin ihtiyaçlarını karşılamak üzere, birçok genelev kurulmuştur. Denizciler, cadde ve sokaklarda belirgin işaretleri takip ederek, bu genelevlere ulaşmaktadırlar.
Genelevlere ulaştıklarında ise, duvarlardaki resimlerden, bir anlamda, tarife seçerek ihtiyaçlarını gidermektedirler ki, duvarlardaki bu resimler günümüzde de durmaktadır.
Genelevler: dişi kurdun evi olarak isimlendirilir, çünkü, İtalya’da babası belli olmayan çocukların bulunduğu yeri ifade etmektedir ve Roma-Romülüs’ü emziren, ölümden kurtaran dişi kurt efsanesiyle bağlantı kurulmaktadır.
Genelevde, yataklar ve odaların küçüklüğü de dikkat çekecektir, Romalılar genel olarak fazla iri olmayan insanlardı, bunun açıklaması da budur.
Bu taş yataklar üzerinde, yün yataklar bulunuyordu. Hatta: bu genelevlerde, dünyanın ilk prezervatifi (kuzu bağırsağından yapılma) kullanıldığı bile söylenir.

TİYATRO
Gezinin bu bölümünde şehrin tiyatrosuna ulaşıyoruz. Buradan merdivenlerden inerek yolumuza devam edeceğiz, bu yüzden tekrar çıkmak dert olur diye, merdivenlerden inmemezlik yapmayın, ama düşmemek için merdivenlerden dikkatli inmeyi unutmayın.
Evet, Pompei şehrinde tiyatro bölgesi, kentin güney kısmındadır. Yunan tarzında doğal bir yamaca, at nalı şeklinde geniş bir tiyatro inşa edilmişti.
MÖ 3’ncü yüzyıl sonları veya 2’nci yüzyılın ilk yarısı olarak belirlenen tarihi, bunu Roma’dan günümüze ulaşan tiyatroların en eskisi yapar.
Tiyatro 5 bin seyirci kapasitelidir. Burada sadece tiyatro gösterileri yapılıyormuş. Üstü açıktır. Ama bir sistem sayesinde, istenildiğinde üstü brandalar gerilerek örtülebiliyormuş.
Roma tarzına uygun olarak, sahne yapısı oturma kısımlarıyla bitişikti ve sahnenin kendisi de ön sırada oturan önemli seyircilerin zorlanmamaları için alçak yapılmıştı.

ODEON
Büyük tiyatronun hemen ardından, yalnızca müzik gösterilerinin yapıldığı, tamamen kapalı, üstü çatıyla örtülü odeon bölümü görülüyor.
Burası, 1000-1500 kişi kapasitelidir. Yaklaşık MÖ 80-75 gibi, büyük tiyatrodan çok sonra inşa edilmiştir. Burada: muhteşem akustik bulunur ve müzik gösterileri yanı sıra, politikacıların toplantıları da yapılırmış.
Burası da: en alt kısım zengin ve aristokratlara ait olmak üzere, yukarı doğru, sınıf sınıf insanların oturdukları sıraları barındırmaktadır.

Meydan;
Odeondan çıkınca, tiyatro ile odeon arasında kalan, büyük bir yeşillik alan görülüyor.
Geniş tiyatronun ardında, yağmur halinde seyircilerin sığınabilecekleri bir yer ve tiyatro için bir sahne arkası olarak düşünülmüş, Dor düzeninde kolonadlarla çevrili geniş bir meydandır.
Burası, tiyatrodan çıkan 5000 kişinin, günümüzdeki fuaye olarak kullanılan bir yere, yan insanların sohbet ettikleri, yorum yaptıkları, şarap içtikleri bir yer olarak kullanılmıştır.
Kentin yok olduğu dönemde, bu revak, buluntulara göre gladyatör kışlası olarak hizmet veriyordu. Miğferler, zırhlar, silahlar ve gladyatörlerle ilgili başka ekipmanların yanı sıra, gladyatör takımlarından bahseden grafitiler bulunmuştur.
1767-1768 kazılarında, kolonadın doğu tarafında, çocuklar da dahil en az 52 kişinin iskeleti ve çok miktarda mücevher bulunmuştur. Kuşkusuz, bu insanlar, yakınlardaki Stabia kapısından limana kaçmak için burada toplanmıştı, ama kaçamadan yaşamlarını yitirdiler.
AMFİTİYATRO;
Romalıların seyretmekten zevk aldığı vahşi gösterilerde savaşanlara gladyatör denirdi. Silahlı insanlar arasında, ölümüne savaşanların Etrükslerin ve Campanialıların cenaze ritüellerine dayalı uzun bir geçmişi vardı.
MÖ 3’ncü ve 2’nci yüzyıllarda cenaze bağlamında ayrılmış bu tür savaşlar, genellikle zengin biri tarafından sponsorluğu yapılan ve kamusal kutlamaların standart parçası olan gösteriler haline gelmişti. Bu tür eğlencelerin popülerliği, imparatorluk dönemi boyunca da azalmadan devam etti. Çoğunlukla savaş esirleri olan gladyatörler, iyi eğitilmiş ve iyi donanmış, gerçek profesyoneller haline geliyordu. Çünkü başarının ödülü çok büyük olabiliyordu.
Dövüş türlerinin sayısı, yaratıcı şekilde arttırılıyordu. Evet bu gösteriler için geliştirilen yapının adı amfitiyatro idi. Bu sözcük “çifte tiyatro” anlamına gelir. Gerçekten de Romalıların amfitiyatrosu tamamen yuvarlak veya ovaldi.
Kentin güneydoğu kesiminde, yaklaşık MÖ 80’de inşa edilen Pompei amfitiyatrosu, günümüze ulaşan en eski örneklerden biridir. Başta amfitiyatro yerine “arena veya spectucula” denirdi. Arena gösterilerinin gerçekleştirildiği alan veya kum, spectacula da seyircilerin oturdukları kısma verilen isimdi.
Pompei’nin tiyatrosu yer kazılarak yapılmış olması ve dolayısıyla zeminin toprak hizasından aşağıda olması, oturma yerlerinin ise kısmen toprak üzerinde, kısmen topraktan yüksek şekilde yapılmış olması açısından, sıra dışıdır.
Amfitiyatro’daki gösteriler normalde bedava olmaktaydı. Ancak oturma yerleri de toplumsal statüye göre düzenlenir, önemli insanlar en alttaki iyi ve geniş koltuklara otururken, orta sınıf ortalara, yoksullar ve bir ihtimalle kadınların çoğu, en üst kısma otururdu.
20.000 oturma kapasitesine sahip amfitiyatro’ya, kenti içinden ve çevresindeki bölgelerden seyirci gelirdi. Gerçekten de, Romalı tarihçi Tacitus, MS 59’da patlak veren bir arbededen söz eder. Bu olay, amfitiyatro’da kavga edenlerin gösterildiği, Pompei’deki bir duvar resmiyle de doğrulanır. Bu kavgalarda ölümler olduğu gibi, Roma Senatosu, Pompei’ye 10 yıl gösteri düzenlememe yasağı da getirmiştir.

Evet, yürümeye devam ettiğimizde, sağımızdaki küçük vadinin hemen öte yanında kayalar içine açılmış mezar yerlerini görüyoruz.
Roma döneminde, pagan geleneklerine bağlı olarak, ölenlerin cesetleri yakılır, külleri bir vazoya konularak, buraya yerleştirilirmiş.
Sonuç: eminim ki, buradan çıktıktan sonra, uzun süre etkisinden kurtulamayacaksınız.
Evet, dönemin en lüks, modern ve her türlü çılgınlığının yaşandığı bu şehirde, aynı zamanda dönemin en büyük felaketi de yaşanmıştır.
Yine de, doğanın mucizesi, bütün bu güzellikler ve medeniyet örneği şehir: bir konserve gibi saklanmış, muhafaza edilmiş ve günümüze ulaşmıştır.
Ben, burayı gezerken, sürekli olarak ülkemizdeki Roma şehirleriyle karşılaştırdım, özellikle “Efes” şehrindeki mermer güzellikleri burada görmek mümkün değil.
Burada: yazının en başında belirttiğim gibi, tuğla ve volkanik taş ağırlıklı bir örgü tekniği kullanılarak bina ve tesisler yapılmış, ama Efes öylemi, çok farklı, orada mermerin yarattığı bir güzellik ve zarafet var, burada ise, bir karanlık hüküm sürüyor, ya başlarına gelen felaketi biliyor olmamız, ya da mimari stil nedeniyle, Efes’te mermerin ışıltısı, burada yok.
Yine de: burası, görülmesi gereken bir yer olarak önem kazanıyor, öte yandan: İtalyanlar, burayı gayet iyi pazarlıyorlar ve her yıl milyonlarca turist çekiyorlar, bu da bir gerçek.

çookkk garip yahu=))
bu kadar ayrıntılı ve güzel yazınız için çok teşekkürler
merhaba,
bu kadar ayrıntılı ve güzel yazılarınız için teşekkür ederim. Keyifli gezmeler…
bu ayın 18 inde pompeiye gittim.sizde çok kapsamlı anlatmışsınız.napolideki müzeye gitmeyi çok isterdim ama olmadı.inşallah başka bir sefere .izlenimleriniz için teşekkürler.
Daha dün ordaydim.cok güzel anlatmissiniz.yazi kapsamlı olmuş.truva savaşını anlatan resimler vardı bir evde.venusun resimleri heryerden mevcut.birde o tarihte europa isminde bir gemi duvara çizilmiş.o zamandaki gemiler nasıl anlaşılıyor.napoli Müzesi’ne vaktimiz yoktu gidemedik.ama neler olduğunu duyduk.gercekten sapkinlikta ipin ucunu bir hayli kaçırmışlar.sohbet ederken diger dinden olan insanlar da burayı Allah’ın gazabı olarak görüyorlar.Napoli’de kapkaç ve hırsızlık cok dikkat!
Bu güzel yorumlarınız , anlatımlarınız için ….Kocamannnn bir TEŞEKKÜR ve ELİNİZE SAĞLIK…
Ne kadar güzel , ayrıntılı…..
Gideceklere “çok yardımcı” oluyorsunuz
Çok teşekkürler çok güzel anlatmışsınız
Benim gidip görmek gibi bir imkanım yok
Ay ışığında yolu aydınlatan taşlar bi yazıda geçiyordu bende gerçekciliyini merak ettim araştıralım dedim araştırırken size takıldım ve sonuna kadar okudum resimleri inceledim
Gerçekten tebrik ederim benim gibi artık okuyamayan birini bile akıcı anltımınızla sonuna kadar sürüklediniz
SAYENİZDE hem zevkle okudum hem bu konuda bilgi sahibi oldum çok teşekkür ediyorum.