Gaziantep

Share on FacebookTweet about this on TwitterEmail this to someonePrint this page

 

Gaziantep havaalanı: 1993 yılında hizmete girmiştir. Metropol illerden, havayolu ile ulaşmak mümkündü. Havaalanı; şehir merkezine:19.6 km. uzaklıktadır. Ancak elbette havaalanına şehrin hangi noktasından gittiğiniz önemli yani bu mesafe uzayabiliyor. Muhtemel ulaşım zamanını 35-40 dakika olarak planlayabilirsiniz. Havaalanı gayet küçük, körük yok, uçaklara biniş ve iniş için yürümek gerekiyor. Küçük bir havaalanı, hatta pistinin bile kısa olduğu söyleniyor, benim oraya ulaşımımda pilot gayet sert bir iniş yapmıştı, sebebini araştırdığımda pistin kısa olduğunu söylediler.

Gaziantep de karayolu ulaşımında: Tarsus-Adana-Gaziantep (TAG) otoyolu kullanılmaktadır. Gaziantep-Adana arası uzaklık: 206 km., Gaziantep-Ankara arası uzaklık: 673 km. Gaziantep-Kahramanmaraş arası uzaklık: 80 km. Gaziantep-Adıyaman arası uzaklık: 149 km. Gaziantep-Şanlıurfa arası uzaklık: 137 km. dir.

genel.2
GENEL:
Gaziantep; Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en eski kültür merkezlerinden biridir. Günümüz Türkiye’sinin altıncı büyük ilidir. MÖ. 4000 yıllarına kadar uzanan ve ilk uygarlıkların doğduğu, Mezopotamya ve Akdeniz arasında, tarihi ipek yolu üzerinde konuşlanmış, ülkemizin güzel şehirlerinden biri. UNESCO kayıtlarına göre: dünyanın en yaşlı şehri. (5600 yaşında)

Antik ulaşım ve ticaret yollarının burada kesişmesiyle savunma ve saldırıya elverişli bir yer olması nedeniyle, tarihin bütün dönemlerinde, birçok medeniyetin göz dikmesine neden olmuştur. Ayrıca: “Kommagene krallığı” sınırları içinde kalan Toros dağlarında, antik dönemde kullanıldığı bilinen, bazı maden yatakları da bulunmaktaymış. Bu yörede: demir madenlerinin işletildiği ve dönem tekniğiyle çelik elde edildiği, kitabelerde ifade edilmektedir.

Gaziantep’te: Paleotik, Neolikit, Kalkeotik, Tunç Çağlarına, Hitit, Med, Asur, Pers, İskender, Selefkoslar, Roma, Bizans, Abbasiler ve Selçuklulara ait eserler bulunmaktadır. Hitit döneminden itibaren, önemli bir dini merkez olmuştur. Hitit baş tanrısı Teşup’un, kutsal şehri olarak bilinen “Dolichenos” (Gaziantep) aynı özelliğini: Helen ve Roma dönemlerinde de korumuştur.

Evet; Gaziantep kültürel tüm bu zenginlikleri yanında, doğal güzellikleriyle, coğrafyası, zengin mutfağı ve alışveriş imkanları ile de tam bir turizm cennetidir. Burada; kendinizi, Anadolu’nun büyük metropollerinden birinde olduğunuzu hissedeceksiniz. Çağdaş, gelişmiş, düzenli bir şehir. Ekonomi ve sanayi alanında da, yapılan yatırımlar ile, belli bir düzeye ulaşmış.

IMG_9779

 

IMG_9858
TARİHİ:
Bölgenin ilk uygarlıklarının doğduğu, Mezopotamya ve Akdeniz arasında bulunuşu; güneyden ve Akdeniz’den, doğuya, kuzeye ve batıya giden yolların kavşağında oluşu, uygarlık tarihine ve günümüze yön vermiştir. Bu nedenle, şehir, tarih öncesi çağlardan beri, insan topluluklarına yerleşme sahası ve uğrak yeri olmuştur.

“Ayıntap” olarak bilinen eski kent, günümüzdeki Gaziantep’in 12 km. kuzeybatısında, Dülük Köyü ile Karahöyük Köyü arasındadır. Yapılan arkeolojik araştırmalarda: taş, kalkolitik ve bakır dönemlerine ait kalıntılara rastlanmış olması, yörenin Anadolu’nun ilk yerleşim alanlarından birisi olduğuna işaret ediyor.

Bir süre, Babil imparatorluğunun egemenliği altında kalan şehir, MÖ. 1700 yıllarında, Hitit Devletinin bir kenti olur. Dülük şehri ise, Hititlerin önemli bir dini merkezi olduğundan, ayrı bir önem taşır.

Gaziantep ve çevresi; MÖ. 700-546 yılları arasında: Asur, Med ve Pers imparatorluklarının yönetimine girer. Büyük İskender’in, Pers Devletini yıkmasından sonra, Romalıların, MS.636 yılına kadar da Bizanslıların egemenliği altında kalır.

Hz. Ömer zamanında, İslamiyetin Arap yarımadası dışına yayılması için sürdürülen mücadeleler sırasında, İslam ordusu, Gaziantep yöresi ile Hatay’ı Bizanslılardan alır. Böylece: 639 yılında, yöre halkı Müslümanlığı kabul eder. Hemen ardından; kansız ve savaşsız olarak Suriye ve Antakya yöresi de İslam kuvvetlerinin eline geçerek, vergiye bağlanır. İşte, Gaziantep’in ünlü Ömeriye Camisi, o dönemde fethin sembolü olarak yaptırılmış.

1071 Malazgirt Savaşından sonra, bölgede, Selçuklu İmparatorluğuna bağlı bir Türk Devleti kurulur. 1270 yılında, Moğolların istilası ile kent yakılıp yıkılır. Daha sonra Dulkadiroğullarının ve Memlüklerin eline geçer. 1516 yılında; Yavuz Sultan Selim tarafından, Memlüklere karşı yapılan “Mercidabık Meydan Savaşı” ndan (Kilis yakınlarında) sonra, Gaziantep ve yöresi, Osmanlı imparatorluğu yönetimine girer.

Osmanlı döneminde, çok sayıda cami, medrese, han ve hamam yapılır, kent aynı zamanda üretim, ticaret ve el sanatları yönünden de ilerler. 1641 ve 1671 yıllarında yöreyi iki kez ziyaret eden Evliya Çelebi, burada 22 mahalle, 8 bin ev, 100 kadar cami, medrese, han, hamam ve üstü kapalı çarşı bulunduğunu anlatır.

Birinci Dünya Savaşı sonunda, Gaziantep, önce İngilizler ve daha sonra da Fransızlar tarafından işgal edilir. Gaziantep savunması, Ulusal Kurtuluş Savaşı tarihimizde yiğitlik, kahramanlık ve fedakarlığın ulaşılmaz abidesi olmuştur. Bu savunma; eşsiz kahramanlığı ile hem kendini hem de Güneydoğu Anadolu’yu düşman işgalinden kurtaran bir halk hareketi, milli birliğin ve benliğin bir şahlanışı olarak tarihteki yerini almıştır. Dışarıdan yardım almadan, açlık ve sefalet içinde 10 aylık bir direniş.

Antep savunması, yürekleri vatan sevgisiyle dolu Anteplilerin imkansızı gerçekleştirmelerinin destanıydı. 10 ay 9 gün boyunca, her türlü sıkıntıya göğüs geren Anteplilerin bu onurlu mücadelesinin sonucunda, TBMM, 8 Şubat 1921 tarih ve 93 sayılı kanunla kente “Gazi” ünvanı vermiştir. “Gazi” ünvanı alan ilk ve tek kent olan Gaziantep, 2008 yılında çıkarılan bir kanunla ise, 87 yıl sonra İstiklal Madalyasına kavuştu ve Türkiye’deki “İstiklal Madalya”lı üç kentten biri olma şerefine nail oldu.

 

ŞAHİN BEY

1877 yılında Antep’te doğan Şahin Bey’in asıl adı Mehmet Sait’tir. 1899 yılında Yemen’e asker olarak giden Şahin Bey, Trablusgarp’te Mustafa Kemal’le birlikte savaştı, Balkan ve Çanakkale savaşlarında görev aldı. Teğmenliğe yükselmesinin ardından, 1918 yılında Sina’da İngiliz kuvvetlerine esir düştü. Ateşkesten sonra serbest kalan Şahin Bey, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarının başlattığı bağımsızlık hareketine katıldı. Şahin Bey, Kilis yolunda düşman nakliyatını kesmek üzere görev aldığında Heyeti Merkeziye’ye şu sözü vermiştir “Düşman arabaları cesedimi çiğnemeden Antep’e giremez”. Şahin Bey komutasındaki kuvvetler, Antep’e girmeye çalışan Fransızları iki kez geri püskürttü.

28 Mart 1920 sabahı Fransız kuvvetleri yeniden Antep’e doğru harekete geçtiğinde, tank, top ve makineli tüfeklerle saldıran Fransızlara karşı, tek silahları mermileri bitmek üzere olan tüfekleri ve süngüleri olan Şahin Bey ve askerleri geri çekilmedi. Mermisi biten Şahin Bey, tek başına kalana kadar mücadele verdi. Düşman askerlerinin ateşiyle şehit olan Şahin Bey’in Antep Savunmasında gösterdiği direnç ve kahramanlık Kurtuluş Savaşı’nın dönüm noktalarından biri oldu.

 

ŞEHİT KAMİL

Antep, Fransızlar tarafından işgal edildiğinde, çarşıdan geçmekte olan ve yanında çocuğu olan bir kadın, sarhoş Fransız askerleri tarafından peçesini indirmesi için zorlanır. Bunun üzerine, kadının çocuğu yerden aldığı taş ile Fransız askerlerine saldırır ve hemen orada askerler tarafından süngülenerek öldürülür. Fransız işgal kuvvetleri, çocuğun babasına 200 altın vermek isterler, ancak baba, bu isteği geri çevirir ve küçük Kamil, Antep savunmasında düşmana ilk karşı gelen kişi olarak tarihe geçer.

fıstık.1
YEŞİL ELMAS. ANTEP FISTIĞI:
Yüksek kalorili Antep fıstığı; yörede “Yeşil Elmas” ya da “Yeşil Altın” olarak da adlandırılıyor. Ortadoğu kökenli olan bu bitki: tüm Akdeniz kuşağında, Suriye, Irak, İran, Hindistan ve Türkiye’de yetişiyor. Yüksek ısıya, kuraklığa dayanabilen, kurak toprakların kanaatkar bitkisi Antep fıstığı, ağaç başına, yaklaşık 10 kg. meyve veriyor. Ülkemizde; Güneydoğu Anadolu bölgesinde bolca yetişiyor. Ağacın aynı adlı meyvesi (antepfıstığı/şamfıstık): çoğunlukla, kabuklu durumda ve kavrularak tüketiliyor. Kavrulan fıstığın, kabuğu çatlıyor ve ikiye ayrılıyor.

Fıstık içi: şekercilikte, pastacılıkta, helvacılıkta, çeşitli tatlılarda ya da çerez olarak tüketiliyor. Çok besleyici olan Antep fıstığı: yüzde 3.7 su, yüzde 59.4 yağ, yüzde 21.8 protein, yüzde 9.8 azot ve yüzde 2.9 ham lif içeriyor. Antepfıstığı yağında: palmitik asit, oleik asit ve linoleik asit bulunuyor. Dünya antepfıstığı üretiminde, Türkiye, İran’dan sonra ikinci sırada yer alıyor. Antep fıstığının yoğun olarak üretildiği bir diğer yer ise: Siirt. Antep fıstığı daha dolgun olmasına rağmen, Siirt fıstığı daha ince. Siirt fıstığı; kavurma atölyeleri Antep’te olduğundan, kavrulmak üzere Antep’e gönderiliyor. Aralarındaki başlıca fark, biraz önce de söylediğim gibi: Siirt fıstığı, Antep fıstığına nazaran daha küçük ve ince.

Evet, bu şehri ziyaret ettiğinizde zaten antep fıstığını veya bununla üretilen tatlı ürünleri birçok yerde göreceksiniz. Hatta bir çok ziyaretçi hediyelik olarak, yakınlarına buradan antep fıstığı almaktadırlar. Kilosuna gelince, Ocak 2016 tarihinde 28-30 TL civarındaydı.

IMG_9686
GELENEKSEL ANTEP EVLERİ:

Gaziantep’in geçmişten günümüze, tarih içindeki oluşumuna bakıldığında, köklü ve zengin bir mimarisi olduğu görülür. Bu kagir yapıların fonksiyonlarının oluşumunda: yörenin iklimi, topoğrafik özellikleri, bitki örtüsü ve sosyal yaşantıları etkili olmuştur. Yazları: çok sıcak geçmesi nedeniyle, mimaride avlu anlayışı hakimdir. Zamanın büyük bir bölümünün avluda geçmesi nedeniyle, buraya “hayat” denilir.
Sokaklar: dar ve gölgelidir. Bazı yerlerde, kabaltı denen altı yol ve üstü konut olan mekanlar vardır. Günümüzde: Kabaltı yapılardan yalnızca 6 tane kalmış. Sokakları: dik olarak kesen, çıkmaz sokaklara da “dehliz” deniliyor.
Antep evleri: yüksek duvarlar arasında, dış mekanlardan mümkün olduğunca soyutlanmış yapılardır. Evlerin; ikinci katında sokağa bakan konsol çıkıntısı vardır ve buna “köşk” denir. Dışı metalle kaplanan bu tür yapılar; köşklü ev diye adlandırılır. Genellikle: iki katlı ve avluya dönük yapılardır.
Sıcak yaz günlerinde; gölgeli mekanlardır. Sofaya açılan odalar; çok işlevli özelliğe sahiptir. Odada: yatakların konulduğu döşeklik, yemek kapları için kübbiye denilen dolap nişleri vardır. Bunlar; nacar denilen çok güzel ahşap işçiliğe sahiptir.

kilim.1
ANTEP KİLİMCİLİĞİ:
Antep kilimlerinin bilinen çeşitleri: baklava dilimleri, habbap ayağı, kuş kanadı, zincir göbek, dirsek göbek, pençe göbek, çarkı felek, parmak göbek, atom göbek. Kilimlerin ham maddesi: öküz, deve ve at tüyü, koyun yünü ve keçi kıllarıdır. Kilimlerde kullanılan ilkel boyalar ise: Siyah, felhani, mavi yeşil boya, cehre sarısı, ceviz kabuğu, cevizi boz, soğan kabuğu, sumak yaprağıdır. Genelde: 69 cm. eninde ve 260 cm. boyunda dokunurlar. Motif olarak: çizgi, nokta ve daireden ibaret motifler ve bitki motifleri kullanılır. Kilim, yalnızca el tezgahlarında imal edilir ve bu işkolunun çok canlı olduğu dönemlerde, Gaziantep’te; 7000 civarında el tezgahı bulunduğu söylenir. 1960’lı yıllarda, tezgah sayısı: 100-150 civarına düşer. Günümüzde ise: motorlu dokuma tezgahlarının yaşama girmesiyle, Antep kilimlerine olan talep azalmış ve el tezgahları yavaş yavaş ortadan kalkmıştır. Günümüzde: genel olarak köylerde, kendi ihtiyaçlarını gidermek amacıyla kadınlar tarafından dokunmaktadır.

kutnu üretimi.1   IMG_9623
KUTNUCULUK:
Kutnu bezi dokumacılığının: tarihi bir değeri vardır. Türkiye’de yalnızca Antep’de dokunan: ipekli bir dokuma türüdür. Ham maddesi: floş (suni ipek) ve pamuk ipliğidir. Tamamen el tezgahlarında dokunur. Geçmişi çok eskilere dayanan kutnuculuk; dünyada, basma sanatı yokken, çeşitli boyalara defalarca batırılarak, kendisine has renk ve motifler verilerek yapılan bir dokumadır. Kumaşlar, tezgahın boyutuna göre eni ince veya kalın olabiliyor.
Kutnu kumaşı; önceleri Halep, Hama ve Humus’ta üretilin, Anadolu pazarını sunulurmuş. Daha sonra, bu ipekli dokumalar, Gaziantep il merkezi ve ilçe köylerinde de üretilmeye başlanır.Kutnu kumaşı; yöresel bir kıyafet olarak kullanıldığı gibi, çeşitli aksesuar, turistik giysi, çanta, terlik, perdelik kumaş ve milli kıyafet olarak da kullanılmaktadır. Kumaşlara çözgü sayısına göre: Kutnu, Alaca ve Meydaniye gibi değişik adlar verilir. Kutnu’nun çözgü sayısı: 4000, Alaca’nın 3000 ve Meydaniye’nin ise 2000 teldir.
Eskiden Gaziantep’te çok yapılan kutnu kumaşı dokumacılığı; son yıllarda yok denecek kadar azalmıştır. İpekli kutnu dokumacılığı el sanatı: gittikçe az ilgi gören bir sanat dalı haline gelmiştir. Binlerce yıldır işlenen kutkunun desen ve renkleri: Türk köylüsünün asırlık renk ve desen kültürünü belirten bir hatıra ve turistlerin ilgisini çeken orijinal bir sanat eseri haline gelmiştir.

Antep şehrini ziyaret edenler, kutnu kumaşından yapılmış birçok ürünün satıldığı yerleri göreceklerdir. Erkeklere yönelik olarak gıravat (35 TL) ve bayanlara yönelik olarak birçok kutnu kumaşı ürün (örneğin şallar, 20-25 TL) bulunmaktadır. Ayrıca, yine kutnu kumaşı, bir çok tekstil ürününde kullanılmaktadır. Kutnu kumaşı ürünlerden satın almak isterseniz, bence Bayazhan içindeki satıcıyı tercih edebilirsiniz, çünkü fiyatları makul.

kutnu üretimi.2
ABA DOKUMACILIĞI:
Aba: deve, öküz ve at tüyünden, keçi kılından ve koyun yününden dokunan, özel bir kumaştan yapılan bir erkek giysisidir. Abanın üst rafından, başın; yan tarafından kolların geçmesi için birer delik olup kolları yoktur. Eskiden kumaşın dokunmasında kullanılan tüy, kıl ve yünler: toprak, mor boya, ceviz kabuğu, ceviz kökü, heylangoz yaprağı, sumak yaprağı, meyve, kızılcık otu gibi kök boya denilen boyalarla boyanırmış. Günümüzde ise: suni boyalarla renklendirilmiş polyester iplikler kullanılıyor. Geçmişte kullanım alanı oldukça geniş olan abanın; Suriye ve Arabistan’da giyileni, geniş ve kısa bir şekilde olup, dizden biraz aşağıya inermiş. Abanın dokunuşuna, üzerinde yapılan motiflerin durumunu ve bu motiflerde kullanılan iplerin özelliklerine göre giyenin ekonomik durumu belli olurmuş. Halkın giydiği abalar, daha az motifli ve kaba olarak dokunurmuş. Zenginler ise, çuhadan veya ipekten dokunmuş abalar giyerlermiş. Abalar dokunduğu ipin ve kumaşın rengine, boyuna ve giyildiği yörenin ismine göre isimlendirilirlermiş. Humus Abası, Yerli Aba, Sırmalı Aba, Kıl Aba, Maraş Abası.

zurnacılık.1
ZURNACILIK:
Üflemeli halk çalgılarımızın başında gelen zurna, kalın zerdali ağacından yapılır ve davulun yanında çalınan üflemeli bir çalgı aletidir. Zurnanın tarihi: Orta Asya’ya dayanır. Çok eski zamanlardan beri, bir çalgı aleti olarak bilinir ve yapılır. Zurna: 3 kısımdan oluşur. Baş kısmı: şimşir ağacından yapılır. Ağız kısmı: geniştir. Orta kısmı ise dardır. Zurnanın: 15 deliği vardır. 8 tanesi büyük, 7 tanesi küçüktür. Zurna yapıldıktan sonra; şimşir ağacından yapılan mezik kısmının ucuna, metem denilen uç, zurna çalan kimseler tarafından kamıştan yapılır. Gaziantep’te zurna, sipariş üzerine yapılmaktadır. Bir usta, günde ancak 1-2 tane zurna yapabilir.

bakırcılık.1
BAKIRCILIK:
Gaziantep bakır işlemeciliğinin tarihi çok eskilere dayanır. Bakır eşya: bakırdan ve pirinç diye tabir edilen, bakır ve çinkonun karışımından elde edilen maddeden işlenerek yapılır. Antep bakır işlemesinin özelliği: tek parça olarak imal edilmesidir. Yani: lehim ya da benzeri bir yolla birleştirme yapılmaz. Ev mutfak ve süs eşyası olarak kullanılan el işlemesi bakır mamüllerin işlenmesinde; çakma ve çizme diye bilinen basit yöntemler kullanılın. Ayrıca: yalnızca burada yapılan bir yöntem daha vardır. Bir çekiç ve çelik kalemle, işleme yapılır. Ancak, bu işlemede, bir tek parçanın işlenmesi, haftalarca hatta aylarca sürer. Gaziantep’te imal edilen işleme bakır mamülleri, tamamen el emeği, göz nuru ile yapılmakta, çekiçle kalem dışında hiçbir alet kullanılmamaktadır.

Karagöz mahallesinde bakırcılar çarşısında, halen tezgahlarda bakır ürünler işleyen bakır ustalarını görebilirsiniz.

sedefçilik.1
SEDEFÇİLİK:
Bazı deniz hayvanlarının kabuklarında bulunan ve sedefçilikte kullanılan sert beyaz ve gökkuşağı pırıltılı, fosforik özelliği olan maddeye “sedef” bu maddeyi işleyen kişiye de “sedefkar” denir. Asırlardan beri bilinen sedef, zamanın tekniği ve milletlerin sanat anlayışına göre şekil almıştır. Hammaddesi: midye kabuğu, çeşitli teller ve ceviz ağacı olan Sedef ve Sedefkarlık sanatı: Ortadoğu ülkelerinde doğmuş ve 15;’nci yüzyıldan sonra Osmanlılara geçmiştir.
Sedef kakmacılığı: Gaziantep’te 1963 yılında başlamıştır. Bugün, şehirde, 50 sedef atölyesi bulunmaktadır. Bu atölyelerde, daha çok turistik eşyaya yönelik çalışmalar yapılır. Genellikle, Ortadoğu’ya satış yapılır. Gaziantep’te işlenen sedefin %90’ı, dövizle satılmakta ve ülke ekonomisine döviz kazandırılmaktadır.

Antep ziyaretinizde, Karagöz mahallesindeki bazı çarşılarda sedef kakma yapan ve satan ustaları görebilirsiniz. Muhteşem eserler, özellikle mücevher koyma kutuları, aynalar, her çeşit kutular, tavla, süs eşyaları bulunabiliyor, meraklısı mutlaka bakmalıdır.

gümüş işlemesi.1
GÜMÜŞ İŞLEMECİLİĞİ:
Gümüş, insanların takı olarak eskiden beri kullandığı kıymetli bir madendir. Gümüş işçiliğinin şehirde gelişmesinin: Türkmenistan’dan göçüp gelen ustaların payı büyüktür. Gümüş işçiliği: 1980’lerden sonra Türkiye’nin dışa açılması, turizm hareketlerinin başlaması ve teknolojinin yardımıyla hızla gelişmiştir. Günümüzde, şehirde 40’ın üzerinde gümüş atölyesi bulunmaktadır. Bu atölyelerde: yılda ortalama 1.5-2 ton gümüş işlenmekte ve başta İstanbul olmak üzere birçok yere gönderilmektedir.

 

KUYUMCULUK:
1918 yılında, Medine’den gelen ve aslen Türkistanlı bir usta olan Sait Türkistanlının gayretleriyle, kuyumculuk mesleği, şehirde canlanmaya başlar. Zamanla yetişen Gaziantepli kuyumcular; halka, renkli taşlı, yakut, zümrüt, firuze ve benzeri, renkli taşlı yüzük, çöp, telkari, yılanlı, burmalı, çakma ve benzeri bilezik, kemer ve daha birçok çeşit altın takı imal ederler. Buna rağmen: 1950’li yıllara kadar, altın takılar genel olarak dışarıda imal ettirilip, Gaziantep’te satılırmış.
Kuyumculuğun merkezi sayılan İstanbul ve diğer büyük illerde altından üretilen süs ve takılar, 18 ve daha düşük ayarlı altından takılar üretilip satılırken, Gaziantep’te kuyumcuların ürettiği takılar 22 ayar altından üretilmektedir. Özellikle: son yıllarda Gaziantepli imalatçılar, ürettikleri mamüllere TSE belgeli olduğunu gösteren, kendi damgalarını vurmaktadırlar. Bu işlem, hem esnaf, hem de tüketici tarafından güven içerisinde, altının alınıp satılmasını sağlamıştır. Bugün Gaziantep’te, 400 civarında vitrin kuyumcusu, 60 civarında imalatçı bulunmaktadır.

 

YEMENİCİLİK:
Yemeni; üstü kırmızı yada siyah deriden; tabanı ise köseleden dikilen, topuksuz ve çok sıhhatli olan ayakkabılara denir. Gaziantep’te yemeniciliğe “Köşkercilik” ve yemenicilere ise “köşker”, yemeni ustalarına “köşker ustası” denir. Köşker kelimesi, Farsçadan “ayakkabı yapan” anlamına gelir. Yemeni, ilk defa Yemende, Yemen-i Ekber isimli bir kimse tarafından yapılmış ve kendi ismini vermiştir. Daha sonraları, Yemeni, Yemen’den Halep’e, Halep’ten de Güneydoğu Anadolu’ya intikal etmiştir.
Yemeni imalatında kesinlikle plastik kullanılmaz. Tüm dikişler elle yapılır. Ökçesiz olup, tersinden dikilir. Düz tarafı çevrilir ve asıl giyilecek durumunu alır. Ayaktaki mantar ve nasıl oluşumunu, ayak parmakları arasındaki pişikleri önler. Yemeninin üst tabanı ile alt tabanı arasındaki kil; insan vücudundaki elektriği toprağa verir ve insan vücudunu rahatlatır. Ayakta koku yapmaz. Çünkü gözenekli deriden yapıldığından teri dışarı verir. Yemeniler renklerine, büyüklüklerine ve şekillerine göre ad alırlar. Antep sokaklarında gezerken, çok miktarda yemeni görebilirsiniz.

yemek.1
GAZİANTEP YEMEKLERİ:
Gaziantep’te çeşitli kültürlerin buluşması nedeniyle oluşan zengin mutfakta, yaklaşık 252 çeşit yemek türü var. Akla ilk gelen yemekler arasında: kebap çeşitleri bulunuyor. Bilinen türler dışında yapılan diğer kebaplar ise: yeni dünya (bu kebap yalnızca Nisan ve Mayıs aylarında bulunabiliyor) , sebzeli, ayva, elma, firenk, simit, patlıcan, kazak, kabak, Kilis, ekşili, mantar, yoğurtlu ve tas kebapları olmak üzere, 32 tür kebap yapılıyor.
Ayrıca: 26 çeşit köfte, 27 çeşit pilav, 15 çeşit dolma, 26 çeşit etli yemek, 15 çeşit turşu ve 22 çeşit helva varmış. Yoğurt yemeklerinin de, hatırı sayılır bir yeri olduğu söyleniyor. Yoğurt yemeklerinden ilk akla gelenler ise: çağla aşı, orman, sahte yuvarlama, bakla, çiğdem aşı, bezelye, elma aşı, fasulye, kabak, keme köfte, mantar, patates, soğan ve yuvarlama.
Gaziantep mutfağının en önemli özelliklerin den biri: yemeklerde et olarak koyun etinin kullanılmasıdır. Etin, belli bölgeleri; yapılacak yemekte iyi sonuç verir. Örneğin: budun iç kısımlarından yapılan köfte: daha iyi tutar. Küşlemesi yapılan kebap, çok yumuşak olur. Kasaplar, koyunun hangi bölgesinin etinin, hangi yemekte daha iyi sonuç vereceğini bildikleri için, bundan 25-30 sene önce et almaya gelenlere, hangi yemeği yapacağını sorar ve ona göre et verirlermiş. Ekşili Daralık Tavası, Et Paçası, Kelle Paça, Tavuk Paçası, İncik Haşlaması, Paşa Köftesi, Sebzeli Tavuk Kızartması, Beyran, Fırında Tavuk ve diğerleri. Özellikle “Beyran” bir çeşit çorba olarak çok tercih ediliyor. İçinde kuzu eti ağırlıklı, çok  doyurucu ve aşırı sıcak olarak sabah saatlerinde içiliyor. Beyran çorbasının ardından ise, yine sokak aralarında seyyarlar tarafından satılan meyan şerbeti içiliyor.
yemek.2
Gaziantep’te yapılan yoğurtlu yemekler, üzerine yoğurt dökülerek yapılan yemekler değildir. Bu yemeklerin özelliği: yoğurtlarının ayrıca pişirilerek yemeğe katılmasıdır. Bu şekilde yapılan yoğurtlu yemekler: Çağala Aşı, Orman, Sahte Yuvarlama, Sarımsak Aşı, Şiveydiz, Yoğurtlu Bakla, Yoğurtlu Bezelye, Yoğurtlu Çiğdem Aşı, Yoğurtlu Elma Aşı, Yoğurtlu Fasulye ve diğerleri.
Bölgeye has serinletici içecekler: Meyan şerbeti, Tah şerbeti, Urmu Dut Şerbeti, Gül şurubu, Limonata, Üzüm suyu, Pekmez Şerbeti, Koruk Şerbeti, Karbanbaç, Haytalı.

Tatlılar, bu şehirde başlı başına bir sektör olmuş. Tatlılarda genellikle antep fıstığı kullanılıyor, ama gayet bol miktarda kullanıldığından muhteşem lezzetli oluyor. Özellikle,Antep ziyaretinizde buraya özgü içinde kaymak ve antep fıstığı bulunan “katmer” yemenizi şiddetle öneririm. Ancak katmeri özellikle sabah saatlerinde yemek ve uygun yeri bulmak çok önemli, çünkü saçma sapan yerlerde yenilen katmer, gerçek lezzeti vermiyor. Aslında yoğun tatlı olmasına rağmen, Antep yerlileri bir oturuşta 1.5-2 porsiyon katmeri, sıcak sıcak yiyebiliyorlar, ama normal şartlarda 1 porsiyon fazlasıyla yetiyor. (fiyat, 10-20 TL arasındadır)

IMG_9609

Antep şehrinde, elbette kebap öncelikli, en iyi Antep kebapları yemek için “İmam Çağdaş” denen yer tercih edilebilir. Burada, özellikle soğan kebabı yöresel özellikleri nedeniyle tercih edilebilir, yanında peynirli pide istemeyi unutmayın. Ayrıca, yine bence öne çıkan lezzetler, ciğerdir. Burada en iyi ciğer yapılan yeri bir taksiciye sordum öğrendim ve onun önerisi üzerine gittiğim Köşk ciğercisi gerçekten muhteşem lezzetler sunuyor. Burada özellikle ve sadece ciğer şiş yemenizi öneririm. Ayrıca yine burada Ali Haydar denen bir ciğerci var, bu da çok meşhurmuş, ama gece yarısı saat 3 de açılıyor ve saat 7 de kapanıyor. Bu saatlerde ayakta iseniz, mutlaka denemenizi öneririm.
Evet: Gaziantep yemeklerinin ve tatlılarının yapılışından, sunuluşuna kadar tüm merhalelerin görülebileceği otantik ve çağdaş lokantalar şehirde mevcut.
baklava.1
Son olarak: neler yiyebileceğiniz konusunda, yine bazı öneriler: Alacak çorba, Altı Ezmeli Kebap, Arap köftesi, Beyti Kebabı, Börk Aşı, Çağla Aşı, Cağırtlak Kebabı, Doğrama, Ekşili Taraklı Kebap, Erik Tavası, Firik Plavı, Kavurma, Kuşbaşı Kebap, Küşneme, Lahmacun, Oruk Kebabı, Patlıcan Kebabı, Sarımsak Kebabı, Şiveydiz, Soğan Kebabı, Yeni Dünya Kebabı (bu kebap yenidünya çıktığında yapılıyor yani 20-25 günlük süreçte bulunuyor), Yuvarlama ve elbette sonunda tatlı olarak: baklava ve şöbiyet.

Atıştırmalıklar da çok gözde. Muska tatlısı, nar ekşisi sucuğu (bunların içinde Antep fıstığı var), buraya has Antep peyniri.

İçilmek için, yine burada çok ünlü “Zahter” tercih edilmelidir. Önce tedirgin yaklaşmama rağmen, kaldığım sürece her mekanda zahter içmeyi tercih ettim, özellikle limonlu denemenizi öneririm.

 

GAZİANTEP YEMEKLERİ VE UNESCO

Gaziantep gastronomi d alında UNESCO “Yaratıcı Şehirler Ağına” girdi. Şu ana kadar, UNESCO gastronomi listesine,  dünyanın  dört bir yanından, sadece 8 şehir kabul edildi. Kabul toplantısı için verilen resepsiyonda, Paris şehrinde, Gaziantep yöresel mutfağından dolma, sarma, börek, köfte, kebap çeşitleri, Antep baklavası ve Antep fıstığının yer aldığı ikramlar yapıldı.

 

NE SATIN ALINIR:
Geleneksel el sanatlarından: sedef kakma, kutnu kumaşı, bakır işlemeleri, yemeni, Antep işleri ve Gaziantep baklavası, Antep fıstığı, tatlı sucuk ve pestil, kırmızı biber ve baharat satın alabilirsiniz. Özellikle: buraya özgü kuru baklava alıp, hediyelik olarak yakınlarınıza götürebilirsiniz.

 

 

GEZİLECEK YERLER:
tahmis kahvesi.1  IMG_9652  IMG_9651   IMG_9649   IMG_9667   IMG_9660
TAHMİS KAHVESİ:
Gaziantep’in tarihi yapıları içinde, 100 yıllık bir klasik. Kozluca Mahallesi, eski buğday arsasının kuzeyinde bulunuyor. “Tahmis” kelime anlamı olarak: kökeni Arapça. Osmanlıcaya da buradan girmiş. Kelime anlamı: “kavrulmuş ve öğütülmüş kahve satan yer” demek. Tahmis’in sonu “sin” ile biterse, ateşte kızdırıp kavurma kahve satılan yer anlamına geliyor. Eğer sonu “sat” ile biterse, “dövülmüş kahve satan yer” anlamında kullanılıyor.
Tahta sandalyeleri, asma katıyla günün yorgunluğunu atmak için bir bol köpüklü kahve içilebilecek yer.
Sabahın ilk ışıkları ile kapılarını yeni güne açan Tahmis Kahvesi: yılların eskitemediği yüzlere ev sahipliği yapıyor. Kahve içmek, nargile fokurdatmak ya da yarenlik etmek isteyenlerin mekanı. Gün görmüş masaları, asma katı ve başka hiçbir yerde soluyamayacağınız havasıyla görülmeye değer. Bol köpüklü bir menengiç kahvesi, damağınızda hoş bir tat bırakacaktır. Keyifli sohbetler yapılıyor, memleket sorunları tartışılıyor, çaylar yudumlanırken tavla, okey ve kağıt oyunları oynanıyor. Eski semt kahveleri gibi, giderek yaygınlaşan cafe kültürüne direnircesine, dimdik ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Tahmis isminin: Kurtuluş Savaşı öncesi, Antep’i işgal eden İngilizler tarafından verildiği konusunda söylentiler var. İngilizler, işgal günlerinde burada konaklamış ve İngiltere’de ki “Thaimes Nehri” ile bağlantı kurarak, buraya kısaca “Tayms” demişler. Ancak: kahvehane müdavimlerinin anlattıklarına göre; kahvehanenin ismi ile İngilizler’in hiçbir bağlantısı yok. Burası; işgalden önceki yıllarda da “Tahmis Kahvesi” olarak anılmakta imiş.
Evet: Tahmis Kahvesi: uzun yıllar “Lokuslu Kahvehane”, “Tömbekici Kahvehanesi” olarak da anılmış. Cumhuriyetin ilan edildiği yıllarda, Halkevinden sonra bilinen en büyük salon olması nedeniyle, toplantı salonu olarak da uzun yıllar birçok olaya tanıklık etmiş.
Kahvehane: özellikle Ramazan aylarında, farklı bir havaya bürünüyormuş. Günümüzde kullanılmayan, kahvenin asma katı, yani yazlık bölümü: ramazan aylarında ve özel günlerde, musiki ve gösteri sanatına uzun yıllar ev sahipliği yapmış. Özellikle: hikayeciler ve karagöz ustaları, kahvehaneyle bütünleşmiş bir geleneğe dönüşmüşler.

Evet, Tahmis kahvesi, bir cadde üzerinde, karşılıklı biri kapalı, biri açık mekandan oluşuyor. Kapalı mekan, sürekli kalabalık, dolu, yer bulunmadığında hemen karşısındaki açık mekan tercih ediliyor. Kapalı mekan, iki katlı, girişte büyükçe bir salon, merdivenlerden çıkınca üstte bir teras var, ama sanırım sürekli olarak bir yoğunluk var, kapalı yerde boş masa bulmak çok zor. Mekanlarda, yöresel kıyafetler giymiş, 4-5 kişiden oluşan müzik gurubu, neşeli ezgiler seslendiriyorlar, ortama ayrı bir keyf veriyorlar. Burada küçük bir mola vermenizi ve menengiç kahvesi içmenizi öneririm.

arkeoloji müzesi.1
GAZİANTEP ARKEOLOJİ MÜZESİ:

Yazının hemen başında belirtmek istediğim bir not: şehirde, “Zeugma Müzesi” açılınca, buradaki mozaikler, yeni açılan müzeye taşındı. Bu yüzden: bu müzede mozaik yok. Ancak, elbette burası yanlızca mozaiklerden ibaret bir müze değil, yani mozaikler gitti diye, şehir ziyaretinizde, burayı gezmeyi sakın ihmal etmeyin.
Evet, girişte; uzun bir salon var. Burada: genellikle geçici ve periyodik olarak değişen konuları yansıtan sergilemeler yapılıyor. Resim ve karikatür meraklılarını, müzeye çekmek için “arkeoloji” konulu, bir karikatür sergisi var. Ayrıca: tıp, eczacılık, kimya ve kozmetik meraklılarına hitap eden “Antik dönemde Tıp Aletleri” konulu iki vitrin bulunuyor.
Bu salondaki önemli bir bölüm de: Nostalji Vitrinleri. Burada: ülkemiz müzelerinde, ilk kez olmak üzere, 1864 yılında, bakır plaka üzerine çekilmiş ilk fotoğraflar ve 1910 yılında, ilk modellerden başlayarak günümüze kadar gelen, “Fotoğraf makinalarının Tarihi Gelişimi” isimli, 120 parçayı aşkın fotoğraf makinesı ve aksesuarı koleksiyonu sergileniyor.

Takip eden bölümde: Kronolojik Salon var. Bu salonda: Anadolu ve Gaziantep’deki antik yerleşim yerleri ve kazı merkezleri, büyük panolardaki haritalarda tanıtılıyor ve Gaziantep bölgesinin kronolojisi veriliyor. Birinci bölümde: Tabiat Tarihi vitrini var. İkinci bölümde ise: Akamenid, Pers, Helenistik ve Kommagene ile özellikle Roma döneminden kesitler sunan vitrinler bulunuyor.
Bu salondaki bir vitrinde: bir Mamut’un iskeletine ait kemikler ve içi doldurulmuş bir Krokodil de sergileniyor.
arkeoloji müzesi.3
Sonra; Küçük buluntular ve Sikke Salonu var. Burada: insan ve hayvan heykelcikleri, kült eşyaları, figürinler, damga ve silindir mühürler, süs iğneleri, bilezik ve tokalar ile fibulalar, yüzük taşları ve klasik döneme ait kil mühür baskıları ile altın ve gümüş ziynet eşyaları sergileniyor. Burada, müzenin en öne çıkan objeleri: mühürler. Dünyanın en büyük mühür koleksiyonu, bu müzede bulunuyor ve ziyaretçilere sergileniyor.

Ayrıca: sikkenin basım ve devirlere göre belirlenen özellikleri ile zaman içindeki değerlerini belgeleyen bilgi panosu var. Yanındaki vitrinde de, Grek, Helenistik, Roma ve Bizans devirleri ile Türk-İslam Dönemi ve Osmanlı çağına ait altın-gümüş ve bronz sikkeler ile Osmanlı dönemi nişanları sergileniyor.

Müze Bahçesi: Müzenin ön bahçesinde: Hitit ve Geç Hitit dönemi cenaze ziyafetlerini betimleyen bazalttan kabartmalı steller var. Yan bahçesinde ise; çoğunluğu Belkıs/Zeugma kökenli, Roma dönemi erkeğini simgeleyen kartal, kadını simgeleyen yün sepeti motifli mezar taşları sıralanmış. Ayrıca: dört adet, Roma dönemi lahit de bahçede.

Evet; Gaziantep müzesi bundan ibaret. Nisbeten güzel bir sergileme sunulan, bol eserli bir müze. Merakı olanlara önemle gitmelerini tavsiye ederim.

PLANETARİUM-GEZEGEN EVİ:
Şehir merkezinde, 100. Yıl Parkı içindedir. Yani, güzel bir parkın içinde, dev bir cam bina ve tepesinde kocaman bir portakal gibi bir şey var. 5000 m. karelik bir alan üzerinde, 1500 m. kare yeşil alan ve 3500 m. kare kapalı alan var. Her gün, saat: 10.00-18.00 arasında ziyarete açıktır. 25 Mart 2010 tarihinde açılmıştır. Giriş ücretlidir. Tam: 2.5 TL ve öğrenci: 1 TL. dir.

Burada: her yaştan, birçok ziyaretçi “evrenin sırları” nın deneylerinin canlandırıldığı ve ayrıca kendilerinin de dahil olabileceği ışıklı, maketli oyunlarla eğleniyorlar. Bunun yanında, buranın esas fonksiyonu, özel olarak tasarlanmış bir sinema salonu denebilir. Salonun perdesi: yarım küre şeklindeki, kubbe ekrandır. Görüntüler, karanlık salonda, 10.8 metrelik çapı olan kubbenin iç yüzeyine yansıtılarak, 77 koltuklardaki izleyicilere, uzay boşluğunda bir gezi yaptıkları hissi veriliyor. Koltuklar, gösteri sırasında, yatar şekilde tasarlanıyor. Bu uygulamayı, daha önce Amerika-Chicago şehrinde görmüştüm.

Bu sinema salonunda, özellikle NASA tarafından hazırlanan kısa filmleri izleyebilirsiniz.

Müze çıkışında: Vagon kafe görülüyor. Özel yapım bir trenin vagonlarında çay ve kahvenizi içebiliyorsunuz.

IMG_9567   IMG_9569   IMG_9575   IMG_9800

KENDİRLİ GAZİ KÜLTÜR MERKEZİ

Eski bir kilise, ermeni kilisesi olduğu söyleniyor. Şehrin en işlek ana caddelerinden birisinin hemen yanında, hatta iki cepheli. Kilise günümüzde kilise veya müze olarak kullanılmıyor. Binanın dıştan görünüşü zaten hemen kilise intibaı veriyor, içine girilince salon kısmında koltuklar yerleştirilmiş, hemen karşıda bir sahne var. Görevliden aldığım bilgiye göre: her gün saat 9-11-14-16 saatlerinde, burada yarım saat süreli bir gösteri düzenleniyormuş, ana tema “Atatürk”. Hatta sahnenin arka tarafında, Atatürk balmumu heykeli olduğu ve kendi sesinden “Nutuk” okuduğu söylendi ama orada bulunduğum saat uymadığından gösteriyi izleyemedim.

Buranın en önemli özelliklerinden birisi de, hemen yan bölümde, caddeye hakim bir balkon. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, 26 Ocak 1933 tarihinde Gaziantep iline gelmiş ve bu balkondan Gazianteplilere hitap etmiştir. İlk bakışta balkonun gayet alçakta olduğu görülüyor ve Atatürk’ün tamamen halkın içinde, halka seslendiği düşünülüyor. Çünkü o halkın içinden çıkmış ve halkla bütünleşmiş bir kahraman. Bu balkon konuşmasının orijinal resimlerini gördüğümde balkonun caddeden birazcık yüksek olduğu görülüyor. Cadde nedeniyle sanırım zemin yükselmiş.

 

IMG_9693   IMG_9692   IMG_9702   IMG_9701  IMG_9710   IMG_9708  IMG_9711

GAZİANTEP SAVUNMASI ANITI

Gaziantepin kurtuluşu olarak 25 Aralık 1921 tarihi kabul ediliyor. Anıtın kuruluşu 25 Aralık 1935 ve yeni düzenleme tarihleri ise 25 Aralık 1998 tarihidir. Anıtın hemen taban mermerlerinin çevresinde kurtuluş sırasında şehit olanların isimleri yazılı.

Anıtın bir yanında: “Bu anıt, yurduna saldıranların tecavüzleri kırmağa yemin içer şehir halkı adına, şehitlerin semaya kaldırdığı şehadet parmağıdır” yazısı bulunuyor.

Anıtın hemen yanında “Çınarlı Cephesi” anıtı var. Çınarlı Cephesi: Antep halkının “Arıburnu” adını verdiği bu cephe, Antep savunmasında, işgal kuvvetlerinin taarruzlarına karşı çetin mücadelelerin verildiği bir cephedir. Bu cephe, Kartal Bey, İbrahim Çavuş ve nice isimsiz kahramanların eldeki kısıtlı imkanlarla destan yazdığı yerdir”

Anıtın hemen altında, şehitlerin kemiklerinin toplanıp topluca gömüldükleri bir mezarın bulunduğu yer var. Antebi Gaziantep yapan 6317 şehidi temsil eden kahramanlar burada yatıyor. Antepliler bu harpte 6317 şehit verdi. Şehitler, kurşun yağmuru altında, kanlı elbiseleriyle, Esenbek camii arkasında açılan büyük çukurlara gömüldüler, Fatihalarını bile evlerinde, mağaralarda okudular. 1935 yılında çıkarılan şehit kemikleri yeni yapılan “Şehitler Anıtı” nın altına yani buraya nakledildi.

Burayı mutlaka ziyaret etmelisiniz. Buranın koridor duvarlarında, Antep savunmasına ait yazılar ve resimler bulunuyor.

“Antep, büyük topları, 300 makinalı tüfeği, 6 teyyaresi ve 4 tank ile gelen, 20 bin kişilik Fransız tümeni ve 1500 kişilik ermeni gönüllü alayına karşı 2920 tüfekli çetesi ile 10 ay 8 gün dayandı. Düşman çemberi içinde aç kaldı. Hiçbir yerden yardım gelemedi. Acı çekirdek ekmeği, ot yedi, cephanesi tükendi, barutunu, fişeğini kendi yaptı. Her yer yandı, yıkıldı. Fransızı Antebe sokmamak için 6317 şehit verdi. Harbin son günlerinde, TBMM tarafından ödüllendirildi. Antep “Gaziantep” oldu. 8 Şubat 1921”

“Fransızlar Antebe bir günde 800 top mermisi attılar. İşte Çınarlı ve Ferhadiye camileri ve şehir. Bütün Antebi böyle harap ettiler. “

 

 

 

 

 

MAĞARALAR

Gaziantep şehrinin altında birçok mağara bulunduğu söyleniyor. Bunlardan bir tanesi, Oyuncak Müzesinin hemen altında görülebilir. Bu mağaraların çok sayıda olduğu ve bunlarda su bulunduğu, bu yüzden Gaziantep şehrinin bir gemi gibi yüzdüğü söyleniyor. Öte yandan, Antep savunmasında bu mağaraların büyük önemi olduğu da belirtiliyor. Bu mağaralardan birini görmek isterseniz, gayet güzel dizayn edilmiş, Oyuncak Müzesi altındaki mağarayı görebilirsiniz.

 

 

   IMG_9683   IMG_9685   IMG_9686   IMG_9687  IMG_9688

BAYAZHAN-KENT MÜZESİ:
Şehrin en merkezi yerinde, ana cadde üzerinde olan Bayazhan, tarihi özellikleri olan bir yer. 1904-1909 yılları arasında, Bayaz Ahmet Ağa tarafından, taş ustalarına yaptırılmıştır. I. Dünya savaşı sırasında, şehri işgal eden Fransızlar burayı karargah olarak kullanmışlardır. Ayrıca, yıllarca hapishane olarak kullanılmıştır. Şehirdeki ilk sinema filmi, yine burada gösterilmiştir. Han: 2005 yılında, Belediye bünyesine alınmıştır. 2009 yılında ise restorasyonu tamamlanarak, üst katı: Gaziantep Kent Müzesine dönüştürülmüştür. Alt katında ise, yine çeşitli tesisler bulunmaktadır.

Burada: 2 restoran, 1 kahve evi ve yöresel ürünlerin satıldığı 8 dükkan bulunmaktadır. Ayrıca: büyük bir avlu ve teras bulunuyor Ayrıca, arka tarafta otopark var. Ayrıca, sanat galerileri var. Akşamları ise, orta bölümde ateş yakılıyor. Burada, birçok konser veriliyor. Toplu eğlenceler düzenleniyor. Örneğin: yılbaşı eğlencesi. Girerken, kapıda dedektörlü kontrolden geçiliyor, gündüz saatlerinde bile içeride yüksek sesli müzik yayını var, ama mekanlar boş oluyor. Orta bölümde, sanırım akşam saatlerinde, insanlar masalar üzerinde ayaküstü bir şeyler atıştırırken, biraz önce de sözünü ettiğim ateş yanan sobalarda ısınıyorlar. Yani, değişik bir ortam oluşturulmuş. Burada kutnu kumaşı satan bir mekan var, fiyatları makul, uğramanızı öneririm.

Kent Müzesi derseniz: 2009 yılında hizmete açılmıştır. Kent Müzesi girişi: 1 TL. Girişte bir kulaklık veriyorlar. Müzede: kentin tarihi, kültürel yapısı, yemekleri, sedef kakmadan kutnu adlı kumaşına, baklavasından fıstığına, şehrin çeşitli kültürel etkinlikleri anlatılıyor. Ayrıca, müze içindeki yapılar maketi ve kent rehberiyle, şehre gelen ziyaretçilere, şehir tanıtılıyor.

Hemen girişte ise, bir kulaklık veriliyor. Bu kulaklık ile gezerken: herhangi bir odaya girdiğinizde, oda hakkında ayrıntılı bilgiler veriliyor.

 

 

medusa.cam eserler müzesi.2
MEDUSA CAM ESERLERMÜZESİ:
Gaziantep kalesi altında, tarihi kır kahvesinin hemen karşısında, eski bir Antep evinin alınıp, restore edilmesiyle oluşturulmuştur.
Müze binası: 6 odadan oluşmaktadır. Roma döneminden ve İslam tarihinden kalan, tarihi camlar sergileniyor. Ayrıca, içinde üflemeli cam ocağı gösterileri yapılıyor ve antik mücevher tasarımı bulunuyor.
Gaziantep şehrinin ilk özel müzesi. Gaziantep’de yaşayan bir ev kadını; koleksiyonunda biriktirdiğin, tarihi eserlerin, evine sığmaması üzerine, satın alarak restora ettirdiği tarihi Antep evini, müze haline getirmiş. Gaziantep’de yaşayan, 2 çocuk annesi bayan; uzun yıllardan bu yana, eşiyle birlikte: cam, porselen, el işi örtüler üzerine koleksiyon oluşturmuş ve 1500’e yakın esere sahip olmuş.
Evet, müzede neler görebilirsiniz. Cam eserler, porselenler, el işi örtüler var. Bir bölümü ise: kuyumcu dükkanı. İstanbul Kapalı Çarşıdan gelen bir kuyumcu ustası, Mardin Midyat’tan gelen bir telkari ustası var. Ustanın: kiremit işleme, masa üstünde alevle cam boncuk çalışması, mücevher tasarımı, müzeyi ziyaret edenlerin ilgisini çekiyor. Müzede; kafeterya ve tarihi eserlerin sergilendiği 5 ayrı bölüm var. Müzede sergilenen 1500 civarındaki cam eser: gömüklerden elde edilmiş Roma, İslam dönemi eserleri.
Son olarak: müzede, camın işleme tekniğini gösteren gösteriler yapılıyor. Dönemler halinde, cam üfleme, masa üstü cam boncuğu, nazar boncuğu konusunda kurslar açılıyor.

kale.1
GAZİANTEP KALESİ:
Şehir merkezinde bulunuyor. Türkiye’de ayakta kalabilen kalelerin en güzel örneklerinden birisidir. Alleben Deresinin güney kenarında, yaklaşık 25-30 metre yükseklikte, hemen herkesin dikkatini çeken bir tepe üzerindedir.
Ne zaman ve kimler tarafından yapıldığı hakkında bilgi yok. Ancak; kalkolitik dönemden itibaren üzerinde yaşandığı biliniyor.
Bugünkü şekli ise: kaleler mimarı olarak anılan, Bizans imparatoru Justinyanus döneminde, MS. 6’ncı yüzyılda yapılmış.
Kale: daire planlı olup, çevre uzunluğu: 1200 metredir. Büyük taşlardan örülmüş duvarlar: 12 kule burçla desteklenmiştir. Kalenin üzerinde: cami, sarnıç ve yapı kalıntıları bulunmaktadır. Alt bölümlerde: üst yapıya destek sağlamak amacıyla: büyük odalar, galeriler ve dehlizler yapılmıştır. Ana kütle altında ise, bir su kaynağı bulunmaktadır.
Kale,bu haliyle, çapı yaklaşık 100 metre, çevresi ise 1200 metre olan, gayrı muntazan dairesel bir şekle sahiptir. Kale bedenleri üzerinde: 12 kule vardır. Kale çevresinde: eni 30 metre ve derinliği 10 metre olan bir hendek bulunmaktadır. Kaleye geçiş, bu hendek üzerinden, köprü ile sağlanmaktadır. Köprüyü geçip, kaleye ulaşmadan önce; sol tarafınızda, halk tarafından İmam-ı Gazali Hazretlerinin Makamı olarak adlandırılan bir burç göreceksiniz.

Asıl kale kapısından girince: kalenin iç kesimlerine ve üstüne doğru açılan iki yol var. Sola açılan yoldan: kalenin üst kısmına ulaşabilirsiniz. İç kesimlerine doğru devam eden yoldan ise: galeri, dehliz ve kale odalarına ulaşabilirsiniz. Kalede: ana kütle altında ise, bir su kaynağı bulunuyormuş.
Halen kalede yürütülen kazı çalışmaları sonucu: Osmanlı dönemine ait bir hamam ile bir cami ortaya çıkarılmıştır. Hamamın: banyo, buhar odası ve buhar odasının bacaları ortaya çıkarılmıştır. Buhar odasının köşesinde bulunan kanallar vasıtasıyla, içeride buhar fazlalaşınca, dışarıya verilmektedir. Hamam: mimari olarak pek gösterişli olmasa da, teknik bakımdan üstün özellikler taşımaktadır. Cami ise, Osmanlı mimari tarzında yapılmış olup, dikdörtgen planlıdır. Caminin güney cephesinde, yarım daire şeklinde, mihrap,mihrabın sağında ve solunda ikişer adet kitap koyma bölümleri bulunur.
Evet: kaleye çıkmışken, kalenin yapılışına dair, halk arasında anlatılan bir efsaneden de söz etmek istiyorum: kaleyi zengin bir kadın yaptırıyormuş. Bu kadın: bir gün sokağa çıkmış ve yolda kalabalık insan topluluğunun bir cenaze götürüşüne rastlamış. Yanındaki uşağına dönerek “bu nedir” diye sormuş. Uşak ise “Efendim, insanlar bir gün gelir ölürler, ölülerini de böyle tabut içinde taşıyarak mezarlığa götürürler ve toprağa gömerler. Gördüğünüz tabutun içinde, dün bizim gibi canlı olan bir insan cesedi var”der. Bunun üzerine, zengin kadın: uşağıyla beraber geri döner ve kaleyi yapan ustaları yanına çağırarak “bırakın kale yarım kalsın, ben ölümü hiç düşünmezdim” der. Gaziantep kalesinin tarihi eski çağlara kadar uzanıp gidiyor. Ancak, bu halk arasında anlatılan efsanede kesin tarih yok.

Son bir not: kale içinde “Kahramanlık Panaroma Müzesini” de ziyaret edebilirsiniz.

 

HAYVANAT BAHÇESİ:
Burç ormanları içinde, 1000 dönümlük bir alan: Doğal Hayatı Koruma ve Rekreasyon Alanı olarak tahsis edilmiş ve Büyükşehir Belediyesi tarafından, hayvanat bahçesi olarak tanzim edilmiştir. Günümüzde: Türkiyede, en geniş alana sahip durumdadır.
Hayvanat bahçesi içinde: dünyanın iki büyük akvaryumundan birisi olan, 21 bölümlü akvaryum, deve-lama evi, kanguru evi, deve kuşu evi, kanatlılar için büyük kuş kafesi, küçük kuş kafesi, tavuk-sülün-kum kekliği, kum tavuğu kafesi ve yırtıcı kuşlar için kafer alanları var.
Ayrıca: aslan, kaplan vb. gibi yırtıcı hayvanlar için büyük kafsler, yaban keçileri, yaban koyunları, geyikler, ceylanlar için ayrı ayrı barınaklar yapılmıştır. Deniz ve tatlı su canlılarının bulunduğu akvaryum bölümü: 1200 m.kare alana sahip olup, 450 ton kapasitelidir. 3 adet deniz akvaryumu ve 18 adet tatlı su akvaryumu olmak üzere, toplam 21 adet akvaryum bulunmaktadır. Bunların içinde, 74 tür ve 2700 balık bulunmaktadır.
Gaziantep hayvanat bahçesi içinde: tren turları ve nostalji fayton turları düzenleniyor. Ziyaretçiler, bu turlarla Hayvanat Bahçesinin tamamını kolayca gezebiliyorlar. İlginizi çekerse, güzel zaman geçirebileceğiniz bir yer.
Toplam: 250 tür ve 4000 adet hayvan görebilirsiniz.

 

ÇEVRE GEZİLERİ:

DÜLÜKBABA TURU:
İl merkezine: 4 km. uzaklıkta bulunan: Orman İşletme Müdürlüğüne ait: Dülükbaba Orman İçi Dinlenme Yeri; doğa yürüyüşü yapmaya, kamp yapmaya, pikniğe elverişli ve günübirlik gidilip dinlenilecek bir yerdir.

YESEMEK TURU:
İslahiye İlçesine: 24 km. uzaklıktadır. Dünyanın ilk Açıkhava heykel atölyesi olarak bilinir. Yesemek Açık Hava Müzesinin karşısında bulunan Tahta Köprü Barajının kıyısında piknik yapılabilir. (Yesemek antik bölgesine ait ayrıntılı gezi yazısını, yine bu sitede, İslahiye ilçesine ait sayfada bulabilirsiniz.)

RUMKALE TURU:
Yavuzeli İlçesinin Kasaba köyünde bulunan ve Fırat nehri ile Merziman çayının birleştiği yerdedir. Görkemli duruşu ile insanları büyüler. Bu kale gezilebilir, Fırat ve Merziman çayı kıyısında doğayla iç içe su çağıltıları arasında dinlenmek, piknik yapmak için günübirlik olarak gidilebilir. (Rumkale ile ilgili ayrıntılı gezi yazısını, yine bu sitede, başka bir başlık altında bulabilirsiniz.)

 

zeugma.mozaik.3
ZEUGMA TURU:
Şehre 60 km. uzaklıktadır. Nizip ilçesi sınırları içindedir. Tarihte kendi adına para bastıran Zeugma şehri harabeleri, günübirlik gezilebilir. Fırat kenarında, yeşillikler arasında piknik yapılabilir. (Zeugma bölgesine ait ayrıntılı gezi yazısını, yine bu sitede, Nizip ilçesi sayfasında bulabilirsiniz.)

 

dülük antik kenti.1
DÜLÜK ANTİK KENTİ:
Gaziantep ilinin 10 km. kuzeyindedir. Gaziantep-Yavuzeli istikametinde giderken, otoyol gişelerine ulaşmadan önce, sol tarafta “Beylerbeyi Köyü” içinden geçen,yaklaşık 4 km. lik asfalt bir yolla, Dülük köyü ve Antik kentine ulaşılıyor. Köyün girişine geldiğinizde, yön levhaları size yardımcı olacaktır.
Dülük Antik kenti kutsal alanı na ise: Gaziantep şehir merkezine, yaklaşık 4 km. uzaklıktaki, Gaziantep-Adana yolu üzerindeki, Dülük Ormanları içinden geçilerek ulaşılıyor. Ayrıca: Dülük ormanı içinde, halkın piknik yapabileceği alanlar da var.
Evet: Dülük antik kentinin, antik dönemdeki önemi neden? Antik dönemde : kuzey, doğu ve batıdan gelen ticaret yollarının kesiştiği kavşak,burada. Asurlular döneminde: Mezopotamyadan Kilikyaya uzanan yolun: Helenistik ve Roma döneminde ise: Antakya ve Kilikyadan Zeugmaya uzanan ipek yolunun güzergahı buradan geçiyor. Bunun sonucunda: Dülük, önemli bir ticaret ve dini merkez haline geliyor.
Buradaki ilk yerleşim: MÖ.600.000 yıllarına tarihleniyor. Dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri olarak gösteriliyor. Bu durum: Keber Tepesi üzerindeki mağarada yapılan kazılarda teyit edilmiş.
Ayrıca: bölge bir dini merkez. Tarihte: “Doliche”olarak bilinen kent; Hititler’in baş tanrısı “Teşup” un din merkezi olmuştur. Aynı zamanda, yeraltında tapınak kuran Mitras dini kültürü gelişmiş.
Dülük: antik kent ve kutsal alan olmak üzere: ikiye ayrılır. Antik kent: bugünkü Dülük köyünün kuzey bitişiğindeki Keber tepesi ve çevresinde; toprak altındadır. Kutsal alan ise: Dülük köyünün yaklaşık 3 km. kuzeyinde, sedir ve çam ağaçlarıyla kaplı, Dülük Baba Tepesinde bulunmaktadır.
dülük antik kenti.2
KUTSAL ALAN:
Dülük: Teşup, Zeus ve Jüpiter Dolikhenos inançlarının kült merkezidir. Burada: Hitit döneminde, gök ve fırtına tanrısı Teşup’un tapınağı vardı. Teşup: sol elinde şimşek demetiyle, sağ elinde çift ağızlı baltayla, boğa üstünde durur olarak; taş üzerine kabartmalara işlenmiş ve bronz heykelleri yapılmıştır. Helenistik ve Roma döneminde, Teşup; aynı işlevini sürdürmüş, fakat ismi: Zeus ve Jüpiter olarak değiştirilmiştir. Roma’lı askerler tarafından Jüpiter Dolikhenos kültü sevilip büyük saygı görmüştür. Kendilerine güç versin diye, Jüpiter Dolikhenos’un küçük heykelciklerini kolye olarak boyunlarına takan askerler, bu dini Roma’ya kadar yaymışlardır.

MİTRAS-YER ALTI TAPINAĞI İNANCI:
Dülük’te “mitra” inancı da vardı. Dünyada bilinen; yer altına inşa edilmiş Mitras tapınaklarının en büyüğü: Dülük Keber tepesinde bulunmuştur. Bu tapınak: 2 salonlu olup, yer altı tapınağının mihrabı konumundaki merkez nişte; Tauroktoni adı verilen, boğa öldürme sahnesi kabartma halinde işlenmiştir.Tanrı Mitras; gezegenleri simgeleyen yıldızlar, takım yıldızlarını simgeleyen akrep, yılan, köpek vb. gibi figürlerin de eşliğinde, bir boğayı öldürürken resmedilmiştir. Astrolojiye göre: Yunan ve roma döneminden önce, ekinos boğada idi. MÖ.4000-3000’de gerçekleşen boğa çağının sonu, boğa öldürme sahnesiyle ifade edilmiştir. Perseus takım yıldızının, tam boğa üzerindeki konumu, boğayı Perseus’un öldürdüğü kavramını yaratmıştır.
Ayinleri gizli olan bu inanışın,inananlarının çoğu: Roma ordusunun askerleriydi. Üyeleri arasında: bürokratlar, tüccarlar ve köleler de bulunuyordu. Dülük Mitras Tapınağı: Gaziantep Müzesi ve Almanya’dan Münster Üniversitesinin katılımlı kazıları sonucunda; 1997 ve 1998 yıllarında bulunmuştur. Anadolu’da bulunan Mitras yer altı tapınağının ilkidir.

KEBER TEPESİ ÜZERİNDEKİ MAĞARA:
Dülük’te geçmişin kanıtı olarak en eski yerleşim: Keber Tepesinin güneyindeki mağaradır. Ayrıca: Keber tepesinin karşı sırtlarında: nekropol alanı vardır. Burada: çok sayıda, kayaya oyulmuş oda mezarları var. Bu kaya mezarlarının bazılarının ön odasına: taş basamaklarla inilerek ulaşılıyor. Mezar içinde: lahitler bulunuyor. Bazısında: dini mitolojik konulu kabartmalar var. Bazı mezarlarda ise: bakıldığında taşa çeviren Medusa başı kabartma olarak işlenmiş. Antik dönemde de, ölüm sonrası dirilme inancı var. Bu yüzden, ölünün evi olarak kabul edilen, bu mezarlar, günlük yaşanılan ev biçiminde yapılmış.
Nekropolün doğusunda: Mar-Slemun manastırana ait olduğu tahmin edilen, iki kaya kilisesi var. Ayrıca: Dülük köyünün doğusunda, antik taş ocakları bulunuyor.
Evet: gezimize devam ediyoruz. Dülük’de mühür baskılarını içeren Dülük Arşivi; kaçakçılar tarafından yağmalanmış. Çok sayıda mühür baskısı, yurt dışına kaçırılmış. Mühür baskısı: yüzük taşı ve nühürlerin kil çamuruna basılmasıyla yapılıyor. Mühür baskıları üzerinde: tanrı, tanrıça, kişiler ve hayvanlar gibi çeşitli resimler bulunuyor. Resmi ve özel mektuplarda, belgelerde, para torbalarında ve balya vb. nesnelerin mühürlenmesinde kullanılmış olup, mühürlenilen eşyanın güvenliğini sağlamış. Bu mühür baskılarından, Zeugmada bulunan büyük bir koleksiyon, Gaziantep Müzesinde sergileniyor.
Evet; burada halen Dülük Köyü var. Köy: geleneksel taştan evleri, camisi ve Musa Kazım türbesiyle, yöreye özgü geleneksel tarihi mimari özelliğiyle de, görülmeye değer yerlerin başında geliyor. Dülük Antik Kenti ise: bugün, Dülük Köyünün kuzey bitişiğindeki Keber Tepesi ve çevresinde bulunuyor.

“Gaziantep” için 8 yorum

  1. baya güzel yerler ve tarıhı turistlik terleri var ve en güzelide gaziantep tatlısı cok guzel görönüyodu insanın agzından su damlar o resme bakınca

  2. bunları gördüm ama tabi gerçeği daha güzel kaleye müzeye her yere gittim

  3. cok guzel bilgiler iceren bir yazi..ulasim imkanlarida dikkate alinarak sirali bir gezi guzergahi verilse idi sehri gezmege gelenler icin cok cok daha faydali olurdu..
    elinize saglik , ilk firsata gezmege gelecegim.

  4. çok güzel işime yarı faydalanıyorum iyi rahatlatıyoda ama çok uzun çünkü antebde uzun hi<3

  5. Gaziantep’e gitmişken mutlaka Elmacı Pazarı’na uğrayacaksınız demektir.Size şiddetle tavsiye ettiğim ve çok memnun kalacağınız bir yerden bahsetmek istiyorum.Efendioğlu hem ev yapımı hem organik ürünleri ile alışveriş standartlarınızı bir tık üste taşıyor.Sucuk,salça,muska,bastık,kuruyemiş,kuru sebzeler ve aklınıza ne gelirse bulabilecğiniz tek yer.Üstelik çalışanlarının gösterdiği ilgi ve alaka ayrı bir fark yaratıyor.Mutlaka uğrayın.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir